Toplum & İslam & Garabet T. Suat Demren - 28 Eylül 2007 08:14 am

Gerçeğin Baskısı

Tam da “Malezya izlenimleri” “Mahalle baskısı” vs gibi havalarda uçuşan “fast food sosyoloji” travmasının yaşandığı günlerde ciddi bir araştırma yayınlanmış.

A&G firması bu tip kamuoyu araştırmalarında benim güvendiğim bir firma. Araştırma; 21 – 23 Eylül 2007 günleri Türkiye’nin 7 coğrafi bölgesinde, 38 il ve 128 ilçede bunlara bağlı 157 mahalle ve köyde, 18 yaş ve üstü seçmen nüfusunu temsil edecek bir denek grubu ile yapılmış.

Önce araştırmadan özet sonuçlar:

Türkiye’de her yüz kadından 61′i başını kapatıyor.

21–23 Eylül tarihleri arasında Türkiye’nin 7 coğrafi bölgesinde, 38 il ve 128 ilçede, bunlara bağlı 157 mahalle ve köyde, 18 yaş ve üstü seçmen nüfusunu temsil eden 924′ü kadın toplam 1863 denekle görüşme yapıdı. Ankette ortaya çıkan sonuçlara göre Türkiye’de her yüz kadından 61′i başını kapatıyor. Bunun yanısıra son 3.5 yılda başını örten kadın sayısında yüzde 2.9′luk bir azalma göze çarpıyor.

Üniversitelerde türban yasağının kaldırılmasını savunanların oranı yüzde 73

Araştırma sonuçlarına göre eğitim düzeyi yükseldikçe üniversitelerde türban yasağı olmalıdır diyenlerin oranı artış gösteriyor. Üniversite öğrencilerinin %51.8′i türban yasağını savunurken, genelde üniversitelerde türban yasağının kaldırılmasını savunanların oranı %73.7 olarak gözüküyor. Türbanın siyasi bir simge olduğunu düşünenlerin oranı %19 iken, türbanın siyasi bir simge olmadığını söyleyenlerin oranı %yüzde 70…

“Cumhurbaşkanı eşinin türbanlı olması sorun değil”: yüzde 70.5

Ankete katılanlara yöneltilen “Çankaya’da türbanlı bir first lady olması sorun teşkil eder mi” sorusuna katılımcıların %24.1′i “evet sorundur” derken, % 70.5′i “sorun değildir” cevabı veriyor. “Başbakan ve Cumhurbaşkanı resmi törenlere eşlerini götürmeli mi” sorusuna ise %51.3′lük oranda “evet götürmeli” cevabı veriliyor. ” Hayır götürmemeli” diyenler ise %37.6 oranında…

Namaz kılanların sayısında yüzde 2′lik bir azalma var…

Araştırmada yer alan sorulardan “namaz kılar mısınız” sorusuna %29.3′lük kesim “evet kılarım” derken hiç namaz kılmayanların oranı %21.8 olarak gözüküyor. Son üç buçuk yılda namaz kılanların sayısında ise %2′lik bir azalma göze çarpıyor..

“AK Parti iktidarı ile Türkiye’de muhafazakarlık artmadı” diyenler yüzde 54.7

Son günlerde sıkça tartışılan muhafazkarlaşma olgusunun ankete yansıma şekli ise şöyle: “AKP iktidarı ile muhafazakarlaşma arttı mı” sorusuna “evet arttı” diyenler %28.3. “Hayır artmadı” diyenler ise %54.7…”Fikrim yok diyenler ise %17 olarak gözüküyor.

Anayasa değişmeli: yüzde 50.5… değişmemeli: yüzde 21.5

Araştırmaya katılanların “Anayasa değişmeli mi” sorusuna yüzde 50.5′lik kesim “evet derken, 21. 5′i “hayır değişmemeli ” diyor. “Fikrim yok” diyenler %29.9.

Yeni Anayasa’nın türban serbestisi getirmesini isteyeler % 62 olarak gözükürken yüzde 27′lik kesim “getirmemeli” cevabını veriyor.

***

A&G’nin araştırma ile ilgili yorumu da şöyle:

Türkiye’de başı kapalı kadınların oranında azalma var. Gençler yüksek oranda başı açık. 2003 araştırmasında da belirttiğimiz gibi, önümüzdeki yıllarda Türkiye’de örtünen kadınların oranında düzenli olarak azalma devam edecek.

Yaygın kanaatin aksine, toplumda örtünme veya dindarlık artmıyor, aksine azalıyor. Sadece görünürlük artıyor. Kapalı kadınlar daha fazla sosyal hayatta yer almaya başladı. Eskiden otobüste, minübüste görmeye alıştığımız kadınlar, bugün son model arabalara binmeye, nişantaşında bağdat caddesinde alışverişe çıkmaya başladılar. Bu nedenle sayıda artış yok, algıda farklılık ve artış var.

Her başlık ayrı ayrı tartışılabilir ama son günlerde tartıştığımız konulardaki tabloya gelirsek;

Ülkede kadınların %61′i başını örtüyor. Daha nasıl, bir ülkenin “gerçeği” olur başörtüsü bilmiyorum.

Türkiye’de başı kapalı kadınların oranında azalma olduğunu, namaz kılanların, oruç tutanların oranında düzenli olarak bir düşme olduğu görüyoruz. Yani muhafazakarlaşma yerine tam tersi olarak sekülerleşme var. Kına yakması gerekenler yakmıyor, üstüne üstlük nasırlarına basılmış gibi bağırıyor; ilginç doğrusu. (İlginç değil, sebebi belli de işte, cümle öyle biter ya hani, afilli olsun diye, o bakımdan.)

Ayrıca laikçilerin paranoyalarının aksine halkın çoğunluğu da içinde yaşadığı toplumu doğru okumuş görünüyor. Muhafazakarlığın artmadığını düşünenler arttığını düşünenlerden fazla. Başörtüsü yasağına ezici çoğunluk karşı çıkıyor, aynı şekilde üzerine kopartılan onca fırtınaya rağmen Hayrunisa Hanım’ın başörtüsünü problem etmiyor, başörtüsünü (türbanı, adı her ne ise işte) siyasal simge olarak görmüyor.

Birçok aklı başında adam yıllardır boğazlarını patlatırcasına söylüyor, olan biten şudur: Yükselen ve zaten var olan müslüman kimliğini de bırakmamaya çalışan bir orta sınıf var ve bu sınıf; modernleşmenin getirdiği şehirleşme ve refah ile daha görünür hale gelmiş durumunda.

Saf laikçiler bunun tersi olarak “Malezyalaşmak”la korkutuluyor ve buna inandırıyorlar. Oysa korkuyu pohpohlayanlar ve kullananlar bunun böyle olmadığını çok iyi biliyor. Çünkü hiçbir sınıf sahip olduğu imtiyazı “hay hay, buyrun alın” diyerek başka bir sınıfa teslim etmez.

Çıkan gürültünün özeti budur.

A word to the wise is enough!

(Çıkan gürültünün bir özeti de “Hürriyet Gazetesi ne yapmak istiyor?” sorusu ile ilişkili ama nihayetinde bu kavga da genele şamil edildiğinde sınıf kavgasına dahil edilmelidir.)

23 Responses to “Gerçeğin Baskısı”

  1. on 28 Eylül 2007 at 10:51 1.Efsun

    Suni gündem çok kolay yaratılıyor.Bu ülkede kimse başörtüsüne karşı değildir,kişisel olarak sorduğunuzda hemen hemen herkes bunu der…
    Peki sorun nedir?
    Medyanın insanlar üzerinde paranoya yaratmasıdır.
    Türkiye İran olacak…
    Türkiye Malezya olacak…Herkes kapanıcak,insanlar sürü psikolojisine kapılıp çoğunluk ne yapıyorsa onu yapacak çünkü onların düşünceleri,karakterleri yoktur,su nereye akarsa oraya giderler.
    Başkalarının özgürlüğünü kısıtlamadan yaşayabilmeyi öğrenebilirsek çok yol katedeceğimizi düşünüyorum…

  2. on 28 Eylül 2007 at 11:19 2.freedom

    Suat bey,

    Araştırmaya katılanların “Anayasa değişmeli mi” sorusuna yüzde 50.5′lik kesim “evet derken, 21. 5′i “hayır değişmemeli ” diyor. “Fikrim yok” diyenler %29.9.

    Bu yüzdeleri görünce bu araştırma ne kadar ciddiye alınabilir diye bir soru oluştu kafamda.

    Gelelim halkın çoğunluğunun ne düşündüğüne. Çoğunluğun bir düşüncede olması o düşünceyi doğru yapmaz. Nasıl Türkiye’nin çoğunluğu Allah’ın varlığına inanması Allah’ı var etmiyorsa, türbanın siyasi simge olmadığını düşünmeleri de o görüşü doğru yapmıyor.

    Örtünmek ile türban aynı şey değil. O %61′e sorsunlar bakalım taktığınız şeyi “türban” olarak tanımılıyormusunuz diye bakalım sonuç ne çıkıyor. Her başını örtenin ötüsü türban değil.

    Başörtüsü ülke gerçeği demişsiniz. Doğrudur. Ama türban ülke gerçeği değil. Türban ülke gerçeğ olsaydı 1980′den önce de olurdu, Cumhuriyetin başından beri olurdu. 1980′den sonra şapkadan çıkan tavşan gibi ortaya çıkmazdı.

    İran ve Malezya konusuna gelelim. Türkiye’yi İran veya Malezya yapmaya kimsenin gücü yetmez. Bunun için çalışanlar olabilir ama bunu asla başaramazlar. Böyle şuursuzlar, aklı beş karış havada gezenler varmıdır bilmiyorum ama amaçlarına ulaşamayacaklarına adım gibi eminim.

  3. on 28 Eylül 2007 at 11:35 3.T. Suat Demren

    @Freedom,

    Şimdi sen koca araştırma ve yazıdan demokrasi vurgusu olarak kullanılan çoğunluk kavramından “Allah var demekle var olmaz”ı diğer sonuçlardan da “Türkiye laiktir laik kalacak”ı mı anladın?

    :-))

    Pes diyorum sana, vallahi pes.

  4. on 28 Eylül 2007 at 12:34 4.BetüL

    Bu kamplasma gun gelir bunu yaratanlarin da elinde patlar.

  5. on 28 Eylül 2007 at 13:00 5.çuvaldız

    http://www.dusunceler.org/guncel/2006/11/22/tesevin-arastirmasi-uzerine/#more-171
    sadece hatırlatma olsun diye..araştırma sonuçları pek farklı değil ama dediğiniz gibi sekülerizme kaymadan ziyade iki araştırma sonucu bir arada okunursa; örtünmek hacca gitmek gibi ilerleyen yaşla beraber uygulanan bir çeşit ibadet gibi algılanmaya başlamış.Bir çeşit erteleme gibi!

  6. on 28 Eylül 2007 at 13:34 6.T. Suat Demren

    Çuvaldız hanım,

    Sekülerizm zaten bu değil mi, dini hayattan soyutlama, reel dünya ile uyumsuz görüp vicdanlara hapsetmeye çalışma, yaşlanınca yaşamaya erteleme..

    Sekülerizm zaten bu bence. İnanç olgusundan soyutlanmaz insan zaten ve bu anlamda muhafazakarlık yükselen süreç tüm dünyada.. Ama bunu yaşama biçimi daha çok vicdani olmaya başladı, ritueller önemsizleştiriliyor, öteleniyor.

    Selamlar.

  7. on 28 Eylül 2007 at 13:59 7.freedom

    Suat bey,

    Benim dediğim çoğunluğun düşüncesi doğru olmak durumunda değildir. Bakın çoğunluk şöyle düşünüyor demenin fazla bir anlamı yok benim gözümde. Demokrasi var diye çoğunluğun her istediği olacak diye de birşey yok.

    Laiklik konusuna gelirsek. Elbette Türkiye laik kalacaktır. O konuda bir şüphem yok. Zaten bunun aksini isteyenlerin olduğunu da sanmıyorum. Yani bir zamanlar “ya müslüman olacaksın ya laik” diyenler bile artık “islam laikliğin garantisidir” demeye başladı. Onun için bu konuda zaten bir şüphe olmaması lazım ama asıl sorun laikliğin tanımında. Eğer Gül gibi garip bir laiklik tanımı yaparsanız her türlü gariplik ortaya çıkabilir.

  8. on 28 Eylül 2007 at 14:11 8.T. Suat Demren

    Freedom,

    Gül’ün Laiklik tarifi gerçek laikliğin tarifidir. Çünkü bu tarife göre devletin ideolojisi olmaz ve devlet tüm inançlara eşit mesafede olur.

    Sizin işinize gelen ise laikçilik, pozitivist bir şeriatın dayatılması ve devletin dine müdahale etmesi.

    İkisi yaklaşımın aradındaki farkı Sami Selçuk genişçe işlemişti:

    http://www.dusunceler.org/gunun-yazisi/2006/08/26/laisizm-ve-laiklik/

  9. on 28 Eylül 2007 at 15:21 9.Bulent Murtezaoglu

    Suet bey,

    Gül’ün Laiklik tarifi gerçek laikliğin tarifidir. Çünkü bu tarife göre devletin ideolojisi olmaz ve devlet tüm inançlara eşit mesafede olur.

    Milletin zaten yeterli seviyede olmayan geometri bilgisinin geometrik olarak mumkun olmasi ozel sartlara bagli bir benzetmenin devamli kullanilarak bir de bu yanlisla eksiltilmesi, ustelik bunu devletin en tepesinden yapilmasi hic hos degil. Hizmetkariniziz diye tepinerek oy alanlarin, is soru sormaya gelince bilgisayar zoruyla onlerinde egilmemizi saglamalarina alerjim olmasa, bilgi edinme kanununu kullanarak ‘buyuklerimizin’ buldugu bu yeni geometriyi soracagim valla.

  10. on 28 Eylül 2007 at 15:51 10.freedom

    Suat bey,

    Gül’ün Laiklik tarifi gerçek laikliğin tarifidir. Çünkü bu tarife göre devletin ideolojisi olmaz ve devlet tüm inançlara eşit mesafede olur.

    Tüm inançlara eşit mesafede olmak demek her türlü dini olaya serbestlik, özgürlük sağlanması demek değildir. Bir dini diğerine karşı üstün saymaz. Hepsine karşı eşit davranır. Her dine istediği kadar özgürlük diye birşey yoktur. Bu laiklik değildir.

  11. on 28 Eylül 2007 at 16:27 11.Bulent Murtezaoglu

    Heh, alinti yapiyorum:

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kendine yapılan bir başvuru üzerine Türban’ın bir siyasi simge olduğuna ve bu nedenle yasak olmasının doğru olduğu yönünde bir karar verdi ? Siz bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz ?

    Buna “AIHM karari oyle demiyor ki?” diyen pek cikmamis galiba. AKP’nin matematik dahisi ideologlarindan geometri ogrenilmesi gibi serefli basinimizdan da AIHM karari ogrenilirse olacak olan budur. Dondurgec mucitlerinden de fizik ogrenelim tam olsun.

  12. on 28 Eylül 2007 at 17:37 12.T. Suat Demren

    Bülent bey,

    Elbette geometrik şekil gibi net bir uzaklık olacak değil de, bu ‘ideali’ dillendirmek neden yanlış onu anlamıyorum. Bunu konuşmuştuk zannederim ama başlığı hatırlayamadım şimdi.

    Yani ne demeli Gül sizce? Ya da laiklik ne olmalı, madem net uzaklık olamıyor bazı ideolojilere yakınlık iyi böyle mi, şeklinde olmalı?

    Freedom,

    Tüm inançlara eşit mesafede olmak demek her türlü dini olaya serbestlik, özgürlük sağlanması demek değildir.

    Bunun sınırı nedir? Mesela başörtüsü yasak olmalı diyorsanız burada ayrılıyoruz. Ama laik devlet yönetiminde kanunlar din kurallarına dayanmamalı vb gibi şeyler ise buna itiraz eden mi oldu?

    “Bir dini diğerine karşı üstün saymaz. Hepsine karşı eşit davranır.

    Tabii, mesela kemalizm dini de rekabetçi piyasa koşullarına inmeli.

    Aynı şeyleri söylüyoruz. :-)

  13. on 28 Eylül 2007 at 17:54 13.Bulent Murtezaoglu

    Suat bey,

    Yani ne demeli Gül sizce? Ya da laiklik ne olmalı, madem net uzaklık olamıyor bazı ideolojilere yakınlık iyi böyle mi, şeklinde olmalı?

    Kendisini Osmanli sanan bir diger buyugumuzun kullandigi nasihatlerden mulhem bir cevap vereyim buna: Kusur bulmak bize, kusur bulunamayacak dogru laflari etmek ikbal sahiplerine.

    (Ben ozellikle guclu ve kusatici devlet muhafaza edilecekse devleti iyice sekuler kutpa itmedan manali bir laiklik tarifi bulnabilecegine pek inanmiyorum. Esit mesafe laikliginde benim dinim 6 ay tatil gunde 15 kere de cay sigara ibadeti gerektiriyor beni devlet memuru yapin diyebilirim mesela, ‘hadi len oyle din mi olurmus’ veya ‘valla biz sadece yemek/tuvalet molasi ve haftada bes gun calismayi taniyoruz’ dedigi zaman mesafe filan kalmiyor. Sokak sokak Ali baba dolastirma dinini de unutmayin bu arada.)

  14. on 28 Eylül 2007 at 17:57 14.Bulent Murtezaoglu

    Suat bey, sunu atlamisim.

    Elbette geometrik şekil gibi net bir uzaklık olacak değil de, bu ‘ideali’ dillendirmek neden yanlış onu anlamıyorum.

    Cunku manali degil. Yani ne bileyim dunyada ac kalmasin, caresi bilinen hastaliktan olen olmasin demek gibi degil ki bu? Eger neyin din oldugunu tarif etmeye de kalkmazsak o soz ideal olarak bize birsey soylemiyor.

  15. on 28 Eylül 2007 at 17:57 15.T. Suat Demren

    Sokak sokak Ali baba dolastirma dinini de unutmayin bu arada.

    hahahaa.. Hey Allahım, iftar vakti tam da.. İlahi Bülent Bey…

  16. on 28 Eylül 2007 at 20:46 16.Ufuk Eskici

    Kadınları başlarını kapatırken kaçı bizim kültürümüzde olan şekliyle kapatıyor kaçı Arap kültüründen getirilen sıkmabaş bu açıklıkla belirtilmemiş.

    Son günlerde “Türkiye, Malezya olur mu?” kuşkusunu gidermiş olmak için yapılmış bir çalışma gibi.

    Ayrıca namaz kılanların ve oruç tutanların sayısıyla sekürleşme arasında saçma bir bağ kurulmuş.

  17. on 29 Eylül 2007 at 15:14 17.BetüL

    cok guzel bir yazi:

    Biz de korkuyoruz - Ozlem Albayrak

  18. on 29 Eylül 2007 at 18:58 18.Bulent Murtezaoglu

    Betul hanim ben bu yazarlarin gecer akce kabul ettigi bu ‘baski altindaki milyonlar’ lakirdilarindan filan hoslanmiyorum ama o yazi isin nereye vardiginin ve buyuk olcude Hurriyet vs.nin katkilariyla herkesin ‘bakin benim de korkmak icin sebebim var’ demeyi gecer akce gordugu bir zemine cekilmesinin basarili oldugunu gostermesi bakimindan faydali. Anlayamadigim bir sekilde bir de dernekle ve diger kadinlarla ugrasmis, detayini bilene mesajlar vardir orada herhalde. Ozellikle el sIkIsma isinde kadinlarin yaptigi bir acayip hareketi mevzu etmesi aklima baska bir yaziyi getirdi, link vereyim:

    http://zaman.com.tr/webapp-tr/yazar.do?yazino=107149

    Hinzirligimdan yapmiyorum bunu. Bir seye baglayacagim. Yukarki yazida Elif Safak sunu demis:

    “Yaradılanı sev, yaradandan ötürü” diye fısıldayan ve “Bir gönül kırdın ise bu kıldığın namaz değil” diyen tasavvuf geleneği, kadının elini sıkmamak suretiyle böyle orta yerde kalbini, onurunu, haysiyetini inciten ve onu öteleyen, meclislerden dışlayan bu davranışı nasıl olur da içine sindirir? Sindirir mi? Sahi?

    Cok basit, ne bileyim buskuvu yerken obur bebege yarisi uzatan bebeklerde, aglar gibi yapinca gelip seven kucuk cocuklarda gordugumuz ‘insan olma’ halini nerelere baglamis bakin. Vahyin ve/veya kadim gelenegin zaten fitratimizda olan seyleri de icermesi/buyurmasi elbette yanlis degil, ama ya kardesim ‘esek olma’ veya ‘eseklik etme’ ile ozetlenecek seyleri de ille bunlara mi baglayacagiz? Bunun paraleli de bu sizin linklediginiz yazida var:

    İnsana “Ya “kadın”dan anladığı başka bir şey ya da hiç dayak yememiş” diye düşündürtüyor, ama insanı hayvandan ayıranın edep olduğunu söyleyen köklü bir tasavvuf geleneğine sahip bir dinin kuralları, insanlık adabından çıkmamayı tavsiye ettiği için, o tuzağa düşmüyoruz.

    Goren de en basit izan ve edep icin gidip kural kitabina bakiyoruz zanneder. Boyle laflar ne atifta bulunulan seyleri yuceltiyor, ne soyleyeni. Icten ice yogun bir ‘aman ha bunun bir yerde yazilisi oldugu icin ancak efendi gibi davraniliyor’ gorusunu beyinlere kaziyor bunlar bence. Bunun varacagi yerlerden biri ‘bir tanri yoksa hersey mubah’ elbette, bunun farkinda miyiz? Bukadar mi icimize islemis bu? Merak ediyorum.

    Yazinin konusu bu degil, ama acik/kapali farki olsa da ne kadar benzer olundugunu gostermesi bakimindan ilistireyim dedim. Yanlis mi dusunuyorum?

  19. on 29 Eylül 2007 at 20:40 19.çuvaldız

    Suat bey,sekülerleşme bu değil mi,inancı vicdana hapsetme diye sormuşsunuz bence pek değil.Zamanı gelsin diye beklenen,zamanı var diye yorumlanan kişisel bir karardan bahsediyoruz.

    Ve bu da bana şartlardan dolayı alınmış zoraki bir “ötelenmiş karar” gibi geliyor.Külliyen bir inanç değişikliği değil.Her türlü baskı ve engellemeye karşın baş örtüsünden ve dini ritüelleri icra etmekten vaz geçmeyenlerin varlığı bunun en büyük ispatı.

    Daha önce yazı konusu ettiğiniz bir düşünce ile örnekleyebilirim,kişi kariyerini düşünüp başı örtülü eş seçmiyorsa,işvereni tarafından dini inancı sorgulanıyorsa kısaca inancını bir takım kurallar(yazılı yada mahalle baskısı kıvamında)olanlardan dolayı ritüelleri ile yaşamayı erteliyor ama iptal etmiyorsa,ben bu kişi için sadece “var olabilmek için oyunun kuralına uyuyor derim”.Hani peruk takarak eğitim hakkından yararlanmak gibi.
    İnanç olgusundan soyutlanmaz insan zaten ve bu anlamda muhafazakarlık yükselen süreç tüm dünyada.. Ama bunu yaşama biçimi daha çok vicdani olmaya başladı, ritueller önemsizleştiriliyor, öteleniyor.(T.S.D.yrm 6)
    “Türkiye’de başı kapalı kadınların oranında azalma olduğunu, namaz kılanların, oruç tutanların oranında düzenli olarak bir düşme olduğu görüyoruz. Yani muhafazakarlaşma yerine tam tersi olarak sekülerleşme var.(T.S.D)”

    Suat bey ,bu biraz çelişik olmadı mı?
    Muhafazakarlık namaz kılıp oruç tutmak mı?
    Yada aksine cenazeden cenazeye,bayramdan bayrama namaz kılan/kılabilen kendini muhafazakar tanımlayan biri de muhafazakar mı sayılmaz?
    Ve dediğiniz eşit mesafe laiklik anlayışına göre din ritüellerini yaşamak mümkün olabilir mi?

    “Ayrıca laikçilerin paranoyalarının aksine halkın çoğunluğu da içinde yaşadığı toplumu doğru okumuş görünüyor. Muhafazakarlığın artmadığını düşünenler arttığını düşünenlerden fazla.(T.S.D)
    Belki “öcü” olarak bildikleri dinlerin yumuşak,sevecen,kollayıcı,cevaplayıcı yanı ile tanıştıkları için muhafazakar,dindar gibi görünmeden muhafazakar olmayı başarabilen insanlar vardır ne dersiniz?
    Sizden destek cümlesi yine; Başörtüsü yasağına ezici çoğunluk karşı çıkıyor, aynı şekilde üzerine kopartılan onca fırtınaya rağmen Hayrunisa Hanım’ın başörtüsünü problem etmiyor, başörtüsünü (türbanı, adı her ne ise işte) siyasal simge olarak görmüyor.

    Laikçilerin paranoyak olmaması için önce illa ellerine sayısal veriler mi tutuşturulması gerekiyor?Paranoyanın tedavisi sayısal değerlerle sağlanıyor olsaydı kısa süre önce yaşanan bir takım ayak oyunlarını yaşamazdık.
    Güvenlikli kalelerinden mahrum olmak istemeyen Laikliğin kendine tutsak olmuş zihniyetler kendi gölgelerinden bile korkar,sonra kendi gölgeleri ile adam korkutmaya çalışırlar.Cin olmadan adam çapmak! :-)

    Sekülerizm bir dayatma değil bir yol/yöntem .Sekülerizmi DAYATANLAR ise ancak ve ancak siyasetçiler ve yönlendirme yetkisini elinde bulundurduğuna inanan gölge oyuncularıdır,ne dersiniz?

  20. on 30 Eylül 2007 at 00:51 20.VolkanS

    freedom,

    Benim dediğim çoğunluğun düşüncesi doğru olmak durumunda değildir. Bakın çoğunluk şöyle düşünüyor demenin fazla bir anlamı yok benim gözümde. Demokrasi var diye çoğunluğun her istediği olacak diye de birşey yok.

    Doğrular elbette subjektiftir, seçimlerde yönetimde hangi subjektif doğrunun hakim olacağını belirlemek için yapılır.

  21. on 30 Eylül 2007 at 19:35 21.çuvaldız

    “bir de “açık kadınlara kendilerini daha az dindar hissettirdiğimiz için” kabahatli bulunuyoruz……..
    Olmuyor, alınganlık eşiği, hassasiyet sınırı, saldırganlık skalası o derece yüksek ki; kimseye üstünlük taslamadığımızı, bir tersine örneklemle, “Böyle bakacaksak, sizin de açıklığınızla bize üstünlük kurduğunuzu iddia edebiliriz, o halde” faraziyesiyle açıklamaya kalkışsak; “Sen nasıl kurarsın o cümleyi, biz biliyorduk zaten kadınları kapatmak istediğinizi” diye bağırmaya başlayacaklarından ve Türkiye başımıza yıkılmadan da rahata, huzura erişmeyeceklerinden, korkuyoruz.”Özlem Albayrak

    Yukarıdaki kısa alıntıda iki konu dikkatimi çekti;
    1-başı açık kadınlara kendini daha az dindar hissettirmek ve bu nedenle baş örtüsü kullananların kabahatli bulunduğu,
    2-Faraziye.bazı gerçekler üzerinden kurgulanan senaryolar.
    Bülent bey’in de alıntıladığı “el sıkmama” olayını yaşayan Şafak da aşağı yukarı aynı alınganlıktan dem vuruyor.Elinin sıkılmaması ile kendini“yok” hisset-tiril-mesinden bahsetmesi.
    Özlem hanımın dediği gibi fazla alıngan bir yaklaşım.Bir insan varlığını bir başkası tarafından “dokunulabilir” olduğunda mı idrak eder!Birinin selamlaşma şekli bizimki ile aynı mı olmak zorunda?
    Baş örtülü kadınlar üniversitelerde ve kamusal alan diye nitelen bazı yerlerde “yoklar” o halde “var” değiller mi?Eğitim hakkını vererek onları dokunulabilir kılmamak mı amaç?
    Birileri kompleksi,birileri yukarıdan bakıyor,birileri korkuyor,birileri acıyor… Duygular,hissedilenler,hissettirildiği iddia edilenler…ikili ilişkilerin romantik yaklaşımı :-)
    Görünen gerçek çok net;bu ülkenin vatandaşları içinde başını örten kadınlar var ve bu sebeple eğitim hakkından mahrum olmak istemiyorlar.

  22. on 03 Ekim 2007 at 18:40 22.Haydar

    Sayin Freedom;

    Her dine istediği kadar özgürlük diye birşey yoktur. Bu laiklik değildir.

    …sozunuzun acilmasi gerekir saniyorum.

    Demokrasiyi icine sindirmis olan toplumlarda bir kimse digerinin dininin ne oldugu ile ilgilenmez. O toplumun devleti ise tek ve ana yasak olan kaynaktan hareketle yasak’in ne oldugunu belirler… o da “bir bireyin haklari bir baska bireyin haklarinin hududuna kadardir”.

    Bu anlayis sadece din degil hayattaki her konuya uyarlanir. Gercek anlamdaki laiklik budur. Yoksa Kemalizme gore laiklik, Erbakana gore laiklik, Sezere gore laiklik, Haydara gore laikliklik, Freedoma gore laiklik subjektif olmak zorundadir.

  23. on 06 Ekim 2007 at 20:33 23.çuvaldız

    Bülent bey,
    Gül’ün Laiklik tarifi gerçek laikliğin tarifidir. Çünkü bu tarife göre devletin ideolojisi olmaz ve devlet tüm inançlara eşit mesafede olur.TSD
    Genelin sahip olduğu laiklik tanımının onu temsil eden en yüksek makam tarafından dile getirilmesine “kusur bulunamayacak dogru laflari etmek ikbal sahiplerine.”diyerek itiraz etme hakkınızı kullanmışsınız.Siz Gül’ün din tarifi yapmaya kalkışan bir filozof olmasını mı bekliyorsunuz?
    Yrm 14 Bülent Mürtezaoğlu.”Eger neyin din oldugunu tarif etmeye de kalkmazsak o soz ideal olarak bize birsey soylemiyor.”(Bülent bey, din felsefinde söz sahibi onca bilgili yetkin isim din’in herkes tarafından kabul edilebilecek ortak doğru tanımı üzerinde anlaşamamışken bu nasıl olacak?Sizin din tanımınızı merak ettim.Paylaşırsanız sevinirim)
    Bu tanımın altını doldurmak için önce “din”tanımının yapılmasını talep etmekle varılmak istenen sonuç nedir?
    Bana göre “laikliği” tanımlayamıyorsak inanç denilen “dini“ tanımlamak kolaydır mantığı ile şu “eşit mesafe”yi ölçülebilir hale getirmek.
    Dinde,yöneten de yönetilen de bireyin kendisidir.Nefs mülkiyet ise akıl,mülk sahibi,inanç da araçtır.
    Devlet yönetim sistemleri ise bu bireyin kendisinden başka insanların da varlığını kabul ederek,ortak yönetilmeye/yönlendirmeye salahiyet vermek için seçtiği yoldur.
    Din kişi için vardır müşterek sorumluluk vermez,siyasi yönetim sistemleri ise çoğunluk vardır ve sorumluluk müşterektir.
    Din, tek kişi üzerinden çoğunluğa ulaşmayı hedeflemez.
    Siyasal yönetim sistemlerinin dayandığı ideolojisi ne olursa olsun hedefi birey üzerinde“kalabalıklara”ulaşmaktır.Varlığı çoğunluğun iştirakine bağlıdır.
    Din kişinin eylemlerinden sadece kendini sorumlu tutar(günah,sevap)cennet,cehennem gibi var olan kişiye özel vaatlerde bulunur.
    Siyasal sistemler ise kişilere cennet ve cehennemlerini var edebilmek için ortak kararlara iştirak edip,benzer eylemlerde bulunmalarını beklemekle kalmaz,bunu zorunlu kılar.
    Laikliğin eşit mesafe tanımı devlet merkezinden bakılarak yapılamaz,bu bireyin baktığı noktadan devleti/sitemi mesafelendirmesidir.
    Kişi kendi kendini yönetirken(din/inanç), devletin kısıtlama yada yasakları fazlası ile müdahil olarak kendini bireye hissettiriyorsa,bu müdahaleden dolayı sistem onun için fazlası ile yakındır.
    Sistem mümkün olduğunca bireyin kendi kendisi ile var olabilmesine olanak sağlayacak kadar uzakta ise işte o zaman Laik olma mesafesindedir.Bu mesafe de toplumun huzur ve mutluluğu ile ölçülebilir.
    Yrm 13 Bülent Mürtezaoğlu.”Ben ozellikle guclu ve kusatici devlet muhafaza edilecekse devleti iyice sekuler kutpa itmedan manali bir laiklik tarifi bulnabilecegine pek inanmiyorum.”
    Evet haklısınız.Devlet örnek vatandaş tanımı için diyanet vaazlarını,sistemi sevdirip,sadakat temin edebilmek için de dualarını kullanmaktan vaz geçerse bu mümkün olabilir.

Trackback This Post | Subscribe to the comments through RSS Feed

Önemli

Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederim.

Siz de düşüncelerinizi paylaşın


Kapat
E-posta ile paylaş