Random header image... Refresh for more!

Basiret

1 Mayıs’ın tatil yapılmasına ilişkin teklifleri, akıllara zarar bir mantıkla, milli geliri gün sayısına bölerek buldukları “2 milyar dolar zararımız olur” saçmalığıyla kabul etmeyen AKP, Taksim meydanı kutlamalarına da izin vermedi.

Neden Taksim için aradan geçen 30 yıla rağmen halen izin verilmez? Neyin inadıdır bu? Taksim’de olunca yapılacak provokasyon başka meydanda olamaz mı?

Böyle güzel pasları gole çeviremeyen, ağzının ayarını kaçırıp kendisinin de ayak olarak görüldüğünü unutup, baş/ayak muhabbetine giren, kapatma davası için gözüne ışık tutulmuş tavşan gibi bekleyen, basireti bağlanmış gibi garip davranışlar sergileyen Erdoğan hangi mantıkla bunları yapıyor, tahmin eden var mı?

46 comments

1 Fikir Alemi { 04.30.08 at 19:49 }

bence şu sebeple yapıyor olabilir:
Düşünün ki dindar insanlar resmi tatil gününün pazardan cumaya alınmasını talep etsin.Malum çevrenin tepkisi ne olur?Cuma gününü bile kapatırlar heralde.Aynen böyle 1 mayısta bazı şeylerle özdeşleşmiş.Örneğin:PKK,Aşırı sol örgütler,cam çerçeve falan işte…

2 cemal { 04.30.08 at 19:49 }

Su anda her turlu kargasa, karisiklik AKP’nin eksi hanesine yazilir, o yuzden halki derin devlete karsi gosteriye cagirmiyorlar mesela… AKP kendini devlet ile yakinlastirmaya ugrasiyor ayni zamanda.. Sonuc: Taksim’de gosteri yasagi, 12 Eylul yonetiminin dedikleri oluyor ama yapacak baska bir manevralari yok gibi gozukuyor.. AKP cok zor bir dengeyi gutmeye ugrasiyor - gosteri bastirirken ezen taraf olarak gozukme pahasina..

3 ucanbalik { 04.30.08 at 20:44 }

Sendikaların taksim inadına anlam veremiyorum. Taksim’de olacak provakasyon elbette başka meydanlarda da olabilir, ama Taksim in çok önemli bir farkı var.

Aksiyonda bunla ilgili geçen sene ‘askeri taksime çekme planı’ başlıklı bir yazıya yer verilmişti.. Şöyle;

Hedef askerin gelip Taksim gezi parkına konuşlanmasını sağlayacak provokatif eylemlerin altyapısını hazırlamak. Çünkü EMASYA planları gereği; Taksim meydanında gelişecek olaylara askerin doğrudan müdahale yetkisi var. Böyle bir durumda polis de askerin emrine giriyor, gözaltılar dâhil olmak üzere bütün yetki, olaya müdahale eden askerî birliğin komutanına geçiyor. 1 Mayıs öncesi bütün plan bunu sağlamak.

Aksiyon�a bu bilgileri veren kaynak, son günlerde bazı grupların 1 Mayıs işçi bayramını özellikle Taksim meydanında kutlamak için bu kadar ısrarcı olmalarını anlamlı buluyor. Askerin bu şekilde olaylara müdahale etmesini sağlayacak provokasyonların baş göstermesi ve 1977�dekine benzer yeni bir kanlı �1 Mayıs�ın yaşanması halinde olayların nerelere tırmanacağını kestirmek zor değil.

http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=26932

4 suzannur { 04.30.08 at 20:57 }

Korkunun sebebi, bu sürece kadar büyük bir olayın yaratılamamış olması ve 1 Mayıs’ın derinlerdekilere bu fırsatı vereceği korkusu olabilir. İçinde olduğumuz süreci yaşamasaydık, belki izin verilebilecekken, şu an cam-çerçeveyi aşacak sorunlarla yüzleşilebilme derdi bunun asıl nedeni olmalıdır.
Neden Taksim, neden illa da bir şeylere zarar verme kültürü, bayram nerede, tatil mi olsun, tatile kimse hayır demez, bu hepimizin işine gelir, evde-dışarda bir gün daha…
Peki izin vermemek yaşanacaklara engel olacak mı? Sanmıyorum, yine bir şeyler olacak. AKP’de bakın en azından ben izin vermemiştim siyasi rantının ardına yaslanacak.
AKP bununla da sınırlı kalmıyor bu günlerde, demokratikleşmeden öte, Fikret Bila aracılığıyla Deniz Baykal’la siyaset masasına oturmaya hazırlanıyor. Çözüm de başkanlık koltuğunu kazanan Baykal’ın daha rahat olacağı ve daha esnek bir dil kullanacağı inancı. O masada nelerden taviz verilecek ve AKP devlet partisi olmaya daha da mı yakınlaşacak?
Ergenekon’un çözümü… Alparslan Arslan kararını okudunuz mu?
Demokrasi ve liberalizm…
Sivil anayasa…
Hukuk…
Bu ülkede teferruat olmaya devam edecek ne yazık ki!
Ve yine her şey sırlanacak. Bir an ümitvar olmuştum, Ergenekon ve derin devlet ayağı çözümlenirse daha demokrat bir ülke oluruz ve hızlı adımlarla gelişmeyi arttırırız diye…
Eski tas eski hamam.

5 Mister No { 04.30.08 at 21:42 }

Uçanbalık Beyin örnek verdiği komplo teorilerine prim verilirse özgür alanı iyice daralır. Bu tip teorilere baskıcı yönetimler itibar eder. Hepimiz aynı atmosferde yetiştiğimiz için olsa gerek özgürlüklere karşı bir güvensizlik, korku var.
Erdoğan bunları hangi mantıkla yapıyor bilmem, spontane konuşuyor olamaz. Bir bildikleri vardır.

6 arif { 04.30.08 at 22:01 }

Çok karmaşık olaylar kurgulanıyor. Bazı bildik tanıdık tezgahlar açılsada, bu kez daha farklı bir kurgu yaşanıyor sanki. Metin bey bir alt başlıkta, bazı endişeleri ve korkuları sıralamış. Bunlara katılmamak elde değil. Yinede bu işlerde AKP en masumu. Yalnız burda hesap edilmesi gereken, bu kapatma davası sonuçlandığında ve büyük olasılıkla AKP kapandığında, büyük oranda AB yoluda kapanmış olacak. Bu açıdan bakıldığında bu olayın basit bir iç çekişme olmanın ötesinde, yaşlı Avrupanın Türk hayat öpücüğünden faydalanmasının da önünü kesmek oluyor bir yerde. Daha liberal, daha müreffeh bir ülkenin, daha pasif ve edilgen olacağı inancı, bazı büyük projelere-ortadoğunun yeniden tanzimi gibi-katılmakta ayak direyeceği inancıda bir etken olabilir mi diye düşünmeden edemiyor insan. Yalnız ne korkusu, ne sendromu ise artık, çok güçlü bir baskı olduğu ve AKP nin bu baskıyı göğüsleyemediği ortada. Ben şahsen bunu, basit bir korkaklıktan ziyade, sürecin çatışmayla ulaşabileceği boyutunun yaratacağı tahribatın, millet yararına göze alınamadığı olarak okuyorum. Taksim inadı ve burada söz konusu edilen risk ve provakasyonun ise bu denklemin dışında olduğunu sanıyorum. Bir olasılıkta, Kayserili kurnazlığı olabilir mi diye düşünmeden edemiyor insan. İç siyasi yapıyı zayıflartarak, ABD nin taleplerini havada bırakmak gibi. Mesela Dick Cheny’in Erdoğana Afganistan için asker göndersene dediğini varsayalım. Erdoğanda; kardeşim sen onu başsavcıdan iste, benim borum ötmüyor dese ne olur? -Baykal başbakan Cheny’ye ağlamış diyordu-Şaka gibi değil mi? İnönü’nün Churcill’den ikiyüzbin kabara talebinde bulunması gibi. Katırların nallarını çakmak için. Çok üzülmeden, sağlıkları tehlikeye atmadan, sabır ve tevekkül ile izlemek lazım. Blogcular ve yorumcular fazla mesaiye hazır olmalı. Medya ve siyaset dünyasında yeni oluşumlar hız kazanacak gibi. Bu arada Baykal bu işlerin neresinde diye sormak çok daha anlamlı olabilir. Bu kurt politikacı, basit hesaplarla mı, yoksa mütedeyyin insanları rahatlatmak içinmi yaptı kurultaydaki konuşmayı, bir bakmak lazım.

7 Bigalıoğlu { 04.30.08 at 22:26 }

Kutlamalar Taksim’de yapılırsa sesleri daha bir gür mü çıkacak?
İstanbul’u kilitleyeceksin.Trafik felç olacak.Provakörlere gün doğacak.

Sonra,sonra bütün faturayı,valiliğe,hükümete keseceksin.
Biz nelerle uğraşıyoruz.

Adam çıkmış tv’ye 301.maddede türklük mü,türk milleti mi olsun diye,iki saat gırtlak patlattı.1 haftadır bunla uğraşıyoruz.301 benzeri 30 tane daha madde var.

Bırakalım boş,beleş işlerle uğraşmayı.
Ülke kötüye gidiyor,geçen seneyi kaybettik.Bu senede kayıp.
Allah bize kolaylık versin.

8 ucanbalik { 04.30.08 at 22:53 }

Mister No,

normal şartlar altında söylediğinize katılırım. Ama Ergenekon gibi bir derin çetenin varlığı şu dönemde gün yüzüne çıkmışken, ‘komplo teorisi’ denip basite alınacak bir şey gibi gelmiyor bana bu.

9 Da Vinci { 05.01.08 at 07:26 }

Suat,

1 Mayıs’ın tatil yapılmasına ilişkin teklifleri, akıllara sakat bir mantıkla, milli geliri gün sayısına bölerek buldukları “2 milyar dolar zararımız olur” saçmalığıyla kabul etmeyen AKP, Taksim meydanı kutlamalarına da izin vermedi.

Bu gerekçeyi sunan adamın aklından şüphe etmek gerekir. Gerçekten zihinsel işlevselliğini sorgulamak lazım ciddi ciddi bu gerekçeyi sunanların.

Ayrıca “o zaman neden Ramazan ve Kurban bayramlarını 3 ve 4 gün yerine birer gün yapıp 10 milyar dolar kazanmıyoruz” diye de sormak gerekir bu pek zeki vatandaşlara.

Bu arada “akıllara sakat bir mantıkla” demişsin de o “akıllara zarar” olacaktı sanki, “akıllara sakat” diye birşey ilk defa duydum :))

10 TT { 05.01.08 at 08:54 }

Sn.Uçanbalığın aktardığı aksiyondaki alıntı bence her şeyi ortaya koyuyor…Suat Bey’in sorusu da cevabını buluyor.
Demek ki Hükümet basiretli davranıyor…

11 Leyla { 05.01.08 at 10:04 }

Uçanbalık’a ve verdiği bilgilere katılmakla birlikte eklemek istediğim şey, semboller her zaman daha çok kışkırtır, akılda kalır, heyecanlandırır. Taksim’in bir sembol olduğu aşikar… Onların eline sembolleri verilmezse birşeylerin eksik olacağı da ortada bir gerçek… Halkın üzerinde kara bulutlar estirecek “memleket karıştı, ne olacak halimiz” dedirtecek olaylar çıkarılmasında bir eksiklik olması da iyi. Bu anlamda Taksim yasağının olması bana mantıklı ve manalı geliyor. Umarım yanılmıyorumdur ve siz haksız çıkarsınız da başka yerler daha çok karışmaz.

12 Bulent Murtezaoglu { 05.01.08 at 10:58 }

Hukumet ve Erdogan icin sadece insanlardaki bakis acisi degisti bence, rakamla yapilan komiklik dahil hep boyleydiler (hatta burada ‘bu nasil hesap?’ diye bir suru sey konusmusuzdur). Ben de farkindayim haklarinda iyi konusulmamaya baslandiginin ama bunun dava ile mi alakasi vardir yoksa yavas yavas hissedilmeye baslanan ekonomideki kotulesme ile mi yoksa baska bir hesap mi var bilemiyorum.

Bu olanlar bizim kabahatimiz diyecegim ama tabii elimizden pek birsey gelmezdi. Bugun olan (insallah kansiz) tatsizlik da, hukumet tarafindan gelen ‘ne dedi simdi?’ seklinde tepki doguran laflar da gecmiste ustune gidilse bir nebze hallolabilecek seylerdi dusunuyorum. Gecen seneki 1 Mayis’ta olanlari anlamadik, Hurriyet’in yaptigi ‘cafedeki beyefendi tokat yedi, sorumlusunu bulun’ maskaraligi haric ciddi sekilde ustune giden muhalefet veya buyuk basin gurubu da olmadi gorebildigim kadariyla. Belki polisin o sertligi icin hakli sebepler vardi ama ogrenemedik.

Ne olabilirdi mesela? Iste su su ve bu gurup berbat isler planliyordu derlerdi, yakalayip mahkemeye cikartirlardi ve ikna olurduk. Genclerin sopalanip gazlanmasi sadece ‘devlete meydan okunmaz’ inatlasmasi diye degil, ciddi bir tehlikenin bertaraf edilmesi olarak anlasilirdi. Bunlar basinda cikan makalelerle ikna olunacak isler degil. Hukuk ve ceza mekanizmalari ve acik mahkemeler halkin devletin kulladigi siddetin mesruiyetine ikna edilmesine de yariyorlar. Kaldi ki, buyurun, ‘basiret’ olcusu askerin Taksim’de olmamasi idiyse bu sene asker Taksim’de.

Baska ne olabilirdi? Langir lungur konusuldugunda sadece ‘oteki’ bellenen basin veya halk kitleleri degil, ‘taraf’ basin da hukumeti sIkIstIrIrdi. Boyle “aklima geldigi gibi konusurum, ipe sapa gelmez laflar ederim yaptigimin adina da ‘hitabet sanati’ derim” gulunclugu tarz olarak bu kadar yerlesmezdi.

Tabii insan boyle seylere gulebilse, cete isleri gundemdeyken o tur bir orgutlenmenin maskara olani degil — malesef — tikir tikir calisaninin da bulastigi ‘77 hadiselerini nicin beraber hatirlamiyor insanlar diye sormak da kabil.

Neyse, bir haftadir suyumu ancak iplik gibi akitabilen devletin bana satmadigi tazyikli suyu ne yaptigini gormus oldum hic olmazsa. Karamsar olmamak lazim.

13 hg { 05.01.08 at 11:56 }

Neden Taksim için aradan geçen 30 yıla rağmen halen izin verilmez? Neyin inadıdır bu? Taksim’de olunca yapılacak provokasyon başka meydanda olamaz mı?

İstanbul’da yaşayanlar, İstanbul’la az çok ilgili olanlar bilirler ki Taksim Meydanı dediğiniz yer öyle miting yapılacak bir meydan değildir. Alanı çok sınırlıdır. Günün her saatinde çok kalabalık bir nüfusa sahiptir. Alış-veriş mağazalarının olduğu bir yerdir. Bir provakatif eylem olduğunda müdahale etmek, önlemek son derece güçtür hatta imkansızdır. Maksat eğer eylem yaparak 1 mayısı kutlamaksa bunun için uygun meydanlar var. Mesela en uygunu Kazlıçeşme meydanıdır. Orada yapılabilir.

Taksimde meydana gelecek bir olayın önlenemeyeceği açıkça ortada iken, “neden inat ediliyor da izin verilmiyor” demek “provakasyona, mal’a cana zarar vermeye neden izin verilmiyor” demekle neredeyse eşdeğerdir.

Evet başka meydanlarda da provokasyon olabilir ama mesela kazlıçeşme şehrin göbeğinde değildir, kalabalık bir nüfusu yoktur. Olayların kontrol altına alınması, provakatörlerin tespiti, yakalanması daha kolaydır vs.

Tatil yapılmaması bakımından ileri sürülen hükümet gerekçesi inandırıcı gelmiyor.

1 Mayıs açısından şöyle bir durum da var; artık eskisi gibi bir kutlama, coşku yok bu konuda. 1 Mayıs tatil yapılmalı mıydı, yapılmamalı mıydı tartışılabilir.

14 Mister No { 05.01.08 at 13:57 }

Da Vinci bey,
10 milyarı duyunca heyecanlandım bir an.
Ben tatil yanlısıyım, 21 Mart, 8 Mart, 1 Mayıs hepsi tatil olsun.
Sermaye sınıfına 364 gün (bu yıl 365) bayram zaten. Bir gün de emekçi kesimine verilsin.

15 Mister No { 05.01.08 at 13:58 }

Yaw yıl 365 gün değil de, 366 gün sürünce ulusal gelir 2 milyar dolar artıyor mu?

16 yavaş yavaş { 05.01.08 at 14:23 }

suat bey’in sorduğu soruların cevabını verebilen birini görmedim. ben de anlamış değilim.

bu yazıya yasağı savunmak adına verilen yorumlara ise can dündar aşağıdaki yazıda cevap vermiş:
http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=522815&AuthorID=75&Date=01.05.2008&ver=54

17 suzannur { 05.01.08 at 18:01 }

Sökülen ağaçlar, kırılan taşlar, arabalara ve camlara -hınçla- kırmaya yönelik davranışlar tam da bayram havasını andırıyordu doğrusu! Bayramımız kutlu olsun. Özellikle İşçi Bayramında üniversiteli öğrencilerin ellerinde değişik bayraklarla ve taşlarla savundukları neydi anlayamadım, hele geceden hazırlanan molotof kokteylleri ve silahlarla yakalanan bayram kutlayıcıları da anlamama seviyemi üst seviyeye taşıdı. Ankara’daki lise kıyafetli öğrenciler ise anlama seviyemi altüst etti.
Harika bayram kutlarız biz, aferin bize.
Hükümete kızsam da izin vermedi diye, izin verseydi neler olurdu tahmin bile edemiyorum, o molotof kokteylleri bulunmasaydı, silahlar kullanılma fırsatı bulsaydı?!

18 tuhaf { 05.01.08 at 18:45 }

Hemen hemen her yorumda yer alan ERGENEKON’un su yüzüne çıkmasından vs. bahsederken hangi mahkeme kararı hangi iddianameye dayanılarak söyleniyor bunlar. Ergenekon henüz muamma olma özelliğini koruyan bir süreç değil mi?

AKP diğer siyasilerin yaptığından farklı bir şey yapmadı. Bence bu devlet politikası haline gelmiş bir vaka. Suat Bey’e katılıyorum. Ha Taksim ha Çağlayan Meydanı.. Provokasyon her yerde aynı, bomba her yerde aynı. Asıl izin verilmemesi bir gerginlik yaratıyor.

Türkiye gündeminde bir haftadır Sabah ihalesi ve Hüseyin Üzmez vakası varken Düşünceler’in bu olayları sessizce geçmesi beni üzdü. Ergenekon gözaltılarını aynı gün burda geçerken tutuklu yargılanma süreci burayı fazlasıyla hak ediyordu. Üzmez televizyon tartışmalarındaki konuşmalarıyla sempatimi kazanmış, çok sevdiğim biriydi. İlk duyduğumda komplo olması üzerinde dururken şimdi olmaması üzerinde daha fazla duruyorum.

19 Suat { 05.01.08 at 22:08 }

Taksim, provokasyon korkusu vs ile alakalı yorumlara katılmadığımı belirteyim. Yasaklarla, korkularla bir yere varılmaz. Yasak her zaman cazibeyi de beraberinde getirir.

Soğuk savaş yıllarında pekçok olaylı 1 Mayıs gösterisine ev sahipliği yapan batılı ülkelerin en büyük meydanları bugün 1 Mayıs’ı kutladılar.

Aksiyon’da dillendirilen teori de hiç ikna edici değil. Askerin Taksim’e çekilmesi gibi bahaneler bana sağ kulağı sol elle tutturma çabası olarak geliyor. Daha yaratıcı bahaneler bulunmalı.

Provokasyon her meydanda olabilir, kalabalığın olduğu her yerde yaratılacak bir panik/telaş havası istenmeyen olaylara sebep olabilir. Her meydanda kaldırımlar sökülür, çiçekler yolunur, camlar kırılır, kepenkler tekmelenir. Bunlar Taksim’e has şeyler değil.

Ayrıca sendikaların Taksim’e tek koldan gelme ve dolayısı ile emniyet subabı olarak iki kolu açıkta bırakma önerisi de dikkate alınmadı. Dolayısı ile bu bahane de ikna edicilikten çok uzak.

Taksim ve 1 Mayıs, elbette onu sembol olarak görenler için bir semboldür. Bunu bir sembol yapma hakkı da var insanların. Unutmayalım başörtüsü de bazılarının gözünde bu sembol olarak görülüyor, karşı çıkılıyor; bunun temel bir insan hakkı olduğu unutularak.

Gösteri/yürüyüş/miting hakkı da bir insan hakkıdır. Çok geçerli neden olmadıkça bu haklar engellenmemeli. (Bülent bey “Iste su su ve bu gurup berbat isler planliyordu derlerdi, yakalayip mahkemeye cikartirlardi ve ikna olurduk.” demişti. Böyle birşey geçen yıl da yoktu, bu yıl da.)

1 Mayıs/Taksim nasıl sembol ise Taksim yasağı da adeta 12 Eylül rejiminin sembolü olmuş sanki. Şimdilik semboller savaşını ‘devlet’ kazandı.

AKP sanırım, kendisinin (ya da Erdoğan’ın) bekası için sisteme eklemlenmeye, onunla barışmaya, uzlaşmaya çalışıyor. Oysa bu yönde atacağı her adım oligarşik sistemin ömrünü uzatıyor. Ve sistem, bu şirin gözükmeye çalışan AKP’ye, yaptığı şirinliklere rağmen acımayacak. AKP çok, ama çok yanlış davranıyor.

AKP çabuk hareket etmeli, gerekirse Erdoğan ve kurmayları kendilerini harcayarak, ekonomik disipline zarar vermeyecek bir süreçle ülkeye büyük bir özgürlük ve demokrasi açılımı getirip referanduma gitmeliydiler. Bunu yapmadıkları gibi son bir ayda saçma sapan şeyler yaptılar. Erdoğan ağzının ayarını iyice kaçırdı. Kendisine haksızlık yapanlara karşı mıkabelesi bir yana; ancak toplumda bu biçimde bir duruş sergilemeyenlere karşı olan tutumu/uslubu hiç hoş değil. ve bu toplumdaki kutuplaşmayı, çatlağı daha da derinleştiriyor.

Abdullah Gül bu tip konu ve duruşlarda Erdoğan’dan en az 4-5 gömlek üstün. Bazen Erdoğan’daki bu kaymanın Gül’ün her zaman yanında olaMamasına bağladığım oluyor. Gül onu frenleyip, ikna ediyordu sanırım yanında iken. Erdoğan acilen, hem üslubunu, hem de bu garip politikasını değiştirmeli. Daha da önemlisi anlayışını değiştirmeli. Sağlam danışmanlar bulmalı, dört düşünüp/danışıp iki söylemeli, bir yapmalı.

Kısaca pek umutlu değilim ‘yakın’ gelecekten. İnşallah yanılırım. Neler olacak bekleyip göreceğiz.

20 hg { 05.01.08 at 22:13 }

1 mayıs mitinginin Taksim’de yapılmasına izin verilmemesinin eleştirilmesine, Takism’le bir başka yer arasında fark olmayacağını söyleyenlerin sözlerinin sasnırım tek bir sebebi olabilir: sanırım bu arkadaşlar İstanbul’da yaşamıyorlar, İstanbul’u hiç bilmiyorlar. Taksimde meydana gelebilecek bir olayın nelere mal olacağını hiç tahmin edemiyorlar.

Ayrıca bu kutlama neye yarıyor, neyi çözüyür? Hangi işçi sorunu dile getiriliyor ve buna çözüm aranıyor? Sendikalar bu şekilde şov yapacaklarına işçilerin haklarını savunsunlar.

İşçilerin primleri ile alınan milyar YTL değerindeki SSK hastaneleri bedelsiz Sağlık Bakanlığına devredilirken neredeydiler? Tuzla da işçiler ölürken neredeler?

Sendikalar madem işçi bayramını kutlamak ve işçinin sorunlarını dile getirecekler, provokasyondan uzak, daha geniş kalabalıkları toplayabilecekleri büyük meydanlarda neden yapmamakta ısrar ediyorlar?

Yanlışları eleştirelim ama doğruları da yanlışların kefesinde ziyan etmeyelim.

21 Suat { 05.01.08 at 22:34 }

@Tuhaf,

Herşeyi yazmam mı gerekiyor? Ne Vakit gazetesini ne Hüseyin Üzmez’i takip etmiyorum. Adî, aşağılık bir suç; işlemişse, cezasını çeksin. (Ayrıca Üzmez’in konuşmaları bana saçma sapan gelirdi, sizin sempatiniz varmış, ne yazmamı bekliyorsunuz, yoksa onu savunmamı mı?)

Güler Kömürcü de gözaltına alınmıştı, üstelik Ergenekon ile alakalı; onu da yazmadım. Ali Kırca’nın kaseti çıkmıştı bir ara, onu da yazmamıştım.

Bu bakışı anlamıyorum. Benim işim yazarlık değil, bambaşka işi gücü olan, yoğun bir insanım. Bu yoğunluk dönemsel olarak da değişebiliyor. Mesela bugün, öğlen yapılmış yorumları bile daha yeni onaylayabildim.

Sabah konusunda yazacak ne var onu da anlamadım. AKP ülkedeki klasik sınıflaşmaya uygun davranıp, oyunu kuralına göre oynuyor, kendi burjuvasının medyasını yaratmaya çalışıyor; becerebildiği kadar. Sabah’ın Çalık’a satışı da bu operasyonun bir parçası. Buna tamtam yapanlar kim peki? Bir başka sınıfın sözcüleri, Doğan grubu. Aydın Doğan’ın medya gücünü nasıl kullandığını, şirketlerini, ilişkilerini falan bilmesek neredeyse vah vah edeceğiz. Doğan gibi azgın bir güce karşı Çalık grubu operasyonu dengeleyici olmuştur. Çalık almasa Doğan alacaktı. Ehven-i şer oldu. Başka yolu yoktu. Demokratız, özgürlükçüyüz ama keriz de değiliz.

22 Suat { 05.01.08 at 22:53 }

Da Vinci,

Bu arada “akıllara sakat bir mantıkla” demişsin de o “akıllara zarar” olacaktı sanki, “akıllara sakat” diye birşey ilk defa duydum :))

Ya benim de ayarım kaçtı, nereden aklıma estiyse öyle yazmışım. Çaktırmadan düzelttim, teşekkür ederim :)

23 Bulent Murtezaoglu { 05.01.08 at 23:05 }

Hasan bey,

1 mayıs mitinginin Taksim’de yapılmasına izin verilmemesinin eleştirilmesine, Takism’le bir başka yer arasında fark olmayacağını söyleyenlerin sözlerinin sasnırım tek bir sebebi olabilir: sanırım bu arkadaşlar İstanbul’da yaşamıyorlar, İstanbul’u hiç bilmiyorlar. Taksimde meydana gelebilecek bir olayın nelere mal olacağını hiç tahmin edemiyorlar.

Bunlar iyi de, Taksim eskiden daha dardi (12 Eylul’den sonra, zannediyorum Dalan zamani genisledi) o zaman parti mitingleri dahil bir suru sey yapilirdi ve birsey olmazdi. Benim hatirladigim olayli miting 1977′de olan. Duydugum ama kucuk oldugum icin hatirlamadigim da 1969′da olan. Ikisinde de olacaklarin icinde devletin veya derin guclerin yer aldigi supheleri sadece sorumulular yakalanip yargilanmadigi icin ’suphe’ halinde. Bunlardan alinacak ders de Taksim’in tekin olmadigi degil, bir takim gucler boyle islere kalkisip kan dokeceklerse bunu becerdikleri. 77′de olan icin bile kalabaligin ozellikle arac park edilerek kapatilmis bir yola dogru suruldugu konusulur.

Bu arada bugun hir cikan guzergahin bir kismindan Dink’in cenazesi de gecti, oldukca da kalabalikti, birsey olmadi. Polis bu islerde isterse duzgun tedbir almayi biliyor bence.

Ayrıca bu kutlama neye yarıyor, neyi çözüyür? Hangi işçi sorunu dile getiriliyor ve buna çözüm aranıyor? Sendikalar bu şekilde şov yapacaklarına işçilerin haklarını savunsunlar.

Valla ben de anlamis degilim. Anlamadigimiz seyleri yasaklayacak, sadece anladigimiz ve faydali buldugumuz seylere izin verecek degiliz tabii. Aman dikkat, kastiniz o degil, biliyorum ama vesile edeyim dedim.

İşçilerin primleri ile alınan milyar YTL değerindeki SSK hastaneleri bedelsiz Sağlık Bakanlığına devredilirken neredeydiler? Tuzla da işçiler ölürken neredeler?

Tuzla’da da sopa yedik ve tutuklandik diyenler var. Ben detayini bilmiyorum. Solcu yok mu aramizda bu isleri bilen?

Burasi boyle bir yer oldu simdi. Dediginiz seyler (ustelik belki de daha da uca cekilecek sekilde) oluyordu burada. Sadece Taksim fobisi kalmadi o donemden, bahsettiginiz isleri yapacak orgutlu kitlelerin yoklugu da o donemin mirasi. Olsa iyi mi olurdu bilemem tabii. Diger tarafta da ima ettim, bunlar tekrar ortaya cikabilir diye dusunuyorum cunku ekonomik rahatsizlik ve goze batan bir esitsizlik hala var. Devlet de oyle dusunuyor olmali ki, sindirmek icin hazirlikli gozukuyor.

Sendikalar madem işçi bayramını kutlamak ve işçinin sorunlarını dile getirecekler, provokasyondan uzak, daha geniş kalabalıkları toplayabilecekleri büyük meydanlarda neden yapmamakta ısrar ediyorlar?

Valla bu Taksim fethi isi yanlis hatirlamiyorsam 2005 ve 2006′da bu boyutta yoktu. DISK’in kendisi provokasyon tehlikesini soyleyip ustune gitmemisti isin gecen senelerden birinde. Ben da anlamis degilim neden iki senedir boyle diye. Yalniz bu ‘bu isler devletin gosterdigi ferah yerde yapilir’ tarzi da tehlikeli aslinda, gidip dag basinda yapsinlar demek de kabil. Bir noktadan sonra bunlar isin mantigina aykiri oluyorlar. O kalabalik normal ahalinin icinde, icabinda bir miktar rahatsizlik (zarar degil) vermek uzere toplaniyor zaten. Ses duyurma isi de var yani. Bu mantiga katilmamak mumkun elbette, ama o zaman gosteri yurusu denen seyi efektif olarak yok etmis oluyoruz.

24 tuhaf { 05.01.08 at 23:10 }

Yorumunuzu beğendim, samimiyetle söylüyorum :)

Size de sempatim oldu.

Ben Üzmez’in Bedri Baykam’ın küfrani sözlerine verdiği tepkiden ötürü severdim.

25 Muzaffer Kazim { 05.01.08 at 23:31 }

Merhabalar;

Tam bir mayisa denk gelmesini manidar buldugum bir aciklama:

Bahçeli Ülkü Ocakları’nı kapatıyor
MHP olası tahriklere karşı büyükşehirlerde önlem almaya başladı. Bahçeli’nin talimatıyla Ülkü Ocakları’nın büyükşehirlerdeki mahalle ve semt temsilcilikleri kapatılmaya başlandı.

Antalya başta olmak üzere üniversitelerde yaşanan çatışmalar, Sakarya’daki linç girişimi ve 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasına ilişkin gerginliğin doruk noktasına çıktığı bir dönemde MHP lideri Devlet Bahçeli, yine herkesi şaşırtacak, ’sağduyunun sesi olacak’ bir adım attı.

Niye bu haber tam bugün bütün haber sitelerine servis edildi?
Benim, ne Devlet Bahceli ile ne MHP ile isim olmaz.(Etnik köken farki)
Ama, adam kac senedir bagiriyor, “sokak catismalarina girmeyecegiz” diye. (Yani bazi yaklasimlarini hakikaten sagduyulu buluyorum)

Ben Mhp´li olsam tam 1. Mayis´ta ocaklarin feshine dair bir haberi- kaldi ki aslinda, olay tamamen bir fesh de degil- “cok itici” ve “davaya ihanet” eder mahiyette bulurdum.Zaten hepsinin basligi “kapatiliyor” seklinde.

Bu haber niye bugün yapildi? NIYE, NE BILEYIM BIR HAFTA ÖNCE DEGIL BIR AY SONRA DEGIL?

“Semboller üzerinden bir savas mi var?”, diger bir yorumcunun ifadesiyle.

Türkiye, Iran olmayacak diyorlardi, ben de diyorum ki insaAllah Irak ta olmayalim.

Saygilar

26 hg { 05.02.08 at 00:01 }

Bülent Bey,

Bunlar iyi de, Taksim eskiden daha dardi.. Ikisinde de olacaklarin icinde devletin veya derin guclerin yer aldigi supheleri sadece sorumulular yakalanip yargilanmadigi icin ’suphe’ halinde. Bunlardan alinacak ders de Taksim’in tekin olmadigi degil, bir takim gucler boyle islere kalkisip kan dokeceklerse bunu becerdikleri. 77′de olan icin bile kalabaligin ozellikle arac park edilerek kapatilmis bir yola dogru suruldugu konusulur.

1977’de bugünkü halinden daha dar değilmiş. (Daha bugün, o tarihte meşhur Haydarpaşa Lisesinde okuyan ve 1 mayıs için yataklardan kaldırılıp nizami sıraya sokulup zorla mitinge götürülmeye çalışılan birinden dinledim. Solun kalesi imiş. Vapura binerken, karışıklıktan istifade ile kaçmışlar iki arkadaşıyla son anda. Meydana girerken askeri nizamla girmiş okullar, büyük alkış almışlar. Akşama arkadaşlarımız geldiler hepsinin yüzleri karmakarışıktı bu halleri o şekilde anlatmışlar.)

Ben Taksim tekin değil orada muhakkak olay çıkar emiyorum. Bir provokasyon olursa (ister derin deler ister yasadışı örgütlerce) Taksimde bunu kontrol altına alamazsınız. Çok daha büyük felaketlere sebep olabilir. Çok fazla can kayıplarına sebep olacağı gibi, çok büyük maddi zararlara da sebep olabilir. Oysa aynı mitingi Kazlıçeşme Meydanında yaparsanız bir provokasyon olsa dahi daha rahat kontrol altına alır, sorumluları daha rahat tespit edersiniz.

Bu arada bugun hir cikan guzergahin bir kismindan Dink’in cenazesi de gecti, oldukca da kalabalikti, birsey olmadi. Polis bu islerde isterse duzgun tedbir almayi biliyor bence.

Cenaze merasimi ile miting karşılaştırması pek uygun değil sanırım.
Polis ne kadar tedbir alırsa alsın provokatif bir eylem gerçekleştiğinde bunun Taksimde gerçekleşmesi ile bir başka meydanda gerçekleşmesi kıyas kabul etmeyecek derecede farklıdır.

Valla ben de anlamis degilim. Anlamadigimiz seyleri yasaklayacak, sadece anladigimiz ve faydali buldugumuz seylere izin verecek degiliz tabii. Aman dikkat, kastiniz o degil, biliyorum ama vesile edeyim dedim.

Ben miting yapmak yasaklasın demiyorum. Kastım o değil evet. Yasak taraftarı değilim. Ben faydasız bulsam da birileri faydalı görüyorsa saygı duyacağız. Ama bu isteyen kafasına göre, istediği yerde istediği şekilde kutlama yapar demek de değil.

Tuzla’da da sopa yedik ve tutuklandik diyenler var. Ben detayini bilmiyorum. Solcu yok mu aramizda bu isleri bilen? Burasi boyle bir yer oldu simdi. Dediginiz seyler (ustelik belki de daha da uca cekilecek sekilde) oluyordu burada. Sadece Taksim fobisi kalmadi o donemden, bahsettiginiz isleri yapacak orgutlu kitlelerin yoklugu da o donemin mirasi.

Konfederasyonlar ses çıkarsın. DİSK taksim diye ortalığı velveleye verdi kaç gündür. Tuzla da onlarca insan öldü ve halen ölüyor. Neden sesleri çıkmıyor. Sadece DİSK de değil diğerleri de aynı şekilde neden ses etmiyorlar?

Güçlü sendikalar bir akımdı.Şu anda dunyada da artık sendikaların öyle fazla güçleri yok. 1960 yıllardan 1990 yıllara varan güçlü sendikacılık yerini daha çok bireyselleşmeye bıraktı.

Yalniz bu ‘bu isler devletin gosterdigi ferah yerde yapilir’ tarzi da tehlikeli aslinda, gidip dag basinda yapsinlar demek de kabil. Bir noktadan sonra bunlar isin mantigina aykiri oluyorlar. O kalabalik normal ahalinin icinde, icabinda bir miktar rahatsizlik (zarar degil) vermek uzere toplaniyor zaten. Ses duyurma isi de var yani. Bu mantiga katilmamak mumkun elbette, ama o zaman gosteri yurusu denen seyi efektif olarak yok etmis oluyoruz.

Gösteri ve yürüyüş hakkı anayasal bir haktır. Ama kamu güvenliğin tehlikeye düşürmeyeceksiniz. Kazlıçeşme dağ başı değil ki. Gösterinin amacı meydana çıkmaksa, gövde gösterisi yapmaksa, haklı talepleri dile getirmekse, mümkün olan en çok sayıda işçi toplamaksa, oradan daha uygun yer yok İstanbul’da. Ulaşım da zor değil.

27 cemal { 05.02.08 at 00:59 }

Demokrasiden bahsederken: Eger Taksim’de 1 Mayis kutlamasi konusu orada is sahibi olan esnafa sorulsa, hatta Istanbul halkina bir referanduma sunulsa, sonuc ne olurdu acaba? Komsunuzun bahcesinde surekli havlayan kopek onun ozgurlugu mu yoksa ihlal edilen sizin ozgurlugunuz mu?

28 cemal { 05.02.08 at 01:06 }

Bu arada bugun hir cikan guzergahin bir kismindan Dink’in cenazesi de gecti, oldukca da kalabalikti, birsey olmadi

Dink cinayetinin bir gecmisi, tarihi yok - rahmetli Dink bir kere oldu. Fakat 1 Taksim ve isci “kutlamalarinin” bahsettiginiz gibi bir tarihi var. Gelen karakterler bastan belli zaten: Apo’cular, Karanlikci Mao’cular, hemen yaninda ulusalci provokatorler… Ne ararsan var. Techizatli da geliyorlar.

29 Bulent Murtezaoglu { 05.02.08 at 07:25 }

Hasan bey,

1977’de bugünkü halinden daha dar değilmiş.

Ben mi sasirdim acaba dedim simdi ama degil gibi. Simdi ustunde TV olan duvardan (su akardi oradan, renkli isIkli) baslayip ile AKM’ye kadar olan kisim (Emadag tarafi, otel tarafi degil) daha ondeydi diye hatirliyorum. Kristal’in oldugu blok ve (Elmadag istikametinde) belki ondan sonraki yikildi (arkasindakindan emin degilim onda da Taksim bufe vardi).

Yani dikdortgen desek, uc tarafi sabit halirken dorduncu tarafi ve bir kosesi oynayip gedisletildi diye dusunun.

Nette birsey bulamadim simdi, bir zahmet bir daha denk gelince sorabilir misiniz?

30 Bulent Murtezaoglu { 05.02.08 at 07:40 }

Buldum Taksim’deki yikim isini:

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=tarlabasi+yikimi

Hasan bey siz bir daha sorun, insanlar ustunden uzun zaman gecince ‘hep boyleydi’ diye hatirliyorlar bazen. Kocaman oldu simdi Taksim (netten destek buldum ya, ‘galiba yanlis hatirlayip uyduruyorum’ hali kalkti ustumden).

31 arif { 05.02.08 at 08:10 }

Günler öncesinden Disk-Kesk ve Türk-iş, Taksime gireceğiz kimse engel olamaz diyerek, güçlü bir çatışma iradesi ortaya koydu. Genç sivillerin davetlisi cassano İtalyadaki gladyo, sizinkinin yanında çocuk oyuncağı diyordu. Son anda miting yapmaktan vazgeçtiler. Ama mesaj alınmıştı ve çatışmalar tüm dünyaya ve Türkiye’ye servis edildi. Türkiye güvenilmez ve yönetilemez biryerdir. Polis olayları sertçe bastırırkende aynı mesaj, askerin Taksim’de dizilişide. Evet küresel vurucu güç, -Türkiye’yi bundan ayrı görmek, solcu ve İslamcı bir fantazidir-Türkiye için düğmeye basmış durumda. Türkiye’nin iç dengeleri tam uzlaşmadan, ılımlıda olsa İslami motifli bir yapıyla buraya kadar. Zenginleşme, borsa, yabancı yatırım vs. kulak arkası ediliverdi anında. Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olarak mütedeyyin kitlenin ve kimi İslamcıların-bu makama layıklığı tartışılamaz. Çok birikimli ve uzlaştırıcı bir kişi sayın Gül-gönlünü soğutmuş olabilir Çankaya’ya çıkmakla. Ama bugün yemek davetleriyle oyalanmaktan başka ne etkisi var yaşanan olayların yatıştırılmasında? Bugün gelinen noktada, dramatik bir kırılma yaşanıyor. Cumhurbaşkanı ile Başbakan son olaylardan beri -zorunlu haller dışında- hiç görüştümü. Şimdi siyaset solucanlarının, kapatmadan sonra ucundan kıyısından iktidar nimeti kapma adına, hükümete ve Erdoğan’a yüklenmesi aldatmasın bizleri. Hükümet işi bitince, Sayın Gül’e neler söylenir, ne Akbulut fıkraları üretilir medyada görürüz. Devlet istese Taksimde olay çıkmaz demek bir açıdan doğru, ancak devletin küresel güç dengeleri içinde, nasıl işlediğinin mekaniğini anlamak da gerekiyor. 1 Mayıs olayları hükümete biz uyumuyoruz mesajıdır. Başbakandaki teslimiyet denen şey ise, devletin nasıl çalıştığını en etkili makamdan tespit etmekten ibarettir. YÖK üyesi atamak, yargıç seçmek işide fazla abartılmamalı. Devletin bekası yargıçlara-savcılara herzaman kolayca anlatılmıştır bu ülkede. Neyse Foreign Policy dergisi Orhan Pamuk ve Fettullah Gülen’i dünyadaki yüz entellektüel listesinde göstermiş. Nobel kürsüsünde Türkçe sunuş yapmak az bir onur olmasa gerek. Milliyetçiler bu inceliği anlar mı acaba?

32 arif { 05.02.08 at 08:33 }

Bugün gazetesinde Ahmet Taşgetiren duygusal bir yazı kaleme almış. Okunmasını tavsiye ederim.

33 Bulent Murtezaoglu { 05.02.08 at 08:47 }

Arif bey,

Neyse Foreign Policy dergisi Orhan Pamuk ve Fettullah Gülen’i dünyadaki yüz entellektüel listesinde göstermiş. Nobel kürsüsünde Türkçe sunuş yapmak az bir onur olmasa gerek. Milliyetçiler bu inceliği anlar mı acaba?

Benim turumden milliyetci egilimi olanlar hale supheyle bakip, “nicin Foreign Policy listesi bizim icin olcu oluyor?”, “lisanimizin Isvec’ten tasdik gormesine nicin ihtiyacimiz vardi?” der. Nobel hadi bir tarafa diyelim, Huntington ve avanesinin mecmuasina cikmak neyin olcusu?

Yabancilar ozellikle kotudur demiyorum, yanlis anlasilmasin. Benim o mecmuanin ciktigi memleketteki insanlara sahsi ve buyuk muhabbetim de var hatta ama ‘bati’nin bizden gordugumuz insanlardan bahsetmesinin (veya taltif etmesinin) burada etkili olcu olmasini saglikli bulmuyorum (hedefim siz degilsiniz Arif bey, sizin de bunun farkinda oldugunuzu dusunuyorum ustelik). Bu sinirlarin icinde yasarken muhatap oldugumuz ‘bati’ gidip iclerinde yasarken sahsen muhatap oldugumuz ‘batili’ ile veya bilimi teknolojiyi uretenle ayni degil.

34 TT { 05.02.08 at 09:31 }

Ben bazı yorumarı gerçekten anlamıyorum.Olağanüstü bir süreçten geçtiğimiz herkes biliyor.Bu süreçte plan yapan birilerinin “ses getirici kanlı eylemler” istediğini de herkes biliyor.12 Eylül’e giden süreçte 1977 Taksim olaylarının etkisinin ne derece olduğunu da yine biliyoruz.Üstelik devletin bu konuda elinde ciddi istihbaratların da olduğu söyleniyordu…Ve ayrıca bu süreçte aldığı %47 oy oranına rağmen iktidar olamayan bir hükümet var ortada..Bu iktidarın acz içerisinde gösterilmek istendiği de başka bir vaka…
Tüm bunlar ortada iken sendikaların ve yorumcuların bir meydan üzerinde bu kadar ısrar etmesi anlayışsızca ve acımasızca.
Türkiye’yi düşünmek basiretli davranmak sadece hükümetin değil herkesin görevi…
Oh ne güzel ya…. birileri sorumsuzca özgrülük kahramanı gibi sürekli nutuklar atsınlar birileri de sorumluluğun altında ezilsinler, suçlansınlar…
..
Hükümeti basiretsiz diye sorumsuzca eleştirenlere de ben sorayım.

Dünkü 1 Mayıs’ta aynen 1977′deki sahneler gerçekleşse bu işin sorumluluğu kime fatura edilecekti?
Hudson’a mı? yoksa AKP’ye mi?…

Yada bu gün hükümeti 1 Mayıs’ta Taksim’e izin vermemekle eleştiren kalemlerden hangisi/hanginiz böyle bir katliamda hükümetin yanında yer alırdı?…

35 Muzaffer Kazim { 05.02.08 at 11:04 }

Merhabalar;

Gerci konuyla direkt alakali degil ama;

Bülent Bey´in bahsettigi su cözülme


Hukumet ve Erdogan icin sadece insanlardaki bakis acisi degisti bence, rakamla yapilan komiklik dahil hep boyleydiler (hatta burada ‘bu nasil hesap?’ diye bir suru sey konusmusuzdur). Ben de farkindayim haklarinda iyi konusulmamaya baslandiginin ama bunun dava ile mi alakasi vardir yoksa yavas yavas hissedilmeye baslanan ekonomideki kotulesme ile mi yoksa baska bir hesap mi var bilemiyorum.

nin sebebi bu olsa gerek:

Referans´dan; Mehmet Bekarogluyla yapilan söyleyisiden:


Halk aciz olanın yanında olmuyor, mağdur olanın yanında yer alıyor. Fazilet Partisinde biz bunu çok net gördük.

Iktidar aciz mi, magdur mu, yoksa her ikisi de mi? Bana göre kapatma davasiyla beraber cok acz icine düstüler.

36 TT { 05.02.08 at 13:34 }

Gazete manşetlerine bir bakın lütfen…
Ciddi bir olay olmadığı halde hükümete nasıl yüklenmişler…

Cumhuriyet:1Mayısta AKP terörü (Tam sayfa)
Hürriyet: 1Mayıs polis devleti (Tam sayfa)
Radikal:AKP’nin demokrasisi buraya kadarmış(Tam sayfa)
Millyet: Neden,Hükümet gerdi (Tam sayfa)
Posta : Dayak Takımı,ayak takımı (Tam sayfa)
Akşam:Şanlı Taksim müdafaası (Tam sayfa)
Sabah:Gazcı kardeşler (Tam sayfa)

Şöyle düşünelim Taksim’e 500 bin insanı yığmayı hedefleyen sendikalara hükümet onay verseydi…
(Danıştayı basanlar,yargıtayın krokisini çıkaranlar,Taksim’de rahat mı duracaklardı sizce?…)

Akabinde de kan dökülseydi?…

Bugün demokrasisever görünenler sizce kimin yanında duracaklardı?…
Suçlu tüm istihbarat raporlarına rağmen basiretsiz! hükümet olmayacak mıydı?..

T.Erdoğan için sınavda bir tarafta tuzakçıların istediği davranmak vardı.Diğer tarafta da onların istediğini yapmayıp manşetlerden ve gazete köşelerinden,bloglardan insafsızca eleştiri yağmuruna tutulmak…

Sonuçta T.Erdoğan ve ekibini gönülden kutluyorum.
Eleştirilme pahasına bir sınavı(tuzağı) daha serinkanlılıkla atlattı…

37 arif { 05.02.08 at 14:25 }

Bülent beye ve Muzaffer beye sesleneyim. AKP halkın desteği ile bir yol tuttu ve bence çokta başarılı işler yaptı. Yanlışlarıda olmuştur elhak. Yalnız başdöndürücü bir hızla, neredeyse felç durumuna gelen bir ülkede bu durum nasıl oluştu? Hepimiz bunun şaşkınlığını yaşıyoruz. Küresel güç Türkiye ile iş tutmaya, hatta ona önemli bir ortaklık vermeye razı. Ancak bunun AKP patentli bir Türkiye ile olamayacağı anlatılıyor sanırım. -Ben olabilir diye temenni ediyordum-Polis AKP için çok önemli destek oldu. Çok eylemleri önledi vs. Ancak bugünkü tutum klasik devlet çizgisini ifade ediyor. Yargı sıkı bir brifing almıştır demek, mahkemelere saygısızlık olur. Ancak bu denli büyük siyasi sonuçları olacak bir davanın, bir savcının hukuki mütealalarıyla açılmadığı kesin. Devletin bir çizgide karar tuttuğu anlaşılıyor.Türkiye tek bir siyasi parti tarafından yönetilemeyecek bir ülke. Bekaroğlu daha neyin ne olduğunu anlayamadan tart olmuştu. AKP türban ve cumhurbaşkanı noktasında hata yaptı demek herşeyi açıklamasada, Basit gibi görünen türban hamlesi, algıya son derece etki eden bir imaj. Batılı algı bilhassa bu imgelerden çok etkileniyor. AKP bütün müslümanlar için eşşiz bir deneyim. Umarım boğulmaz ve dahada açılımcı hamlelerle yola devam eder. İslamın anti-demokrat iktidarlara güç devşirdiği algısı tartışılmaz batılı için. Fettullah Gülen malum çok suçlanıyor. Ulusalcılar bilkassa çok saldırıyor. Oysa İslam ile batı medeniyetinin çatışma noktasında bir yumuşama olacaksa bu konuda önemli bir figür. İslamın siyasi güç devşirme modundan, demokrasiye destek moduna geçmesi aşamasında çok önemli işlev görebilir. Bu batının umuru değil, zorba İslam ülkelerini zaten desteklemiyor mu denebilir. Ancak Türkiye bu makus döngüyü aşacak birikime ulaştı. Son derece iyi yetişmiş demokrat çağdaş insanlarımız var. Bunların pekçoğu müslüman olduklarınıda gizlemiyor ve kendini ifade ediyor. Bir Ahmet Davutoğlu örneğini çok iyi izlemeli derim. Bu ödül, çatışmacı tezlerde bir yumuşama olarak okunabilir belki. Orhan Pamuk ise, Osmanlı ile modern Türkiye arasında köprü olabilir. Zira Türkiyenin büyümesi ve etki alanını genişletmesi isteniyor küresel güç tarafından. Önemli ortaklıklar ve açılımlar sunulacak mecburen. Ama bu İslam algısının -İslamın değil-yeniden tanımıyla mümkün. Yoksa Kemalist sigorta devreye sokuluyor. İslamcıların bir kısmı ideolojik ve duygusal nedenlerle, uzlaşma değil çatışmadan yana. Çatışmanın imkansızlığı devlet tarafından ilginç yöntemlerle anlatılıyor oysa. Çok sert askeri vuruşlar Kuzey Irakta yapılırken, içtede polis hiçbirşeyi tınlamam dercesine-AB, kültürel başkent, turizm vs.-harekat yapıyor. Bu felç provası ile, blokajın bir üst boyutununda olduğunu anlatıyor adeta.

38 Suat { 05.02.08 at 21:38 }

Emre Aköz’ün bugünkü yazısı:

http://www.sabah.com.tr/ars,yaz,13,100,100~1.html

Benim düşüncelerimle örtüşüyor fikirleri.

39 Suat { 05.02.08 at 22:18 }

Kanlı 1 Mayıs 77 ‘de 3 yaşındaymışım. O yüzden ilk elden hatıralarım yok.

Aşağıda 77′deki o günün videosunun linki var. O zamanın şartlarına, bu şartları besleyen/yönlendiren dünya düzenine, bunların meyvası olan ideolojik kamplaşmaların eksenine dikkat. O zamanın şartlarının bugünle zerre kadar alakası var mı, üzerine düşünmek gerek.

http://www.youtube.com/watch?v=y8uZq9MamlY

40 suzannur { 05.02.08 at 23:37 }

Çok yoğundum bugün o yüzden çok geç okuyabildim yazıları, gece 00:27′de.
Niye mi yazdım bunları, Suat Bey’e nazire olsun diye, o hep yoğun olacak değil ya, arada biz yorumcular da olalım değil mi?
Taksim’e izin çıksaydı ve olay çıksaydı, hükümet suçlanacaktı.
Taksime’e izin çıkmadı ve küçük olaylar çıktı, hükümet yine suçlu.
Bu noktada dikkatleri şu noktaya çekmek lazım. İktidarsız hükümet, bocalamaya ve tökezlemeye başladı ve birileri de onu yüzüstü kapaklamaya çalışıyor, mahkeme kararının sonucuna güvenilemez de, öyleyse bir şey yapmak lazım, AKP’yi bölmek. Şu anki programın bu olduğuna inanıyorum, AKP bölünürse kapatmaya lüzum hissetmeyeceler, bölünmezse bence başka bir büyük olayı beklemenin zamanıdır. ne olur, bilemem, ama bir çelme de ben atayım düşüncesindekiler taşları döşeseler de asıl çelme bunlardan başkası olacaktır benim görüşüme göre.
Son çelmeyi biz atmayalım da, görüşü de yetmez bu noktada. Kazananı olmayacak bir mücadelenin içinde çünkü Türkiye. En azından vatandaş kazanmayacak bunu biliyorum. Kayıplarımızı sanırım sonradan anlayacağız. Anayasa kitapçığı yere fırlatıldığında ne kadar kaybetmiştik sahi?!

41 Bulent Murtezaoglu { 05.03.08 at 12:40 }

Suzannur hanim,

Taksim’e izin çıksaydı ve olay çıksaydı, hükümet suçlanacaktı.
Taksime’e izin çıkmadı ve küçük olaylar çıktı, hükümet yine suçlu.

Asayisi saglamak da, bunu hukukun icinde kalarak yapmak da, yaptigini niye yaptigini bize anlatmak da hukumetin vazifesi. Bu tarif ettiginiz sey zaten vatandasin hukumeti sorumlu tutup hesap sormasinin tabii sonucu. Bu adamlar o makamlarda hep alkis almak ve ‘bas’ olmak icin mi oturmayi bekliyorlar? Hadi onlar ister diyelim, biz vatandas olarak bunu kabul mu edecegiz?

Su utanc verici habere bakin:

1-Cumhuriyet mitinglerine benzer bir organizasyon olma ihtimali, dolayısıyla sadece iktidarın suçlanacak olması,

Cumhuriyet mitinglerinde olay mi cikmis? Suat beyin vapur tecrubesi de gosteriyor ki emniyet gayet iyi calisti o mitinglerde. Inanilmaz bir laf bu, ‘hukumet aleyhtari buyuk kalabalik toplanir onun icin izin vermedik’ deniyorsa eger (ki nasil okunacak bu baska turlu?). Zaman da bunu baska bir garabeti (yarginin Dansitay isiyle cete islerini iliskilendirmemesi) baslik yapacagim diye basmis herhalde. Bitmiyor beteri var:

2-Taksim’de provokasyon yaşanması, kan dökülmesi ve 1 Mayıs 1977 benzeri bir katliamda çok sayıda insanın ölmesi halinde faturanın AKP’ye çıkacak olması.

Acik acik devletin polisinin kullanilmasi ve kanunlarin uygulanmasinda kistas faturanin AKP’ye cikmasi hesabidir deniyor. Iyi de olumden bahsediliyor orada! ‘Cok sayida insan olmesi’nde cumle kesilseydi keske.

Alooo, hanimlar beyler? Haberin alinti oldugunu biliyorum ama iktidar taraftari olan gazete bunu nasil farketmeden on sayfaya basar? Nasil is bu? Allah biliyor ya ne hukumeti ne taraftari basini pek de oyle kendilerini gostermeye calistiklari gibi gormuyordum ben ama benim bile agzim acik kaldi simdi.

42 Bulent Murtezaoglu { 05.03.08 at 14:00 }

Hasan bey,

Tuzla da onlarca insan öldü ve halen ölüyor. Neden sesleri çıkmıyor. Sadece DİSK de değil diğerleri de aynı şekilde neden ses etmiyorlar?

Gazete haberine ne derece inanilir bilmiyorum ama soyle bir haber cikti: Erdoğan’la görüşmek isteyen sendikacılara gözaltı.

Basinin ‘taraf’ oldugu ve ‘taraf’ oldugu icin okundugu, kolluk kuvvetinin kullandigi siddetin nicin gerekli oldugunu ikna edici sekilde anlatmadigi (otomatik olarak aferin diyen bir cogunluk da var, hep vardi), hukumetin hem — hakli olarak — adalet mekanizmasindan sikayet edip hem mahkemesiz uzun tutukluluk gibi yollara basvurabildigi bir memleketteyiz. Bize haber verecek kurumlar, olanin dellileriyle tesbit edilecegi yerler ya hic calismiyor ya duzgun calismiyor. O yuzden isin icinde olmadiktan sonra ne Tuzla’yi anlayabiliriz ne baska bir yeri. Ben umumi halimizi ve zaaflarimizi duzgun anlasak bile memnun olacagim aslinda, kendim anlasam anlatacagim ama kendim de anlamiyorum.

43 hg { 05.03.08 at 17:12 }

Bülent Bey,

Taksim meydanında bir düzenleme yapılmış evet haklısınız. Fakat kullanımı bakımından çok da büyük bir alan sağlamamış o günden bugüne. Kaldı ki, benim esas önemli bulduğum bugünkü hali ile bir mitinge elverişli midir değil midir? Bence değildir. Eğer ses getirici, geniş katılımlı bir miting yapmak, gövde gösterisi yapmak istiyorsanız en uygun yer Kazlıçeşme meydanıdır. Bu meydan muhtemel provokasyonlarda zararı en aza indirebileceğiniz, güvenliği maksimum seviyede sağyalabileceğiniz bir alandır. Hem kolluk kuvvetleri açısından hem sendikalar açısından hem de katılımcılar açısından en uygun meydandır. Bir konu da haklısınız devletin görevi güvenliği sağlamaktır ama bu böyledir diye de güvenliğin en zor sağlanacağı bir alanda miting yapmak hakkını kendinizde bulamazsınız. Eğer sendikaların amacı bağcıyı dövmek değil de üzüm yemek olsa idi hükümetin önerdiği makul olan taksimde 150 kişilik bir anma programını kabul ederler, mitingi de Kazlıçeşme meydanında yapabilirlerdi. Bunu kabul etmediler Taksim meydanında miting yapmakta direttiler. Kimse kusura bakmasın ama ben bunun iyi niyetli olduğunu, bir hak kullanımı ile ilgili olduğunu düşünmüyorum. Hükümetin yasaklama gerekçesi beni çok da ilgilendirmiyor. Gerekçesi ne olursa olsun Taksimde mitinge izin verilmemesi isabetli olmuştur. (Not olarak belirteyim, Ak Parti seçim sırasında bu meydanda miting yapmış ve alanı doldurabilmişti.)

Gazete haberi inandırıcı olsa da Başbakanla bu konuyu görüşmenin üslubu yöntemi bu değildir. Randevu alırsınız görüşürsünüz. Basına demeçler verirsiniz. Limter-İş sendikasını biliyorum. Tuzla konusunda en aktif olan sendika. Ve seslerini de duyuruyorlar. Benim sesleri çıkmıyor derken kasdettiğim Taksim konusunda direten konfederasyonlar. Başka hiçbir alanda işçilerin haklarını gündeme getirmiyorlar da anlamsız bir şekilde Taksim konusunda ısrarcı oluyorlar.

Gazeteler konusunda da iktidar tarafı olan haberin bu kadarını alsın, karşıtı olan şu kadarını alsın manasında anlaşılabilecek söyleminizi de isabetli bulmuyorum. Esasen bir tarafın yanlısı olmayı da doğru bulmuyorum. Tarafsız olsunlar. Doğru kimden gelirse alkışlansın, desteklensin, yanlışı da kim yapıyorsa eleştirilsin.

44 Suat { 05.03.08 at 18:44 }

Cumhuriyet mitinglerinde olay mi cikmis? Suat beyin vapur tecrubesi de gosteriyor ki emniyet gayet iyi calisti o mitinglerde.

Bülent beyin sözettiği olayı burada yazmıştım.

Gerçekten de orada hararet yükselir yükselmez iki sivil polis anında yanımızda bitti, (genç ve oldukça kibarlardı) bizi arka bölüme aldılar, yanımızdan ayrılmadılar. Konuşup ortamı sakinleştirdirler.

Vapurdan inince de arkamızdan yürüdüler, biz arabamın bulunduğu otoparka gitmek için bir taksiye binerken baktığımda halen 10-15 metre uzaklıktaydılar, yani taksi oradan uzaklaşana kadar her türlü olay ihtimaline karşın bizi görüş alanlarında tuttular.

45 TT { 05.05.08 at 12:34 }

Yukarıda 2 Mayıs’taki gazete manşetlerini vermiştim..

Biliyorsunuz bu ülkede psikolojik harekatların kralı medya vasıtasıyla yapılır. Kirli ellerin tetikçiliğinde baş rol hep medyaya düşmüştür…
Suat beyde dahil hepimizin algısına etki edecek görüntü ve manşetler medya aracılığıyla yapılır… Zaman’dan Ekrem Dumanlı bu günkü yazısında bunu değerlendirmiş ve öncesinde ve sonrasında medyanın ve bu arada karargah merkezi olan cumhuriyet gazetesinin duruşuna da dikkat çekmiş:

“2 Mayıs tarihli gazeteler, neredeyse aynı manşetlerle çıktı. Herkes hükümete, valiye, emniyet müdürüne vs. ateş püskürüyordu. Polisin olaylara sert yaklaştığını, hükümetin 1 Mayıs kutlamalarını berbat ettiğini söylüyordu.

Televizyonlar aynı mesajı, canlı yayınlar yoluyla zaten zihinlere kazıyacak görüntüler desteğiyle vermişti. Televizyon görüntülerinin ve gazete haberlerinin geneline bakılacak olursa, 1 Mayıs kutlamaları masum bir çerçevede yapılacakken hükümet güç kullanmayı tercih etmiş ve şiddet eylemleri sokaklara taşmıştı. Peki, gerçek aynen böyle miydi?

Maalesef bizim medyanın çok mühim bir kısmı da solculuktan geliyor ve yakasını ilk gençlik aşklarının “devrimci” nostaljisinden bir türlü kurtaramıyor. Acaba bir miting alanında ısrar eden gruplar “sağcı” olsaydı, mesela gösteri başörtüsü üzerine yapılsaydı ve dahi devlet de “olmaz” diye ısrar etse, göstericiler de inatlaşsaydı bizim medya bu kadar “özgürlükçü” davranabilir miydi dersiniz? Şu 1 Mayıs krizinde “ey hükümet, ey sendika, lütfen aklıselimle hareket edin, halk sokaklarda kavga istemiyor” diye yazan birine rastlanmadı

Yerli Pravda’nın daha olaylar yaşanmadan attığı başlığa bakar mısınız: “Sıkıyönetim dönemi gibi”. Cuntacılık sabıkası bir hayli kabarık bir gazetenin zikriyle fikri arasında insan bir bağlantı kuruyor, ister istemez.
..
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=685243


Yerli pravda’nın 2 Mayıs manşeti (Cumhuriyet:1Mayısta AKP terörü ) idi…
Demek ki ellerini ovuşturarak bekleyenler vardı.Onlara ekmek çıkmadı…: ))

Ekrem Dumanlı, 1 Mayıs günkü yazısında DİSK başkanının makul,uzlaşmacı bir insan olduğunu fakat tavırlarından “sanki baskı altında” diyor ve hepimiz için anlaşılabilir olan bir şeyi ima ediyordu…
Anayasa mahkemesi başkanını tehdit eden gücün DİSK başkanına mı gücü yetmeyecek?…

***
Sabah’tan Haşmet Babaoğlu’da bu minvalde Süleyman Çelebi’ye bir kaç soru sormuş:

Sayın DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi…
Merak ediyorum…

1 Mayıs’tan bu yana “merkez medya”nın işçilerin Taksim’e çıkışına izin verilmemesine ateş püsküren yayınlarına bakıp bakıp içinizden “daha önceleri neredeydiniz?” diye soruyor musunuz?

Hiçbir gün emekten yana tavır koymamış; her zaman

1 Mayıs kutlamalarından en az Başbakan kadar, en az İstanbul Valisi kadar, en az turizmciler kadar korkmuş, hatta tiksinmiş medya yöneticilerinin şimdiki emekten yana hallerine buruk ve fena halde bıyık altı bir gülümsemeyle bakıyor musunuz?

Öyle olmasını umardım.

1 Mayıs günü ekranını

1 Mayıs marşlarıyla dolduranların bunu işçilere yakınlıktan mı yoksa marş sevdasıyla mı yaptığını sorgulama fırsatınız oldu mu hiç?

Size anlattılar mı acıklı gülünçlüğü?

Onların bundan sonraki yayınlarının da emekten yana olup olmayacağını takip edecek misiniz?

Mesela bu “şanlı

1 Mayıs”çıların iş yerlerindeki sendikalı gazetecilerin durumu nedir, bir bakacak mısınız?

Ve tabii ki düş kırıklığına uğrayacaksınız, bunu biliyor musunuz?

Bu uyanık, hin, fırsatçı şamatacılara…

1 Mayıs 1977’den sonra ne yaptınız, hâlâ ne yapıyorsunuz o karanlığın dağıtılması için diye…

Ne oldu da böyle birdenbire 1 Mayıs’çı kesildiniz, bu gerçeği açıkça halkla paylaşmayı göze alıyor musunuz, diye soracak mısınız?

Bunun da göreviniz olduğunu düşünüyorum.

46 TT { 05.05.08 at 14:51 }

Ergenekon’a nedense! havaya bakıp ıslık çalanlardan biri olan DİSK genel başkanına Ahmet Kekeç’in sorular soran iki yazısı starda yayınlandı:
Milleti gözgöre göre aldatmanın sonu geliyor galiba..

Birinci yazı:

Merak ediyorum; ‘emek’ten, ‘emekçi kitleler’den, emekçi kitlelerin özgürlüklerinden yana olması gereken DİSK, ‘özgürlük kaybı’ olarak emekçi kitlelere dönecek çete ve darbe faaliyetleri hakkında ne düşünüyor?
Siyaset kurumuna karşı neredeyse ‘kıyıcı’ eleştiriler yönelten Süleyman Çelebi, sözgelimi Ümraniye çöplüğünde bulunan bombalar ve o bombaları tasarruf eden (canı sıkıldıkça da Cumhuriyet gazetesinin bahçesinde patlatan) irade hakkında neden bir tek cümle sarfetmiyor?
Hadi Aydın Bey’in tetikçi kalemlerini anladık…
İstikbaldeki darbeden, ‘imar izni’ dahil, pek çok şey bekliyorlar.
DİSK neden suskun?
Süleyman Çelebi neden hiç oralı değil?
Niçin Özden Örnek’in, ‘vakti saati geldiğinde bazı sivil toplum örgütleri harekete geçirilecek’ sözünden alınganlık çıkarmıyor?
Ne biçim devrimci sendikacı bu?
***
Bu kadar emek hırsızlığı, bunca olumsuz iş yaşamı koşulları ve adil olmayan ücretlendirme politikası ortadayken, DİSK’in üzerine vazife mi siyaset kurumunu gözden düşürmeye yönelik tertiplerin tam da ortasında, ‘siyaset kurumunu köşeye sıkıştıran atraksiyonlara’ alet olmak?

Ben, her ağzını açışında ‘demokrasi’ diyen DİSK’in saygıdeğer başkanı Süleyman Çelebi’den, bugüne kadar, demokrasiyi ortadan kaldırmaya azimli güçler aleyhine bir tek cümle duymadım.

Bir de kalkmış diyor ki muhterem, ‘Eğer Taksim’de konuşmama izin verselerdi, parti kapatmaya karşı olduğumuzu da söyleyecektim.’

E, söyleseydin ya daha önce!

Elini tutan mı vardı?

Bunu Kazlıçeşme yahut Çağlayan alanında da söyleyebilirdin.

İstersen, bundan sonra da söyleyebilirsin.

Her fırsatta siyaset kurumuna karşı ‘kıyıcı’ eleştiriler yöneltebiliyorsun, özgürlüklerin bir cüzünü oluşturan ‘inanç özgürlüğüne’ karşı neredeyse faşizan tepkiler verebiliyorsun, ama Ümraniye çöplüğünde bulunan bombalarla ilgili bir tek cümle sarf etmiyorsun?

Neden?

Darbe hazırlıkları, Danıştay suikasti, ‘Cumhuriyet gazetesinin bombalanması’, derin devlet bağlantıları, ‘Ordu Göreve’ pankartları, ‘vakti saati geldiğinde bazı sivil toplum örgütlerinin harekete geçirileceğini’ söyleyen generalin darbe günlükleri, Ergenekon yapılanması hiç mi ilginizi çekmiyor?

Daha da önemli nokta şu: ‘Bu kadar emek hırsızlığı, bunca olumsuz iş yaşamı koşulları ve adil olmayan ücretlendirme politikası ortadayken’, DİSK’in ‘postmodern darbe oluşumu’ içinde işi ne?

Hem 28 Şubat sürecinde demokrasi karşıtı güçlerle işbirliği yapıp (‘Beşli Çete’ olayını hatırlayalım) darbenin tedvirine memur yazılacaksın, hem de utanmadan ‘devrimci’ ve ‘demokrat’ olduğunu söyleyeceksin?

Devrimcilik ve demokratlık böyle bir şey midir?

Değerli Süleyman Çelebi’den bu konularda açıklama yapmasını istesem, yine kalp kırmış olur muyum?

http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=156453

Önemli


Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederim.

***

Siz de düşüncelerinizi paylaşın: