Toplum & İslam T. Suat Demren - 26 Kasım 2006 10:23 pm

Cehalet

Site istatistiklerine bakarken ‘ateistforum’dan bazı yazılarıma linkler verildiğini gördüm.

Merak edip baktım. Anlaşıldığı kadarı ile bazı site takipçileri “ate”lerle olan tartışmalarda yazılarımı destek olarak kullanıyorlar.

‘Atesitforum’a çok önceden üyeydim. Orada epeyce sert tartışmalara girdim. Birkaç kez beni attılar, başka rumuzlarla tekrar girdim. Sonrasında ise gerek vakit yokluğundan gerekse deveye hendek atlatmaya çalışmanın anlamsızlığı ve imkansızlığı yüzünden yazmamaya başladım.

Ben orada faal bir şekilde tartışmalara katılırken, İslam ve Hz. Peygamber için o kadar cahilane, o kadar anlamsız ve absürd şeyler yazıyorlardı ki; bunlar, aslında cevap verilmeye bile değmeyecek saçmalıklardı.

Bu vesile ile girmişken tekrar forumda gezineyim dedim. Değişen hiçbirşey yok. Aynı cahilane yorumlar devam ediyor. Hayatında felsefeden, teolojiden hiçbirşey okumamış kişiler iki antiİslam kitabı ile allame olmuşlar ahkam kesiyorlar. Yazık.

Bu taassubu anlamak kolay değil. Dışarıdan, yani İslam dünyası dışından yetişmiş kişilerin bu tür şeyleri dillendirmesi bir nebze anlaşılabilir ama bu topraklarda yetişip de İslam ve Hz.Peygamber konusunda bu kadar cahil kalabilmek hayret-i mucip bir şey..

İslam’a inanmayabilirsiniz. Ama neye inanmadığınızı bilmeden konu hakkında kesin, alaycı ve aynı oranda cahilane hükümlere varmak ne kadar da acınılası bir durum.

Yapılan yorumlar 9-18. asır arasında Hristiyan dünyasındaki taassubu andırıyor. Bunları okuyunca aklıma eski bloguma yazdığım bir yazı geldi. “Carlyle ve Doğrulan Tasavvur” başlıklı yazımda Hristiyan dünyasında yaygın olan İslam’a ve Hz.Peygamber’e bakışlardaki çarpıklığı eleştiren Thomas Carlyle’nin sözlerinden bahsetmiştim.

Vesile ile ve “artık bu cehaletin son bulmasını” temenni ederek o yazımı buraya almak istiyorum:

Asırlar boyunca Hristiyanların Peygamberimize(sav) bakışı korkunç derecede cehalet ve taassubun eşlik ettiği bir önyargı ile olmuştur. İslam ile ilgili Hristiyan teologlarının bilgileri 18.yy’ dan önce yok denecek kadar azdır. Daha Hz.Peygamber’in doğduğu asrı bile bilemeyen bazı tarihçiler akıl almaz iftiralarla dolu tamamen hayal mahsülü süslemelerle O(sav)’nu Hristiyan dünyasına , “beklenen Deccal” diye tanıtmıştır. Bu o kadar abartılı bir şekilde yapılmıştır ki mesela İslam’da domuz etinin ve içkinin yasak olmasının sebebi olarak Hz.Muhammed’in -haşa- domuz eti yerken ve içki içerken çatlayarak öldüğü, o yüzden İslam’da domuz ve içkinin yasaklandığı gibi trajikomik iftiralar en ciddi din ve tarih kitaplarına alınmıştır. Ne zaman ki Batı kendi dışındaki kültürler ile birebir temasa geçmiş o zaman ancak kısmen de olsa objektif araştırmalar yapmış ve nisbeten eski bağnaz taassubundan kurtulmuştur.

Bu bağnazlıktan sıyrılabilen nadir ilim adamlarından birisi de on dokuzuncu yüzyılda (1795-1881) yaşamış İskoç tarihçi ve deneme yazarı, aynı zamanda koyu Kalvinci Thomas Carlyle’dir. İslam ve İslam Peygamberine ilişkin düşünceleri son derece objektif olan Carlyle On Heroes, Hero-Worship and the Heroic in History (Tarihte Kahramanlar, Kahramanlara Tapınma ve Kahramanlık) isimli eserinde, kahramanlar tarih yapıcı aktörler olarak şu şekilde sıralanır: Tanrı-kahraman (pagan mitleri), peygamber - kahraman (Hz. Muhammed), şair-kahraman (Dante ve Shakespeare), din adamı - kahraman (Luther ve Knox), edebiyatçı-kahraman (Johnson ve Burns) ve hükümdar - kahraman (Cromwell ve Napolyon)adlı eserinde kahramanlar tarih yapıcı faktörler olarak anlatılır. Samimi ve dindar bir Hristiyan olan Carlyle geleneksel Hristiyanlıkla bir çatışma içindedir ve bunu da eserlerinde büyük ölçüde yansıtır. 8 Mayıs 1840’ta verdiği ve “Peygamber Olarak Kahraman: Muhammed” başlığını taşıyan Konferansı, Orta çağ Hıristiyan dünyasının İslam Peygamberi hakkındaki hakim faraziyelerinin reddi üzerine kuruludur. Araştırmacı Ahmet Yıldız “İktidar Herşey Değildir” adlı kitabına aldığı konferanstan bazı sunumlara dayanarak bu konferansın hakim Hristiyani bakış açısına reddiye olduğunu söyleyerek şöyle yazar:

Samimi ve dindar bir Hıristiyan olan, dolayısıyla vahiy, peygamberlerin masumiyeti gibi konularda Hıristiyan bakış açısını Kur’an ve Hz. Muhammed’e ilişkin değerlendirmelerine yansıtan, -İslamı, yüceltme bağlamında dahi olsa Hıristiyanlığın bir türevi olarak görmesi, Kur’an’ın lafzının anlamsız tekrarlarla dolu insicamsız bir metin olduğunu ileri sürmesi gibi-, bu Konferans, bunlar istisna edilirse İslam’ın ve Hz.Peygamberin etrafında Hıristiyan dünyasında yüzyıllardır biriktirilmiş olan şüphe ve isnatların muhteşem bir reddiyesidir.

Hitap ettiği topluluk içinde Müslümanlığı kabul etme riski olan bulunmadığı için, Peygamberin bütün iyi vasıflarını dosdoğru söyleyeceğini belirten Carlyle, bir anlamda “kabr-i kalbden hakaik çıplak çıktı. Namahrem olanlar nazar etmesin” der gibidir.

Ahmet Yıldız’ın “İktidar Herşey Değildir” kitabına derleyerek aldığı Carlyle’nin bu konferansından notları yine Ahmet Yıldız’ın kitabından aktaralım:Ona Nasıl Bakmalı? “Onun sırrına varmanın yolu budur: Onun dünyadan ne anladığını kavramaya çalışalım. Böylece dünyanın ondan ne anladığı ve ne anlamakta olduğu daha kolay cevaplandırılabilir bir soru halini alacaktır.” (s.78)

“Ben Muhammed’in kusurlarını, kusurlar olarak dahi yanlış değerlendirdiğimize inanıyorum. Onun sırrına bunlar üzerinde durularak varılamaz. Biz bütün bunları geride bırakacak ve onun amacının gerçek olduğuna inanarak, bunun ne olduğunu veya ne olabileceğini samimiyetle soracağız.” (84-85)

Orta Çağ Peygamber İmajının Reddi: “Muhammed’in entrikacı bir sahtekar, hatta şeytanın kendisi olduğu ve dininin bir şarlatanlık ve ahmaklık yığınından ibaret bulunduğu şeklindeki faraziyemizin artık kimse için tutarlı tarafı kalmamaya başlamıştır. İyi niyetli çabalar sonucu bu adamın çevresine yığılan yalanlar sadece bizim için utanç verici olmaktan öteye gidemez. …Zira bu adamın söylediği sözler bin iki yüzyıldan beri yüz seksen milyon(bugün 2 milyara yakın.S.Ö) insana hayat rehberi olmuştur. …Her şeye kadir Tanrı’nın bunca mahlukunun uğrunda yaşayıp öldükleri bu inancın sefil bir manevi düzenbazlık olduğunu nasıl düşünebiliriz? Ben kendi hesabıma böyle bir şeyi kabul edemem. Her şeye inanırım, fakat buna inanamam.”(s.78-79)

“…Bir düzenbaz nasıl bir din kurabilir? Bir düzenbazın tuğladan bir ev kurması bile mümkün değildir! Eğer harcın, pişmiş tuğlanın ve kullandığı diğer malzemenin özelliklerini doğru bir şekilde bilmez ve inceleyemezse yaptığı şey bir ev değil, ancak bir moloz yığını olacaktır. Böyle bir yapı yüz seksen milyon kişiyi barındırmak üzere on iki asır ayakta duramaz, hemen yıkılır. “(79-80)

Evsaf-ı Muhammediye: ” Muhammed küçük yaştan beri düşünceli bir insan olarak tanınmaktadır. Arkadaşları ona “El-Emin” adını vermişlerdir. Gerçekten de doğru ve emin bir insandır. Düşüncelerinde de böyledir, sözlerinde ve fiillerinde de. Her hareketinde mutlaka bir mana olduğu dikkati çekmektedir. Çok konuşmaz. Söylenecek bir şey olmadığında susar. Ama konuştuğu zaman akıllıdır, içtendir. Meseleyi daima aydınlatıcı sözler söyler. Konuşmaya değer tek konuşma tarzı da budur zaten! Hayatı boyunca metin, müşfik, temiz bir insan olarak tanınmıştır. Ciddi ve samimi, buna karşılık sevimli, dost canlısı, hatta neşeli ve şakacı bir karaktere sahiptir. Çok tatlı bir gülüşü vardır. Her şeyleri gibi gülüşleri de sahte olan, gülmeyi beceremeyen insanlara hiç benzemez. Muhammed yakışıklılığıyla da ün salmıştır: güzel, zeki, dürüst bir yüz: esmer, sağlıklı bir ten; parlak, kara gözler… İçinden geldiği gibi davranan, ateşli fakat doğru, iyi niyetli bir insan! Katıksız bir zekayla, ateş ve ışıkla, işlenmemiş meziyetlerle dolu; çölün derinliklerinde hayatının görevini yapan bir adam.” (92-93)

Peygamberin Ümmiliği: “O tarihlerde yazı Arabistan’a henüz girmişti. Muhammed’in okuma-yazma bilmediği hakkındaki görüşün doğru olmaması için hiçbir sebep yok. Onun görmüş olduğu bütün eğitim çöl hayatından ve bu hayatın tecrübelerinden ibarettir. Karanlık köşesinden kendi gözleri ve düşünceleriyle bu sonsuz evren hakkında ne kavrayabilmişse bütün bildiği de o kadardır. Eğer üzerinde düşünülecek olursa, hiç kitap okumamış olmak bize garip gelecektir. Issız Arabistan çölünde kendi gözüyle görebildiği veya belirsiz bazı söylentiler yoluyla işittikleri dışında bir şey bilemezdi. Kendisinden öncekilerin ve kendisinden uzakta bulunanların bilgilerini de Muhammed için yok saymak gerekirdi. …O orada, çölün derinliklerine gömülmüş olarak yapayalnızdır. Ve öylece büyümek zorundadır. Tabiat ve kendi düşünceleriyle başbaşa.”(91-92)

Safi samimiyet: “Hakkında pek çok şey söylenmiş olmakla birlikte Muhammed zevk düşkünü bir insan değildi. Eğer onu birtakım aşağılık zevk ve duyguların, hatta herhangi bir hazzın tatminini kendine gaye edinmiş adi bir zevk düşkünü olarak görürsek büyük bir hataya düşmüş oluruz. Son derece sade bir ev hayatı vardı Muhammed’in! Bütün yiyip içtiği arpa ekmeğinden ve sudan ibaretti. Bazan aylar boyu ocağında ateş yandığı olmazdı. Çoraplarını kendisinin onardığı, hırkasını kendisinin yamadığı haklı bir gururla kaydedilir. Muhammed hep çalışıp çabalayan yoksul bir adamdı, aşağılık insanların amaçları onu hiç ilgilendirmezdi. Bence o hiç de fena bir adam değildi! Onda herhangi bir hırstan çok daha yüce bir şeyler vardı. Yoksa yirmi üç yıl onun buyruğunda, onunla omuz omuza dövüşen o vahşi Araplar ona böylesine saygı gösterirler miydi? Bunlar sık sık birbirleriyle çatışan, yırtıcı bir coşkunlukla birbirlerine düşen vahşi insanlardı. Gerçek bir yetenek ve yiğitliğe sahip olmayan kimse onları yönetemezdi. Ona Peygamber mi diyorlardı? Evet! Karşılarında apaçık duran, hiçbir sır perdesiyle örtülü olmayan, herkesin gözü önünde hırkasını yamayan, savaşan, görüşmelerde bulunan bu adama Peygamber diyorlardı. Kendisine ne isim verilirse verilsin, onun nasıl bir adam olduğunu elbette ki görmüşlerdi. Başında taç bulunan hiçbir imparator kendi eliyle yamanmış hırka giyen bu adam kadar saygı görmemiştir! Yirmi üç yıllık çetin bir deneme boyunca ona kesinlikle itaat edilmiştir. Böyle bir imtihandan ancak gerçek bir kahraman başarıyla çıkabilir.”(118)

Riyanın Yokluğu “…Ben Muhammed’i riyadan tamamen arınmış bir insan olduğu için severim. .. Gösteriş ve kibirden hoşlanmaz, ama aşırı tevazuu da sevmez. Kendi elleriyle onardığı hırkası ve papuçlarıyla olduğu gibi görünmeyi sever. Bütün İran Şahlarına, Yunan Krallarına neyi yapmaları gerekiyorsa, onu açıkça söyler. Kendini bilen bir insandır. Bunun için kendini herkese yeterince saydırır. Bedevilerle yapılan ölüm-kalım savaşında vahşi, kanlı olaylardan kaçınılamaz. Ama yine de böyle bir savaşta bile bağışlama, acıma gibi soylu davranışlara rastlanır. Muhammed bu davranışların ne birincisini mazur göstermeye çalışır, ne de ikincileri için övünür. Onların her biri de kendi hür iradesinin bir ürünü, o anda yapılması gereken davranışlardır. O bir yüze gülücü veya işini gördürmek için tatlı dil kullanan insanlardan değildir. Gerektiğinde şiddet göstermesini bilir ve açık sözlüdür. Tebuk Savaşından sık sık söz eder: “Adamlarının büyük bir kısmı havanın sıcaklığını ve hasat mevsiminin gelmiş olduğunu öne sürerek düşmanın üzerine yürümek istememişti. Muhammed bu olayı hiç unutmamıştır. Hasat mı? Bu bir günlük iştir. Bütün ebediyet süresince alacağınız hasat ne olacak? Havanın sıcaklığına gelince, evet hava sıcak olmasına sıcaktır. Ama Cehennem daha da sıcak! Bazan da acı, fakat alaycı bir dille konuşur. İnançsızlara şöyle der: Mahşerde, yaptığınız işlerin en adil bir şekilde hesabını vereceğinizden şüpheniz olmasın. Bunlar dikkatle ölçüye vurulacak, hakkınız yenmeyecektir!… Muhammed her yerde gözünü gerçeğe diker, onu görür, yürekten hisseder. Ve onun yüceliği karşısında dili tutulmuş gibi olur. ‘Şüphesiz’ der. Bu kelime Kur’an’da bazan başlı başına bir cümle anlamında kullanılmıştır: ‘Şüphesiz’. (119-120)

Davasındaki Ciddiyeti: “ Muhammed’de amatörce bir ilgiye rastlanmaz. Bu onun için bir kurtuluş, bir zaman ve ebediyet davasıdır. Onu son derece ciddiyetle ele alır. Amatörce ilgi, faraziye, nazariye, gerçeği amatörce arayış, gerçekle oynayıp cilveleşmek: Muhammed için bu büyük bir günahtır, düşünülebilecek bütün günahların anasıdır. Böyle bir durum insanın yüreğinin ve ruhunun Gerçeğe açılmamış oluşundan, insanın boş bir gösteriş içinde yaşamasından doğar “(120).

Şehvet İddiasının Reddi: “ Muhammed bu nikahlı velinimetiyle (Hz. Hatice) sevgi ve sükunet dolu bir evlilik hayatı yaşamış ve sadece onu sevmiştir. Gençlik çağlarını böylesine müstesna, böylesine sakin ve mütevazi bir şekilde geçirmiş oluşu, onun bir sahtekar olduğu nazariyesini büyük ölçüde baltalar. Kırk yaşına gelinceye kadar ilahi bir görev aldığından hiç söz etmemiştir. Kendisine atfedilen-gerçek veya gerçek dışı- bütün düşkünlükler, Muhammed elli yaşına geldikten ve Hatice öldükten sonra başlar. Buna göre, o zamana kadar Muhammed’in bütün “ihtirası” dürüst bir hayat geçirmekten ibaretmiş. İyi bir şöhret ve onu tanıyanların kendisi hakkındaki iyi kanaatleri o tarihe kadar ona yetiyormuş. Yani, “dünya nimetlerinden yararlanmak” için yaşlanmayı, gençlik ateşinin sönmesini ve dünyanın kendisine bir iç huzurundan başka verecek bir şeyi kalmamasını beklemiş ve sonra da artık tadını çıkaramayacağı bir zevki elde etmek için bütün geçmişini ve karakterini inkar edercesine sefil bir şarlatan olmuş!.. Ben kendi hesabıma böyle bir şeye katiyen inanmam.”(93-94)

“İslam fıtrat dinidir”: “ ‘Eğer İslam buysa” der, Goethe, “biz hepimiz İslamı yaşıyoruz.’ Evet, manevi bir hayata sahip olan herkes İslam’ı yaşıyor. Bir insan için en yüce bilgelik zorunluğa baş eğmek değildir, -zira zorunluk karşısında bunu nasıl olsa mecburen yapacaktır-, zorunluğun gerektirdiği kaçınılmaz şeyin en akıllıca, en iyi ve en çok istenen şey olduğunu bilmek ve buna inanmaktır. Tanrı’nın bu büyük dünyasını kendi küçücük beyniyle ölçmek gibi çılgınca bir hevesten vazgeçmek, onun ölçülmez bir şey olduğunu kabullenmekle birlikte, adil bir yasa’nın varlığına ve bunun özünün, ruhunun iyi olduğuna gerçekten inanmak.. Buradaki, bunun içindeki kendi rolünü bu genel yasa’ya uymak ve onun hükümlerini tevekkülle, sessizce, sorgusuz-sualsiz itaat etmekten ibaret saymak… Bence şimdiye kadar bilinen tek gerçek ahlak budur. Bir insan ancak bütün sathi kuralları, geçici görünüşleri, kar ve zarar hesaplarını bir yana bırakarak dünyanın bu köklü ve büyük yasasına uyduğunda dürüst, yenilmez, faziletli ve başarılı olabilir. Ve ancak bu büyük ana Yasa ile işbirliği ederek zafere ulaşabilir.” (97-98)

İslam kılıç zoruyla mı yayıldı? (Bu konuda Carlye hakim paradigmaya göre yorumda bulunmuştur. İslam’ın kılıçla yayılmadığı birçok ehl-i insaf oryantalistin de belirttiği bir husustur.S.Ö) “Muhammed’in, Dinini kılıcın gücüyle yayması hakkında çok şey söylenmiştir. Fakat bu hiç şüphesiz, kendisini barışçı bir yolla, sadece vaiz ve telkinle yaydığı için övündüğümüz Hıristiyanlık kadar soylu bir vasıtadır. Çünkü eğer bu vasıtayı bir dinin hak veya batıl oluşu için bir ölçü olarak ele alırsak büyük bir hataya düşmüş oluruz. Evet, kılıç! Ama kılıcı nereden buluyorsunuz? Her yeni fikir başlangıçta bir kişiden ibaret bir azınlığın malıdır. Sadece bir tek insanın kafasında tutunabilmiştir. Koca dünyada ona bir tek kişi inanıyor: Bütün insanlara karşı bir kişi! Bu adamın eline bir kılıç alarak fikrini onunla yaymağa çalışması pek işe yaramaz. Fakat önce kılıcı bulmak gerekir. Kısacası, bir fikir nasıl olursa öyle yayılır. Eline bir kılıç geçirdiğinde Hıristiyan dini de onu kullanmaktan çekinmemiştir. Şarlman’ın, Saksonları Hıristiyan yapışı vaiz yoluyla olmamıştır. Ben bu kılıç meselesiyle pek ilgilenmem. Zira bu dünyada bir şeyin kendi varlığı için kılıçla, sözle veya tedarik edebileceği diğer herhangi bir araçla savaşmasını hoş karşılarım. Bırakalım da vaiz versin, risaleler yayınlasın, dövüşsün, var gücüyle çabalasın, gagasını ve tırnaklarını veya nesi varsa onu kullansın. Ama ne yaparsa yapsın, sonunda neyi kazanmaya hakkı varsa sadece onu kazanabileceği muhakkaktır.” (103-104).

İslamiyetin hakkaniyeti: “Bütün o Arap putperestliğinin saçmalıkları, Yunan ve Yahudi’nin tartışmalı teolojileri,gelenekleri ve incelikleri, rivayet ve nazariyeleri ve bütün bunların bitmez-tükenmez münakaşaları arasından, ölüm kadar, hayat kadar ciddi olan o saf ve samimiyet dolu yüreği, o derin tabii sezgisi ve görüşleriyle bu vahşi Çöl Çocuğu çıkmış, meselenin özüne nüfuz etmiştir. Putperestlik bir hiçtir. Tahtadan putlarınızı ‘yağ ve mumla parlatıyorsunuz, üzerlerine sinekler yapışıyor’. Bunlar tahta parçalarından ibarettir diyorum size! Onların size hiçbir yararı yoktur. Küfürle dolu, aciz korkuluklardan ibarettirler. İçyüzleri dehşet ve tiksinti yaratır. Bir tek Tanrı vardır. Yalnızca O’dur güçlü olan! Bizi yaratan O’dur. Bizi öldüren de yaşatan da O’dur: ‘Allah-u Ekber’. Biliniz ki, O’nun iradesi sizin için en hayırlı olanıdır. O irade sizin et ve kemikten yaratılmış bedeninizi ne kadar büyük acılara sokarsa soksun, siz yine de O’nu en hayırlı, en akıllıca şey olarak kabul edeceksiniz. Eğer çölün putperest vahşileri buna gerçekten inanmışlar ve onu ateşli yüreklerine bastırıp ibadete başlamışlarsa, bence bunda inanılmaya değer bir şey vardır. Hangi şekli altında olursa olsun, bu, bütün insanlarca inanılmaya değer tek şeydir. İnsan onun sayesinde Dünya Mabedinin baş rahibi olur. Dünyayı Yaratanın buyruğu, iradesi ile uyuşur. Bununla işbirliği ederek, boş yere akıntıya kürek çekmez: Ben bugüne kadar vazife’nin bundan daha iyi bir tarifine rastlamış değilim. Dünyanın gerçek eğilimine uymak doğru olan her şeyi kapsar. Bu sayede başarılı, iyi ve doğru yolda olursunuz. .. Önemli olan birtakım soyutlamaların, mantık önermelerinin doğru veya yanlış ifade edilmiş oluşu değil; gözle görülen, elle tutulan, kısacası gerçekten yaşayan kişilerin, insanoğullarının ona yürekten bağlanmalarıdır. İslam bütün bu boş, geveze mezheplerin varlığını sona erdirmiştir ve bence bunda haklıdır da. İslam doğrudan doğruya tabiatın bağrından çıkmış bir gerçektir. Arap putperestlikleri, Suriye töreleri ve onun gerçekliği karşısında yetersiz kalan daha ne varsa hepsi de yanıp kül olmaya mahkumdular. Tıpkı ateş karşısındaki kuru odun parçaları gibi…” (107-108).

Şeriatın Ta’dili Hükümleri: “Onun göz yummak zorunda kaldığı düşkünlükler gerçekte onun eseri olmayıp, Arabistan’da çok eskiden beri uygulana gelen adetlerdir. Onun bütün yaptığı bunları birçok yönleriyle kısıtlamak ve mümkün olduğu kadar yasaklamak olmuştur. Onun dini hiç de kolay bir din değildir: çetin oruçlar, abdestler, katı ve girift kaideler, günde beş vakit namaz ve şarap içme yasağından oluşur. ‘Kolay bir din olarak başarıya ulaşmış’ değildir. Esasen hiçbir din veya dini dava bu surette başarıya ulaşamaz. İnsanların kolaylık, zevklere ulaşmak ümidi, dünya veya ahirette mükafatlandırılmak gibi basit saiklerle kahramanca işlere girişebileceklerini söylemek, onlara yapılabilecek en büyük iftiradır. En aşağılık insanın yüreğinde bile bundan daha asil bir şey vardır. …İnsanın kolay bir hayat ve zevklerle elde edilebileceğini söyleyenler insana haksızlık etmektedirler. İnsan yüreğini asıl cezbeden güçlük, feragat, fedakarlık, şehidlik, ölüm gibi kavramlardır. Onun içindeki hayat verici ateşi bir kere tutuşturdunuz muydu, bütün aşağılık hesapları yakıp kül edecek bir aleve kavuşacaksınız. İstenen mutluluk değil, ondan çok daha yüce bir şeydir. Bunu en büyük zevk düşkünü, en gayesiz görünen zümrelerde bile ‘şeref anlayışı’ ve benzeri kavramlarda bulmak mümkündür.Bir din, kaba iştahları, aşağılık arzuları kışkırtarak değil, bütün gönüllerde yatan Kahramanlık duygusunu uyandırarak kazanabilir.” (117)

İslam ve Araplar: “ İslam, Arap kavmi için karanlıktan aydınlığa doğuştur. Arabistan onun sayesinde ilk defa canlılık kazanmıştır. Dünya yaratıldığından beri çöllerde başıboş dolaşan, kimsenin tanımadığı, çobanlıkla uğraşan zavallı bir kavim, inanılır bir sözle birlikte gökten indirilen bir Peygamber-Kahramana kavuşuyor. Kimsenin tanımadığı kavim bütün dünyaya ün salıyor, dünya çapında büyüyor ve Arabistan bir yandan Granada’ya, öte yandan Delhi’ye kadar uzanıyor. Çevresine cesaret, ihtişam ve deha ışıkları saçarak yüzyıllar boyu dünyanın büyük bir kesimi üzerinde bir güneş gibi parıldıyor. Çünkü inanç, büyük, hayat veren bir şeydir. Bir kavim, inanç sahibi olursa verimli, yüceltici bir tarihe kavuşur. Bu Araplar, bu Muhammed denen insan ve o bir tek asır: değersiz, kara bir kum yığınından ibaret görünen bir ülkeye düşen bir kıvılcımdan, bir tek kıvılcımdan başka ne olabilir bu?” (126).

Hz Muhammed’in Risaletini Tasdik: “…biz Muhammed’i asla bir Batıl, bir tasannucu, zavallı ve haris bir entrikacı olarak görmek istemiyoruz. Onu bu şekilde düşünmemiz imkansızdır. Getirdiği o basit mesaj da gerçekti: bilinmez derinliklerden gelen ciddi ve belirsiz bir ses! Onun ne sözleri, ne de eserleri sahteydi. Batıl ve taklit değillerdi. Tabiat-ananın o geniş göğsünden fışkırmış ateşten bir hayat külçesi! Dünyanın Yaratıcısı ona dünyayı tutuşturmasını emretmişti. Muhammed’e yüklenen kusurlar, noksanlar, samimiyetsizlikler gerçekten ispatlanabilmiş olsalardı bile onun hakkındaki bu temel gerçeği yıkamazlardı.”(s.83)

“Hayır! Bu parlak siyah gözlü, toplumu düşünen yüce ruhlu çöl çocuğunda şahsi ihtirasın ötesinde birçok düşünceler vardı. Sessiz, yüce bir ruh. O, dürüst ve ciddi davranmaktan kaçınamayan ender insanlardandı. Tabiat Ana onu samimi olmak üzere yaratmıştı. O kendi ruhu ve eşyanın gerçekliği ile baş başa kalmış bir insandı. .. O büyük Varoluş Muamması bütün dehşet ve ihtişamıyla karşısında parlıyordu. Hiçbir söylenti bu sözü edilemez gerçeği ondan gizleyemezdi: “İşte ben buradayım!”.. Böyle bir adamın sözü doğrudan doğruya tabiatın özvarlığının sesi idi. İnsanlar bu sözü dinlerler. Dinlemeliler de. Başka hiçbir şeyi dinlemedikleri gibi… Çünkü bundan başka her şey, bununla kıyaslandığında boş laftan ibarettir. Ta eskiden beri bütün kutsal ziyaret ve seyahatlerinde bu adamda binlerce düşünce yaşamıştır: Ben neyim? İnsanların evren adını verdikleri, içinde yaşadığım bu sırrına varılmaz şey nedir? Hayat nedir, ölüm nedir? Hira Dağının, Sina Dağının sarp kayalıkları, vahşi ıssız çöller bu sorulara hiçbir cevap vermiyordu. Mavi pırıltılarla yanan yıldızlarıyla başının üzerinde sessizce uzanan o büyük gökyüzü de bunlara cevap vermiyordu. Hiçbir cevap yoktu. Bu sorulara ancak tanrı ilhamıyla dolu olan insanın kendi ruhu cevap verebilirdi.”(94-95)

“İhtiras? Bütün Arabistan bu insana ne verebilir ki? Yunanlı Heraklius’un tacı, İran Şahlarının tacı ve dünyadaki bütün taçlar onun için ne ifade eder ki? Onun işitmek istediği şeyler yeryüzüne değil, yukarıdaki cennete ve aşağıdaki cehenneme aittir. Bütün taçlar ve saltanatlar birkaç yıl içinde nerede olacaklardır? Mekke veya Arabistan şeyhi olmak ve eline yaldızlı bir tahta parçası almak insanı kurtarmaya yeter mi? Eminim ki hayır! Muhammed’in bir sahtekar olduğu faraziyesini inanılması imkansız olduğu için tamamen bir kenara iteceğiz. Hatta bu inanmak bir yana hoş görülecek bir iddia dahi değildir ve bize yakışan onu kesinlikle reddetmektir.” (96)

“Novalis, ‘En büyük mucize Tanrı’yı haber veren inanç değil midir?’ der. Muhammed’in bu büyük gerçeğin (vahy hakikati) aleviyle tutuşmuş ruhunun bu olayda önemli bir şey, daha doğrusu önemli olan tek şeyi sezmiş olması çok tabiidir. Tanrı ona gerçeği ilham etmek ve onun ruhunu ölümden, karanlıklardan kurtarmakla ona eşsiz bir şeref vermiştir. Öyleyse o da aynı şeyi diğer yaratıklara yapmakla görevlidir: ‘Muhammed Tanrı’nın peygamberidir’ sözü işte bunu anlatmaktadır ve gerçekten anlamlı bir sözdür.” (98-99)

***

Bu satırlar; bu coğrafyada yaşadığı,bu kültürde doğup büyüdüğü halde bunlardan bihaber olanların, daha da kötüsü İslam’dan ve Hz.Muhammed’den bahsedilince en halim selimlerinin bile “al görmüş boğaya” döndüğü talihsiz, “kaybedilmiş neslimizin” kulaklarına küpe olsun..

Tarih boyunca hiçbir insan, O’nun(sav) kadar sevilmedi. Hiçbir faninin ardından O’nun ölümünün ardından çekilen acı gibi bir acı çekilmedi. Hiçbir insan, ölümünün ardından bunca asır geçmesine rağmen, O’nun kadar gönülleri fethetmedi, kalblere girmedi. Salat ve selam O’na, tertemiz Ehl-i Beytine ve Ashabına olsun.

Share on Facebook

    18 Responses to “Cehalet”

    1. on 26 Kasım 2006 at 23:50 1.XSI

      Bu yaziyi S.Ö imzali olarak diledigim yerde kullanabilirim degil mi Suat bey? )

      Adam sanki müslüman olmus da, bazi seyleri söyleyemeye cekiniyor, yani ucundan gösteriyormus gibi yazmis.

      Ateistforumdakileri ciddiye almamiza gerek yok, acilan basliklar hep aynidir, www.islamiyetgercekleri.org’tan pasteler dururlar. Adminlerden Oguz tam bir gerizekalidir, üstelik de asiri cahil. Deicide ve mantik disinda “adam” yurduna konulacak tek bir kisi göremedim orada.

    2. on 26 Kasım 2006 at 23:55 2.Suat Öztürk

      Tabii ki kullanabilirsin XSI kardeşim.

      Atestforum evet aynı bıraktığım gibi. Hiç değişmemiş.

      Saygılar..

    3. on 27 Kasım 2006 at 02:20 3.Tunç

      Selamlar Suat Bey,

      Seyahatiniz iyi geçmistir umarim. Dediginiz foruma hiç gitmedim, burada okuduklarimdan sonra da gitmem herhalde.

      Tanidigim çok beyefendi ver hanimefendi ate veya agnostik insanlar oldu, benim imanima gösterdikleri saygiyi ben de onlarin imanina ve süphesine gösterdim.

      Ama bu sözünü ettiginiz zavalli insanlar tedaviyi yanlis adreste ariyorlar galiba tipki Mehmet Barlas’in aktardigi fikradaki Temel gibi :

      Midesi bozulan ve sürekli altina kaçirdigi için çok rahatsiz olan Temel, hastaneye gidip mide-bagirsak uzmanina muayene olmak istemis. Ama yanlislikla psikiyatri servisine gitmis. Arkadasi Riza bu durumun sonucunu sorunca da “Altima yine kaçiriyorum. Ama artik bu beni rahatsiz etmiyor” cevabini vermis.

      Dostlukla

    4. on 27 Kasım 2006 at 13:15 4.Tarık T.

      Suat Bey, aktardığınız Carlyle alıntıları çok güzel tespitler içeriyor.Teşekkür ediyorum…

      Keşke oryantalislerin hepsi İslamiyete onun baktığı gözle bakabilseydi..

      Sayın XSI atesitforumdakilerin islamiyetgercekleri.org’tan pastelediklerini yazmış…

      Doğru.Bildiğim kadarıyla islamiyetgercekleri.org’dakiler de “Oryantalist rahiplerin İslamiyeti karalamak için yazdıklarını” copy-pastleyip duruyorlar…(carlyle gibilerinki gibi olanlar hariç..)

      Carlyle’den yaptığınız alıntıların hepsi önemliydi…Alıntılardan dikkatimi çekenler şunlar olabilir:

      -Bir düzenbaz nasıl bir din kurabilir? Bir düzenbazın tuğladan bir ev kurması bile mümkün değildir!

      -..Onda herhangi bir hırstan çok daha yüce bir şeyler vardı. Yoksa yirmi üç yıl onun buyruğunda, onunla omuz omuza dövüşen o vahşi Araplar ona böylesine saygı gösterirler

      miydi? Bunlar sık sık birbirleriyle çatışan, yırtıcı bir coşkunlukla birbirlerine düşen vahşi insanlardı. Gerçek bir yetenek ve yiğitliğe sahip olmayan kimse onları yönetemezdi.

      -Kendisine atfedilen-gerçek veya gerçek dışı- bütün düşkünlükler, Muhammed elli yaşına geldikten ve Hatice öldükten sonra başlar. Buna göre, o zamana kadar Muhammed’in bütün “ihtirası” dürüst bir hayat geçirmekten ibaretmiş. İyi bir şöhret ve onu tanıyanların kendisi hakkındaki iyi kanaatleri o tarihe kadar ona yetiyormuş. Yani, “dünya nimetlerinden yararlanmak” için yaşlanmayı, gençlik ateşinin sönmesini ve dünyanın kendisine bir iç huzurundan başka verecek bir şeyi kalmamasını beklemiş ve sonra da artık tadını çıkaramayacağı bir zevki elde etmek için bütün geçmişini ve karakterini inkar edercesine sefil bir şarlatan olmuş!.. Ben kendi hesabıma böyle bir şeye katiyen inanmam.”

      -İnsanın kolay bir hayat ve zevklerle elde edilebileceğini söyleyenler insana haksızlık etmektedirler. İnsan yüreğini asıl cezbeden güçlük, feragat, fedakarlık, şehidlik, ölüm

      gibi kavramlardır. Onun içindeki hayat verici ateşi bir kere tutuşturdunuz muydu, bütün aşağılık hesapları yakıp kül edecek bir aleve kavuşacaksınız. İstenen mutluluk değil, ondan çok daha yüce bir şeydir. Bunu en büyük zevk düşkünü, en gayesiz görünen zümrelerde bile ‘şeref anlayışı’ ve benzeri kavramlarda bulmak mümkündür.Bir din, kaba iştahları, aşağılık arzuları kışkırtarak değil, bütün gönüllerde yatan Kahramanlık duygusunu uyandırarak

      kazanabilir.”

      - Kimsenin tanımadığı kavim bütün dünyaya ün salıyor, dünya çapında büyüyor ve Arabistan bir yandan Granada’ya, öte yandan Delhi’ye kadar uzanıyor. Çevresine cesaret, ihtişam ve deha ışıkları saçarak yüzyıllar boyu dünyanın büyük bir kesimi üzerinde bir güneş gibi parıldıyor. Çünkü inanç, büyük, hayat veren bir şeydir. Bir kavim, inanç sahibi olursa verimli, yüceltici bir tarihe kavuşur…

      -Ta eskiden beri bütün kutsal ziyaret ve seyahatlerinde bu adamda inlerce düşünce yaşamıştır: Ben neyim? İnsanların evren adını verdikleri, içinde yaşadığım bu sırrına varılmaz şey nedir? Hayat nedir, ölüm nedir? Hira Dağının, Sina Dağının sarp kayalıkları, vahşi ıssız çöller bu sorulara hiçbir cevap vermiyordu. Mavi pırıltılarla yanan yıldızlarıyla başının üzerinde sessizce uzanan o büyük gökyüzü de bunlara cevap vermiyordu.Hiçbir cevap yoktu. Bu sorulara ancak tanrı ilhamıyla dolu olan insanın kendi ruhu cevap verebilirdi.

      Tekrar teşekkürler.

    5. on 27 Kasım 2006 at 18:22 5.çuvaldız=herkes alınsın

      Onlara kızmayın anlamaya çalışın.Onlar sizi duyamayabilirler ve hatta siz tartıştıkça onlara güç vermiş olacaksınız,siz sadece fısıldamaya devam edin.Duyacakları sizin sesiniz olmayacak kendi içlerinde sürekli fısıldayanın sizin fısıltınızla aynı olduğunu bir süre sonra belki anlayacaklar.

      Korku..sahip oldukları tek duygu bu.Bu hiçlik duygusunun verdiği korku.Her insanın kendine sorduğu var oluş sebebim nedir?Bu soruya yanıtları sadece dünyevi sebeplere dayandığından ve bunun da tatminsizlik yaratan ikna edici bir cevap olmamasından dolayı iflah olmaz bir hiçlik duygusu içindeler.Olanca kuvvetleri ile sizin var dediğinizi red ettiklerinde var olabildiklerini hissediyorlar.Onlar kendilerince yaşama karşı dirençli kılan tek şey red edişleri.Red etmezlerse yoklar.Çünkü varlıkları her gün yaşayıp tüketilenler üzerine.Anlık hazlar saniyelik hatta saliselik mutluluklar.Onlara huzur ve mutluluğun tanımını sorduğunuzda hiçbiri size bu dünyanın nimetleri dışında olmayan bir şey karşısında hissedilebileceğini söyleyemezler.

      Ruhları ile kendileri baş başa kaldıklarında çırılçıplaklar o kadar üşümüş bir o kadar da yalnız.

      Bir kez kendi isyan seslerini kısıp içlerindeki fısıldayanı duymaya çalışsalar o bildiğimiz tebessümle uyanacaklar.Sakince kabul edişin onları huzurlu kılacağını bilmiyorlar o kadar panik içindeler.Bu yüzen okusalar da sadece tek taraflı “çürütmek”gayreti ile okuyacaklar.Çürütülecek aslında içlerinden onlara fısıldanan.Hepsi biliyor ama nerden tutunacaklarını kestiremiyorlar siz yazmaya devam edin bence bir dal olursunuz diye ümit ediyorum.:-)

      Tebessümler eksik olmasın..

    6. on 27 Kasım 2006 at 18:42 6.erdem

      Ateistlerimizi ciddiye almamız lazım. Erke’nin motorunu bilmem ama, Cehenneme odun gerekiyor. Bir insan İslam’ı reddedebilir, kendi kafasındaki çelişkilerin haklı olduğunu savunabilir. Ama bunun propogandasını yapması ve tek akıllı kendisi gibi gururla dinle ve dini konularla dalga geçmesi tek başına şeytanın ve cehennemin varlığı konusunda imanımı arttırıyor.

      Hz.Muhammed’in (S) şehvet düşkünü olduğunu söyleyebilmek için insanın şeytan tarafından dürtüklenmesi lazım. Çünkü O’nun yaşayışı ve getirdiği din iffet’in ve ahlak’ın dinidir. O, öğrencilerine keşişler gibi hayattan uzak bir yaşantı getirmemiştir. İnsanın tabiatına uygun olanı getirmiştir. Ve hayatın her yönü olduğu gibi cinsellikte, hayada, iffette de istikameti ve Allah’ın razı olduğu yolu göstermiştir.

      Ayşe (R) ile 9 yaşında evlenmesi konusu en çok suistimal edilen konulardan birisi. Peki var mı böyle bir şey?

      Öncelikle Ayşe (R), peygamberle evlenmeden önce nişanlı. Sonra bu evlilik olunca “yav şuncacık çocukla evlenilir mi?” diye çıkıp itiraz eden yok! Demek ki ya böyle bir şey yok, ya da bu o zaman çok normal karşılanan bir olay. O zaman normal karşılanıyor olabilir ama bu zaman normal karşılanmıyor denebilir. Peki peygamberin Hz. Ayşe’den başka bakire bir eşi olmuş mu? Hayır. Eşleri genelde kocaları savaşta ölmüş, yaşlı ve muhtaç insanlar. Peki Hz. Ayşe ile neden evlenmiş? Hadis kitaplarını okuyan ve Ayşe’nin (R) rivayet ettiği binlerce hadisi okuyan ne liyakati olduğunu anlar. Peki bütün bunlarla beraber Hz. Ayşe ile 9 yaşında mı evlenmiştir? Hayır, zannetmiyorum.

      Bu konuda 2 hadis var. İkisi de yaşlı bir muhaddis tarafından rivayet edilmiş, Iraklı bu muhaddisin son zamanlarında unutma ve yanlış söyleme problemi olduğunu biliyoruz. Hz. Ayşe’nin yaşı ile ilgili diğer rivayetleri incelediğimizde de karşılaştırmalar yapılarak onun 16-20 yaşları arasında olduğunu görüyoruz.

      Zaten Araplarda şöyle bir durum var: Kız çocuklarının yaşı ergenlikten itibaren sayılmaya başlıyor. Evlilik ön planda tutulduğu için böyle yapılıyor olmalı. Yani hadisi doğru kabul etsek bile yaşın böyle söylenmiş olma ihtimali var.

      Bütün bunlarla beraber rivayet doğru olsa ne olur? Bu durum, hibir şey söylemez. Hz. Muhammed, yaşadığı devrin adetlerine uymuştur. O zaman böyle bir adet varsa, ve peygamber de bunu uygulamışsa bu neden kötü olsun?

      Cahiliye döneminde mut’a nikahı vardı ve İslam yasaklayana kadar olmaya devam etti. Kölelik vardı, tamamen kaldırılmadı. 14 yüzyıl öncesini bu günkü bakış açısıyla değerlendirmek çok aptalca. 14 yüzyıl öncesinin çok ilkel olduğundan değil, sosyal ortamının ve şartlarının farklılığından. Yoksa medeniyet açısından günümüzden çok daha ileride olduklarını söyleyebilirim ve ispatlayabilirim.

      Carlyle’le Allah rahmet etsin, onun güzel sözlerini hakkında merhamete vesile etsin, bizim ateleri de ıslah etsin, amin.

    7. on 27 Kasım 2006 at 19:03 7.Suat Öztürk

      Çok teşekkürler arkadaşlar güzel yorumlarınız için..

      Katkılarınızın devamı dileğiye..

    8. on 28 Kasım 2006 at 00:10 8.OU

      Aşağıdakı yazı Thomas Carlyle’ın Kur’an hakkındaki düşüncelerini içermektedir. Kaynağı yukarıdaki yazıyla aynı, anlaşılan Ahmet Yıldız bu kısmı görmezden gelmiş.

      Very curious: if one sought for “discrepancies of national taste,” here surely were the most eminent instance of that! We also can read the Koran; our Translation of it, by Sale, is known to be a very fair one. I must say, it is as toilsome reading as I ever undertook. A wearisome confused jumble, crude, incondite; endless iterations, long-windedness, entanglement; most crude, incondite;–insupportable stupidity, in short! Nothing but a sense of duty could carry any European through the Koran. We read in it, as we might in the State-Paper Office, unreadable masses of lumber, that perhaps we may get some glimpses of a remarkable man. It is true we have it under disadvantages: the Arabs see more method in it than we. Mahomet’s followers found the Koran lying all in fractions, as it had been written down at first promulgation; much of it, they say, on shoulder-blades of mutton, flung pell-mell into a chest: and they published it, without any discoverable order as to time or otherwise;–merely trying, as would seem, and this not very strictly, to put the longest chapters first. The real beginning of it, in that way, lies almost at the end: for the earliest portions were the shortest. Read in its historical sequence it perhaps would not be so bad. Much of it, too, they say, is rhythmic; a kind of wild chanting song, in the original. This may be a great point; much perhaps has been lost in the Translation here. Yet with every allowance, one feels it difficult to see how any mortal ever could consider this Koran as a Book written in Heaven, too good for the Earth; as a well-written book, or indeed as a book at all; and not a bewildered rhapsody; written, so far as writing goes, as badly as almost any book ever was! So much for national discrepancies, and the standard of taste.

      Thomas Carlyle Heroes and Hero Worship Lecture 2

      http://www.worldwideschool.org/library/books/lit/socialcommentary/HeroesandHeroWorship/chap4.html

      SUAT ÖZTÜRK’ÜN NOTU:

      SAYIN OU,

      SANIRIM AHMET YILDIZ T. CARLYLE’NİN DEĞİL DE SİZ AHMET YILDIZIN YUKARIDA ALINTILADIĞIM BAZI SÖZLERİNİ GÖRMEZDEN GELMİŞSİNİZ: “Samimi ve dindar bir Hıristiyan olan, dolayısıyla vahiy, peygamberlerin masumiyeti gibi konularda Hıristiyan bakış açısını Kur’an ve Hz. Muhammed’e ilişkin değerlendirmelerine yansıtan, -İslamı, yüceltme bağlamında dahi olsa Hıristiyanlığın bir türevi olarak görmesi, Kur’an’ın lafzının anlamsız tekrarlarla dolu insicamsız bir metin olduğunu ileri sürmesi gibi-, bu Konferans, bunlar istisna edilirse[…]

    9. on 30 Aralık 2006 at 07:21 9.Ece

      Bilimfeneri forumundan ateistforumun bilim forumuna yönlendirilmiştim..
      İlk tıkladığımda küçük dilimi yutacaktım..
      Sonra yavaş yavaş alışmaya başladım ve [xsi hatırlar:)] Atatürk ün ateist olup olmadığıyla ilgili bir başlığa balıklama daldım:)
      Derken 3 ayım geçti o forumda..
      Benim gibi tam bilgili olmayanlar için tek kelimeyle TUZAK denilebilir..
      Kafa karıştırıcı noktalara eğiliyorlar ve hayatımda ilk kez duyduğum meseleleri gündemde tutuyorlar..

      İlginç olan şuydu ki;
      [samimi alevi kardeşlerimi tenzih ederim]
      Adminler dahil olmak üzere çoğunluk ALEVİ yada alevi kökenliydi..
      Ve bunu gizleyerek müslümanlara küfrediyorlardı..
      Ama alevi islama tek söz edildiğinde hepsi tepki gösteriyordu..

      sayg.

    10. on 15 Şubat 2007 at 11:22 10.namidim

      Ece kardeşim. X-ray benzeri bir tekniğemi sahipsin oturduğun yerden, ekran karşısından insanların kökenini görebiliyorsun? Şimdi ben ateist forumdanım ve yukarıdaki iddian tamamen yalan. Ne olacak şimdi? Birileri hakkında atıp tutuyorsun. Seni yalanı yüzüne vurulmuş şahıs konumuna sokmak istemezdim ancak, malesef onu sallamadan önce düşünecekdin. Sen de gördün ateist forumda bırak kitap okumayan adamı, bildiğin bilimadamlarının, konusunda yıllarını vermiş akademisyenlerin bile yazdığını. Belki bu gerçek çok canını yakmışdır da ondan “bir kitap bile…”dipe bilmeyene yalanı sallayıvermişsindir.

    11. on 15 Şubat 2007 at 14:54 11.Toce

      Ben iki yıldır Ateistforumdayım ve şunu açık yüreklilikle söyleyebilirim ki Hıristiyanlık ve Musevilik hiçbir zaman eleştirilmemiştir. Sürekli aynı konular tartışılır. Zaten argümanlarıda bellidir, onların dışınada çıkmaları pek mümkün değildir.

    12. on 15 Şubat 2007 at 17:29 12.XSI

      namidim bey/hanim

      Ece kardeşim. X-ray benzeri bir tekniğemi sahipsin oturduğun yerden, ekran karşısından insanların kökenini görebiliyorsun?

      X-Ray cihazlari köken arastirmalarinda kullanilamaz, onlar nesnel, güncel ve teknik veriler elde etmek icin kullanilirlar.

      Köken arastirmalari icin Tarih ilmini kullanirsiniz, cok özele iner ve insan kökenine merak salarsaniz biyolojinin tarihine yani evrim -ve ona paralel oldugu düsünülen ama dogrudan onunla hic bir iliskisi bulunmayan- antropoloji vb ilimlere bakarsiniz.

      Biyolojik köken degil de, sosyal kökene iliskin veri almak isterseniz, güncel verilerden yola cikarak kisilerin tepkilerini psiko-analiz edersiniz.

      Ateforumda yapilan budur, yani güncel bir psikoanaliz.

      Şimdi ben ateist forumdanım ve yukarıdaki iddian tamamen yalan. Ne olacak şimdi?

      Peki, neden anlamsizca reaksiyon gösteriyor ve savunmaya geciyorsunuz? Tamamen yalan demeniz icin elinizde tutulmus anket sonuclri ve cetele falan olmalidir.

      Siz alevi kökenli degilsiniz diye, tüm ateforumdakiler sünni kökenli olmaz.

      Birileri hakkında atıp tutuyorsun. Seni yalanı yüzüne vurulmuş şahıs konumuna sokmak istemezdim ancak, malesef onu sallamadan önce düşünecekdin.

      Nedir bu zafer kazanmis edasiyla gelisi güzel yazmalar böyle? ). Kardesim ilmi tespitlere sallama diyemezsin).

      Sen de gördün ateist forumda bırak kitap okumayan adamı, bildiğin bilimadamlarının, konusunda yıllarını vermiş akademisyenlerin bile yazdığını

      Orada iki tane seckin insan var (deicide ve mantik), onlarin disinda kalanlar -sizi tenzih ederim))- soba odunu olabilir ancak). Cok ciddiyim.

      Belki bu gerçek çok canını yakmışdır da ondan “bir kitap bile…”dipe bilmeyene yalanı sallayıvermişsindir

      Su anda “bir kitap bile” diye sallayan tek kisi olarak sizi görüyorum. Yaniliyor muyum? CTRL+F yapmaya üsendim de))..

    13. on 15 Şubat 2007 at 17:57 13.XSI

      (Samimi Alevi arkadaslar tenzih ederim).

      Ateforum hakkinda..

      Gerci su anda uyandilar ve eskisi gibi tipik reaksiyon göstermiyorlar.

      Cok kereler aleviler neden ateizme egilimli oluyor özetinde konular acmistik. Acmaz olaydik, yemedigimiz küfür kalmadi. Tüm forum üzerimize cullandi, aleviler asla ateist olmazmis, hepsi birer sünni evladiymis ve saire. Tabi biz de yuttuk.

      Orada yazan ateler, sünni müslümanlara ve onlarin ibadet sekillerine cok arsizca yakistirmalar yaparlar..

      Sünni müslümanlara yöneltilen elestirilerden sadece bazilari;

      1- kiclari temiz degildir, cünkü yikamazlar (Külletayn)
      2- elleri de temiz degildir, cünkü taharetleri elleri ile yaparlar
      3- hergün 5 vakit domalirlar (yani Namaz ibadeti)
      4- oruc tutarlar ve beyinleri ambale olur, is gücü kaybina neden olurlar
      5- ahlaksizdirlar (yani Peygamber ahlakina sahiptirler demek isterler)
      6….

      uzatmayalim bu örneklerin haddi hesabi yoktur. Merak eden gider okur.

      Bu hakaretleri yagdirirken sanirsiniz ki ateler baska gezegende yasayan baska yaratiklarin cocuklari. Öyle yaziyorlar öyle yaziyorlar ki yüzlerine sus serpip uyandirmak gerekiyor.

      Biz cok kereler su serptik. Dedik ki ;

      -aleviler neden ateizme egilimli oluyorlar?
      -Hristiyan misyonerler neden alevi köylerinde “din dejenerasyonu yapiyorlar sünni köylere yaklasmiyorlar?
      -alevinin komünizmi (zorunlu olarak da ateizmi) benimsemesi cok kolay olurken sünni gencler neden muhafazakar kalmayi tercih ediyorlar?
      gibi ..

      Gelen tepkilerden bazilari özetle söyleydi;

      -benim sülalem de sünni (yalan)
      -benim dedem bilmem ne alimiydi, sarikli ve cübbeli tam müslümandi
      -benim ailem sünnidir, ama bir aleviyi 1000 sünniye degismem

      Az önce müslümanlara “kaka” diyenler ansizin müslüman kesilmis ve hatta neredeyse Elmalili soyundan geldiklerini iddia eder olmuslardi))

      Biz de “-madem sünnisiniz, dedenizin kicinin pis oldugunu, annenizin babanizin hergün 5 vakit domaldiklarini, tüm sülalenizin topyekün ahlaksiz ve kafasini kuma gömmüs zavallilar olduklarini da kabul ediyorsunuzdur” dedik.

      Amanin ne tepkiler yagdi, gürledi ortalik. Ondan sonra “iste sünni ahlaki” ve saire gibi tepkiler geldi, ana avrat küfürleri saymiyorum o davanislari rutindi zaten.

      Hasili ateforumdaki ate-alevi refleksini incelemek eglenceli oluyordu o zamanlar. Ateforumun YUMUSAK KARNIDIR ALEVİLİK.

      Sunlara baska türden sakalar yapayim dedik bir ara,

      Ateforumun kurallari; Bu forum yasakları olmayan, fakat kuralları olan bir forumdur. Tüm katılımcılar, bir diğerinin özgürlüğünü engellemeden, özgür olarak fikirlerini savunabilirler. Küfür ve hakaret edilmesine, bu forum dahilinde izin verilmeyecektir. Küfür, hakaret içeren ve sürekli tekrar edilen yazılar silinecektir. Benzer konuların aynı şekilde tekrar edilmesi durumunda, mümkün olduğunca katılımcılar uyarılacaktır

      Bu kurali uygulayan yoktur, root adminlerden biri o kadar “öküz”dür ki hem laftan anlamaz hem de yetki elinde. Allah islah etsin. O bahsettigim “öküz” bu kural ile yanyana duramaz, oksimoronluk meydana gelir).

      Kurallarin disinda bir de “-etnik gruplara yönelik asagilama yazilai silinecektir” diye bir geyik kural dolasir ortalikta. Milliyetcilik yapanlar tokatlanir. OK güzel uygulama. Ama bir dine inanan veya temsil edenler hakkinda böyle bir kural yoktur. Onlara dilenen her tür hakaret ve asagilama serbesttir.

      İste ben de bu mantiktan giderek “-aleviler asagilik bir inanisa mi sahiptir, alevilik sapkin bir ögreti midir?. soru sormustum..

      Forum köpürdü, küfürler, hakaretler ve sonunda sutlanma ))..

      (samimi alevileri haric tutuyorum- ateforumda atelerden bol bol küfür yiyen teist olarak Hz. Ali’yi savunan samimi alevi dostlarim vardir).

      Özetle ateforum bundan ibarettir. Simdilerde daha uyanik davraniyorlar. Ve daha önce sünnilere bu konudan dolayi düm düz giden kesin kes alevilikten dönme olan ate vatandasin teki, “-al aleviyi vur sünniye” diyerek numaralar yapmaya baslamis. Yani “-bakin alevileri asagiliyorum, ben aleviden dönme degilim izlenimi vermeye calisiyor. Saksiyi calistirmaya ve politika yapmaya baslamis ))..

    14. on 15 Şubat 2007 at 20:03 14.Ecenaze

      @xsı bey,
      size sitemlerimi sunuyorum buradan:(
      Beni böyle bir zevkten mahrum edip yazacaklarımın hepsini yazıp sadece
      +1
      deme payı bıraktığınız için:)
      Bir imla hatanızı da düzeltmek isterim;
      öküz yazmışsınız, okuz>oğuz olacaktı..[Bugünlerde etimoloji ile uğraştığım için gözüme takıldı..]

      @namidim bey,
      şimdiki ateforumun ne halde olduğundan pek haberim yok ama hacklenmeden önceki haliyle, yukarıda söylediklerimin sonuna kadar arkasındayım..

      A-TEİST forum A-SÜNNİ bir forumdur..
      Sabahtan akşama kadar sünni islama hakaretler yağdırılır..Kazara Alevilikle ilgili ters bir cümle yazılsa, hepsi etnik kökenlerine küfredilmiş gibi ayağa kalkıp tepki gösterirler..
      Eğer oranın eski üyelerinden iseniz, Alioktay ve Hocam19y yide tanıyor olmalısınız..Hatta belki eski CTF yi de bilirsiniz..
      Alioktay bunların içini dışını bize çok güzel anlattı,ipliklerini de pazara çıkarttı..Çünkü yüzyüze tanışıyorlardı..

      Ayrıca benim söylediğim şey araştırmalarla da yazıldı çizildi..
      http://www.milliyet.com.tr/2005/07/05/guncel/gun01.html

      saygılar..

    15. on 16 Şubat 2007 at 00:03 15.kalemzede

      Ece kardeşim,

      “Sabahtan akşama kadar sünni islama hakaretler yağdırılır..Kazara Alevilikle ilgili ters bir cümle yazılsa, hepsi etnik kökenlerine küfredilmiş gibi ayağa kalkıp tepki gösterirler” demişsin.

      Bu tür insanların ne Alevilikle ne de ateizmle herhangi bir ilgisi yoktur. Kulaktan dolma bilgilerle ve yetişme ortamınca beslenen şoven duygularla aidiyet arayan cahillerin fikirlerine saygı duymak imkânsız. Allah’a şükür ki, taban tabana zıt dünya görüşlerine sahip insanlar bile eleştirel akla güvenleri sayesinde bir araya gelip sohbet edebilmekteler artık. Açıkça söyleyeyim, Sünniliğe hakaret etmeyi marifet sanan pseudo-Aleviler ile modern kadınları fahişe addeden pseudo-Sünniler benim nazarımda aynı cehalet çukurunda yaşamaktadır. Bizim bu gibi insanlarla kaybedecek zamanımız ve emeğimiz olduğunu sanmıyorum.

      Sevgiler…

    16. on 17 Şubat 2007 at 13:15 16.Bulent Murtezaoglu

      Kalemzede bey,

      Açıkça söyleyeyim, Sünniliğe hakaret etmeyi marifet sanan pseudo-Aleviler ile modern kadınları fahişe addeden pseudo-Sünniler benim nazarımda aynı cehalet çukurunda yaşamaktadır. Bizim bu gibi insanlarla kaybedecek zamanımız ve emeğimiz olduğunu sanmıyorum.

      Zaman ve emegi neye harcamaya niyetli oldugunuza bagli bu. Elbette nette sohbet etmek, hosa giden ve/veya fikirlerin iclerinin dolmasina yol acan bilgi ve gorusleri paylasmak baglaminda ancak kendi cukurlarimiza bir derece benzer cukurlardakilerle konusmak daha kolay ve amac goz onune alininca faydali oluyor. Diger taraftan, belki gercek hayatta karsi karsiya gelmeniz imkansiz olan veya yas, konum, hal tavir gibi seyler yuzunden aslinda dusundugunu size soyleyemeyecek genclerden (veya buyuklerden) bahsettiginiz tarzda laflar isitmek ozellikle biraz arkasini doldurabiliyorlarsa aslinda diger tur hos etkilesimin verdiginden cok daha buyuk boyutta bilgiler veriyor olabilir. Hangi anahtar kelimelerin kufur tetikledigi, hakaretin arkasindaki iyi-kotu inanc/mantik orgusunun ne oldugu ve belki bunun kimlerden ogrenildigi (google’a cumle aratmak mumkun) degersiz bilgiler degil bence. Ustelik bilgi akisinin tek yonlu olmasi da sart degil.

      Mucadele etmek, fikir degistirtmek gibi seylerden bahsetmiyorum aslinda. Bunlar cok uzun soluk gerektiren, ustelik cehalet veya yanlisin etrafinda ciddi ve o bireylerin bir ihtiyacina cevap veren bir sosyal yapilanma varsa buyuk ihtimalle — kisa vadede — basarisizliga mahkum cabalar. Neyle mucadele edilmesi gerekebilecegini anlamak, sahip olunan fikirlerin ne olabileceklerini sezmeye calismak ise kolay seyler cunku nette yumruklar ucusamiyor, silahlar cekilemiyor, ayri kahve ve ayri mahalle gibi kavramlarin karsiliklari olsa da oralara girip cikmak fiziksel risk tasimiyor. Bu yeni imkanin kolaylastirdigi ve risksizlestigi ‘temas’in kategorik olarak degersiz addedilmemesi gerektigini dusunuyorum.

    17. on 17 Şubat 2007 at 17:48 17.Ecenaze

      Sevgili Kalemzede,

      Açıkça söyleyeyim, Sünniliğe hakaret etmeyi marifet sanan pseudo-Aleviler ile modern kadınları fahişe addeden pseudo-Sünniler benim nazarımda aynı cehalet çukurunda yaşamaktadır.
      Çok haklısınız!
      Benim nazarımda da aynen böyle..
      Sanal ve gerçek hayatımda tanışıp dost olabildiğim, Nusayri ve ateist arkadaşlarım var..
      Zihni bey, Sedef, Requiem de bana sanal hayatın hediyeleridir ve onların kişilik ve karakterlerinin kalitesi, entellektüel seviyeleri, benim nazarımda neye inanıp, neye inanMadıklarının hep önünde olmuştur ..

      Ateist forumda benim itirazım, ateist maskesi takıp sadece sünni islama hakaretler yağdırmalarına idi..Gerçek entellektüel ateistler [MANTIK, DEİCİDE vb] zaten forumu çoook önceden terketmişlerdi, ben onlara rastlayamadım..

      sevgi ve saygılarımla..

    18. on 17 Şubat 2007 at 23:11 18.kalemzede

      Bülent Bey, söylediklerinizin tamamına katılıyorum. Benim meselem, tartışmanın adabı ile. Saygılarımla…

      Ece, sözüm sana değildi kardeşim, seni biliyorum ben, sevgiler…

    Trackback This Post | Subscribe to the comments through RSS Feed

    Önemli

    Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

    Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederim.

    Siz de düşüncelerinizi paylaşın


    Kapat
    E-posta ile paylaş