Google Gruplarına erişim engeli
Tam “yahu bu 301 değişikliği saçmasapan birşey olmuş bir sürü sakınca doğmuş, şunu kökten kaldırın veya hiç değilse Cumhurbaşkanına izin sorma aşaması mahkemeler için değil, savcılar için geçerli olsun ki, insanlar iddianamelerle reklam olmasın, hedef gösterilmesin” mealinde birşeyler yazacaktım ki Silivri 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 14 Mart 2008 ve 2008/15 numaralı kararı gereği Google Gruplarına erişimin engellendiğini öğrendim. Sebebini bilmiyorum, merak da etmiyorum.
Biz neyden bahsediyor, ne için ümitlenmeye çalışıyoruz, adamlar ne yapıyor. Ne yazılsa, ne söylense boş. Sanırım beyin nakli yapmaktan başka yol kalmadı, böyle ilkel zihniyetli siyasilere de bürokratlara da.
[Bu arada, Wordpress yasağı ise nihayet kalkmış. Buradan basit bir mantık yürütürsek yaklaşık 8 ay sonra Google gruplarımıza da kavuşabileceğiz demektir. 8 ay dediğiniz nedir, göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Buna şükür, iyi tarafından düşünün, kıymetini bilin, ya giden hiç geri gelmeseydi? :/ ]




13 comments
Suat bey,
Sanırım beyin nakli yapmaktan başka yol kalmadı, böyle ilkel zihniyetli siyasilere de bürokratlara da.
“Ozgurlukcu iseniz içinde bulunduğumuz vaziyeti bilesiniz. Politikaci düşmanınızdır. Bürokrasi düşmanınızdır. Bana bakın, kimse işitmesin, millet düşmanınızdır.”[1]
Bunun faturasini sadece AKP’ye kesecekler var ise bu konuda AKPli olmayan bir vekilden yaptigim alintiya bakabilirler. Bu konularda genel hatlariyla partiler arasinda mutabakat var ve herkes devlet mudahil olsun istiyor bence. Hal bu olunca siyasiye burokrata kizip ‘millet’i ayri tutmamiz dogru degil.
Sirtimizi AB’ye dayayarak millete “AB’ye girince zengin olacagiz” diye bir martaval sIkIp politikaciya da “bak bak onlar kizar sonra, onlar sana lazim yoksa yerler seni” diyerek ifadeyi ozgurlestirme projesi yapmayi bir iki dakika birakip biraz dusunelim bence. Var mi bunun baska bir yolu? Bu memlekette okumus etmis siniflar hep boyle sinsi sinsi mi is gorecek? Ben bilemiyorum bunlari, ama problemin kaynaginin da hallinin de asil nerede oldugunu telaffuz etmeye cekinip Ismet Pasa’yi konusturmak durumunda kalmak hos degil.
[1] Ismet Pasa’dan alinti/uyarlama yaptim.
Google’ı tümden kapatsınlar temiz olsun.
Küba’ya doğru yaklaşıyoruz.
Bülent Bey,
Millet derken, “bunlar nasıl böyle konuşabiliyor devlet nerede” mantığını kastediyorsunuz yanlış anlamıyorsam.
Recep İvedik’in “gonuşma leyn” ifadesi toplumda ve devlette karşılık buluyor.
Recep İvedik
Neden mahkemeleri eleştiriyoruz ki, yakında hapşırdın diye mahkemelik olabiliriz, ülkede siyaseti değil mahkemeleri esas alan bir sistem var artık, TRAJİ-KOMİK…
Artık siyaset yok, o devir kapanmış durumda, artık kabul etmediğin bir madde varsa Anayasa mahkemesine gidiyorsun. Onlara da yazık, bu zamana kadar bu kadar çalışmamışlardır herhalde.
Yarın yeni bir başvuru var da Anayasa mahkemesine…
Bir şey bu kadar mı sulandırılır?!
Hımm. milleti ABye iştahlandırmak, politikacıyıda, onlar sana lazım, sonra sana kızarlar, üzerinden ifade özgürlüğü projesi yapmalar…
Bu AB yanlısı vaziyet almalar pasif bir tutumla, bölgesel ve dünya olaylarından uzak kalma gayretleri; bir çarıklı kurmaylıklık versiyonu olmasın. Saflar ve kafalar hala çok karışık…AKP yi CHP mi yoksa MHP mi kurtaracak…Gazozuna bile bahse girmek riskli görünüyor…
Suzannur hanim,
Neden mahkemeleri eleştiriyoruz ki, yakında hapşırdın diye mahkemelik olabiliriz, ülkede siyaseti değil mahkemeleri esas alan bir sistem var artık, TRAJİ-KOMİK…
Istediginizi elestirin de meclisin tamamen mesru metodlarla cikarttigi sansur duzeninin kabahatini mahkemelere atmayin. Dogru degil. Tekrar soyluyorum, tam da beklenen metodlarla (kamuoyu olusmasi dahil) bunu meclis yapti bize. Hakimlere kizin arzu ediyorsaniz ama kanun acik, ustelik hem iktidar hem muhalefet oyle ozgurlukcu filan degil. Yani kanunun uzerinde bir cekisme varsa o detaya dayali cekisme.
Arif bey,
Valla bilmiyorum, hakli olabilirsiniz karisiklik hususunda. Iki sene buradaki genc teknik personeli usenet filan kullanmaya hevesledirmeye calistim. Oldu da biraz. Gelin gorun ki o acik kultur ve platformlar buraya uymuyor, ya ciplaklik var diye sinirleniyor insanlar, ya hakaret var diye, ya kutsala (sekuler kutsal dahil) bilmemne diye. Care de belli: devlet birsey yapsin.
Millet derken sadece mankenin sikayet ettigi coban degil aklimdaki, daha yirmi sene evvel de yurtdisindaki vatandaslar (web yoktu o zaman) usenet’i gorunce hemen ‘yetkililer birsey yapsin’ derlerdi. Bunlar cogunlukla okumus takimiydi. Usenet simdi sansur yiyen google groups denen yerde arsivlenen sistem. Eh burada yetkililerin ‘birsey yapmak’ konusunda masallahi var zaten, yapiyorlar iste. Bizim devletin menziline girdikten sonra o arkadaslarin arzulari da gerceklesmis oldu boylece. “Derin” kimseyi de suclayamayiz cunku meclis yapti bu kanunu ve bunlar olsun diye yapti. (Farkinda misiniz bazi durumlarda burokrata site kapattirmak da var orada. Burokrat kapatacak site sahibi mahkemeye basvurup actiracak, duzen o.)
Sinsi ve firsatci bir hava var burada ifade ozgurlugunun genislemesi konusunda. Herhangi bir partinin tabanindan boyle bir arzu gelmiyor. En azindan ilkeli bir ozgurluk arzusu gelmiyor. Istenip yapilamayan seylerle ilgili geliyor ama diger yasaklar icin de aslinda icazet ve arzu var. Geriye ne kaliyor? ‘AB istedi”, ‘yabanci ne dusunur, rezil olduk’, ‘Cin’e benzetiyorlar bizi’ filan gibi sikayetimsi ve disa donuk seyler.
Suat beyin ayni yazida 301′den bahsetmesi iyi olmus. Boyle mi kalkmaliydi o kalkacaksa? “Kalksin da ne sekilde olursa olsun” demek bazen benim de yatkin oldugum bir posizyon ama bu sekilde kalkmasi bagira bagira birseyler soyluyor bizim hakkimizda herhalde. O nedir anlamak isterdim.
Bülent bey, Türk idare ve hukuk sisteminin, kendine özgü bir yanı var. Çok derin bir hafızası var bürokrasi boyutunda. Osmanlıdan günümüze tevarüs ettirilmiş bir derinlik. Bundan şikayet etsekte bu hep böyle olmuş. Çocuk yaştaki yada akıl kıtlığı bakımından, siyasi iradenin denetlenmesi-vesayet-otomatiğide o günlerden kalma sanırım. Şimdide asıl yön tayin edicinin bürokrasi olduğundan eminim. Konjoktürel kırılmalar ve Özal gibi liderler bunu zorluyor-Erdoğan daha farklı, O, Özal’a göre daha öğrenici oluyor- idarede çekişme ve çatışmalar olabiliyor. Bu site erişim meselelerinde de bence, herkes herşeyi konuşuyor, bu hayırlı bir gelişme değil kaygısı var gibi. Doğru değil bence. Zira gerek bürokrasi, gerekse siyaset en akil unsurlardan oluşmuyor- hiç değilse genelde böyele- kendi taassup alanlarını yaratıyorlar ve dışarlıklı seslere kapatıyorlar kendilerini. Şimdi bu bloklarda ve internet sitelerinde, çok düzeyli akıl yürütmelere rastlıyoruz. Belki bunlara kulak verilmesi açısından , bu akışın açık tutulması faydalı. Tabi doğruya ulaşmanın engellenmesi için uğraşanlar olabileceğinide unutmamalıyız. Bu açıklık kafa karıştırmaya da yorulabilir. Ama açık tutulması bence çok daha hayırlı. Açıklıktan doğacak mahzurları, yine açıklık giderebilir. 301 meselesi ise günlük sıkışıklığı aşma yolunda, bazı ittifak arayışları olabilir.Uzlaşmanın siyasetçi-bürokrat, siyasetçi-siyasetçi hattında olması için yan baskı unsurları olabilir. Ülke olarak, bölge olarak ve dünya olarak; konkoktürel bir kırılma içindeyiz. Türkiye bu eşiği büyük devlet gibi, uzlaşmayla aşabilirse; özgürlükler alanında da büyük kazanımlara o zaman gerçekten ulaşabiliriz. Yoksa sancılı ve sıkıntılı bir kapanma dönemide gelebilir. Mesela ulusalcı bir prof. Anıl Çeçen, dış dünyaya tamamen kapanarak bu süreci aşabiliriz diyor. Yani içte tüm özgürlükleri iptal et, dışta tüm ilişkileri kes. Ancak özgürlük diye yırtınan pekçok kişinin, zinhar uzlaşma telkinlerinide anlamak mümkün değil.Ben başından beri derin bir pazarlık süreci yürüdüğüne inanıyorum. Ancak saflar ve akıllar çok karışık. Takılma noktası ne kadar kişisel onuda bilemiyorum. Bu mevsimlerde kişisel beklentiler nedense artıyor. Sabırla beklemek lazım. Suat beyin tabiriyle Görelim mevla neyler/Neylerse güzel eyler.
Sinsi ve firsatci bir hava var burada ifade ozgurlugunun genislemesi konusunda. Herhangi bir partinin tabanindan boyle bir arzu gelmiyor.
Osmanlı tebası,ümmet denilen halk “milletleştirilirken” özgürlükler kısıtlanır,millet aynı zamanda düşmandır da..
Her yapılan darbenin öncesi ya ülke elden gidiyordur ya da irtica geliyordur ve buna sebep yine millettir yine,
80 yıldır asker edilen millet bir sabah aniden “sivil” ve “sınırsız özgürlükçü” olamaz.Bu durumda sabah da biraz uzun sürebilir her halde!
Arif bey,
Çok derin bir hafızası var bürokrasi boyutunda. Osmanlıdan günümüze tevarüs ettirilmiş bir derinlik. Bundan şikayet etsekte bu hep böyle olmuş.
Evet. TSK dahil buna gayet tabii. 19. asirda felaket haline gelen, 20. asrin basinda (ki Balkan harbini de dahil edelim) iyice bozguna donusen hadisati unutmuyor bu ‘derin’lik. Onlar unutmuyor da bizim — normal vatandas olarak — haberimiz yok pek. Malum netameli mevzudan bahsetmiyorum, bahsetmeye gerek de yok. Bugunku ve sadece izdusumu itibariyle din ekseninde gozuken cekismeden bahsetme sekline baktigimizda, insanlarin Cumhuriyet’in kurucu kadrosunun yaptiklarini gayet selektif ve bugunun cekismesinde angaje olduklari pozisyona gore degerlendirdiklerini goruyoruz. Hal oyle olunca/ise sikayetin temelinin bir derinligi olmuyor olabilir.
Şimdide asıl yön tayin edicinin bürokrasi olduğundan eminim.
Hangi konuda olduguna bagli. Dogrudan memnuniyeti etkileyen ekonomik gelismeler icin bu dogru gozukmuyor bana. Geriye donup kirilmalari ve yon degistirmeleri zorlayan ve yine ‘felaket’ demenin yanlis olmayacagi gelismelere bakarsak secilmislerin buyuk rolu oldugunu goruyoruz. Mesela petrol sokunu subvanse edilmis mazotla yedik ve hizli hareket etmeyip islerin felaket boyutuna ulasarak 24 Ocagi zorlamasini bekledik. Sosyal guvenlik de oyle, ki onda cok gec kalinmis olabilir (ben basbakanin uc cocuk diye tutturmasini TUIK’in son nufus sayimi sonuclarina bagliyorum hala, kendisi halka ne derse desin). Bunlar sizin aklinizda oldugunu tahmin ettigim yonlerle alakali olmasalar da o yonleri secme pozisyonuna gelenlerin arkalarindaki halk desteginin kaymasina yol acan havayi hazirlayan seyler. Bunu nereden biliyorum? Bilmiyorum, iskembeden atiyorum! Sadece ben de degilim bu durumda olan. En azindan koselerde ve bloglarda esen havadan anlayabildigimiz kadariyla insanlara ulasan yayinlarda — partizanlik yuzundan yapilan propaganda haric — duzgun ve duz gerceklere dayanan bir analiz yok gibi. (Bu baglamda gayet ilginc bir calismayi No bey bloguna tasimis.)
Konjoktürel kırılmalar ve Özal gibi liderler bunu zorluyor-Erdoğan daha farklı, O, Özal’a göre daha öğrenici oluyor- idarede çekişme ve çatışmalar olabiliyor.
Ben bazen o buyurken Imam-Hatiplere ragbet eden kitleyi memleketin imkanlari dahilinde verilebilecek daha iyi universite veya yuksek okul egitiminin kulturel ortaminda birey olarak barinabilecek sekle getirseydik RTE’nin bugun ‘ogrenici’ olma haliyle de agzindan cikan akla ziyan bazi sozleriyle de ugrasmak durumunda kalmayacaktik diye dusunuyorum. Sistemin icinde tutulan, disari gonderilme dahil muhtelif imkanlardan istifade eden Gul’de o kadar — manasiz diyebilecegimiz — uslup ve lafina hakim olamama ve belki ne dedigini farketmeme sivrilikleri yok mesela.
Bu site erişim meselelerinde de bence, herkes herşeyi konuşuyor, bu hayırlı bir gelişme değil kaygısı var gibi. Doğru değil bence.
Bence de dogru degil ama bunu bir ‘evrensel’ degerler silsilesine atifla anlatmak pek kimse icin inandiri olmadigi halde cikarim inandirici olmasa da o anlatim tarzi insanlarin kafasina bu ‘evrensel’ dogru fikrini sokuyor. Bunlar aslinda tartismaya acik olabilecek seyler — ‘hakaret’in devletin karistigi birsey olmasi gibi.
Bu açıklık kafa karıştırmaya da yorulabilir. Ama açık tutulması bence çok daha hayırlı. Açıklıktan doğacak mahzurları, yine açıklık giderebilir.
Aslinda ben bundan emin degilim. Giderebilir, evet, ama bunun garantisi olmadigi gibi, o mahzurlar geri donulmesi cok zor durumlari da dogurabilir. Yukarida linkleyip baska ise yarattigim — zannediyorum DSPli — mebusun devlete bilgi kirligi konusunda deterjanlik yaptirma olarak da nitelenebilecek arzusunun dayanagi aslinda sacmalik olmak zorunda degil. Sadece internet ortami olarak dusunmek gerekmiyor bunu, gozumun onunde oldugu icin ornek olarak cok kullaniyorum yine kullanayim: AKP-Buyukanit konusundaki goruslerin degismesi, 07-ilkbaharindaki PKK ile iliskili olaylarla 07-sonbaharindakiler konusundaki tahlillerin — ama yine buyuk olcude ima ve mesnetsiz atisla — kaymasi ‘hur’ basinin marifeti mesela. Birsey ogrenmedik o konularda aslinda, basin konusma zeminini saga sola egdi ve insanlar okuduklarina gore birseylere angaje oldu. Bu Turkiye’ye ozgu birsey de degil, kamuoyu olusmasini — teknik adam olarak anlayabildigim kadariyla — ABD’de de bu sekilde seyretmek mumkun.
Begenilecek sonuclar doguracak sureclerin kanun (ve siddet) ile engellenmiyor olmalarii gayet tabii ‘akil’ diyebilecegimiz seyin is gormesini kolaylastiriyor ama imkanlarin mevcudiyeti o aklin ortaya cikmasini saglamiyor. Bazen — ozellikle disariya bakarken — aklin gordugu isi toplum duzeninin gordugunu dusunmeye yatkin olabiliyoruz bence. Yapmamak lazim tabii. (Ben kendime DE diyorum bunu, yani burada kimseyi hedef almis degilim.)
Netin ozelligi belki marjinal kalacak ve hic duyulmayacak gorusleri paylasma imkani saglamasi. Yani, aslinda yelpazeyi genisletip uclarda kalacak azinliklarin konusabiliyor ve belki yeni fikir uretebiliyor olmalarini saglayacak kritik kutleye ulasmalarini kolaylastirmasi. Genis kitleler icin ise bu etkisinin oldugundan emin degilim.
Ancak özgürlük diye yırtınan pekçok kişinin, zinhar uzlaşma telkinlerinide anlamak mümkün değil. Ben başından beri derin bir pazarlık süreci yürüdüğüne inanıyorum.
Burada tarz olarak akla ziyan bir sakatlik var ki bunu basinda da gorebiliyoruz. Eger insanlara aci vermiyor olsa komik dememizin yanlis olmayacagi bir basortusu problemi var, malum. Problem bir sekilde kitleler arasinda toplumsal bir cekisme konusu haline de geliyor. Nedir burada makul olan? Kutuplara yakin olanlarin birbirleriyle konusmalari herhalde. Yapilan nedir? Gerginligin su yuzune ciktigi her zaman diliminde ‘bakin su otekiler ne berbat’ propagandasi. Bu sefer ne oluyor? Yukaridaki catisma bu propagandayi dinleyenleri de ayristiriyor. Yukarida bir pazarlik varsa, bu surecte asagida pazarlik dahi edemez hale gelmeye baslayan bir kutuplasma ortaya cikiyor olabilir. AP-ANAP secmeni olmus kitlelerin (ki benim ulasip sorabildiklerim oyle) evvelce hic alakalari olmayan sokak mitinglerine istiraki sirf Ergenekon vs. tezgahlarla aciklanabilecek birsey degil bence. Degil ama bununla ilgilenmiyoruz. Kemiklesmis MSP-RP tabaninin daha merkezde gozuken AKP’ye kaymasi gibi evvelce merkezde olanlarin da baska tarafa kaymalari soz konusu olabilir burada. Su veya bu sekilde gerceklesecek nispi demokratiklesme surecinde insanlar orgutlenmeye baslayacak en sonunda, yani oy saymayi veya devletle isi oldugu icin parti orgutune gitmeyi asan bir demokrasi anlayisi kitle tabanlarina yayilacak. Ne yapacagiz bu kutuplasmayi o zaman?
“Sallandıracaksın 3-5 tane, bak bi daha yapıyo mu?”
“Kapatacaksın partiyi, bak bi daha yapıyor mu?”
“Yasaklayacaksın google’ı, youtube’ü bak bi daha yapıyo mu?”
“Hakim karşısına çıkartacaksın adamı Atatürk’ün manevi hatırasına hakaretten, bak bi daha yazıyor mu?”
Yahu sahi neden bizden düşün adamı hiç çıkmıyor, neden her şey sürekli b.ka sarıyor? Tuhaf yani !?
Bülent bey, kapsamlı bir değerlendirmede bulunmuş. Eline sağlık diyelim. Bürokrasinin yön tayin ediciliğini, özellikle dış politikanın belirlenmesi maksatlı kullanmıştım. Mesela yaşadığımız süreçlerde buna Özal müdahil oldu diyebiliriz. Bu dönemde de Davutoğlu etkisi var, ancak bunlarında Türkiye’nin marjının genişlemesinden yararlandığını düşünüyorum. TSK nın siyasal-sosoyolojik olarak çok önemli hatta başat olduğunu söylediğimde, pekçok demokrat yada liberal kimsenin bundan hazetmediğini hemen hissederim. Oysa bu temel gerçektir ve milletin karekterinin sonucudur. Ancak, İslami ve geleneksel hassasiyeti olmayan güçlü bir iktidarın demokratik yollar dışında oluşma şansıda yok işte. Birde, AKP gerek oluşum, gerekse çalışma dinamiği açısından kesinlikle ders niteliğinde katılımcı bir demokratik örgütlenme özelliği taşıyor. Böylesi canlı bir siyasi oluşum, demokratik parti bilen var mı? Avrupada yaptığı miting, Almanları bir hayli sarsmıştı hatırlarsanız. Starda Nasuhi Güngör yazdı, hükümetin siyaset stratejisini belirleyen profesyonel danışmanları var mı diye? Mahir Kaynak’ı örnek göstererek, Allah’tan var ve tek başına büyük bir iş yapıyor diyede ekledi. Partideki çalışma ve örgütlenme becerisinin, burada tekrar edildiğini söylemek zor. Kissenger ABD nin yön tayini ile ilgili ilginç bir çıkış yaptı. Çin ile anlaşmalı ve İslam cihatçılığı hedefine kilitlenmeli idi temel argümanı. Şimdi bu hedefe göre İslami motifleri sindirip ABD nin hedefi olmaktan mı korunmaya çalışacağız? Yoksa bu bölgelerde İslam ile bir türlü anlaşma yolunu geliştirememenin, hem bölge halklarına ve hemde ABD ye berbet günler mi hazırladığını anlatmalıyız. Bence pazarlık bu noktada sürüyor. AKP ve İslamcı motif bürokratik yapı tarafından kolayca sindirilebilirdi. ABD nin Irak ve Afganistanda batağa saplanması baskıları azalttı mutlaka, ancak dünyaya yeni bir yön vermenin zeminini AKP ile yakalayabiliriz bilincide, etkili oldu bu noktada . Bunun başarısı kime ait dersek ben Erdoğan’ın sözünde duran kişiliğinin belirleyici olduğuna inanıyorum. Zira profesyonel bir çalışma görülmüyor bu alanda. Denetim dışı Çetelerin hareketsiz bırakılması bu opsiyonu işaret ediyor kanımca. Karar için daha ılımlı bir süre sağlanmış gibi. Ben Türkiye’nin bu gerilimden daha da güçlenmiş olarak çıkacağını umuyorum. İnananlar için, dini hassasiyetlerin çok güçlü sınırlar olduğunu, inanmayanlarında idrak etmesi gerekir. Üstelik İslamın Anadolu boyutunda öyle taze esintiler varki. Bir Mevlana’nın pervane misali canları çekişi ile, Yunusun ete kemiğe bürünüp Yunus diye görünmesi, ufuk ötesi menzillere taşıyabilir insanları.
Abi, hepsi iyi güzel de Mahir Kaynak’ın yaptığı güzel işleri anlamış değilim bir türlü. Birbirleriyle nedensellik ilişkisi olmayan teoriler öne sürmek büyük iş yapmak mı? Her boşa çıkan iddialı teoriden sonra da azimle bir sonrakine yönelmek mi? Sadece bir örnek, yanlış hatırlamıyorsam Kaynak, K. Irak harekatının kalıcı olduğunu, ordan çıkmayacağımızı, Türkiye’nin Musul’a gireceğini, Kuzey bölgesinin artık bizden sorulacağını, Barzani’nin gözden çıkarıldığını falan söylemişti kara harekatından önce. Yani Kaynak’a göre biz şimdi Musul’da olmalıydık. Ama bırakın Musul’a gitmeyi, harekatın da çok sınırlı olduğu anlaşıldı. Kaynak’ın çekilmeyi yorumlayışını ise -bu iddiasını hatırladığımdan- tebessüm ederek okuduğumu hatırlıyorum. Bu mu büyük işler yapmak?
Kaynak’ın pekçok analizinin -bütünü görme çabası ve bu tip mekanizmaların işleyişi açısından- önemli olduğuna ve istifade edilmesi gerektiğine inanıyorum ama ulaştığı/öngördüğü ’spesifik sonuçlarda’ da çoğunlukla çuvalladığını görüyorum. Bunun neresi büyük iş yapmak anlamış değilim.
Kilitlenme halinin ideolojik bakışlarla anlaşılamayacağı, üstelik dahada aşılamaz hale geleceği tehlikesine; Mahir beyden başka sistemli argüman getiren bir Allahın kulunu görmedim. Bazı analizler yapılıyor tabi. Bay Kaynakla aynı ideolojiyi paylaşmadığımız kesin. Ancak bu blokajın nasıl çalıştığının anlaşılmasına katkı sağladığını sanıyorum. Elbette toplumların ilgi alanındaki hususların, iki insanın sorunu gibi algılanıp çözülmesi kolay değil. Ancak anlaşılma yolunda başka bir model sunan var mı? Sedat Laçiner akıllı çözümlemeler yapardı. Ondanda ses yok. O da çıkamadı işin içinden anlaşılan…
---
Siz de düşüncelerinizi paylaşın: