Darbeye Direniş
Genç Siviller mail grubunda okudum, Yıldıray’ın Taraf’taki “Darbeye Direniş - 1 Numaralı Bildirge” başlıklı yazısını Ekşi Sözlüğe eklemiş üyelerden birisi. İlgili başlığın altına da bir başka Ekşi Sözlük yazarı “23 Şubat 1981 İspanya darbe girişimi” başlıklı bir yazı yazmış. Yazıda İspanya’da 1978 yılında ordu içindeki darbeci bir oluşumun ‘galaksi operasyonu’ adı verilen bir süreçle etkisizleştirildiğini (bize benziyor değil mi?) ama bu oluşumun sanıldığından daha derin olduğunun 1981 yılında ortaya çıktığından bahsediyor.
Yazar daha sonra, 23 şubat 1981 günü parlamentonun muhafız kuvvetleri komutanı komutasındaki 200 kişilik bir askeri grubun yeni hükümet için yapılan güven oylaması görüşmeleri sırasında parlamentoyu bastıklarını, havaya ateş açtıklarını ve aralarında başbakan ile komünist ve sosyalist partilerin liderlerinin de bulunduğu 350′ye yakın parlamenteri rehin aldıklarını, eşzamanlı olarak Madrid’deki stratejik noktaların darbeciler tarafından ele geçirilmeye çalışıldığını ancak tek tek 50 bölgenin askeri komutanlarını arayan Kral’ın komutanlardan “darbeye destek vermemelerini ve meşru rejime bağlı kalmalarını” istediğini bu çağrıya 47 bölgenin uyduğunu, ayrıca Kral’ın darbecilerin kontrol etmeyi ihmal ettikleri televizyondan gece canlı olarak yaptığı “anayasal düzene sahip çıkılmasını ve darbeci askerlerin emirlerine uyulmaması” talebinin havayı darbeciler aleyhine çevirdiğini, darbecilerin ertesi gün tutuklandığını, 24 şubat akşamında ise İspanya tarihinin en büyük kitle gösterilerinden birinin gerçekleştiğini ve onbinlerce İspanyolun darbe girişimi kınayarak anayasaya sahip çıktıklarını anlatıyor..
Yazının tamamı burada.
Alın olası bir cunta darbesi için elimizde örnek bir model. Biz önümüzü kış tutalım, yaz çıkarsa bahtımıza!
Bir de bu darbe girişiminin özet görüntülerini içeren video var: (ama İspanyolca; yazıyı okuduktan sonra seyredilince az-çok anlaşılıyor.)




6 comments
ömrüm diyorum şimdi, ömrüm..
üzgün bir çocuksun sen
ve yalnız
öyle kal,
çünkü bu dünyada
sana en çok mutsuzluk yakışıyor… (Ahmet Telli’ye aittir.)
Öyle değişken ruh hallerinin içinden geçiyoruz ki, bu vatan toprağında daima üzgün bir çocuk olarak, yalnız, mutsuz kalmaya yazgılıyız sanki…
Mutsuzluklar üretilirken gün be gün, an be an, akıllarımız yüreğimizin kara gölgelerin soğuğuyla susturulmuş iki damlacık canına bakamaz halde…
Mutsuzluklar devşiriyoruz mutsuzlukların ardından, mutsuzluğumuza öyle sarınmışız ki, onu bedenimize öyle bezemişiz ki, en çok yakışan bu olmalı herhalde diyoruz, ondan başkasını bilemediğimiz için…
Mutsuzluğa ağıtlar yakarken, mutluluğun an’lardan ibaret olduğunu akla getirmeyerek, ağıdın nağmesinde ellerimizden kaçanı göremiyoruz bile…
Ya o’yuz artık, ya diğeri…
Diğerinin olduğu yerde yaşayamazmışız artık…
Diğeri de bizim olduğumuz yerde yaşayamazmış…
Sahipmişiz illa, ait değilmişiz…
Tek “biz” sahipmiş, kimse o biz?…
Bizden başkası, riyakarmış, sözde bilmem neymiş, takiyyeciymiş, tek biz aslolan’mışız…
Yine de uzlaşabilirmişiz ama…
Yine de…
Ama’larla öncesi yok sayılırken ve sonrası asıl, yine de uzlaşabilirmişiz…
Eleştiremez’mişiz, sorgulayamaz’mışız, hak isteyemez’mişiz, verilene amenna etmeli’ymişiz, istediğimiz gibi giyinemez’mişiz, konuşamaz’mışız, kuşkulanılan’mışız her vakit, halk’mışız, birey değil’mişiz, modern değil’mişiz…
mişiz, mişiz…
Ne çok şeymişiz de aslında hiç biri değil’mişiz…
ömrüm diyorum şimdi, ömrüm..
üzgün bir çocuksun sen
ve yalnız
öyle kal,
çünkü bu dünyada
sana en çok mutsuzluk yakışıyor…
……………………………………………………………..
ve sana en çok mutsuzluk yakıştırılıyor… mutsuzum…
Talat Aydemir’in tesebbusunde Ismet Pasa’nin yaptigina benzemis o kralin yaptigi biraz. Sonra sokaklara dokulme bizde olan bir is degil tabii. Verdiginiz sozluk linkinde ilginc bir paragraf var:
bu tür sınavları verememekte ısrar eden başka bir ülkenin yurttaşları ise pasaportlarındaki vize sayfalarının neden bu kadar hızlı dolduğunu tam anlayamadan gelincik tarlaları oluşturma mitinglerinin birinden çıkıp diğerine koştururlar.
Bu mitingler cok rahatsizlik yaratti bunu anliyorum. O insanlarin hukumetten sopa yeme korkusu olmadan toplanabilme sebeplerinin ve organize edenlerin ‘demokratik’ oldugu soylenemez, bunu da anliyorum. Butun bunlari vize mecburiyeti isine baglamak insanlarin nereden aklina gelir, akillara gelmesi ne demektir onu anlamiyorum. Anlayan var mi?
Demokrasinin yerleşmesinin neticesi >> AB üyeliği olabilir mi? (Yani ‘hatalar yapılmasaydı Yunanistan ile beraber girebilirdik, toplumun da hatası az sayılmaz ardına düştükleri sebebiyle, hala da bunu anlamış değiller’ diye düşünülmüş olabilir, bilmiyorum.)
Suat bey,
Demokrasinin yerleşmesinin neticesi >> AB üyeliği olabilir mi?
Ben de oyle birsey sezer gibi oldum aslinda, ama onun aklimizda bir kistas gibi durmasi cok hoslandigim bir sey olmadigi icin “anlamayayim daha iyi” dedim galiba.
Her darbede ülke geriye doğru gitti. Geriye giden ülkeye vize zorunluluğu getiren yabancı ülke sayısı arttı. Mantık bence bu.
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=12989173
Ekşi sözlükte birileri bu hususta çiziktirmiş.
---
Siz de düşüncelerinizi paylaşın: