Random header image... Refresh for more!

Yol Ayrımı

“Basiret” başlıklı yazıma eklediğim yorumda şöyle demiştim:

AKP sanırım, kendisinin (ya da Erdoğan’ın) bekası için sisteme eklemlenmeye, onunla barışmaya, uzlaşmaya çalışıyor. Oysa bu yönde atacağı her adım oligarşik sistemin ömrünü uzatıyor. Ve sistem, bu şirin gözükmeye çalışan AKP’ye, yaptığı şirinliklere rağmen acımayacak. AKP çok, ama çok yanlış davranıyor.

AKP çabuk hareket etmeli, gerekirse Erdoğan ve kurmayları kendilerini harcayarak, ekonomik disipline zarar vermeyecek bir süreçle ülkeye büyük bir özgürlük ve demokrasi açılımı getirip referanduma gitmeliydi. Bunu yapmadıkları gibi son bir ayda saçma sapan şeyler yaptılar. Erdoğan ağzının ayarını iyice kaçırdı. Kendisine haksızlık yapanlara karşı mukabelesi bir yana; toplumda bu biçimde bir duruş sergilemeyenlere karşı olan tutumu/uslubu hiç hoş değil. Ve bu, toplumdaki kutuplaşmayı, çatlağı daha da derinleştiriyor.

Şurası çok açık, Erdoğan bir yol ayrımında. Bu yollardan birisi malum oligarşi çizgisi diğeri ise özgürlükçü, demokrat bir çizgi.

İlk çizgi, kendisine tehdit olarak gördüğü AKP’yi harcamayı, daha iktidara geldiği günden bu yana düşünüyordu, son kozlarını da kapatma davası ile oynadılar. AKP’nin bazı reaksiyonları ile, çok garip bir biçimde o çizginin temsil ettiği kabul ve değerlerde buluşması, benim gibi, geleceğimiz için hala AKP’den umutlu olan arkadaşlarda tam olarak nasıl bir etki yarattı bilemem. Ancak beni; tüm bu anlamsız icraatlere dair bir kılıf bulup reflekstif savunma yapmaya itmedi, bilakis dehşete ve -neredeyse- ye’se düşürdü.

Cümle biraz karmaşık oldu gibi, basitleştirip; “AKP’nin son zamanlardaki salvolarının savunulacak, tev’il edilecek yanı yok” dersem derdim anlaşılır sanırım.

‘Düzene entegre olalım, kefeni yırtalım’ mantığına dayalı olmamasını umduğum bu salvoların ne kadarının böyle bir mantıktan, ne kadarının AKP’nin geleneksel muhafazakar kültür kodlarından kaynaklandığını da bilmek çok güç. Ancak geçirilen süreçlerin en azından lider kadrosunda yeterli fikrî açılımı ve değişimi sağlamış olmasını umuyorum.

Bunu insafsız eleştiri olarak gören de olabilir. Değil. İnsafsız eleştiri yapmak istesem insanfsız eleştiri yaparım.

Çeşitli yorumlarımda da belirttim. Ben daha özgür ve demokrat bir ülke için halen AKP’ye elimizin mahkum olduğunu düşünüyorum. Şu aşamada başka alternatifimiz yok. AKP, statükonun tam da istediği gibi bir şekilde devrilir ve seçim öncesi kurulan hayaller gibi hayeller gerçekleşir de ortalık, CHP-MHP (ya da benzeri zihniyettekilere, daha da kötüsü bir ara rejime) gibi oluşumlara kalırsa o zaman büyük bir yıkımla karşılaşırız.

En azından burası gibi sitelerde üzerinde konsensus sağlayabildiğimiz, içi dolu özgürlük ve demokrasi temennilerimizi tam anlamıyla savunacak eksende bir partinin bu ülkede çok geniş taban bulamayacağı gerçeğini de gözden kaçırmıyorum. Bu tip iyileştirmeleri ancak AKP gibi geniş tabanlı bir partinin yapabileceğini, AKP’nin de bir kitle partisi olduğunu, bu kitleye dayanarak siyaset yaptığını, bu kitleye ihtiyacı olduğunu, (bu kitleden bahisle de) sokaktaki insanın 301′e karşı falan olmadığını, internet yasaklarını yüz kişiden 95′inin destekleyeceğini, yine halk çoğunluğunun 1 Mayıs/Taksim vb taleplere hoş bakmadığının da farkındayım.

Bu açıdan da yapıcı eleştiri yapmaya çalışıyorum; yıkıcı değil.

Ancak artık AKP bir yol ayrımına gelmiş durumda. Tez elden aklını başına devrişip gittiği yolun yol olmadığını görmeli, seçim öncesi ve sonrası söz verdiği daha fazla özgürlük/daha fazla demokrasi vaatlerinin gereği yapısal değişiklikleri yapmalı. Bunu da kendi bekaaları için bir garanti arayışı ile değil, gerekirse kendilerini bir müddet siyasetten uzat tutacak bedele razı olup yapmalı. Erdoğan, eğer gerçekten bu ülkenin demokrasi mücadelesine adını silinmez bir biçimde yazdırmak istiyorsa yapacağı şey budur. Aksi taktirde ardından, kaçan fırsatlara ağıt yakmaktan başka birşey yapamayacağız.

Yine çeşitli yorumlarımda Abdullah Gül ile Erdoğan’ın bazı farklılıklarından sözetmiştim. Gül’ün özgürlükler konusunda Erdoğan’dan  çok daha geniş fikirli olduğu düşünüyorum. Erdoğan, mutlaka Gülleşmeli; hem uslup hem özgürlüklere olan yaklaşım açısından. (Zaten bir süredir, Erdoğan’ın altındaki zemini kaydıran söylem ve yaklaşımlarının, Gül’den metazori uzak kalmasının bir sonucu olduğunu düşünüyorum. Galiba, Gül onu frenleyip, ikna ediyordu yanında olduğu zamanlarda.)

Ben tam da “Erdoğan acilen, hem üslubunu, hem de bu garip politikasını değiştirmeli. Daha da önemlisi anlayışını değiştirmeli. Sağlam danışmanlar bulmalı, dört düşünüp/danışıp iki söylemeli, bir yapmalı.” diye düşünür ve bunu dillendirirken Radikal’den Murat Yetkin’in yazısı ile karşılaştım.

Yetkin’e göre Erdoğan bu akşam, TESEV Başkanı Paker’in evinde, Mehmet Barlas, Hasan Cemal, Cengiz Çandar, Taha Akyol, Ergun Babahan, Mustafa Karaalioğlu ve Nazlı Ilıcak ile yemekli bir bir dost sohbeti yapacakmış.

İsimlere bakınca Erdoğan’a ne yönde tavsiyelerde bulunulacağı, fikir alışverişinin hangi eksende olacağını kestirmek güç değil. Bunlar da benim yazdıklarımdan farklı olmayacaktır sanırım. Geriye Erdoğan’ın ‘dinlemesi’ kalıyor.

Tüm bunları derleyip toparlayıp ‘dış dinamiklere’ yıkma kolaycılığına da kaçmayalım. Şüphesiz dış dinamikler etkili oluyor ama dış konjonktür, çok uzun yıllardır hiç olmadığı olmadığı kadar AKP’nin lehine. Ekonomi de halen korkulacak derecede alarm vermiyor. ABD’nin küçük de olsa büyüme oranı yakalaması resesyon tehlikesinin geçmeye başladığının işaretini veriyor. Eğer makroekonomik dengeler sıkı tutulur abuk sabuk popülist uygulamalar yapılmazsa tekrar eski büyüme ve enflasyon oranlarımızı yakalamamız zor değil. Yani ekonomik açıdan (da) dış dinamikler son 7 yıldır devam eden ‘eski iyi yön’e doğru dönmeye başlamış durumda.

Son olarak şunu belirteyim;

‘Muhafazakar basın’ olarak adlandırılan basının son 1 Mayıs olaylarına bakışta çuvalladıklarını (hem öncesinde hem sonrasında) entelektüel namus adına kabul etmek gerek. ‘Polis devleti’ ile ‘militarizm’ ya da ‘asker devleti’ arasında nitelik açıdan çok fark yoktur. Tıpkı, başkalarının (ister sembol ister hak) özgürlük taleplerine karşı “ama”cı yaklaşanlarla, kendi özgürlük taleplerimize “ama”cı yaklaşanlar arasında nitelik farkı olmadığı gibi..

Geçmişe takılıp kalmak sığlık belirtisidir. Korkuyla ,yasaklamalarla niyet okumalarla bu meseleler hallolmaz.. Hele komik gerekçelerle hiç hallolmaz. Tüm dünyada köprülerin altından çok sular aktı, bizde bir türlü sular akması gereken yere akmıyor. Yeterli güvenlik önlemi alınıp, sendikaların önerileri değerlendirilip, emniyet subabı açıklıklar bırakılarak insanların sembol olarak gördükleri Taksim’de 1 Mayıs kutlamalarına izin verilebilirdi. Ve emin olun bundan daha az olay çıkardı. (Nereden mi biliyorum? “Provokasyon olacak, niyetleri şu, amaçları bu” diyenler, kutlamaya gelen ‘çoğunluk’ da dahil 1 Mayıs’çıların niyetlerini nereden biliyorlarsa, oradan. Polisin görevi salt ‘önleyici müdahale’ değildir, aynı zamanda bir olay olursa müdahale etmesi için de vardır polis. Pekala bunu becerecek kapasiteleri var.)

Bu yaklaşım olduğu müddetçe Taksim/1 Mayıs sıkıntı olmaya devam edecek, her yıl aynı gerginlikler sürecek. Kim kazanacak, kim kaybedecek? Herkes şapkasını önüne alıp düşünsün. Kaldı ki temel insan hakları arasında ayrım da yapılmaz, ister sembol olarak görülsün, ister salt hak olarak. “Şuraya giremezsin, sen şunu planlıyorsun, amacın bu, niyetin şu, neden bu ısrar” gibi sözleri, bu tip sözlere sıklıkla muhatap kalıp hakları gaspedilen kesimin de kullanıyor olması hayli ironik.

Bu biçimde özgürlük mücadelesi yapılmaz, böyle bir gıdım yol alamayız.

Dost acı söyler; benden söylemesi..

45 comments

1 hg { 05.03.08 at 18:48 }

Suat Bey,

Taksim meselesine bir takıldınız pir takıldınız. Taksim’de miting ısrarında olmanın Baykal dayatmacılığından ne farkı var?

Taksimde mitingi ısrarla savunanlardan olduğunuza göre “neden Kazlıçeşme yerine Taksim’de miting yapılmasının akla mantığa, özgürlükçü yaklaşıma, 1 Mayıs işçi bayramının amacına uygun olduğunu” izah eder misiniz?

2 Suat { 05.03.08 at 19:11 }

Hasan bey,

Taksim meselesine bir takıldınız pir takıldınız. Taksim’de miting ısrarında olmanın Baykal dayatmacılığından ne farkı var?

Taksim meselesine takılan hükümet. Bu izin verseydi çoktan mesele gündemden düşmüş olacaktı.

Dayatma? Asıl dayatmayı soğuk savaş yıllarının korkusuyla türetilmiş yasağı devam ettiren hükümet yapıyor. ‘Baykal dayatmacılığı’ anolojisini de bir başkası AKP’nin cumhurbaşkanlığı için ‘Gül dayatması’ ile değiştirebilir, aman dikkat. Neyin ‘dayatma’ neyin ‘hak’ olduğunu karıştırmayalım. Bir yanda ‘talep’ bir yanda ‘yasak’ var. Bu açıdan hükümetin yasağı ‘Baykal dayatmacılı’ğına daha çok uygun düşüyor gibi.

Taksimde mitingi ısrarla savunanlardan olduğunuza göre

Ben 1 Mayısçı değilim. Emekçi de değilim, hiç işçi/emekçi olmadım. Sol jarjonu da buradan sıklıkla eleştiririm. Bu kategorize beni karşılamıyor. Ben konuya hak ve özgürlükler açısından bakıyorum.

“neden Kazlıçeşme yerine Taksim’de miting yapılmasının akla mantığa, özgürlükçü yaklaşıma, 1 Mayıs işçi bayramının amacına uygun olduğunu” izah eder misiniz?

Ben 1 Mayısçı olsam buna “size ne?” den başlayan ve bir dolu seçeneği olan cevaplar verebilirim.

Aynı biçimde münafıklık yapıp, askeri hastanelere bile ‘türban’la sokulmayan insanların serzenişine “tavşan kulağı yapıp da giriverin kardeşim, anneanneleriniz gibi örtün, o da örtmek bu da, neden bu ısrar, neden bu sembol dayatması? Anayasal düzene başkaldırmayın” gibi bir yaklaşımda bulunabilirim ve bu da niteliksel açıdan sorulan sorudan çok farklı bir noktaya çıkmaz.

Daha önce de söyledim, 1 Mayıs ve Taksim, (onu sembol olarak görenler açısından) bir sembol ise bunu sorgulamaya kimsenin hakkı yok. İnsanların sembollerini onu sembol olarak görmeyenler illaki anlamlandırmak zorunda değil. Haliyle de “kazlıçeşmede yapın bakın hem orası daha büyük” demek çok saçma bir cevap bana göre. Taksim isteniyorsa izni verir, gerekli önlemi alır, olay olursa müdahale edersin. Olan biten bir sembol savaşı değil de provokasyon korkusu ise, o gün tüm ülkede (ya da İstanbul’da) gösteri ve mitingleri yasaklarsın adını koymuş, tutarlı davranmış olursun. Çünkü kalabalığın olduğu her yerde provokasyon olabilir. Bu kadar basit. (Kaldı ki sendikaların önerileri gayet makuldu. Halen bunun bir sembol savaşı olduğunu kabul etmeyip yer darlığı, provokasyon, ergenekon provası vs gibi çeşitli bahanelerin dile getirilmesini anlayamadığımı belirteyim.)

3 Suat { 05.03.08 at 19:20 }

Genç Siviller mail grubuna gelen bir mail:

————–

Hiç yakışmadı Genç Siviller’e 1 Mayısa çıkmak.. O kaldırım taşı söken provokatörlerle aynı yerde bulunmak.. Dolduruşa gelmiş Genç Siviller.. Peki çıktılar da ne oldu? AMA zaten sendikacılar da doğru düzgün insanlar değil ki, AMAbu kişilerin emekle ve işçilerle ne ilgisi var ki?

1 Mayıs’ta son dakika değişikliğiyle Agos’un önünde toplanacaktık, bunun bizim için anlamını da düşünerek.. Fakat Genç Siviller olarak alanda bir türlü toplanıp “Demokrasi = Ayakların İktidarı” pankartımızı açamadık, farklı farklı yerlerde farklı gruplar halinde durmak zorunda kaldık.

Benim bulunduğum yer, Halaskargazi-Rumeli-Maçka caddelerinin çizdiği üçgendi. Bu üçgenin caddeye çıkış noktalarında ise haşmetli robokoplar, ellerinde biber gazı silahlarıyla bekliyolardı. 5-10 kişi toplaşıp herhangi bir çıkışa yöneldiğinizde ise, üzerimize cömertçe bunlardan atıyorlardı. Teker teker bütün çıkış noktalarını denedik, fakat her bir noktadan yediğimiz hoşgeldin biber gazı gözlerimizi iyiiice yakmıştı. Bizim gibi birçok insan, bu üçgenin tam ortasında bitkin biçimde toplaşmış birbinin gözüne limon sıkıyordu. Yaşlı bir teyzenin sağolsun yukardan indirdiği damacanayla, ben de su dağıtıyordum içmek için.. Tam o esnada, oradan çıkışın planı şöyle yapıldı.

Kaldırım taşları bir söküğünden çıkarılıp, kucağa alınacak, zayıf bir çıkış noktasına (Rumeli çıkışı zayıf gibiydi) topluca yürünecek, polis kalabalığı görüp biber gazını doğal olarak sıkınca, geri kaçmak yerine, tam tersine polisin üzerine yürünerek, taşlar polise fırlatılarak, çember yarılacaktı. Plan uygulandı, polisin taşları görüp kenara çekilmesiyle çemberden çıkıldı. Rumeli caddesinden öbür yakaya geçilip, sokaklara dağılındı. İşte kaldırım taşlarının sökülüş hikayesi böyle..

Ben bu yazıyı niye yazdım, bu kaldırım taşlarının sökülüşünü meşrulaştırmak için mi? Hayır, çünkü oradaki genç siviller olarak bizim elimiz (belki şiddettir diye) bunu yapmaya varmadı, yani bunu meşru görsek yapardık, ama yapmadık. Zaten yapıp kaçamadığımızdan da polis bizi orda görüp, kollarımızı güzeeelce kıvırıp, gözaltı aracına götürdü:)) Burda özetle diyeceğim o ki, Zaman’ın ikiyüzlülükle bahsettiği kaldırım taşları provokasyonunu asıl yapan, polisin ta kendisidir.

1 Mayısa katılarak hangi dolduruşa geldiğimizi de merak ediyorum? Bu nasıl bir dildir ki, Genç Siviller “Darbe Olursa Sokağa Çıkar, Sivil İtaatsizlik Yaparız” diye peşin peşin ilan ettiğinde dolduruşa gelmiş olmazken, 1 Mayısta sokağa çıkınca dolduruşa gelmiş oluyor? Başka zaman zeki çocuk olan Genç Siviller, burda mı akılsız davranıyor? Tabiki hataları olabilir ama bunu böyle bir dil üzerinden kurmak hiç anlamlı gelmiyor..

4 Bulent Murtezaoglu { 05.03.08 at 19:24 }

Bu ne simdi? bilseydik Taksim’i açardık.

Ben birsey demiyorum, hayret ediyorum sadece.

5 arif { 05.03.08 at 19:28 }

Çok yakın bir gelecekte AKP diye bir partinin artık olmayacağı gerçeğini artık içimize sindirmeliyiz. İlahlar AKP yi kurban olarak seçtiler ve bundan kurtuluş yok. AB dahi bu gerçeği kabullenmiş durumda. Ve kapanma sonrası bir kopuş yaşanmaması için vaziyet alıyor. AKP kısa süren siyasi yaşantısında çok önemli bir labaratuar işlevi gördü. İnanıyorum ki, pekçok İslam ülkesinde AKP benzeri sivil demokratik iktidar arayaışlarına örnek teşkil edecek. Maalesef Türkiye bu deneyime şimdilik bu kadar sabredebildi. Hızlı bir atılım ve güçlenme süreci yaşandı ve bunun tabii sonucu olarak, uluslararası ilişkilerde insiyatif zorlaması ile karşılaşıldı. Türkiye devleti buna henüz hazır olmadığı için- kuruluş felsefesi ve bunun günümüz yorumlanışı olarak- suat bey buna oligarşi diyor. Kimileri derin devlet diyor. Kimileri asker sivil bürokrasi diyor. Artık Erdoğan’ı ve AKP yi güncel yaşanan politik hatalar yada başarılar açısından eleştirmenin anlamı hiç yok. Muhtemelen Refah etrafında İslami-muhafazakar bir kümelenme olacak. Başörtüsü vs. gibi konular-sembol ve temsil açısından- onların uhdesine kalacak. Özalın ANAP ına benzer merkez bir parti-DP,ANAP,AKP-nin sentezi olarak yola devam edecek kanaatindeyim. Erdoğan, Menderes,Özal geleneğinin devamı olarak muhtemelen aktif siyaset sahnesinde yer alamayacak. Erdoğan Cumhuriyet tarihinin, köklerimizle ve tarihimizle yeniden buluşma noktasında çok mesafe aldı. Binlerce vakıf eseri restore edilip mezbele olmaktan kurtuldu. Bir yıl içinde Mevlana kültür merkezi tamalandı ve her yıl iki buçuk milyon batılı bu İslam bilgesinden feyz almaya koşuyor.Umarım milletimiz kadirşinas bir tutumla kalbinde müstesna bir yer verecektir kendisine. özal malum çok daha ağır saldırılara uğramıştı malum çevrelerce. Çankayanın şişmanı, işçi düşmanıydı. Erdoğan’da aynı nefret çizgisinin hedefi olarak, gerçek millet sevgisine mazhar olacağını gösteriyor. Sol ideolojik çizgi ve İslamcı kanat Erdoğan’ın bekledikleri tutumu takınmmasını anlayamıyor. Zira Menderes idam sehpasında bile devlet için tek kelime söylememişti. Devlet ebed-müddet anlayışı böyle birşey işte. Kan tükürsende kızılcık şerbeti içtim anlayışı. Vakar ve metanetini kaybetmedi Erdoğan. Taksimde amatör katliam heveslilerine izin vermemesi devlet adamlığının gereğidir. Devlete teslim olmak deyimi bile kullanılıyor. Biraz sağduyu, hangi devlete. Yunan devletine mi? Ermeni devletine mi? Teslim olunan hangi devlet. Evet Küresel gücün İslamla olan çelişkisini yumuşatma gayreti biryandan-bazıları onunla çatışma istiyor, Türkiye batı ile ayrışamaz bir ülkedir-iç azgınlığın frenlenmesi bir yandan-İlhan Selçuk ve avanesi alan temizliği istiyordu- yapılan müthiş icraat bir yandan. Hava yolu taşımacılığında sağlanan gelişme yirmi kat boyutunda örneğin. Evet bu günler hüzünlü veda günleridir. Kırıcı olmak, kolay suçlamalar ve suçlu arama günleri değil. Sabır ve teenni ile, kaybeden Türkiye olmasın yeter denecek günler. Ben Erdoğan’a hakkımı her hal ve karda helel ediyorum. Allah yar ve yardımcısı olsun.

6 Suat { 05.03.08 at 19:35 }

Bir süredir köşe yazarlarını falan takip edimiyor, doğru dürüst gazete okuyamıyorum; Fehmi Koru 1 Mayıs öncesi şöyle yazmış:

[…] Peki de ne oldu da başka konularda özgürlükten yana tavır belirlemede fazla zorlanmayan, zorlandığı nadir durumlarda da gerçekler hatırlatıldığında yanlışını düzeltebilen hükümet, 1 Mayıs için emekçi taleplerine kulak tıkayabildi? Nasıl oldu da kendisine yakışan davranışın ne olduğu hatırlatıldığı halde yanlışını düzeltmedi?

‘Başka herhangi bir zamanda bu taleple karşılaşsaydı sonuç ne olurdu; acaba parti kapatma davasının şimdiki ters tavırda bir etkisi var mı?’ sorusunu böyle bir muhakeme sonucunda sordum işte.

Eğer cevap ‘Evet, etkisi var’ biçiminde gelecekse vay halimize!

Ak Parti içerisinde kapatma davası sürecinde ne yapılmasına dair süregiden tartışmalarda henüz hiçbir görüş baskın hale gelmedi, ancak dışa yansıyanlar kafaların hayli karışık olduğunu düşündürüyor. Kapatma davasını ‘kafayı duvara vurmak’ olarak görenlerin sayısı herhalde az değil. Duvarın varlığını bir kez kabul etmeyegörün, ondan sonra her davranışınızı duvarın varlığına göre ayarlamaya başladığınızı fark edersiniz.

İşçilerin talepleri o duvar yüzünden dinlenmemiş olabilir.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın konuyu ’sorun’ haline dönüşmeden çözmesi son dakikaya kadar mümkündü. Birkaç gönül alıcı sözü temsilcileriyle buluşacağı çalışanlar için sarf edebilir, muhataplarından kışkırtmalara karşı alınan tedbirlere yardımcı olmalarını isteyebilir ve hatta yanına yakın arkadaşlarını da alarak bir günlüğüne olsun emeğin kutsallığını kutlayanlara katılabilirdi.

Ne dersiniz, günün anlam ve önemine uygun nazik bir davranış olmanın yanında, kapatma tehdidi altına düşürülmüş bir parti için kitlelerle yakınlığını gösterme bakımından da daha iyi olmaz mıydı?

Benim yaklaşımımı biraz daha ortadan, daha nazik, karşı tarafa da serzenişte bulunarak dile getirmiş Koru.

Aklın yolu bir.

7 Bulent Murtezaoglu { 05.03.08 at 19:46 }

Suat bey,

Sizin 3 yasinda oldugunuz sene ben 14 yasindaydim, alinti yaptiginiz yerdeki su ifadeyi bu islere bulasmis insanlardan ve onlarin basinindan (’orgut basini’ denebilecek birsey vardi tirajsiz da degildi) duyup/okuyup dururduk:

Burda özetle diyeceğim o ki, Zaman’ın ikiyüzlülükle bahsettiği kaldırım taşları provokasyonunu asıl yapan, polisin ta kendisidir.

O zaman ‘Zaman’ yoktu, merkez ve sag basin icin denirdi bu. Cogunluk cogunlukla inanmazdi. Ben de pek inanmazdim cunku orgutlere yakin olanlarin ve o yayinlarin baska konularda cok da yalan soyledigi de olurdu. Neyse 77′de olanlardan sonra atilan mansetler ve imalar burada var.

Bu kadar gozalti filandan mahkeme ve mahkumiyet cikacak mi bekleyelim. Tarif edilen korkunc isler olacakken engel olunduysa herhalde bunu bir iki provokator mel’unu mahkum ettirecek sekilde mahkemede ispatlamak mumkundur. Polise yazik ediyoruz boyle isleri yaptirtarak bence, onu da soyleyeyim.

8 suzannur { 05.03.08 at 20:36 }

Şu günlerde ne yapılırsa yapılsın hepsi suç olarak görülecek ve gösterilecek. hatalar olacak ama hatalar unutturulmayacak. Bak, seni kapatıyoruz ama bunlarla da asıl meşruluğu sağlıyoruz denilecek. Yani kapatma sebebimiz meşru değilse de şimdi meşru zemine çekebildik sorunu.
AKP özgürlükçü olmak zorunda kapansa da kapanmasa da. Bu düzeyden uzaklaştığı her olayla kapanmasına meşruiyet kazandıran sebepleri kendi eliyle hazırlıyor. Hoş, bunlar olmasa da sebepler yine de bulunacaktı. Kör olmamak da lazım.
Ne olur? Erdoğan ve birkaç isim yasaklı olur, AKP dağılır ve diğer sağ partilere kayar. zaten senaryo da bunun üzerine kurulu bence.
Biz ne mi yaparız, Ergenekon’u, sivil anayasayı ve özgürlükleri unutur, aynen devam ederiz.
1 Mayıs iktidardaki kim olursa olsun, aynı şekilde cereyan edecekti, bu belli. Hükumetin hatası kadar, gösteri kültürümüzdeki yıkıcılık ve şiddeti de sorgulamak gerekiyor. Birbirinden bağımsız değiller bence

9 hg { 05.03.08 at 20:43 }

Hasan bey,

Taksim meselesine takılan hükümet. Bu izin verseydi çoktan mesele gündemden düşmüş olacaktı.

Bundan bu kadar emin olmayınız. Gerçi haklısınız Taksim’de 1 Mayıs kutlaması gündemden kalkardı doğru. Sanırım bu defa da can kayıplarını ve nedenlerini tartışıyor olurduk. Ama size göre mesele kutlama olduğu için sorun yok.

Dayatma? Asıl dayatmayı soğuk savaş yıllarının korkusuyla türetilmiş yasağı devam ettiren hükümet yapıyor. ‘Baykal dayatmacılığı’ anolojisini de bir başkası AKP’nin cumhurbaşkanlığı için ‘Gül dayatması’ ile değiştirebilir, aman dikkat. Neyin ‘dayatma’ neyin ‘hak’ olduğunu karıştırmayalım Bir yanda ‘talep’ bir yanda ‘yasak’ var. Bu açıdan hükümetin yasağı ‘Baykal dayatmacılı’ğına daha çok uygun düşüyor gibi.

1 Mayıs örneği ile sizin verdiğiniz örnek uymuyor. Sebepsiz, gerekçesiz ısrar da taleplere gerekçesiz karşı çıkmak da dayatmadır. Baykal neden Abdullah GÜL olmasın derken mantıklı bir gerekçe ileri sürdü mü? Kendisi değil miydi, Tayyip aday olmasın da kim olursa olsun diyen. Neden Abdullah Gül olmasının mantıklı, geçerli sebepleri yoktu. Ama neden taksim olmasın diyenlerin mantıklı, gerekçeli, geçerli sebepleri var.

Hak dediğiniz kafanıza göre bunu kullanmanız manasına gelmez. Gösteri, toplantı ve yürüyüş hakkınız vardır. Bunu kullanırsınız ama kurallara uymak kaydıyla. Size gösteri, toplantı için kutlamanın amacına aykırı olacak bir yer tahsis edilirse, bu kanuni anlamda bir hak kullanımı olmaz. Mesela size 1 Mayıs kutlaması için Mecidiyeköy meydanını tahsis ederlerse böyledir. Bu hakkın meşru kullanımının engellenmesi demektir. Oysa hükümetçe önerilen, hakkın kullanımını kısıtlayan bir durum arzetmiyor. Ben dayatma ile hak kullanımını karıştırmıyorum. Siz de hak kullanımının sınırsız, kuralsız olmadığını bilmelisiniz.

Ben 1 Mayısçı değilim. Emekçi de değilim, hiç işçi/emekçi olmadım. Sol jarjonu da buradan sıklıkla eleştiririm. Bu kategorize beni karşılamıyor. Ben konuya hak ve özgürlükler açısından bakıyorum.

Ben size emekçi ya da 1 mayısçı demedim zaten. Sadece taksimde kutlanmasını savunuyorsunuz dedim. Ve savunduğunuza göre “neden Kazlıçeşme yerine Taksim’de miting yapılmasının akla mantığa, özgürlükçü yaklaşıma, 1 Mayıs işçi bayramının amacına uygun olduğunu” izah eder misiniz diye sordum.

Ben 1 Mayısçı olsam buna “size ne?” den başlayan ve bir dolu seçeneği olan cevaplar verebilirim. Aynı biçimde münafıklık yapıp, askeri hastanelere ‘türban’la sokulmayan insanların serzenişine “tavşan kulağı yapıp da giriverin kardeşim, anneanneleriniz gibi örtün, o da örtmek bu da, neden bu ısrar, neden bu sembol dayatması? Anayasal düzene başkaldırmayın” gibi bir yaklaşımda bulunabilirim ve bu da niteliksel açıdan sorulan sorudan çok farklı bir noktaya çıkmaz.

Size ne diye başlayan ve bir dolu seçeneği olan bir cevap verirseniz muhatabınız da size hadi oradan diyebilir. Eğer medeni bir toplumda yaşıyorsanız ve bir talebiniz varsa bunun sebebini izah etmelisiniz.
Verdiğiniz örnek de alakasız olmuş yine. Başörtüsünü tavşan kulağı yapmamanın toplumsal güvenliğe bir tehdidi var da ben mi duymadım? bugüne kadar acaba? Ya da mala, cana kast eden bir özelliği var da habersiz mi kaldım?

Daha önce de söyledim, 1 Mayıs ve Taksim, (onu sembol olarak görenler açısından) bir sembol ise bunu sorgulamaya kimsenin hakkı yok. İnsanların sembollerini onu sembol olarak görmeyenler illaki anlamlandırmak zorunda değil.

Birileri sembol diye halkın can ve mal güvenliğin tehlikeye düşürecekse buna izin verilmez. Mesela siz başörtüsü için camiyi sembol görüp başörtüsüne özgürlük adı altında camide gösteri yapmaya kalkarsanız (bu örnek de mahiyeti itibariyle alakasız oldu) size engel olunur.

Haliyle de “kazlıçeşmede yapın bakın hem orası daha büyük” demek çok saçma bir cevap bana göre. Taksim isteniyorsa izni verir, gerekli önlemi alır, olay olursa müdahale edersin.

Kazlıçeşme büyük diye orada yapılsın demedik ki. 1 Mayıs kutlamasının her bakımdan amacına uygun olduğu için orada yapılsın diyoruz. Yorumun sadece bir kelimesini alıp geri kalanını kesmeyiniz.

Olan biten bir sembol savaşı değil de provokasyon korkusu ise, o gün tüm ülkede (ya da İstanbul’da) gösteri ve mitingleri yasaklarsın adını koymuş, tutarlı davranmış olursun. Çünkü kalabalığın olduğu her yerde provokasyon olabilir. Bu kadar basit. (Kaldı ki sendikaların önerileri gayet makuldu. Halen bunun bir sembol savaşı olduğunu kabul etmeyip yer darlığı, provokasyon, ergenekon provası vs gibi çeşitli bahanelerin dile getirilmesini anlayamadığımı belirteyim.)

Hükümet diyor ki provokasyon olacak istihbaratını aldık, bu sebepten taksim olmasın, başka bir alan tahsis edelim. Provokasyonu önleyebileceğimiz, sıkı tedbir alabileceğimiz, can, mal kaybı riskini en aza indirgeyebileceğimiz bir yerde kutlayın diyor. Hakkın kullanımını da sağlıyor amaca uygun olarak. Ama DİSK ısrarla hayır diyor; Biz ne olursa olsun Taksimde kutlayacağız.

Sembolik önemi varsa eğer- ki olabilir, 150 kişilik bir heyetle anma töreni yapılması ve ardından başka bir yerde miting önersini neden kabul etmediler? Makul olan bu değil midir?

Tümden yasaklamak da olmaz. Hukuk devletinde hakkın kullanımının sınırları bellidir, ölçüsüzce sınırlayamaz.

10 Suat { 05.03.08 at 21:32 }

Hasan bey,

Ölülerden falan bahsettiğinize göre, gaipten sesler almaya başlamışsınız. :-)

Nasıl Baykal’ın mantıklı bir gerekçesi yok ise hükümetin de mantıklı bir gerekçesi yok. Örneklerimin size uymaması gerekçelerin farklı algılanmasından kaynaklanıyor. Aynı şeyi bu anoloji için bir Baykal taraftarı da iddia edebilir. Nitelik açıdan bir fark yok. Başörtülülerin siyasal islamcı olduklarını, devrim sonrası kemalistleri keseceklerini, o yüzden göz açtırmamak gerektiğini iddia eden çok insan var.

Bülent beyi tekrar etmek olacak ama o kadar yoğun istihbaratın da bir meyvasını olur elbet, mahkemeye çıkanlar, cezalar falan; değil mi? Geçen sene olmadı bakalım, belki bu sene çıkar.

Eğer birileri kendini memleketin sahibi sanarak, temel insan haklarından olan sembolik anlamı olan bir talebe, saçma sapan gerekçelerle “hayır” der ve çeşitli açılımlar getirerek “böyle yap, neden böyle yapmıyorsun” gibi akıllar fikirler vermeye kalkar da gayet doğal olarak bu savcılık hakkını nereden aldığı yadırganarak, “sana ne” cevabı alır ise, ona verilecek cevabın “hadi ordan” olmasını söylemeniz de “devlet” “vatandaş” ilişkilerine ilginç bir açılım olmuş. Bu gidişle devlet için vatandaş anlayışından vatandaş için devlet anlayışına geçmek çok zor olacak.

Ben yabancı değilim; ancak bir gün bir tartışma ortamında AKP davası, başörtüsü yasağı ya da başka herhangi bir oligarşik müdahale için birileri “AKP/başörtüsü laik devlete tehdittir, devlete meydan okunmaz, hadi ordan” der, siz de ona savunma yapmaya kalkarsanız bu sözleriniz aleyhinize kullanılabilir.

Hükümet diyor ki provokasyon olacak istihbaratını aldık, bu sebepten taksim olmasın, başka bir alan tahsis edelim.

Benim aklım hafsalam bu bahaneyi almıyor. Yahu bu nasıl birşeymiş ki sadece ve sadece Taksim’de olabiliyor? Yer mi dar? Sendikalar diyor ki açık iki kol bırakalım, belli bir sayıyla girelim, hacim dolmasın; diğer meydanlarda olacak yoğunlukları aşan bir yoğunluk olmasın, güzergahı/süreyi/sayısı siz belirleyin; buna rağmen yok deniyor. Celepler ve kabzımallar haftası gibi kıytırık bir gün ilan ediliyor; PTT’nin kuruluş yılı kutlamasında Atatürk heykeline konacak çelenk gibi bürokratik bir çelenk koyma töreni teklif ediliyor, alay edilir gibi. Buymuş mu makul olan? Şark kurnazı lafını pek sevmem ama herhalde örneklemek gerekirse bundan güzel örnek zor bulunur.

Zeki bildiğim insanların bu bahanelere gülüp geçmemesini anlamam mümkün değil.

Erdoğan bile olanlardan sonra keşke izin verseydik noktasına geldiyse diyecek birşeyim de kraldan fazla kralcılığı tartışacak zamanım da yok. (Hani provokasyon olacaktı, n’oldu, nereden çıktı bu izin, bu keşke?)

Kaldı ki Taksime izin verilmese de girildi, eğer provokasyon olsaydı olurdu, polis yoğun önlem aldı bu yüzden olmadı deniyorsa, sınırlı katılımlı kontrollü bir mitingte de önlem alabilirdi, buna engel olan birşey yoktu. Görüldü ki provokasyon değil, inadın savaşı yapıldı orada. Yukarıda da söyledim, olan biten bir sembol savaşı değil de provokasyon korkusu ise, o gün tüm ülkede (ya da İstanbul’da) gösteri ve mitingleri yasaklar adını koyar, tutarlı davranmış olursunuz. Hatta sokağa çıkma yasağı bie bundan daha makul bir tutarlılık arzederdi, malum kalabalık pekçok yer var, o gün 1 Mayıs ve metrolarda çarşılarda, meydanlarda provokasyon olabilir!

Bu konuyu yazı ve yorumlarımda yeterince yazım, halen meselenin provokasyon korkusu falan değil, bir semboller savaşı olduğunu göremeyenlere düştükleri tutarsızlığı görebimelerini diliyorum.

Ve insaf edip bu sembollerin şekillendiği zamanların 30 yıl önceden kaldığını düşünmelerini öneriyorum. O zamanlar haklı çekinceler vardı, soğuk savaş devam ediyordu reel sosyalizm güçlü bir tehditti, iç dinamik açısından da kıvılcım bekleyen, cunta oluşumlarıyla zaman zaman desteklenen, ülkenin eksenini tümden değiştirebilecek potansiyel arzediyordu.

Ama be kardeşim, 30 yıl geçti, SSCB, reel sosyalizm yıkıldı, dünyadaki tüm dengeler değişti, 1 Mayıs işçi hakları açısından olmasa da devrim beklentisi ve özlemi açısından nostaljik, folklorik bir hal aldı, ama geleneksel sağdaki korku hala bitmedi. Aynı tehlike Avrupada da vardı, soğuk savaş döneminde onlar da çok sert mücadele ettiler, ama blok yıkılınca yeni düzene kendilerini de vatandaşlarını da uydurdular. İki gün önce de 1 Mayıs oralarda olaysız, folklorik biçimde geçti gitti. Biz ise bu sopanın kullanılıp 12 eylülden beri ensemizde boza pişirdiğinin, oligarşik saltanatın devam ettirdiğinin, hep şikayet ettiğimiz ideolojik dayatımın yapıldığının farkında değiliz, hala da normalleşme, doğal mecraya girme çabalarına çeşitli bahanelerle nanik yapıyor, ayak diretiyoruz; aradan çeyrek yüzyıl geçmesine rağmen. Herşeyi böyle geriden geriden mi takip etmek zorundayız? Yazık oluyor enerjimize, başka birşey değil.

11 cemal { 05.03.08 at 21:39 }

Suat Bey, butun argumaniniz turban analojisi uzerine kurulu gibi duruyor.. Fakat turban yasagina halkin yuzde seksen kusuru karsi iken 1 Mayis ve Taksim “kutlamalari” halk oyuna sunulsa bir o kadar insanin bu “kutlamalara” karsi olacagi dusuncesindeyim.

12 Suat { 05.03.08 at 21:55 }

Cemal bey,

Türban anolojisi anlatabilmek için, Hasan bey ile kavramsal olarak o konuda aynı talepte birleşiyorum çünkü.

Demokratik çoğunluğun üzerinde hemfikir olduğu bir düşünce/eylemi sınırsız bir güç olarak görenlerden değilim. Hak ve özgürlükler çoğunluğun yönelimi/isteği ile kısıtlanamaz. Demokrasi de çoğunluğun azınlığa tahakkümü anlamına gelmez, öyle yorumlanamaz.

Yine bir anolojiden gidelim. Mesela, nasıl ki halkın çoğunluğu okullarda başörtüsü yasağından yana olsa ve bu yasağın zorla uygulanması gerektiğini düşünse, halk çoğunluğu istiyor diye bu tip bir şey zorunlu tutulamaz ise; -çünkü kılık kıyafet özgürlüğü temel bir insan hakları ihlalidir- halk çoğunluğu istemiyori tasvip etmiyor, aynı düşünceleri paylaşmıyor diye temel haklardan gösteri/yürüyüş,/miting hakkı da engellenemez.

Elbette haklar sınırsız değildir ama kısıtlamalar için makul gerekçeler gerek, ben açıklayageldiğim sebeplerle böyle bir gerekçe göremiyorum.

13 suzannur { 05.03.08 at 22:17 }

Çoğunluk değil, çoğulculuğun esas alınması gereken bir demokrasi yapılanması sorunları çözecek tek mekanizmadır. Haklar üzerinde esaslı, dik ve sağlam duruş, insanların tek taraflı demokrasi istiyorlar bunlar tezini çürütecek ve sizin isteğinizin tek taraflı değil, her taraflı olduğunu ispatlayacaktır.
Sevmemek ya da katılmamak noktasında bir doğru üretmek değil, sevmesen de katılmasan da çoğulculuğun sağlandığı demokrasi anlayışıyla, tahammül göstermek değil bakın, onu da savunmak ve savunanlara saygı göstermek. Çünkü, tahammül göstermek ya da sevmediğin hakkı savunmamak, bugün eleştirdiğimiz vesayet sisteminin ya da otoriter zihniyetin temelleridir.
Yıkılmasını istediğimiz de bu anlayış değil mi?

14 arif { 05.03.08 at 22:37 }

Muhtemel bir siyasi ayrışmanın ön hazırlıkları olarak okunacak bu tartışmalar üzerinden 1 mayıs ve özgürlükçülük bayraktarlığında, liberal sol bir hazırlık sezmemek mümkün değil. Taraf ve liberal sol çevrede özgürlükler ve kısıtlama karşıtlığı, AB politikaları, türban özgürlüğü vs. gibi argümanlarla bir ayrışma ve saflaşma aranmasını beklemek gerekir. İlginç saflaşmalar olabilir, hiç ummadığımız kimileri bu sol oluşuma destek verebilir. Çok eklektik ve suni bir hava vermez ise belki küçük bir liberal grup oluşabilir. Bu açıdan AKP karşıtlığı üzerinden tahkimat yapılmasını da doğrusu acemice buluyorum. Ancak 1 Mayıs AKP yi öyle yada böyle yıpratma amaçlı bir harekettir. İstanbulluyu canından bezdirerek ilk kaleyi düşürmek. Yerel seçimde, CHP-Liberaller-sendika solu ve ulusalcılar ile militan gençlik bir ittifaka yönelirse şaşmayalım. 1 Mayısta sokağa dökülen kompozisyon yani. Genç sivillerde oradaymış üstelik, kaldırım taşlarınıda atanlar onlarmış! Şakamı bu, yoksa ciddimi? Şaşırdı millet, ne yapsın hükümet. Daha çok tersi söylensede…

15 Suat { 05.03.08 at 22:53 }

Arif abi,

Ancak 1 Mayıs AKP yi öyle yada böyle yıpratma amaçlı bir harekettir.

Öyle de olsa, bu tuzağa kendi eliyle düştü AKP. Pekala bunu lehine çevirebilirdi yapmadı/yapamadı.

Yerel seçimde, CHP-Liberaller-sendika solu ve ulusalcılar ile militan gençlik bir ittifaka yönelirse şaşmayalım.

Böyle bir şeyi mümkün görmüyorum. Liberallerin eleştirileri hayal kırıklığından kaynaklanıyor. Haksızlık etmeyelim. Kimse birşey yazamazken liberaller, demokratlar çatır çatır başörtüsü özgürlüğünü savunuyordu; diğer özgürlüklerle beraber. Muhtıraya,darbeye karşı çıkanlar sivil itaatsizlik çağrısı yapanlar, AKP ile beraber ergenekona, yargı darbesine karşı duranlar da onlardı. AKP biraz toparlansın yine en büyük destekçisi onlar olacaktır. Başka bir alternatifleri yok çünkü. Liberal sol oluşum çok marjinal kalır, esamesi okunmaz.

Genç sivillerde oradaymış üstelik, kaldırım taşlarınıda atanlar onlarmış! Şakamı bu, yoksa ciddimi?

:-) Oradalarmış, ama taş atmamışlar. Atanlardan birinin niçin attığını görmüş ve onu anlatmış.

16 suzannur { 05.03.08 at 23:12 }

Arif Bey,
Hükümet Taksim’i açmalı, sıkı bir denetim mekanizması kurmalı ve şu saatler arasında şu kadar kişi diyerek sendikalarla pazarlık masasına oturmalıydı, bu en çok AKP’ye yarardı.Şimdi bu fırsatı kaçırdı. istanbul polisi sandığınızdan da çok şeye vakıftır ve her şeyden haberdardır. Geceden bulunan molotof kokteylleri de buna güzel örnek. Tam da yapılırken yakaladılar bu kişileri.
Şimdi bahsettiğiniz saflaşmalar kaçınılmazdır. Ama eğri oturup doğru konuşmak lazım, bu saflaşmalar olacaksa, ki olacaktır, birçok kişiye Taksim meselesi yüzünden bu fırsatı verdiler, AKP kritiğini yapıp, özgürlüklerden taraf olmazsa, parçalanma sürecine sokulduğunu görmezse kaybetmeye devam edecektir.
Şimdi AKP özgürlüklerden yana mı ki size özgürlük verelim diyen insanlara karşı ne diyecekler? Provakasyon ihtimali var da ondan böyle yaptık? Kimseyi bunla ikna edemezler.Olmuyorlar da!
AKP liberalleri, demokratları kendinden uzaklaştırarak ayakta duramaz. Başka da bizi özgürlüklere kavuşturacak bir kitle partisi olmadığı için AKP buna zorlanmalı ve kendi içinden eleştirileri dinleyerek kör dövüşünden uzaklaştırılmalıdır. Sistemle entegre bir devlet partisi çizgisinde gösterilmek isteniyorsa, bakınız merkeze gelmek değil, otoriter zihniyete yakınlaşmak, bu, liberal ve demokratları partiden uzaklaştırmak için değilse başka ne amacı olabilir?
Taksim meselesi, sadece hükümetin suçudur denilerek mesele çözülemez farkındayım ama -gösteri kültürümüzün de sorgulanması gerekiyor- Taksim sembolse, o sembol de hükümetin özgürlük anlayışının sembolü olarak lanse edilecekse, daha akıllı ve özgürlükçü davranmalıydılar. İşte bu noktada hata ettiler.

17 Bulent Murtezaoglu { 05.03.08 at 23:12 }

Suat bey,

Ben size demistim havasinda degil de hinzirligimdan evvelce yumurtladigim birseyler aklim geldi. Ne demisti pasa? Hmm?

Aslinda bunun icin yazmiyorum. Demissiniz ki:

“AKP/başörtüsü laik devlete tehdittir, devlete meydan okunmaz, hadi ordan”

O lafin milletin dusuncesinde oturdugu bir yer var. (Arif bey de ona isaret etmis.) Ecevit yukarida dediginize benzer bir lafi belki kendisi de inanarak, ama kesinlikle millette karsiligi oldugunu bilerek diyordu bence. Evvelki yorumlardan birinde soyledim, kucuktum gerci ama kimisini yuz yuze gordugum solcu insanlara inanacagima bizim basina inaniyordum kanli olaylarda mesela. Niye? Sadece solcularin evvelce yalanlarini yakaladigim icin mi? Hayir. Cunku devleti acikca kotulemiyordu o basin. Sadece ben mi? Buyuklerin cogu da oyleydi. Bu sadece bize ozgu bir hal degil tabii, ama buradaki devlet gelenegi — oyle anlatilmasa da — hep devam ettigi icin hala cok guclu.

Bu arada niyetleri kotu oyleyse izin verilmesin filan baglaminda degil de, hakikaten sebebi nedir diye merak ediyorum: nicin DISK iki senedir Taksim diye tutturuyor? Yahut bir iki sene evvel nicin gayet mutedil sekilde ‘provokasyon olabilir’ diyorlardi da simdi nicin demiyorlar? Arif beyin teorisi yorumunda var, baska birsey dusunen/yazan var mi? (Linkini bulmustum DISK’in evvelce Taksim’i zorlamazken dediklerinin bir ara ama usendim aramaya simdi.)

Sunu da diyeyim, Suat beyle benim pozisyonlarimizin ortustugu yerler zayif bir devlete degil aksine cok guclu bir devlet arzusuna isaret ediyor. Bakin o vapur isinde o sivil polislerin orada olmalarini ‘emniyet gorevini yapiyor’ diye algiliyoruz. ‘Yuh artik, sivil polisler vapurda millet ne konusuyor diye dahi dinliyor’ seklinde degil.
Benzer sekilde, sopa ve gazla is goren devlet ile yuzlerce insani daha medeni sekilde alip goturup sapla samani duzgun ayirarak cezalanmasi gerekeni cezalandiran devleti karsilastirdigimizda, asil guclu olan ikincisidir bence.

18 cemal { 05.03.08 at 23:26 }

Liberallerin eleştirileri hayal kırıklığından kaynaklanıyor. Haksızlık etmeyelim. Kimse birşey yazamazken liberaller, demokratlar çatır çatır başörtüsü özgürlüğünü savunuyordu; diğer özgürlüklerle beraber.

Turkiye’deki liberallerin daha cok AB saksakcisi oldugu dusuncesindeyim - turban yasaginin tek basina kalkmasi gundeme gelince cogunun yan cizmelerindeki sebep bu idi. Cogunun gecmisinde “sol” egilim var - Hrant Dink cinayetine muthis tepki gostermelerinin sebebi de buydu, yazik oldu muhakkak o baska mesele, bu cinayet eski sag/sol cagrisimlari yapti bu insanlarda. 1 Mayis ayni sekilde cagrisimlar gundeme getiriyor, solcu arkadaslar meydanlarda dayak yedikleri gunleri hatirladilar. Bugunlerdeki asiri tepkilerinin temelinde bu yatiyor. Bugun en liberal bilinen insanlarin gecmisinde bu var. Yazinizda bahsettiginiz yemege giden gazetecilere bakin, muhafazakarlar haricinde Barlas eski solcu, Candar eski solcu, en manyaklarindan hem de, Cemal eski solcu. Koru 1 Mayis serbest olsun dedi fakat o da turban ile yanlis bir analoji yapiyor. Eger istihbarat var ise, provokasyon olmasi muhtemel ise, COGUNLUGUN ISTEMEYECEGI GOSTERILER ENGELLENEBILIR.

Cogunluk hakkinda soylediklerinize katilmiyorum. Bu kistasi kenara atarsaniz, sarilacaginiz baska hicbir ip bulamazsiniz. O zaman, ben de azinligim, o da azinlik, biz bunu istiyoruz gibi absurt istekler ile karsilasirsiniz ve bu taleplerin hicbirine tutarli sekilde hayir ya da evet diyemezsiniz.

19 Suat { 05.03.08 at 23:41 }

Bülent bey,

DISK iki senedir Taksim diye tutturuyor? Yahut bir iki sene evvel nicin gayet mutedil sekilde ‘provokasyon olabilir’ diyorlardi da simdi nicin demiyorlar?

Bunu sorgulamak ayrı, sorgulayalım ama önleyici hizmet/niyet okuma teşebbüsü yapmamız şart değil. Amacı öğrenmek ile bu amaçla hedeflenene engel olmak ayrı. Bu devletin görevi.

Bu ‘neden’e dair bir teorim yok. Arif abinin teorisi makul gelmese de başka cihetlerden hükümeti sıkıştırma amaçlı olabilir. Ama bu hükümet için bir bahane değil. Bundan faydalanabilirlerdi, yapamadılar. Özal’ın sevdiğim bir sözü var, yabancı ülkelerle olan ticarette ütüldüklerinden şikayet eden bir işadamına “sen de ütülme be kardeşim” demiş. Bu edilgen anlayışı kabulde zorlanıorum. Neden ışık gören tavşanlar gibi davranılıyor, tek yönlü düşünüyor, farklı açılımlar yapılmıyor, değişik boyutlar düşünülerek krizden fayda çıkarılmaya çalışılmıyor bilmiyorum. Gerekçeye çok teorik bakıp kafa yormadan, bunu bir hak olarak gör, insanlarla diyalog kur, önlemini al, kazan..

Sunu da diyeyim, Suat beyle benim pozisyonlarimizin ortustugu yerler zayif bir devlete degil aksine cok guclu bir devlet arzusuna isaret ediyor. Bakin o vapur isinde o sivil polislerin orada olmalarini ‘emniyet gorevini yapiyor’ diye algiliyoruz. ‘Yuh artik, sivil polisler vapurda millet ne konusuyor diye dahi dinliyor’ seklinde degil.
Benzer sekilde, sopa ve gazla is goren devlet ile yuzlerce insani daha medeni sekilde alip goturup sapla samani duzgun ayirarak cezalanmasi gerekeni cezalandiran devleti karsilastirdigimizda, asil guclu olan ikincisidir bence.

Tam da kendimi ifadede zorlandığım anlarda böyle ortaya çıkıyorsunuz, çok iyi oluyor. Elinize sağlık.

20 Suat { 05.04.08 at 00:01 }

Cemal bey,

Liberaller de tek parça değiller, ayrıca pek çoğu o hengamede sağlam durdu, salvo yapanlar da oldu evet ama çoğunluğu başörtüsü konusunda özgürlüklerden yana yer aldı. Bir de liberal denince neyi/kimi anlıyoruz, o da önemli. Bunu bir yazıyla işlemiştim.

Cogunluk hakkinda soylediklerinize katilmiyorum. Bu kistasi kenara atarsaniz, sarilacaginiz baska hicbir ip bulamazsiniz.

Bu kıstası kenara atmak demek değil söylediklerim. Demokrasi, çoğunluğun, azınlığa, her kabulunu dayatabildiği bir rejim değildir. Size/bize/çoğunluğa abuk sabuk gelen bir başkasının dini inancı, kültürel değeri olabilir. Burada sınır bir başkasının özgürlüğüne engel olduğu yerde başlar, egemenlerin keyfinde değil. Elbette siyasal anlamda çoğunluk etkindir ancak bu etkinlik temel haklara ilişemez. İlişeceği sınırlar da bellidir. Liberallerin demokrasi konusunda en hassas olduğunu noktalardan birisi budur. Günümüzde en azından teorik olarak yaygın kabul görmüş en ehven-i şer siyasal sistem liberal demokrasidir. Bunun özgürlük/demokrasi ilişkisi de söylediğim temele yaslanır.

Şunu da belirteyim, nasıl ki e-muhtıra bazı ‘ama’cı tatlı su demokratlarının, başörtüsü bazı ‘ama’cı liberalimsilerin turnusolu olduysa 1 Mayıs da sağcıların, muhafazakarların özgürlük turnusolu oldu gibi. İlginç günler yaşıyoruz velhasıl.

Provokasyon konusunu ise yukarıda yeterince yazdım. Bu bahane bana mukni gelmiyor.

21 Suat { 05.04.08 at 01:01 }

Cemal bey,

Cogunun gecmisinde “sol” egilim var -

Atlamışım, buna takılmadan edemedim.

Şu anki hangi siyasi çizginin geçmişinde ideolojik bir eğilim yok ki? Erdoğan siyasal İslamcı değil miydi? Kasetlerini bir ara döndürüp duruyorlardı. Gül ha keza. Değişti bu insanlar, aynı marksist eskilerinin de değiştiği/değişebileceği gibi.

Yakın bir arkadaşım, Boğaziçinde okurken İran devrimi gibi bir devrim olması için mücadele ederdi, hem de 90′lardan sonra. Şimdi ise liberal demokrasiyi savunuyor, İslami hassasiyetini de aynen muhafaza ederek.

Yani bazı sembolik meselelerde farklı eğilimlerden gelen kişilerin hassasiyetinin değişik dozlarda olması normaldir. Ancak bu dozaj bir hakkın hak olmasından ayrı olarak yapılacak bir değerlendirme için mevzubahis olabilir, temel bir hakkın tartışılmasında değil. “Bunlar eskiden şucuydu”dan böyle tartışmalar için bir şey çıkartamayız. Geleceğe yönelik niyet okumayla geçmişe dönük yargılama arasında çok fark yok bana göre.

22 arif { 05.04.08 at 08:47 }

Değerli dostlarım, müthiş bir ayrışma ve pozisyon kapma telaşı yaşanıyor ki; bu gayet normal. Ben işin bu kısmıyla alakalı değilim. Yeni politik oluşum gayretleri çok da doğal. Bazı çirkinlikler, sırtlanlıklar da olacak, midemiz bulansada hayat böyle bir şeydir aynı zamanda deyip, güzel olan şeylere bakacağız. İnşaallah iyi bir oluşumda karar bulur bu hengame…Benim derdim, içe kapanmacı bir zorlamanın güçlü bir ittifak ile, milletin önünü tıkaması. Bu blokaj hamlesi bunun ilk adımıydı. Umalım ki bir felç hali gerçekleşmez. AKP artık savunulacak yada eleştirilecek konumda değil. Hani çok güçlü pehlivan rakibince ayağı yerden kesilince; çaresizlikle ellerini ayaklarını çırpar, işte o hal. Bunun nasıl olduğunu, AKP nin hatasımı olduğunu tartışmak şu an fayda sağlamaz. Zira içe kapanmacı bir yönetim;
1-Özgürlükleri kesinlikle tırpanlar.
2-AB perspektifinden uzaklaştırır.
3-Bölünme kabusu ete kemiğe bürünür.
4-Güvenlik ve savunma zaafa uğrar.
5-İç savaşa varan bir kırılma tehlikesi oluşabilir,
Hatırlarsanız bunlar AKP nin ilk kapanma davası günlerinde tehlike olarak dile getirildi. Ancak bu korkuların nispeten zayıfladığı görülüyor. Başbakanda da bir teslimiyet ve tevekkül hali var. Birde 1 mayıs konusunda direnç gösterebildiğine göre, tam bir salmışlık halide değil bu teslimiyet. Ben bazı politik sonuçlara, AKP ile ulaşılamayacağı kanaati olarak okuyorum. İslami parti olmadığını vurgulamak yeterli olmadı. İmaj konusu içerde ve dışarda bazı kesimleri ikna edemedi. Türkiye ve dünya açısından liderliği zorlayacak bir yapıda, bu ikna meselesi halledilebilmeliydi. Belki hata burada aranabilir. O noktada bile Neo-con ve aşırı ulusalcı yapının uzlaşmaz tavırlarının suçu daha büyüktür. Liberaller hür düşüncenin ifadesi açısından değerlidir, ancak politik oluşumda yer kapma insani zaafı onlar içinde geçerlidir. -Sakın ha Suat beyi kastettiğim sanılmasın- Benim temennim yeni oluşumun, Türkiyeyi dahada dışa açacak ve dünya liderliğini pekiştirecek bir yapı olması. İslam ile batının çatışması değil, uzlaşması adınada insiyatif alabilmesi. Yoksa günlük politika ile ilgili değil söylediklerim. Saygılar.

23 Bigalıoğlu { 05.04.08 at 12:22 }

hükümetler,toplumda zarar ortaya cıkarabilecek uygulamalar için öngörülerde bulunmak zorundadır.bazı konularda bekle-gör veya uygula-gör yaklaşımı gösterebilirsiniz.ancak bizler nevruzlarda,1mayıslarda hep diken ustunde oturuyoruz.hep olumsuz bir şeyler yasama beklentisi icine giriyoruz.kaldı ki,coğulcu taksim inadı,direk olarak kanunları yok sayarak,gayri yasal bir uygulama cabasıydı.

demokrasi ve özgürlüklerinde kanunlar cervesinde bir sınırı var.boyle olmasına ragmen düzgün bir niyet güdüyorsanız,karsınızdaki zaten bu kanunları uygulama konusunda esneyebiliyor.ancak sendikalarında yaklasımında iyi niyet yoktu.zaten basbakan 1 gun oncesi bunu dile getirdi.hukumet sol camia’nın oyunlarıyla uzun zamandır ugrastıgı icin,laikçi kesimin çakallıgı konusunda tecrübeli.

24 arif { 05.04.08 at 12:24 }

Başbakan Nevsweek ile bir söyleşi yapmış. Güncel politik çekişmenin fevkinde bir içeriği var. Sadık Yalsızuçanlar ise Zaman pazarda çok deruni manada, tüm ideoloji ve yanlış din algısının üzerine çıkan bir kardeşlik destanı yazmış. Paylaşmak istedim.
Yine aynı Zaman pazarda liberal tarihçi -bu tabir doğru olurmu Suat bey- Mustafa Armağan, Resneli Niyazi bey için Ergenekoncu Niyazi beyi, Cumhurbaşkanı Gül niye ziyaret eder diye bir yazı kaleme almış. Akif’i de aynı mantıkla incitenleri çağrıştırdı bana. Üzüldüm ama bu yazıyıda tavsiye ederim. İlginç anekdotlar var. Yaralı bir geyiği sağaltıp, can yoldaşı edinen bir insancıllığı bilirdim ben o olayda. Geyik muhabbeti ve Ne şehit ne gazi, Niyazi oldu yakıştırmaları-argo ve çok çirkin- meğerse bu kişiden mülhem imiş. Doğrumu bilmiyorum. Yoksa bir popülerleştirme gayretimi acaba.

25 Türban demokratısın! Hayır değilim! : Derin Düşünce { 05.04.08 at 13:40 }

[…] Düşünceler sitesinde güzel bir eleştiri yayınlandı Yol Ayrımı başlığı ile. Gerek bu yazıya gelen yorumlar gerekse bizim sitede yapılan 1 Mayıs konusundaki tartışmalar hep aynı soruna işaret ediyor: […]

26 hg { 05.04.08 at 15:28 }

Suat Bey,
Ölülerden falan bahsettiğinize göre, gaipten sesler almaya başlamışsınız. :-)

Gaipten haber almak mı? Burçların etkisine bile inanmayan biri için hayli ileri bir yakıştırma olmuş : )

Devlet idaresi sizin büyük emeklerle buradan yazmanızla, bizim de görüş serdetmemizle olmuyor. Ben ihtimalden bahsettim. İhtimalleri göz ardı edemeyiz. Bizden daha öte hükümet edenler hiç göz ardı edemez.

Başörtülülerin siyasal islamcı olduklarını, devrim sonrası kemalistleri keseceklerini, o yüzden göz açtırmamak gerektiğini iddia eden çok insan var. Bülent beyi tekrar etmek olacak ama o kadar yoğun istihbaratın da bir meyvasını olur elbet, mahkemeye çıkanlar, cezalar falan; değil mi? Geçen sene olmadı bakalım, belki bu sene çıkar.

Bir iddianın dinlenip kaale alınabilmesi için elde somut veriler olması gerekir. Aynı iddiaları 1994’te de ortaya atmışlardı RTE başkan olunca. Geçen 14 yılda görüldü ki böyle bir olay yaşanmadı, yaşanmıyor, yaşanmaz. Dolayısı ile verdiğiniz bu örnek de benim ihtimal dâhilinde gördüğüm olayla benzeşmiyor.

Meyva mı değil mi bilmem ama yapılan açıklama şu şekilde: “2 adet ruhsatsız tabanca, 7 adet dolu fişek, çok sayıda Molotof kokteyli ve Molotof kokteyli yapımında kullanılan benzin bidonu, 15 adet sapan ve bu sapanlarda kullanılmak üzere hazırlanmış bol miktarda çelik bilye ele geçirilmiştir. Polise taşlı ve sopalı saldırıda bulunan ve direnenler olmak üzere toplam 530 Gösterici gözaltına alınmıştır.”

Eğer birileri kendini memleketin sahibi sanarak, temel insan haklarından olan sembolik anlamı olan bir talebe, saçma sapan gerekçelerle “hayır” der ve çeşitli açılımlar getirerek “böyle yap, neden böyle yapmıyorsun” gibi akıllar fikirler vermeye kalkar da gayet doğal olarak bu savcılık hakkını nereden aldığı yadırganarak, “sana ne” cevabı alır ise, ona verilecek cevabın “hadi ordan” olmasını söylemeniz de “devlet” “vatandaş” ilişkilerine ilginç bir açılım olmuş. Bu gidişle devlet için vatandaş anlayışından vatandaş için devlet anlayışına geçmek çok zor olacak.

Temel insan hakkına sahip olunması bu hakkı keyfi olarak, istediğiniz şekilde kullanacağız anlamında değildir. Bu hakkınızı da kanuna uygun şekilde kullanmak durumundasınız. 1982 Anayasasının 34. maddesi (http://www.tbmm.gov.tr/Anayasa.htm ) ve ilgili 2911 sayılı Toplantı Ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu ( http://mevzuat.basbakanlik.gov.tr/Metin.Aspx?MevzuatKod=1.5.2911&MevzuatIliski=0&sourceXmlSearch= ) bu hakkı güvence altına almış, ne şekilde kullanılacağını düzenlemiş.

Talebe karşı ileri sürülen gerekçeler size saçma sapan gelebilir ama bana öyle gelmiyor. Hükümetin gerekçesi ne olursa olsun bence taksimde mitinge izin verilmemesi isabetli olmuştur.

Yukarıda bir yorumcunun yazdığı gibi bir oylama yapsanız İstanbulluların ezici bir çoğunluğu da mitingin Taksimde yapılmasını istemeyecektir. (yine gaipten haber almak ve birileri adına konuşmak iddiası ile karşılaşmam umarım). Hatta daha da ötesini söyleyeyim bit miting yapılmasını dahi istemeyecektir.

“Hadi oradan” cevabını da devlet-vatandaş ilişkisi için söylemedim kendi adıma size söyledim. Eğer siz “size ne” gibi bir cevap verecek olursanız benim soruma ben de size “hadi oradan” derim demek istedim. Yoksa devletin böyle bir cevap vereceğini söylemedim. Yoksa, devletin her iş ve işleminde hukuka uygun davranmak ve gerekçeli hareket etmek zorunda olduğu üniversitenin 2. sınıfında idare hukuku dersinde kafanıza çaka çaka öğretiliyor. Evveliyatını hatırlamıyorum ama belki orta öğretimde vatandaşlık bilgisi dersinde de öğretmişlerdir.

Benim dünya görüşüm (izah etmek zorunluluğu doğuyor, kendimizi yeterince ifade edememişiz bugüne kadar), vatandaş için devlet anlayışıdır. Devlet vatandaş için vardır. Kutsal olan devlet değil insandır, insan hakkıdır.

Ben yabancı değilim; ancak bir gün bir tartışma ortamında AKP davası, başörtüsü yasağı ya da başka herhangi bir oligarşik müdahale için birileri “AKP/başörtüsü laik devlete tehdittir, devlete meydan okunmaz, hadi ordan” der, siz de ona savunma yapmaya kalkarsanız bu sözleriniz aleyhinize kullanılabilir.

Buna cevap vermiş oldum sanırım yukarıda.

Benim aklım hafsalam bu bahaneyi almıyor. Yahu bu nasıl birşeymiş ki sadece ve sadece Taksim’de olabiliyor? Yer mi dar? Sendikalar diyor ki açık iki kol bırakalım, belli bir sayıyla girelim, hacim dolmasın; diğer meydanlarda olacak yoğunlukları aşan bir yoğunluk olmasın, güzergahı/süreyi/sayısı siz belirleyin; buna rağmen yok deniyor. Celepler ve kabzımallar haftası gibi kıytırık bir gün ilan ediliyor; PTT’nin kuruluş yılı kutlamasında Atatürk heykeline konacak çelenk gibi bürokratik bir çelenk koyma töreni teklif ediliyor, alay edilir gibi. Buymuş mu makul olan? Şark kurnazı lafını pek sevmem ama herhalde örneklemek gerekirse bundan güzel örnek zor bulunur. Zeki bildiğim insanların bu bahanelere gülüp geçmemesini anlamam mümkün değil. Erdoğan bile olanlardan sonra keşke izin verseydik noktasına geldiyse diyecek birşeyim de kraldan fazla kralcılığı tartışacak zamanım da yok. (Hani provokasyon olacaktı, n’oldu, nereden çıktı bu izin, bu keşke?)

Suat Bey, provokasyon her yerde olabilir. Ama bunun önlenmesi bazı yerlerde daha kolaydır bazı yerlerde daha zordur. Taksim de bu zordur. Meydana gelebilecek zarar da çok büyüktür.

Ben hükümetin teklifini makul buldum. Taksimde 150 kişilik bir anma töreni ve ardından bir başka alanda miting. Sendikaların (aslında sadece DİSK) önerisi de size makul gelmiş olabilir.

Tayyip Erdoğan bu sözleri demiş mi dememiş mi, demişse ne demiş beni ilgilendirmiyor. Tayyip’ten banane. Benim derdim AKP’ye ne olur, hükümete ne olur değil. Ne AKP’nin ne de hükümetin şakşakçısı değilim. Dolayısı ile kraldan fazla kralcı olmak gibi bir durumumum yok. Benim Taksim’e karşı çıkış nedenim onların dediklerine ya da gerekçelerine bağlı değil. Kendi sebeplerimi diğer yazınızdaki yorumlarımda belirtmiştim.

İlânihaye AKP savunucusu da değiliz. Hangi parti ülkeyi ileri götürür düşüncesinde isem oyumu ona veririm. Bugün A partisidir, yarın B partisi olur, öbür gün C partisi olur. Kime bir haksızlık, hukuksuzluk yapılırsa, mağdur duruma düşeni savunuruz. Şimdi saçma sapan sebeplerle CHP hakkında kapatma davası açılsa yine ilk biz karşı çıkarız bu saçma gerekçelere.

Bu konuyu yazı ve yorumlarımda yeterince yazım, halen meselenin provokasyon korkusu falan değil, bir semboller savaşı olduğunu göremeyenlere düştükleri tutarsızlığı görebimelerini diliyorum.

Dileğinizi anlıyorum ama ben tutarsızlık içinde olunduğunu sanmıyorum. En azından buradaki yorumcuların çoğunluğu için bunu söyleyebilirim. Sizi yanılgıya düşüren bizim Taksime karşı çıkış nedenlerimiz ile hükümetin görünüşte ya da gizliden karşı çıkış nedenlerini bir tutmanız. Aynı ya da benzer gerekçelerle karşı çıkıyor olsak da benim karşı çıkışımın hükümetin gerekçeleri ile bir ilgisi, bağı yok.

Yazık oluyor enerjimize, başka birşey değil.

Enerjimize yazık oluyor evet.

Bir de not düşeyim: Şimdi Taksim’de mitinge karşıyız diye beyaz yakalı, işçi düşmanı damgası yemeyelim. Zaten devletçi damgası yedik. Üstümüze bir de bu yapışmasın. Ben işçi çocuğuyum, babam Karabük Demir Çelik Fabrikalarında çalışırdı. 1989 yılında 137 gün süren grev sürecini, eylemleri yaşadık. Özelleştirme sürecinde de büyük gösteriler yapıldı. Her zaman için hareketli bir şehirdi Karabük. Geçmişte bu tecrübeleri yaşayan, içinde bulunan biri olarak Taksim’de mitinge izin verilmemesini isbetli bulduğumu bir kez daha belirteyim.

27 hg { 05.04.08 at 16:30 }

Bir ayrımı da yapmak gerekiyor yazdıklarıma ek olarak; Taksim’de mitinge izin verilmemesini isabetli görüyorum ama İstanbul emniyetinin sert uygulamasını da tasvip etmek mümkün değil. 2008 1 mayısı ile ilgi yazacaklarım bu kadar.

***

Bu başlık altındaki yazınızla ilgili olarak; yapılması gerekenin daha fazla özgürlük/daha fazla demokrasi için yapısal reformlar olduğu konusunda sizinle hemfikirim. Bedeli ne olursa olsun.

Daha fazla özgürlük daha fazla demokrasi için, hep destek tam destek- Fenerli dostlara selam olsun:)

28 Suat { 05.04.08 at 23:32 }

Hasan bey,

2 adet ruhsatsız tabanca, 7 adet dolu fişek, çok sayıda Molotof kokteyli ve Molotof kokteyli yapımında kullanılan benzin bidonu, 15 adet sapan ve bu sapanlarda kullanılmak üzere hazırlanmış bol miktarda çelik bilye..

Bu çapulculara arka çıktığım sanılmasın ama listeyi görünce gülmeden edemedim. Bunlarmış mı meş’um provokasyon için kanıtlar, yapılan “Taksime sokturmayız” direnişi? Tüm bunlarda, herhangi bir mitinge herhangi bir meydana kıyasla Taksim/1 Mayıstan farklı kılacak ne var? O kadar polis Taksime sokmamak için barikatlarda, sokak aralarında adam kovalamakta kullanılacağına üst aramasında kullanılsaydı bir sorun olmazdı. Sadece bu liste bile meselenin provokasyon falan olmadığını bir sembol, bir inat savaşı olduğunu gösteriyor.

Erdoğan’ın “keşke izin verseydik” sözleri ile ilgilenmemenize şaşırdım. Hükümet kaynaklarının, provokasyona dair istihbaratları olduğunu, bu yüzden yasak geldiğini söylüyordunuz. Oysa şimdi hükümetin başı böyle diyor; ama ilgilenmiyorsunuz..

Başbakan böyle dediğine göre, ya provokasyon istihbaratı yalandı ya da bu istihbarata rağmen yine de izin vermek gibi bir gaflete düşmek sözkonusu. Madem istihbarat vardı neden bu sözler? Yok, ciddiye alnacak bir şey yoktu niçindi bu inat? (Sendikaların ısrarı provokasyon ihtimalinden daha önemli demek ya da istihbarat falan yok ortada. Başka ihtimal yok. ) Bütün bunları sorgulamak bana değil “istihbarat var” bahanesine inananıp yasağı savunanlara düşüyor. Görüldüğü gibi sembol savaşı olduğuna dair kanıt çok.

Bu hakkınızı da kanuna uygun şekilde kullanmak durumundasınız. 1982 Anayasasının 34. maddesi

İlahi..

Yahu biz 82 darbe anayasasının ceberrutluğunu konuşuyoruz, AKP’ye anlayışını değiştirmesi gerektiğini, bu oligarşik sistemi özgür ve demokrat hale getirmesini salık veriyoruz siz yürürlükteki kanunlardan vahy gibi sözediyorsunuz. Diyecek birşey bulamıyorum. Aynı 82 anayasası ile bir başka hak gaspı yapıldığında ne diyeceğinizi merak ediyorum sadece.

Oradaki “sana ne” sorusu size değil ‘devlete’ idi. Çünkü ileri sürdüğünüz bahaneleri/soruları siz değil hükümet/devlet dile getiriyor. “Devletin böyle bir cevap vereceğini söylemedim.” demişsiniz. Devlet bu cevabı izin çıkartmayarak verdi zaten, daha ne diyecekti? Devamını da 1 Mayıs günü getirdi. Devlet-vatandaş anlayışına güzel bir örnekti bu. Burada, kafanıza çaka çaka öğretilen idare hukukunun şekilsel yönünden değil, ruhundan sözediyoruz. Unutmayın; 367′de ‘şeklen’ hukuka uygundu, onun için uygulanabildi, ama adil değildi. Eğer AKP kapatılırsa o da şeklen hukuka uygun anayayasada karşılığı olan bir suçla kapatılacak ama; ama….

Ben sizin “Benim dünya görüşüm vatandaş için devlet anlayışıdır. Devlet vatandaş için vardır. Kutsal olan devlet değil insandır, insan hakkıdır.” demenize itibar edemiyorum maalesef. Çünkü bunun bir söz olarak dillendirilmesi yeterli değil. Bu başlık altındaki yazdıklarınız yaklaşımınız aksini gösteriyor. Katılır katılmazsınız, doğru ya da yanlış, ayrı; ancak benim baktığım yerden bu böyle. (Hele yürürlükteki bir ceza kanunu hak ve özgürlüğün kullanılma talebine karşı sopa olarak gösterdikten sonra bunu nasıl iddia edebildiğinizi de anlamadığımı belirteyim– kanunun içeriğinden, bu tip  sınırların olması gerektiğini tartışmıyorum, “bakın, kanun var” anlayışından sözediyorum.)

Fenerli dostlara selam olsun:)

Eyvallah.. Kaçtı şampiyonluk göstere göstere.. :) Galatasaraya tebrikler.

**

Bir de şunu ekleyeyim. Benim buradaki duruşum belli.

Son günlerde gazetelere bakıyorum bir anda, işçi dostu antiemparyalist kesilmişler sallayıp duruyorlar. Bu maymun herifler eğer izin verilseydi de Taksim’de bir olay olsaydı bu kez de “vay, neden izin verildi, neden olay çıkmasına müsade edildi” derlerdi. O bakımdan at izi ile it izi birbirine karışmasın, konuları değerlendirken bu rezil heriflerin gündemi işleyiş biçiminden bağımsız olarak değerlendirelim. İlkesel duruşları konuşalım. Ne daha miting için meydana gelmeden, bir şiddet görmeden, çiçek, kepenk tekmeleyen, tuğla atan, bilye atan çapulcuların yaptığını tasvip ediyorum ne de polisin orantısız ve çoğu kez gereksiz şiddetini. Yani olanı biteni daha üst noktadan ve ilkesel duruşlar bakımından konuşmak gerek; becerebildiğimiz kadar.

29 hg { 05.05.08 at 00:44 }

Suat Bey,

Öncelikle belirteyim ki kullandığımız dil farklı. Sizin özgürlük yaklaşımınız ile benimki birebir örtüşmüyor. İkimiz de özgürlükçüyüz belki ama özgürlüklerin kullanımı, sınırları konusunda temel bir yaklaşım farkımız olduğu da kesin.

İstanbul emniyetince yapılan açıklamadaki malzemelerle ilgili bir savunu içinde değilim. Onu bilgi olsun diye verdim kendi açımdan izin verilmemesini haklı kılan bir gerekçe olarak değil. Hiçbir şey yakalanmasa dahi benim Taksim konusundaki fikrimde bir değişiklik olmayacak.

Hükümet kaynaklarının dedikleri ile benim dediklerimin örtüştüğü nokta olabilir. Ama ben hükümet böyle dedi diye yasaklansın demedim, demiyorum. Dediğim nokta şudur, hükümetin izin vermemesini isabetli buluyorum, gerekçelerim arasında hükümetin açıkladıkları da var, açıklamadıkları da. İzin verse idi de ben açıkladığım sebeplerle Taksim’de miting yapılmasını uygun görmüyorum.

Yahu biz 82 darbe anayasasının ceberrutluğunu konuşuyoruz, AKP’ye anlayışını değiştirmesi gerektiğini, bu oligarşik sistemi özgür ve demokrat hale getirmesini salık veriyoruz siz yürürlükteki kanunlardan vahy gibi sözediyorsunuz. Diyecek birşey bulamıyorum.

Yürürlükteki kanunlardan vahiy gibi bahsetmek mi? Böyle bir iddianın muhatabı olmak bile ziyadesiyle üzücü. Benim dediğimi anlamıyorsunuz. Farklı bir noktadan bakmayı deneyiniz. Dediğim şudur, hak ve özgürlükler de hukuka uygun olarak kullanılmak zorundadır. Bırakınız inanç-dünya görüşümü, genel yaklaşım olarak, aldığım eğitim icabı dahi bir kanunu vahiy gibi görmem mümkün değildir. Kanunlar için en temel nokta şudur, ihtiyaca göre hazırlanır, toplumsal ihtiyaçları karşılamadığı noktada yasal prosedüre uygun olarak değiştirilier ya da tümden kaldırılır. Ama yürürlükten kaldırılıncaya kadar da tüm hükümlerini icra eder.

Aynı 82 anayasası ile bir başka hak gaspı yapıldığında ne diyeceğinizi merak ediyorum sadece.

Ne diyeceğimi söyleyeyim, eğer Anayasa’da bir yasak var ise uygulamak zorundasınız. Kanunda bir yasak var ise uygulamak zorundasınız. Neden? Çünkü bir hukuk kuralı var. Beğenseniz de beğenmeseniz de. Bu kural özgürlükleri kısıtlıyor diye uygulamamazlık yapamazsınız. Yapmanız gereken yasağı kaldırmaktır. Yasağı kaldırmadan, keyfinizce kuralları uygulamak ya da uygulamamak yoluna gidemezsiniz. Eğer siz kafanıza göre hareket ederseniz hukuk güvenliği kalmaz. Zaten özgürlüklere yaklaşım noktamızdaki bir farklılık da sanırım buradan kaynaklanıyor. Siz kurallara rağmen özgürlükler uygulansın diyorsunuz. Ben de diyorum ki yasaklayıcı kanunları, anayasa hükümlerini kaldırmadan kafanıza göre uygulama yapamazsınız. Önce bunları kaldıracaksınız. Özgürlükler noktasında ancak böyle ilerleme sağlanabilir. Aksi halde her yeni gelen idareciye göre özgürlüklere yönelik uygulama genişler ya da daralır.

Ben sizin “Benim dünya görüşüm vatandaş için devlet anlayışıdır. Devlet vatandaş için vardır. Kutsal olan devlet değil insandır, insan hakkıdır.” demenize itibar edemiyorum maalesef. Çünkü bunun bir söz olarak dillendirilmesi yeterli değil. Bu başlık altındaki yazdıklarınız yaklaşımınız aksini gösteriyor. göstermiyor. Katılır katılmazsınız, ayrı; ancak beim baktığım yerden bu böyle. (Hele yürürlükteki bir ceza kanunu hak ve özgürlük talebine karşı sopa olarak gösterdikten sonra bunu nasıl iddia edebildiğinizi de aünlamadığımı belirteyim.)

Benim sözüme itibar edip etmemek sizin kendi şahsınızla ilgili bir durum. Ben yaklaşımımı/görüşümü söyleyeyim de siz nasıl görmek istiyorsanız öyle görmeye devam ediniz. Algınızı değiştirmek gibi bir çaba içinde değilim. Atalar boşuna dememiş, “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz”.

Yürürlükteki bir ceza kanundan bahsetmedim, sanırım kastınız 2911 sayılı Toplantı Ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu. Bu kanunu sopa olarak göstermiş değilim. Sadece hukuksuz bir durum olmadığını belirtmek için bahsettim bu kanundan.

Yukarıda da değindiğim gibi yaklaşım farkımız var. Hukuki açıdan durumu değerlendirmeyi aklınıza getirmiyorsunuz. Hukuku sadece bir “kılıf” olarak görmek en büyük hatanız. Hukuk, salt usule ilişkin olmayıp esasa da ilişkindir.

Kuralların uygulanması gerektiğini söylemekle, bu kurallar adildir demek farklı şeylerdir. Eğer siz özgürlükleri kısıtlayıcı bir hüküm olduğunu düşünüyorsanız sizin böyle görmenizle o kural uygulanmaktan kalkmaz. Yasal prosedüre uygun olarak yasağı kaldırmak zorundasınız.

Mesela Ak parti kapatılma tehlikesi ike karşı karşıya. İddilaar hukuki olmaktan uzak siyasi mahiyette. Şeklen de olsa AKP kapatılabilir. Yapması gereken iş gayet basit. Bu tehlikeyi tamamen bertaraf etmek için, parti kapatmaya gerekçe kılınan “lailik karşıtı fillerin odağı haline gelmeye” ilişkin Anayasa maddesinin ilgili maddesinde somutlaştırıcı bir düzenleme yapmak, “laiklik karşıtı şiddet içeren fiilerden dolayı kesinleşmiş ceza hükmü ile odak haline gelmiş olmak” benzeri bir şekilde değişiklik yapmak yeterli olacaktır. Ak Partinin neden bu konuda elini çabuk tutup adım atmadığını anlayabilmiş değilim.

***

Yazımdan kaynaklanan, yeterince uzun ve açık yazmamaktan dolayı, bazı yanlış anlamalar da olabiliyor. Medyayı esas alarak konuşmuyoruz zaten. Duruşumuz, sözlerimiz tamamen ilke düzeyinde.

30 murat { 05.05.08 at 06:37 }

Hg bey,

Yazmadan duramadim. Suat Bey’i anladiginizi sanmiyorum. Hukumet’in Taksim’e izin vermesi icin kanun degisikligi mi gerekiyordu? Ortada gosteri kanununa aykiri bir sey varsa ve Taksim icin uygulanabiliyor ise Kazlicesme ya da baska meydan icin neden uygulanamiyor? Dolayisiyla burada kanundan bahsedilmiyor, onun yorumundan yani bir anlayistan bahsediliyor. Siz de “ama kanun var” diyerek coklukla oligarsi taraftarlarinin yaptigi “sekilsel bahanecilik” akimina siginmaya calisiyorsunuz. Bu klasik, bilinen bir anlayis. Savunulan ilkelerin kanunlara uygunlugu konusulmaz, once bu ilkeler belirlenir sonra hukukî alanin bu ilkeler dogrultusunda degistirilmesi gelir. İkincisi birincisinin tartisildigi bir beyin firtinasinda dile getirilen gorusler icin “ama”li bahanesi olamaz. Suat Bey’de buna vurgu yapiyor gorebildigim kadari ile.

31 arif { 05.05.08 at 07:56 }

Bu konu uzadı gibi görünebilir ancak, burada yaşanacak ağır bir katliamın, bu günün koşullarında bir kaç ölüm olayı bile ağır katliam olurdu; zaten kırılgan haldeki demokrasimizi yere sermek isteyenlere fırsat oluştururdu. Benim sevindiğim ve savunduğum, devletin ana iradesinin bu yönde bir provakasyona izin vermediği ve olayları kontrol altında tuttuğunu algılamak olmuştur. Elbette bazı yıkıcı ve bölücü unsurlar ile, vampir medya oyunlarının bozulmuş olmasına üzülmüş olabilir. Bu hengameden bir siyasi oluşum hesapları için-bildiğim kadarıyla Yeni sol arayış DİSK çatısı altında yürütülüyor-ve ben, Suat beyinde sıkça referans gösterdiği Taraf çevresininde bu oluşumla dirsek teması olabileceğini hissediyorum.-Tarafı takip etmediğim için tam bilemiyorum-Önümüzdeki siyasi sürece bir basamak yapılmak isteniyor 1 Mayısta yaşananlar. Birileri oyunlara alet oluyor, hatta AKP nin devletin oyuncağı olduğu bile söyleniyor. Devletin varlığını ve gücünü herşeyden önce özgürlükler için savunmak gerekir. Bence yaşananlar milletimize kurulan tuzağın, çetelerde olduğu gibi devletimizce bozulmaya devam edildiği istikametinde. Türkiye’yi içe kapatma operasyonu, kontrollu olarak önleniyor gibi görünüyor. Zira bu milletin hayrına değil ve birbirimizi yemekten başka bir sonucu olamaz. AB perspektifini savunmak ile, AB birleşikliği ile dünyadaki ve bölgedeki stratejik konumun terkedilip içe dönmeninde karıştırılmaması gerekir diye düşünüyorum. Ülkenin batısında küçük beyaz bir oluşuma kimse razı olmaz . İçe kapanmanın bu sonucu vereceğini ise bugünden herkes öngöremesede, devletin bunu anlaması çocuk oyuncağıdır ve tedbirlerini almasıda gayet normaldir.

32 hg { 05.05.08 at 07:56 }

MuratBey,

Yazmadan duramadim. Suat Bey’i anladiginizi sanmiyorum. Hukumet’in Taksim’e izin vermesi icin kanun degisikligi mi gerekiyordu? Ortada gosteri kanununa aykiri bir sey varsa ve Taksim icin uygulanabiliyor ise Kazlicesme ya da baska meydan icin neden uygulanamiyor? Dolayisiyla burada kanundan bahsedilmiyor, onun yorumundan yani bir anlayistan bahsediliyor. Siz de “ama kanun var” diyerek coklukla oligarsi taraftarlarinin yaptigi “sekilsel bahanecilik” akimina siginmaya calisiyorsunuz. Bu klasik, bilinen bir anlayis.

Hayır bir kanun değişikliği gerekmiyordu. Ben kanunu neden verdiğimi yukarıda yazdım. “… 2911 sayılı Toplantı Ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu. Bu kanunu sopa olarak göstermiş değilim. Sadece hukuksuz bir durum olmadığını belirtmek için bahsettim bu kanundan”. Miting yapmanın kendisi kanuna aykırı değil. Burada belirtmek istediğim idarenin kanuni hakkına dayanarak bir uygulama yaptığı ve bunun hukuksuz olmadığı. Bulunduğu konum itibariyle Taksim kamu güvenliği ve sağlığı için tehlike arzediyorken, kazlıçeşme ya da bir başka meydan arzetmeyebilir. Kanun uygulaması da buna göre yapılır. Taksimde mitin yapılmasına izin verilmeyerek bir başka meydan gösterilmesi bence hukuka aykırı değil. Sebeplerini diğer yazıya yorumda ifade etmiştim. Kısaca belirtirsem, Taksimdeki kısıtlama kamu güvenliği ve sağlığı açısından bence yerinde olup 1 mayıs amacına uygun bir miting yapılacak yer de tahsis edildiğine göre salt şekli değil esas açısından bakıldığında da bir hakkkın kullanımının engellenmesi söz konusu değildir.

Kanunları uygulayanlar, esneklikleri ölçüsünde, kanun hükümlerini özgürlükçü bir yaklaşımla yorumlayabilirler. Öyle de yapmalıdırlar. Ve fakat bir kural var ise -2911 için değil genel kural olarak söylüyorum-,yürürlükte olduğu sürece uygulamak durumundasınız. Özellikle şekli suç ve düzenlemelerde yorum yapmanız güçtür , hatta bazen imkansızdır. Bu durumda yapmanız gereken kuralı özgürlükçü bir yaklaşımla ele alarak değiştirmektir. Şekilsel bahanecilik anlayışına sığınmıyorum. Sadece ilkeyi hatırlatıyorum.

Savunulan ilkelerin kanunlara uygunlugu konusulmaz, once bu ilkeler belirlenir sonra hukukî alanin bu ilkeler dogrultusunda degistirilmesi gelir. İkincisi birincisinin tartisildigi bir beyin firtinasinda dile getirilen gorusler icin “ama”li bahanesi olamaz. Suat Bey’de buna vurgu yapiyor gorebildigim kadari ile.

Suat Bey tam da böyle yapmıyor. Yapmak istiyorsa da tam izah edemiyor öyle ise. Dediğiniz tarzda bir yaklaşımda benim açımdan zaten bir sorun yok. Zaten aksi bir düşüncede ilerleme kaydedemez, kanunları değiştiremezsiniz. (Bu durumda ise esasa ilişkin anayasa değişikliklerini dahi anayasaya aykırı gören CHP’nin hukuk/suz anlayışına düşersiniz.)

33 TT { 05.05.08 at 12:59 }

Suat Bey: ‘Polis devleti’ ile ‘militarizm’ ya da ‘asker devleti’ arasında nitelik açıdan çok fark yoktur.

Bende hiç fark yoktur diyeyim.Çünkü polis devleti demek asker devleti demektir aynı zamanda…

34 Bulent Murtezaoglu { 05.05.08 at 14:54 }

Arif bey,

Bu konu uzadı gibi görünebilir ancak, burada yaşanacak ağır bir katliamın, bu günün koşullarında bir kaç ölüm olayı bile ağır katliam olurdu; zaten kırılgan haldeki demokrasimizi yere sermek isteyenlere fırsat oluştururdu.

Bu tehlike her zaman var. Cumhuriyet mitingleri icin de vardi, herhangi bir siyasal toplanti icin de var. Bizim bunlardan kendimizi korumamiz icin seffaflik olmasi lazim. Saldiri olmadan engel olunduguna ikna olmamiz icin de seffaflik lazim, olursa kim nasil yapti bulmak icin de (1977′deki zaaf oydu). Benim gordugum kadariyla iki senedir hukumet uyguladigi sertligi Pravda ayarindaki basina birseyler bastirtarak savunuyor. Hukuk ve seffaflik diye de ayni basinin koselerinden — hakli olarak — bagrisiliyor is TSK veya yukarida koltuk kapmaca olunca. Ayni liberal/demokratik kistas ve arzular sokaga, polise ve hukumete de uygulansin diyorum ben (ve Suat bey). Bunlar olmuyorsa, olmamasinin veya olamamasinin buyuk zaaf ve eksiklik oldugunu kabul edelim yeter bence. Problem yokmus gibi yapilip, gulunc gulunc seylerle ikna olmak korkutucu biraz.

Benim sevindiğim ve savunduğum, devletin ana iradesinin bu yönde bir provakasyona izin vermediği ve olayları kontrol altında tuttuğunu algılamak olmuştur.

Ama bu alginin dayanagi o guruha karsi olan alerji bence. Isin icine sol girince, capulcu kalabalginin organik olusum oldugu varsayiliyor. Benim de bu adamlara bir sempatim yok ama ‘bu herifler kotudur zaten’ denmesinin yeterli olmadigi, yeterli gorulmedigi bir Turkiye arzu ediyorum.

Elbette bazı yıkıcı ve bölücü unsurlar ile, vampir medya oyunlarının bozulmuş olmasına üzülmüş olabilir.

Kastiniz bu degil tabii ama yikici ve bolucu unsur olarak Suat bey ve bendeniz de ortada. Bu etiketleyici lisani kullanmaya hepimiz yatkiniz, cunku — ozellikle 80′den sonra karsi ses de cikmadan — devamli isittik bunu. Varilmak istenen nokta eger bir olcude isleyen ozgurlukcu ve demokratik bir duzenin hakim olugu bir ortam ise, bu unsurlarin varligi ima ile degil ispat ile ortaya konmali. (Oyle polisin dinledigi telefon konusmalarini basina sizdirip ‘bakin bu kotu adamlar ne demisler birbirlerine, bosuna tutuklamadik’ havasi yaratarak da degil.)

Bu hengameden bir siyasi oluşum hesapları için-bildiğim kadarıyla Yeni sol arayış DİSK çatısı altında yürütülüyor-ve ben, Suat beyinde sıkça referans gösterdiği Taraf çevresininde bu oluşumla dirsek teması olabileceğini hissediyorum.

Hicbirine sempatim yok onlarin, soyleyeyim. Burada (sosyal guvenlik konusunda) galiba DISK’in solunda pozisyon aldik Suat beyle ayrica. Ne kadar garip degil mi?

Ben de farkindayim DISK’in iki senedir bu konuda agiz degistirdiginin bu arada. Mana veremiyorum, hayirli bir sebebi olmadigini dusunuyorum. ‘Taksim fethi’ gibi bir acayipligin isci sinifina hizmet filanla alakasi olmayacagini (sembol aciklamasinin farkindayim), bunu boyle anlatmanin ve ‘isci dusmani’ filan gibi etiketleri kullanilir kilmanin da savunulacak yonunu gormuyorum. Bunlar bence buradaki konuyla alakali degil tabii. O zaviyeden bakmak baska basligin altinda makul olur, buradaki is cok duz bir is.

Devletin varlığını ve gücünü herşeyden önce özgürlükler için savunmak gerekir.

Ama baska bir sey yapmilmis degil ki? Yukarida da soyledim. Birseyler daha ekleyeyim baska yorumlara da kismi gonderme yaparak:

Benim arzum ‘provokasyon olur, koruyamayiz sizi’ denmesinin aslinda bir zaaf ve acz beyani oldugunun anlasilmasi. Bunun ikinci (acz) kismi denmiyor tabii, onun yerine — izin verilmesi durumunda — kalabaligin karakteri bozuk olacakmis gibi de davraniliyor. Cogunlugun istemedigi ve sevmedigi, hatta siddetsever hasimlari olan bir gurubun icabinda ciddi polis varligi ve korumasi ile ne yuruyus yapacaksa yapabildigi bir memlekette insanlarin devlete daha cok guveneceklerini dusunuyorum. Su olayda gozuken o ki ’sizi kotu niyetlilerden koruyamayiz’ seklinde birseyi telaffuz etmeyi birakin ’sizi polisten koruyamayiz’ denmesi daha makul.

Boyle cogunlugun istemedigi seyleri yapanlari devletin korumasinin ornegi de var elimizde ustelik. Daglica baskini sonrasinda devlet anladigim kadariyla oldukca basarili bir sekilde DTP binalarini korudu. Hic zannetmiyorum o binalarin kalabaliklardan korundugu yerlerde DTP’nin populer oldugunu veya polis/jandarma personeli icinde DTP sempatizanlarinin yogun oldugunu. Bu insanlarin vazifesi oydu, vatanseverlik devreye girecekse o vazifelerini duzgun yapmalari noktasinda devreye girdi. Ben kolluk kuvvetlerini hem takdir ettim hem biraz gurur duydum o basarilarindan dolayi.

35 Suat { 05.05.08 at 17:46 }

Hasan bey,

Böyle bir iddianın muhatabı olmak bile ziyadesiyle üzücü.

Aman kardeşim, sizi üzmek, isteyeceğim en son şey. Ben bazen kelimeleri yanlış seçebiliyorum, siz bana bakmayın. Farklılıklarımız olsa da aynı cephedeyiz.

(Bu arada Murat bey beni doğru anlamış, anlatamıyorsam sorun bendedir.)

36 Suat { 05.05.08 at 17:48 }

Murat bey,

Teşekkür ederim.

37 Suat { 05.05.08 at 17:49 }

Bülent bey,

Kastiniz bu degil tabii ama yikici ve bolucu unsur olarak Suat bey ve bendeniz de ortada.

:-))

Hicbirine sempatim yok onlarin, soyleyeyim. Burada (sosyal guvenlik konusunda) galiba DISK’in solunda pozisyon aldik Suat beyle ayrica. Ne kadar garip degil mi?

Kaderin bir cilvesi :-)

38 arif { 05.05.08 at 18:17 }

Bülent bey, olağandışı ve kırılganlığı yoğun bir dönemden geçtiğimiz hepimiz için malum. O ilk Taksim katliamı yıllarında ben daha bir akil baliğ idim sizlere göre.-yaşımız çıkacak ortaya- O dönemde kimin eli kimin cebinde günlerdi. Kimisi pasif davranarak yesinler birbirini üzerinden iş tutuyordu, kimisi dahada benzin dökerek harlıyordu alevi.O katliam üzerinden kaç yıl ve kaç hükümet geçti. Neyin ne olduğunu bilen var mı? Göz yumanlar, ateş açanlar, ellerini oğuşturanlar hep aynı grubun unsurlarımıydı? Bugünde birkaç farklı odak işleri alevlendirmek istiyor olabilir. Bakın daha bugünden Disk ve Kesk seneye Taksime çıkacağız diye meydan okudu. Yani daha şimdiden çatışma pozisyonu ilan edildi. Bunda iyi niyet var mı? Kemal Derviş’i Baykal ile buluşturan Sayın Çelebi’dir. Milletvekilliği beklentisi ise çok sarihti ve Baykal tarafından veto edildi. Diskin ana örgütlü olduğu yerler CHP li belediyeler olmasa, kopacak kıyametin boyutunu düşünemiyorum bile. Buda başka bir etken. Suat bey iyi bilir belki iki yıla yakındır, Türkiye bloke edilmek istenecek, aman dikkat diye diye bugüne geldik. Türkiye kilitlenirse, İran-Çin-Rus bloğunun etkisi artmaz mı? Alın size hiçte hesapta olmayan güçlerin ortalarda cirit atacağına dair bir öngörü. Bunların Türkiye’de iş tutamayacağını sanmak safdillik olur. Kemalizm denen aslında İnönücü statüko-tam durağanlık ve risk almama- unsuruda bu paralelde. ABD nin kafasıda karıştırılıyor bir yandan. Bu AKP ye güvenme bunlar dinci ve yarın İran gibi yapacak diye. Kürtlerin tamamı Türklerle kankardeş olalım, sorunları çözelim mi diyor acaba? Yani Türkiye şu anda bloke edilirse, hele felç olursa diye az bekleyen yok kanımca. Hükümet ve devlet olmak bunlara pabuç bırakmamaktır bir yerde. Ancak yerden kesilmiş bir pehlivan olarak bu kadar. Yinede hiç ummadığım kadar iyi idare edildi. Bu kiltlenme hali ABD nin tansiyonunu da arttırıyor bir yandan. Bir hesap dışı nokta da burada olabilir. ABD yi sıkıştırıp, Türkiyeden istediğini demokrasi dışı bir unsurdan alabileceği yanlışına düşürmek. Ancak AKP kapatılsın yada kapatılmasın, siyasi çizgisinde ve imajında esaslı bir değişiklik olacaktır diye beklemeliyiz. Hatta birazda kapatılmayı istediklerini söylemek abartılı olmaz bu saatten sonra. Bu bitmez iç tartışma ve gerilim ortamı mutlaka sona ermeli. Yoksa yıpratıcı kayıkçı kavgalarıyla daha nereye kadar. Kişileri ve olayları konuşmak yerine yaratıcı teorilerle karmaşayı kavramayı tercih ediyorum. Yarın sandık başında rastgele sallamayız en azından. Suat beyinde içinde olduğu bir liberal oluşum seçime girerse, oyum tabiiki ona…

39 Bulent Murtezaoglu { 05.05.08 at 22:23 }

Arif bey,

O katliam üzerinden kaç yıl ve kaç hükümet geçti. Neyin ne olduğunu bilen var mı? Göz yumanlar, ateş açanlar, ellerini oğuşturanlar hep aynı grubun unsurlarımıydı?

Bunlari o zaman bilemememiz devletin mesru guclerinin ve mekanizmalarinin aczini gostermez mi? Ustune gidilecek olan seylerden biri de o degil midir?

Dogrusunu bilmiyoruz ama sunu biliyoruz: o zaman genel kabul goren hatta belki iki ay sonraki secim sonucunu etkileyen ve o zamanki iktidarin (MC) pompaladigi seyler dogru degildi. Islenen (hele sag basinda) “komunistler birbirini yedi, bunlar boyledir iste” idi. Simdi, biraz anladigimiza gore, o zaman solcularin dedigi daha dogruymus galiba.

Buyuk oldugunuza gore bunu bilirsiniz veya yok oyle degildir diyebilirsiniz belki. O zamanki DISK ile simdikinin gucu zaten kabil-i kiyas degil. Turkiye’de ‘devrim’ olacakti demek degil bu, hatta ben o soylenen yarim milyon rakamindan da emin degilim o kadar, ama bu insanlar zaten meydana filan cikmadan da grev yapip hayati cok ciddi sekilde etkileyebiliyorlardi. Bu grevlerin kimisi ancak siddetle kiriliyordu. O zamanki hava icinde devletin o gucten tedirgin olmasi icin de, ‘devlete meydan okuma’ soz konusuysa bunu anlamli sekilde yapacak kitlenin varligina inanmasi icin de sebep vardi. Yani bugunku ‘devlete meydan okuma’ sozu gibi havada kalacak bir soz olmazdi o soz o zaman edildiginde.

Bakın daha bugünden Disk ve Kesk seneye Taksime çıkacağız diye meydan okudu. Yani daha şimdiden çatışma pozisyonu ilan edildi. Bunda iyi niyet var mı?

Bir senemiz var, bir sene icinde bu devlet Taksim’i nasil guvenli yaparim diye yolunu bulsun, bu blofu gorsun, ciksin basbakan da ‘memleketimizde insanlarimiz bir meydanda bagrismak istiyorsa kimseden korkmadan yapabilirler, baska fenaliga ise musade edilmez’ desin. Bu niye olamiyor? Bu kadar mi gucludur DISK ve diger karanlik odaklar? Bu kadar mi eminiz engellenemez bir kotuluk pesinde olduklarindan? Madem oyle, bu tur seyleri tezgahlamak suc, orgutlu suc, teror sucu filan degil mi? Niye dolasiyorlar bu insanlar ortada? Bu kadar orgutlu ve guclu bir ser odagi varsa devletin yaptigi bunlari senede bir Taksim’den puskurtmekten mi ibaret olmalidir? Eger buysa durum nicin 1 Mayis bekleniyor? Bu insanlar 1 Mayis gecesi bal kabagina mi donerler bir sene sonra fenalik yapmak icin insan sekline donmek uzere?

Bugun vali de karsimiza illegal orgutler cikti ve polise saldirdi demis. Illegal orgut uyesi olmak da polise saldirmak da suc olduguna gore her halde onumuzdeki sene is cikartacaklarin bir miktari hapiste olur. Ben saka yapmiyorum bunlari derken. Bu yapilan imalarin ceyregi bile dogru ise ustune gidilsin isterim. DHPK-C Istanbul disindan adam getirdi filan da deniyor, yakalansin bu insanlar tabii.

Hay Allah, “liberal/demokratik olculer icinde devlet duzgun calissin” argumani icin bu kadar devlet, mahkeme ve polis-perestlik yapmak durumuna kalacagim aklima gelmezdi. Simdi (tahmin ediyorum Suat beyle beraber) aldigimiz pozisyonun dogrulugu/yanlisligi ayri konu da, ne oldugunu anlatamadigimizi dusunmeye basladim. Oyle midir acaba? Yani insanlar ‘tabii canim, bunda anlasilmayacak ne var, ama bu memleket boyle degil bakma sen kanun hukuk sefafflik filan dedigimize’ mi diyorlar, yoksa ‘delinin zoruna bak, oyle davranan devlet mi olurmus?’ mu?

40 hg { 05.05.08 at 23:25 }

Bülenet Bey,

Simdi (tahmin ediyorum Suat beyle beraber) aldigimiz pozisyonun dogrulugu/yanlisligi ayri konu da, ne oldugunu anlatamadigimizi dusunmeye basladim. Oyle midir acaba? Yani insanlar ‘tabii canim, bunda anlasilmayacak ne var, ama bu memleket boyle degil bakma sen kanun hukuk sefafflik filan dedigimize’ mi diyorlar, yoksa ‘delinin zoruna bak, oyle davranan devlet mi olurmus?’ mu?

Biraz güç oldu anlamak ama sonunda anladım ne demek istediğinizi kendi adıma. Ve fakat görüşünüze katılamıyorum.

Bu memleket böyle bakma sen kanun hukuk şeffalık filan dediğimize de demiyoruz. Diyen olduğunu da sanmıyorum. Hepimizin arzusu, şeffaf özgürlükçü kanunlar, yönetimler…

41 arif { 05.06.08 at 07:50 }

Bülent bey, herşeyi bilmemiz elbette mümkün değil. Ancak dikkat çeken bazı şeyler en azından sukunetle davranmayı gerektirmeli diye düşünüyorum.
O günkü MC nin vurucu takımı kullanıldığını idrak edip, bugün olaylara katışmamak için elinden ne geliyorsa yapıyor.-MHP ve Ülkücüler-
Sol ise o gün için hadi devrim yapacağına inanmış olabilirdi. Konjoktür böyle algılamaya uygundu. Peki bugün ne için yangına körükle gitmek? O günlerde felç halinin sonuçta solun hayrına olmadığı ortaya çıktığı halde, bugünkü basit bir inat olarak mı algılanmalı. Üstelik demokrasi tarihimizdeki en özgürlükçü açılımları yapan iktidara karşı.
Muhtemelen gelecek 1 mayısta iktidar olamayacak bir heyeti bugünden sıkıştırma aceleciliği taksim inadının bu alanda gösteri yapmak maksatlı olmadığını çağrıştırıyor bana. Bugün bu olayları yönlendiren medyanın o günlerde oluşturulduğunu da unutmamak lazım. Karacanlara Milliyeti neden sattınız diye sorulduğunda. Abdi beyin akibetinemi uğrasaydık dediğini hatırlamak lazım. Yaşananların medya dev aynasında büyütüldüğününde bir manası olduğunu kavramak gerekir. Ben medyanın kışkırtıcılık görevinin ana istikamete etki etmek maksatlı olduğunu ve şimdilik sol unsurların yanında imiş gibi yapmasını mevzi buluyorum. Maksat hasıl olduğunda polis kahraman, o solcular çiçek katili oluverirler. Yani olanları, demokrasiyi, siyaseti falan birazda medya imajı üzerinden algılıyoruz.Devletin ana istikametine yön verme kavgası,-bunun harici ve dahili gayretkeşleri olabilir- günlük siyasi mülehazalarla sisleniyor olabilir. Bunu yapanların bizlerden daha donanımlı oldukları ise tartışma götürmez. O sağ sol olaylarından sonra, devletin ana çizgisi solun beklediğinin tam tersi olmuştu. Liberal ekonomi ve dışa açılma. O kadar kavga meğerse neye hizmet içinmiş diye hiç hayıflandıklarınıda görmedim doğrusu. Muhtemelen neyin ne olduğunu hala anlamadılar. Bugünde ana politika nasıl oluşacak ona bakmak lazım. Çelebi efendinin bununla pek ilgili olduğunuda sanmıyorum doğrusu. Benim meramım yaşanan olayların bir amacı olduğu, ve bunun nasıl sonuçlanacağını kavramak. -Sabırla beklemek lazım aslında- Yoksa İşçilerin Taksimde ve her meydanda 1 mayısı bayram gibi kutlaması ne saadet. İnşaallah o günleride görürüz.

42 arif { 05.06.08 at 12:51 }

hg nin tartışamaya dahil olduğu yorumunu okumamıştım. Hakikat perdesini aralamak, avazın çıktığı kadar şeriata-hukuk manasında- uymasanızda olur, herşey hayal diye bağırmayı doğru karşılamıyor. Neyzen ve Bekri penceresinden bakınca başka tabii. Malum cağaloğlu hamamında üç gün demlenip tütsülenince anadan üryan sokağa çıkıp, herşey hiçbirşey, herşey hayal diye bağırıyor Neyzen. Zaptiyelerce alınıp temiz bir sopa yediğinde, herşeyde hayal değilmiş galiba dediği rivayet edilir. Hiç olan falaka bu kadarmı can yakar birader diye sızlanmış fakir. Yaşananların bir arka planı olduğu hakikat isede, ön planda olanlar önemsiz bir hiçlikten ibaret olmasa gerek vesselam…

43 TT { 05.06.08 at 17:44 }

arif bey Yani olanları, demokrasiyi, siyaseti falan birazda medya imajı üzerinden algılıyoruz.Devletin ana istikametine yön verme kavgası,-bunun harici ve dahili gayretkeşleri olabilir- günlük siyasi mülehazalarla sisleniyor olabilir. Bunu yapanların bizlerden daha donanımlı oldukları ise tartışma götürmez. O sağ sol olaylarından sonra, devletin ana çizgisi solun beklediğinin tam tersi olmuştu. Liberal ekonomi ve dışa açılma. O kadar kavga meğerse neye hizmet içinmiş diye hiç hayıflandıklarınıda görmedim doğrusu. Muhtemelen neyin ne olduğunu hala anlamadılar. Bugünde ana politika nasıl oluşacak ona bakmak lazım. Çelebi efendinin bununla pek ilgili olduğunuda sanmıyorum doğrusu. Benim meramım yaşanan olayların bir amacı olduğu, ve bunun nasıl sonuçlanacağını kavramak. -Sabırla beklemek lazım aslında-

Arif Bey’in yorumlarında haklılık payı var…Ben şahsen komplo teorilerine itibar eden biriyimdir.Fakat gelecekle ilgili planların da nasıl sonuçlanacağının “kestirilemez” olduğunu iyi biliyorum,çünkü hayatta dünya kadar değişken var ve bunlar geleceği tamamen öngörülemez kılıyor…
Dolayısıyla bu ülkede gecede 50 tane plan üretildiğini ve bunlarında çoğunun sonuçsuz kaldığını en azından sırf AKP’ye karşı yapılan dünya kadar planın nasıl sonuçlandığından bile görebiliriz ..
Yani ülkeyi 12 Eylül’e götürmek elbette bir plandı buna katılıyorum ama planı yapanların amacı Türkiye’de liberalleşmenin önünü açmak gibi bir amaçlarının olduğunu düşünmüyorum..Bazan basit gerekçelerle bir şeyler yaparsınız olaylar onun büyük şeylere vesile olmasına neden olur kelebek etkisi…:) Mesela Demirel bir yerdeki bir ifadesinde “Amerika kincidir intikamını mutlaka alır” diyordu..
12 Eylül sürecinin bir gerekçesi de Amerkaya rağmen 74 Kıbrıs çıkarmasının yapılması deniyor yani Bülent Ecevit’in yaramaz çocuk,Demirel’in uslu çocuk olması ve darbeye giden sürecin önünü açması etkili olmuş olabilir..Yada günümüzde tezkereye hayır diyen Tayyip’in de bu tür yaramaz çocukluklardan birini yapması ve devam etmesi gibi…Ben 12 Eylül’den sonra gidişatın plan yapanların istediği gibi olmadığını bu gün plan yapanların istediği istikameti de veremeyeciğini düşünüyorum…Çünkü görelim Amerika neyler değil, mevlam neyler diyenlerdenim…: )

44 suzannur { 05.06.08 at 20:24 }

Bir şey sormak istiyorum.
Yeni Şafak gazetesine düzenlenen saldırının Fehmi Koru’ya bir gönderme olduğunu düşünüyorum. Fazla mı komplocuyum acaba?

45 karabulut { 05.07.08 at 12:31 }

Bence hükümet 1 mayısta kendine ve bugüne kadar dilinden düşürmediği demokrasiye yakışmayan bir davranış sergilemiştir. Ne olursa olsun güvenlik güçleri bu kadar şiddet kullanmamalıydı. Hastanelere gaz bombaları , insanlara insafsızca saldırmak günümüz Türkiyesine yakışmayan tavırlardı. AKP bu davranışıyla demokratlığına gölge düşürmüştür. Demokrasi sadece kendilerine istenen bir kavram olmamalı. Toplumun tüm kademelerine ve bireylerine lazım olan kavram olmalı. Açıkçası bu duruma karşı onlardan çok daha farklı bir tepki beklerdim. Tam bir hayal kırklığı oldu.

Önemli


Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederim.

***

Siz de düşüncelerinizi paylaşın: