Random header image... Refresh for more!

‘İslam ve Kadın’ konusu üzerine..

“Philo - Sophia - Loren” Dücane Cündioğlu‘nun “kadın” konusunda yazdığı makalelerini topladığı kitabının adı.

Yazıların bazılarını epey önce okumuştum; kitabı da geçen yıl okudum. Cündioğlu birçok konuda olduğu gibi “kadın” konusunda da esaslı bir modernite eleştirisi yapıyor.

Cündioğlu bir İslam felsefecisi; yurtiçinde ve özelikle yurtdışında, üniversitelerde İslam felsefesi üzerine dersler veriyor. Oldukça üretken bir yazar. Yeni Şafak’ta da hafta sonu yazılarına devam ediyor. Amacım Dücane Cündioğlu’nu ya da kitabını tanıtmak değil; kitapta da yeralan bir makalesi vasıtası ile “İslam ve kadın” konusu üzerine düşüncelerimi paylaşmak.

Son yıllarda gerek gazetelerde gerekse internet sitelerinde “İslam ve Kadın” konusunda bolca yazı yazılıyor, tartışmalar yapılyor. Fakat bu yazılara ve tartışmalara baktığımızda meseleyi bütüncül anlamda tartışmak yerine bir kesit alınıp onun üzerine düşünce üretildiğini, kadın konusundaki tartışmaların merkezine “fıtrat” yerine “modernite” nin alındığını görüyoruz.

Cündioğlu’nun kitabın arka kapağına da bir kısmını aldığı makalesinden “İslam ve Kadın” konusunun hareket noktasının ne olması gerektiğine ışık tutacak bir bölüm aktarmak istiyorum :

“1) İslâm’ın varlık ve bilgi tasavvuru açık-seçik ortaya konulmadıkça, İslâm’ın genelde insan, özelde erkek ya da kadın tasavvuru üzerine konuşulamaz. Bu yargının gerekçesi ise esasen çok basittir. Çünkü -varlık ve bilgi gibi- ontoloji’nin ve epistemoloji’nin konuları; -ahlâk, hukuk, siyaset gibi- aksiyoloji’nin konularına zihnen tekaddüm eder! Zihnen tekaddüm edenin tarif itibariyle de tekaddüm etmesi lâzım geldiği erbabınca ma’lûmdur. Aksi takdirde bu, toplama-çıkarma kavramına sahip olmayan bir kimsenin gelişigüzel işlem yapmaya kalkışmasına benzer ki birtakım heveskârlar belki doğru ya da yanlış bir işlem yaparlar (daha doğrusu: işlem yaptıklarını zannederler) ama bu işlem aslâ başkalarınca denetlenemez. [Halkın dilinde bu tür teşebbüslere lâf u güzâf (boş konuşma) denir.]

2) Her ne pahasına olursa olsun varolabilmek için modernleşme/dünyevîleşme sürecine katılmaya karar veren müslüman elitlerin varlık ve bilgi tasavvurunda o denli ciddi bir tahribat vukû bulmuştur ki mevcut tasavvurâtın İslâm’la irtibatı maalesef sadece ‘adlandırma’ düzeyinde kalmıştır. Müslümanlık ile İslâmcılık arasındaki temel ayrım da tamıtamına bu noktadadır. Bir modernleşme projesi olarak İslâmcılık, müslümanları dünyevîleştirmekte, evrensel diye sunulan egemen ilkelerin içselleştirilmesini kolaylaştırmakta, hepsinden de önemlisi, Kelâmullah’ın dünyayı dönüştürme gücünü, ne vahimdir ki yine Kelâmullah adına ürettiği lâf u güzafla zayıflatmak işlevini görmektedir. [Çağdaş İslâmcıların siyaset, hukuk ve ahlâk konusundaki görüşlerini gözden geçirenler, piyasadaki temsilcilerinin, magazin dergilerine dahî sermaye olacak düzeydeki yorumların altına birtakım ayet ve hadîsler yerleştirmekten öte bir iş yapmadıklarını görmekte zorlanmayacaklardır.]

3) Müslüman kadının sorunları, çağdaş kadının sorunlarıdır. Nass’ın (dinî metinlerin) eleştirisinin, ancak modernleşme/dünyevileşme sürecinin olumlanmasıyla meşrûiyet kazanabildiği dikkate alınacak olursa, İslâmcılığın bizâtihi olgu’dan (realiteden) ziyade o olguya mesned teşkil eden karşıt bir dünya-tasavvuruna yaslandığı/eklemlendiği rahatlıkla söylenebilir. Bu bakımdan, müslüman kadının modernleşme karşısındaki direnci zayıfladıkça, hiç kuşku yok ki sadece müslümanlığı değil, kadınlığı da buharlaşmakta; yani nasıl ki modern kadın erkekleşiyorsa/erkekleştiyse, müslüman kadın da erkekleşmekte; dolayısıyla kendi özüne yabancılaşmak sûretiyle daha az kadın, daha az anne, daha az eş olma yolunda ilerlemektedir. Kısacası, tıpkı bugün Batı’da olduğu gibi önceleri daha az doğuran kadın, sonraları doğurmaktan vazgeçiyor, dolayısıyla ailesini ve evini yitirmekle kalmayıp aynı zamanda doğurganlığın kendisine bahşettiği o muhteşem yetileri yavaş yavaş kaybetmek zorunda kalıyor. [Bugün bazı kadınlarımız arasında özgürlüğün anlamı, daha az kadın, daha az anne, daha az eş olmakla eşdeğerdir. Çünkü evin yerini sokak, mutfağın yerini büro, anneliğin yerini sekreterlik, mahremiyetin yerini teşhir aldıkça kadının erkekleşmesi kaçınılmazdır!]

4) Hiçbir kadın, biyolojisinde varolan doğurganlık hassasını başkalarına devredemeyeceği gibi, doğurganlığın kendisine bahşettiği annelik gibi diğer hassalarını da devredemez. Modernleşme/dünyevileşme projesinin sözümona eşitlik (!) söylemi, kadını erkekleştirmekle kalmadı; dişileştirdi de. “Doğurganlığından vazgeçen bir dişi”nin aile kurmak isteyen bir erkek tipince değil, onun sadece dişiliğinden yararlanmak isteyen bir erkek tipince çekici bulunması gayet tabiidir. [Doğurganlığın çekiciliğini kaybetmesi halinde, çocuğun, anneliğin ve dolayısıyla aile’nin de çekiciliğini kaybedeceği muhakkaktır.]

5) Bu sorunlar tartışma kapsamına alınmadıkça, ne İslâm’ın kadın tasavvuru, ne modern dünyada müslüman kadının yeri, ne de “olması gereken” ile “olan” arasındaki irtibatın sıhhati konuşulabilir. Gerisi lâf u güzaftır!”

Cündioğlu katıldığı bir program sonrası düşüncelerini ele aldığı bu yazısında aslında bir resim çiziyor. Ve meselenin İslamî bir bakış açısıyla tartışılabilmesi için zemini olması gereken yere çekiyor. Tabii buna itirazlar olacaktır; fakat eğer konu “İslam ve Kadın” ise modernitenin dayatımlarından alınacak herhangi bir “kesit” tartışmaları sığlaştıracak ve amacından uzaklaştıracaktır.

Modernite “kadın” konusunu tartışırken kadını merkeze aldığını iddia eder fakat bu yanlış bir savdır. Modernite “kadın”ı değil kendisini, yani “modernist yaşam biçimi”ni merkeze alır. Ve bu yüzden kadının fıtratını yok sayar. Aslında modernitenin bu çelişkisini feminist hareketin geçirdiği süreçlerden de anlıyoruz. 50′lerden beri her on yılda bir değişen feminist argümanlar ve ahlak teorileri yeni yüzyılda da aynı hızla değişmeye devam edecek gibi görünüyor. (Tam burada İngiliz asıllı (mühtedi) müslüman teolog T.J.Winter’in “İslam Irigaray ve cinsiyetin yeniden tanzimi” başlıklı; İslam, kadın ve feminizm konusundaki uzun makalesine dikkatinizi çekeyim. Nacizane bu makaleyi uzunluğuna bakarak okumadan geçmeyin derim.)

İslam ise kadın konusunda “fıtrat”ı merkeze alır; bu fıtrat üzerinden kadın konusuna bakar ve fıtrata en uygun açılımları sunar.

Kadın ve erkeğin biyolojik açıdan birçok farklılığı vardır; ama ruhî öz, ilahî hitaba muhatap oluş ve sorumluluk açılarından aralarında hiçbir fark yoktur. Kadın ve erkek birbirinin eşidir, birbirirlerini tamamlarlar, biri olmadan diğeri yarımdır, kadüktür.

Eğer “kadın” veya “İslam ve kadın” konuları konuşulacaksa başlangıç noktalarımız bunlar olmalı. Ama “modernite” merkeze alınıyor ve eklemlenme için binbir çeşit taklalar atılıyor; bunun adına da “İslam ve kadın” tartışması deniyorsa bu tartışmalar Cündioğlu’nun da dediği gibi ancak lâf-u güzâftır.

3 comments

1 Suat Öztürk { 09.22.06 at 16:30 }

Bu yazı taşınırken yorumlar silinmiş maalesef. Bu yazıya yapılmış 35 yoruma buradan ulaşabilirsiniz..

2 sinay { 03.06.07 at 00:19 }

slm

3 denef { 08.27.07 at 19:56 }

kadın fıtratını moderniteden bağımsız düşünmek gerek..yani kadın fıtratını erkek fıtratından ayıran herneyse..bu şey fıtrattaysa eğer her halde ve şartta ortaya çıkmayacakmıdır?MODERNİTE insanlık tarihinin kaç dönemini meşgul eder ya da etmiştir?ayrıca doğurganlık kadına fıtrat farklılığı verir mi?

Önemli


Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederim.

***

Siz de düşüncelerinizi paylaşın: