Random header image... Refresh for more!

Tahammülsüzlük

İki fotoğraf arasındaki farka bakın. Basit bir photoshop müdahalesi bir zihniyetin de röntgenini çekmiş.

Şu videodaki incileri döktüren, tahammülsüz ve hazımsız bir zihniyet bu. Başka türlü davranmalarını beklemek şimdilik hayal sanırım.

Umarım bu tahammülsüzlükleri sadece düşünce ve ifade bazında kalır.

Nisan 19, 2008   17 Yorum

Milli Şef’in paraları

Erdoğan, Baykal’ın şahsında CHP’ye “CHP zihniyetinin, vefatından hemen sonra Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün resimlerini Türk parasından nasıl çıkardığını gayet iyi biliriz” diyerek yüklenmesi üzerine İsmet İnönü’nün kızı Bilgehan Toker, Erdoğan’a yanıt vermiş:

Atatürk’ün ölümünden sonra yurt içinde ve dışında Cumhuriyet yönetiminin devam edip etmeyeceği konusunda söylentiler vardı. Bu endişeleri ve beklentileri ortadan kaldırmak için Atatürk’ten sonra gelen cumhurbaşkanlarının resimlerinin paralara girmesi kararlaştırılmış. Dolayısıyla bu uygulama kanun gereği yapılmıştır.

Benim bildiğim bir padişah tahta çıktığında üç şey yapardı; bunlardan birisi adına hutbe okutmak, ikincisi kendi sancağını göndere çektirmek, üçüncüsü de adına para bastırmaktı. Şu var ki Osmanlı’da paraya portre konulmaz, padişahın tuğrası konurdu.

Kusura bakmasın ama, bu açıdan Toker’in cevabı kelaka bir cevap olmuş.

Ayrıca şu “gökten zembille inmiş cumhuriyet” masalını bırakma zamanı artık gelmedi mi?

Cumhuriyet hem zihinsel anlamda hem de kurumları bağlamında Osmanlı’nın devamıdır. [Yazının devamı.. →]

Nisan 16, 2008   22 Yorum

MHP’nin çizgisi

MHP lideri Bahçeli’nin başdanışmanı, siyasetbilimci Doç. Vedat Bilgin bir röportaj vermiş. Okudum, birkaç (önemli) nokta haricinde söylediklerinde uzun boylu itiraz edilecek bir yer göremedim.

Mesela, Türkeş’i aklayacağım derken çok abartmış. Pekala Türkeş soğuk savaş şartlarındaki malum (Maraş, Çorum) provokasyonlardan haberdardı. “Bunların Türkeş’in kontrolü veya bilgisi dışında olduğunu düşünüyorum” demesi beyhude bir aklama çabasından başka birşey değil.

ABD ve üzerimizdeki ‘emelleri’ ile alakalı düşünceleri de klasik milliyetçi düşüncenin dışına çıkamamış. Soğuk savaş dönemi için geçerli düşüncelerdi bunlar, şimdi çok daha farklı şartlar.

Röportajın altına yorum ekleyen bir okurun “Vedat, Recep Peker’den örnek veriyor ama Peker’in takipcisi Gündüz Aktan ile ilgili bir şey söylemiyor.” demesi de cuk oturmuş.

Dediğim gibi, bu tür şeyler dışında oldukça makul bir çizgisi var Bilgin’in. Bahçeli’nin de başdanışmanı imiş. Bahçeli Bilgin’e ne kadar danışıyor, görüşlerini dikkate alıyor mu bilmem ama eğer alırsa çok iyi eder. “Bahçeli sarkık bıyıklı, beyaz çoraplı mafya müsveddelerini bayağı temizledi partiden” diye duyuyoruz, Bilgin gibi adamların çizgisini baskın hale getirip şekilsel değişimin yanında zihinsel değişime de ön ayak olmalı.

Böyle bir çizgiye gelecek MHP’nin, -özellikle temsil ettiği kitlede zihinsel açıdan yapacağı dönüştürücü etki düşünülürse- ülkeye çok faydasının olacağı aşikar.

Nisan 15, 2008   Henüz yorum yok

Pippa Bacca

Pisliğin birisi bir pislik yapıyor, arabasına aldığı, üzerinde temizliğin sembolü olarak görülen gelinlik bulunan bir kadına, “buraya gelen her turist fahişedir” iğrenç mantığını işletiyor, kötülük yapıp öldürüyor.

Kurbanın ailesi ise “bu heryerde olabililir, Türkiye’yi ve Türkleri seviyoruz” diyebiliyor. Bu bizim utancımızı daha da arttırıyor. Yerin dibine geçmiştik, daha da diplere doğru ilerlemek istiyor insan. 

Bu pislik herifin de, “yaa keşke burada olmasaydı, gitti ülkenin imaji” mealinde konuşan insan müsveddelerinin de, vahşeti Müjde Ar’ın ‘Arabesk’ filminden sahneler ile soslayan edepsiz medyanın da, bu olaydan hareketle mal bulmuş mağribi gibi belatı çalışmalarına başlayıp, suçu ve suçluyu direk ‘din’ ile bağdaştırarak yapay kültür analizleri yapan öküzlerin de Allah müstehakını versin..

Nisan 14, 2008   37 Yorum

Nesin Vakfı

Türkiye’deki kategorize hastalığından şu yazıda sözetmiştim. Ülkedeki benzeri bir başka ilkelliği de ‘ilkelerine uygun’ davrananların başına gelenlerde görüyoruz.

Hatırlayalım, Aziz Nesin’in büyük oğlu Matemetikçi Prof. Dr. Ali Nesin bir süre önce ‘Başörtüsüne Özgürlük’ -olarak da bilinen ‘üniversitede özgürlük’ (*) - bildirisine imza atmış ve daha o günlerde -başta kardeşinden olmak üzere- birçok tepki almıştı.

Meğer devamında çok daha üzücü şeyler olmuş. Üstelik vakfa yapılan yardımlar bıçak gibi kesilmiş. Çocukların ihtiyaçlarının giderilebilmesi için yakın dostlarına mektup gönderip yardım isteyen Nesin, ‘Allah versin’, ‘başka kapıya’, ‘Fethullah’tan iste’ gibi akıl almaz cevaplarla karşılaşmış. [Yazının devamı.. →]

Nisan 12, 2008   9 Yorum

Google Gruplarına erişim engeli

Tam “yahu bu 301 değişikliği saçmasapan birşey olmuş bir sürü sakınca doğmuş, şunu kökten kaldırın veya hiç değilse Cumhurbaşkanına izin sorma aşaması mahkemeler için değil, savcılar için geçerli olsun ki, insanlar iddianamelerle reklam olmasın, hedef gösterilmesin” mealinde birşeyler yazacaktım ki Silivri 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 14 Mart 2008 ve 2008/15 numaralı kararı gereği Google Gruplarına erişimin engellendiğini öğrendim. Sebebini bilmiyorum, merak da etmiyorum.

Biz neyden bahsediyor, ne için ümitlenmeye çalışıyoruz, adamlar ne yapıyor. Ne yazılsa, ne söylense boş. Sanırım beyin nakli yapmaktan başka yol kalmadı, böyle ilkel zihniyetli siyasilere de bürokratlara da.

[Bu arada, Wordpress yasağı ise nihayet kalkmış. Buradan basit bir mantık yürütürsek yaklaşık 8 ay sonra Google gruplarımıza da kavuşabileceğiz demektir. 8 ay dediğiniz nedir, göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Buna şükür, iyi tarafından düşünün, kıymetini bilin, ya giden hiç geri gelmeseydi? :/ ]

Nisan 10, 2008   13 Yorum

Kâhin değil, ‘Sav’cı

Yassıada’nın meşhur başsavcısı Egesel iddinamesinde, Bitlis vekili Selahattin İnan’ı şöyle suçluyormuş:

Selâhattin İnan, aslında şeyhtir. Ama şeyhliğini, işine geldiğinde bazen açıklar, bazen açıklamaz. Bunu biliyorum. Şeyh diye geçinir lâkin, şeyhlikle bağdaşır tarafı yoktur. Bunu da biliyorum. Memleketinde şeyh diye zekât toplar; hayır işlerine harcayacağına üstüne oturur, biliyorum bunu… Halkı sömürür, topraklarını alır, bunu da biliyorum. Aslında milletvekilliği yoluyla hizmet etmek gibi bir düşüncesi yoktur. Amacı, şeyhliğini takviye etmek, daha çok sömürme imkânlarını elde etmektir. Bu zat, sorgusunda, ‘Ben Salâhiyet Kanunu’na oy vermedim. Çünkü o sırada tedavi için Almanya’ya gitmiştim, hastaydım’ diyor. Evet doğrudur, Almanya’ya gitti ama hastalık için değil… Niçin gittiğini ben bilirim. Onun kafasının içi bizim malumumuz. Gerçi burada bulunmadı ama, burada olsaydı Salâhiyet Kanunu’na mutlaka rey verecekti. Bu itibarla, o da ötekiler gibi, anayasayı cebren ihlâl etmiştir. İdamını talep ederim…

Aradan 50 yıla yakın zaman geçmiş.

Tanıdık geldi mi?

Nisan 10, 2008   3 Yorum

Gafiller

Dün Taraf gazetesi yeni bir GK andıç olayını haber yapmıştı, gazeteyi ya da haber sitelerini takip edenler okumuşlardır.

Bugün de Radikal aynı haberi “Hiç mi işiniz yok, vaktiniz mi çok?” manşeti ve “… birileri, basın ve internete bakıp, gazeteci, yazar, işadamı ve akademisyenlerle sivil örgütleri ‘AB veya ABD destekli’ diyerek listelemiş” alt spotu ile vermiş.

Bu kadar önemli ve memlekete faydalı bir çalışmayı gammazlayan Taraf’ı ve ilgili çalışmayı hafife alan Radikal gazetesini kınıyorum. “Demokrasi, özgürlükler, insan hakları, çoğulculuk, hukuk, serbest piyasa, yabancı sermayenin önemi, vs vs ” gibi bilumum iğfal edilmeye müsait kavramlar kullanarak memleketi batırmaya çalışan bir sürü Soros… çocuğu var; bunlarla mücadele etmek “iş yokluğu mu/vakit çokluğu mu” yaklaşımı ile alaya alınır mı? Gafil herifler..

[Bu arada dikkatimi çekti, muhafazakar basından ne Zaman, ne Yeni Şafak ne de Vakit bu haberi ilk sayfadan vermemiş. (iç sayfalarda da yok sanırım netten baktığımda göremedim.) Hükümete yakın olarak bilinen Sabah ve Star’da da ilk sayfada yok.(Star’ın iç sayfalarına bakmadım ama Sabah’ta tek satır göremedim.) Oldukça ilginç. ‘Not’ olarak belirteyim istedim. Habere ilişkin bir ‘yalanlama’ da okumadım şimdiye kadar.]

Nisan 8, 2008   20 Yorum

Kategorize

Başka ülkelerde de var mı bilmiyorum ama Türkiye’de oldukça etkili ve sistematik bir ‘kategorize etme’ hastalığı var. Özellikle de ‘laikçi’ kanatta.

Mesela önemli ve ‘gerçek’ bir haberi herkes atladı ve ‘dinci’ gazete Vakit mi yayınladı; hemen cevap hazırdır, “uydurma, çarpıtma, safsata!”. Aynı biçimde Yeni Şafak, Zaman, bir haber, bir araştırma mı yayınladı, ilgili mantık hemen devreye girer, araştırmanın, haberin, vs.nin içi hiçbir araştırma kaygısı gütmeden sadece ve sadece ‘o gazetelerde’ yazıldı diye boşaltılır, önemsizleştirilir. Bu oldukça işe yarayan ‘içini boşaltma’ taktiğini sırf Ergenekon olaylarında yazdıklarını önemsizleştirmek için Taraf’a bile yapmışlardı; ‘dinci gazete’ diyerek, hatırlayın.

Sadece medya kuruluşları da değil, köşe yazarları, entelektüeller de aynı mantıkla belirli şablonlara yerleştirilir. Şu anda iktidarda AKP var, siyasete siyaset dışı her müdahaleye karşısın, yani demokratsın, çıkıp “bu yapılan yanlış” dediğin zaman aynı mantıkla AKP’li/AKP’ci oluyorsun, söylediklerinin, bizzat duymalarını istediklerin nezdinde hiçbir önemi kalmıyor, çünkü daha ulaşmadan içi boşalmış ve önüne kalın bir önyargı duvarı dikilmiş oluyor. [Yazının devamı.. →]

Nisan 6, 2008   30 Yorum

Zeytindağı - Falih Rıfkı Atay

[04 Nisan 2008′de ‘Gelibolu’yu Anlamak’ sitesinde yayınlandı]

Falih Rıfkı Atay’ın Zeytindağı adlı kitabını epey zaman önce, uzun bir tren yolculuğunda okumuştum; bozkır Anadolu topraklarından geçerken. Yolculuk manzaraları ile kitaptaki Anadolu teması ile birleşince etkileyici de gelmişti, itiraf edeyim.

Zeytindağı’nın ismi Kudüs’e yakın bir dağdan geliyor, kudretli ittihatçı Cemal Paşa’nın karargâhının kurulu olduğu dağdan.

Kitaptan önce Falih Rıfkı Atay’dan bahsedeyim biraz. Falih Rıfkı Atay, cumhuriyet döneminin en önemli şahsiyetlerinden. Atatürk’ün çok yakınlarında bulunmuş kişilerden biri. Mustafa Kemal ile tanıştıktan sonra bu döneme ilişkin anılarını da “Atatürk’ün Bana Anlattıkları”, “Çankaya” ve “Atatürk Ne İdi?” adlı kitaplarında topladı.

Atay, katıksız bir Kemalist olarak dönemin toplumsal dönüşüm uygulamalarının çok önemli bir tanığı ve destekçisi idi. Daha sonraki dönemde de hep bu desteğini sürdürdü; 1971 yılındaki vefatına kadar Kemalizm’in yılmaz bir savunucusu oldu. Atatürk ve Atatürkçülüğe dair pek çok kitap yazdı, CHP’nin yayın organı Hâkimiyet-i Milliye (Ulus) ve Milliyet gazetelerindeki köşe yazılarında Atatürk devrimlerini ve Batılılaşmayı savundu. 1952′de kurduğu Dünya gazetesinde 1971′ e (ölümüne) değin başyazılar ve sohbetler yazdı.

Atay daha çok Atatürk dönemine ilişkin yazdığı kitaplarla tanınır. Atay’ın hem İttihat ve Terakki ile ilgili düşüncelerini, hem de Suriye cephesine ilişkin hatıralarını yazdığı Zeytindağı diğer kitaplarına nazaran daha az bilinir.

Falih Rıfkı Atay’ın Suriye cephesine ilişkin hatıralarının önemi, komuta kademesinin en yakınındaki isimlerden birisi olmasından kaynaklanıyor. [Yazının devamı.. →]

Nisan 5, 2008   25 Yorum

Yakup Dede..

Son İstiklal savaşı gazimiz olarak bilinen (*) Yakup Dede vefat etmiş.

Yakup Dede’nin tek bir bakanın katıldığı basit bir devlet töreni ile toprağa verilmesi eleştiri konusu olmuş. Çok haklı bir eleştiri.. Fransa’nın geçen hafta ölen son gazisini görkemli bir törenle uğurladığını, devletin zirvesinin tam tekmil hazır olduğunu Vatan’ın haberinden öğrendim.

‘Gelibolu’yu Anlamak’ sitesinden Tuncay Bey’de “Avustralyalıların Gelibolu Harekâtı’na katılıp sonrasında yakın zamana kadar hayatta kalabilmiş son askeri Alex Campbell 16 Mayıs 2002’de 103 yaşında öldüğünde ülkede bayraklar yarıya indirilmiş, Campbel tüm devlet erkanının katıldığı büyük bir törenle toprağa verilmişti. Umarım Yakup Dede’den bu ilgi esirgenmez.” demiş dünkü yazısında.

Böyle örneklere ihtiyaç yok elbette ama maalesef bu tip bir ilginin esirgendiğini görüyoruz; maalesef..

Yakup Dede’ye Allah rahmet eylesin..

(*) Tam bu yazıyı ekliyordum, ATV Ana Haber’de unutulan bir İstiklal Savaşı gazimiz daha olduğuna ilişkin bir haber yayınlandı. 110 yaşında bir emekli albaymış, bir hastanedeymiş sanırım. Hatta ATV muhabirinin ziyaret görüntüleri vardı haberde. Bu gazi albayımızı geçen yıl İlker Başbuğ bulmuş. Eğer bu doğruysa -ki doğru görünüyor- hala hayatta olan bir İstiklal Savaşı gazimiz daha var demektir. Allah gazimize sağlık, afiyet ve huzur versin..

Nisan 4, 2008   1 Yorum

Darbeye Direniş

Genç Siviller mail grubunda okudum, Yıldıray’ın Taraf’taki “Darbeye Direniş - 1 Numaralı Bildirge” başlıklı yazısını Ekşi Sözlüğe eklemiş üyelerden birisi. İlgili başlığın altına da bir başka Ekşi Sözlük yazarı “23 Şubat 1981 İspanya darbe girişimi” başlıklı bir yazı yazmış. Yazıda İspanya’da 1978 yılında ordu içindeki darbeci bir oluşumun ‘galaksi operasyonu’ adı verilen bir süreçle etkisizleştirildiğini (bize benziyor değil mi?) ama bu oluşumun sanıldığından daha derin olduğunun 1981 yılında ortaya çıktığından bahsediyor.

Yazar daha sonra, 23 şubat 1981 günü parlamentonun muhafız kuvvetleri komutanı komutasındaki 200 kişilik bir askeri grubun yeni hükümet için yapılan güven oylaması görüşmeleri sırasında parlamentoyu bastıklarını, havaya ateş açtıklarını ve aralarında başbakan ile komünist ve sosyalist partilerin liderlerinin de bulunduğu 350′ye yakın parlamenteri rehin aldıklarını, eşzamanlı olarak Madrid’deki stratejik noktaların darbeciler tarafından ele geçirilmeye çalışıldığını ancak tek tek 50 bölgenin askeri komutanlarını arayan Kral’ın komutanlardan “darbeye destek vermemelerini ve meşru rejime bağlı kalmalarını” istediğini bu çağrıya 47 bölgenin uyduğunu, ayrıca Kral’ın darbecilerin kontrol etmeyi ihmal ettikleri televizyondan gece canlı olarak yaptığı “anayasal düzene sahip çıkılmasını ve darbeci askerlerin emirlerine uyulmaması” talebinin havayı darbeciler aleyhine çevirdiğini, darbecilerin ertesi gün tutuklandığını, 24 şubat akşamında ise İspanya tarihinin en büyük kitle gösterilerinden birinin gerçekleştiğini ve onbinlerce İspanyolun darbe girişimi kınayarak anayasaya sahip çıktıklarını anlatıyor..

Yazının tamamı burada.

Alın olası bir cunta darbesi için elimizde örnek bir model. Biz önümüzü kış tutalım, yaz çıkarsa bahtımıza!

Bir de bu darbe girişiminin özet görüntülerini içeren video var: (ama İspanyolca; yazıyı okuduktan sonra seyredilince az-çok anlaşılıyor.) [Yazının devamı.. →]

Nisan 3, 2008   6 Yorum

AKP ne yapmalı?

Bir kere Erdoğan ve Gül (ve AKP’yi anayasayı referandumla değiştirebilme sayısından düşürecek kadar milletvekili) bu kapatma müsameresi sonunda -parti kapatılsın ya da kapatılmasın- siyaseten yasaklanacak. Zaten süreç bunun için tezgahlanmış. En azından amaç, ya da oyunda açılan el bu. AYM’nin şimdiye kadar aldığı kararlar da belli. Onun için hiçkimse “efendim hukuk, yargısal bağımsızlık, yargıya güvenelim, gak guk” demesin. Zaten sonrasında da Cumhurbaşkanının istifasını isteyecektir malum güruh. Tartışmaya da açılıyor yavaştan yavaştan.

Birincisi derhal içinde -haliyle- parti kapatmayı zorlaştıran düzenlemelerin de olduğu sivil anayasa taslağına son şekli verilip TBMM’ye sunulmalı. Bunu 82 Anayasasını komple ortadan kaldıracak şekilde yapmak da gereksiz, ilk üç maddeye dokunmadan mutat anayasa değişikliği süreciyle anayasayı değiştirmek de teknik olarak mümkün. Bu saatten sonra bir de bu ‘ilk üç madde’, ‘kurucu meclis’ tartışmasına girmek boşa vakit ve enerji kaybı olur. Muhalefetle uzlaşma için de heyetler gönderilmeli ama ‘olursa olur’ anlamında bakılmalı; çünkü evrensel kıstaslardan sözediyoruz. Sonuçta uzlaşma olsa da mutlaka ama mutlaka referanduma sunulmalı değişiklikler.

Ama bunun önünde çok önemli bir sorun var: Zaman. [Yazının devamı.. →]

Nisan 2, 2008   16 Yorum

Küba’da devrim!

Küba lideri Castro elden ayaktan düşünce yerine kardeşi Raul Castro vekalet etmeye başladı bilindiği gibi. Bu değişiklik Kübalılara önemli özgürlükler getirmiş; cep telefonu kullanma izni, şimdiye kadar sadece yabancıların konaklayabildiği uluslararası otellerde kalma izni, araba kiralama izni, bilgisayar ve televizyon satışlarının serbest bırakılması gibi. (Gülmeyin.)

Bir ara bizde Kübacı çoktu, hala var mı bilmem ama Engin Ardıç haberi aldığında Cumhuriyet gazetesinde “Fidel Castro’da Atatürk sevgisi ve hayranlığı” gibilerinden bir şeyler okuyormuş:

Gözünüz aydın ulusalcı yoldaşlar, Küba’da halkın cep telefonu, bilgisayar ve hatta DVD oynatıcı alabilmesine izin verilmiş! Mikrodalga fırın bile serbest. Çünkü daha önce yasakmış. Ayrıca isteyen artık araba da kiralayabilecekmiş…Haberi aldığımda ben de tam da Cumhuriyet gazetesinde “Fidel Castro’da Atatürk sevgisi ve hayranlığı” gibilerden bir şeyler okuyordum. Makale miydi reklam mı, hatırlamıyorum. Bu olup bitenlerin bir “halk devrimi” olduğu söyleniyor (Castro’nun yaptığı halk devrimi değil, bürokrat devrimiymiş.) […]

Küba deyince akla şekerkamışı tarlaları, köpekbalıkları ve sakallı devrim muhafızları, Havana deyince de kıyıya vuran sert dalgalar, kaldırım kenarlarında çürümeye terk edilmiş en yenisi 1958 modeli Amerikan arabaları, yarı çıplak esmer kızlar ve yalın ayak başı kabak çocuklar gelir… Türk komünistleri de Küba’nın “çocuk doktorluğu” alanında kaydettiği gelişmeleri anlatmayı çok severler. Ferhan Şensoy, ilkokul öğrencilerine bedava defter kalem dağıtılmasından çok etkilenmişti. Öte yandan, “tüketim sorunu yok çünkü tüketecek hiçbir şey yok” diyordu. Türkiye’de “Kübacılar” vardı, şimdi de var, Castro öldükten, Küba kapitalizme döndükten sonra da olacaklar.

Eh, yazının gerisinin gidişatını anlamışsınızdır, buradan okunabilir..

Nisan 2, 2008   45 Yorum

Takdir Hakkı

Nisan 2, 2008   43 Yorum