Random header image... Refresh for more!

Oligarklar kaybedecek; tarafınızı seçin.

Bir önceki başlıkta hayli ilginç tartışmalar yaptık. Demokrasinin zaaflarından dem vuran arkadaşlar son derece arkaik argümanlarla halkı ve yaptığı tercihleri eleştirdiler.

Sevgili Bliyall, bir zaman Serdar Turgut’ın dillendirdiği “teknokratlar hükümeti”nden bahsetti, daha da ileri gitti siyaseten liberal ama ekonomik olarak tam anlamıyla piyasacı olmayan bir diktatör gerektiğini söyledi. (Bu da bir sorun; nasıl olacak bu, hem siyaseten liberal hem de ekonomik olarak piyasacı olmayan, anlamış değilim halen.)

Demokratik olgunluğa kavuşmamaktan söz edenler ittire kattıra bu olgunluğa ulaşılabileceğini sanıyor ve bunu gerçekleştirmek için diktatörlük öneriyorlar. Soruyoruz “dünyada bu biçimde demokratik olgunluğa kavuşmuş toplum var mı?” diye, “Hayır yok” diyolar. Eee?

Bliyall’in söylediği tam anlamıyla bir hayaldir, bir temennidir, söylüyor kendisi de yok onun dediği gibi bir örnek dünyada.

Bu bilindiği için demokrasi adına mücadele ediyoruz, demokrasiyi kutsadığımız için değil. Yani? Başka çare olmadığı için. Bunu “geçiş dönemi” olarak önermek de sanırım safiyane bir kalp temizliğinden geliyor. Erki ele geçirecek bir dikta, bunu da demokrasi adına yapacak ve zamanı gelince, toplumu olgunlaştırınca bırakacak?

Ne güzel rüya, aman uyandırmayın, zira zor rüya görürüm ben.

Toplum mühendisliğinin beklenen sonuçları vermediğini bunca tecrübeden sonra hala anlaşılamamış olması da ayrı bir üzücü nokta.

İlgili başlıkta sordum Sevgili Bliyall’e “tamam faşizm olsun, temiz olsun diyorsun, kesinlikle katılmıyorum ama hiç olmazsa eli ayağı düzgün liberal(!) bir diktatör önersen ve bu diktatörün ülkenin yönetimini ulusalcı devletçi oligarklardan nasıl alacağını söyleyiversen?” diye. Bakalım ne cevap verecek, merakla bekliyorum.

Sesli düşünmeye itirazım yok ama gerçekçi olmak gerek.

Burada sorun demokrasinin ehven-i şerliliğinden çıkıyor. Demokrasi yönetim sistemleri içinde tarihten süzülüp gelen siyasi sistemler evriminin son halkasıdır. Tepeden inmemiştir, çok çeşitli tecrübeler yaşana yaşana bugünkü haline gelmiştir.

Elbette zaafları vardır; ki esasen “mükemmel yönetim sistemi” diye de birşey yoktur. Olgun demokrasilerde bile %51′ alan % 49′un da -yani kendisini istemeyenlerin de- başına geçer. Veya pek çok demokraside istikrar için temsilde adalet gözardı edilmiştir. En olgun demokrasilerden birisi olan İngiltere’de bile bizdekine benzer -yani %35 ile %65 temsil gibi” zaafiyetler vardır. (Orada da iktidar partisi aldığı oydan çok daha fazla ile temsil ediliyor. Ayrıca istikrar için nasıl “tek başına iktidar” kayırmacılığı yapıldığına da dikkat. Yüzde 35.2 oy alan alan 355 sandalye, 32 alan 198 sandalye, 22 alan 62 sandalye almış.)

Halk bazen acayip tercihler yapabilir ama aynı halk, hata yaparak öğrenir birşeyleri dikta ile değil.

Görece sorunlar ve etkileri tartışılırken manevra yapılmaya çalışılıyor ama teklif edilen alternatifler çok daha başka sakıncalar ve temel insan hakları ihlallerini içeriyor.

Demokrasinin kutsandığının sanıldığını düşünmeyi bırakıp demokrasinin mükemmel olMadığını, ama alternatifleri arasında “en iyisi” -ya da kötünün en az kötüsü- olduğunu başlangıç noktası yaparsak göreceğiz ki kafa yorulan mevcut konu ve ileri sürülen çözüm elitizmin arkaik versiyonundan farksızdır. (Belki enstrümanlar değişik)

Ben elitizme önem veririm; kitleleri yönlendirenler, tahakkumle ya da değil, fikir/kültür empozesi yapanlar -bazen farkında da olmadan- elitistlerdir ama bu o kadarla kalmalı. (Ki zaten bunu engelleyemezsiniz.) Elit-avam ayrımı yönlendirme makamından çıkıp, bizatihi kişisel ayrım kıstaslarına döndüğünde Hindisan’daki kast sistemine nanik yaparken daha beterinin içine düşülebilir.

Evet; “iyi bir diktatörun yönettiği bir devlet, demokratik bir sistemle yönetilen devletten çok daha kısa sürede ve çok daha fazla gelişebilir/standartlarını yükseltebilir.”

Evet; bu doğru da, “bu doğru” diye kimse diktatör istemiyor başında. Çünkü teoratik bir sistemde torbadan ne çıkacağı hiç belli olmaz.

Hem standart yükselmesi başka toplumun demokratik olgunluğa kavuşması başkadır. Konu ekonomik gelişme olsa bir nebze anlaşılabilir olan bu gibi önerilerin, konu “demokratik olgunluk” iken yapılması karşısında çok şaşırıyorum.

Bu sebeple tüm sakıncalarına rağmen insan hakları temelli “demokrasi” demeliyiz. Bu temel doğru işletilirse -zırt pırt çomak sokulmazsa- toplumlar kısa sürede yeterli demokratik olgunluğa kavuşacaktır, bizim toplumumuz da dahil.

Evet toplumumuz demokratik olgunluğa sahip değildir; sebep de 150 yıllık ittihatçı zihniyetinin halen devam eden oligarşik hakimiyettir. Bazıları bu oligarşi hakimiyetine ve zırt pırt yapılan müdahalelere sebep olarak demokratik olgunluğa sahip olamamamızı gösteriyorlar.

“Tavuk mu yumurtadan çıkar yumurta mı tavuktan?” gibi bir sorunsal..

Toplum demokrat olAmadığı için devam etmiyor bu oligarşi, oligarklar toplumun ensesinde boza pişirdiği için toplum bir türlü doğal demokratikleşme evrimini izleyemiyor.

Artık dünyada ve Türkiye’de siyasetin yönü bellidir; “liberal demokrasi.” Bunu geriye döndürecek bir güç yok. Ülkemiz de bu yolda devam edecek, ama mehter adımı ile ama düşe kalka, ama 10 yıl ama 20 yıl ama 30 yıl içinde..

Oligarklar muhakkak kaybedecek. Herkes tarafını seçsin.

30 comments

1 Malcolm X { 05.20.07 at 15:01 }

“İktidarlar, dış programa uygun şekilde oluşturuluyor. Konjonktör neyi gerektiriyorsa, ona göre bir program yapılıyor ve uygulanıyor. Maalesef bunu başarıyorlar da.

28 Şubatı müteakip milliyetçi sağ ve milliyetçi sol iktidara getiriliyor, tahkim yasası, Apo’nun canının kurtarılması gibi şeyler bu arada çıkarılıyor. Sonra yeni bir ihtiyaç doğuyor, hükümetler değiştiriliyor. Çünkü dışarısı bu defa da Afganistan ve Irak’a yapılacak operasyon sırasında İslami duyarlılığı bloke edebilecek bir iktidar modeli peşine düşüyor.”
diyor sayın M. Yazıcıoğlu. Yıllar önce ise Fehmi Koru, insanları siyasetten soğutarak, yönetimden uzaklaştırmak ve “bunların hiçbirisinin birbirinden farkı yok” dedirtmek için sistemin, hükümet olan (fakat iktidar olamayan) partilere düşünce yapısına/ideolojisine tamamen zıt uygulamaları yaptırdığını anlatıyordu. SHP zamanında işçive memurun ilk defa toplu dayak yediklerini, MHP eli ile yapılan Nesrin Ünal vakasını, İmam Hatiplerin orta kısmının kapatılmasını, Çin devlet başkanına Devlet şeref madalyası verilmesini, Erbakan’a ordudan atılan irticacı(!?) subaylara ait (tarihin sayıca en büyük) askeri şura kararlarının onaylatılmasını… gibi aklıma gelen örnekler var.
Asıl şuna dikkat edilmesi gerekiyor, oligarşi hala diri ve canlı.
Kolay kolay mevzi bırakmıyor ve tam tersine kazanıyor.
Ve kimsenin (karşı taraf için söylüyorum) ne demokrasi ve ne de cumhuriyet umurunda değil. Uluslararası platformda rezil, kepaze olmamak için despot görünmek istemiyorlar.
Yapılmak istenilen ise gerçekleşmek üzere: SURİYE MODELİ.
Kız çocuklarının türban/başörtüsü bahane edilerek okutulmamamasının altında yatan gerçek te bu!
Suat bey;
Yazınızı bitirdiğiniz cümlenize takılarak yazımı bitireyim:
Duygularınızla konuşuyor ve temenni ediyorsunuz. Gerçek bu değil!
Selamlar.

Not: Güzel yazılarınızı guruplarıma da beklerim.

2 derinsular { 05.20.07 at 17:08 }

Onceki mesajlara bi bakayim dedim. 30′lara kadar ancak tahammul edebildim.

Yukaridaki yaziyi da okuduktan sonra kisaca soyle ozetleyebilirim dusuncelerimi:

Turkiye’de darbe olabilir mi? Olabilir.

Halk icin halka ragmen uygulamalara tekrar hiz verilebilir mi? Verilebilir.

Peki bunlar bir ise yarar mi? Yaramaz.

Halkin gozu 80′lerden sonra hepten acildi, artik eskisi kadar kolay gudemezsiniz. Ataturk’u mezarindan kaldirip getirseniz, o da gudemez. Zamaninda onca seye ragmen halkin ancak bir kismini donusturebildi. Ama artik o kadari da olmaz. Gerci Ataturk’un onca yildan sonra artik tuhaflasmis olan o seyleri tekrar savunacagina zaten ihtimal vermem, ama gel de bunu Kemalistlere anlat..

3 acemi { 05.20.07 at 19:19 }

Malco X ve derin sular’ın yorumlarına katılıyorum.Son iki konu siyasi-politik konular..
Türk halkının cahilliği konuşuldu, ama Amerikan halkının oran olarak gerçek cahil olduğunu bir yerler de rakamlarla okumuştum. Ama onlar bu konuda (gerçek olduğu halde) kendilerini aşağılamazlar
Burada (Avusturya) politika o kadar yok ki, çoğu kez iktidarda kim var, geçenlerde ORF devlet televizyonunda halka sordukları sorularda, başbakanın adını bilmeyen, koalisyon partilerinin adını sayamayan yerli halk var..
Haberleri açsanız, ekonomik ve dış haber ağırlıklıdır ve 15 dakikada biter.
Yani, diyeceğim o ki, Türkiye ve ortadoğu ülkelerinde sömürgeci egemenlerle, halk savaşı yüzünden, bu sitede tartışmalar asla bitmez.
Bana göre hadise; kökleri genlerinde diri duran Müslüman kimlik ile; onu kökleriyle birliklikte yok etmek isteyen kendilerine laik diyen ama aslında laik bile olamayan seküler düşünce arasında bir savaş var..
Artık adına ne derseniz deyiniz, bu asla bitmeyecek savaşın galibi de olmayacak kanaatindeyim.
sevgiyle..

4 Doğu { 05.21.07 at 00:06 }

Selamun Aleyküm Suat Bey;

Kaleminize sağlık yazı için.

Aslına bakarsanız Türkiyede şehir nüfusu köy nüfusunu epey geçti ve çoğu şehir olmayan köy, kasaba vs… de iletişim araçlarına kavuştu. Tabi hala suyu elektiriği olmayan köyler var. Ama şu anda nüfusun büyük çoğunluğu herşeyi izliyor ve değerlendiriyor. En azından eskisinden daha kolay bu. Bahsettiğiniz halkın demokrasiye yeterli olma konusu aşağı yukarı aşılmış durumda. Eğer şu aydınlar bu işin tam olmasını istiyorlarsa gitsinler susuz yolsuz köylere hem su yol hem de bilgi götürsünler. Yoksa böyle internetten gazete köşelerinden bu halk demokrasiyi bilmiyor olmaz böyle demekle olmaz bu işler. Şehirlerde az da olsa var yeni göç etmiş insanlardan olayları takip etmeyen belki. Bunu da not düşeyim. Ama öyle ya da böyle halk için herşey eskisinden daha kolay. Hele kendisine Aydın deyip halkını mahkum edenleri görmek çok daha kolay.

İyi günler, Allah’a (c.c) emanet olun…

5 TT { 05.21.07 at 08:31 }

Suat Bey:”..toplumumuz demokratik olgunluğa sahip değildir.”

Türkiye’de demokratik düzenin başlangıcı olarak 1946 seçimlerini öne sürülse de,
aslında 1876 Meclis-i mebusan dan beri başlayan yani 130 yıl öncesine dayanan bir demokrasi kültürümüz ve yönetim tarzı arayışımız var.

Geçenlerde CHP’li Tarhan Erdem bir röportajında şunu söylüyordu:
“Ben 14 seçimin 12’sinde oy verdim ve bu 12’nin 10’unda halk benden farklı oy verdi. Her defasında da düşündüğüm zaman halkı haklı buldum…”

Bence halkımız artık yeterince demokratik olgunluğa ve sağduyuya sahip.Her türlü şart içinde kendisine en uygun partileri meclise getiriyor.

6 Muhammet { 05.21.07 at 12:57 }

GERÇEK: Biz her şeyden önce entegrasyon sürecini tamamlamamış, dış dünyayı hâlâ cemaatler olarak ve cemaatler halinde algılayan, dolayısıyla gizli, açık, laik, dinî, etnik, siyasi, ekonomik cemaatlerden oluşan toplumuz… (Ali Bayramoğlu)

Bu dur derim ben…

7 Suat Öztürk { 05.21.07 at 19:26 }

Aleykümselam Doğu kardeşim, teşekkür ederim.

***

Arkadaşlar sizlere de teşekkürler değerli yorumlarınız için..

8 bliyaal { 05.22.07 at 00:06 }

Hafta sonum dolu geçtiği için ancak şimdi cevap yazabildim.

Benim gönlümdeki diktatör Atilla Yayla’dır. Yaptığımız özel sohbetlerde bir “Anayasal Monarşi Partisi” kurulması gerektiğini söyleyen Atilla hoca, benim şu anda görebildiğim kadarıyla bu işe en uygun kişi. Bu konuda konuşmak için kendisine mesaj göndermedim, fikrini sormak için karşılıklı konuşmak lazım. İki ay kadar önce İstanbul’da katıldığı bir seminerde sohbet etme imkanı bulmuştum. Seminerde daha ziyade Erbakancı takımın olduğu bir panelde yaşadıklarını anlatması açısından, bizde dincilerin anladığı anlamda dindar biri değildir kendisi. Hatta gerektiğinde AB ve IMF gibi kurumları eleştirmesi açısından ulusalcıdır da. Bu arada, Erbakan ile Erdoğan arasından hiçbir farkın olmadığını hakkaniyet açısından belirtmem gerekiyor.

Siyaseten liberal olmak ile, ekonomik açıdan piyasacı olmamak arasında bir çelişki yok. Bugün hiçbir ülkede tam bir piyasa modeli uygulanmıyor. Bu iş için sosyal adalet temelli bir keynesyen ekonomi modeli rahatlıkla kullanılabilir.

Gelişmiş ülkelerden örnek vermediğim doğru, zaten öne sürdüğüm şey gelişmiş ülkeler için geçerli değil. Herhangi bir örnek olmamasının, bu işe girişmek için herhangi bir olumsuz durum yaratacağını düşünmüyorum. Buna itiraz eden kişileri, risk almaktan ve eyleme geçmekten bir hayli korkan kişiler olarak görüyorum. Diğer yandan, başarılı monarşilerin ülkeleri demokrasilere kıyasla daha iyi duruma yönlendirdiği kimi örnekler de yok değil – tıpkı İngiltere gibi. Bu dolaylı örneklerden, yani monarşi modelinden hareketle bir teknokratlar hükümeti modeli oluşturulabilir. Zamanında rahmetli Avcıoğlu bu işin pratik kısmıyla benzerlikler taşıyan bir şey denemişti, ama jurnalciler yüzünden başarılı olamadı. Bu tür meselelerde dikkatli olmak lazım. Ben şahsen temasa geçilmesi halinde bulunabilecek olan potansiyel “zinde kuvvetler” olduğuna inanıyorum.

Suat bey gene benim bahsettiğim yanlışa düşmüş. Demokrasi konusunda örnek olarak İngiltere’yi vermiş. Türkiye gibi köy kökenli lümpenlerden oluşan bir toplum ile, İngiltere’deki sanayileşmiş toplumu karşılaştırmak çok vahim bir hata. Halkın medya tarafında rahatlıkla yönlendirilebileceğini söylüyorum. Herhalde buna en güzel örnek Hitler’e oy veren Alman halkıdır. Halkın düşünceleri onun değil, toplumdaki entelektüellerin yaydığı düşüncelerdir. Halk bunları pasif bir şekilde takip eder. Rothbart’ın dediği gibi, “insan kütleleri kendi fikirlerini yaratmaz veya bağımsız olarak bu fikirlerle düşünmez.” Toplumdaki kanaatleri halk değil, entelektüeller oluşturur. O yüzden Suat beye şöyle sorayım, halkın hata yapmasının bize olan maliyeti nedir?

Suat beyin demokrasinin olumsuz yanlarını kabul etmesine rağmen, onu savunurken romantik olduğunu söylemem gerekiyor. Demokrasi bir sonuçtur. Bir toplum demokrasiyi anlayacak yetkinliğe ulaşmadan, ona demokratik haklar vermek toplumu iyiye değil, kötüye götürür. Türk halkının şu andaki zihinsel seviyesi yönetime katılmaya değil, yönetilmeye uygundur.

Bana demokrasinin olumsuz olduğunu söylediğim için itiraz ediliyor. Halbuki ben, toplumdaki maddi şartlar elverişli olmadığı için demokrasinin uygulanamadığını söylüyorum. Halkın demokratik olgunluğa kavuşamamasının nedeni darbeler değil, maddi şartlardır. Halk kendi haline bırakıldığında da, bu maddi şartların elverişsizliği yüzünden demokrasiye geçemeyecektir. Sırf bu nedenden dolayı çok vakit kaybediyoruz. Suat beyin dediği gibi 10, 20, 30 yıl bekleyemeyiz. İşte liberal diktatör veya teknokratlar hükümeti bu maddi şartları bilinçli olarak oluşturma işlevini yüklenecekler. Yeter ki, avamdan gelen gereksiz itirazların etkisinde kalınmasın.

9 Tansel Güçlü { 05.22.07 at 02:38 }

Bliyaal arkadaşımızın söylediklerinin hiçbirine katılmıyorum. Tamamen modernist hilkat garibesi bir anlayıştır. Zaten bu elitizme göre halk doğruyu bilmediği için (doğru da bu modernist çizgisel elitist algılayışın gereği tek oluyor ve o da bu beylerimizin tekelinde olduğundan) güdülmesi gereken ve birşeyler öğretilmesi gereken kitleler oluyor.

Ama işin daha da ilginci bu lakırdıları edenler, Türkiye’nin mevcut düzeninin köklerinin İttihat ve Terakki zihniyetinde (hatta geleneksel Osmanlı geleneği ve darbelerinde) aranması gerektiğinin ve kemalist ideolojide somutlaşan şehirli orta sınıf elitist tepkilerin otorite lehine kanalize edilmesinin farkına varamıyorlar. E ben de şimdi sormam mı iyi diktatör arayan tek doğrucu beylerimize;

Halk mı cahil yoksa siz mi?

10 Bulent Murtezaoglu { 05.22.07 at 07:52 }

Tansel bey,

Halk mı cahil yoksa siz mi?

Soru sIklari eksik:

(c) ‘halk’ ve ’siz’ haricinde kalan ‘onlar’ cahil

(d) hepsi

(e) hicbiri

de olmali.

Bliyaal bey,

Zamanında rahmetli Avcıoğlu bu işin pratik kısmıyla benzerlikler taşıyan bir şey denemişti, ama jurnalciler yüzünden başarılı olamadı. Bu tür meselelerde dikkatli olmak lazım. Ben şahsen temasa geçilmesi halinde bulunabilecek olan potansiyel “zinde kuvvetler” olduğuna inanıyorum.

Eyvah! Kosuuun, pistovumu getiriin, kilincimi getiriin.

11 arvince { 05.22.07 at 08:09 }

Şarkta Muteber
Sömürgeciliğin ve emperyalizmin ana motorlarından biri, “bazı milletlerin bazı milletlerden aşağı olduğu” inancıdır. Hiyerarşik bakar kolonyalist zihniyet evrene ve insanlara.
Tür tür, bölük bölük ayırır insanlığı ve ardından dizer bir hiyerarşi içinde. Bazı milletlerin bazı milletlerden daha kıymetli, daha ileri, daha önemli olduğu sonucunu çıkartır bu şablondan. Ardından “Bon pour l’Orient” saptaması yapar. (okunuşu: “Bon pur loryan”). Bu cümle “Şark’ta geçerlilik taşır” ya da “Doğu’ya yakışır, Doğu’ya özgüdür” anlamlarına gelir. Kısacası “Batı ya da Batılılar için uygun olmayacak kadar kalitesiz, eksik gedik; ama Doğu’nun kıstasları içinde uygun, hatta gayet iyi” manasında. “Batı’ya layık olamaz ama Doğu’ya fazla bile…”

Ne yazık ki geçmişte kalan bir laf değil “Bon pour l’Orient”. Ne yazık ki sona ermedi 19. yüzyılla beraber. Bugün hâlâ benzer yaklaşımlar içinde nice Batılı siyasetçi ve gazeteci. Türkiye’ye bakarken de bu gözlüklerle bakıyorlar hâlâ.

“Türkiye’de yaşıyor olsam ben de feminist ya da postfeminist olma gereği duyardım. Ama Batı dünyasında feminizm çoktan geçerliliğini ve gerekliliğini yitirdi. Tamamen cinsiyetler eşitliği sağlandı” benzeri bir laf ediyor Amerikalı bir akademisyen kadın İstanbul seyahatinde. Hayretle bakıyorum kendisine. O kadar emin ki “ataerkilliğin” sadece kendi memleketinin Doğu’suna özgü bir mesele olduğundan. “Batı aşmış bunları” diye düşünüyor, “Şark’ta durum farklı, oralarda feminist olmak için sebep de var zemin de…”

Bon pour l’Orient mantığı burada da devreye giriyor. “Batı’da feminizme gerek kalmadı, Doğu’da geçer akçe” olabilir hâlâ. Sanki farklı bir kumaştan, farklı bir malzemeden yapılmış “Batılı kadınlar” ve “Öteki kadınlar”. Sanki evrensel bir problem değil ataerkillik, sanki kadınlar hâlâ ve ısrarla maruz kalmıyor her türlü tacize, dayağa, şiddete, ayrımcılığa, hem Batı’da hem Doğu’da.

Türkiye’deki pek çok aklı başında, yazan çizen kadın, Batılı “kız kardeşleri”nin kendilerine hiyerarşi içinde yaklaştığını hissedebiliyor ve bundan rahatsızlık duyuyor. Kendilerine eşit yaklaşılmamasını, aradaki benzerliklerin ve ortak paydaların görülmemesini eleştiriyor.

Son zamanlarda bu “Bon pour l’Orient” mantığı bir kez daha zuhur etti, dikildi karşımıza. “Türkiye’de darbe tehlikesi”ni analiz eden kimi Amerikalı gazeteciler yazılarında “bu ülkenin kendine has koşulları, farklılıkları var” gibi laflar ettiler. AB başta olmak üzere tüm Avrupa ülkeleri ve kurumları demokrasinin vazgeçilmezliğini vurgularken, ne hikmetse bazı Amerikalı uzmanlar “Türkiye zaten bir tuhaf, kendine has bir yapısı var” dercesine bir yaklaşım içine girdiler. Sanki demokrasi Batı için geçerli bir rejim de, geri kalan memleketler için farklı yönetim biçimleri olabilir. Eh, Türkiye de arada bir yerlerde olduğuna göre…

Demokrasi evrensel bir değerdir. “Doğulu” da “Batılı” da aynı şekilde hak eder. Kimse kimseden daha az ya da daha çok layık değildir demokrasiye. Eğer demokrasiye inanıyorsak, evrensel bir ilke olarak inanıyoruz demektir. Şark için başka Garp için başka diye değil…

Elif Şafak

12 kuzucuk { 05.22.07 at 08:41 }

Biz Atilla Yayla’yı diktatör olarak bilmiyorduk. Bence siz en iyisi Deniz Baykalı diktatör olarak destekleyin. Tam sizin kafa yapınıza uygun birisi.

Çok laf söyleyipde hiçbirşey söylemeyen politikacı tiplemesine uygun bir karakteriniz var.

O beğenmediğiniz halkın tokatını bir gün yüzünüzde hissettiğinizde acaba kaçacak hangi delik bulacaksınız onu merak ediyorum.

Eğer siz yiyecek ekmeği bulabiliyorsanız o beğenmediğiniz halkın özverisinden fedakarlığından dolayı olduğunu bilmelisiniz.

Siz Anadolu halkı ne düşünür, neye kızar, neye güler nerden bilebilirsiniz.

Diyorsun ki Türk halkı şu an yönetime katılmaya değil yönetilmeye daha uygun.

Yıllardır sizin zihniyetinizdeki insanlar bu düşüncedeydiler. Kendi halkından nefret eden kendi halkını küçümseyen tipler. Gün geldi Anadoludan gelen bu memleketin evlatları başa gelince ne yapacağınızı şaşırdınız. Dizlerinizin bağı çözüldü. Yıllardır bizlere sizin gibiler içi boş ve kof laflar yöneltti.

Ama artık bu millet kendisi gibi birilerini, bu milletin maneviyatına dinine küfretmeyen birilerini görmek istiyor. Sizin gibileri değil.

13 Bulent Murtezaoglu { 05.22.07 at 09:06 }

Bliyaal bey,

Yaptığımız özel sohbetlerde bir “Anayasal Monarşi Partisi” kurulması gerektiğini söyleyen Atilla hoca, benim şu anda görebildiğim kadarıyla bu işe en uygun kişi. Bu konuda konuşmak için kendisine mesaj göndermedim, fikrini sormak için karşılıklı konuşmak lazım.

Bu fikir yeni degil elbette. Ben tamamini okumadim ama acik bir kaynak vereyim Erik von Kuehnelt-Leddihn‘den:

Liberty or Equality? (PDF, 25MB). O kitabin oldugu yerde bir suru baska acik kitap da var, belki ilgilenen olur:

http://conservativeclassics.com/books/booklist.html

14 zihni { 05.22.07 at 09:34 }

Demokrasiyi suya benzetebiliriz. Bulunduğu kabın rengini alması bundandır. Hani sağlık konusunda titiz olanlar, damıtılmış su içerlerken, sağlığının bilincinde olmayanlar, “ko gitsin” anlayışında, kireçli, koli basilli… suyu içmekte sakınca görmezler.
Nüfusumuzun büyük çoğunluğu için demokrasi anlayışı bundan farklı mıdır?

Bliyaal’ın
Bir toplum demokrasiyi anlayacak yetkinliğe ulaşmadan, ona demokratik haklar vermek toplumu iyiye değil, kötüye götürür. Türk halkının şu andaki zihinsel seviyesi yönetime katılmaya değil, yönetilmeye uygundur
Değerlendirmesine katılıyorum. Ancak, Rothbart’ın dediği gibi, “insan kütleleri kendi fikirlerini yaratmaz veya bağımsız olarak bu fikirlerle düşünmez.
Yargısını bir standart olarak düşünmek yanlış olsa gerek. özgür ve aydınlanmış ağır bireylerden oluşan bir kütle neden rüzgara kapılsın ki? Ama edilgen bireylerin oluşturduğu kitle için geçerli olabilir.

Yukarıda Elif Şafak’ın yorumunda da görüldüğü gibi, cahilliğin bir sorun ve bir tespit olduğuna değinilmiyor, hep bir şekilde üstü örtülüp geçiliyor. Oralara yaklaşmak yerine, cahilliği tespit edenleri, “aşağılıyor” diye karşılıyorlar sadece. Cahillik adeta beslenme eğilimi sergileniyor.

Dindar çevrenin bu konudaki açmazlarını, yine kendi değerlerine vurmaya davet edersek, nasıl bir yorumla karşılarız, merak ediyorum. Ne rastlantıdır ki, bu kez bu ayetlerin sahipliğini biz üstlenmişiz, tersini de dindar dostlar:))

Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?(Zümer, 39/9)
Hiç görenle görmeyen; hiç, aydınlıkla karanlık bir olur mu?(Fâtır, 35/20)

15 TT { 05.22.07 at 12:16 }

Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?(Zümer, 39/9)

Doğru.Bundan dolayı halk, işi ehline vermek için demorasi içinde oy kullanmalı….

Yamuk yapan yöneticilerini de “oy” kılıcıyla düzeltmeli….

Halka çare olarak gösterdiğiniz diktatörün yamuğunu düzeltecek herhangi bir şey varmı?

16 Suat Öztürk { 05.22.07 at 12:28 }

Yazın yazın arkadaşlar, topluyorum kanıtları. Manşetten vuracam sizi :-)

Meğer ne çok sair zaman demokratı olup da içinde bambaşka duygular besleyen insan varmış?

Açıkçası şaşırmadım desem yalan olur. Bunun hassolarla memolar korkusundan olduğunu anlamak zor değil de bu kadar aleni ortaya çıkması gerçekten ilginç.

Keser ve sap dönünce “demokratlık” ahkamı kesmeye kalkanlar olursa aranızda bunu nasıl yapacak çok merak ediyorum.

Seçim var değil mi 22 Temmuzda? Hayır aklı başında olduğunu umduğumuz insanların bile böyle düşündüğü bir ortamda ister istemez şüpheleniyor insan..

Bliyall,

Atilla Hoca’ya okutalım bu başlığı, ne söyleyecek çok merak ediyorum..

17 Bulent Murtezaoglu { 05.22.07 at 12:56 }

Suat bey,

Atilla Hoca’ya okutalım bu başlığı, ne söyleyecek çok merak ediyorum.

Atilla hoca ne der bilemiyorum da, liberal kanatta (en azindan, Ingilizce konusan ’sol’ olmayan liberteryen ve anarko-kapitalistlerin oldugu tarafta) ‘ben demokratim’ diye kendine etiket yapistirani pek bulamazsiniz. Atilla Hoca bu konuda Mahcupyan’la da atismisti, hatirlarsiniz. Bliyaal beyin kastettigi sekilde olmasi sart degil tabii, ama o fikriyat var. Ben biraz uctan ornek/referans vermis olabilirim. Ne bileyim, ancak o aklima geldi simdi, isin ehli gelsin buraya (Fethi bey? Liberal Hareket?) daha duzgun referans versin (hatta Turkce) isterim tabii.

18 metin-thePoor { 05.22.07 at 12:57 }

Bliyaal Bey,

Bu kadar bayat “düşünce”leri hangi ardiyeden çırakıyorsunuz günyüzüne? Ya “Diktatör Atilla Yayla” oksimoronuna ne demeli!

Pes doğrusu, pes.

Burada bir arkadaşın dediği gibi, sizi Cumhuriyet Halk Fırkası’na danışman yapalım bence. Mevcut zorba efendilerimiz elbette herşeyin en doğrusunu bilir, yine de bir boş danışmanlık kadrosu vardır gibime geliyor.

Kusura bakmayın, yazınıza ancak bu üslupta bir cevap iyi gider diyeydi.

19 Suat Öztürk { 05.22.07 at 13:11 }

Bülent bey,

Elbette biliyorum o atışmayı. Ama Yayla’nın argümanları ile Bliyall’ın söylediklerinin alakası yok.

Demokrasi konusundaki görüşleri de evet; özellikle anakro kanat öyledir.

Ben de mesela kendime liberal diyemem ama bu uçların demokrasiyle olduğu kadar uçurum yoktur liberalizmle aramda.

“Laissez faire laissez passer!!” Allah cümlemizi korusun…

20 Bulent Murtezaoglu { 05.22.07 at 13:30 }

Elbette biliyorum o atışmayı. Ama Yayla’nın argümanları ile Bliyall’ın söylediklerinin alakası yok.

O tarafini anladim da, bu liberal monarsi vs. icin benim aklima gelenden baska bir kaynak var mi? Bilyaal beyin saka yapmadigindan emin degilim ben (pistovumu getirtmek oradan aklima geldi), ama tepkilerden belli ki boyle bir seyin bizim cekismeden tamamen fakli sebeplerle dusunuldugunun okunmasinda fayda var — cok ucuk geliyor insanlara, nereye oturdugunun anlasilmasi faydali olur.

“Laissez faire laissez passer!!” Allah cümlemizi korusun…

Hah, o oyle degil, pamuk eller cebe, akli calisan da hizmete. O isin toplumcu (komuniteryen demek istiyorum diyemiyorum, nasil diyecegim?) tarafi olmazsa, Allah korusun demekle kurtulamiyoruz herhalde. Ben bilmem tabii ama ‘gel bakalim, zorla yapani kaldirdin kendin de yapmaya gonullu olmadin, seni sicak tarafa alalim’ diyebilirler adama.

21 Suat Öztürk { 05.22.07 at 13:35 }

Heh, sıcak yer sadece burada değil ya, basar giderim ben de öbür tarafa.. :-)

22 fatih demir { 05.22.07 at 17:53 }

Halkın medya tarafında rahatlıkla yönlendirilebileceğini söylüyorum. Herhalde buna en güzel örnek Hitler’e oy veren Alman halkıdır.

Medya ile yonlendirme meselesi de ilginc Turkiye icin… Cunku Istanbul’da Erdogan’i belediye baskani sectirmemek icin baslayan ve diger alanlara da sicrayarak devam eden “Dindar” rahatsizligi eger medya cidden halki her istedigi konuda manupule edebilme gucune sahip olsa idi cok daha farkli sonuclara ulasilmasi gerekirdi… Ki o zaman “malum medya” tek at oynatan kesimdi… Su andaki gibi karsisinda baska guc odaklari da yoktu…
Kaldi ki halen Turk halkinin cogunlugunun izledigi okudugu kanallar, gazeteler, dergiler Dogan grubunun ve Dogan grubu bu manupulasyonda her daim sectigi antidemokratik tavirlari ile taniniyor…

Iste bu noktada durup, “biz bu cahil halka o kadar cok sey soyledigimiz, o kadar uzman cikardigimiz, o kadar yalan haber yaptigimiz halde neden istedigimiz yerlere kanalize edemedik acaba halk sandigimiz kadar cahil ve bon degil mi?” sorusunu sordular ve degistiremedikleri halki suclamaya kalktilar… Madem degistiremiyorlardi bu sefer de secmeye haiz olmadiklarini vurgulamaya basladilar…

Ayrica Bilyaal bey gibi Liberal diktator ve teknokratlar hukumetini benimseyenlere benim bir sorum var… Madem bu ise yarayacakti 1923-1950 yillari arasinda bu is niye bitmedi??

23 bliyaal { 05.22.07 at 19:48 }

Gene hissi yorumlar yapılmış. Dediğim gibi, bu konularda soğuk kanlı olmak lazım. Eleştiri yöneltenlerin benim sözüne ettiğim meselelerde önerdikleri ciddi bir çözüm yolu yok. Hatta mevcut olanı korumak açısından, bunların tamamıyla statükocu davrandıklarını söyleyebilirim. Risk almaktan çekinmemeliyiz.

Bu arada, Elif Şafak’ı cahil bir kadın olarak gördüğümü söylemem lazım. “Med Cezir” adlı kitabını okudum. Sürekli eleştiri, fakat yapıcı tek bir fikri bile yok. Osmanlı hayranlığı ile yoğurulmuş, tasavvuf çeşnili karman çorman yazılar … Amerika’dan Türkiye analizi yapmakla olmuyor bu iş.

Fatih bey, 600 senelik Devlet-i Aliyye’nin mirası kaç senede değiştirilir sizce? Türkiye’nin geriliğinin temellerini Osmanlı’da aramak lazım.

Atilla hocaya mesaj göndermeyi düşündüm, ama bu kadar çok konuştuğumuz bir şeyi tek bir mesajda özetlemek zor. Yüz yüze konuşma fırsatı bulduğum ilk vakitte kendisine bundan bahsedeceğim.

24 Suat Öztürk { 05.22.07 at 19:50 }

Bliyall gerçekçi olmaktan söz ediyorsun ama hala sorumun ikinci kısmı havada?

“tamam faşizm olsun, temiz olsun diyorsun, kesinlikle katılmıyorum ama hiç olmazsa eli ayağı düzgün liberal(!) bir diktatör önersen ve bu diktatörün ülkenin yönetimini ulusalcı devletçi oligarklardan nasıl alacağını söyleyiversen?”

25 izlenimler { 05.22.07 at 23:23 }

Merhaba,

Biryerlerde kulağım çınlatıldı galiba, liberallerin demokrasi eleştirisi, Hayek vs. ile ilgili şimdilik şu linkteki (Türkçe) yazılara bakılmasını öneriyorum, boş zamanım olursa birşeyler yazmaya çalışırım.

Liberalizm, Demokrasi, Despotizm vs.

FST

26 Hüseyin Demir { 05.23.07 at 01:43 }

Merhaba,
son olaylardan sonra oligakların kim olduğu ve oligarşinin ne menem bir şey olduğu açıklıkla görüldü. 367′nin icadı, Teziç’in(Anayasa pröfösörüdür haaa) Devlet ikidarı-Halk iktidarı söylemi saçmalığı, Cumhurbaşkanlığı seçiminde oligarkların etkisinde olan siyasi partilerin liderlerinin, korkuyla karışık tavırlarıyla her şey apacık ortaya çıktı.
Evet “Cumhuriyetine sahip çık” mitingleriyle bir gövde gösterisi yapmaya çalıştılar, ama, bu mitnglere katılanların orta sınıf olduğu, ancak fikir üretme konusunda bir şey üretemedikleri görüldü. Daha çok hakaret, aşağılama ve dışlama içerikli söylemlerle çıktıkları görüldü.
Bu oligarklar için tam bir fiyaskodur.
Yorum ve yazılarını okuduğunuzda aksiyoner değil, daha çok reaksiyoner davrandıklarını görüsünüz. Bu tam bir bitiştir.
Oligarklar kesinlikle mevzi kaybediyorlar, bu işinde geriye dönüşü yok, olacak, ama ne kadar zaman alır bilemem.
Ama kesinlikle olacak.
Her zaman en etkili silahları olan toplumu kamplara ayırma oyununa başvuruyorlar, ama göreceksiniz başaramayacaklar. Demokrasi özlemi içerisindeki karşı taraf da ekonomik olarak güçlenmiş, zenginleşmeye başlamış, ihracat yaparak zenginleşen ve eğitim düzeyi sürekli olarak yükselen, aksiyoner, aykırı düşünebilen yeni bir sınıf doğdu. 28 Şubat süreci ile bu grup etkisizleştirilmeye çalışıldı, ancak tam etkili olunamadı. Büyük güçler bu adamlarla koalisyon kurup toplumu yönetemeyeceklerini anladılar, zannedersem tasfiyeleri gündemde, bu yüzden AB-ABD’ye sürekli mesaj göndermeye başladılar.
Teör ve bombalamalarla ve cinayetlerle bir süre daha iktidarlarını devam ettirmeye çalışacaklar, ancak nafile..
Toplumu korkutup, demokrasiyi askıya almaya çalışacaklar, güvenliği ön plana çıkaracaklar.
Psikolojik harp yöntemleriyle sizi korkutmaya çalışacaklar.
Gün korkularınızdan arınma günü.
Korkularınızın esiri olduğunuz anda köleliği peşinen kabul etmiş olursunuz, ona göre, 1 efendi 1000 köleyi hiç bir sorun olmadan rahatlıkla kontrol edebilir, ama o kölelerden 10 tanesi köleliği reddederse efendinin rahatı kaçar, efendiliği tehlikye girer.
Olaigarşi çoğunluğu, korkutarak ve endişeye sürükleyerek yönetiyor, unutmayın.
KENDİNDEN EMİN, AKSİYONER, DİK DURUŞLAR DİLEĞİYLE
UNUTMAYIN ÇOĞUNLUK SİZSİNİZ.

27 Bulent Murtezaoglu { 05.23.07 at 08:32 }

Fethi bey, sagolun. O likne/siteye baktim, altindaki fikriyat benimsenmese dahi okunmasi faydali bircok dokuman var orada. Burada konusulan cehalet, Haso Memo kalibi, demokrasi/cogunluk vurgusu, hukumetin ozgurlugu/bireyin ozgurlugu kontrasti, devlet yapisinin hukumete engel olmasi gibi konulara topluca dokunulan bir tanesine link vereyim:

http://www.canaktan.org/politika/demokrasi/demarsi.htm

Bugunku durum icin bize pek birsey demiyor tabii, ama bugunku durum hakkinda konusulurken — propaganda icin veya iyi niyetle — sarilindigini gordugum ilke ve kullanilan kavramlari (bir tur) orgurlukcu kaygiyla kisaca inceledigi icin buradaki yorumculara da faydali olabilecegini dusunuyorum.

28 Laik Erol { 05.24.07 at 04:52 }

Sorulmasi gerek sorular neler dir ??

Oncelikle “biz demokrasiye hazir degiliz, bize baska bir sistem lazim” tartismasina girmek biraz ”abesle istigal” bence.

Oligarsi kaybedecek, tarafinizi secin sorusu da “yuklu soru” sifati ile demagoji sinirlarini zorluyor. Oligarsi’nin sekil veya soylem degistirebilecegini gozonune alirsak, kazananlar hep belli ama kaybeden taraf (korkarim ki) degismeyebilir..

Diger taraftan, uzerinde gercekten dusunulmesi lazim konulara deginiliyor burada:
Demokrasinin sinirlari nelerdir ve bunlari kim ve nasil tayin edecek, ve hangi guc uygulayacak ?
Guclerin sinirlari, guclerin ayriligi, guclerin sayginligi, guclerin secim sekli ve guclerin dengesi … Onemli konular bunlar tabii.

Bir parantez :
TSK bu guclerden biri olmali mi ?
Cevap ileriye donuk olarak : hayir.
Bugun bir kesim bir guc olarak goruyor ve medet umuyor, bu cok hatali bir sey mi ?
Cevap bence yine hayir, bu tarihten gelen ve laikligin oturmasi, demokrasinin gelismesi ile zamanla gelisebilecek bir tutum.
Fakat, ordumuz saygin ve guclu bir kurum olarak kalmaya devam etmeli.
TSK’ne bu kadar yuklenilmesini ve demokrasi dusmani gibi gorulmesini anlamiyorum.
Askerlik meslegi halkin tum kesimlerine acik, bu ordu halkin icinden ve tum kesimlerden secilir. Bu meslekte yukselmek buyuk olcude caliskanlik ve ayni meslegi icra edenler icinde begeni kazanmak ile oluyor. Onlarda hata yapiyor ve bazen taraf tutuyor (Yakin gecmiste k. evren sol gorusu ezerek susturmakta ve imam hatip okullarini kat kat arttirmakta hic bir sakinca gormemistir..)
Ne olursa olsun, guclu bir demokratik devlet ve guclu TSK’ne hepimizin ihtiyaci var, bunlari yipratmak hic akilli bir sey degil. Yanibasimizda olan olaylara bakalim ve ibret alalim..
Kurt kokenli Turk vatandaslarimizi nasil kazanabilir ve devlet, TSK dusmanligini nasil onleyebiliriz, bu cok onemli.

Demokrasinin sinirlarina geri gelelim.
Ataturk’un koydugu prensipler cercevesinde, ve genis anlamda hepimiz Turkuz ve irk ayirimi yapmayiz, hepimiz Muslumaniz ve/veya inanclara saygili bir sekilde Laik bir ulkede yasariz’dan daha guzel bir yaklasim goremiyorum.

Ileriye ve gelisime donuk olarak sorulmasi gerekli olan sorulari tabii soracagiz:
Demokrasimizi gelistirmek icin, guclerin dengesini dogru tutturabilmek icin ne yapabiliriz ?
Hukumetleri kirk parti koalisyonuna mahkum etmeden, azinliklarin haklarini korumak icin ne yapabiliriz ?
Partileri ”otoriter lider” sultasindan korumak ve daha demokratiklestirmek icin ne yapabiliriz ?
Devlet yoneticiliginin ve politikaciligin etik degerlere bagli olmasi ve kanun ustu olmamasi icin ne yapabiliriz ? (Devlet eliyle is veya zenginlik dagitmak, milletvekillerine kiyak maas, kiyak emeklilik ve dokunulmazlik saglamak dogru mu, nasil degismeli ?)
Laik sistemi nasil daha duzgun bir hale getirebiliriz?
Inanclara saygili esit uzaklikta bir yasam icin ne yapabiliriz ?
Egitim sistemimizi daha laik ve pozitif bilimlere ve yaraticiliga nasil yonlendirebiliriz ?

Bence en az demokrasi kadar onemli bir soruyu uzak dogu’da pek de demokrat olmayan bir ulkeden ornek alarak soruyorum :

Kedi beyaz olmus, siyah olmus farketmez, onemli olan nasil fare yakalayacagi degil mi?
Turkiye de yasayan insanlarin yasam standartlarini nasil yukseltecegiz.
Bunu basarmak icin ulke ici zenginligi daha esit paylastirmak icin nasil adim atabiliriz, daha onemlisi ulkeler arasi yarista nasil one gecebiliriz ?
Politikacilarimiz bu sorulara hangi cevaplarla gelecek, merak ediyor musunuz ?
Bu sorulari sormak aklimiza geliyor mu?
Bizlerin bu konuda fikirleri neler..

Saglicakla kalin.
Erol.

29 saliha { 05.24.07 at 10:53 }

Suat Bey, oyunuz için çok teşekkür ederim.
Bu konuda ise susarım, çoook çok yaralı bir başı kapalı olarak en türbanlısından.
Hemi de en sosyetik ve “en yaylalar yaylalar” bir yerde oturanından olarak susarım. :(

30 saliha { 05.24.07 at 22:06 }

Hay Allah, kusura bakmayın. Ben üstteki yorumu -Cumhuriyet Mitingleri, Kadın ve İstismar- yazısına bıraktığımı zannediyordum.

---

Önemli


Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayınlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı sağlayabilmek için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır.

***

Siz de düşüncelerinizi paylaşın: