Marşlarımız gerçekten ‘milli’ mi?
Kesin olarak bilmek mümkün değil elbette, ancak İstiklal Marşı’mızın bestesinin Latife hanım’ın torpiliyle seçildiği öteden beri söylenir. Prozodisinin bozukluğu, onun için de ‘larda yüzen al sancak’, ‘nim milletimin’, ‘layacak o be’ gibi garip cümlelerin ortaya çıktığı ise bir iddia değil, gerçek..
Ancak milli tarihimize dair bilmediğimiz başka şeyler de olabilir!
Geçtiğimiz pazar günü Taraf’tan Ayşe Hür, çeşitli kaynakları tarayarak, üç milli marşımız, Gençlik Marşı, İstiklal Marşı, 10. Yıl Marşı’nın bestelerinin, ‘gayr-i milli’ olduğu yönündeki iddiaları gündeme getirmiş. Çok bilinen bazı şarkı ve türkülerimizin müziklerinin çalıntı olduğuna yaptığı atıflar da yazısının bonusu olmuş.
Mevcut İstiklal Marşımızın bestesinin aslında ilk beste olmadığını yakın tarihe ilgisi olanlar bilir.
Akif tarafından yazılan İstiklal Marşı’nın sözleri kabul görünce bir beste arayışına gidilir ve onun için de yarışma düzenlenir. Yarışmaya 24 beste katılır. Ancak o sıralarda Kurtuluş savaşı devam etmektedir, Ankara tehlikede olduğu için de hükümetin ve TBMM’nin Kayseri’ye taşınması gündemdedir. Bu hengamede yarışma unutulur gider. Ancak bir süre sonra yarışmaya katılan bestekârlar kendi bestelerini etrafta “İstiklâl Marşı” diye yaymaya başlarlar. 1924 yılında bu kargaşaya son vermek için Mili Eğitim bakanlığı bir kurul oluşturur ve bu kurul Ali Rıfat Bey’in “acemşiran” motifli bestesi kabul görür.
Tam burada “Ancak 1930′da nedendir bilinmez, Riyaset-i Cumhur Orkestrası Şefi Osman Zeki (Üngör)’ün Batılı tarzdaki bestesinin “milli marş olarak kabul edildiği” memleketin dört bir köşesine bildirilir. Batıcı modernleşme çabalarının bir sonucu olarak Türk musikisinin gözden düşmeye başlamasının ilk işaretidir bu karar.” diyor Ayşe Hür.
Marştaki prozodi hatalarının sebebi olarak kayıt sırasındaki bir hatanın/tercihin olduğu, bizzat bestecisi tarafından söyleniyor.
Zeki bey, marşı İzmir’e dörtnala giren atlıların sesini düşünerek bestelemiş ancak kaydı yapan stüdyoda marş plağın aynı yüzünün yarısını doldurabilmiş. Şirket yöneticileri de plağın dolması için bir marş daha çalınmasını istemişler. Zeki bey buna yanaşmamış; “Marşı biraz ağır çalalım, böylece plak dolar. Sonra çalınırken gramofon biraz hızlıya ayarlanır, olur biter!” demiş.
Zeki beyin “olur biter” dediği şey olmamış ki bugün hala marş o kayıttaki gibi ağır ağır çalınıyor.
Ayşe Hür “Bu açıklamaya inanıp, “keşke böyle yapmasaydı” deyip geçiyoruz, çünkü ortada çok daha vahim bir iddia var.” diyerek bestedeki “intihal” iddiasını gündeme getiriyor:
O yıllarda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) Bursa Milletvekili olarak görev yapan askeri doktor Osman Şevki (Uludağ) Bey’e göre Osman Zeki Bey’in beşteki Karmen Silva adlı bir Alman (veya Avusturya) sokak şarkısından esinlenerek yapılmıştır. Yani özgün olmayan bir eserdir. 1924′ten 1930′a kadar geçerli olan Ali Rıfat Bey’in bestesinin “prozodi” açısından çok daha iyi olduğunu düşünen Osman Şevki Bey, bu iddiasını defalarca Meclis kürsüsünde dile getirmiş ancak ne besteciden ne de yetkililerden tatmin edici bir cevap alamamıştır. [….]
Maarif Vekili Hasan Ali Yücel kendisine şu cevabı vererek adeta iddiaları doğrulamıştır:
“… Demek isteniyor ki bizim bestekarlarımız, kompozitörlerimiz yoktur, başka milleterin bestelemiş oldukları şarkıyı alıp sözlerini değiştiriyor ve bu nağmeleri alıp kendi çocuklarımıza veriyoruz. Üstelik de bunları nereden aldığımızı söylemiyoruz. Arkadaşımızın bunda hakkı vardır. Çünkü hakikaten bir kısım şarkılarda ve marşlarda böyle iktibaslar, intihaller yapılmış ve bunu yapanlar da kemali cesaret ile kendi adlarını altına koymuşlardır (…) Mütehassısların bendenize söylediklerine göre bu bize Karmen operasından bir kısım değil de Karmen Silva diye bir vals varmış, revaçta imiş, onun bilmem kaç batutası benziyormuş. Zeki Bey bunun orkestrasyonunu Ermeni bir zata yaptırmıştır…”
İstiklal Marşı konusu böyle.
“Dağ başını duman almış..” diye başlayan Gençlik marşı İsveçli besteci Felix Körling’e ait bir ormancı şarkısıymış. “Marşın asıl adı “Tre Trallade Jantor” yani “Şakıyan Üç Genç Kız”. Bazıları şarkının sözlerinin erotik olduğunu söylüyor ama İsveççe bilmediğim için kontrol edemedim.” diyor Ayşe Hür.
Marşın “millileştirilmesi” ise 1900′lerin başında olmuş. Mektebi Sultani’nin idman hocalarından Selim Sırrı (Tarcan) müzik eğitimi için gittiği Stockholm’den bir grup notayla gelmesiyle..
Gerisi İstanbul Erkek Muallim Mektebi Türkçe öğretmeni Ali Ulvi (Elöve) Beyden:
Bir gün okulun uygulama odalarından birinde çakşırken, Selim Sim Tarcan ziyaretime geldi. O günlerde pek gözde olan bir İsveç marşı için güfte yazmamı istedi. Vakit geçirmeden çalışmaya koyuldum. I. Dünya Savaşının aleyhimize döndüğü yıllardı o yıllar. Gençlik ve halk kaygıya kapılmıştı. Marş yazarken başlıca amacım bu havayı dağıtmak, gençlere azim, ümit ve kalp vermek oldu…
Marşın resmen “milli marş” olması ise 20 Haziran 1938 tarihli, 2400 Sayılı Kanun’la olmuş.
Bir de ilginç anektod aktarmış Ayşe Hür:
Bu bölümü eğlenceli bir anekdotla bitirelim: 1955′te İsveç’ten bir kız jimnastik ekibi İstanbul’a gelir. Spor ve Sergi Sarayı’nda yaptıkları gösteriyi piyano eşliğinde söyledikleri bir şarkıyla bitirirler. Şarkı “Tre Trallade Jantor”dur. Bunu Türklere yönelik bir jest sanan izleyiciler ayağa kalkar ve “Dağ başını duman almış/Gümüş dere durmaz akaarrrrr….”diye İsveçli sporculara eşlik eder. Durumu bilmeyen İsveç medyası da “centilmen Türk seyircisinin İsveçlilere jesti” olarak yorumlar. Nereden bilsinler, tam 40 yıl önce şirin şarkılarını millileştirdiğimizi…
Ve 10.Yıl Marşı.
“Müziği “devşirme” olan marşlardan bir diğeri bazı kaynaklara göre İstiklal Marşının yerine hazırlatıldığını söylenen 10. Yıl Marşı.” diyor Ayşe Hür. Marş 1933 yılında Cumhuriyet’in 10. yıldönümü kutlamaları için hazırlanmış. Marşın güftesi Faruk Nafiz (Çamlıbel) ve Behçet Kemal’e (Çağlar), bestesi Cemal Reşit’e (Rey) ait. “Çıktık açık alınla on yılda her savaştan/On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan” dizeleri de marşın konusunu özetler nitelikte.
Hür’ün yazdığına göre marşı ilk kez 14 Ekim’de dinleyen Mustafa Kemal’in beğenmesi üzerine önce İstanbul’da Beyazıt ve Taksim meydanlarında, Şehir Bandosu’nun eşliğinde marş talimleri yapılmış, sonra da bütün yurtta bir marş seferberliği başlatılmış.
“Ancak 1940′larda çocukların ağzında “Hamama da gittik nalınla / Annem bizi yıkadı / Mis kokulu sabunla” şekline dönüşen marş, uzun süren bir kış uykusuna yattı.” diyen Hür 1990′larda Güneydoğu’da kan gövdeyi götürünce Cumhuriyet’in bekasına ilişkin kuşkulara kapılan kesimler tarafından tozlu raflardan indirilip dolaşıma sokulduğunu, 28 Şubat’tan beri adeta Kemalist bir meydan okumaya dönüştüğünü, o tarihten bu yana Türkiye’yi iç ve dış düşmanların saldırısı altında hisseden kesimlerin, 10. Yıl Marşını topluca okuyarak kendilerini güçlü hissetmeye çalıştıklarını belirtiyor.
Orası öyle, ama ya beste? Söz tekrar Ayşe Hür’de:
Bursa Milletvekili Osman Şevki Bey’e göre, Cemal Reşit Rey eseri bestelerken, librettosu (güftesi) ve bestesi ünlü yazar Jean-Jacques Rousseau’ya ait olan ve ilk kez 1752′de Kral XV. Louis’in huzurunda sergilenen tek perdelik “Le devin du village” (Köyün Kâhini) adlı operanın ‘J’ai perdu tout mon bonheur/J’ai perdu mon serviteur’ (bütün saadetimi kaybettim / hizmetçimi kaybettim) diye başlayan bölümden esinlenmiştir.
Osman Şevki Bey, bestedeki prozodi hatalarını bu kopyacılığa bağlar. Bu iddialara karşı uzun süre sessiz kalan Cemal Reşit Rey, sonunda böyle bir operanın tek bir notasından bile haberi olmadığını söylemekle yetinir. Ancak, Cemal Reşit Rey’in 1913′te, yani Jean-Jacques Rousseau’nun 200. doğum yılı etkinliklerinin düzenlendiği yıldan sadece bir yıl sonra, ailecek Paris’e yerleştiği; müzik eğitimini de bu ülkede aldığı düşünülünce “hiç duymadım” savunması inandırıcı görünmez.
Gelelim yazının başında belirttiğim bonuslara.
“Üsküdar’a gider iken aldı da bir yağmur/Katibimin setresi uzun eteği çamur…” diye başlayan ünlü türkünün bestesi 1853-1856 Kırım Savaşı sırasında İstanbul’daki Selimiye Kışlası’nda kalan ‘eteklikli’ İskoç Alayı’na moral vermek için yazılmış ‘Donsuz askerler…’ diye başlayan bir asker şarkısıymış. 1974 Kıbrıs ‘Barış Harekatı’ndan sonra bir Yahudi şarkısına Türkçe sözler yazılmış ve ortaya Ayten Alpman’ın ünlü “Memleketim” şarkısı çıkmış. Fenerbahçe’lilerin coşkuyla söyledikleri “Yaşa Fenerbahçe” Marşı, Franko dönemine ait faşist güfteli Viva L’Espanya (Yaşa İspanya) adlı İspanyol marşıymış.. Ülkücülerin, -Hür’ün ifadesiyle- söylerken gözlerini yaşartan “Çırpınırdı Karadeniz/Bakıp Türkün Bayrağına” türküsü de 18.yüzyılda yaşamış Sayat Nova adlı Ermeni sanatçının Kamança adlı şarkısının Türkçesi’ymiş.
Vallahi nefesim kesildi..
Şimdi.. Hep birlikte karar verelim ki prozodi hatası olmasın; bu halimize gülelim mi, ağlayalım mı?
—
[Bu yazı, eşzamanlı olarak Derin Düşünce sitesinde de yayınlanmıştır.]

3 comments
Müzikle ilgilenen biri olarak bunları daha önceden de biliyordum. Sözler bize ait, besteler yabancılara. Bu şekilde çok şarkımız türkümüz var. Neden kendimiz üretmemişiz bunu da sorgulamak lazım. Bir çok Kürtçe eserde başta Tatlıses aracılığı olmak üzere Türkçeleştirildi. Daha 2 sene evvel Aynur’un keçe kurdan şarkısı Alişanla yeni bir şey olmuştu. Hatırladım Naze :)
Bugün buraya girerken Sabah ve ATV gibi bir devin satışıyla ilgili bir yorumdu. İlginç geldi bu yazı.
Aklima gecen gun okudugum bir yazi geldi.
Italyan partizanlarin “Bella ciao” sarkisi bir yahudi bestisi cikmis…
Fransizca bilenler icin yazi .
Ayten Alpman’in Memleketim sarkisi da bir Yahudi halk sarkisi degil mi? Sozlerinde Yunus’tan, Emrah’tan bahseder bir de. Demek halk ozanlarimizi baska milletlerin sarkilariyla anabiliyoruz. Traji-komik.
Siz de düşüncelerinizi paylaşın: