Random header image... Refresh for more!

Kategorize

Başka ülkelerde de var mı bilmiyorum ama Türkiye’de oldukça etkili ve sistematik bir ‘kategorize etme’ hastalığı var. Özellikle de ‘laikçi’ kanatta.

Mesela önemli ve ‘gerçek’ bir haberi herkes atladı ve ‘dinci’ gazete Vakit mi yayınladı; hemen cevap hazırdır, “uydurma, çarpıtma, safsata!”. Aynı biçimde Yeni Şafak, Zaman, bir haber, bir araştırma mı yayınladı, ilgili mantık hemen devreye girer, araştırmanın, haberin, vs.nin içi hiçbir araştırma kaygısı gütmeden sadece ve sadece ‘o gazetelerde’ yazıldı diye boşaltılır, önemsizleştirilir. Bu oldukça işe yarayan ‘içini boşaltma’ taktiğini sırf Ergenekon olaylarında yazdıklarını önemsizleştirmek için Taraf’a bile yapmışlardı; ‘dinci gazete’ diyerek, hatırlayın.

Sadece medya kuruluşları da değil, köşe yazarları, entelektüeller de aynı mantıkla belirli şablonlara yerleştirilir. Şu anda iktidarda AKP var, siyasete siyaset dışı her müdahaleye karşısın, yani demokratsın, çıkıp “bu yapılan yanlış” dediğin zaman aynı mantıkla AKP’li/AKP’ci oluyorsun, söylediklerinin, bizzat duymalarını istediklerin nezdinde hiçbir önemi kalmıyor, çünkü daha ulaşmadan içi boşalmış ve önüne kalın bir önyargı duvarı dikilmiş oluyor. “AKP’li bir şeriatçı” ya da “Soroscu, AB yalakası, omurgsız liboş AKP’ci” oluyorsun. Kimse “yahu bu adam ne diyor, hele bir dinleyelim” diye duvarın arkasına bakmıyor.

Etiket çok, en önemlilerinden, son zamanlarda yıldızı yükselenlerden biri de ‘Fethullahçı’ etiketi. Bu aslında genellikle Zaman gazetesinde yazı ve yorum yazan ve/veya gazete ile alakasız da olsa, -işin ilginci müslüman bile olmasa- cemaat bünyesindeki vakıfların panellerine, toplantılarına konuşmacı olarak katılan, yahut cemaat üzerine ‘nesnel olmaya çalışarak’ araştırma yapan yazar, bilim adamı ve entelektüellere yapıştırılan bir etiket. Üzerine yapışmaya görsün artık, ağzıyla kuş tutsa, tüm dünyada kabul görmüş bir görüşü serdetse önemsiz, çünkü artık malesef o bir ‘Fethullahçı’dır.

Ayrıca bakın, “AKP’li/AKP’ci ya da ‘Fethullahçı’ olunca ne yazar, bunun ne mahzuru var, herkes düşünce ve siyasal tercihlerinde özgür değil mi” bile denilemeyen, sürekli savunma yapma gereği hissedilen bir ortam var. Belki de bu, otokategorizasyondan da daha önemli.

Bu vaziyette iken nasıl bir diyalog olacak, birbirimizle nasıl konuşacağız, sorunlarımızı halledeceğiz?

Neyse, bunlar aklıma az önce Emre Aköz’ü okuyunca geldi. Bir zamanların Penthouse erkek dergisinin yönetmeni “Nasıl Fethullahçı oldum!?” diyor; olanca dinci, takiyyeci, AB uşağı ve liboş haliyle!..

30 comments

1 Mr No { 04.06.08 at 19:38 }

Suat Bey,

Özellikle de ‘laikçi’ kanatta

Bu ironiydi değil mi? :)

2 Suat { 04.06.08 at 19:44 }

No,

Ne zaman okudun hemen yahu..

Bu ironiydi değil mi? :)

İroni değil elbette. Ama cümlenin öncesinden de anlaşılacağı gibi ülkede bu hastalığın her kesimde olduğu ancak ‘laikçi’ kanatta bunun daha çok olduğunu söylüyorum.

Bunun sağlamasını yapmak kolay. Muhafazakar yazar, gazeteci ve entelektüel, hatta blogger ve blog yorumcularının yazıları ile ‘laikçi’ kemalistlerin yazılarını, meselelere olan bakışlarını kıyaslamak kafî.

3 Bulent Murtezaoglu { 04.06.08 at 20:09 }

Heh, iyi de sizden bile boyle laflar yemis olabilirim ben. Fasist dediniz mi hatirlamiyorum ama baska seyler hatirliyorum galiba. Boyle bir hal var, haklisiniz ama umumi bir hal bu bence. Bir de evvelce bir sekilde bunlarin hedefinin tartilmis veya hakkinda bir fikir olusmus olmasi da gerekiyor olabilir. O mankenin dediginin benzerini ne bileyim J.S. Mill dedigini soylesem o laflari etmezdi insanlar mesela.[1]

Bize ozgu olmasi da sart degil, gerginligin insanlarin ‘ruh’larina sirayet etmesinin getirdigi birsey herhalde (benzerini disarida da gordum, ‘irkci’ veya ‘teroristlere hizmet ediyorsun’ filan gibi ithamlarda).

Penthouse editorlugu yapmakla Gulen cemaatine hizmet etmek niye ters? Bunun obur turlusunu de demek mumkun, ciplak kadin resmi satarak para kazanmakta bir beis goreyen adam X orgutune hizmet etmekten imtina mi edecek? Terslik ‘X Islami orguttur, hizmet edenler de sadece gercek Muslumanlardir’ kabulu ile mumkun gozukuyor ki kendileri dahi boyle bir iddiada bulunmuyorlardir herhalde.

Ha Akoz nedir bilmem ben, o ayri. Bana da o cemaate hizmet ediyorsun denmisti galiba (Fazlamesai’de olabilir).

[1] Mesela: link

4 Suat { 04.06.08 at 20:32 }

Bülent bey,

Aman, der miyim size hiç, tartışmalarımız oldu elbette ama demokrasi ve siyaset konusunda bazı görüşleriniz ile alakalı olanlar hariç gerilim yükselmemişti bile.

Bakın burada şu var yalnız. Yani yazı anlaşılamamış sanırım veya “kimse kimseye kaka birşey demesin” gibi birşey anlaşılmış. Ben burada “otokategorizasyondan” bahsediyorum, ne söylediğini bile dinlemeden yaftalamak ve özellikle kitleler nezdinde söylemin içini boşaltmaktan. Bunun dışında faşiste faşist, şeriatçıya şeriatçı demekte sorun yok.

Velev ki karşı taraf bunu kabul etmesin, kendi kıstaslarımıza göre değerlendirme yapabiliriz. Ama söylediklerini ‘dinleyip’ ‘anladıktan’ sonra, hiç okumadan/dinlemeden sadece şucu /bucu diye değil. (Kitle nezdindeki etkielme/içini boşaltma yönüne de dikkat)

Benim değindiğim bu. Mesela buradaki makul tartışmalardaki fikir ayrılıkları neticesinde birbirimizi yerleştirdiğimiz olası şablonlar olabilir. Bunda birşey yok.

J.S. Mill dedigini soylesem o laflari etmezdi insanlar mesela.[1]

Heh, keşke Mill’in onları niçin dediğini de tartışabilsek. Mill gibi bir özgürlükçüye, temel haklardan birisi olan, inanca dair bir hak için yapılan düzenlemeden kaynaklanan bir gerilim neticesindeki ‘bu ortamda’, o tür bir laf söyletemeyiz, değil mi?

5 Bulent Murtezaoglu { 04.06.08 at 20:47 }

Suat bey,

Mill gibi bir özgürlükçüye, temel haklardan birisi olan, inanca dair bir hak için yapılan düzenlemeden kaynaklanan bir gerilim neticesindeki ‘bu ortamda’, o tür bir laf söyletemeyiz, değil mi?

Soyletmemenin yolu ne olacak? Daha onemlisi nasil incelenecek ki bu artik? Insanlar boyle seyler diyen sudur budur seklindeki pozisyonlara can-i gonulden ve belki binbir kufur ederek angaje oldular bile. Isin pisligi orada.

Ayni degil ama benzer konu: AYM’nin su anda su kadro ile yaptigini begenmeyip AYM’yi toptan yanlis gostermek mesela. No bey buradaysa hatirlar bunu, ‘atanmis’/’secilmis’ konusunda da ucundan evvelki gun konustuk galiba.

6 Suat { 04.06.08 at 21:01 }

Elbette, ben de onun için ses ettim zaten.

Biliyoruz ki demokrasi konusunda çekinceleri olanlar sadece liberaller değil, otoriter bir rejim yanlısı da -bir liberalle çok farklı bir sebepten- bu çekinceye sahip olabilir. Yani bir liberalin çekince gerekçesi çok önemli ve bu çekince de bugünkü gergin ortamın kaynağı (temel haklar ve onları vermeyen, direnen bir zihniyet) ile direk alakalı –hatta çoğu kez bu tür sebeplerden neşet. Yani ortam o kadar karmaşık ki siz örneği verince Miill’in düşünce yapısını, niçin öyle düşündüğünü bilmeyen birileri , “hımm bu isim şöyle demiş, demek ki bu mesele böyle” diyebilir. Malum önce fikir yerleştiriliyor kafaya, sonra onu doğrulatma yoluna gidiliyor.

Evet, AYM meselesi dediğiniz gibi; AYM’nin kurumsal gerekliliği ayrı, üyelerinin çoğunluğunun bugün bulaştığı siyasetten dolayı eleştirmek ayrı.

7 Bulent Murtezaoglu { 04.06.08 at 21:33 }

Durun bakalim, biraz cimbiz yapayim Mill’den:

Vergi verenler hikayesi:

It is also important, that the assembly which votes the taxes, either general or local, should be elected exclusively by those who pay something towards the taxes imposed.

Cahil olmama isi:

I regard it as wholly inadmissible that any person should participate in the suffrage without being able to read, write, and, I will add, perform the common operations of arithmetic.

Ayak takimi:

An employer of labour is on the average more intelligent than a labourer; for he must labour with his head, and not solely with his hands. A foreman is generally more intelligent than an ordinary labourer, and a labourer in the skilled trades than in the unskilled. A banker, merchant, or manufacturer is likely to be more intelligent than a tradesman, because he has larger and more complicated interests to manage.

Simdii, bakalim kotu cimbiz mi bunlar yoksa nedir? Meraklilar okuyuversinler artik, kitap acik.

8 Suat { 04.06.08 at 22:23 }

Amanın, kötü cımbız tabiiki de.. :-)) Neyse o kitap yanında On Liberty’nin de okunmasını önereyim.

Bir de şunu ilave edeyim. “Mill’in bunları yazdığı zaman klasik liberalizmin altın çağıdır” der Ömer Çaha. Mill bunu önerdikten sonra kitlelerin eğitim seviyesinin yükseltilmesinin gereğini söyler, bu ödevi de birçok klasik liberalin aksine devlete yükler. Yani devletin demokrasiyi işler hale getirmek gibi bir görevi vardır Mill’e göre. O zamanki ‘geniş halk kitlelerindeki’ cehalet seviyesi ile her evde TV’nin olduğu, birçok kanalda farklı düşüncelerin izlenebildiği, cep telefonlu, okur yazar çobanların olduğu, dünyanın bir ucunda gerçekleşen önemli meselelerin akşam bir kutunun içinden öğrenilebildiği bir tarihsel dilimi de aynı tutmak mümkün değil haliyle.  (Yani Mill yaşasaydı konuya nasıl bakardı sorusu çok önemli bana göre, muhakkak ki toplumların arzu ettiği ve çekincelerini azaltıcı yönde değiştiğini söylerdi. )

Burada önem arzeden temel şey Mill’in bu çekincesinin sebebidir: Çoğunluk diktatörlüğü. Bundan niçin çekinildiği ise açık: Temel hakların çiğnenme potansiyeli. Dolayısı ile Mill bugün yaşasa Kayacı gibi bir elitist yamağının söylediği bağlamdan çok uzağa düşer, çünkü bugün çoğunluk diktatörlüğü değil azınlık diktatörlüğü vardır. Daha da fenası bu diktatörlük, Mill’in çiğnenmesini asla kabullenemeyeceği bir temel hakkı çiğnemekte, asıl gerginlik ve bu tip tartışmalar bundan çıkmakta, ama sanki çoğunluk diktatörlüğü varmış da o sebeple demokrasiye yönelik eleştiriler gündeme gelmiş ve bu sebeple gerginlik ve tartışma olmuş gibi yapılmaktadır. Haliyle Mill buna şiddetle karşı çıkacaktır. Hele ki aynı bağlamda -bu farklılığa dikkat çekmeden- kendisinin sözlerine atıfta bulunulmasına ise hayret edecektir.:-)

***

Şimdi gördüm, Serdar bey’de Kayacı’nın sözlerine değinmiş.

9 Bulent Murtezaoglu { 04.06.08 at 22:58 }

Haliyle Mill buna şiddetle karşı çıkacaktır. Hele ki aynı bağlamda -bu farklılığa dikkat çekmeden- kendisinin sözlerine atıfta bulunulmasına ise hayret edecektir.:-)

Iyi de ben insanlar okusunlar diye yapmistim, neyse bakin sizi calistirdim fena mi oldu?

Mill gelse de bugun AKP’ye yapilanlari gorse. “Bizi ham yaparlar aman aman bari AB sevsin bizi” diye ilk secildiklerinde bir suru yok kanundu yok AY degisikligiydi is yaptilar. Tam huzura erdik zannettiler simdi baska turlu ham edilmemek icin 301′i kaldirmaya ve AB isini tekrardan ciddiye almaya zorlaniyorlar. O ham yapiciyi sabit kabul edersek (ben bildim bileli var valla) esas burada yasamayan insanlarin oy dahi vermeden hepimizden fazla borusu otuyor. Kolaysa bunu da dusunuverseymis Mill, “o oy verirse ne olur bu oy verirse ne olur” hesabi yaparken. Bu arada oy verenlere ne mi oldu? Valla basini ortup universiteye gitmek isteyenler hala gidemiyorlar.

100 sene sonra da bu memleketi calisacak siyaset bilimi talebeleri herhalde.

10 Bigalıoğlu { 04.06.08 at 23:49 }

bu bir taktik meselesidir.
cevremde bu tür davranıslar sergilendiginde hemen o kisiye psikolojik ve karakteristik bir analiz yapmaya baslarım.
bu sekilde davrandıklarında kendilerini maca baslar baslamaz 1-0 galip basladıkları hissine kapılırlar bu kıt zekalılar aslında.gercek boyle degildir ancak bu tip insanlar oyle borazandırlar ki,cevrediler dogru soyledigini zanneder.

mesela,laikçi diye katagorize ettgimiz kesim kendi icinde bazı ortak ozelliklere sahiptir.mesela argo olarak soylersek,bu insanlar hep çakallık pesindelerdir.her türlü haltı yerler,ama avazları cıktıgı kadar “A BAK SUNLAR NE YAPTILAR” derler.
alavere-dalavere,oyun,rantiyecilik bu kesimde bol miktarda mevcuttur,ama caktırmazlar.cıkarları zedelenmeye basladımı,karsındaki vatandas Atatürk düşmenı,cumhuriyet karsıtı oluverir.Aslında zeki ve genelde çağdaş insanlardır.Ancak zekalarını ne yazıkki dogru yolda kullanmazlar.

çok güzel bir noktaya parmak basmıssınız.Sunu herkes bilmeli.kimse kendini uyanık,sanmasın.Su sıra memlekette,uyanıklardan cok,uyanık şeyedenler cogunlukta.

Hepsini geçin.Bakacagınız iki temel nokta vardır.Birincisi,samimi bir sekilde bu ulkenin ve bu milletin menfaatleri.İkincisi Atatürkçülük.Bir zaman eleştirdiğiniz Atatürkçülüğe iyi sahip çıkın.Sahte Atatürkçüler,aforoz olacaklar yakındır.

Atatürkün kemiklerini sızlatan,komünüst kalıntıları,Ülkemin üzerine kara bulut gibi çükmekte.

Sivil toplum örgütlerimize ve her bir bireye ayrı ayrı görev düşüyor.
Bir kişi ben ne yapabilirim demeyin.Haklıysan hiç bir şeyden korkmayacaksın.

Haksızlıgı yapan bu ülkenin sozde adalet dağıtıcıları olsa bile,onlara karsı koyacaksın.Bu ülke kazanımlarında geri adım atmamalı.Eski darbe gunlerini haketmiyor bu toplum artık.

hızımı alamadım gene,cok doluyum.

11 Mr No { 04.07.08 at 10:53 }

Suat Bey,
Mill’e karşı gösterdiğimiz entelektuel anlayış ve eforu niçin Aysun Kayacı’ya karşı göstermek istemiyoruz. Hiç birimiz Aysun Kayacı’yı gerçek düşüncelerini bilecek kadar tanımıyoruz sanırım. Mill söz konusu olduğunda söylemişse bir hikmeti vardır tavrı , Kayacı söz konusu olduğunda ise bir vurun elitiste tavrı mevcut. Kayacı’ya bu sözleri söyleten etkenleri de dikkate almak lazım. belki kendi söylediğini kendisi bile anlamıyordur.

12 Mr No { 04.07.08 at 11:02 }

Bülent Bey,
AYM konusunu hatırlıyorum. Bir de tartışma ortamında karşı tarafı baskılayarak bir takım konuların konuşulmasını engellemek vardı. “Biz Fethullahçı değiliz, Müslümanız ” söyleminde olduğu gibi cemaate yönelen eleştiriler İslam düşmanlığı, İslam karşıtlığı olarak gösterilmeye çalılışılıyor. Benzer şekilde Laikçi tarafta olan bir kuruma yönelik eleştiri de cumhuriyet düşmanlığına, laiklik karşıtlığına yönlendiriliyor.

13 Bulent Murtezaoglu { 04.07.08 at 12:00 }

No bey,

Bir de tartışma ortamında karşı tarafı baskılayarak bir takım konuların konuşulmasını engellemek vardı.

Aaa dogru, ona baktim biraz daha ve birseyler buldum bana ilginc gelen. Linkini ekeyim buraya da

14 Suat { 04.07.08 at 12:05 }

No,

“Mill söylemişse bir hikmeti vardır” mı dedim ben? Yoksa “onun çekince sebebi şudur, bunun da bugünkü -hem toplumsal eğitim düzeyi olarak, hem de konuşulan AKP bağlamındaki- şartlar altında o sözlerin söylenme sebebi ile alakası yoktur” mu dedim.

Aysu’ya da gösteririm elbette, bu sözlerine sebep olan çekinceye şimdiki gibi azınlık diktatörlüğünün hem temel hak ihlali yapıp hem de paranoyakça hayat tarzı endişesi propagandasından etkilenerek değil de gerçekten hak ve özgürlükler bağlamında sahip olursa… Neden olmasın?

15 arif { 04.07.08 at 12:47 }

Mustafa Akyol starda kapatılma olayını Kürt sorunu açısından incelemiş. İyi bilgide Mahir Kaynak’ın analizi ile birlikte değerlendirildiğinde ilginç açılımlara imkan sağlıyor. Mahir Kaynak beyide AKP saflarında katagorize etmeye yol açabilir yalnız. Dikkat!!!

16 Da Vinci { 04.07.08 at 14:00 }

Suat,

Sizde de kamuda (bana göre üniversite eğitimi alanlar buna dahil değildir) türbana karşı olanları laikçi, anti-demokrat ve özgürlük karşıtı olarak kategorize etme gibi bir yaklaşım yok mu? Eleştirdiğin şeyi siz de yapmıyor musunuz?

17 yavaş yavaş { 04.07.08 at 14:30 }

kategorizasyon ya da önyargı nelerden kaynaklanır:
- daha önce benzer olaylarla çok sık karşılaşırsan, artık kanı yerleşir. tekrar değerlendirmeye zaman harcamazsın. “şu mahalle tehlikelidir, oradan geçme” cümlesinde olduğu gibi.
- hep aynı tip insanlarla bir arayayızdır. diğerlerini duymayız etmeyiz. şablona yerleştiririz.
- kendimizi tehlikede hissederiz korkarız, tehlike kaynağına kalkanlarımızı alıp bakarız, saldırıp pasifize etmek için dinleriz.

toplumda kutuplaşma ağırlaşmıştır, ne söylendiğinden çok kimin söylediği etkili hale gelmiştir.

kutuplaşmayı arttırmak için yapılabilecekler:
- birinin söylediği onlarca cümleden, bir tanesini cımbızlayıp zamandan ve bağlamdan koparıp başka bağlamda ve zamanda söyleyerek tehlikeli olduğunu kanıtlamak.
- iletişim kanallarını koparmak
- ateşli söylemlerle mutlak taraf olan liderlerin peşinden takılmak
- korkuyu olabildiğince körüklemek (başımıza çarşaf geçirecekler ya da dinimize düşmanlar, islam’a düşmanlar söylemleri)

işin ilginci böyle zamanlarda makul şeyler söyleyenlerin sesi duyulmaz. iki tarafta da en ateşli kişiler liderliğe yükselirler.

kutuplaşmanın (aslında diğer adı bölünme de olabilir) artık anketlerde de görüldüğü. ülkenin yönetilemez, ilerleyemez bir çatışma haline geldiğini vurgulayan aşağıdaki yazı oldukça ufuk açıcı. nasıl bir türkiye’de yaşıyoruz, gelecek nelere gebe gibi birçok konuda ufuk açıyor:
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=250378

tarhan erdem de kutuplaşmayı aşmak adına ilk görevin başbakanda olduğunu aşağıdaki yazısında vurguluyor:
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=250371

@Bigalıoğlu
aşağıdaki sözleri ile çok güzel bir kutuplaşma örneği vermiş. bu sözlerde “laikçi” geçen yere “şeriatçı” yazın. “Atatürk düşmenı,cumhuriyet karsıtı” yerine de “din düşmanı, darbeci” yazın. o haliyle altına imza atacak milyonlar vardır, bu haline atacak olan milyonlar olduğu gibi:

mesela,laikçi diye katagorize ettgimiz kesim kendi icinde bazı ortak ozelliklere sahiptir.mesela argo olarak soylersek,bu insanlar hep çakallık pesindelerdir.her türlü haltı yerler,ama avazları cıktıgı kadar “A BAK SUNLAR NE YAPTILAR” derler. alavere-dalavere,oyun,rantiyecilik bu kesimde bol miktarda mevcuttur,ama caktırmazlar.cıkarları zedelenmeye basladımı,karsındaki vatandas Atatürk düşmenı,cumhuriyet karsıtı oluverir.

son olarak suat bey, sizin gibi çok yönlü bakabilen birinin kutuplaşma söz konusu olduğunda karşılıklı örnekler sunmanızı beklerdim. bugün “laikçi” diye bilinenlerin karşıtları da akp’yi eleştiren herkesi “darbeci, laikçi” diye niteliyorlar. aynı şekilde alanlara çıkan milyonları kandırılmış, bindirilmiş kıtalar, darbeciler, ülkenin kalkınmasını istemeyenler diye niteliyorlar. bu mümkünmüdür. şu anda türkiye’nin üniversite mezunlarının yarısından fazlası bu ülkenin gelişmesini istemedikleri için mi, din düşmanı oldukları için mi korku içindeler.

umarım 60′tan önce yapılamayan, 70′ten önce yapılamayan ve 80′den önce yapılamayan yapılır ve çoğulcu bir demokrasi ile yönetilen, iletişim halinde olan, korkularla kamplaşmamış, tek dertleri mesleğini iyi yapmak olan bir topluma evriliriz.

amma uzun yazmışım. bu yorumu bloguma taşıyayım.

18 TT { 04.07.08 at 16:36 }

Suat Bey Bir zamanların Penthouse erkek dergisinin yönetmeni “Nasıl Fethullahçı oldum!?” diyor(Emre Aköz)

Muhatabını kategorize ederek etkisiz hale getirmek moda tabirle mahalle baskısı kurmanın bir sonucu:
Bu baskıya muhatap olanlar kendilerini ispat etmek gibi baskı altına giriyorlar ister istemez…Başörtüsü tartışmalarında liberal adlandırılan bazı kalemlerin tutarsızlıkları mesela Altan kardeşlerin son zamanlarda anti AKP’ci yazılar yazması,Emre Aköz’ün durduk yere “Penthouseli yıllarım” diye bir makale kaleme alması…Bir zamanlar benzer şekilde adı çıkan Nevval Sevindi’nin bir yandan F.Gülen’e övgüler düzerken Aktüel dergisine şuh pozlar vermek zorunda kendisini hissetmesi vs.
Bunu bazı blog yazarları da yer yer yapıyorlar.Onlarda Fethullahçı yada AKP’ci olmadıklarını ispatlama gayreti ile en ağır eleştirilerini umulmadık bir üslupla dile getirdikleri görülüyor.Hatta damgaya maruz kalmamak için aydın olmakla bağdaşmayan bir tavra giriliyor ve Türkiye’nin büyük bir vakıası görmezden geliniyor çoğu kez.

Bu tür etiketlendirme ile ilgili bu günkü Zaman’da önemli bir kalem olan Selçuk Gültaşlı’nın bir yazısı vardı:
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=674391
Rehn de “Fethullahçıymış”(!)

19 Bigalıoğlu { 04.07.08 at 17:07 }

bazı arkadaslar konuyu kavrayamamıs gorunuyor.
butun bu yasanan skandallar nasıl cıktı.
gecen sene bu camia Abdullah Gul’u cumhurbaskanı sectirmemek icin her turlu alavere dalavereyi cevirmedi mi?
bugun akıllara zarar davayı kim actı?
yine aynı cemaat.

neyi koruyor bu cemaat?
devletimi,laikliğimi?
devleti kimden koruyor,secimle gelmis olan halkın temsilcisi niteligindeki cogunluktan.
peki devlet kimin devleti?burası muz cumhuriyet mi?

ordu nasıl olduysa etkinligini yitirdi.ekonomi kotuye gitmeye basladı.Kaos ve gerilim yaratmak icin ideal ortam.Ac davayı 6-8 daha millet inlesin.

sizin hayatınızda bu gune kadar laiklik varmıydı?
AB’de krallıkla yonetilen kac tane din devleti var biliyormusunuz?
Avrupa’da sadece 5 tane laiklik ilkesini benimsemis ulke var.Digerleri,surunuyor mu?

Laiklik olmasa olur,ya demokrasi olmazsa.
Cumhuriyet olmazsa olur,ya insan hakları olmazsa.

komünist kalıntısı yobaz laik cemaatin sonu gelecek.
olan Atatürkçülüğe oldu arada.
Atatürkçülüğe iyi sahip çıkın.

“”Millete efendilik yoktur. Ona hizmet etmek vardır. Bu millete hizmet eden onun efendisi olur.”

“Ben diktatör değilim. Benim kuvvetim olduğunu söylüyorlar. Evet bu doğrudur. Benim isteyip de yapamayacağım bir şey yoktur. Çünkü ben
zoraki ve insafsızca hareket etmesini bilmem. Ben kalpleri kırarak değil kazanarak hükmetmek isterim.”"
M.Kemal Atatürk

20 çuvaldız { 04.07.08 at 17:35 }

Kategorizasyonun profesyonelcesi

http://www.taraf.com.tr/haberv.asp?HaberNo=4646

21 Suat { 04.07.08 at 17:47 }

Da Vinci,

Kamuda türbana karşı olanları laikçi, anti-demokrat diye kategorize etmem ama benim anladığım anlamda özgürlükçü olmadıklarını rahatlıkla söyleyebilirim.

Bülent beye yazdığım yorumda da belirttim, benim buradaki kasdım, bir kişinin ne söylediğini dikkate bile almadan kitleler nezdinde söyleminin içini boşaltmaya çabası. Haliyle bununla “kamuda türban yasak olsun” diyen birisi için “özgürlükçü değil” demenin bir alakası yok. Söylediğini okuyorum, değerlendiriyorum ve tavrımı koyuyorum, “benim anladığım manada özgürlükçü değil” diyorum. Bunda birşey yok, -kendi kıstasına göre- faşiste faşist, şeriatçıya şeriatçı denmesin demiyorum ben, bir kere bir etiket yapıştırıp sonra da tüm söylediklerini aynı etiketin önyargısı ile önemsizleştirmenin mahzurundan sözediyorum. Haberin, bilginin, önünü ardını, gerçekliğini araştıralım, otomatikman “şu yazdıysa kesin şöyledir” demeyelim diyorum. Bununla senin yazdığın tavrın alakası yok.

22 arif { 04.07.08 at 17:53 }

Biglıoğlu’na katılıyorum. İnönücülüğü Kemalizm diye yutturanlarıda kutluyorum. Hokus pokus gibi. Mahir Kaynak’ın iyi bilgideki analizini bundan önermiştim. 27 mayıs için Atatürkçülüğe karşı İnönü darbesi tanımlamasını yapıyordu. Tamamen katılıyorum Kaynağa…

23 Suat { 04.07.08 at 18:10 }

@Yavaş, yavaş,

Haklısınız, tek yönlü örnekler oldu hep. Sanırım hangi tarafın daha fazla yaptığı ve bu gündemde bunun nasıl kullanıldığı etkili olmuş olacak.. Yorum bölümünde farklı örneklerle konuyu zenginleştirebiliriz.

24 Bulent Murtezaoglu { 04.07.08 at 18:22 }

Hehehe demisim ki:

Tam huzura erdik zannettiler simdi baska turlu ham edilmemek icin 301′i kaldirmaya ve AB isini tekrardan ciddiye almaya zorlaniyorlar.

Goruldugu gibi yukarida anlattigim mekanizma sayesinde milletin hic takmayip buyuk ihtimalle destek oldugu 301. madde degisiyor galiba. Bunu beceren demokratik bir mekanizma degil kesinlikle bence. Yani dis destek ihtiyaci ve o sopa ortaya cikmasa biz (301 istemeyen azgin azinlik olan biz) dunyada bu isi yaptirtmazdik meclise.

25 Bulent Murtezaoglu { 04.07.08 at 18:25 }

Hmm, “yaptirtmazdik” degil “yeptirtAmazdik” olacak, yukarki yorumdaki kelime.

26 Bulent Murtezaoglu { 04.07.08 at 18:37 }

Bu arada o yeni 301 metnini de ozgurlukcu filan bulmadigimi tersine — artik dogrudan secilecek olan Cumhurbaskanini istedigini ezebilecek hale getirecegini dusunuyorum. Demirel’in depremden sonra Meral Tamer’i dava edip mahkum ettirmesini hatirlatayim (bir ara kadin o kadar insan oldu, ama tek hapis karari jet hiziyla bana cikti diye sikayet ediyordu). Ama dedigim gibi zaten bize soran yok bunlari, bakalim AB efendimiz ne buyuracak.

27 Fatih Demir { 04.08.08 at 02:56 }

Bulent Bey,
“Ayak Takimi” kelimesi basliginda alintiladiginiz yerde ben “bilgi
” yonunde bir elestiri okudum ve gordum ama “gorgusuzluk” kismini ima edecek dahi bir kelimeye rastlamadim.
Ayak takimi deyimi icin Turk dil kurumu soyle diyor :

“Görgüsüzlükleri veya bilgisizlikleri dolayısıyla toplum içinde aşağı durumda olan kişiler, lümpen, parya”

Bu nedenle Mill benim “cahil” oldugum icin, ne yapip ne yapmamam gerektigini ya da “neleri” yapip “neleri” yapamayacagimi soyleyebilir. Bunu herkes soyleyebilir.
Fabrikanizda yaralanan birine mudahale edecek iseniz “doktorluk yapmis iscinizi hemsireye, hemsireyi veterinere, onu hastanede sekreterlik yapmis kisiye “cahillik” yonunden ele alarak tercih edebilirsiniz, ederiz.
30 tane iscinizin icinde birini muhasebe bolumune alacaksaniz “matematik” konusunda iyi olanini secebilirsiniz…
Ama mesele’nin “bilgi” ile cozulemeyecegi yerlere nasil cozumler sunuyor Mill yada Kayaci?
Universite mezunu asik suratli birini mi satisa koyarsiniz yoksa musterilerin yuzunu gulumsetecek birini mi?
Iscilerin sadece ayni takimi tuttugu icin saygi gosterip her sozunu dinledikleri birini mi ustabasi yaparsiniz, yoksa lise bitirmis matematigi zehir gibi olan cocugu mu?
Kavgaciligi, kufurlu konusmalariyla taninan 2 metre boyunda 120 kilo agirligindaki adami mi guvenlige koyarsiniz yoksa yuksek okul mezunu 50 kiloluk 1,60lik isciyi mi?
Yada daha hayatin icinden bir soru kimi dinlersiniz hayatiniz soz konusu ise? Kimin icin caninizi verirsiniz? Kimin icin biraz daha “iyi” olmaya calisirsiniz? Sevdiginiz ilkokul mezunu kiz icin mi? Yoksa ondan daha guzel daha okumus daha gorgulu universite mezunu kiz icin mi? (hayir cevap gogusleri daha buyuk olan degil! :) )

Bence siyaset de boyle bir alandir, insanlarin sevdigi bir “Kasimpasali” bazen Harward mezunu bir ekonomistten daha fazla “umut” asilayabiliyor ulkeye. Sirf o “iyi olacak hersey” dedigi icin “kendi kendini gerceklestiren kehanet” gerceklesiyor ve iyi oluyor. Bazen “doktor” “3 aydan fazla yasamazsin” dedigi halde beni sevdigini bildigim kisi “sen istersen yenersin” dedigi icin iyilesebilirsin…

Kayaci’nin yada Mill’in farkli seyleri farkli seviyelerde ifade etmelerine ragmen anlayamadiklari sey “insan”in kendisi bence…

Dunya bankasinin en bilgili adaminin ekonomi bakani yapildigi bir ulkede faizleri dusurerek, vergi indirimleri vererek, suspanse ederek canlandirilamayan piyasa cahil ama sevilen basbakanin “yaw wallahi iyi olacak cikarin su altinlari analarinizin bohcasindan” demesi ile canlanabilir… Sonra insan faktorunu dusunemeyen sosyalbilimci kara kara oturur ve nasil oldu diye hayiflanir…

Turkiye’yi ozellikle “Turk” insanini tanimadan (Turk’u burada irk degil Turkiye Cumhuriyeti vatandasi olarak kullandim) verilen konusmalar, cizilen yol haritalari, yapilan planlar, darbeler, tehditler, baskilar, zulumler,… her ne var idiyse geri tepmistir… ilerde de tepecek…

Bu manada Gulen cemaatini de anlayamazlar bunlar, AKP’nin nasil %47 oy aldigini da…

28 Fatih Demir { 04.08.08 at 05:18 }

Bulent Bey,
Bir de ilk verdiginiz linkte Mill soyle birsey diyor :

“Democracy is not the ideally best form of government unless this weak side of it can be strengthened; unless it can be so organised that no class, not even the most numerous, shall be able to reduce all but itself to political insignificance, and direct the course of legislation and administration by its exclusive class interest. The problem is, to find the means of preventing this abuse, without sacrificing the characteristic advantages of popular government.”

Kanaatimce bu noktada da yine bir problem var.

Buradaki “sinif problemini su kisim ile birlestireyim :

The Democracy, at least of this country, are not at present jealous of personal superiority, but they are naturally and must justly so of that which is grounded on mere pecuniary circumstances. The only thing which can justify reckoning one person’s opinion as equivalent to more than one is individual mental superiority; and what is wanted is some approximate means of ascertaining that. If there existed such a thing as a really national education or a trustworthy system of general examination, education might be tested directly. In the absence of these, the nature of a person’s occupation is some test. An employer of labour is on the average more intelligent than a labourer; for he must labour with his head, and not solely with his hands. A foreman is generally more intelligent than an ordinary labourer, and a labourer in the skilled trades than in the unskilled. A banker, merchant, or manufacturer is likely to be more intelligent than a tradesman, because he has larger and more complicated interests to manage.

In all these cases it is not the having merely undertaken the superior function, but the successful performance of it, that tests the qualifications; for which reason, as well as to prevent persons from engaging nominally in an occupation for the sake of the vote, it would be proper to require that the occupation should have been persevered in for some length of time (say three years). Subject to some such condition, two or more votes might be allowed to every person who exercises any of these superior functions. The liberal professions, when really and not nominally practised, imply, of course, a still higher degree of instruction; and wherever a sufficient examination, or any serious conditions of education, are required before entering on a profession, its members could be admitted at once to a plurality of votes. The same rule might be applied to graduates of universities; and even to those who bring satisfactory certificates of having passed through the course of study required by any school at which the higher branches of knowledge are taught, under proper securities that the teaching is real, and not a mere pretence.

Simdi Mill’in tanimladigi Demokrasi ve siniflarin tam karsiligi Turkiye’de olamaz cunku Turkiye’de “basortulu” ogrenciler okullara gidemez. Siniflardan birinin (Bayanlarinin buyuk cogunlugu diyelim) direkt olarak elendigi bir sistemimiz var.

Basortululerin okullara devam ettigini varsayalim. Basortulu bir adayi destekleme gibi bir imkanlari yok. Bu da “Turkiye anlaminda” demokrasiyi “test” etmemizi gerektiriyor.

Basortululerin milletvekili olup politik sisteme dahil olabildiklerini varsayalim. Bu noktada kendilerinin egitim sisteminde ornegin “yaratici mi evrim mi” noktasina yapacaklari mudahaleler “evil action” olarak adlandirilacak. Kimin standartina gore? Sekuleristlerin…

Butun bu noktalarda ortaya cikan problemlerin bence hepsinin donup dolasip geri geldigi yer “sekulerizm”in herkese esit uzakliktaki orta yol” olarak tanimlanmasi yatiyor. Sekulerizm’i bir din , bir sinif, bir politik gorus olarak kabul ettigimiz anda ise aslinda modern dunyada bircok ulkenin “tarafli” ve “hangisine ait olursa olsun “din”e karsi acimasiz ve anti-demokratik” oldugunu farkediyoruz.

Can sesi yada ezan sesinden rahatsiz olan insanlardan bahsederken gucu “can ve ezan’a karsi hosgorusuz” kimselere verip karsi cikanlari “sinifini digerlerine empoze etmeye calisan” olarak tanimliyoruz. Aksini degil.

Hukuk sistemi olustururken “her zaman dogruyu soyleyecegine” yemin ettirip sonra avukatinin savundugu kisinin “yalan soyledigini ” farkettiginde bunlari aciklamasini “avukatliginin sonu” ilan ediveriyoruz…

“Modern dunyanin kabul ettigi” diyerek sizin obur baslikta belirttiginiz sekilde “konusulmasi bastan yasakli” hale getiriyoruz… Adi “Islamiyet” konup ‘kurcalanmamasi gerekir’ denilen dusuncelere karsi ozgurluk isterken “bu modern duzen” hakkinda konusmayi “gericilik” olarak adlandiriyoruz….

Tum bunlar yasanirken kimin oyunun kac sayilacagini da yine modern sistemin belirledigi “egitim sistemine” gore duzenleyip obur tarafta bunu “medrese”ye gore duzenleyip “imamin oyu 5000 sayilsin” diyene “orumcek beyinli yobazlar” yaftasini yapistiiriveriyoruz…

Ben bunlarin hepsini bir arada dusundugum zaman “sekuler demokrasi’ isteyen insan karsisinda “Islami demokrasi” yada “Hristiyan demokrasi” isteyen insanlar goruyorum sadece… Demokrasi karsisinda Seriat isteyen insanlar degil…

“Hitler” ornegi ise yani “cogunluk her zaman iyi seyler istemez” kismi cogunlugu bir ulkeden cikarip dunyayya verdiginizde acikca cocuksu bir yalana donusuyor…

Ben boyle goruyorum….

29 Bulent Murtezaoglu { 04.08.08 at 11:32 }

Fatih bey sagolun. Tam kiskirtmak istedigim seyi yaptiniz (Suat bey de). Insanlar gitsinler bir de o taraftan okusunlar havadan ve manken ustunden konusulmasin diye o linki vermistim. Cok birsey demeyecegim, onemli bir kismina katildigim bir kismini benim de yazacagim seyleri yazmissiniz zaten.

Bence siyaset de boyle bir alandir, insanlarin sevdigi bir “Kasimpasali” bazen Harward mezunu bir ekonomistten daha fazla “umut” asilayabiliyor ulkeye.

Mill’in temsilci secimini dusundugunu goz onune alirsak aslinda o Kasimpasali’nin elinin kolunun bir yerde (mecliste) bagli olmasinin saglanacagi da dusunulebilir. Yani hem belli bir kulvarin icinde tutulmasi mumkun hem ‘kardesim durumumuz budur, git simdi halka sat bunu’ yapilabilir. Sizin orada Reagan kismen boyleydi, yapilan islere ne derece aklinin erdigi veya kimden kaynakli insiyatifle hareket ettigi ortada degildi ama o onemli de degildi, satabiliyordu ve insanlar seviyordu. Reagan ornegini ozellikle kullandim, cunku aktordu adam — isin profesyoneli yani.

Sirf o “iyi olacak hersey” dedigi icin “kendi kendini gerceklestiren kehanet” gerceklesiyor ve iyi oluyor. Bazen “doktor” “3 aydan fazla yasamazsin” dedigi halde beni sevdigini bildigim kisi “sen istersen yenersin” dedigi icin iyilesebilirsin…

“Sirf”? Yok artik.

Kayaci’nin yada Mill’in farkli seyleri farkli seviyelerde ifade etmelerine ragmen anlayamadiklari sey “insan”in kendisi bence…

Bence “insan”i anlayan ve o pozisyona gelen zaten insanin rizasini ve mutabakatini almiyor, dogrudan manipule edebiliyor.

Dunya bankasinin en bilgili adaminin ekonomi bakani yapildigi bir ulkede faizleri dusurerek, vergi indirimleri vererek, suspanse ederek canlandirilamayan piyasa cahil ama sevilen basbakanin “yaw wallahi iyi olacak cikarin su altinlari analarinizin bohcasindan” demesi ile canlanabilir… Sonra insan faktorunu dusunemeyen sosyalbilimci kara kara oturur ve nasil oldu diye hayiflanir…

Bu cok romantik olmus. Bunu 2001′de yaptilar sizin orada. Ekonominin sIkIsIkligini asmak icin para harcamak vatan gorevidir gibi seylere inanan insanlar bile taniyorum ben. El netice? 9/11 ve 2000 durgunlugu cok zarar vermemis gibi gozuktu ve simdiki katmerli probleme geldik. O vatan gorevini yapip acilan insanlardan da cikabilir bunun acisi. Neyse, abartiyorum tabii cunku sadece lafla da olmadi o kredi ucuzlatildi insanlara cek yollandi filan. ‘Insani anlayan’ liderler duz anlamiyla veya efektif olarak toplu intihar da ettirebiliyorlar insanlara. Baskasina kotuluk etmedikten sonra belki bunda bir kusur da yok.

Turkiye’yi ozellikle “Turk” insanini tanimadan (Turk’u burada irk degil Turkiye Cumhuriyeti vatandasi olarak kullandim) verilen konusmalar, cizilen yol haritalari, yapilan planlar, darbeler, tehditler, baskilar, zulumler,… her ne var idiyse geri tepmistir… ilerde de tepecek…

Bu farkli birsey. Ustelik bunlarin calisanlari da var. Bunun kotu tarafiyla da muhatap olmus biri olarak neredeyse kor milliyetciligin tam da arzu edildigi sekilde tuttugunu gorebiliyorsunuz herhalde.

Bu manada Gulen cemaatini de anlayamazlar bunlar, AKP’nin nasil %47 oy aldigini da…

Surada ayriliyoruz. Aslinda ayrilmiyoruz da farkli taraflara vurgu yapiyoruz. Bunlarin izahi romatik olmak durumunda degil, %47′yi anlayamayan aslinda o %47′yi gosteren veri elinde 5 aydir varken anlayamadi. Gulen cemaati konusunda diyecek birseyim yok, daha ben de birsey anlayamadim. Benim memlekette olmadigim zamanda bu islerle hic alakam yokken buyumus o cemaat. Propagandasinin itici oldugu asikar yalniz.

Siniflardan birinin (Bayanlarinin buyuk cogunlugu diyelim) direkt olarak elendigi bir sistemimiz var.

Bunun rakamindan emin degilim ben aslinda. Rakamdan onemli olcude bagimsiz olarak halli gerekir de, rakam nedir bilmiyorum.

Basortululerin okullara devam ettigini varsayalim. Basortulu bir adayi destekleme gibi bir imkanlari yok. Bu da “Turkiye anlaminda” demokrasiyi “test” etmemizi gerektiriyor.

Elbette. Hal bu.

Bu noktada kendilerinin egitim sisteminde ornegin “yaratici mi evrim mi” noktasina yapacaklari mudahaleler “evil action” olarak adlandirilacak. Kimin standartina gore? Sekuleristlerin…

Hayir. O ise inancli olarak bakildiginda da ‘evil’ gormek mumkun.

Butun bu noktalarda ortaya cikan problemlerin bence hepsinin donup dolasip geri geldigi yer “sekulerizm”in herkese esit uzakliktaki orta yol” olarak tanimlanmasi yatiyor.

Ben onu duydugumdan beri ses ediyorum. Gidin bunlari yayan basbakana soyleyin onu da, demesin oyle.

Sekulerizm’i bir din , bir sinif, bir politik gorus olarak kabul ettigimiz anda ise aslinda modern dunyada bircok ulkenin “tarafli” ve “hangisine ait olursa olsun “din”e karsi acimasiz ve anti-demokratik” oldugunu farkediyoruz.

Bu dogru. Ben anti-demokratik seylere prensipte karsi olmadigim icin bundan prensip bazinda rahatsiz olmuyorum. Liberal egilimlilerin ‘demokrasi’ demeyi birakacaklari bir zaman gelecek bu memlekette ama o derse gelemiyoruz ki?

Can sesi yada ezan sesinden rahatsiz olan insanlardan bahsederken gucu “can ve ezan’a karsi hosgorusuz” kimselere verip karsi cikanlari “sinifini digerlerine empoze etmeye calisan” olarak tanimliyoruz. Aksini degil.

Bunun boyle olmasi sart degil. Can sesi veya artik ne dini olursa baska yuksek ses cikartan seyi, sokaktan cistak cistak diye arabayla gecip huzuru bozmakla ayni kefeye koymak da ayni sonucu veriyor. Desibel zemininde yasak konursa ses cikartana yasak gelir tabii. Bunun prensipli cozumu varmis gibi yapiliyor ama yok aslinda bence.

30 Nesin Vakfı — Düşünceler { 04.12.08 at 17:42 }

[...] Türkiye’deki kategorize hastalığından şu yazıda sözetmiştim. Ülkedeki benzeri bir başka ilkelliği de ‘ilkellerine uygun’ davrananların başına gelenlerde görüyoruz. [...]

---

Önemli


Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayınlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı sağlayabilmek için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır.

***

Siz de düşüncelerinizi paylaşın: