Random header image... Refresh for more!

Sıktınız artık..

İsmet Berkan dünkü yazısında şöyle demiş:

Bundan 25 yıl önce Konya’da, karnınızı doyurmak için girdiğiniz herhangi bir lokantada isterseniz bira da içebilirdiniz, bugün içemezsiniz. Kayseri’de bir bölümünde içki de satılan son lokantanın nasıl içki satmaktan vazgeçirildiğinin hikâyesini geçen gün ayrıntılarıyla dinledim.

Demek 25 yıl önce Konya’da karnınızı doyurmak için girdiğiniz herhangi bir lokantada bira içilebilirmiş, ama artık içilemiyormuş, öyle mi? Yahu bu adam nerede yaşıyor? Böyle saçmalıklar nasıl oluyor da tepki çekmiyor?

Türkiye’nin hiçbir yerinde ‘herhangi bir lokantada’ bira içilmez, içkili lokanta/restaurantlar ayrıdır, bildiğimiz lokantalar ayrıdır. Ben Batıdaki şehirlerden birinde yaşıyorum, kendimi bildim bileli içkili lokantalar ayrı, normal lokantalar ayrıydı. İnsan sallarken bir dönüp yazısına bakar da, usturuplu sallar bari. (Hem bunların ruhsat durumları da ayrı değil mi?)

Kayseri’de bir lokanta içki satmaktan vazgeçirilmişmiş, bunu dinlemişmiş. Şimdi bunlar, bilimsel temele dayanan sosyolojik tespitler mi oluyor? Bir esnafın piyasa koşullarında müşteri profiline uygun seçimler yapması kimin neresine batıyor?

Geçenlerde Şahin Alpay benzeri biçimde zırvalayan bir dostunu konu ettiği güzel bir yazı yazmıştı. ‘İçki içme’yi modernliğin ölçütü sanmanın garabetini bir yana bırakalım, Alpay’ın verdiği rakamları soru haline getirelim; Bu ‘mahalle baskısı’ denen öcü madem bu kadar güçlü ve giderek güçleniyor; “2001-2006 arasında (yani AKP iktidarı altında) Türkiye’de alkollü içki pazarının 4 milyar dolara yükseldiği, rakı tüketiminde % 10 azalma görüldü ise de, bira tüketiminde % 35, şarap tüketiminde % 75 artış kaydedildiği. (Bkz: Referans, 8 Temmuz 2006)” ni nereye koyacağız, yalan yanlış söylemler savurduğunuz işkembenize mi?

Berkan’ın yazısı aslında laiklik konusundaki çekincelere vurgu yapıyor fakat örnekler paranoyaklığın ötesine geçememiş. Alıntı yaptığı akademisyenin, “AKP’liler ‘Laiklik devlete aittir’ derken haklılar.” dedikten sonta benzeri paranoyak gerekçelere sığınması da yazının esin kaynağını oluşturmuş zaten.

Berkan diyor ki, “Kişisel olarak ben, AKP’nin hoşgörüsüne muhtaç değilim. Kimsenin de muhtaç kalmaması gerektiğini düşünüyorum, savunuyorum.” Çok doğru. Ancak sonrasında “AKP esas olarak bizi hoşgörüyor, bizi ‘tolere’ ediyor.” diyor ve şöyle devam ediyor: “Zaten bizzat Başbakan, çıkıp ‘Ben senin mini eteğine karışıyor muyum’ diyor, diyebiliyor. Sanki istese karışabilirmiş ama demokrat ve hoşgörülü olduğu için karışmıyormuş gibi.”

Tüm bu paranoyaları ve tolereyi gerekçelemek için kullanılan mantık çalımına dikkat ettiniz mi? Berkan belki gerçekten ’safça’ böyle düşünüyor olabilir, ancak Başbakan’ın o sözlerinin, sürekli pompolanan “bunlar dayatmacı, hayat tarzımızı değiştirecekler, bize şunu şunu yapacaklar” diyenlere yönelik, “kardeşim, el insaf, kaç yıldır iktidardayız, hayat tarzınıza ait neyi kısıtladık, isteyen istediğini giymiyor mu, isteyen istediği resmi basmıyor mu?” mihvalindeki tepki olduğu nasıl atlanabilir? “Biz kimseye karıştık mı?” deyip yaşanan iktidar sürecinden örnekler vermek bile “yok bir de karışsaydın”, “bakın, bakın, işte bizi hoşgörüyor, tolere ediyor” denilerek aynı yönde üretilen paranoyaya argüman oluyor.

Bu kadar aymazca durum karşısında ne denebilir bilmiyorum.

Bu arada, kendi yaşam tarzının baskıyla değişeceği endişesinden dizleri tir tir titreyen sözümona ‘özgürlük düşkünleri’nin başkalarının hayat tarzına yönelik, evlerin bahçe duvarlarına, elektrik direklerine tırmanarak gözetleme yapmak suretiyle canla başla yürüttükleri cadı avı da devam ediyor. Bu eski hastalık bir türlü geçmeyecek anlaşılan. Bu cadı avına rağmen “hayat tarzımıza müdahale var, şöle şöle yapacaklar bizii” deme yüzsüzlüğü, en sağlam mideleri bile bulandıracak kadar kötü bir resim sunuyor.

Sağdan soldan irtica malzemesi bulmaya çalışan gazete yayın yönetmenlerine “uğraşmayın, bana bir telefon edin yeter” demiş Taha Kıvanç.(*)

İronisi bir yana hakikaten sıktınız, yeter artık.

(*) Kıvanç’ın yazısında geçen Amish cemaatine ilişkin bir şeyler konuşmuştuk epey önce. İlgilenenler bakabilir.

12 comments

1 ucanbalik { 05.10.08 at 06:22 }

ismet berkan’ın, yarı militarist-yarı demokrat yazılarına bayılıyorum; üzerine yazar tanımam bu konuda..

2 Da Vinci { 05.10.08 at 10:36 }

Suat,

Kayseri’de bir lokanta içki satmaktan vazgeçirilmişmiş, bunu dinlemişmiş. Şimdi bunlar, bilimsel temele dayanan sosyolojik tespitler mi oluyor? Bir esnafın piyasa koşullarında müşteri profiline uygun seçimler yapması kimin neresine batıyor?

O vazgeçirilme olayı bana sanki pek istekli birşeymiş gibi gelmedi. Yani mahalle baskısı denilen şeyin ileri bir safhası gibi geldi. Vazgeçmeme gibi bir şansı vardı da kendi isteğiyle, huzur içinde vazgeçmiş gibi bir durum yok benim anladığım kadarıyla. Öyle birşey olsa zaten lafını bile etmezdi.

Tüm bu paranoyaları ve tolereyi gerekçelemek için kullanılan mantık çalımına dikkat ettiniz mi? Berkan belki gerçekten ’safça’ böyle düşünüyor olabilir, ancak Başbakan’ın o sözlerinin, sürekli pompolanan “bunlar dayatmacı, hayat tarzımızı değiştirecekler, bize şunu şunu yapacaklar” diyenlere yönelik, “kardeşim, el insaf, kaç yıldır iktidardayız, hayat tarzınıza ait neyi kısıtladık, isteyen istediğini giymiyor mu, isteyen istediği resmi basmıyor mu?” mihvalindeki tepki olduğunu nasıl atlanabilir? “Biz kimseye karıştık mı?” deyip yaşanan iktidar sürecinden örnekler vermek bile “yok bir de karışsaydın”, “bakın, bakın, işte bizi hoşgörüyor, tolere ediyor” denilerek aynı yönde üretilen paranoyaya argüman oluyor.

En basitinden yeni internet suçları kanunu ele alalım. Müstehcenlik nedeniyle kapatılan siteler var bildiğimiz gibi. Bu sence bir müdahele değil mi? Devlet babayı ne ilgilendirir benim hangi porno isteye girip ne yaptığım? Sana ne devlet baba? Elalemin derdi seni mi gerdi? Benim porno siteye girip izlediğim video seni ne ilgilendirir? Bu nasıl bir zeka fakirliğidir? Bu nasıl bir ahmaklıktır? Aynı kanundaki diğer maddeler nedeniyle de aynı tür sorunlar ortaya çıkıyor? Al işte YouTube yine kapalı. Var mı böyle bir kepazelik? AKP’nin kafası bu işte. Sansürcü, yasakçı bir zihniyete sahip bunlar. Adamlar utanmadan internette ihbar hattı kurdu :)) Şaka gibi değil mi? Hangi devirde yaşıyoruz? İnternet sitelerini sansürlemek için ihbar hattı kurdu adamlar. Bu nasıl bir zihniyetin ürünü olabilir? Çıkarılan yasakçı, sansürcü kanunlar ve bu ihbar hattı meselesi AKP’nin demokrasi ve özgürlüklerden pek nasibi alamadığını bence açıkça ortaya koyuyor.

3 arif { 05.10.08 at 10:45 }

Suat bey, siftahı ben yapayım dedim henüz yorum yok ibaresini görünce. Önce herkesin göreceği basitlikte bir kehanette bulunayım. Bunlar işaret atışları. Hele bir kapatma davası sonuçlansın. Yapılacakların basit provaları bunlar. Demokratik kazanımların nasıl baskı altına alınacağının sinyalleri bunlar. Nargis kasırgasından beter dönergeçlerin öncü esintilerinden ibaret şeyler. Bizi kapatacaklar diye kışkırtılan Beyaz kadının korkusu, eyvah adabımla içtiğim iki duble rakının, zehir zıkkım edileceği kaygısı; demokratik tüm açılımların kapatılmasının, tahkimatı olarak kabartılıyor. Beyaz kadının özgürlük alanını yakınen teşhis imkanına sahibim. Serbestliğin bırakın en küçük bir tehdid altında olmasını, akıl almaz ve ölçü tanımaz bir teşhire dönüşmüş durumda olduğunu izliyorum. Mevlanaya duyduğum sevgi nedeniyle, birden fazla defa Konya’yı ziyaret ettim. Kaldığımız otelde, üstelik tur kapsamında ve şebi Aruz ziyareti nedeniyle dolu olan otelde, buz gibi karafakilerle rakı servis edildiğini gördüm. Bakır dövme ve kalem işlemeli minyatür kadeh buzluklarında turistik ikramına şahit oldum. Yanımdaki masadaki bir arkadaşın, eh be birader, böylemi sunulur bu yavru, merasim adına iki üç pare topta atsaydınız, ipek zarfa koysaydınız, diye iç geçirdiğini unutamam. -Nışantaşında, Barba ipek zarfa sarıyormuş kadehleri- İkibuçuk milyon turist geliyorsa, arz talebin içkili lokanta açılmasını teşvik etmesi gerekir diyordu Eser Karakaş. Yanılgısı, bu turistlerin Dini ve kültürel maksatla Konya’yı ziyaret ettiklerini unutuyor olması. Bunlar hiç değilse hassasiyetle otellerde içmeyi tercih ediyorlar. Beş yıldızlı otel binası sandığım bir binanın ise, dünya devi olan anadolu kaplanı bir mobilya şirketinin satış binası olduğunu görünce gözlerime inanamadım. Bal dök yala bir Anadolu kentine, modern işyerleri ve ulaşımı ile yeşil alanlarının ve kültürel yapılarının görkemli korunuşu nedeniyle gıpta ettim. Bizim gibilerin içine doğduğu batılı yaşam tarzının tehdit altında olmadığı kesin; ancak rekabetsiz aşırı kazanç dükalığı, eskisi kadar rahat değil. Benim tek ve şaşmaz ölçüm Doğan grubunun akibeti. Bu grubun nasıl oluştuğu muamması, Türkiye’nin makus talihidir. Bu makus talih kırılmadan açık yada kapalı, laik yada dindar, Türk yada Kürt, Sunni yada alevi hiçbir memleket evladına rahat huzur yok. Bütün o kışkırtma ve kavga üzerinden sağlanan iktidar bileşkesi ve rantlarinde, bu yapının odak olma hali var. Komünizm öcüsüne karşı sağlanan statükonun karşılığıydı bu…Fakat o gün gençleri linç ettiren bu güruhun, şimdi, yeni kışkırtmalar adına, o gençler hakkında güzelleme döktürmesi ne kadar iğrençse, beyaz kadını kışkırtmasıda bir o kadar iğrençtir.

4 Bulent Murtezaoglu { 05.10.08 at 15:53 }

Cok yanlis isler yapiyor basin, ustelik kendi capsizliklarindan dolayi milletin de kafasi karisiyor ne laiklikle ilgilidir ne degildir diye.

Icki sikayetini ben de duydum. Normal insanlardan degil de satanlardan duydum ama ne derece dogrudur bilmiyorum. Su da olmus olabilir, elde bol miktarda olan ama evvelce cok dikkat edilmeyen kanunlari simdi o konuda iyi calistiriyor olabilirler. Bu bilinen birsey, herhangi bir idarenin eline bol kural verilince secip begenip isine geldigi gibi uygulamasi mumkun. (En basit ve cok konustugumuz ornek Atilla Yayla ve o kitapta basortusu yazmiyor diyen hocaya yapilan ‘haber vermeden sehir disine gittiniz’ sorusturmasi.) Belediyeye ait mekanlar filan icin zaten biliniyor ickiye musade edilmedigi RP/FP/AKP geldikten sonra.

Bunlarin olmasi, ‘benim icki icme hakkim’ filan gibi laflar ile laiklik mucadelesi yapilmasini bana icerik olarak da taktik olarak da makul gelmiyor. ‘Benim pornoya bakma hakkim’ da benzer bir yaklasim aslinda. Yani bu kadar kiyamet icki icmek ve pornoya bakmak icin kopuyorsa pek bir problem yok demektir dedirtmek de kolay insanlara. Yalniz ‘laik’ kesim bu kadar akli basinda olsa zaten Turkiye’de bir laiklik gider korkusu olmazdi. Burada mesele laiklik taraftarlarinin sacma sapan seyleri laf diye konusmalari biraz da (o Uskudar’da parkta icki icen kalabalik da budalaca bir is yapmisti mesela). Nasil internet sansuru isinde de, 1 Mayis’ta hukumetin davranisi isinde de diger konularda sabah aksam hukuk, ozgurluk, adalet vs. konusunda koselerden yazanlarin onemli kismi sinifta kaldiysa basinda laiklik diye tepinenler de aslinda pek anlamadan konusuyorlar bence. En azindan benim ‘hakli adam yahu’ dedigim zaman cok nadir oluyor ki benim laiklikle bir derdim yok.

O (verdigim linklerdeki) ombudsman isini de begenmedim ben. Eger hakikaten laikligi korumak icin bir orgutlenme olacak ise bunun ise yaramasi icin tabandan gelmesi lazim. Bunlarin cok zor isler oldugu biliniyor, yani ilkeli ve ‘ozgurlukcu’ islere meyleden insanlarin — eger hakikaten ciddi bir birikimleri varsa — diger maksatlar icin (din, milliyetcilik hatta hirsizlik ve yamyamlik) organize olanlardan cok daha zor beraber hareket etmeleri[1]. Zor ama imkansiz oldugu ortada degil. Pekala da Turkiye’de ACLU tipi bir orgutlenme olabilir, yapacagi is de ‘icki icme hakki’ degil gerek liselerde gerek universitelerde, gerek genelde devlet yetkisi kullanan insanlarin icine korku salmak, icabinda Diyanet personelinin yaptigi isleri dahi mahkemelik etmek olabilir. Hurriyet vatandas icin, devlet gorevlisinin o konularda bir miktar baski hissetmesinde bir yanlislik olmaz. Liselerde mescit hafiyeligi, Konya’da her lokantada icki icme ozgurlugunden dem vurmak filan gibi soytariliklar yapmazlarsa ben de elimden gelen yardimi yaparim herhalde. Ne yaparsaniz yapin, ACLU tipi bir olusum tipki ABD’de oldugu gibi burada da ahlaksiz (ama kendilerine dindar diyen) bir takim basin organi tarafindan din dusmani, peygamber dusmani, ‘dine hakaret etti’ filan diye hedef gosterilecektir. Hatta burada bu tur sindirmeyi yapmak daha kolay cunku hem bu ‘hakaret’ isinde kulturumuz biraz farkli hem ‘ben dindarim’ mesajini cakanin rezilligi cok kolay perdeleniyor. Bunlardan kacis yok malesef, zaten tedirginlik yaratan problemlerin tedirginlik yaratma sebebi kismen orada.

Da Vinci’yi uzmek istemem ama o da dayanamamis:

AKP’nin kafası bu işte. Sansürcü, yasakçı bir zihniyete sahip bunlar.

AKP’nin ‘kafasi’ diye birsey yok aslinda, ciddi tepki gormedikleri herseyi yapabilirler. El kaldirmaya hazir bir rakam, ve suna el kaldiracaksiniz diyen birileri var sadece. Diger partiler de farkli olmayacaklardi ama belki sansur oncelikleri farkli olurdu. Bu kanunun altyapisi hazirlanirken kimseden ses cikmadi, baska bazi islerde bize ince ince hukuk ve ozgurluk anlatanlar suskun kaldilar (bana sorarsaniz zaten DIITdilar beklemedigim birsey degildi yani). Ustelik ‘hakaret’e devletin karismasi burada istenen birsey, dezavantajlari ise (RTE ve digerleri bunu devamli sindirmek icin kullanmalarina ragmen) gorulmuyor. Asil zaaf oralarda. Bakin ozgurluk taraftarlari da zaten ciddi bir taban kullanmadan ’sizi ham yaparlar’ ‘AB istiyor’ filan diye sinsi ve oportunist davraniyorlar, cunku baska turlu birsey olacagi yok diye dusunuyorlar herhalde. Burada ‘demokrasi’ ozgurluk lehine islemesi sart olan birsey degil. Duz anlamiyla hicbir yerde oyle calismasi garantili degil aslinda (ABD demeyin, orada da anayasanin haklar kismini oya koyup uc bes arkasi parayla beslenmis ve dine atifla konusan soytari bulsaniz ne olacagi acik degil. Bir link vereyim oradakilerin ‘tehlikenin farkinda’ olmalari acisindan. Oralarda da mahkemelerin devamli bu islere mudahil olmalari tesaduf degil.)

O yuzden, yani:

Çıkarılan yasakçı, sansürcü kanunlar ve bu ihbar hattı meselesi AKP’nin demokrasi ve özgürlüklerden pek nasibi alamadığını bence açıkça ortaya koyuyor.

Bilakis ‘demokrasi’ denen seyin ozgurlukler acisindan ne ise yarayabilecegini ortaya koyuyor bu yasak ve sansur kanunlari. Adini baska sey koyarsaniz burada ’sol’ da oy almasi bakimindan populer olur ‘fasizm’ diyebilecegimiz seyler de. Siz basinin isine gelince halk ve koylu dalkavuklugu yapmasina bakmayin, dusunmeye gayret etmemize, ‘aman kandirilmayalim’ dememize ragmen kendi yuttugumuz seyler boyle dusunmeye gayreti ve/veya vakti olmayanlarin nelere destek olabileceklerinin da delili bence.

Eger hakikaten kanun, anayasa ve bir kisim halkin destegi ile bir ‘ozgurlukcu’ ortam olup bir kisim okumus bunlari dogru duzgun anlatacaksa onu ortaya cikartmayi beceren kitle Radikal’da yazan turden adamlar arasindan da, Uskudar’da parkta icki icme protestosu yapanlardan da cikmayacak bence. Iste goruyorsunuz iki tane bu konulara hakim blogcu var bu baktigimiz bloglarda (Fethi bey ve Suat bey) kendi soylediklerine gore ikisinin de arka planinda kapali bir dini cemaat var. ‘Dogma buyume ileri’ oldugunu zanneden turden gazeteciler aslinda bircok acidan fakir bir memlekette sansli dogan, adam kitliginda biraz (ama biraz) murekkep yaladiklari (belki baska sey de yaladiklari, o ayri) icin kucuk koyun buyuk agasi olabilen insanlar. Ekonomik ozgurlukler ve disa acilma konusunda nasil o zamanki boyyuk ve devlet destekli isadamlari pek de tutarli olmadilarsa, bu isler icin de durum bu olacak herhalde.

Arif bey,

Beyaz kadının özgürlük alanını yakınen teşhis imkanına sahibim. Serbestliğin bırakın en küçük bir tehdid altında olmasını, akıl almaz ve ölçü tanımaz bir teşhire dönüşmüş durumda olduğunu izliyorum.

Bu isleri ‘beyaz’ denen insanlar uzerinden konusmak makul degil. Benim anladigim kadariyla o etiket zaten zenginlik de demek. Zengin olana, ne yaparsa yapsin (arabayla adam oldurmek dahil!) ilisilebilinen bir memlekette degiliz ama o tur arkasini maddiyata dayayabilen insanlarin (goze batsalar da) cok az oldugu bir memleketteyiz. Zaten ‘kurtarilmis bolge’ diyebilecegimiz, duvarli, ozel guvenlikli yerlere cekilip — arabayla giderken gorulmeleri haric — genis kitlelerden ayri yasiyor o insanlar. (Benim arkadaslarimin bir kismi ben memlekette yokken epey semirmisler de oradan biliyorum!)

Benim ozgurluk alanindan anladigim ben yazin kisa kollu t-shirtle karanlik olduktan sonra sokakta yuruyebiliyorsam kizlarin da ona muadil bir kilikla yuruyebilmeleri gibi seyler. Bunlarin dogrudan din filanla alakasi yok ama Turkiye’de boyle bir rahat durum da yok su anda. (Cok reklami yapilan Nisantas bolgesini bir iki kilometre genisletirseniz bu dedigimin rahat yapilamadigini, aksamlari daha gece yarisi dahi olmadan kadinlarin arabalardan taciz edildiklerini de gorursunuz.)

‘Dindar’ denen olusumlarin belki soyle rolu oluyor bu islerde: tehircilik zina fuhus vesair isleri ‘oteki’ni kotuleme icin kullanirken alttan alta ‘acik olan zaten istiyor‘ fikrine destek oluyor olabilirler. Diger kanattan da benim anladigim kadariyla zaten TV’ler filan devamli o tur bir adam trafigi olanlari ve zaten hayatini mankenlikten kazamanlari gosterip duruyor. Bunlar genel problemler, dindarlik tali faktor orada bence. Tali ama aldigi sekle bagli olarak yardimci olmuyor olabilir.

[1] Hayek de benzer seyler soyler ‘Kolelik Yolu’nda. Suradan “Why the Worst Get on Top” kismina bakabilirsiniz. O orada sosyalizm ile ugrasiyor ama herhangi bir hiyarasik/totaliter olusum icin gecerli o argumanlari. Baskalari da der bunu tabii, ama en azidan Suat beyin Hayek’e saygisi oldugunu birldigim icin orasi aklima geldi.

5 arif { 05.10.08 at 17:32 }

Şimdi patron kutuplaşmaya gidilmesin dedi malum. Bu işlerin öninde arkasında hükümetin etkisi sınırlı oluyor. Milletin vasatı gecenin bir vaktinden sonra, ortalıkta dolanana hor bakıyor. Bunun sağcı-solcu iktidarlada bir ilgisi yok kanımca. Çok ustaca ve karmaşık bir oyun kurmanın alta doğru kaba yansımalarını yaşıyoruz. Yada çok kaba kurulan oyunu, bizler ciddiye alarak tartışa ‘mıncıklaya’ daha rafine hale getirip karmaşıklaştırıyorda olabiliriz. Yukarıda olan bitenin açık ve sarih olarak anlaşılmasımı, yoksa aklın erememesimi iyi oda meçhul ya. En iyisi detaylarla uğraşıp resmin tamamını gördüğünü gizlemek yada görememek. İçerde kayıkçı kavgasıyla birbirimizi yer gibi yaparken, bir yandanda kıyamet koparacak işler sakince hallediliyor. Ben bu içki meselesine çok takarım. İnhisar kanunu-ki böylece rakı tekel oluyor-1944 yılında çıkmış. Ondan önce isteyen istediği rakıyı çıkarıyor. Rakının hürmetle içildiği, bayanların akşamcı eşlerine dantelden zarflar
-hani su bardaklarınında etrafına örülüyor-ördükleri, kadehlerin yağlanmasın diye sarıp sarmalandığı günlerden, leş gibi tekel rakısı günlerine, dindar hükümetler zamanında gelinmiyor. Şimdi böyle birşey yapılsa ortalık yıkılır. Yakın zamanda bu tekel kırıldı ve sonuç ortada. Bundan hazetmeyenler de olabilir dindar kesimde ,Ama bununda özgürlük alanına girdiği ortada. Ben bu özgürlükler meselesini turizm ve dışa açılma ile başladığını biliyorum. Ve bu süreç ‘takunyalılar’ zamanında başladı. Laiklikde dindarlar tarafından toplumsallaştırıldı. -Oyun kurucu çok yaman-. Şimdi benim bu yaklaşımım, lümpen birahane kültürünün bütün sosyal hayatı esir almasına cevaz verir mi? Bu lümpen ortamların iticiliği gerçekten çok çirkin. Bülent beyin önerdiği kontrol mekanızması gibide çalışıyor bu işler biraz. Aman bunları biraz sıkıştıralım da, bizim hayat tarzımız güme gitmesin. En iyi savunma saldırıdır taktiği. Ben Parsadan vari Arsen Lüpenliklerede hoş bakabilirim bir yere kadar, kayıkçı kavgasından post kapmak adına, ancak bu Doğan grubu tam bir javs. Mesela Sabahı üç paraya almak için can atan madenciler varken, bu çapta bir paraya satılması işini; kanlı ketenperelerle gazete sahibi olunmasıyla da asla karıştırmam.

6 Bulent Murtezaoglu { 05.10.08 at 19:16 }

Arif bey,

Şimdi patron kutuplaşmaya gidilmesin dedi malum. Bu işlerin öninde arkasında hükümetin etkisi sınırlı oluyor. Milletin vasatı gecenin bir vaktinden sonra, ortalıkta dolanana hor bakıyor. Bunun sağcı-solcu iktidarlada bir ilgisi yok kanımca.

Evet, bence de sag/sol iktidarla cok alakasi yok. Yalniz bazi seyleri kasirken kullanilmasi kolay bunlarin. Bu cok eski mesele, daha dogrusu ozellikle kadin hususunda toplumsal dinamiklerden ancak kisitli bir cevrede destek bulan bir kadin ‘ozgurlesmesi’ isinin simdi iki tarafca da zaman zaman kotu niyetle kullanilmasi soz konusu. Bunun uclarinda bugun ‘carsafla tikilmis bocek kadin’ ve ’sizin teshirciligize karisan mi var’ laflari var, yarin baska sey olabilir. Gur sekilde ses cikartilacak seylere ses edilmiyor ustelik. Ses edilenler de aslinda kadinlarla ilgili genel bir problemin tezahuru.

Yada çok kaba kurulan oyunu, bizler ciddiye alarak tartışa ‘mıncıklaya’ daha rafine hale getirip karmaşıklaştırıyorda olabiliriz.

O ihtimal var tabii ama ugrasmanin faydasi — varsa — kendimize, hic olmazsa birbirimizin aklina mukayyet olup biraz daha rafine dusunmemize yardimci oluyoruz. Buralarda ‘buyuk’ bir konuya etki etmemiz zaten mumkun degil.

Ben bu özgürlükler meselesini turizm ve dışa açılma ile başladığını biliyorum. Ve bu süreç ‘takunyalılar’ zamanında başladı. Laiklikde dindarlar tarafından toplumsallaştırıldı. -Oyun kurucu çok yaman-.

Bundan emin degilim. Aklinizdaki Ozal ise, o devir biraz garip bir devirdi. Hakkinda konusulabilecek tek sey bireysel ozgurluk (o da politik beyanat baglaminda degil) oldugu icin onlar konusuldu diye de dusundugum oluyor. Normal gazetelerin bu kadar ciplaklik basmaya baslamalari da o devre denk gelir galiba.

Şimdi benim bu yaklaşımım, lümpen birahane kültürünün bütün sosyal hayatı esir almasına cevaz verir mi? Bu lümpen ortamların iticiliği gerçekten çok çirkin.

Bu is bu memleketin basina nasil geldi onu da anlamis degilim. Evet, bir duvarinda “3. sinif kabapci tarifesi” asilan yerlerde bira icilebildigini hatirliyorum ben de (neden? cunku 10lu yaslarin orasindakilere de satarladi bazen ‘*okunu cikartmayin sakin’ diyerek!) ama bu ucuz icki diye birahaneye gidilmesi hali bu kadar yaygin degildi sanki. Sokak sarhoslugu (Beyoglu ve ‘kufelik’ teriminin ciktigi — ve o tur sarhoslugun ayip kabul edildigi — baska bilinen yerler haric) sIk gorulen birsey degildi. Dediginiz gibi — buyuk ihtimalle aralarinda alkolikler de olan — ev aksamcilari vardi. Belki koyden sehre goc, ve sehirlilesen (sehirlilesemeyen?) kitlenin kolay ulasilabilir alkolle tanisip ne edecegini bilememesi de simdi gordugumuz sacmaliklar acisindan bir faktordur. Diger taraftan ‘manken’ denen guruhun ve zenginlesen zottiriklerin gittigi, o eski komur depolarinin oradaki ‘mekan’lar aslinda eski pavyon kulturunun yeni yuzu olabilir. Eski ‘Istanbul’a gelip isi bitince pavyona giden koyun tuccari’ kalibinin yerine de ‘Istanbul’da yasayan hizli zenginlesmis yamyamlarin cocuklari’ gelecek bu durumda herhalde. Bunlarin hepsi benim huysuzlugum da olabilir tabii — o daha buyuk ihtimal.

7 Bulent Murtezaoglu { 05.10.08 at 19:31 }

Arif bey, surasina ellemeyi unutmusum:

Bülent beyin önerdiği kontrol mekanızması gibide çalışıyor bu işler biraz. Aman bunları biraz sıkıştıralım da, bizim hayat tarzımız güme gitmesin.

Bir tur baski olmasi acisindan evet benim dedigim gibi, ama farki su: bu simdiki gazeteci ‘baski’si manasiz seylere vurguyla en tepedekiler uzerine kuruluyor, benim bahsettigim kamudaki kucuk idareci ustunde etkili olacak olan. Biri basinda propaganda ile yukaridaki guc dengesini etkilemeye hizmet ediyor, oteki normal vatandasin devlet eliyle oraya buraya itilmemesini veya oyle yapandan korunmasini saglamaya.

Bu aslinda o resmi zencilikle karsilatirilip manasiz propagandaya yaratilan bes on mutecaviz kisinin arasinda kalmis basortulu kiz icin de gecerli. Orada aklimdaki turden bir orgutlu olusumun muhatabi otorite pozisyonunda olup da o kizi korumayanlar, o kepazelige engel olmayanlar olurdu mesela.

8 amarat { 05.10.08 at 22:32 }

konyanın en merkezi noktası olan alaattin tepesinin mevlanamüzesine giden yol tarafında otobüs duraklarının yanında , konyanın tam ortası denilebilecek burada içkili lokanta vardı 99 dan 2003 e kadar belki hala vardır.konyaya gitmeden yazıyor bu adamlar herhalde.ayrıca şu var istanbul fatihte oturan birisi olarak çarşambadaki çarşaflıların sayısı konyadan daha fazla.

9 Suat { 05.11.08 at 07:48 }

Da Vinci,

Seni gerçekten anlamıyorum. Sanıyormusun ki bu hayat tarzı endişesi taşıyan kesim Youtube vs internek yasaklarına ilke olarak karşı çıkıyor? O kanun porno, Atatürk’a hakaret vs gibi konuları içeriyor ve bu kesimin yasakla ilkesel sorunu falan yok. En çok diyecekleri şudur: -ki bunu pekçok kişi söylüyor- “neden komple kapanıyor, ilgili url kapatılsın..” Bunun ilkesel tavır olmadığı, nokta atışı bir sansür olduğu ortada. AKP’nin formule ettiği bu yasak yöntemsel olarak eleştiriliyor sadece, ilke olarak değil. ‘Beyaz Türkler’ denen kesim de dahil toplumun çok büyük çoğunluğu bu tip yasaklara karşı değil. Sadece genellemeye karşı. İstiyor ki sadece xxxx.wordpress kapansın, wordpress.com değil, sadece youtube’daki ilgili videonun linki kapansın, komple youtube.com değil.

Bülent bey birkaç kez linkini vermişti, aynı şeyleri muhalefet partileri de savunuyor, teknik detay ve bahsettiğim genellemelerden dolayı eleştiri yapılıyor sadece. Yani söylediklerinin bu yazının konusu olan ‘hayat tarzı endişesi’ ile hiçbir açıdan alakası yok.

10 Leyla { 05.15.08 at 14:10 }

Yapılan güzel yorumlar ve yorumlara verilen güzel cevapları okuyunca daha ne denilirki deyip hevesim kursağımda kalıyor :) Ama konu ile alakalı birşey paylaşmak isterim. Adını hatırlamıyorum ama yer İstanbul-Emirgan sahili. Mükemmel manzarasıyla hem bahçesi hem de köşkü kullanılabilen bir restoran. Burası eskiden alkollü bir restorandı ve herkes gidemiyordu. Son birkaç yıldır alkolü kaldırmışlar. Duyduğumda çok sevindim. İyi bir gezgin, manzarası en güzel yerlerin, sahil kesimlerinin hep alkollü mekanlara ev sahipliği yaptığını bilir. Bu düpedüz alkol kullanmayan ve/hem de mutaassıp yaşayan insanların kaliteli-doğal güzelliği en üst seviyede olan yerlerden mahrum kalması demek. Bu doğrultuda özellikle sahil kesimlerinde alkolsüz restoran ve cafelerin sayısını arttıyor olmasını sevinçle karşılıyorum. AKP hükümetinden beri alkollü yerler alkolsüze dönüyor safsatası da gülünç. Dindar kesiminde iyi mekanlarda, kaliteli hizmet alma ihtiyacını karşılayanlara teşekkürler.

11 vista { 05.20.08 at 16:25 }

radikal, milliyet, hürrüyet… kısaca doğan medya.

Hükümete sataş da neresinden sataşırsan sataş. ister dininden, ister imanından, ister parasından pulundan.

akp gidip başkası gelince değişir mi? kesinlikle değişmez. bu sefer de yeni gelene bir kaç kulp bulurlar. bunların amacı aynı şey. para para para.

haa, istediklerini yapan bir kişi, hükümet v.s. çıkarsa o zaman da ye babam ye sabah akşam bunların 5 parmağında ne marifetleri varmış, ballandıra ballandıra onu anlatırlar millete.

12 Tutarlılık « Seviyesiz Siyaset { 11.26.08 at 21:15 }

[...] Ben pek umutlu değilim CHP’den. 2009 yazına kalmaz, yine başlar “İran mı oluyoruz?”, “Malezya da olabiliriz”, “Suudi Arabistan da bir ihtimal” zırvaları. O değilde hacı, geçen Konya’da takılıyoduk, bir bira içecek yer bulamadık şerefsizim. Şeriat geliyor bence. [...]

---

Önemli


Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayınlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı sağlayabilmek için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır.

***

Siz de düşüncelerinizi paylaşın: