Tarih & Toplum & Düşünce T. Suat Demren - 15 Haziran 2007 10:06 pm

Kürt Sorunu

Gündeme Kürt meselesi geldi oturdu. Her ne kadar mesele bugünlerde iç siyaset için çirkince kullanılıyor olsa da, bu bizim bir “Kürt Sorunu”muz olduğu realitesini değiştirmiyor.

Radikal’den İsmet Berkan da bugünkü yazısında değinmiş; ülkemizde bu konuya ilişkin olarak -genel anlamda- iki tip bakış var.

Bunlardan birincisi, “Evet, Kürt sorunu diye yapay birşey var, çünkü Kürtler var” diye özetlenebilecek bir yaklaşım. Berkan’ın da dediği gibi onlara göre aslında böyle bir mesele yok, bu yapay bir sorun ve tüm bunları yapanlar “Durduk yerde Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı ayaklanan, üstelik bunu Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri yapan dış güçlerin maşası birkaç kendini bilmez”

Bu bakış sahiplerine göre çözüm de belli aslında. Kürtleri tehcir etmek, bu mümkün değilse entegre etmek, ya da daha iyisi asimile etmek vs. Berkan “Esasen Türkiye Cumhuriyeti’nin 80 küsur yıllık teşhisi ve tedavisi de bu yönde olmuş. Sorunun ne kadar çözüldüğü ortada.” diyor ki kesinlikle katılıyorum.

İkinci bakış ise başlangıç noktası olarak bir sorunun varlığını kabullenmeyi alıyor. Evet; bir sorunumuz var. Adını ne koyarsak koyalım bir sorunumuz var ve bu sorun şu ana kadar binlerce cana ve milyarlarca dolara malolmuş durumda.

Bu düşünce sahiplerine göre de sorunu çözmek için gayret sarfetmek, akl-ı selimle düşünüp terörün yeşermesine neden olan etkenleri öğrenmek, bunlara engel olmak, terörü kitlesel destekten mahrum bırakmak ve terörizmi marjinalize etmek gerek.

Berkan’ın da dediği gibi birinci teşhisi yapanlara göre ikinci tür teşhiste bulunanlar “vatan haini.” İkinci tür teşhisi yapanlara göre ise birinciler “faşist.”

Bu iki görüşün arasındaki uçurumu ve teşhisteki uzlaşma zorluğunu bir kenara bırakıp konuya odaklanalım.

Maalesef birinci tür teşhiste bulunanlar çoğunluğu oluşturuyor. Kürtlere karşı insanlarımızın çoğunda büyük bir önyargı var. Özellikle terör sonrası dönemde her Kürt vatandaşımız potansiyel terörist muamelesi görmeye başladı.

Geçtiğimiz pazar yakın bir akrabamla bu konuyu tartışıyorduk. Terör sebebiyle gözlerinde müthiş bir öfke vardı. Bunda hemfikirdik ama o burada durmuyor, Kürtlere rahatın battığından, devletin, elindeki bütün imkanları kullanmasına rağmen yine de bu ayrılıkçılara yaranamadığından söz ediyordu. Sorunun kaynağını ise bizzat “Kürt” ırkında görüyor, hain olduklarından dem vuruyor ve “kanları bozuk” demeye getiriyordu. Aynı kişinin “sen ırkçılık yapıyorsun” dediğimde “hayır, ben ırkçı değilim” demesinin ironisi bir yana, sorunun kaynağı olarak bir “ırkı” görmesi gerçekten çok tehlikeli ve maalesef yaygın bir yaklaşım.

Çeşitli yorumlarımda bu sorun için “bataklık ve sinek” benzetmesini ben de yaparım. Bugün terör konusu altyapısı itibarı ile bir bataklıktan beslenmekte. Bataklığın adı Kürt sorunu, terör ise bu sorunu ürettiği sinekler. Ve bataklık kurutulmadıktan sonra da sineklerden kurtulmak mümkün değil.

Aslen sorunun kaynağı Şeyh Sait isyanına kadar gidiyor. Şeyh Sait isyanı -dolaşımda pek çok başka rivayet olsa da- etnik ve ayrılıkçı değil, hilafetin kaldırılmasına yönelik bir isyan. Fakat bu isyan sonrasında, ülkenin başına Balkanlara gelenlerin gelmesinden endişelenen tek parti yöneticileri bir asimile politikası uygulamaya başlıyor. Kamuya açık yerlerde -çarşıda pazarda bile- Kürtçe konuşulmasını yasaklanıyor. Kürtler aslında Türk olduklarına ikna edilmeye çalışılıyor, Kürtçe yok sayılıyor. Doğan çocuklara Kürtçe isim verilmesi yasaklanıyor.

Bütün bunlar Türkiye’deki Kürtler’de tepkilere neden oluyor ve merkeze karşı yabancılaşma başlıyor. Tepkilerin asıl nedeni ise merkezin, devletin onları küçümsediğini ve dışladığını düşünmeleri. Türkçe öğrenemeyen yaşlılar cezalandırılması, yeni yetişen Kürt gençlerinin Şeyh Said isyanı hatırlatılarak horlanması, tehdit edilmesi, hep bu dışlanmışlığı besliyor. [1]

Bütün bunlardan sonra Kürtler arasında etnik milliyetçilik yeşermeye başlıyor ve isyanlar görülüyor.

Tabii ki daha önce de etnik kökenli olarak görülebilecek aşiret isyanları vardı ama bunlar tıpkı savaş yıllarında diğer etnik gruplarda da görülen “bozgun yılları” ve “gemisini kurtaran kaptan” isyanları olarak değerlendirmeli. Asıl etnik temele dayalı Kürt isyanları bu asimle politikalarının sırasında ve sonrasında çıktı. İhsan Nuri Paşa ve Dersim isyanları en önemlileridir ve pek çok acılara mal olmuştur. Baskın Oran bu konuda özet mahiyetinde “Emperyalizme tepki olarak doğan bir çoğunluk (Türk) milliyetçiliği, yarttığı tepkiyle, bir azınlık (Kürt) milliyetçiliği doğurmuştur.” der.[2]

20 yıllık PKK terörünü de Kürt İsyanı olarak görmek mümkün. Fakat bu isyan Kürtler arasında yaygın kabul görmedi.

Bunun için üç neden sıralanabilir.[3] Birincisi PKK’nin bizzat adlarına yola çıktığını iddia ettiği Kürtlere yaptığı akılalmaz kıyımlar. PKK kendisine boyun eğmeyen Kürt aşiretlerine saldırmış, soydaşlarına işkenceler yapmış, köylerini basmış, bebeklerine varıncaya kadar öldürmüş, bölgedeki maden, yol ve inşaat işçilerini, oralara eğitim getiren öğretmenleri bile hedef almış bir terör örgütü. Şüphesiz bu gibi eylemler Kürt çoğunluğun PKK’yı reddetmesine yolaçtı.

İkinci neden ise entegrasyon. Kürtler Türklerle içiçe geçmiş, ülkenin her yerine dağılmış, iş güç sahibi olmuş, siyasetçi, doktor, avukat, işadamı olmuş, Türklerle evlenmiş, kısaca bir “bütün” olmuş durumda. Bu açıdan ayrılma ya da etnik federasyon çoğunluğa ters geliyor.

Üçüncü -ve bence en önemli- neden ise PKK’nın ideolojik altyapısı. Materyalist bir ideolojiye dayalı Marksist - Leninist bir örgüt olan ve bu sloganları kullanan PKK’nın görüşleri, Müslüman Kürt halkının inançlarıyla çelişiyor. Bu yüzden örgüt Kürt halkı arasında yaygın bir destek görmedi/görmüyor. Zaten PKK -Allah korusun- aksi bir söylemde olsaydı bugün meselenin çok daha farklı bir boyutunu konuşuyor olurduk.

Fakat bugün gelinen noktada artık eski “görmezden gelme” politikalarının devam ettirilmesi mümkün değil. Her ne kadar Kürtler arasında yaygın kabul görmemiş olsa da gitgide PKK, Akyol’un değişiyle “ötekinin ‘Türk’ olarak tanımlandığı bir Kürt kimliği geliştirme sürecinde.” Bu büyük bir tehlike.

Devekuşu sendromunun çözüm olmadığını biliyoruz. Ama “Çözüm nedir peki?” sorusu da kolay bir soru değil. Tarihin, yapılan yanlışlıkların yükü ve nefreti var. Verilerden hareketle pek çok sosyal ve sınıfsal analiz yapılmalı. Ayrıca dünyada benzeri sorunların nasıl çözüldüğüne bakmak gerekiyor.

Ama tek cümle ile söyleyecek olursak; kalıcı çözümün yolu, “Türkiye Cumhuriyeti” üniter yapısı ve “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı” üstü kimliği altında, korkuların esiri olmadan kültürel çoğulculuğu sağlamaktan ve ekonomik kalkınmadan geçiyor.

***

Kaynaklar:
[1] Mustafa Akyol. “Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek” Doğan Yay. 2006 s.113-131
[2] Baskın Oran “Atatürk Miliyetçiliği: Resmi İdeoloji Dışında Bir İnceleme” Bilgi Yay. 1993. s.219-223
[3] Mustafa Akyol. age. s.139-140

13 Responses to “Kürt Sorunu”

  1. on 16 Haziran 2007 at 00:47 1.Kâzım Mızrak

    Kültür

    Farklı kültürlerin birbirlerinden öğrenecekleri vardır ilkesini hep savunmuşumdur.. illâki Kürt kardeşlerimizden yerine göre öğreneceğimiz pek çok şey var. İşte kültür zenginliği diye övündüğümüz Anadolu gerçeğinin bir yapı taşı olarak belirdi Kürtler ! İtiraz edilemeyecek bir tespit..

    Ekonomi

    Ekonomi konusunda doğunun coğrafyası bizim için bir negatif, ama yörenin ticari kaynakları (tarım ve hayvancılık gibi) layık olduğunca verimli bir şekilde kullanılabilseydi; doğudan batıya belirgin anlamda bir göç yaşanmazdı. Böylelikle, kendi kendisine yetebilen bir doğu imar edilmiş olunurdu.

    Milliyetçilik

    Göçün ana sebeplerinden birisi de iş ve aş oldu.. bölgeden uzaklaşabilenlerin yanı sıra kalanlar da vardı. Kalanlar, maddi manevi yeni varolabilme arayışlarına yöneldi; bu arayışlar Kürt milliyetçiliğinin doğuşuna zemin hazırladı.. PKK terörizmi, bu yeni trende sahiplenerek kendi amacına hizmet edecek bir hâle getirme çabasında propaganda yaptı.

    Asimilasyon

    Gaziantep üniversitesinde fizik okuyorken, samimi Kürt arkadaşlarım oldu. Cana yakın, sevgi dolu insanlardı.. insanlık namına onlardan bir şikayetim olmamıştır. Şuraya temas edeceğim; kendilerini idealist gören kimi Kürt arkadaşlarım.. kültürlerini yaşayamadıklarından yakınıyorlardı.

    İşte bu açlık, yoksunluk ister istemez onları Kürt milliyetçiliğine itiyordu. Çünkü yaşadıkları ortam onlara yabancı geliyordu.. ve kendi zenginliklerini yaşayamıyorlar paylaşamıyorlardı. Böyle bir durumda ise, alenen bölücülük yapmakla suçlanıyorlardı.

    Özeleştiri

    Bu minvalde, bir Kürt sorunu görmüyorum, ortada; ama ciddi manada bir Türk sorunumuz var gibi.. aynayı kendimize tutalım. Kalıpları yıkalım, hatâyı biraz da kendimizde arayalım.

    Bu arada, milliyetciliğin her çeşidi ile yollarım ayrıdır. Kürtlerin de, bu saatten sonra uzlaşma konusunda.. millet olarak, mütevazi olmalarını bekliyor temenni ediyorum.

    Kuzey Irak

    Günümüzde bazı siyasi partiler; nefrete varan bir poitika yürüterek Kürtleri hâlâ terörizmin kucağına itiyor. Onları bağrımıza basmalıyız, dertlerini derdimiz bilmeliyiz. Aksi hâlde, çareyi Kuzey Irakta ararlar.. buna müsaade edemeyiz.

    Mutualizm

    Terörizmin bir amacının da, Türkiyede doğu - batı ayrımcılığını körüklemektir. Böylelikle harita üzerinde olmasa da, fiilen doğu bölgesi.. Türkiye’den kopartılmış duruma gelecektir.

    Geçmişteki Olağan Üstü Hâl yönetimleri, işte böyle bir bölünmeye hizmet etmiştir. Bu yanlışı sürdürmeyelim.. terörizm bunu istiyor zaten: doğu - batı arasında ticaret hacmini arttırmalıyız; sosyal iletişimi daha da kuvvetlendirmeliyiz.

    Hümanizm

    Siyasi liderlerin, aydınların, yazarların, medyanın Kürtleri potansiyel terörist gösterebilecek şekilde yazmalarının, söylevlerde bulunmalarının önüne geçebilmeliyiz. Türk milliyetçiliğin, önce Türk’lere zarar vereceğini anlatabilmeliyiz. Her türlü milliyetcilik değerinin yerisine, bir alternatif olarak hümanizm anlayışını alternatif gösterebilmeliyiz.

    Bu madde uyarınca.. “Kürt Sorunu” ibaresinin ne denli bir su-i zan olabileceğini idrakında olabilelim. Böyle küçük düşürücü ithamların.. yapıcı değil, yıkıcı olduğunu önce vicdanımıza itiraf edelim. Sonra, gerisi gelir.. .

    Kürtler, sorun olduklarını düşünmeye devâm ettikçe; onları kazanamayız. Bir nesilin, sorun ve problem olduklarını duya duya yetiştiğini bir düşünün; terörizm diye tabir ettiğim bölücü parçalayıcı güç odağı da bunu istemiyor mu zaten!?

  2. on 16 Haziran 2007 at 09:33 2.mustafa

    belirttiğiniz gibi sorunla yüzleşmeliyiz.

    Dün çok sevdiğim bir Kürt arkadaşım İstanbul’da yaşadığı bir olayı anlattı.

    Arabası ile yolda giderken birinin tacizine uğramış. (diyarbakır plakalı arabası) Ne olduğunu anlamak için camı açtığında, karşı taraf başlamış ‘’hepiniz hainsiniz, her gün şehit cenazeleri geliyor defolun gidin bu ülkeden'’

    Bunlar söylediklerin sadece bir kısmı, ağır küfürlerle birlikte..

    Arkadaşım olaydan sonra arabayı kenara çekip, uzun süre ağlandığını anlattı..

    Bunu daha dün yaşamış.

    ‘Kitlesel refleksin’ toplumda yarattığı etki bu olsa gerek..

    Arkadaşımın daha dün yaşadığı bu olayın ben de yarattığı üzüntüyü atamadım. Kendimi onun yerine koyuyorum.

    Büyük bir dışlanmışlık hissi.

    Bu dışlanmışlık hissi ile insan ister istemez marjinalleşir.

    Ve işte terör..

  3. on 16 Haziran 2007 at 22:25 3.Taner

    Öncelikle selamlar,
    Ben bu ülkede kürt sorunu olduğuna inanmıyorum bana göre bu ülkede pkk (terör) sorunu vardır. Benim mahallemde okulumda kürt kökenli arkadaşlarım var hepsi bu ülkenin vatandaşlığını kabul ediyorlar benim ve başka birsinin bu insanlarla ilgili ırki (sadece kürt ırkına mensub oldukları) için bir sorunu yok. bu ülkenin üniter yapısını zedeleyici ayrılıkçı bir politika güdülmediği sürece bu ülkede yaşayan kökeni ne olursa olsun bu ülkenin vatandaşlığını, bu ülkenin bayrağını kabul eden herkes benim kardeşim ve dostumdur sadece kökeni kürt diye insanları yargılamak yanlış bu manada benim için bir kürt sorunu yok sorun pkk sorunudur “ŞAYET ORTADA BİR KÜRT SORUNU (tüm kürtlerin pkklı olarak görülmesi terörist muamelesi görmesi.) VARSA BU SORUNU ORTAYA ÇIKARAN ŞEY PKK’DIR. EĞER PKK OLMASAYDI KÜRTLER AYRILIKÇI BU TOPRAKLAR ÜZERİNDE YENİ BİR DEVLET KURMAK(pkk’nın söylemi yeni ve bağımsız bir kürdistandır.) İSTEYEN BİR HALK OLARAK GÖRÜLMEZDİ.”

    Dil konusuna gelince bu ülkenin resmi dili Türkçedir. Bu dilin dışında farklı bir dil kullanmak bu ülkenin üniter yapısına zarar verebilir ayrıca sadece bu duruma kürtler değil lazlar-boşnaklar-araplar-zazalar-yörükler-çerkesler… hepsinin farklı dili konuşruğunu varsayarsak ne olur üniter devlet yapısına?

  4. on 16 Haziran 2007 at 23:49 4.ikna

    Tarih bize “devrimci” ülkelerin değil “evrimci” ülkelerin, devrim yapanların değil, yavaş yavaş ihtiyatla ilerleyenlerin daha ileri, daha gelişmiş, daha medeni olduğunu göstermiştir. Mesele yıkmak değil inşaa etmektir. Cumhuriyet öncesi 21 anyasası, sonrası 24 anayasasından bu yana kaç anayasa ile tekrar yıkıp yapmaya kalktık, sonrasında nerdeyiz ?

    Bu ülkenin üzerinde yaşayan tüm insanlar bu toprakları “vatan” olarak kabul ediyorsa bu ülkenin “vatandaş”ıdır. Her etnisite bir başka renk, çeşitlilik ve zenginlik katar. Nasıl ki en basit canlı tek hücreliler en az komleks ve yetide ise, en mükemmel varlık insan da pek çok çeşitteki hücre, organ ve sistemlerin bir araya gelmesi ile en kompleks ve yetiye sahip varlıktır. Yani ?

    Yanisi şu ki, toplumlar da içlerinde ki çeşitlilik ile en üst düzeyde yetenekliliğe, çok daha güçlü bir yapıya kavuşma fırsatını bulur. Yeter ki bu çeşitlilik “bir arada yaşamın” faydası ekseninde buluşturulabilsin. Birliktelik ile gelen kollektivizmin “birey”i, çoğunluğun “azınlığı” ezmesi engellenebilsin…

    Peki bu nasıl olacak ?

    İnsan doğal bir gerçeklik, millet bu gerçekliklerden müteşekkil bir oluşum, devlet ise sun’i bir yapımdır. Asolan ve önce gelen insanlardır. Devlet oteritesini de kullanan makineler değil insanlardır. Görüleceği üzere devlet bir “yapı” dır. Eline “güç” verilmiş bir organ. Bu yapı yada organda “hakim güç” tartışmasına son verecek olanda bu “organ”ın mutlak sürette “sınırlandırılması”dır. Her kesimin “eline geçirmeye çalıştığı” bir yapı olmaktan çıkarmanın tek yoluda budur!

    Anarşizm felsefi düşünürlerinin dahi “devlet”ten vazgeçemediklerini görüyoruz. Cohmsky “biz anaşistlere en büyük yardımı ‘devlet’ denen ‘şey’in yerine konulabilecek bir ‘şey’ söyleyecekler yapar!” derken bu çaresizliklerine vurgu yapıyor.

    Nihayetinde “devletsiz” olmuyor, bir devlet olacaksa elbette bir ismide olacak. eğer ki ülke içinde etnisite gruplarının itirazı bu isme ise ve bu ismi “ret” noktasında ise problem büyüktür ve ne istediklerine tekrar dönüp bakmak zorundadırlar. Bu ülkenin devletinin ismi “TÜRK DEVLETİ” dir ve bunu değiştirmeye kalmak “güç” ile “zor” ile yada “politik” olarak mümkün değildir.

    Tüm dünyada devlet yapılanmaları bir tekamül ve değişim sürecindedir ve statik değildir. Asolan insanların mutluluğu, refahı doğrultusunda tekamül ve değişim kaçınılmazdır. Mesele bu olmalıdır, mütareke edilecek olay budur.

    Bu mütareke edilecek konunun argümanları ne olacaktır ? İşte bir başka paradoksta burda yaşanmaktadır. Bu konuda toplumum her kesiminin, hatta bir düşündüklerini söyleyip görüşleri yakın olanların içinde dahi farklı yaklaşımlar, değişik argümanlar sunanlar olacaktır. Lakin benim bencemde ki en önemli ana değer (argüman) “özgürlük”tür. Bu değerin temellendirilmesinde ve iktisadi, siyasi, sosyal açılımlarında dahi hatrı sayılır bir çeşitlilik mevcuttur. Bu çeşitliliği “kabül”; toplumu, bir aşçının elinde şekillendirebileceği hamur gibi görmeMek; insanı, “araç” olmaktan çıkarıp “amaç” haline getirmeye yöneliş tartışmaların şekil ve çerçevesini belirleyecek yolu tutuştur.

    Devletler “kollektivist” fikirlerden uzak durmalıdır: din, ideoloji, milliyetçilik, etnik kimlik dayatmaları ve benzeri her tür empozisyondan kaçınmalıdır.Lakin,
    kollektivist fikirler hisleri ve heyacanları manipüle ve mobilize etmeye dayanır. Bu yüzden, kollektivist hareketlerde sloganlar;marşlar;intizamlı,disiplinli aktiviteler ;ayinler ve bireylerin hayatının her anının ideolojik işgali esastır. Bu tarzın en uç sonucu aklın giderilmesidir.

    Oysa ki devlet, insanların hislerine değil akıllarına, mantıklarına hitap etmek ;onların anlama, kavrama, muhakeme etme,karşılaştırma yeteneklerini harekete geçirmek ve geliştirmek durumumdadır. Bunu yapmasının doğal yolu ise “negatif özgürlüktür”. Yani eylem değil eylemsizlik, müdahale değil, serbestlik; eşitlik sağlamaya çalışmak değil “denge” durumunun idamesini sağlamaktır.

    Türkiye, bazı görüşlerin savunduğu gibi, belli bir kesimin lehine olacak bir Türkiye değil, herkesin daha mutlu,huzurlu ve müreffeh yaşayabileceği bir ülke olmalıdır.

    Dindar da, ateist de, Kürt de , Türk de, Müslüman da, Hiristiyan da, fakir de, zengin de, böyle bir TÜRKİYE de yaşamaktan sevinç ve vatandaşı olmaktan kıvanç duyabilmeli, geleceğe güvenle bakabilmelidir! Bu topraklarda yaşayıp bu topraklarda ölmeye mahkum olduğu, başka şansı bulunmadığı için değil, zevkle seçtiği için karar verebilmelidir…

    Son tahlilde şunu söylemeliyim ki hangi sistem yada yönetim şekli kurarsak kuralım, bu yönetim şekli ve sistem için ülke insanının her bir ferdinin mutluluğunu, refahını ve hatta kendisini “feda etmek” zorunda bırakır isek, insanı amaç olmaktan çıkarıp araç haline getirmiş oluruz. Ne ülkenin, vatanın bütünlüğünü ne huzurunu sağlayabiliriz. Bence sorun burada…

  5. on 16 Haziran 2007 at 23:51 5.ikna

  6. on 17 Haziran 2007 at 00:57 6.Gürsel

    Bence bir sorun var ve bu sorunun çözümü de sistemin dışında kalmışların sisteme entegre edilmesidir. Ancak PKK var oldukça bu sorunlar çözülemeyecektir. Mehmet Ağar’ın dediği gibi dağdan ovaya inip ,siyasi arenada haklarını ararlarsa daha iyi olur. Bulgaristandaki Haklar ve Özgürlükler Hareketi gibi bir oluşumla ,yani sivil ve demokratik ortamda haklarını arasalar kimbilir belki HÖH gibi o ülkenin iktidarına da ortak olurlar.

  7. on 17 Haziran 2007 at 16:00 7.Murat

    İyi bir analiz olmuş, katılıyorum elinize sağlık.

    İlk kez ziyaret ediyorum sitenizi, fazla bakamadım ama okuduğum 3-4 yazı oldu. Kalite kendini hemen belli ediyor.

    Haliyle site kalitesi iyi olunca yorumcular da aynı kalitede oluyor. Slogan atmayan, konuyu açan, derinleştiren ve değişik perspektifler sunan yorumlar geliyor. Bu başlıkta da böyle, diğer okudum birkaç başlıkta da.

    Yazarı ve site takipçisi yorumcuları tebrik ederim.

    Sadece bunları yazmak istedim.

    Saygılar.

  8. on 17 Haziran 2007 at 21:25 8.T. Suat Demren

    Teşekkürler birbirinden değerli yorumlarınız için arkadaşlar..

    **

    Murat bey, teşekkür ederim. Katkılarınızı esirgemeyin.

    Selamlar.

  9. on 18 Haziran 2007 at 00:31 9.Güngör Ceyhan

    Öcalan MİT elemanıydı, Uğru Mumcu bunu defalarca dile getirdi ve sonunda canından oldu.

    Öcalan MİT’te ofis-boy’du
    Sefa KAPLAN

    Eski DP ve DYP milletvekili Abdülmelik Fırat, Abdullah Öcalan’ın MİT’le ilişkisi olduğunu iddia etti.

    Gazeteci Avni Özgürel’in, Öcalan’ı MİT’te gördüğünü kendisine söylediğini belirten Fırat, PKK’nın 12 Eylül’den önce Türkiye’yi terk etmesinin gerisinde de bu bağlantının bulunduğunu savundu.

    Şeyh Said’in torunu olan eski milletvekili Abdülmelik Fırat’ın hatıraları, gazeteci Ferzende Kaya tarafından ‘‘Mezopotamya Sürgünü'’ adıyla kitaplaştırıldı. Anka Yayınları tarafından yayımlanan kitapta, terör örgütü PKK’nın elebaşı olan Abdullah Öcalan’ın MİT’le bağlantısına dair yeni iddialar da yer alıyor. Fırat, bu konuda şunları yazıyor:

    ‘‘Öcalan’ın Kesire isimli karısının babası istihbaratçıydı. Dersim Harekátı’nda epeyce ihbar yapmış. Pilot Necati isimli istihbaratçıyla ilişkisini de kendisi söylemişti. Bütün bunlar gösteriyor ki istihbarat bu hareketi kullanmak istiyordu. Bunu daha sonra Abdullah Öcalan’ın kendisi de anlattı. ‘MİT bizi kullanmak istedi, biz de onları’, dedi. Derin devleti çok iyi bilen bir gazeteci olan Avni Özgürel, bir iki sefer benimle röportaj yaptı. Bir gün bana şu anekdotunu aktardı: ‘Öcalan’ın Bekaa’da yaptığı ve dünyanın birçok yerinden gazetecilerin katıldığı basın toplantısına ben de gittim. Karşımdaki adamı başka bir yerden tanıyordum; ama çıkaramadım. O da anladı; yanıma gelerek dedi ki: Ben açıklama yapıncaya kadar, sen yapma. O zaman anladım ki, ben onu MİT’ten hatırlıyorum. Biz öğrenciyken, oraya yardım almaya gidiyorduk, o da oradaydı.’ Ondan sonra Öcalan, istihbarat ajanı çıkan eşi Kesire’den, Pilot Necati’den söz etmeye başladı.'’

    Fırat’ın iddiaları üzerine görüşlerine başvurduğumuz gazeteci Avni Özgürel, anlatılanların genel olarak doğru olduğunu ama sözü edilen yerin MİT Karargáhı değil, ‘Fikir Ajansı’ adında, MİT’in milliyetçi kesimi desteklemek üzere kurduğu bir yan kuruluş olduğunu söyledi. Yayınlamayı düşündükleri milliyetçi bir dergiye yardım almak için Fikir Ajansı’na gittiğini ifade eden Özgürel, Öcalan’ın burada ofis-boy’luk yaptığını gördüğünü söyledi. Öcalan’ın sağcı geçmişini inkar etmediğini de vurgulayan Özgürel, bu konuda Mahir Sayın’ın ‘Erkeği Öldürmek’ (Zelal Yayınları) kitabında da bilgiler bulunduğunu belirtti. Özgürel, kitapta bizzat Öcalan’ın, 1969′da, Yargıtay Başkanı İmran Öktem’in cenaze namazının kılınmaması için gösteri yapan Büyük Doğu yanlısı sağcı gruplarda yer aldığının altını çizdiğini de hatırlattı.

    DARBEDEN GÜÇLÜ ÇIKAN ÖRGÜT: PKK

    12 Eylül darbesiyle beraber bütün örgütler de sahneden silinmişlerdi. Ama darbeden bir şekilde etkilenmeyen, hatta darbeden dolayı dağılan diğer örgütlerin sempatizan kitlelerini de arkasına alarak, güçlü bir şekilde çıkan bir örgüt vardı, sadece; PKK. Çünkü örgüt yöneticileri 1979 yılı Mayıs ayında Türkiye’den çıkma kararı alarak, Suriye ve Lübnan’a geçmişlerdi. Bu konuda çok sayıda spekülasyon yapılıyor. Özellikle PKK dışındaki Kürt çevreleri tarafından dile getirilen iddialara göre, Öcalan darbeyi önceden haber aldı. Buradan yola çıkılarak, Öcalan’ın işin başından beri devletle irtibatlı olduğu tezi savunuluyor. Gazeteci İsmet G. İmset’in, TDN Yayınları tarafından yayınlanan, ‘‘PKK-Ayrılıkçı Şiddetin 20 Yılı'’ kitabında konu detaylı bir şekilde açılıyor. Öcalan ve Cemil Bayık, bu konudaki iddiaların ‘‘uydurma'’ olduğunu savunuyor.

    Gittim gördüm

    Radikal Gazetesi’nde ‘‘Geçmiş Zaman Olur ki'’ adlı köşesi bulunan yazar Avni Özgürel, Abdullah Öcalan’ı MİT’in yan kuruluşu ‘‘Fikir Ajansı'’nda ofis-boy’luk (getir götür işlerine bakan çocuk) yaparken gördüğünü söyledi.

    İlk önce o yazmıştı

    PKK lideri Abdullah Öcalan’ın MİT’le ilişkisi olduğu iddialarını ilk kez merhum gazeteci-yazar Uğur Mumcu dile getirmiş ve bu konuda Cumhuriyet’te pek çok köşe yazısı yazmıştı. Hatta, Apo-MİT ilişkisi konusunda yaptığı araştırmalar hayli ilerlediği için öldürüldüğüne dair iddialar da basında yer almıştı. Mumcu’nun ölümünden sonra Uğur Mumcu Araştırma Vakfı (um.ag) tarafından bastırılan ‘Kürt Dosyası’ isimli kitapta da bu konuda bilgiler yer alıyor.

  10. on 18 Haziran 2007 at 08:37 10.blue

    Konuyla ilgili bir PPT sunumunun linkini vereyim:

    http://www.4shared.com/file/17938654/837bf37c/K_rtler_de_Bizim_Soydasimiz.html?s=1

    Selamlar,
    blue

  11. on 20 Haziran 2007 at 05:53 11.fahim

    Sizlere samimi bir itiraf yapmak istiyorum.
    95 den beri internetle içiçeyim, websiteleri tasarlar, forumlar yönetirim.
    Fakat son zamanlarda dikkatimi çeken bir şey oldu. İsrail aleyhine bir yayın yada yorum yapılsa, hemen laf salatası şeklinde kafa karıştırıcı, bazen sayfalarca yorum geliyor.
    Sonra şöyle geçmişe döneyim farklı sitelerimdeki (Buna yabancı dilde olan sitelerim dahil) yorum yapanları kimlermiş inceleyim istedim. ip adreslerinden gördüm ki belli bir networkün içerisindeki şahıslar.
    ve kesinlikle işleri sadece bu.

    Bu kişiler kürt ırkçısı bazen türk ırkçısı bazen dindar bir hristiyan olmuşlar ortak paydaları ise islama düşmanlıkları, israili savunmaları.
    Sanırım Google alert ve benzeri tekniklerle internet sitelerini takip ediyorlar ve sürekli buralara yorum bırakıyorlar.
    İplerden yola çıkarak network güvenliği konusunda uzman bir arkadaşıma durumu ilettim lütfen inceler misin dedim.
    O da, bir süre sonra bu işin tehlikeli bir iş olduğu iplerin bir askeri üsten (yurtdışı) çıktığını söyledi.

    Baba tarafından yarı kürt olarak, bunu söylerken kalıbımı basarım, kürt sorunu sunnidir.
    Devletin yanlış (bilinçli) politikaları sonucu ortaya çık(arıl)mıştır.
    Zionism, neocon, armageddon, grey war, propoganda, mind control bu kelimeleri sıklıkla duyacağız…
    kuklalar, ve kuklacılar

  12. on 21 Haziran 2007 at 01:04 12.Kâzım Mızrak

    @ Fahim.. Kürt meselesi hakkında sunî ‘dir demek istemişsiniz sanırım.. önce, sünnî (İslâmiyet peygamberi hz. Muhammed ‘in izinden giden, sünnete uyan, sünnet ehlinden olan kimse.) diye anlamıştım.

  13. on 21 Haziran 2007 at 18:27 13.T. Suat Demren

    Kuzey Irak’a girmek için en iyi 10 sebep:

    Youtube yuklendi, mutlaka seyredin:

    http://www.youtube.com/watch?v=T1OhVA-gHcw

Trackback This Post | Subscribe to the comments through RSS Feed

Önemli

Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederim.

Siz de düşüncelerinizi paylaşın


Kapat
E-posta ile paylaş