Bir ‘köşe yazarı’nın zeka seviyesi
İnsanlar çeşit çeşittir, herkesin zeka seviyesi ve kavrayış kabiliyeti de farklıdır haliyle. Bu tip farklılıklardan dolayı insanlarla alay etmek de ayıptır.
Ancak; büyük bir gazetede köşe kapmış ve kendinize ‘milleti aydınlatma misyonu’ edinmiş iseniz zeka ve kavrama kabiliyetinizin en azından ‘ortalama seviyede’ olması beklenir.
Bunları yazma sebebim Milliyet gazetesinden Meral Tamer’in bir yazısı. Alper Görmüş yazmış, oradan okudum; çok kısa özetlersem, olay şu: Hürriyet gazetesinden Yurtsan Atakan internet erişim yasaklarını eleştirmek için “New York uçuşları yassah hemşerim” başlıklı ironik bir yazı yazmış ve bir hikaye uydurup, New York Times’da yayınlanan, PKK’nın terör örgütü sayılmamasını savunan bir makaleden dolayı İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi’nin New York uçuşlarını durdurduğunu, eşi ve çocukları ile havaalanından geri döndüğünü söylemiş.
Devamında pasaport memuruyla ironik bir diyalog da kurgulayan Atakan, yazısını “Anlattıklarıma inanmadınız mı yoksa? Neden?” diye sorarak, bazı internet sitelerine getirilen erişim yasaklarının saçmalığını vurgulayarak bitirmiş.
Bu yazıyı okuyan Meral Tamer ise bir gün sonra:
Türkiye nereye?
Başbakan Erdoğan’ın son dönemdeki “vaazları” ve AKP hükümetinin son tasarrufları beni fevkalâde ürkütüyor. Bunlara bir de yargı eklendi. Her gittiğim yerde karşıma sıklıkla “Türkiye nereye gidiyor?” sorusu çıkıyor.
Dün Hürriyet’te Yurtsan Atakan’ın köşesinde hayretle okudum: Eşi ve küçük çocuğuyla havaalanına kadar gittiği halde THY ile New York aktarmalı Los Angeles’e uçamayıp bavullarıyla eve dönmek zorunda kalmışlar. Çünkü İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi, The New York Times gazetesindeki PKK’nın terör örgütü sayılmaması gerektiğini savunan bir makale nedeniyle New York uçuşlarını yasaklamış.
Atakan “Ben New York’a gitmiyorum ki” diye itiraz edecek olmuş; aktarma da yasak, Los Angeles’e Amsterdam üzerinden de gitmeye kalkmayın. Gaziantep Asliye Hukuk Mahkemesi de porno yayınlar nedeniyle Amsterdam’a uçuşları yasakladı” yanıtını almış.
Türkiye nereye götürülmek isteniyor? Bu gelişmelerden endişe duyan vatandaşın askerden medet ummaktan vazgeçmesi için de, AKP’nin daha fazla saçmalamaması için de, yargıya güvenin sarsılmaması için de üzerindeki ölü toprağını atmış bir CHP’ye ihtiyacımız var.
Diye, ironiyi ciddi sanarak, oturmuş, yazı döşenmiş.
Yaa, işte böyle. Bu gibi insanlar ‘köşe yazarı’ diye geçiyor bu ülkede..
—
Not: Meral Tamer bir gün sonra güya özür diliyor ama yazısı ‘özür’den başka herşeye benzemiş.

14 comments
Selamun Aleyküm;
Suat Bey bunlar kendi aralarında ortalama alıyorlar ondan böyle oluyor :)
Allah’a emanet olun…
Suat,
Gerçekten de komikmiş. Ama beni asıl endişelendiren şey AKP iktidarı dönemide adalet sisteminin sürekli olarak geriye gitmesi, saçma sapan özgürlükleri engelleyici (bu arada özgürlüklere karşı olarak ispiyonculuğu teşvik edici mekanizmalar kurulmasını da unutmamak lazım) yasalar çıkarılması. Ben bunlara bakarım. Ne söylediğini kimsenin önemsemediği bir yazarın saçmalamalarını gündeme getirmek yerine pek demokrat pek özgürlükçü AKP’nin bu anti-demokratik, özgürlükleri temelden zedeleyen faaliyetlerini (daha sert) eleştirsen daha faydalı olur (hani bana blogumla ilgili tavsiyede bulunmuştun ya bu da benim sana tavsiyem olsun) diye düşünüyorum. Kime ne Meral Tamer’in nasıl saçmaladığından.
[Bu arada site kapatmalar konusunda hakimleri suçlayanlar var. Bu konuda en son suçlanacak kişiler hakimlerdir bana göre. İlgili konuda hakimlerin eğitimiyle ilgili hiçbir şey yapmayan ve bu rezil yasaları çıkaranlar asıl sorumlulardır.]
Öyle düşünmüyorum. Bu kişiler yüzbinlerce insana ulaşıyor. Nasıl bir kapasitede olduklarını göstermek gerek ki yazdıklarını bu kapasiteye gçre değerlendirsinler, sazan gibi her yazdıklarına atlamasınlar.
Tabi sadece Tamer değil, Milliyet’in Genel Yayın Yönetmeni için de aynı şeyler geçerli. Benim bildiğim köşe yazıları mutlaka GYY’nin masasından onaylanarak geçer.
Bunları afişe etmeliyiz ki, ‘medya’ denen aygıtta yeralan insanların çaplarını herkes görsün.
Özgürlük konularında eleştiri yapıyorum. ‘Daha sert’ demekle ne söylemek istediğini anladım. Ancak bunda dengeli olmaya çalışıyorum, sebebine şurada değinmiştim, o sebepler geçerli olduğu müddetçe daha dengeli yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum.
İki çeşit eleştiri türü vardır; ‘yıkmak için’ eleştiri, ‘yapmak için’ eleştiri. “Yıkmak” da bir nev’i yapmaktır, bunu kabul ederim, ama benim amacım bu tip bir eleştiri değil. Fethi beyin bazı yaklaşımlarını eleştirirken de aynı şeyleri söyledim.
Bu cendereden kurtulmak için tüm yalpalamalarına ve saçmalamalarına rağmen hala AKP’yi umut olarak görüyorum. Bu devam ettikçe eleştirilerim de ‘yapıcı mahiyette’ olacak.
Yilin sazani. Butun dertlerimizin sifasinin CHP oldugunu dusunen birinden daha fazlasini beklememek gerekirdi.
Emrenin dedigi cok dogru.
Suat,
TCK’ya 301 gibi bir ucubeyi koymuş ve çıkarmamak için binbir takla atan ve internet suçları kanunu gibi bir garabeti ortaya çıkaran bir partinin ve o partinin üst yönetiminin demokrasiyi gerçekten benimsediğini ve özgürlükleri içine sindirdiğini düşünmek bence biraz saflık oluyor.
İzlenimler’de Fethi’ye şöyle demişsin:
Ben de diyorum ki demokrasi ve özgürlükler konusunda işimiz AKP’ye kaldıysa vah bizim halimize.
Da Vinci,
AKP’ye elimiz mahkum. Başka alternatif yok. AKP, statukonun tam da istediği gibi bir şekilde devrilir ve seçim öncesi kurulan hayaller gerçekleşir, CHP-MHP ortaklığı gibi oluşumlara kalırsa ortalık o zaman asıl ahı vahı görürüz.
28 Şubat RP geleneğinden AKP gibi bir partiyi çıkarttı. Bu cendere de daha liberal bir AKP’ye dönüşü hızlandıracaktır.
Bizim (ya da benim diyeyim) istediğimiz anlamda liberal eksende parti bu ülkede taban bulamaz. Bu gerçeği gözden kaçırmayalım. Bu iyileştirmeler ancak böyle geniş bir tabanı olan partiye yaptırtılabilir. Çünkü TBMM gücünü ancak bu tip partiler edinebilir. AKP’de buna en uygun parti şu anda.
Varsa bir başka alternatif bilmek isterim.
Sanırım şu dönem AKP’yi daha da dönüştürecektir, hatta R.T.Erdoğan istemeden bu dönüşümün tam orta noktasında yer almaktadır. Bu süreç negatif gibi görünse de pozitife evrilirse, ben demokratik haklar konusunda daha ciddi atılımların atılacağını düşünüyorum. CHP ulusalcı-faşist bir çizgiye doğru daha da ilerliyor. MHP? Bilmiyorum, bana çok da demokratik bir hava yaratabilirler gibi gelmiyor. Elimize kalan AKP. Keşke, evet keşke, daha normal bir dönem yaşıyor olsak ve AKP’nin hatalı yönlerini enine boyuna tartışabilsek. Bunu şimdi yapmaya çalışmak birilerine bak gördün mü işte bu yüzden kapatılmalı mantığı dışında bir şey ifade etmiyor. Yani birden kendinizi iyi de daha iyi bir alternatif yok ki savunmasında bu partiyi savunurken buluyorsunuz.
Suat Bey’in dediğine katılıyorum, AKP dönüşmek zorunda,liberal bir AKP toplumun dönüşümünü de doğru yansıtacaktır. Çünkü günümüzde geride kalan toplum değil, siyaset ve bürokrasi.
Suat,
Sazan Fethi Bey’in seyrettiği sulardan kaçıp buralara takılmış anlaşılan.
Pardon Suat Bey diyecektim.
Suat,
Türkiye’de demokrasi ve özgürlüklere en fazla önem veren parti AKP’dir demiyorsun heralde, değil mi? TBMM’de çoğunluk elde edebilecekler içinde buna en yakını AKP’dir onun için onları desteklemekten başka yapacak birşey yok gibi bir mantıkla yaklaşıyorsun sanırım. Belki haklısın belki değilsin ama bu AKP’nin, özellikle de yönetici takımının demokrasi anlayışının ve düşünce ve ifade özgürlükleri alanındaki tavrının senin istediğin düzeyden uzak olduğu gerçeğini değiştirmiyor değil mi? Bu adamların demokrasinin yılmaz bekçileriymiş ve özgürlüklerin savunucusuymuş gibi gösterilmesi ve bu nedenle savunulmasını kabul edemiyorum. Bu tavırda olanları da samimi bulamıyorum. “AKP kötünün iyisidir, köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek gerekir” denirse anlarım ama mevcut durum bunu göstermiyor.
Da Vinci,
Bir öneri istemiştim, yok.
AKP’nin yönetim kademesinin özgürlük/demokrasi anlayışı burada ikincil planda kalıyor. Önmeli olan “bu etkin gücü demokrasi ve özgürlüklar alanına ne kadar yöneltebiliriz” sorusu olmalı.
Tam anlamıyla kafamızdaki gibi bir şablon beklersek daha çok bekleriz.
Liberal Demokrat Parti diye bir parti var; bilenler bilir. Uzun zamandır da faaliyette. Oyu kaç? 0.00 bilmem kaç, değil mi? Acaba neden?
Fethi bey de zaman zaman aynı hatayı yapıyor. AKP’yi değerlendirirken temsil ettiği kitleyi görmezden geliyor, AKP’nin bir kitle partisi olduğunu, bu kitleye dayanarak siyaset yaptığını, bu kitleye ihtiyacı olduğunu unutuyor.
Sokaktaki insan 301′e karşı falan değil, internet yasaklarını da yüz kişiden 95′i destekler. AKP yöneticileri de onların içinden çıktı. Bunları gözardı etmeyelim. Çok fazla beklentiye giriliyor. Yapıcı, öğretici eleştiri bu sebeple önemli.
Parti yasaklama amaçlı, antidemokratik, özgürlük kısıtlayıcı cendereler oldukça da; kısmen akılları başlarına geliyor, öğreniyorlar; aydınların tepkisi, AB dinamikleri falan hep birlikte değişimin körüklenmesi gerek. Bu da ancak yapıcı eleştiri ile olur, yıkıcı eleştiri ile değil. AKP’nin siyasi gücü, daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi için kullanılmalıdır.
Sanki liberal bir kitle partisi var da AKP’yi tercih etmekle özgürlüklere engel olunuyor gibi bir durum var. Yok böyle bir şey.Teorik lak lak yapacaksak tamam ama pratik önümüzde işte, toplumun yapısı da siyasal partiler de önümüzde. Neden pragmatik davranılmıyor ‘dava’ sahiplenilir gibi bu işlere cephe alınıyor anlamıyorum.
Nahnu.org’daki bir yorumunuzdan geldim buraya kadar. Hakan Şükür’ün şu son günlerdeki haberleriyle ilgili yazıya yaptığınız yorum ve tesbitiniz çok iyi ve yerinde olmuş. Köşe yazarları normal vatandaşı (örn. ben) kahredecek düzeyde… elinize gazeteyi alıp da herkese nasip olmayacak bir yerde böylesine bilgisizce yazılar yazanları görmek şahsen beni kahreder. Gerçi okuduğum gazetede böyle bir kahır yaşamadım şimdiye kadar ama internetten diğer gazeteleri okurken saç baş yolduruyor bu köşe yazarlarının bir bölümü.. “Düşünceler”inizi sevdim, bundan sonra günlük gazete gibi takip edeceğim inşallah :)
Teşekkür ederim Leyla hanım..
Dünya Bülteni adlı sitede Olivier Roy ile yapılan bir söyleşi var. İslamın batı dünyasındaki içselleşme süreci ile ilgili yaklaşımımlar taşıyor. Derin Düşüncede Fuller’ın ve Mustafa Akyol’un yazıları da bu minval üzereydi. İslam ile batının ilişkisinin nasıl şekilleneceği konusu, hem bütün dünya, hemde bölgedeki siyasal ve sosyal yaşamın nasıl şekilleneceğinin temel noktasında duruyor. AKP kapatma davasından, Suriye-İsrail barış görüşmelerine, Türkiye-AB ilişkilerine kadar bizi derinden ilgilendiren her hayati konu; gelip bu noktaya dayanıyor. Cahilce bir refleksle, İslama bir tekmede ben atayım psikolojisi ile böyle komik duruma düşüleceğine; araştırıp İslamın batı medeniyeti ile nasıl bir ilişki içinde olması gerektiğine dair kafa yormak gerekmez mi? velevki İslamdan hazetmeyebilirsiniz, ancak siyaset sosyolojisinin dayattığı temel bir gerçeklikten, bir arada yaşama gerçeğinden bu kadarmı uzak olunur. Tüm dünya İslam gerçeğiyle yüzleşiyor ve bu yolda kılavuzumuz; Yunus Emre dizeleriyle: Gelin tanış olalım/İşi kolay kılalım olmalıdır. Başbakanın ve dışişleri bürokrasisinin Suriye-İsrail görüşmelerindeki rolünü çok önemsiyorum. Her türlü aldatma ve kazık atma mahareti yüksek bir ortamda olsa, bu açılım iyi sonuç verirse, batı ile İslam dünyası ilişkilerini zehirleyen; Arap-İsrail çatışmasının soğutulması geçekleşebilir.Meral Tamer’de İsrail falkland adalarını İngiltere’ye veriyormuş diye yazmaz umarım.
Siz de düşüncelerinizi paylaşın: