‘Türbanlı Kız’
Şurada bahsettiğim sebeplerle ayrı bir yazı olarak yazmayacaktım ama konuyu işleyen güzel bir yazıyı da alıntılamadan duramadım.
Ahmet Altan bugün Taraf’ta “Türbanlı Kız” başlığı ile çok nefis bir yazı yazmış. Egemenlerin kendi insanlarını nasıl “böl-yönet” felsefesi ile pasifize ettiği ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi.
Taraf’ın internet sitesi olmadığı için link veremiyorum; eline, zihnine sağlık Ahmet Altan:
Hollanda resminin büyük ustalarından Vermeer’in tablolarını andırıyor genç kız. Başını üzüntüyle öne eğmiş.
Resim çekilirken, saçlarını örten beyaz başörtünün yanağına değen kısmının gölgesi yansımış yüzüne.
Henüz on altı, on yedi yaşında. Büyükçe bir salonun önündeki sahnede duruyor. Ve ağlıyor.
Öğretmenler günü için yapılan kompozisyon yarışmasını kazandığı için davet etmişler onu oraya. Ödülünü alması için sahneye çağırmışlar. Tam ödülünü alacağı sırada, aşağıda oturan kaymakamla general “indirin onu oradan” demişler.
Herkesin önünde, “bu ödülü almaya layık birisi olmadığı” yüzüne vurularak aşağıya indirilmiş.
“Neden” diyebilmiş sadece genç kız, “Neden?”
Böylesine aşağılanmasının, herkesin önünde utandırılmasının nedenini öğrenmek istemiş. Bunun insanlığa, adalete, vicdana uyan bir cevabı yok elbette.
Kendini bir an o kızın yerine koyabilecek kadar duygu ve zekâ sahibi biri, o kızın orada nasıl bir acı hissettiğini anlayabilir.
Ve, aynen o kız gibi sormak ister: “Neden?” “Neden bu kadar insafsız, bu kadar vahşi, bu kadar barbarsınız?”
“Neden çocuklarınızı böyle aldırmazca üzüyorsunuz?”
Bu kötü kalplilik mi bilmiyorum ama o çocuğa öyle davrananların da aynı muameleye uğramasını istiyorum.
Vali, kaymakamı aynı tavırla herkesin önünde sahneden indirtsin, o generali “indirin onu oradan” diyerek komutanı utandırsın.
Ama tabii böyle şeyler olmayacak.
“Devletimizin görevlilerinin” başına gelmez bunlar.
Başörtülülerin, Kürtlerin, Alevilerin, solcuların, demokratların, milliyetçilerin, kısacası bu ülkede yaşayan halkın başına gelir.
Bu devlet, öylesine tuhaf davranıyor ki insanlara, normal hiçbir devlet için akla gelmeyecek şeyler düşündürüyor.
Biliyorsunuz, bizim köy kahvelerinde bile tekrar edilen bir laf vardır, “İngilizler bölerek yönetir.”
Bu lafı çok tekrarlarız.
Bu sözü böylesine benimsememizin başka bir sebebi olabileceğini düşünüyorum artık.
Osmanlı’dan bu yana bizim devletimizin kendi halkına bu “böl, yönet” yöntemini uyguladığına aklım yatıyor.
Huzursuzluğu sürekli olarak “devlet” çıkartıyor çünkü. Birilerine “solcu” diyor mesele çıkartıyor, birilerine “Kürt” diyor mesele çıkartıyor, birilerine “Alevi” diyor mesele çıkartıyor, birilerine “türbanlı” diyor mesele çıkartıyor.
Birisi solcu olunca birisi de sağcı oluyor elbette, birisi Kürt olunca diğeri Türk oluyor, biri Alevi olunca öbürü Sünni oluyor, birisi dinci olunca beriki laik oluyor.
Ve çatışma başlıyor.
Devlet bu işlere karışmamış, herkesi birbirine düşman edecek kadar hoyrat davranmamış, bütün propaganda araçlarını insanları bölmek için kullanmamış olsa, bu ülkede bu kadar düşmanlık olmazdı gibi geliyor bana.
Değişik ırklardan, değişik mezheplerden, değişik inançlardan, değişik fikirlerden insanlar, birbirimizle tartışarak yaşar giderdik. Normal bir ülkemiz olurdu. Ama sanırım sorun da burada.
Bugünkü devlet kadroları, “normal” bir devlette bugün bulundukları mevkilerde olabilirler miydi?
O küçük kızı sahneden indiren kaymakam Kanada’da kaymakamlık, o general İsveç’te generallik yapabilir miydi?
Tekmeyle adam öldüren polisler İsviçre’de polis, onların müdürleri İngiltere’de polis amiri, bakanları Hollanda’da bakan olarak kalabilir miydi?
Hakarete uğrayan profesöre, “Sen şüphelisin, sana her şey söylenebilir” diyen savcı hangi ülkede savcılık görevini sürdürebilirdi?
Devletin halka karşı benimsediği bu hoyratlığın, insafsızlığın, saldırganlığın geçerli bir sebebi olduğuna kaniim artık.
Bu ülkenin normalleşmesini istemiyorlar.
Hiçbir zaman istemediler.
Osmanlı’nın son döneminde de, cumhuriyette de…
Hep bir mesele olsun, hep insanlar bölünsün, hep huzursuzluklar yaşansın, hep çatışmalar olsun istiyorlar.
Halk bölünüp kendi içinde çatıştığı sürece kimse devlet görevlilerinin birikimini, yeteneğini, zekâsını, entelektüel kapasitesini sorgulamayı akıl edemiyor.
Birbirimizle uğraşmaktan başımızı çevirip devlete bakamıyoruz.
Ama bir düşünün, sağcısıyla solcusuyla, Alevisi Sünnisiyle, Kürdüyle Türküyle, bu ülkede hapisten, işkenceden, baskıdan geçmemiş hiçbir kesim yok.
Devlet, en çok “milliyetçileri” severdi, onlara bile neler yaptı…
Çünkü aslında hiç kimseden yana değiller, sadece gerginliğin sürmesini istiyorlar.
“Bölüyorlar, yönetiyorlar.”
İngilizler bunu “sömürgelerine” yapardı…
Onlar kendi halklarına yapıyorlar.



19 comments
Hani bazen söylemek istedikleriniz vardır ama bir türlü ifade edemezsiniz. Bazen bilginiz bazen kelimeleriniz yetmez. Ve bir yazı okursunuz, sizin düşüncelerinizi o kadar güzel ifade etmiştir ki tutup yazarın boynuna sarılasınız gelir.
Sizin birçok yazınızda da aynı şeyi hissediyorum. İyi ki varsınız diyorum.
Ağız dolusu küfretsem bile içimin boşalmayacağı bu konuda da şimdi Ahmet Altan’ı okuyunca çok rahatladım, ayakta alkışlıyorum Ahmet Altan’ı. Sağolsun varolsun..
Teşekkürler bu iktibas için Suat Bey!…
Bir türlü kafamıza dank etmeyen gerçek böyle böyle dank ettiğinde tam farkedeceğiz neyin ne olduğunu, taşlar o zaman yerine oturacak. “Cumhuriyetçi” kod adlı despotların demokrat zihniyetten neden hoşlanmadığını gerçekten anladığımızda… Ahmet Altan vb demokrat kalemlere andıç medyasındaki embedded kalemlerin neden ağızlarından köpükler saça saça saldırdığını gerçekten anladığımızda… Ve bize türlü çeşitli etiketler takanların niyetlerini gerçekten anlayıp birbirimize düşmekten kurtulduğumuzda… Kendimiz için değil, herkes için özgürlük talebini dillendirmeyi akıl ettiğimizde… Vs.
Sait Camlica nin “Türbanlı kızı kürsüden indiren komutanı kutluyorum!”
yazisini okumanizi tavsiye ederim. Yazilanlara cani gonulden katiliyorum. Okumak isterseniz adres asagida
http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=140417
Suat bey, belki bir yılı geçen süredir sitenize çeşitli yorumlar yazıyorum. Pekçok noktada da fikirlerimizin örtüştüğünü söyleyebilirim. Türbanla ilgili yazılarınıza yorum yazmadım hiç. Çok kırıcı bir konu olduğunu pekçok bayanın mağdur edildiğinide biliyorum. Ancak neden bu konunun bu kadar önemli bir devlet meselesi haline geldiği, eşleri başörtülü devletin en tepe noktasına gelen Gül ve Erdoğanın dahi üzerine tam gidemediği bir konu olduğunu çok iyi idrak edebilmeliyiz. Bireysel özgürlük boyutu çok önemli ve konu tamamen bu boyuta oturursa çözümüde başarılır. Ancak devletin eğer Türkiye İslamın yeniden kılıcı gibi algılanırsa korkusu var. Eğer bu yönde bir atılım engellenemez ise İran gibi hedef olunuruz korkusu var biryerlerde. Bu sorun eğer türban serbest bırakılır ise, milliyetçi bir İslam dalgası ile Filistinin kurtarılmasından tutunda, İsrailin haddinin bildirilmesine kadar ulaşırmı sorusu var. Elbetde AKP nin AB sürecindeki samimi tutumu ve uluslararası camia ile ilişkileri. Annapolis zirvesi bile pozisyon belirlenmesi açısından ilginç. Siyasal İslamcı bir duruş ile, hak ve özgürlükler açısından konunun ölçülendirilmesi gerekir. Eski solcuların konuyu alevlendirme gayretide manidar bulunmalı. Hak ve özgürlükler açısından türban yasağına barışçı bir çözüm önerme ile, devletle kapanmayan hesapların İslam üzerinden görülmesi çabası karıştırılmamalı. Birde yine aynı kesimlerin şiddetle kınadığı Türk tarih kurumu başkanının bir tespiti vardı geçenlerde. Yüzbine yakın gerçek kimliğini gizleyen gayri müslim ki çoğunluğu Ermeni kişinin varlığından sözetmişti Halaçoğlu. Açık kimlikli Ermeni olsun Rum olsun Yahudi olsun tüm azınlık unsurlarına saygılıyım. Ancak bu gerçek kimliğini gizleyen ve ihtimal Türk ve İslam alerjisi ile yaşayan bu gibi kimselerin yaptığı tahribat olmasın yazınızda saydıklarınız. Bu böl yönet politikasının düşman unsurlara karşı uygulanan bir yöntem olduğu bilinen bir husus değilmidir.Bu devletde çok önemli görevler yapmış bir zatın, en tepe noktaya ulaşmış bir zatın, subaylara hitaben; unutmayın bu millet sizin düşmanınızdır demesi ne ile tevil edilebilir. Camilerin ahır olarak kullanıldığını büyükleriniz hiç anlatmadımı size…Medyadaki bu akıl dışı İslam ve gelenek düşmanlığının anlamı ne olabilir.Elbetde bir kızımıza konjoktürü fırsat bilip galiz bir saldırıda bulunmuş subayın, ihtimal bu millet sizin düşmanınızdır uyarısından vazife çıkardığını rahatlıkla düşünebiliriz. Ve bu galiz saldırının milletimizin inançlı fertlerini yarladığınıda biliyorum. Şehit cenazelerinde türbanın yasaklanması halinde o subayın düşeceği durumu hatırlatmak kafidir sanırım.Bu konu uhulet ve suhuletle çözülmeli, din ve Allah düşmanlarına fırsat verilmemelidir. Muttakiler birbirine sabrı tavsiye edenlerdir unutmayalım.
Cb Bey,
Teşekkür ederim, sağolun.
Metin Abi,
Bunu konuşmuştuk buralarda birşeylerde. Tamamen katılıyorum sana. “Herkes için özgürlük” dediğimizde çok daha kolay olacak herşey..
Selamlar.
Sayın Umm Eyyub,
Teşekkürler link için. Yazıyı okudum, her satırına katılıyorum. Toplumun bu ruh halini sürekli konuşuyoruz. Kendi içimizdeki, “zor oyunu bozar” ilkesine uyan ve savrulan “müslümanları” biliyoruz, 28 şubat sonrası işyerlerindeki tabelaları, sekreterlerini değiştiren hassas müslümanlar.
Bunun için bu meselenin hak ve özgürlükler bağlamında ele alınmasını savunuyorz ya zaten. “Biz kenetleneceğiz ve herşey daha güzel olacak” güzel bir slogan ama maalesef gerçekçi değil.
Orada bu olaya tepkiler olmuş Komutana ama yine de çok yetersiz. Kozan Belediye Başkanı Kazım Özgan: ‘Yapmayın, sırası değil. Gerekirse soruşturma açarız.’ demiş. Protokoldeki Kazım Özgan, bir grup öğretmen, çok sayıda öğrenci ve davetli de protesto için salonu terketmiş.
Ama işte kadim bir geleneğimiz var, “devlet büyüklerine saygı” geleneği, bunu aşmak ve orada mesele çıkartmak hiç kolay değil.
***
Öte yandan Erdoğan, Gül ve Çelik’in suçlanması gibi bir tavra giriliyor bazı sitelerdeki yorumlarda. Onların bu gibi bir manzaraya gönüllerinin razı olacağını kim iddia edebilir? Ama bazı meselelerin derin kökleri var, zaman istiyor çözümler. Bir çuval inciri berbat edip herşeyi başa döndürmek var. Karşınızdaki güç ile oyunun kuralına uygun mücadele edeceksiniz. Yoksa öyle bir tepelerler ki 20 yıl daha zaman gerekir. Bu mesele kolayca hallolacak bir şey değil. Konu hakkında düşüncelerimi burada yazmıştım:
http://www.dusunceler.org/guncel/2007/09/23/basortusu-yasagi-uzerine/
(Bu arada ilgili olayın videosu burada. Benim gibi sulugözler izlemesin derim..)
Burada olan sey su: devlet gucu ve imkanlari kullanilarak basortusunun Allah’in emri oldugunu da ogretsin diye kurulmus bir lisede okuyan bir kiz, yine devlet gucu ve imkanlari kullanilarak duzenlenen bir yarismada, devletin memurlari tarafindan birinci secildikten sonra, devletin diger memurlari tarafindan magdur edilmis. Gerek fonlama, gerek kural, gerek mufredat, gerek mekan, gerek yetki hepsi devletten burada. Ne bir sahsi insiyatif ne bir gonulluluk hali ne birsey var bu resimde. Halk bolunmus filansa da ornegi bu degil cunku catisan iki taraf da devlete bagli, orada sadece o magdur olan cocuk devlet bordrosunda degil herhalde. Bu asikarken nicin karnimizdan konusuyoruz? Herkesin memur oldugu yerde ne ozgurlugu yahu? (Ha bunu solcu yazar boyle soyler mi onu bilmem tabii, ne tur solcu olduguna bagli zahir?)
Obur yazi cok daha samimi. Devlete bulasmiyor, bu islerin rantini yemeye gelince dindar olan ozel sektor nicin is vermiyor diyor hic olmazsa.
Arif Abi,
Teşekkürler yorumun için.
Ben gerçekten anlayamıyorum. Bu kini, bu öfkeyi ve sebeplerini tanımlayamıyorum. Bu kadar nefret nasıl olabilir?
Birileri namazından rahatsız olur bir diğeri oruçtan. Manşetten tekrar tekrar verilen yalanlar iftiralar. Vallahi artık bıkkınlık geldi bu kepazeliklerden. İnsan kendi vatanında kendini parya gibi hisseder mi ya. Böyle hissettirmek için ellerinden geleni yapıyorlar.
Sebebi ne bilmiyorum, belki bu çok da önemli değil. Ama Metin abi’nin dediği gibi “herkes için özgürlük” isteyip tutarlı olmalı ve bu cendereden kurtulmalıyız.
Ahmet Hoca’nın eline sağlık,
Bu arada, Taraf’ın internet sitesini dört gözle beklediğimi belirtmek isterim, bayiiden gazete alma alışkanlığım yok, her zaman denk getiremiyorum…
Bülent bey,
Altan devlete bulaşıyor. Ama sizin bahsettiğiniz devlet ile onun bahsettiği aynı değil sanırım.
olay tamamen provakatif bir olay.ortamı germek icin kasıtlı hazırlanmıs.
yanlıs olan tek bir sey var,ödülün verilmemesi.
buna nabız yoklama da diyebiliriz.turban olayını lise duzeyine indirgemek icin.
turban konusunu savunan biriyimdir.ancak boyle tertiplenmis cirkin oyunlara kızıyorum.
yapmayın bunları,samimi olun.
selamlar Suat bey
sitenizi daha önce birkaç defa ziyaret etme imkanı bulmuştum…insanın büüyklerinin tecrübelerinden ve ona mukabilde düşüncelerinden istifade etmesi gerçekten güzel..Bir çok yazınızdan dolayı tebrik ediyorum sizi..
ama böyle bir konuyla ilk yorumumu bırakmak istemezdim.
hıçkırıklar boğazımda düğümlendi, Tevhide Kütük’ün haberini izleyince.
Allahım bu ne cüret, bir insan kalkıpta gıkını bile çıkartamamış komutana. yahu kendi geleceğinizi ayaklarınız altına alıyorsunuz.bana dokunmayan yılan bin yaşasın hesabıyla.çocuklarınızın telef olması için zemin hazırlıyorsunuz…ben böyle birşey görmedim..herkes uyuşmuş gibi..bir Allah ın kuluda sen nasıl böyle davranabilirisin tepkisini gösterememiş..çok sinirlendim…sahnedeki diğer öğrencilerin yerinde olsaydım ödül filan almaz orayı terk ederdim..
insan rütbe sahibi olsa ne çıkar ki üslup nezaketinden, bireysel nezaketten, düşünce haklarından, haberi olmadıktan sonra.laiklik, çağdaşlık, liberalizm, diye çığırıp durduğunuz şeyi birazcık kendiniz uygulayın lütfen.siizn batılaşmış zihniyetleriniz batının birde gerçekten çağdaş, insanların dini hak ve özgürlüklerine karışmayan ve son derece saygı duyan tarafını ne zaman örnek alacak.
Ahmet Altan çok güzel yazmış..tebrik ediyorum.Sait ÇAMLICA da öyle.ama yetmez, bir hrant olayında millet ayağa kalktı hadi şimdi bağırsınlar hepimiz tevhideyiz diye..yok böyle birşey.bu kadar körlük olmaz..
ah batılaşmak zihniyeti işte böyle boyun eğdirdi bizi.uyuşturdu..hipnoz etti…kendimi tutmasam hayatımda etmediğim lafları etmek geliyor şimdi içimden..
nasıl bu kadar ram olabiliyoruz, nasıl böyle boyun eğebiliyoruz anlayamıyorum.
dut yemiş bülbüle döndürdüler,profan zihniyet nasıl da kök söktürüyor bizlere helal olsun!!!
Seyyah, teşekkür ederim. Her konuda katkılarını beklerim.
selamlar.
Bülent Bey’in tespitine katılıyorum.
Ayrıca şunu da hatırlatmak istiyorum: O birinci olan kızcağız, Abdullah Gül’ün kızı olsaydı hakkı yenir miydi? Hazreti Gülü’ün kızının Bilkent üniversitesinde hicablı haliyle diploma alması, komposizyon yarışmasında birinci olan kızın ödülünü alamaması çifte standartdır. Burada Gül’ün kızının bir suçu yok. Taraftarlık yaparken bazı şeyleri kaçırmamak lazım.
Heralde sorun bu olsa gerek.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/7786108.asp?gid=48&sz=22485
arif bey yazısında önemli noktalara değinmiş:
… konuyu alevlendirme gayretide manidar bulunmalı…. demiş
Evet, bir alevlendirme var. Bunun sebepleri üzerinde düşünmek lazım…
***
Suat Bey de artık bu konudan bıkkınlık geldi demiş…
Bıkkınlık geldiyse o zaman bu kadar büyütmek ve yeniden gündem yapmak neden?…
Bir kaç ay önce başlayan yeni anayasa tartışmaları,hazırlıkları aniden mahalle baskısı ve artan irtica tartışmaları ve nihayetinde terör konusu ile akamete uğramıştı…
Önceki hafta yapılan Abant toplantısı ile bu konu tekrar gündeme alınmaya başlamıştı ki laik kesimin cansimidi olan başörtüsü tartışmaları yine devreye girdi, asılsız irtica haberleri eşliğinde tekrar bıktıran gündeme geri döndük…
Kimisi bilerek kimisi de bilmeyerek ülkeye,hükümete ayakbağı olan bu konuların üzerinde fazlaca duruyor.
Öncelikli meseleler hep geri plana itiliyor…
[...] Törende kürsüde konuşurken “İn aşşaaa!…” diye haykırılmış ve kızcağız apar topar kürsüden indirilmiş. Suçu neymiş? Başörtülüymüş… Ahmet Altan bu konuda çok güzel, fevkalade bir yazı yayınlandı. Mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum. (Taraf gazetesinde /gazetem.net/ internet sitesinde. Başlığı: Türbanlı Kız [...]
TÜRBAN MESELESİ
Tarih 20 Aralık 1982, üniversitelerde başörtü yasağı YÖK’ün yayınladığı bir genelge ile yürürlüğe girdi. Öncesi ve sonrasındaki birçok olay ve tartışmalarla o zamanki gündeme damgasını vurdu. Akabinde, zamanın Cumhurbaşkanı Kenan Evren Adana’da üniversite rektörlerini toplayarak “Türkiyede irtica tehlikesi var” diyerek YÖK’ünde çıkardığı karara riayet ederek 1987’de türbanı yeniden yasakladı. Yine zamanın Başbakanı Turgut Özal bu yasağa karşı söylediği “3–4 öğrencinin başörtüsü takmasıyla irtica olmaz.” sözleri medyada yeniden bazı konuların kıvılcımlanmasına neden oldu. Bu olaylardan sonra çok geçmedi ki meclisin yasağı düşürme çalışmaları başladı. 26 Mart 1989 tarihinde olan yerel seçimlerin öncesinde yasak yürürlükten düşürüldü ve tartışmaların daha da kızışmasına neden oldu. Ardı arkası kesilmeyen tartışmalar doğal olarak türban yasağını bir süre sonra yine gündeme getirdi. Tarih bu sefer 28 Şubat 1997 ve türban Milli Güvenlik Kurulunun aldığı karar ve zamanın başbakanı Necmettin Erbakan attığı imzayla türbana yeniden bir kısıtlama getirildi.1 Türbanın tarihçesinde de kolayca görebileceğimiz gibi türban yasağı ülkemiz için bir gölge ve kanayan bir yara teşkil etmektedir. Bu nedenle, türbana üniversite gibi kamusal alanlarında getirilen yasaklama kaldırılmalıdır.
Bir kısım insanların perspektifinden bakıldığında türban günümüz koşullarında, modernleşmenin eşiğinde Türkiye’nin gelişimi önünde büyük bir engel oluşturmaktadır. Türban takmayan Müslüman kesimin, İslamiyet’i laikleştirme yönünde büyük yol kat ettiklerini belirtmekle beraber bunun gibi gelişmelerinde Türkiye’nin gelişiminde büyük pay sahibi olduğu inancındadırlar. Sudan asıllı Cemal Mahcub’un tempo dergisine verdiği demeçte bunu açıkça görebiliriz. Bunun yanında türban Türkiye’de siyasal bir simgeyi temsil teşkil ettiği ve türbanın Avrupa birliği önünde büyük bir engel olduğu iddia edilmektedir , çünkü Avrupalıların gözünde başörtüsünün kadınların küçük düşürülmesine neden olduğu ve özgürlüklerini kısıtlayan bir simge olduğu söylenmektedir. Ayrıca, başörtüsü toplumun bir bölümünde hep irtica ile beraber anılmış, siyasal bir simge olduğu ve devletin yönetim sistemine karşı büyük tehlike arz ettiği çoğu kez tartışmalarda zikredile gelmiştir. Bu insanımıza göre türban bazı kamusal alanlara ve devlet için önem arz eden alanlara sokulmaya çalışılmış, sonuç olarak buda laikliğe ve yenileşmeye ters bulunmuştur.
Gerçekte, devletimiz türbanı engelleyerek bir gerileme sürecinin içine girdiğinin farkında değildir. Bir kısım ön yargılarla ve iddialarla türbanlı bir kadının düşürülmeye çalışıldığı durum cidden içler acısı, çünkü zamanımızda başörtüsü insanlarımızın beyinlerine gericilik ve yobazcılık diye empoze edildi. Oysaki birçok genç girişimci kadının ve öğrencinin bu alanda milletimize kazandırdığı ödüller ve başarılar buna en iyi cevap olacağı inancındayım. Örneğin; İngiltere’deki bir üniversite’de ödül alan başörtülü bir öğrenci olan safiye gibi. İnsanlara dış görünüşleri bakıp yapılan bu yorumlar önyargılı bir yaklaşımın belirtileridir. Hâlbuki birçok insan günümüzde giyiniş tarzıyla bir kişiyi, olguyu, inancı temsil edebilir. Örneklendirmek gerekirse, yeşil takım giyene irticacı, bıyık bırakana ülkücü, mavi gömlek giyene Sayın Bülent Ecevit’i destekliyor demek ne kadar dar bakış açısına sahip oluşun sizce kanıtı değil mi? Aslında, daha çok merak ettiğim ise neden türbanlı bir kişinin kamusal kuruma girmesine izin verilmiyorken onunla aynı haklara sahip başka bir bireyin haç takarak veya zülüf uzatarak rahatça kurumlara girip çıkabilmesi. Türbanın siyasal simge mevzusunda ise Almanya Cumhurbaşkanı Johannes Rau’nın yaklaşıma gerçekten ilgi çekici, yeterli cevaba sahip. Diğer bir taraftan, türban insanımızın özgürleşmesini kısıtlamıyor, aksine günümüzde başörtüsü takan kadınlara hürriyet ve eğitim hakkı verilmiyor. Bunun anayasaya aykırı oluşu ise başka bir çelişki. Anayasanın 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu kabul edilmiş ve bu hak ve hürriyetlerin dokunulmaz, devredilemez ve vazgeçilmez mahiyette olduğu kabul edilmiştir. Anayasanın diğer bir kısmındaki “Kimse, eğitim ve öğretim hakkından yoksun bırakılamaz” ve “Eğitim ve öğretim kurumlarında, sadece eğitim ve öğretim ve araştırma ve inceleme ile ilgili çalışmalar yürütülür. Bu faaliyetler her ne sebeple olursa olsun engellenemez” maddeleri is
Tek kelimeyle harika bir yazı. Fakat katılmadığım bir yer var ki o da Osmanlı Devleti’nin Emperyalist REJİMLERLE bir tutulması. Şu ana kadar osmanlı devleti imparatorlukların aksine, fethettiği ülkelere huzur ve barış getirmiştir. Dünya’nın en güçlü ve en sempatik devleti olma özelliğine sahip OSMANLI. Ben Osmanlıyı “Güleryüzlü bir dev”e benzetiyorum. öyle bir devlet hiç olmadı, olamazda. Başörtülüler, Solcular, Aleviler, Milliyetçiler, Türkler ve Kürtler hususundaki düşünceleriniz ise mükemmel. Sizin gibi yazarları bu ülkede görmekten dolayı çok mutluyum. Çalışmalarınızın devamını, başarılarınızın hayırlara vesile olmasını diliyorum. Allah’a emanet olun
---
Siz de düşüncelerinizi paylaşın: