Random header image... Refresh for more!

İstanbul’un Sembolü

Cumartesi günü İstanbul’daydım; bana göre, tartışmasız dünyanın en güzel şehri olan İstanbul’da.

Önce bir dostum; Süleymaniye’de, Lale çay bahçesinin üstündeki kubbelerin altında nefis bir Ney ziyafeti çekti bana.. Sonra diğer dostlarımızla buluşup aşağıda çaylarımızı içtik, tadına doyulmaz sohbetler ettik.

Kütüphanenin altında sıralanmış lokantalardan birisinde yemeklerimizi de yedikten sonra ezan okundu ve namaz kılmak için Süleymaniye Camii‘ne girdik.

Epeydir Süleymaniye’ye gelmemiştim. Yine muhteşem bir atmosfer; o hiç eskimeyecek olan, insanı içe alan manevî huzur..

Süleymaniye’nin atmosferiyle büyülenmişken aklıma iki yıl önce yapılan “İstanbul’un sembolu ne olmalı?” tartışmaları geldi. Hatırlayanlar olacaktır. Temmuz 2005′te İstanbul’da yapılan Uluslararası Mimarlık Kongresi’nde gündeme gelmişti bu soru.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Dünya Mimarlar Birliği Başkanı Jaime Lerner ve ABD’li ünlü mimar Peter Eisenman, bu konuyu da tartışmışlardı o kongrede. Kongreye katılan isimlerden birisi olan ve daha önceki yıl Venedik Bienali’nde “Yaşam Boyu Başarı Ödülü” alan Eisenman, İstanbul’un sembolü sorusu için “Ayasofya dememi bekliyorsunuz; ama bence Sultanahmet” diye konuşmuştu.

Bana ilginç gelen ise Başkan Topbaş’ın düşünceleri olmuştu. Kendisi de bir mimar olan Topbaş hararetle yeni sembol arıyor, semazen heykeli vb. gibi değişik projeler gündeme getiriyordu. Kongrede de eski düşüncesinde ısrar ederek yeni bir sembole ihtiyaç olduğunu belirtmişti. Eisenman’ın “Sultanahmet aklın sınırlarını zorluyor. İstanbul dünyaya açılmalı, kendini göstermeli; ama bunun için yeni bir yapıya ihtiyacı olduğunu sanmıyorum. Eksiklik sosyal ve ekonomik konularda öne çıkıyor. İstanbul’un yeniden, modern yüzüyle keşfedilmesi için geçmişten gelen birikimini sunmalı önce” demesi bile aslında yeni bir sembol arayışını anlamsız kılmıyor mu?

Lerner başlangıçta İstanbul’un bütün olarak eşi ve benzeri olmayan eser olduğunu ifade etmiş ve bu tarihin tek bir yapıya hapsedilemeyeceğini ifade etmiş. Zaman muhabirinin helikopter turu teklifini kırmayan Uluslararası Mimarlar Birliği (UIA) Başkanı Jaime Lerner tur sonunda kendisini en çok neyi etkilediği sorusunu şöyle cevaplamış:

Tabii ki Sultanahmet Camii. Daha önce Kadir Topbaş’a İstanbul’un sembolü Ayasofya olmalı demiştim. Ama yanılmışım. Başkana buradan çağrıda bulunuyorum: İstanbul’un simgesi kesinlikle Sultanahmet Camii olmalı. İstanbul ile ilgili başına ‘en’ gelen bütün kelimeler Sultanahmet olmalı. Ben daha önce bu kadar etkileyici bir yapı görmedim. Minareleri, bu minarelerden okunan ezan sesi… Hepsi, çok güzel bir armoni oluşturuyor. Niye hâlâ sembol aranıyor bu kente? Hem de bulutlara değen minareler, bu minarelerden yükselen ezan sesi varken!

Kadir Topbaş geçen iki yıldan bu yana hala bir sembol arıyor mu bilmiyorum, bunu kendisine sormak lazım ama elimizin altındakileri göremediği çok açık. Tarihimizi, kültürümüzü, geleneğimizi önemsemek, bu muhteşem eserlerin hakettiği değeri vermek gerek. Tuhaf bir biçimde kendimizden kaçmaya ne gerek var anlamak mümkün değil.

“İstanbul’un sembolü ne olmalı?” sorusuna cevap verecek donanımda değilim aslında ama yine de fikrimi beyan edeyim.

Gerçekten önemli bir soru, şehirler için bir sembol/ler gerekli elbet. Bir medeniyet ve kültür havzası olan İstanbul’un da bir sembolü olmalı. Ama neden bir tek sembol? Lerner’ın da değindiği gibi; bu, İstanbul’u tek yapıya hapsederek çağrıştırdığı anlamı daraltmaz mı?

-Sultanahmet Camii-

Ama eğer illa “tek bir eser” olacaksa, bence bu sembol kesinlikle bir camii olmalı. Çünkü İstanbul, İslam Medeniyeti’nin mütemmim cüz’ü haline gelmiş bir şehirdir; bir merkezdir. Ve bu medeniyetin en önemli sanat eserleri de camiilerdir.

Dolayısı ile sembol bir camii olmalı.

“Pekii hangi camii olmalı?” diye sorulacak olursa kararsız kaldığımı söylemeliyim.

Selimiye İstanbul’da olsa “Selimiye” derim ama maalesef İstanbul’da değil. Koca Sinan’ın “ustalık eserim” dediği bu eserinin İstanbul’a yapılmayışını hep merak etmişimdir. Birkaç görüş olsa da hiçbirisi tam anlamlandırmıyor bence.

Dolayısı ile iki seçenek kalıyor: Ya Süleymaniye ya Sultanahmet. Vesileyle bir noktaya da dikkat çekeyim, Koca Sinan’ı hemen herkes tanır ama Sultanahmet Cami‘ni yapan Sedefkar Mehmed Ağayı tanıyan pek çıkmaz. Aynı zamanda büyük bir müzisyen ve şair olan Sedefkar Mehmed Ağa, yaptığı ihtişamlı esere rağmen hakettiği ilgiyi görmemiştir nedense. Tabii ki ikisini kıyaslıyor değilim, lakin Sultanahmet gibi bir eseri vücuda getiren büyük mimarın adı daha fazla anılmayı hakediyor.

Bu konuda karar vermek kolay değil. Hangisini seçse, insanın aklı diğerinde kalıyor.

Fransız yazar Gentille Arditty-Puller ”Plaisir d’Istanbul” adlı kitabında, romantik çagın en büyük iki piyanisti Liszt ve Thalberg’le ilgili bir fikra hatırlatmış ve bunlar için söylenenlerin Süleymaniye ve Sultanahmet için de geçerli olacagını ifade ederek şunları yazmış:

-Istanbul’un en güzel camii hangisidir?
-Süleymaniye.
-Ya Sultanahmet?
-Aa o mu, o eşsizdir, en güzelidir.

Ben de aynını söylüyorum ama içim yine de “Sultanahmet” diyor..

***

Üç boyutlu olarak gezinti: Sultanahmet Camii için buraya, Süleymaniye Camii için buraya bakabilirsiniz.

28 comments

1 Bahar Pınar { 06.18.07 at 22:46 }

Merhabalar,
Inanmazsiniz T.Suat Bey, yazinin basligini gorur gormez ben de ‘Neden tek simge olsun ki?’ dedim. Yazinin sonuna dogru sizin de ayni fikirde oldugunuzu gordum. Ama tabii ki bir simge daha cok one cikar, o ayri konu. Once cikan simgenin cami olmasi cok mantikli cunku Istanbul’un silüetinde ilk goze carpan cami. Bu kendiliginden olacak birsey bu yuzden. Istense de istenmese de ilk akla gelen cami olur. Hangi cami olsun dersek, hem Sultanhamet hem de Suleymaniye olabilir. Aralarinda secim yapamiyorum acikcasi. Bu iki camii ile karsilastimak imkansiz olmakla beraber Kiz kulesi’nin de masalsi bir goruntusu var. Bir mimar ya da sehir plancisi degilim ama bir Istanbulsever olarak Uskudar’dan Kız Kulesi’nin gercekten masal gibi gorundugunu dusunuyorum. O da bir baska simge olabilir. Rumeli Hisari deseniz cok gorkemli. Aslinda simdi saymaya baslasak bitiremeyiz. Lafin kisasi T.Suat Bey’e katiliyorum, yeni bir simge arayisi anlamsiz. Simge olsun diye degil de baska saiklerle sehir imar edilebilir, yapilan simge olacak kadar degerli olabilir ve hatta olabilir ama simge olsun diye birsey yapmaya calismak bana da anlamli gelmiyor.

Selamlar,

2 Mustafa Ajlan Abudak { 06.18.07 at 22:50 }

Bence Cami olması IIIçRomayı kuran bizler için pek evrensel olmaz her nekadar kutlu dinimizin mesajı evrenselliğin en büyük sesi olsada.İstanbul yada Kostantiniye bizim olduğu kadar herkesindir o Dünyanın en güzeli Dünyanın en ihtişamlı, kıtaları, kültürleri,dilleri, yıkımları,zaferleri bünyesinde harmanlayan bir medeniyet merkezidir.Bugün bize insan hakları dersi vermeye kalkanların ataları balıkçı kasabalarında ortaçağdan sonra bir tarih yazıyor.Öyleyse bizde sahip olduğumuz en büyük zenginliğe yaraşır tarihine (sadece bize ait olduğu tarihe değil) uygun bir sembol bulmalıyız mesela ben İstanbul da düzenlenmesi istenen olimpiyat oyunları logosu çok sevmiştim buna kültürel zenginliğin sembolleri eklenirse çok daha hakkaniyetli olur. Böylece III.Romanın mirasçıları olan bizlerde neden bu ihtişamın sahibi olduğumuzu neden cihanşümul bir devletle 3 asır Dünyaya hükmettiğimizi kanıtlamış oluruz.Osmanlı sadece Türklerin değil Osmanlı sınırlarında yaşayan 26 ayrı devlet ve 23 etnisiteninde tarihidir.İstanbul bizim tarihi başkentimiz olduğu kadar onlarında başkentidir…

3 Kâzım Mızrak { 06.18.07 at 23:32 }

Bilgi yönüyle istifade ettiğim bir yazı hazırlanmış.. emeği geçenlere teşekkür ederim. Bu emek konusunda, elbette sayın Suat Demren ‘in hatırı vardır; ama benim esas kasteddiğim ve dikkat eçektiğim, bu eserleri meydana getiren tarihi şahsiyetlerdir de.

İstanbul denilince, içimi sızlatan bir “Sur meselesi” var.. yüzyıllara tanıklık eden şehir surları üzerinde ağaçlar yetiyor, otlar çalılar büyüyor. Taşlar yerinden çıkmış yuvarlanıyor.

Evet, restore edilen bölümler var; ama yeterli görmüyorum.. biraz daha gayret diyorum.. bizden sonraki nesiller, bu tarihe karpostal resimlerinden bakmasınlar.

Bir de, tarihe sahip çıkmak denilince; iki taşı üst üste koymak aklımıza gelmesin. Osmanlı İmparatorluğu sosyal kültürü, örfü, âdeti de artı kazanımlarımızdır; yanlışlar bir yana, yaşana gelen doğruları görebilmeliyiz..

Meselâ.. İstanbul günümüzde olduğu kadar geçmişte de kozmopolit bir yapıya sahipti.. farklı ırk ve dine mensup insanlar yüz yıllar boyu beraber yaşadılar. Bu birliktelik ruhunu, tüm Türkiye sathına yaymayı başarabilmeliyiz diye düşünüyorum.

4 osman timurtaş { 06.19.07 at 01:51 }

Merhaba Suat Bey,

Üniversite okurken geçirdiğim 5 yıl boyunca İstanbul’da inanılmaz güzellikler yaşadım. Şuan hem İstanbul’dan hem de Türkiye’den uzak olmak ve gelen yaz tatiline rağmen Türkiye’ye gelememek içimi zaten yeterince burkuyordu. Fakat yazınızın Süleymaniye civarında geçirdiğiniz zaman diliminden bahseden kısmını okuduğumda İstanbul’a ve Türkiye’ye olan özlemim daha da derinleşti. Süleymaniye her yönüyle muhteşem. Kurufasulyecileri de bir o kadar muhteşem:)

İstanbul hakikaten dünyanın en özel şehirlerinden biri. Fakat İstanbul’u koruyamamış bir nesil olduğumuzu hatırladıkça içim parçalanıyor. Bizim kadar tarihine, tarihi eserlerine sahip çıkmayan ikinci bir ülke var mı bilmiyorum! Bugüne kadar korunmamış bir İstanbul bile bu kadar güzelse ve bukadar özelse korunarak bu günlere gelmiş bir İstanbul’u hayal bile edemiyorum.

Sultanahmeti, beyazıtı, süleymaniyeyi, topkapı sarayını, ayasofyayı, küçük ayasofyayı, yerebatan sarnıcını, galata kulesini, kız kulesini, adaları, kadıköyü, ortaköyü, bebek’i (özellikle sahildeki akşam yürüyüşlerini), rumeli hisarını, sarıyeri, bahar sabahlarında boğazda oluşan yakamozları, akşamları boğaza gerdanlık gibi dizilen köprüleri ve ortaköyün üstten görünüşünü izlemeyi, taksimden beyazıt yönüne giderken şişhaneden karşıya baktığımda camilerden oluşan inanılmaz manzarayı…. kısacası İstanbul’u bütünüyle özlüyorum..

İstanbul için tek bir sembol belirlemenin zor olduğu kanaatindeyim. İstanbul bütünüyle sembolleşebilecek kadar güzel. ‘2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul’ İstanbul için tarihi bir fırsattır. İyi değerlendirilmelidir.

İstanbul denince artık yabancıların aklına ilk gelen “kurbanı oldukları kapkaç veya hırsızlıklar (bugün bosnalı bir arkadaşım istanbula dair anılarını anlatırken aklına ilk gelen otelde çalınan çantası olmuştu), taksiciden veya satıcılardan yedikleri (afbuyurun) kazıklar, boğucu trafik ve harabeye dönmüş tarihi yapılar olmamalı.

muhabbetle..

5 Bulent Murtezaoglu { 06.19.07 at 03:58 }

Bir Istanbul reklami filmi linki vereyim. Ben seviyorum bunu. Mustafa beyin dedigine de biraz dokunuyor — cami, kilise, imam, papaz, haham filan var icinde:

http://video.google.com/videoplay?docid=4831931557384530030

6 T. Suat Demren { 06.19.07 at 06:19 }

Tesekkurler arkadaslar güzel yorumlarınız için.. Yorumlardan da anlaşılıyor ki İstanbul’u tek bir sembole sığdırmak zor. Gerçekten de öyle. Ben de zaten yazımda belirttim, “niçin bir tek sembol olsun” diye. Camii demem de “illa tek bir eser olacaksa” şerhiyle anlam kazanıyor.

Video da çok güzel gerçekten; sağolun Bülent bey..

7 erol { 06.19.07 at 07:57 }

Güzel yazı için teşekkür.

Bana kalsa İstanbul’un sembolü SÜLEYMANİYE olsun derim.
Anladım ki size kalsa SULTANAHMET dersiniz.

Ama bu karar ne size ne de bana kalacak.

Çünkü tarih buna karar veriyor ve silueti belirliyor.

İstanbul’un sembolü şu an SÜLEYMANİYE veya SULTANAHMET diyecek kadar net değil; daha kozmopolit, daha geçişli ve daha neşeli aslında.

Yani şu İstanbul’u damıtsak ortaya çıkan neye benzer denilirse, derim ki “bu galiba İstanbul”dur.

Ama yine de BOĞAZ, SÜLEYMANİYE, ERGUVAN, IHLAMUR, ÇINAR vb.

Selamlar.

ee

8 kuzucuk { 06.19.07 at 08:22 }

Benim İstanbul’a gitmem şu anki işimizin İstanbul’a yakın olması sayesinde oldu. Beni en çok etkileyen (gezdiğim yerler arasında) camilerin mimarisi, kız kulesi (hava kararınca çok daha güzel gözüküyor) oldu. Mimarinin yanında insan o camilere girince bambaşka bir manevi havaya bürünüyor. İnsan namazda Allahın huzurunda olduğunu hissediyor ve büyük bir edep ve huşu ile namazını kılıyor. Müezzinlerin ve hocaların okuduğu ezan ve Kur’an insanda bambaşka duygular uyandırıyor. İstanbul maddi yanından ziyade manevi yanı daha ağır basan bir şehir. Osmanlı padişahlarının türbelerini ziyaret ediyorsan orda dahi büyük bir edep ve saygı içinde bulunuyorsun. Dua ediyorsun.

Boğaza yapılan köprüler ve gökdelenler İstanbul’un görünümünü bozuyor. Köprülerin altında saraylar sığıntı gibi kalmış. Üsküdar’ın orda yapılan tüp geçitte oranın görünümünü bozmuş (geçicide olsa)

Yerebatan sarnıcıda dikkat çeken mekanlardan birisi. Rutubetli ve karanlık ortamında kaymamak için dikkatli yürümek gerekiyor. Büyük balıklar ilgi çekiyor. Medusa heykelinide ilk gördüğünüzde şaşırıyorsunuz.

İstanbul aylarca gezsenizde bitmeyecek bir şehir. Gezmek için güzel bir şehir ama yaşamak için aynı şeyleri söyleyemem. Nüfusunun fazla olması, trafik sorunu ve şehrin güvenliğinin git gide azalması yeterde artar bile.

9 blue { 06.19.07 at 10:04 }

Rahmetli Rüştü Yüce hocamız anlatmıştı. Japon yapı profesörlerine İstanbul’u gezdirmişler. Betonarme gökdelenlerimizden birinin kolonlarını göstermişler, Japonlar bir yerleriyle gülmeye başlamışlar. Sonra tutup Süleymaniye’ye götürmüşler, oradaki fil ayaklarını ve kubbeyi görünce adamlar mest olmuşlar, hoca abartmıyorsa secdeye kapanmışlar. Altından tamamı kadraja alınamayan başka bir kubbe var mı bilmiyorum. Ve muhteşem akustik tabi…
Bütün bunlara rağmen Süleymaniye’nin fazlaca büyük olduğunu düşünüyorum. Sultanahmet Sinan’ın eseri olmasa dahi Sinan’ın öğrencisinin eseri… Ve Süleymaniye’ye göre çok daha zarif.
Ama hiçbiri bence İstanbul’un sembolü olamaz. Çünkü binlerce yılın tarihi, tek bir eserde ifade edilemez. Bu, bize özgü bir şey de değil. Roma’yı Pantheon’la veya Colleseaum’la veya fontana di trevi ile veya ispanyol merdivenleri ile simgeleştirebilir misiniz? Tek bir eser, simge olarak olmaz bence.
Bu arada bu ney ziyafetini merak ettim doğrusu. Kazurattan ziyafet mi olurmuş? Ziyafete 6 yıl sonra beklerim inşallah.

10 psikop { 06.19.07 at 15:56 }

Tek sembol olmasına ben de karşıyım. Ama Suat beyin de dedigi gibi eğer illa tek olacaksa kesinlikle Sultanahmet diyorum. Üzerine yok çünkü..

11 T. Suat Demren { 06.19.07 at 16:45 }

Erol bey,

Ben teşekkür ederim. Aynen katılıyorum söylediklerinize..

Selamlarımla.

Blue kardeşim,

Bu arada bu ney ziyafetini merak ettim doğrusu. Kazurattan ziyafet mi olurmuş? Ziyafete 6 yıl sonra beklerim inşallah.

:-)

Hadi hadi, bırak tevazuyu, harcama Neyzeni.. Çok güzeldi gerçekten. O parçanın adını unuttum ama keşke ben de öyle çalabilsem..

6 yıl sonra? İnşallah, çok daha mükemmel olur..

12 çuvaldız { 06.19.07 at 23:31 }

Bu konuda kazım Mızrak gibi düşünüyorum.Bir şehri,şehir yapan o şehirde yaşananlardır.Tarihi eserler bu yaşanmışlığın delilleridir.Bu delillere sahip çıkanlar, bu mirasın hak edenleridir.
Bu şehir de geçmişte çeşitli maksatlarla güzel yada çirkin tanımlaması yapılabilecek,insan eli değerek inşa edilmiş eserler ile yaşayanlarını,yaşanmışlıkları anlatır.
İstabul,kültürler harmanı yaşamış bir şehir,çok şanslı zira tabiat ona bu harmanın oluşmasını sağlayacak bir boğazda yer vermiş.
Bilinen şehirleri kıymetli kılan bu konumları olmuş,insanları yine bu konumları nedeniyle farklı yada benzer maksatlarla kendine çekmiş.
İstanbul gibi denizi içine alan,birbirinden çok farklı kültürlerin bıraktığı eserlere sahip başka bir şehir bilemiyorum.
Şimdi düşünmek gerek bunca yaşadığına rağmen bu şehri sadece bir tek eser temsil edebilir mi?
Bu şehir bugün ona sahip olanların üzerinde yaşamaya başladığından beri vardır deniyorsa yani bir döneme işaret edilecek ise evet,Sultanahmet camii seçeneklerden biri olabilir;hem mimari eser hem de temsil ettiği anlayış bakımından.

Keşke bizler de sadece günü düşünerek yaşamasak.Bu eserlerin ortaya çıkmasına vesile olanların düşündüğü gibi düşünsek ve geleceğe bırakacağımız eserler inşa etmeye çalışsak,bunun için kaygılansak.İnşa etme yorgunluğunu yaşamadıklarımız için hiç olmazsa koruma yorgunluğuna tahammül edebilsek.

13 Kâzım Mızrak { 06.20.07 at 03:44 }

“Keşke bizler de sadece günü düşünerek yaşamasak. Bu eserlerin ortaya çıkmasına vesile olanların düşündüğü gibi düşünsek ve geleceğe bırakacağımız eserler inşa etmeye çalışsak, bunun için kaygılansak. İnşa etme yorgunluğunu yaşamadıklarımız için hiç olmazsa koruma yorgunluğuna tahammül edebilsek.”

@ Çuvaldız

Bu parağrafı.. özenle seçip; maddenin, mânâ bularak sosyal yaşamda varlık kazandığına.. bir kez daha dikkat çekmeyi yerinde gördüm.

Geçmişe sahip çıkıp muhafaza etmeye, yaşamaya, ve yaşatmaya çabalayanların; kimi, hangi akla hizmet ettiklerini anlayamadıklarımca yobaz gerici damgası yediği şu günlerde.. böyle bir bilincin, yeni nesile kazandırılması lâzım diye düşünüyorum.

Madde, kendisini varolduğu zamana hapseder; ve nihâyetinde târümâr olur. Bu bakımdan taş duvarlar, onlara bir mânâ yüklenmedikçe; madde misâli câmid olup, hiç bir değer de ihtiva etmezler.

Müslümanların mâbedi olan Kâbe örneğin; nasıl bir sanatsal değer taşıyor olabilir ki.. fakat o basitliğine rağmen, milyonların teveccühüne muhâtab oluyor; bu cihetle.. o taş toprak yığını, ancak onu sevenlerin güzeliği ile güzeleşiyordur diyebiliriz.

İşte Sultan Ahmet Camii, böylesi bir ilgi alâka ile hâlâ ayakta durabiliyordur; bizler bu alâkayı sevgiyi tesis edemez isek.. illâ ki bir taş yığını olmaktan öteye de geçemeyecektir.

Toplum olarak tarihimize yabancılaştığımız ölçüde, tarihî eserlerimiz de kıymetini günden güne yitirecektir.

Siz bu satırları yazıyorken, bizimle farklı bir düşüncede olabilirsiniz(di) elbette.. bunu da beyân edelim.

Saygı, ve selâmlarımla.. .

14 Malcolm X { 06.22.07 at 20:43 }

Sultan Ahmet’de teravih namazı ve müezzinlerin salavatları her defasında değişik makamlarda okuyuşlarına, imamın uymasını seyredin/dinleyin. Ayrı bir güzel. (Teraviye gelmediğinizi düşünerek yazdım.)
Süleymaniye’de ise, havanın açık olduğu bir gün sabah namazı kılacak ve güneşin doğuşunu, yükselişini seyredeceksiniz.
Denemenizi isterim.
Ama Fatih camisinin manevi atmosferini/havasını hiç birisine değişmem.
Sembole gelince: Fatih Sultan Mehmet Han’dan başka sembol olamaz. (bence)
Selamlar.

15 amarat { 06.23.07 at 07:43 }

ben ce bir ara düşünce olan Fatih’in heykelini dikmek lazım , cami falan olacaksa , istanbuldaki hangi camiyi es geçebiliriz ki ? üsküdar ve fatihte birbirine bakam mihrimah sultan camileri bile bir anlam ifade eder iki kıtanın birbirine olan tutkusuna ya da benim ayrı bir sevdiğim süleymaniye fatih beyazıt üçlüsü arasında kalmış şehzadebaşı camii, restarasyonu sırasında yolsuzluklar oldugunu duydugum bu cami nasıl ? ya da mecidiye cami , hani bu ortaköydeki çogunlugun ortaköy cami dedigi cami , içerisini ermeni birisinin çizdiğiğ ve içinde sanki dışarıya açılan pencereler var mış gibi olan , ya da ne bileyim bir arkeoloji müzesi müzeler aleminde dünya ile yarışacak düzeyde olduğunu düşündüğüm cami , ha hiç mi olmadı , sadabatı temizlersiniz orası olur , yine mi olmadı ? o zaman bize köprülerimiz yeter , o da mı olmadı o zaman bizi çekemiyorlar derim. ama Fatih Heykeli iyi olurdu . Ha devlet yapmayacaksa bizler para toplar gene yapabiliriz.

16 çuvaldız { 06.24.07 at 18:08 }

Kazım bey dediğiniz gibi madde ona yüklenen mana ile değer bulur.Bugünün insanının yüklediği bazı estetik değerleri taşıyorsa sanat eseri,sadece inşa edildiği zamanı günümüze taşıdığı için de tarihi eser olarak kabul edilebilir.

Mekke denince tüm İslam alemi için akla gelen ilk eser Kabe olacaktır.Belirttiğiniz gibi inşa edilişindeki estetik veya teknik sebepler onu değerli kılmıyor ve sembol haline getirmiyor.Biz Müslümanlar’ın Kabe’ye verdiği önem onu bizim dinimiz dışındaki insanlar tarafından da bilinir kılıp merak uyandırmıyor mu?

Din içinde Hac ibadeti yer almamış olsaydı ,merak duygusu ile gerçekleştirilen gönüllü bir turistik gezi niteliği ile Kabe ziyaret edilseydi kaç kişi tarafından bilinir olurdu?

Kısaca ifade etmeye çalıştığım İstanbul sembolünün söylediği bir şey olacaktır ve olmalıdır da.Semboller,temsil ettikleri adına sessizce konuşsunlar diye oluşturulur.Pekii İstanbul sembolünün söylemesini istediğimiz cümlenin ana fikri nedir?

Şehirler de insan eli yardımı ile konuşur.Geçmişte veya günümüzde ona takılan ziynetleri ile.

İstanbul’u sevenler,bilenler onu ifade edecek tek bir sembol seçemiyorlar,zira tek tek her bir eser değerli bir bütünün parçaları gibi.

İnşa edildiği alan,inşa edilmesine vesile olan,eseri meydana getiren usta,zamanın düşüncelerinin esere yüklediği anlam vs.

Madde ona yüklenen mana ile değer bulduğuna göre;İstanbul’un, günümüzde ona sahip olma şansına sahip olmuş bizler için önemli bir tarihi sanat eseri olan ve dini açıdan da huşu veren bir mekan ile temsil edilmesi hem temsil eden esere hem de temsil edilen İstanbul’un yaşanmış onca tarihine haksızlık olmaz mı?

İstanbul’u değerli kılan,onu elde edebilmek için aklın ve gücün tüm imkanlarını kullanan Fatih’in çabasıdır.Zor kaybedilen, zor kazanılan kültür ve gücün sembolü ,kazanana söz söyleme hakkı tanıyan şehir.

Bana kalsaydı İstanbul’u kuşatan tüm surları yeniden yükseltirdim ve Fatih’in gemileri aşırttığı yerlerde birebir ölçekli tarihi canlandırır,onu da İstanbul’un sembolü olarak kullanırdım.
İstanbul’u elde edip onu değerli eserlerle donatacak kadar değer verenlere layık olmak ve onlara haksızlık etmemek ve mirasyedi savurganlığında bu şehri tüketmemek için.

17 Kâzım Mızrak { 07.04.07 at 02:13 }

“Madde ona yüklenen mana ile değer bulduğuna göre; İstanbul’un, günümüzde ona sahip olma şansına sahip olmuş bizler için önemli bir tarihi sanat eseri olan ve dini açıdan da huşu veren bir mekan ile temsil edilmesi hem temsil eden esere hem de temsil edilen İstanbul’un yaşanmış onca tarihine haksızlık olmaz mı?”

@ Çuvaldız

İşte, sayfanın her fikre kucak açan en mânâlı düşüncesi.. ilke olarak baştan beri böyle düşünüyor, acaba yalnız mıyım diyordum. İnanıyorum ki, meseleyi geniş bir perspektife taşıdığımızda.. tespitinizin daha pragmatist (faydalı) olduğu görülecektir.

Elbette, ne de olsa buraya yazan arkadaşlar; Sultan Ahmet Camii ’sine olan maddi ve manevi hayranlıklarını ifade etmek cihetiyle konuya değinmişlerdir diye düşünüyorum.. kanımca, onlar için Sultan Ahmet Camii ’sinin bir simge olarak görülmesinde yatan en temel unsur; bu mimari dehâya karşı bir iltifatta bulunmak.

İstanbul ‘un simgesi bir kilise de olmamalıdır bu bakımdan.. madem ki insanlık tarihine ışık tutacağız ve camii bir simge olmuyor, hiç bir dini simge ile de temsil edilmesin İstanbul. Böyle bir anlayışın muhtemel kazanımı, İstanbul ‘un herkesce beğenilmesi sevilmesi olurdu.

“Bana kalsaydı İstanbul’u kuşatan tüm surları yeniden yükseltirdim ve Fatih’in gemileri aşırttığı yerlerde birebir ölçekli tarihi canlandırır, onu da İstanbul’un sembolü olarak kullanırdım.”

Sizin öne sürdüğünüz simge önerisi ise, (bence) maalesef Batı ‘yı demoralize ederdi :) düşmanlığı değil, mümkün mertebe dostluğu pekiştirmek tarafında olurum her zaman. Sizin de, bu yöndeki eleştirimi kabul edeceğinizi tahmin ediyorum. Yâni.. eleştiriye açık olsam da, günümüz İstanbul ‘u için Fatih Sultan Mehmed ‘i de bir simge olarak göremiyorum.

İstanbul ‘un simgesi konusunda.. ben, bir öneride bulunmadım sanırım. Ne olsun ki.. meselâ, sabah evden çıkıp işe giderken sokağa tüküren ve de hümküren bir memleket insanı gerçekci bir temsil olabilirdi; açılıp kapatılmayan bir rögar (içinde ölü bir çocuk olursa daha makbûldür) temsil ‘ini de mümkün seçenekler arasında görüyorum.

[ Dipnot: Bu yazı, 22:45 24.06.2007 tarihinde kaleme alınıp.. bir ihtimal gönderilmek üzere ! bekletilmiştir. Bundaki sebep, dingin bir zihin ile yazının tekrar gözden geçirilmesi olmuştur. Bu anlamda, mevcut içerikte bir değişiklik yapılmasına gerek olmadığı görülmüştür. Lütfen bilginize, Kâzım Mızrak.. ]

18 çuvaldız { 07.04.07 at 11:45 }

Kazım Mızrak bey,

Batıyı demoralize etmek değil ki amaç,bir şehri elde edebilmek için hayranlık uyandıracak bir inat ve çare ile nasıl fizik kurallarının zorlandığının günümüz mirasyedilerine hatırlatılması.

Mirasyedi olmanın kolay ama o mirasın nasıl elde edildiği hatırlandığında ihtişamını idrak edebilenlerin vicdanları, bu şehrin ve onun üzerindeki emanetlerin kıymet bilmez şekilde talan edilmesine izin vermez diye düşünmüştüm.

Çok dolaylı bir düşünce oldu sanırım :)

Batı zaten”ah o İstanbul’a biz sahip olsak şimdi bu çehreye mi sahip olurdu “diye demoralize olmuş vaziyette iç geçirmiyor mu?Hoş batıdan önce biz içindekiler de sizin belirttiğiniz detaylar yüzünden aynı ruh haline sahip değil miyiz?Çöplük ve yazı tahtası yada tual görevi gören tarihi eserler bu şekilde düşünmemize sebep olmuyor mu?

Dediğiniz dostluk, İstanbul için seçilen simge ile değil de kültürümüze ait olmayan eserlere gösterilecek ihtimamla zaten sağlanır.

19 bfxcgvcv { 09.20.07 at 13:41 }

doğru ben istanbulda oturuyorum heryer çok güzel seni seviyorum dünyanın en güzel şehri

20 hakan { 02.19.08 at 12:15 }

katılıyorum

21 hakan { 02.19.08 at 12:18 }

sssüüüpppeeerrr

22 bülent { 02.23.08 at 20:51 }

ya ben sadece ist nin deil bütün şehirlerin simgelerini araştırıyorum

23 Halil { 02.28.08 at 18:48 }

işime yaramadi :(

24 rumuz { 03.01.08 at 19:28 }

bencede gayetten guzel bi yer olmakla beraberinde oraya hiç gitmedim

25 rumuz { 03.01.08 at 19:29 }

teşekkür ederim

26 hüsna { 03.04.08 at 16:02 }

ayyyyyyyyyyyyyyyyyyyy harikaaaa!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

27 merve { 03.25.08 at 14:49 }

Aslında güzel ama benim aradığım kıriterlerde değil bu yüzden bana yardımcı olmadınız ama olsun yinede teşekkür ederim iyi çalışmalar izmirden herkese selamlar

28 ipek { 04.14.08 at 18:42 }

süperrrrrrrrrrrr

---

Önemli


Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayınlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı sağlayabilmek için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır.

***

Siz de düşüncelerinizi paylaşın: