Random header image... Refresh for more!

Küba’da devrim!

Küba lideri Castro elden ayaktan düşünce yerine kardeşi Raul Castro vekalet etmeye başladı bilindiği gibi. Bu değişiklik Kübalılara önemli özgürlükler getirmiş; cep telefonu kullanma izni, şimdiye kadar sadece yabancıların konaklayabildiği uluslararası otellerde kalma izni, araba kiralama izni, bilgisayar ve televizyon satışlarının serbest bırakılması gibi. (Gülmeyin.)

Bir ara bizde Kübacı çoktu, hala var mı bilmem ama Engin Ardıç haberi aldığında Cumhuriyet gazetesinde “Fidel Castro’da Atatürk sevgisi ve hayranlığı” gibilerinden bir şeyler okuyormuş:

Gözünüz aydın ulusalcı yoldaşlar, Küba’da halkın cep telefonu, bilgisayar ve hatta DVD oynatıcı alabilmesine izin verilmiş! Mikrodalga fırın bile serbest. Çünkü daha önce yasakmış. Ayrıca isteyen artık araba da kiralayabilecekmiş…Haberi aldığımda ben de tam da Cumhuriyet gazetesinde “Fidel Castro’da Atatürk sevgisi ve hayranlığı” gibilerden bir şeyler okuyordum. Makale miydi reklam mı, hatırlamıyorum. Bu olup bitenlerin bir “halk devrimi” olduğu söyleniyor (Castro’nun yaptığı halk devrimi değil, bürokrat devrimiymiş.) […]

Küba deyince akla şekerkamışı tarlaları, köpekbalıkları ve sakallı devrim muhafızları, Havana deyince de kıyıya vuran sert dalgalar, kaldırım kenarlarında çürümeye terk edilmiş en yenisi 1958 modeli Amerikan arabaları, yarı çıplak esmer kızlar ve yalın ayak başı kabak çocuklar gelir… Türk komünistleri de Küba’nın “çocuk doktorluğu” alanında kaydettiği gelişmeleri anlatmayı çok severler. Ferhan Şensoy, ilkokul öğrencilerine bedava defter kalem dağıtılmasından çok etkilenmişti. Öte yandan, “tüketim sorunu yok çünkü tüketecek hiçbir şey yok” diyordu. Türkiye’de “Kübacılar” vardı, şimdi de var, Castro öldükten, Küba kapitalizme döndükten sonra da olacaklar.

Eh, yazının gerisinin gidişatını anlamışsınızdır, buradan okunabilir..

45 comments

1 arif { 04.02.08 at 22:07 }

Hımmm.Şimdi bende Bülent beyleşeyim biraz. Bu yazıyı okudum. Geçen günde Mümtazer Türköne Che ile ilgili ağır bir yazı kaleme aldı. Şimdi bu kapitalist dünyanın cici-bicisine sıradan dünya ehli insanların karşı duramayacağı aşikar. Latin romantizmi hiç değilse bunu denedi ve tabiidirki, bir imani motivasyona değilde, dünyevi bir ideolojiye dayandığından yenildi. İslam için dahi aynı dünyevileşme tehlikesi dillendiriliyor. Hatta birçok radikal, bu dünyevi haz unsuru nesnelere mesafe koyuyor. Engin Ardıç fırlamalık yapacak ya, eğleniyor işte. Çok daha ilginç bir gelişme var oysa. Suat beyinde alıntıladığı, derin düşüncede yayınlanan, G.Fuller’ın İslamı anlamak üzerine yazdığı bir dizi yazı vardı. İslamla cedelleşmenin ABD yi yere sereceği görülmüş olmalıki, ABD İKÖ üzerinden müslümanlara yanaşma çabasında. -İyi bilgide bir analiz var bu konuda-. Batılı standart ve demokrasi bugün için insan onuruna en yakışan özgürlük alanını açıyor. Ancak azgınlaşan ve doymak bilmez kapitalistler, sistemin diğer unsurlarının hakkını her fırsatta daraltıyor. Azgınca tüketme hastalığı yoksullaşmayı artırıyor.İslam merhametine sahip entellektüellerin, demokrasi platformunda, ezilenlere, inanç sahiplerine, düşünen diğergam insanlara, muhaliflere ve marjinallere daha geniş bir alan açma gayretine girmeli. AKP bunun için heyecan yaratmıştır ve liberal demokratların desteğini almıştır. Alelacele AKP yi tepelemek isteği bu açıdanda manidar. Bunun bir neo-con operasyonu olarak okunmasının temeli bu analizde yatıyor. Neo-con tayfa ABD nin İslamla uzlaşmasını değil, onu yer yüzünden kazımasını istiyor. ABD nin düşmanca bir saldırganlıkla daldığı Irak ve Afganistan batağında çırpınırken boğulmasındansa, uhrevi bir kurtuluş fırsatı yakalamasını tercih ederim. Yoksa bu kin ve ihtirasla, Allah’a ve onun kullarına saldırmaya devam etmenin ABD nin sonunu getireceği kesin.

2 suzannur { 04.02.08 at 22:16 }

Suat Bey,
Bu siteye de bir devrim yapmak lazım. Malum sizin cevaplar conconlu bir mavi zeminde bizimkiler soluk renklerde :)
Olmaz amaaa…

3 Suat { 04.02.08 at 22:20 }

Hımmm.Şimdi bende Bülent beyleşeyim biraz.

:-))

Şimdi bu kapitalist dünyanın cici-bicisine sıradan dünya ehli insanların karşı duramayacağı aşikar.

İyi de abi bunun alternatifi Küba ya da sosyalizm/kominizm değil ki?

Dünyevi hazzı dengelemek için bu gibi otoriter rejimlere eyvallah mı diyeceğiz? O zaman bu başımızda ceberrutlarla neden mücadele ediyoruz? Bu ‘otorite’yi bir kere meşrulaştırırsak bu otoriteyi kullanma nedeni ne olursa olsun hoşlanmadığımız felsefelere yaslanan diğer otoriter ideolojierin dayatımlarına da tutarlı bir biçimde karşı çıkamayız.

Söylediklerin Ardıç’ın yazısında alay ettiği hususun bağlamından çok farklı. Ve bu büyük bir sorun, elimizde de hazır reçeteler yok.

Burada tartışmıştık bunu bir zaman.

4 Suat { 04.02.08 at 22:21 }

Suzannur hanım,

Bu siteye de bir devrim yapmak lazım. Malum sizin cevaplar conconlu bir mavi zeminde bizimkiler soluk renklerde :)

:-) Özel bir tercih değil, temadan kaynaklanan bir özellik. Site adminine kıyak yapıyorlar. :-)

5 suzannur { 04.02.08 at 22:52 }

Suat Bey,

Yani otoriteyi meşrulaştırarak otoriteyi kullanma nedeni ne olursa olsun hoşlanmadığımız durumlara, dayatmalara tutarlı bir biçimde karşı çıksak da sonuç değişmiyormuş. Günümüz Türkiye’sine uyarlayınız hemen -otorite taraftarlarına verilen kıyaklar-

:))

Demek ki meymiş, amaç tartışmaksa gerisi teferruatmış…

6 arif { 04.02.08 at 23:04 }

Zihin kodlarımızla oynama becerisine sahip olanlar, bam telimize basıp bizi gerdiler. Bir dönemde bu fikriyattaki unsurları gerip iş tutarlardı. Kapitalizm vahşi değil, vahşi olan devlet demek, tarihe açık bir meydan okuyuş. Kapitalist duygu nefsanidir ve vahşidir. Dünyanın ağır koşullarına dayanması için insana verilmiştir ve hayvanidir. Bunun terbiye edilmesi için, dinler, ideolojiler, sistemler, düşünceler seferber edilmiştir. Sahip olma duygusu insanın çok zalim bir varlık olmasının temel nedenidir. Paylaşımı ve diğergamlığı sakatlar, ancak bu duygunun, çok güçlü bir motivasyon olduğuda aşikar. Kapitalistler olacak ve denetlenecek. Bunun içinde devlet gerekli. Hoş devletide sahiplenme duygusu çok güçlü bunlarda-mal tutkusu gibi- ve onuda kendi çıkarlarına alet etmek isterler ve çokda başarılı olabilirler. Ancak bu ilahi adalete ters olduğundan, toplumsal iyinin muhalefetiyle karşılaşır ve geri adım atıp uzlaşırlar. Bu uzlaşmanın en iyi mekanizması demokratik devlettir. Yoksa bunlar mutlaka faşist bir devlet arzu ederler. Her ticaret yapanda kapitalist değildir bu arada. Vahşice sermeye biriktirme ve bunu toplum yararına dolaşıma sokmamanın önlemleri, demokratik ülkelerde kısmen alınabiliyor. Liberalizmde bu süreçte denge kurma ve demokrasiyi ilerletme adına önemli işler yapmıştır. Zira bu arsızlar öyle azar ve yoksullara kinlenirki, onları aşağılamanın ve yok etmenin hesabını yaparlarken, çoğunluk defterleri dürülür. Toplumun işlemesi gereken yollarıda tıkanır böylece ve hizmet ve mal dönüşümü aksar bu kez. Liberal yaklaşımlar bu denge adına önemli işlev görmüştür. Haksızlığa uğramanın psikolojisiyle, daha önce aynı tezgahta öğütülenlere saldırmanın anlamı yok. Tekilci sosyalizm yenilmiş ve marjinalleşmiştir. Bu arada Doğan grubunun AKP ye ‘dostluk eli’ uzatma girişimlerini ufaktan başlattığıda duyurulur. Bu operasyon, üç beş garip Baasçının değil, bayağı komplike sermeya gruplarının işidir. İşte tam bu noktada, Görelim mevla neyler/Neylerse güzel eyler demenin ışığı yanıyor…Erdoğan sıradan bir lider değil, bunu daha öncede yazdım, AKP olayıda sadece Türkiye için değil İslam ve insanlık adına çok önemli. İslamın evrensel tayin ediciliği için bir araç olarak AKP pratiği umarım boğulmaz bu azgın sermaye takımı tarafından. İKÖ de seçimli bir yönetim sistematiğinin hangi başarılara kısa sürede imza attığını iyi izlemek gerek. Hoş makum medya onu gizlemekle görevli ya. Kendi çıkarlarıda bu yönde ama bunların aklı, hırslarından sonra geliyor. Hayırlı geceler deyip, gecenin muradına uyalım…

7 suzannur { 04.02.08 at 23:26 }

Arif Bey,
Doğan grubunun hali beni de şaşırttı, bir söylem nasıl böyle değiştirilir bir günde. Biraz önce o grubun yazarlarını okuyordum, ağzım açık kaldı, hele ki, suçlu tek taraf değil cümlesine geldiğinde … falan oldum.
Sebep?
Doğan Bey’in paracıklarının azalacak olması kaygısı mıdır acep?
Malum bürokrata bir şey olmaz, aldığı para belli.

8 zihni { 04.04.08 at 11:28 }

Suat Bey, “müslüman olmasaydı sosyalist olurdu”. Sosyalist olamadığı görülüyor ama, bir emperleyistin propagandasına yenik düşmesini (hem de engin ardıç mantığıyla) yakıştıramadım. Tırnak içindeki söylem bu yenilginin Suat Bey’e yakışmadığını söylüyor:)

Hayır, yanlış anlamayın, “Küba fanatiği” rfalan değilim. Ama küba üzerine oynanan oyunların, ırak ve vietnam üzerine oynanalardan farklı olmadığını görmek gerekiyor.

Fidel Kastro Türkiye’ye geldiğinde, şöyle bir espri yapmıştı hatırlıyorum: Sizin bayrağınızın kırmızısını çok sevdim” gibi bir sözdü. Kemalizmle bağdaştırılamsı ilginç.

Amerikanın, Yaşamın asıl gerekleri üzerine insana bakış konusunda, Kübanın eline su dökemez, bunu biliyoruz birinci ağızlardan.

ABD propagandası üzerinden değil, asıl kaynaktan elde edilen bilgiler
BURADAN
ve
BURADA
daha ayrıntılı okunabilir.

9 Suat { 04.04.08 at 12:22 }

Zihni bey dostum; Küba konusunda sana katılamıyoum.. Ama yine de eleştirine eyvallah :-)

10 fuatogl { 04.06.08 at 02:27 }

Yanlış çoktur Küba da… Ama insanların en temel gereksinimlerini karşılayan, dünyanın en kaliteli sağlık sistemini kuran, farklı renkteki insanlarına rağmen ırkçılık vs. sorunları olmayan, ateistin inançlının sorunsuz beraber yaşadığı, açlık sorunu olmayan, ardında katliamlar tarihi bırakmayan bir rejim primitif ve dalga geçilecek bir rejim değildir tüm tuhaflıklarına rağmen. Siz gülüyorsunuz eğlenerek…ama okullarında yıllardan beri bilim diye yaratılış safsataları okutulan, sokaklarda insanların linç edildiği ensesine kurşun sıkıldı, sokaklarda ne mutlu türküm diye rap rap yapıldığı yer bence biraz daha tuhaf…Hadi onlar dünyanın en büyük hegemonik gücüne tamda burnunun dibinde kafa tutuyorlar, ya biz ne yapıyoruz?

11 Bulent Murtezaoglu { 04.06.08 at 09:30 }

Fuat bey,

Hadi onlar dünyanın en büyük hegemonik gücüne tamda burnunun dibinde kafa tutuyorlar, ya biz ne yapıyoruz?

Yuksek devlet gorevlilerine derin komedi oynatiyoruz, yetmez mi? Istanbul’un imamini liberal umut, milletin halaskarlarini ceteci yapmakla kalmadik, gozu bagli ve elinde terziyle dolasan kadini da hamam tellakina cevirdik, bilimde asmis tasmis oldugumuz icin bir de o Einstein orneklerinde anlatilan fuzeye bindirdik zamani da sasti olcusu de. Butun bu ahval ve serait icinde dahi, karnimiz doyuyor ve Fener ceyrek finalde. Kubali da o buyuk komsusu da bunlarin ruyasini goremez.

12 Suat { 04.06.08 at 10:47 }

Fuat bey,

Küba’nın durumu gerçekten bizden çok iyi, yanılmışım, affediniz. Zaten bu ay da cep telefonu faturam çok yüksek gelmişti. Aslında herkese ayda 15 dolarlık erzak yeter, et ürünleri de kolesterol yapıyor, aylık 15 dolarlık tahıl paketi dağıtsa devlet hem tasarruf ederiz hem de sağlıklı yaşarız. Bilgisayar da iyi bir şey değil, insanlar sinir bozuzu acayip görüşlerle karşılaşma riski taşıyor. Tüketim olmayınca tüketim sorunu da aç da olmaz haliyle.. Bu fikri tuttum.


Bülent bey,

Bu yorumu size hiç yakıştıramadım, hem de hiç.

Oldu olacak en azından son 100 yıllık meselelerimizin kökenine de inin de hep merak edilen -bu halde olmamıza sebep siyasi güç savaşlarıyla ilintili olarak- tavuk mu yumurtadan çıktı, yumurta mı tavuktan sarmalına da nihai bir cevanınız olsun.

13 suzannur { 04.06.08 at 16:52 }

Sayın Fuatogl,
Epiktetos der ki, mutluluk karın doyurmaktan ibaret olsaydı otlaktaki öküzleri mutlu kabul etmemiz gerekirdi.
Sorun sadece temel gereksinimleri sağlamak mı?
Sanırın Küba’da yaratılış safsatası okutulamadığı için sorun yok, George Orwell’ın 1984 adlı kitabında yazdığı gibi, eğer eşitliğin ne olduğu bilinmiyorsa, eşitlik diye bir şeyi bilmez, bilmediğiniz bir şeyi de isteyemezsiniz. Yine Hayvan Çiftliği adlı kitabında dediği gibi, bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar daha eşittir. Kitap alegorik yani bir nevi fabl tadında.
Şimdi Küba’da herkes eşit mi? Yönetenler 15 dolarla mı geçiniyorlar yoksa onlar daha mı eşitler!?
Sanırım sorgulanması gereken nokta da bu…
Alınız size sosyalizme inanmış ama onun ulaştığı sonuçları görünce bunun eleştirisini yapabilecek kadar cesur bir kalem.
yaradılışı safsata olarak gören birinin, bilimi kendisi için bilim kılması da ayrı bir safsata olarak değerlendirilmeli. Yani benim inandığım bilimle açıklanabilir ama sizinki açıklanamaz, çünkü bu bilim değil safsatadır. Ancak siz, safsata olarak kabul ederseniz doğruyu bulmuş olursunuz, benim dediğimi doğru kabul ettiğinizde kardeşçe, yan yana, sorunsuz yaşayabiliriz demek oluyor bu… İlginç bir bakış açıcı, fazlasıyla demokratik, fazlasıyla inançlara saygılı, fazlasıyla inançlıyla inançsızın bir arada yaşayabilmesi için gerekli olanın nasıl olabileceğini ifade eden objektif bir öngörü…
fazlasıyla fazla yani…
Malum Küba’dakiler öyle yaşıyormuş… Aslında interneti bilseydiler ve tartıştığımız konuları, kendi ülkelerinde ne kadar eşit yaşadıklarını fark edip, asla istemezlerdi…

14 fuatogl { 04.06.08 at 17:47 }

Suzannur hanım,
Eger biyoloji, yani bilim dersinde yaratilis okutturulursa, baskalarinin safsata demesine pek kizmayacagiz! Bir bilim dersinde dini konseptleri okutmak safsatadir, tepeden inmeciliktir, saygisizliktir. Hem biyoloji biliminde bilimsel calismalarda emek veren insanlara saygisizliktir, hemde bilim okudugunu sanan cocuklara, bu bu kadar net, acik ve basittir. Bilmem anlatabildim mi.

İkincisi, Küba cennettir demedim. Ama diğer yerlerle karşılaştırdığımız, özellikle kendi ülkemizle, yada karne ile yemek alan 20-30 milyon Amerikalının ülkesi ile, bu ülkenin pek de öyle kahkaha atılcak bir tarafı yoktur. Eğitim seviyesi ve standardı , sağlık servisi dünyanın tüm ambargo ve kısıtlamalara rağmen bu düzeyde olan bir yer ilkel-primitif bir yer değildir, sadece bunu söylüyorum. Gülünecek bir tarafı yok pek, hele bizim pek gülmememiz lazım. İkincisi İnternet yasak değildir, yanlış bilgi vermeyelim. Amerikan ambargosu yüzünden internet bağlantısına uydu vasıtasıyla erişiyorlar. Yani çok kısıtlı ve çok pahalı. Dolaysıyla internet cafelerde bile saat ölçüsü ve yüksek fiyatlarla bağlanabiliyorlar, yanlarında taşıdıkları USB stickerları laptopumsu bir şekilde kullanarak. Hükümetin bu ambargodan faydalanma gibi bir durumu varsa da, buda yanlıştır, doğru değildir, kübalılar buna karşı mücadele etmelidir. Her türlü sansür ve benzeri ne olursa olsun yanlıştır.

Epiktetos der ki, mutluluk karın doyurmaktan ibaret olsaydı otlaktaki öküzleri mutlu kabul etmemiz gerekirdi.

Onu alıp karne ile yemek yiyen milyonlarca amerikalıya anlatın. Yada yoksulluktan bebeğini cami onune bırakan kendi yoksullarımıza, yada yoksulluk ve kötü beslenmeden hergün ölen ortalama 25bin küçük çocuğun ailesine anlatın, ki üzülmeyip mutlu olsunlar. Karın doyurmak, sağlık, eğitim hakkı mutluluk için yeter şart değildir, ama en temel şartlardan sadece bazılarıdır, mutluluğun her türlü toplumsal reçetelerinde bunlar olmak zorundadır. Bunları bile sağlayamayan yerler başkalarına ders vermeye kalkıp komik duruma düşmesinler diyorum. Mesela isveçli, danimarkalı yada norveçliler gülse anlarımda…gerisine ne oluyor?

Şimdi Küba’da herkes eşit mi? Yönetenler 15 dolarla mı geçiniyorlar yoksa onlar daha mı eşitler!?

Bu noktada birçok yerden daha iyi noktada oldukları açıktır. İkili sistemlerinden kendileri de şikayetçi benim bildiğim. Eşitlik özgürlükle gelir, Küba muhtemelen bu konuda sorunları olan bir ülke. Ama dediğim gibi, gülünecek ve küçümsenecek bir tarafı yoktur. Az imkana rağmen bugünkü noktaya ulaşmışlar. 50 yıl öncesine göre kıyaslarsanız işleri çok da savsaklamadıkları ortada. Birçok sosyal noktada örnek alınacak değil, bizzat örnek alınan bir ülke.

15 suzannur { 04.06.08 at 18:50 }

Sayın Fuatogl,
Bir bilim dersinde dini konseptleri okutmak safsatadir, tepeden inmeciliktir, saygisizliktir. Hem biyoloji biliminde bilimsel calismalarda emek veren insanlara saygisizliktir, hemde bilim okudugunu sanan cocuklara, bu bu kadar net, acik ve basittir. Bilmem anlatabildim mi.
Neden bir bilim dersinde dini konseptler anlatılamasın?
Siz dini dogma kabul ettiğiniz için mi?
Alınız size bir örnek, dilbilimden. Dillerin kaynağı monojenik -ilahi kaynaklı- ve polijenik kaynaklı olarak ele alınır ve bilimin içine din de dahil edilir. Yani monojenik kaynağın varlığı da reddedilmez, en azından bilimi yapanlar bunu safsata olarak kabul etmtmişler, alınız bunu yaratılışa uygulayınız. Bilim tezler ve antitezler üzerine kuruludur, yanılıyor muyum ve hiçbir bilgi aslında tamamen doğru değildir. Gerçek algısı değişkendir ve bu konu 20.yy.dan sonra Batı’nın en çok tartıştığı şey olmuştur.
Gerçek algısının bu kadar farklı algılandığı günümüzde bilimin görevi tüm gerçekliklere eşit mesafede durmak ve tüm hepsini eşit ölçüde sorgulamak değil midir? Yani bir şeyi yok kabul ederek bilimsel davranamazsınız ve bunu bilimden soyutlayarak onu safsata olarak değerlendirerek dogmatik tutum sergilemiş ve bilimin mantığına ters bir tutum üretmiş olursunuz.
İnternete ulaşımın mümkün olduğunca kısıtlandığı bir yerde, bizde youtube’a erişimin bile engellenmesine karşı aldığımız tutumu düşünün- internete erişimin özgürlüğünden bahsedebilir miyiz?
“isveçli, danimarkalı yada norveçliler gülse anlarımda…gerisine ne oluyor?” Yani onlar karınları doyanlar ve eleştirmeye hakkı olanlar mı? Yani karnın doluysa eleştir yoksa sus mu? Değildir elbette. Bir yanlış varsa ve bu dile getiriliyorsa, sen kendi ülkene bak da ondan sonra mı konuş diyorsunuz, neden, konu başlığı Türkiye’deki açlık ve yoksulluk da biz bunları dile getirmeden KÜba’yı mı sorduladık?
“Birçok sosyal noktada örnek alınacak değil, bizzat örnek alınan bir ülke.”
Birkaç örnek sıralar mısınız ve kimlerin örnek aldığını?
Burayı gerçekten merak ettim.

16 Bulent Murtezaoglu { 04.06.08 at 20:16 }

Suzannur hanim,

Araya giriyorum ama,

Dillerin kaynağı monojenik -ilahi kaynaklı- ve polijenik kaynaklı olarak ele alınır ve bilimin içine din de dahil edilir.

Monojenik ‘tek kaynakli’ demek degil mi? Bilmiyorum ama bazen matematikte de kullanilir bu, ilahi filan diye dusunmek hic aklima gelmemisti. Dilbilim (linguistics niyetine kullaniyorum) alaninda kullanilinca ilahi mana mi ediniyor?

17 suzannur { 04.06.08 at 21:26 }

Monojenik kelime anlamıyla tek kaynak demektir, biraz daha inceleme yaparsanız tek kaynağın Tanrı olduğuna yönelik bilgilere de ulaşabilirsiniz. Filolog olarak mezun oldum da fakültemden, ne yazdığımı gayet iyi biliyorum yani. Bu alanda Türkiye’deki en ünlü isimlerden birisi olan Doğan Aksan’ın Her Yönüyle Dil (Ana Çizgileriyle Dilbilim) adlı eserine bakabilir ve hatta dilin doğuşuna yönelik tüm varsayımları görebilirsiniz. Ve kitabın en güçlü noktası da burasıdır. Varsayım. İlla şudur demez, tüm varsayımları açıklar.Ve der ki kitapta bu soruların aydınlatılması doğaldır ki, insanlık tarihinin en eski evrelerinin aydınlatılabilmesine bağlıdır.
Ben de bu noktada diyorum ki, bilim tüm varsayımları incelemek ve sorgulamak zorundadır, kaynağı her ne olursa olsun. Din, bilimsel değildir önermesinden yola çıkılarak dini terminolojinin incelenememesi, anlatılamaması bilime aykırıdır diyorum. Bilimin temeli varsayımlar ve bu varsayımlardan gerçeğe ulaşma çabasıdır çünkü.

18 fuatogl { 04.06.08 at 23:02 }

Suzannur hanım,
Bijolojide dersinde, biyoloji biliminde bilimsel yöntemlerle elde edilen bilgiler anlatılır. Dini hurafeler anlatılmaz bilimsel bilgilere bir alternatif olarak, bilimsel bilgi bile değildir, dolaysıyla bir bilim dersinde yeri yoktur. Yapılan düpedüz sapla samanı karıştırmaktır, tepeden inmeciliktir, saygısızlıktır, bilimi içselleştirememektir. Bunun tartışılacak savunulacak bir tarafı yoktur. Eşit mesafe vs. ile geçiştirilecek kamufle edilecek birşey de değildir.

Ben de bu noktada diyorum ki, bilim tüm varsayımları incelemek ve sorgulamak zorundadır, kaynağı her ne olursa olsun. Din, bilimsel değildir önermesinden yola çıkılarak dini terminolojinin incelenememesi, anlatılamaması bilime aykırıdır diyorum.

Alakası yok Suzannur hanım. Oyle çingene bohçası yapmayalım bilimi. Anlatılan şeyler hiçbir şekilde hiçbir bilimsel standardı, normal bir teorinin geçtiği süreçleri geçen şeyler değildir. Bilim değil, alakası bile yoktur.

Alınız size bir örnek, dilbilimden.

Alakayı anlayamadım! Monojenik benim bildiğim “ilahi kaynaklı” anlamında değil, ne bijolojide, ne cografyada nede dil biliminde nede enformatik de. Biraz bana uyduruk gibi geldi, kusura bakmayın. Dil biliminde de dini açıklamaların otorite, söz konusu alan açısından açıklama yapmaya yetkin birşey olarak kabul edildiğini bilmiyordum açıkcası. Olsa olsa “subject” olur. Nereden öğrendiniz siz bunları? Ben bilmiyorum, bir kaynak gösterirseniz öğrenmek isterim açıkcası?

Ne demek istediğimi neden anlamıyorsunuz? Küba pek sizin yaptığınız gibi dalga geçilecek yer değildir diyorum. Hele başka yerlerde çok daha ciddi sorunlar varken. Eleştirilmez dediğimi de hatırlamıyorum.

Nereleri mi örnek alınıyor?
Sağlık,
Eğitim …. önemsiz şeyler mi bunlar?

19 suzannur { 04.06.08 at 23:05 }

Monojenik kaynak, tek kaynaktır ve İlahi kaynak olarak değerlendirilmiş, hatta bazı Batılı düşünürler dilin insan yapısı olamayacak kadar grift bir yapı olduğunu iddia etmişlerdir. Bu konuda Tevrat, İncil ve Kuran’ın söylemleri dilin İlahi bir yapı olduğunu söylemektedir. Hatta bu yapının tek dil, ortak ata vs. anlayışına kadar uzanan varsayımları da vardır. Dile yönelik polijenik görüşler de ileri atılmış ve bunların doğru-yanlış yönleri ortaya konulmaya çalışılsa da şu an için hiçbir tezin tam anlamıyla yanlışlanamayacağı ya da doğrulanamayacağı, yani insanlık tarihinin en eski evrelerinin aydınlatılabilmesi sağlanamadan tam bir gerçeklik inşa edemeyeceğimiz fikri ağırlık kazanmıştır.
Günümüzde de devam eden bir tartışmadır bu konu ve her geçen gün, farklı iddialar ortaya atılmaktadır. Doğrusu da budur zaten.
Buradaki sorun, dilbilim ya da başka bilimler değil, bilim-din ilişkisinde dinin bu yapıdan çıkartılarak, bilimin soyutlanmasına yönelik bakışın eleştirisinin yapılmasıdır.
Matematikte hangi anlamda kullanıldığını açıkçası bilmiyorum, çünkü alanımın dışı. Ancak dilbilim için söyleyebilirim ki, monojenik-tek kaynak- İlahi yapıya işaret etmektedir.
İyi geceler dilerim.
Saygıyla.

20 fuatogl { 04.06.08 at 23:14 }

Bulent beyin itirazını, sizin devamında gelen cevabınızı yeni gördüm.

biraz daha inceleme yaparsanız tek kaynağın Tanrı olduğuna yönelik bilgilere de ulaşabilirsiniz.

Biraz inceleme yapılacak bir tarafı yok gibi sanki. Kavramlar havadan gelmiyor bize. Kavramlar insanların yarattığı şeyler, bildik, çok kullanılan bir kavramı alıp o şekilde anlam çarpıtması yapamayız.
Doğan Aksanın hiçbir eserini okumadım. Ama enformatik den Noam Chomsky yi iyi bilirim, iyi de bir dil bilimcidir kendisi, sizin kullandığınız şekilde kullanmıyor kesinlikle, diğer bilimler de de aynı şekilde. Kavramın anlamı bellidir, durduk yere değiştirip ilgisi olmayan saçma durumları savunmak için kullanmayalım lütfen. Filologum diyorsunuz, bence mesleğinize ve bilime biraz saygı göstermeniz gerekir.

Ve yine bence, biraz “bilimsel teori” ler nedir, nasıl oluşur, hangi süreçlerden geçer araştırın. Savunmaya çalışdığınız şey “bu süreçleri boşverelim, o bilim bu bilim adına herkes üfürsün dursun” demekten başka birşey değil. Bunu amerikalı yaratılışcılar çok yapıyor, bizde de moda olmaya başladı.

21 fuatogl { 04.06.08 at 23:42 }

Batılı düşünürler dilin insan yapısı olamayacak kadar grift bir yapı olduğunu iddia etmişlerdir.

Kim olduğunu ben bilmiyorum açıkcası, ama dilin bugün o şekilde algılanmadığını, herhangi bir şekilde konsensus düzeyine yaklaşak bir görüş olmadığından eminim. Dil self-organization özelliği gösteren tamamen insan ürünü bir yapıdır, ve gelişimi bugünde sürmektedir ve incelenmektedir. Hiçbir ciddi enstitü/üniversite dilin kaynağı konusunda o şekilde garip görüşler savunmaz. Ve bunlar bir kavramın anlamını çarpıtmak için kabul edilebilir bir gerekçe değildir.

22 Suat { 04.07.08 at 00:12 }

Bu yaratılış-evrim tartışmalarından sıkıldım açıkcası ama huyum kurusun yine de bir yerine bulaşmadan edemedim.

Bilimsel araştırmada metodolojik olarak naturalizmi bir noktaya kadar benimseyebilsem de 150 yıllık literatürden biliyoruz ki bu metodoloji deney/gözlemde kullanılmakta kalmayıp felsefenin en derin noktalarına kadar sızıp tahakküm kuruyor. Bizzat kendi metodolojisine aykırı olduğu halde bugün materyalizmin ispatı gibi görülmeye çalışılıyor ‘yanlışlana yanlışlana’ ilerleyen bilim. Buna dikkat çekip ‘n’oluyoruz yahu, bu ne saçmalık?’ deyince de yaratılışçı oluyorsunuz. Ne tuhaf. Bilimsel yöntemi felsefeye bulaştırmamak gerek. Aynı şey dil konusunda da geçerli. “Bu mutlaka kendiliğinden insanda ortaya çıkmıştır” şeklindeki a priori bir yaklaşım, ‘gerçeği arama’ ülküsünü materyalizm uğruna dolaba kilitlemektir.

Tabi bu iş felsefeye bulaşınca bu kez de normalde gayet faydalı olan bilimsel yöntem ile elde edilen bulgular da iman edilen felsefeye göre yorumlanıyor. Darwinizmde bunu görüyoruz, bugün darwinizmin onca büyük sorununa rağmen hallolmuş, bitmiş bir mesele olarak görülüyor. Sebep: Materyalizm. Şüphe? Boşversene..

Materyalizmin derdi belli, darwinian evrime mecburiyet. Bundan farklı bir açıklamaya tahammülsüzlük ondan. Farklı açıklamayı geçtik, “şüphe” üzerine ilerlediği söylenen bilim, sözkonusu olan darwinian evrim olduğunda koyu fundamantalist bir engizisyona dönüşüyor. “Bu deliller yeterli değil “demek, “bu evrimsel mekanizmaların macroevrimi gerçekleştirmesi mümkün değil” demek, “yahu bu kladistik yöntemi insan aklına hakaret” demek, “fosilleri baştan olmasını arzuladığınız biçimde kurguluyor sonra da bunu aynı kurguya kanıt yapıyorsunuz, bu ne acayip iş?” demek, “homoloji kanıt değil, totolojidir” demek aforoz için yeterli oluyor.

Neyse, yine bu konulara girmeye niyetim yok, ciddi olarak bu işe eğilen, kendi felsefesini “darwinian evrime mecburiyet” üzerine kurmayıp ’sorgulaycı’ olanlar için faydalı olabilecek bir kitap önereyim:

The Edge of Evolution: The Search for the Limits of Darwinism

Bir de Berlinski’nin biraz matrak bir yazısını:-)

The defense of Darwin’s theory of evolution has now fallen into the hands of biologists who believe in suppressing criticism when possible and ignoring it when not. It is not a strategy calculated in induce confidence in the scientific method. A paper published recently in the Proceedings of the Biological Society of Washington concluded that the events taking place during the Cambrian era could best be understood in terms of an intelligent design – hardly a position unknown in the history of western science. The paper was, of course, peer-reviewed by three prominent evolutionary biologists. Wise men attend to the publication of every one of the Proceeding’s papers, but in the case of Steven Meyer’s “The origin of biological information and the higher taxonomic categories,” the Board of Editors was at once given to understand that they had done a bad thing. Their indecent capitulation followed at once.

Publication of the paper, they confessed, was a mistake. It would never happen again. It had barely happened at all. And peer review?

The hell with it.

“If scientists do not oppose antievolutionism,” Eugenie Scott, the Executive Director of the National Center for Science Education, remarked, “it will reach more people with the mistaken idea that evolution is scientifically weak.” Scott’s understanding of ‘opposition’ had nothing to do with reasoned discussion. It had nothing to do with reason at all. Discussing the issue was out of the question. Her advice to her colleagues was considerably more to the point: “Avoid debates.”

Everyone else had better shut up.

In this country, at least, no one is ever going to shut up, the more so since the case against Darwin’s theory retains an almost lunatic vitality.

Look – The suggestion that Darwin’s theory of evolution is like theories in the serious sciences – quantum electrodynamics, say – is grotesque. Quantum electrodynamics is accurate to thirteen unyielding decimal places. Darwin’s theory makes no tight quantitative predictions at all.

Look – Field studies attempting to measure natural selection inevitably report weak to non-existent selection effects.

Look – Darwin’s theory is open at one end since there are no plausible account for the origins of life.

Look – The astonishing and irreducible complexity of various cellular structures has not yet successfully been described, let alone explained.

Look – A great many species enter the fossil record trailing no obvious ancestors and depart for Valhalla leaving no obvious descendents.

Look – Where attempts to replicate Darwinian evolution on the computer have been successful, they have not used classical Darwinian principles, and where they have used such principles, they have not been successful.

Look – Tens of thousands of fruit flies have come and gone in laboratory experiments, and every last one of them has remained a fruit fly to the end, all efforts to see the miracle of speciation unavailing.

Look – The remarkable similarity in the genome of a great many organisms suggests that there is at bottom only one living system; but how then to account for the astonishing differences between human beings and their near relatives – differences that remain obvious to anyone who has visited a zoo?

But look again – If the differences between organisms are scientifically more interesting than their genomic similarities, of what use is Darwin’s theory since it’s otherwise mysterious operations take place by genetic variations?

These are hardly trivial questions. Each suggests a dozen others. These are hardly circumstances that do much to support the view that there are “no valid criticisms of Darwin’s theory,” as so many recent editorials have suggested.

Serious biologists quite understand all this. They rather regard Darwin’s theory as an elderly uncle invited to a family dinner. The old boy has no hair, he has no teeth, he is hard of hearing, and he often drools. Addressing even senior members at table as Sonny, he is inordinately eager to tell the same story over and over again.

But he’s family. What can you do?

David Berlinski holds a Ph.D. from Princeton University. He is the author of On Systems Analysis, A Tour of the Calculus, The Advent of the Algorithm, Newton’s Gift, The Secrets of the Vaulted Sky, and, most recently, Infinite Ascent: A Short History of Mathematics. He is a senior fellow with Discovery Institute’s Center for Science and Culture.

(Kategorize yazısında da sözettim, şimdi “Berlinski, Behe, Discovery, AT’cidir, bunlar hristo kafasıdır, ex yaratılışçılardır, neo yobazlardır bilim katilleridir” falan feşmekan olduğu için “yazıda/kitapta geçen argümanların önemi yoktur, hatta okumaya bile gerek yoktur” yaklaşımı bu konuda da aynıyla geçerli olacaktır. Bunlar alışıldık şeyler. Ama bundan bağımsız olarak kanıtların da neyi ne kadar desteklediği ortada.)

23 suzannur { 04.07.08 at 02:43 }

Richard Fester, Karl-Heinz, FarnWilliam Jones, Greenberg, monojenik görüşü (Kutsal Kaynak) savunurlar.

Jean‑Jaques Rousseau, Wilhelm Humboldt dilin yapısının grift olduğunu düşünen iki örnek.

17.yy. Bacon, 18.yy. Leibniz,Herder, Humboldt, 20.yy. Saussure ve diğer görüşler.

Bakınız Doğan Aksan ne diyor, sakın onu dinci zannetmeyin, Türkiyedeki dilbiliminin kurucusu ve monojenik yani ilahi kaynak görüşünü desteklemiyor ama şunları da demekten vazgeçmiyor:
Bugüne değin birtakım ilerlemeler olmuş, ilgi çekici yargılara varılmış, varsayımlar ileri sürülmüştür… İnsanlık tarihinin en eski evrelerinin aydınlatılabilmesi sağlanamadan bu görüşlerin hiçbirinin doğruluğu ispatlanamayacaktır”
Malum bilim, ampirik olmak zorundadır.

Ben Chomsky veya Saussure ilahi kaynağı mı savunur dedim Sayın Fuat, yeniden okuyunuz. Yapısal dilbilimi de dilbilimin kurucusunu da biliyorum ve tezlerini de okudum. Sapla samanı kim karıştırdı burada? Hakikaten ne demek istediğimi anladınız mı?
Kimse size İlahi kaynak görüşünün doğru olduğunu iddia etmedi, varsayım dedi, varsayımlar da bilimde incelenmek ve sorgulanmak zorundadır, dedi. “Hiçbir ciddi enstitü/üniversite dilin kaynağı konusunda o şekilde garip görüşler savunmaz. Ve bunlar bir kavramın anlamını çarpıtmak için kabul edilebilir bir gerekçe değildir.” Savunmak değil, sorgulamak Sayın Fuat, sorgulamak… Ve sorguladığınız şey, o bilim kitaplarında ve derslerinde olmak zorunda, doğrusu ve yanlışıyla.

Pes doğrusu, Küba konusunu da getirdiniz, evrime dayandırdınız.

Bu arada sosyal olarak hangi ülkelerin Küba’yı örnek aldıklarını yazmamışsınız. Hala bekliyorum.

Size bir soru, Castro’nun Küba’sı, tüm bu şartlarda hiç değişikliğe uğramadan sosyalist bir rejim değil de İslami bir rejimle yönetiliyor olsaydı, tepkiniz ne olurdu?
Hakikaten merak ediyorum.

Ben de evrim konusunda sizinle bir diyalektiğe girecek değilim, başka sitelerdeki ucu bucağı gelmez tartışmaları izledim. İlla benim dediğim anlayışı…
Anlıyorum ki sizinle tartışmaya girmek için şu iki kuralı ezberlemek gerekiyor:
1.Din safsatadir, tepeden inmeciliktir, saygisizliktir.
2. Bilim ve din düşmandır.
Hatta konu Küba dahi olsa mutlaka bu konular bir kez paragrafın içinde geçmek zorundadır. İlginç, like a prayer.

24 suzannur { 04.07.08 at 02:56 }

Son bir soru daha Sayın Fuat, bu kadar bilime ve şüpheye değer veren bir anlayışa sahip olduğunuz için:
Şüpheden neden şüphe etmiyorsunuz?
Eğer bilim size kesin doğruyu değil de süreçsel doğruyu veriyorsa ve bir şekilde mutlak doğru yok diyorsa, şimdiki fikirlerinizi bilime mi inanca mı dayandırıyorsunuz?
Çünkü inandığınız her doğru bir şekilde yanlışlanacak ve her doğrudan şiphe etmek zorunda kalacaksınız.
Darwin hangi yüzyılda geldi, tek doğruyu mu sundu, ondan sonra onun fikirlerini çürüten ya da farklılaştıran kimse çıkmadı mı?
Darwin kutsal olan ve dokunulmayacak, sorgulanamayacak bir doğruyu mu ispatladı?
Evrim tek doğru mu?
Bu sorulara cevabınızı bekliyorum, Darwin şunu dedi, bunu dedi saptırmasına yönelmeden. Sadece sorduğum soruların cevabını, fazlasını değil, çünkü bu sorulara cavap vermeyeceğim, düşünce şeklinizi öğrenmek istiyorum.

25 Bulent Murtezaoglu { 04.07.08 at 10:31 }

Suzannur hanim, Suat bey,

Fuat beyi ikna etmek pesinde misiniz yoksa Fuat beyle konusurken seyirciyi ikna etmek mi? Ben ustelik inancliyim ama ikna olmadim. Ilgileniyorsaniz haber vereyim.

Buraya elli kere gectim bunu, ama konuyla ozellikle tarz itibariyle uzaktan iliskili oldugu icin tekrar gecmekte fayda var. Baska bir inancli adamin bir dedigi:

“The custom of making abstract dogmatic assertions is not, certainly, derived from the teaching of Jesus, but has been a widespread weakness among religious teachers in subsequent centuries. I do not think that the word for the Christian virtue of faith should be prostituted to mean the credulous acceptance of all such piously intended assertions. Much self-deception in the young believer is needed to convince himself that he knows that of which in reality he knows himself to be ignorant. That surely is hypocrisy, against which we have been most conspicuously warned.”
R.A. Fisher, kaynak: http://en.wikipedia.org/wiki/Ronald_Fisher

26 Suat { 04.07.08 at 11:49 }

Aman Bülent bey, kimseyi ikna derdim yok. Küba’dan girip safsatadan çıkınca Fuat bey, safsata çok hayatımızda diyerekten ses edeyim istedim. Bu darwinian evrim işinde kanıtların değil önkabullerin geçerli olduğuna emin olalı beri bu konularda tatışmayı bıraktım. Kaldı ki -şayet gerçekleşmişse- darwinist evrimle de teolojik açıdan bir sorunum yok, malum.

27 suzannur { 04.07.08 at 16:07 }

Fuat Bey’i ikna etmek mi?
Konu Küba’ydı birden Türkiye’ye döndürüldü.
Konu Küba’ydı birden, anlayamadım neden, yaradılış’a döndürüldü.
Sadece şunu anlayamıyorum, bilim dinsizlik mi olmalı, neden bilim varsayımların hepsini sorgulamak değildir iddiası var?
Amaç dini de savunmak değildi, sadece objektif bakış açısının ortaya konmak istenmesiydi ki savunulacak olsa varsayım değil, budur doğru iddiası yapılırdı, yazdıklarımın için de tek doğru budur gibi tek cümle var mı?
Objektif bir tutumla Küba’ya dair sorgulama yapmak niyetiyle bakınız konu nereye geldi.
Özellikle de objektif bir yorum olması için Sayın Fuat’a şu soru yöneltildi:
Size bir soru, Castro’nun Küba’sı, tüm bu şartlarda hiç değişikliğe uğramadan sosyalist bir rejim değil de İslami bir rejimle yönetiliyor olsaydı, tepkiniz ne olurdu?
Bu sorunun cevabını mutlaka bekliyorum, çünkü insanların otoriter zihniyetle yönetildiği ve eşitlik adı altında insanların mağdur edildiği bir ülke hangi yönetimle yönetilse yönetilsin, “ama şu noktaları da iyi” diyerek asla yaşamayı istemediğiniz şartlar şirinleştirilerek gösterilmemeli.
Bu arada Bülent Bey, hangi konuda ikna olmadınız? Bu kısmı anlayamadım.İngilizcem çok azdır.
Bu arada ben,birilerini ikna etmek için değil, bireysel fikirlerimi aktarmak için yazıyorum, doğru gördüysem doğru, yanlış bulduysam yanlış şeklinde. Çünkü, bu sitelerde yapılan konuşmalarda kimsenin ikna olmak istemediği bir konuda ikna edildiğine hiç şahit olmadım.

28 Bulent Murtezaoglu { 04.07.08 at 17:52 }

Suzannur hanim,

Bu arada Bülent Bey, hangi konuda ikna olmadınız?

O insanlarin tek kaynaktan ilahi kaynaga o sekilde atladiklari hususunda ikna olmadim. Yani monojenik deyip pesinden parantez icinde (Ilahi kaynak) yazacak kadar yaygin ve bilim adamlarinin agzina olan birsey oldugunu evvelce zaten dusunmuyordum (aklima gelmezdi) simdi de dusunmuyorum. Eger inancli tarafimdan konusacak olsam soyle diyebilirim: belli bir konuda tek kaynak veya cok kaynak hic farketmiyor, ‘yapan’ teki nasil yapiyorsa coku da yapar. Biri veya oteki ona delil degildir, yahut biri yerine oteki oldu diye ne imana zarar gelmesi gerekir ne de imana destek cikar. Okula gidiyor olsam ve hoca bana bunu boyle soylese, “ne munasebet” ve ayrica “sana n’oluyor da bundan tanri filan cikartmaya kalkiyorsun, isine bak sen” derdim veya demek isterdim herhalde.

Bu kısmı anlayamadım.İngilizcem çok azdır.

Yaptigim alinti icin mi diyorsunuz? Mealen soyle: fazla seye inanmak icin heveslenip gayret eden dindar gencler dinen de hosgorulmeyecek sekilde aslinda bilmediklerini bildikleri bazi seyleri bildiklerini soyleme durumuna sokuyorlar kendilerini gibi birsey. Sizin baglamda degil o kadar herhalde, ama bu Darwin bilmemne baglaminda biyoloji tarafini bilemem ama artik matematige dahi direnc olusturacak kadar (insan bildigini dusundugunu ogrenemez ya) dibi cikiyor bu islerin. Baska islerimden dolayi o lafi eden Fisher’i bilirdim ben, memlekette bu islerin geldigi durumu farkedince de o laf aklima geldi satip duruyorum.

Bu arada ben,birilerini ikna etmek için değil, bireysel fikirlerimi aktarmak için yazıyorum, doğru gördüysem doğru, yanlış bulduysam yanlış şeklinde. Çünkü, bu sitelerde yapılan konuşmalarda kimsenin ikna olmak istemediği bir konuda ikna edildiğine hiç şahit olmadım.

Ikna olmayi istememek de konuya gore engel oluyor. Gerci politik manada ikna kolay mi bilmiyorum ama rasyonel bazda incelenebilen islerde ikna mumkun/kolay. Zaten rasyonel diyebilecegimiz cikarimlarin yaradigi islerden biri de dogru duzgun ifade edilirlerse bilgi transferi yapabilmeleri. Zannediyorum Alatli da takmisti buna bir ara, ‘rasyonel otorite’ diye — yani otoritesi, veya daha dogrusu otorite olma durumu/geregi, bildigini aktardikca kendiliginden ortadan kalkan, benzetme yapmak gerekirse durdugu yere otekini cekip kaldirabilen ve denk hale getiren otorite. Nette ozellikle teknik konularda bilgi paylasimi veya bilgi uretimi yapilan ortamlarda — huysuz sahsiyetler ve aksilik eksik olmasa da — tikir tikir ‘ikna’ mekanizmalari calisir. O ‘ikna’ ile zannediyorum sizin bahsettiginiz ve ne menem birsey oldugunu tahmin ettigim ‘ikna odasi’ iknasi temelden farkli.

Bu kadar lakirdiyi sundan ediyorum, Fuat beyin isaret etmek istedigi bir haberlesme sekli, bilgi cikarim/sunum mekanizmasi var diye tahmin ediyorum ki o mekanizma ayni zamanda bu dedigim turden ‘ikna’ isine de yariyor. SIkIntI yaratan isin icine o mekanizma ile ulasilamayacak konular da girince (dinle alakali olanlar sadece biri herhalde bunlarin) mekanizmanin kendisinin o konularin disinda degil karsiti oldugu iddialarinin da ortaya cikmasi (iki taraftan da olabiliyor bu). Ben ilismeyeyim daha fazlasina, eger Fuat bey soylendigi gibi sagda solda bunlarla ugrasmissa cok daha sarih ifade edecektir isterse — ona birakayim.

29 fuatogl { 04.07.08 at 18:23 }

Herseyden once, evrim tartismak gibi bir derdim yoktu. Gariplikler heryerde var. Bizdeki bircok durum absurd ve dalga gecilecek niteliktedir (bol bol makara geciliyor zaten) ama alisdigimiz icin farkinda degiliz, bunlari hic gormeyip ambargo altindaki bir ulkede rahatca bilgisayar alinamamasini dalga gecme konusu olarak gormek biraz egreti duruyor benim gorusume gore, yakisik almiyor pek - tabi bu benim gorusum ve onu ifade ettim. Yoksa dalga gecmekte serbestsiniz, devam ediniz.

Konu Küba’ydı birden, anlayamadım neden, yaradılış’a döndürüldü.

Nedeni cok basit, absurd ve acikca yanlis olan bir durumu savunuyorsunuz; cunku kendi dini goruslerinizin daha fazla duyulmasini, kendiniz gibi dusunen ve inanan insanlarin cogalmasini istiyorsunuz, ve kendi goruslerinize inanclariniza geldiginde bunun yontemi sizin hic umurunuzda degil.

Referans icin tesekkurler Suat bey. The Edge of Evolution u okudum, gercekten tavsiye ederim bende. “Darwins Black Box” ile beraber okundugunda cok daha aydinlatici bir kitap.
Ikisi beraber okundugunda, niyet ve yontem affedersiniz ama kabak gibi siritiyor. Inkar(ignorance) ve “bu kadar karmasik sey olamaaaz!” uzerine kurulu, orjinal arastirma icermeyen bir kampanya. Ve Behenin okurlarina ozur borcu var(*).
Basarili hicbir calismasi olmayan, bilimi dunyasini calismalariyla degil, orayi bypass gecip dogrudan kamuoyunu etkilemeye calisan, tek bir bilimsel arastirmaya konu olamamis ama bol para ve sohret getiren bir pseudo bilimden baska birsey degildir. (paralari cok, yapsalar ya bir aratirma, verileriyle sustursunlar bilimin insanlarinin hemen hemen tumunu? Bilgi dezenfekte edicidir, sustursunlar su dinsiz yobaz darwinistleri)

Berlinski ise, ulkelerindeki bilimi sulandirma faliyetlerine karsi uyanik olmaya calisan bilim camiasini (abartan da olmustur muhtemelen) “ocu” gosterme pesinde. Hayir madem bu kadar basarili bir teoriniz var, birakin kirli kampanyalari, politik ayak oyunlariyla ders kitaplarina girmeyi de dogru duzgun arastirma yapin ve bilim kamuoyunu ikna etmeye yonelin. Bu kadar gurultu koparan hareketin 1 tanecik bile arastirma programi yoktur, tartismali 1-2 tane makalesi vardir be yahu, insaf edin…

Şüpheden neden şüphe etmiyorsunuz?

Suzannur hanim,
Suphe zaten oz-yinelemeli(recursive) birseydir. Ayrica birseye tabi tutmaya gerek yok. Supheci olmak bir “durum” dur. Anahtarligimiza takili, lazim oldugunda belli yerlere keyfimize gore uyguladigimiz birsey degildir.

Ben Chomsky veya Saussure ilahi kaynağı mı savunur dedim Sayın Fuat, yeniden okuyunuz.

Kavramin nasil kullanildigini aktarmaya calisdim, siz oyle dediniz demedim. Ferdinand i da siz cekip getirdiniz. Kavramin anlami bellidir, ve sizin biyolojide dini konseptlerin “bilimsel gorus” gibi sacma bir durumu savunmak icin buraya cekilmis gercekten ilgisiz birseydir.

Siraladiginiz kisiler, “kutsal kaynak” diye birseyi savunuyor olabilir. Ama monojenik in literaturdeki kullanimi sizin verdiginiz sekilde degildir, dil bilimi dahil, biraz daha arastirdim kendi capimda. Adi sani bilinmeyen bir kisi oyle dedi diye anlami belli bir kavramin anlami degistirilmez, bunun adi baska birseydir.
Ve dedigim gibi arastirdim, ve bulamadim. Bana isim yerine referans verebilirmisiniz, monojenik i “ilahi-kaynakli” olarak yazan? Umarim “hersey ilahi kaynaklidir” gibi birseye basvurmazsiniz.

Eğer bilim size kesin doğruyu değil de süreçsel doğruyu veriyorsa ve bir şekilde mutlak doğru yok diyorsa, şimdiki fikirlerinizi bilime mi inanca mı dayandırıyorsunuz?

Cok uzucu bir soru. Seyleri anlama konusunda su andaki bilimsel sureclerden daha guvenilir birsey bilmiyorum, kuru inanc beni kesmiyor. Etrafimizdaki olup bitenler hakkinda en dogru resmin bilim yapmamizdan ciktigina inaniyorum, alternatiflerinin basarisizligi ile kayniyor tarih.
Bilgi diye nitelediklerimiz bilimsel sureclerimizden cikiyor, kutsal kitaplardan cikan aciklamalar “bilgi” sinifinda degildir, ve bir biyoloji dersinde soz soylemeye yetkin hic degildir. Ben sizin ne inandiginizla ilgilenmiyorum, bilime saygi gosterilsin diyorum, bizdeki gosterilmeyen sayginin ve devamindaki uygulamanin ise ABSURD oldugunu soyluyorum ilk girdigim/yazdigim baglam dahilinde.

Özellikle de objektif bir yorum olması için Sayın Fuat’a şu soru yöneltildi:
Size bir soru, Castro’nun Küba’sı, tüm bu şartlarda hiç değişikliğe uğramadan sosyalist bir rejim değil de İslami bir rejimle yönetiliyor olsaydı, tepkiniz ne olurdu?

Cok sasirirdim, ve eminim bir sempatim olurdu diye dusunuyorum. Baska birsey anlatayim anlamaniz icin. Benim dinlere karsi miniminnacik bir saygim yok, hicbirisine ama, islama karsi ozel bir husumetim yok. Gunumuzde dinler, insanligi kucuk dusuren birseydir benim gorusume gore, cocukluk hastaligidir! Dinlere zerre kadar saygim yok yani, olmak zorunda da degil, cunku dinler bana saygili degil herseyden once, olsa bile durum degismezdi sanirim! Moral acidan hicbir zorunluluk da goremiyorum dinlere karsi saygili olmak icin. Yeterince acik oldu sanirim.

Ayrimsiz torpilsiz tum dinler hakkindaki kabaca gorusum budur! AMA, kiliselerde orgutlenen, papazlarin katki sagladigi, ozne oldugu latin amerikadaki isyanlara sempati ile bakmisimdir hep, bunlar hristiyan dememisimdir. Katolik IRA nin bazi hakli taleplerine, “len bunlar katolik” dememisimdir, filistinlileri hep hakli bulmusumdur “bunlarin alayi musluman” demeden….. (Salih Mirzabeyogluna ise pek bir saygim yok, istedigi kadar Mahir Cayan desin, romantik duylularimizi oksasin, dupeduz aptaldi herif)… Degisik degisik yani bendeki olay, sempati duyacakken, yada sempati duymasamda bana gore haksiz bir elestiriye ugrasinlar, “bunlar nasil olsa musluman” demem.
Bircok insanin amerikali muhafazakarlar ile girdikleri “ideolojik rezonans” yuzunden gormezden geldigi Irak ta olup bitenleri igrenc buluyorum mesela. Madeline albright CNN de “bu savas dolaysiyla 500bin cocuk ølmus Irak ta, bu savasa degdi mi sizce” sorusunu “evet degdi” demesi insanligimdan utandirmisti beni mesela. “len ne halleri varsa gorsunlar, hepsi musluman cocugu nasil olsa” dememisimdir.
Biraz da ben bel altindan vurayim; ozellikle bilim vs. konulardaki tamamen ideolojik goruslerini buyuk bir hevesle savundugunuz cevreler - Discovery enstituler, Hudson enstituler, yaratilisci cevreler yani basinizdaki ulkeye (sizin icin muslumanlar, benim icin insanlarin) iskence cektiren surecin mimarlarindan. Ozellikle savas cagrisi icin yazilan mektubun altinda hepsinin imzasi var!
Ve bence uzaklasin “biz muslumaniz o yuzden…” dusuncesinden, ise yarar bir dusunce degil o.
Bu arada, sizin mezun oldugunuz okulda yapilan ilk turban eylemlerinden birisini orgutleyen kisilerden birisiyim, sol dahil, degisik kesimlerden insanlarin katilimini gozetmistik! (Talatpasa da yasamis bir filolog sanirim DTCF dendir!)
Umarim sorunuza cevabim yeterli olmustur!

Darwin hangi yüzyılda geldi, tek doğruyu mu sundu, ondan sonra onun fikirlerini çürüten ya da farklılaştıran kimse çıkmadı mı?
Darwin kutsal olan ve dokunulmayacak, sorgulanamayacak bir doğruyu mu ispatladı?
Evrim tek doğru mu?

Kim dedi size evrim teorisi sorgulanmiyor diye? Dunyanin en cok surgulanan elestirilen, orasindan burasindan cekistirilen teorilerinden birisidir. Bu surekli bir sekilde yapiliyor. Bugun darwinin teorisi diye birsey demek de dogru degildir. Evrim teorisi binlerce ve binlerce arastirmanin, sayisiz bilim insaninin katkisiyla Darwinin orjinal teorisini coktan asmis durumdadir. ET, altinda birbirinden bagimsiz defalarca sinanmis, tonlarca veri ile beslenen sayisiz teori barindiran bir cati, biyoloji bilimine omurga veren en onemli teoridir. O makaleler deneyler universiteler havanda su dovmuyor. Ve tamda patlama halindeki genetik bilgiyi islemek icin ozel bilgisayar sistemlerinin yapildigi su zamanda sizler hala bunu kavrayabilmis degilsiniz. Darwini sorgulayacaksaniz, yanlis buldugunuz bir aciklama veya hipotezi alip incelersiniz, hakkinda konsensus bir gorus varsa bunu yaptiginiz bilimsel belgelenebilen calismalarinizla gosterirsiniz. Yontem budur. “Ben bunu begenmiyorum, bugunku bilimsel calismalara karsilik yapacak birseyim de yok ama okulda okutulmasini istiyorum goruslerimin, hak hukuk esitlik vs….” boyle birsey yok. Baskasi yillarini versin, veri toplasin sasmaz bir sekilde iddialarinin altini doldursun alanindaki literaturde yer edinsiz, sizin gorusleriniz ise arka kapidan girsin alaninda sanki birsey yapmis ve yetkin imis gibi soz soylesin. Nerede gorulmus boyle birsey? Thakkum, tepeden inmecilik demem bundandir. Yoksa bilim dinsizliktir bilmem nedir gibi birsey demedim. Ben dinsizim, bu benim kendi gorusum baskasini baglamaz. Benim anlatmaya calisdiklarimi cok daha iyi anlatan “Kenneth Miller” i okursaniz, durumu daha iyi anlarsiniz.

Yahu hepiniz akilli insanlarsiniz eminim, ama savunmaya calisdiginiz seyleri savunmak o kadar zor ki, kavramlarin anlamini degistirmek bile gerekiyor, suc sizde degil. Okumus, universite egitimi almis kisilerin biyoloji dersindeki donen dolaplari bile savunmaya kalkmasi, samimi soyluyorum insani uzuyor ve urkutucu birsey.

(*)Bir kitabinda “ciddiye bile alinmaz” dedigi temel birtakim verileri, kitabi boyologlar tarafindan enine boyuna afise edildikten sonra, ikinci kitabinda “evrim icin cok guclu kanit” gibi savunmaya kalkmasi bu kisinin kendi alanindaki kalitesi hakkinda bir fikir veriyor. Kitap bastan sonra bu tarz seylerle doludur. Tavsiye ederim.

Zorunlu not: bazilari kufur olarak algiladigi icin… - Size saygiliyim, istediginize inanin, bana mudahale edilmedikten sonra saygi, en azindan mudahale etmeme zorunlulugum vardir, ama o seylere ben saygi gostermek zorunda degilim, sizin icin olumune kutsal da olsa.

30 Suat { 04.07.08 at 19:38 }

Heh, yukarıda ne demişim:

(Kategorize yazısında da sözettim, şimdi “Berlinski, Behe, Discovery, AT’cidir, bunlar hristo kafasıdır, ex yaratılışçılardır, neo yobazlardır bilim katilleridir” falan feşmekan olduğu için “yazıda/kitapta geçen argümanların önemi yoktur, hatta okumaya bile gerek yoktur” yaklaşımı bu konuda da aynıyla geçerli olacaktır. Bunlar alışıldık şeyler. Ama bundan bağımsız olarak kanıtların da neyi ne kadar desteklediği ortada.)

Fuat bey’de Berlisnki’nin yazdıklarıyla değil, kişiliği ve amaçları ile ilgilenmiş:

Berlinski ise, ulkelerindeki bilimi sulandirma faliyetlerine karsi uyanik olmaya calisan bilim camiasini (abartan da olmustur muhtemelen) “ocu” gosterme pesinde.

İşte benim de dediğim bu. “Argüman konuşmaya gerek yok, çünkü biz bu işi çoktan hallettik.” Darwinist cephede temel yaklaşım bu. Bunun sebebi bilimsel yöntem falan değil, bunun sebebi felsefi bir refleks. Buna muhalefet eden bilim adamlarının ne hale geldiğini bilindiği halde madem bu kadar tutarlı, şu yok, bu yok” demenin anlamsızlığı ortada.

Bu konu bilimsel yöntemin alanından çıkalı çok uzun zaman oldu. Çinli bir paleantolog ABD’de kambriyen patlaması ve bunun darwinizmin “common descent - ortak atadan türeme” tezine yönelik güçlü itirazı üzerine konferans verdikten sonra sorulan soruların hep fosillerle ilgili ayrıntılar olmasına şaşırmış ve J.Wells’e “niçin ana konu ile ilgili soru sormuyorlar” deyince Wells “ABD’de darwini eleştirmek pek hoş karşılanmaz” demiş. Bunun üzerine Çinli paleantolog ;”Biz Çinde darwini eleştiriyoruz ama hükümeti eleştiremiyoruz, siz ise hükümeti eleştiriyorsunuz ama darwini eleştiremiyorsunuz, çok ilginç” demiş.

Darwinian mekanizmaların hayatın kökenini de (bir rivayete göre bu, teorinin içindedir, bir diğer rivayete -daha doğrusu sıkışılınca- dışındadır) türlerin kökenini de açıklamaktan çok uzak olduğunu düşünüyorum. Fuat bey espri yapmış ama Behe’nin son kitabı açıkça ’salt’ darwinist mekanizmaların limitlerini ve -yine ’salt’ bu mekanizmaların mevcut çeşitliliğin kökenini açıklamaktan çok uzak olduğunu net bir biçimde gösteriyor. Behe gibi AT’ci de değilim ve umarım sadece bunları söylemekte sorun yoktur: “Darwinist teori tıkanmıştır, yerine birşey koyulup koyulamaması benim ilgi alanıma girmiyor, bu haliyle kadim problemimiz halen çözümsüzdür” Bu beni neo yobaz, hristo kafalı gerici yapmaz, değil mi?

Neyse, bir okur Berlinski’nin yukarıya eklediğim yazısının Türkçesini sormuş maille, bir zaman Bekir Abi çevirmişti bu yazıyı, oradan ekleyeyim:

Darwin’in teorisinin müdafaası, eleştiriyi mümkün olduğunda bastıran, mümkün olmadığında yok sayan biyologların elinde kaldı. Bu bilimsel yönteme güvenilirlik veren bir metod değildir. Yakınlarda Proceedings of the Biological Society of Washington’da (Washington Biyoloji Derneği Tutanakları) yayınlanan bir tebliğ Kambriyen Cağı’nda cereyan eden olayların en iyi Akilli Tasarım ile açıklanabileceği sonucuna vardı- bu Bati bilimlerinde bilinmeyen bir pozisyon değil. Tebliğ tabiiki üç saygın evrim biyologundan oluşan hakem kurulundan geçmişti. Bilge kişiler Tutanaklar’daki her tebliği gözden geçirirler, fakat Seteven Meyer’in “Biyolojik Bilginin Kökeni ve Üst Taksonomik Kategoriler” tebliğine karşı, editörler hemen yanlış iş yaptıklarının farkına vardırıldılar. Arkasından ahlaksız teslimiyet geldi.

Tebliğin yayınlanmasının yanlış olduğunu itiraf ettiler. Bir daha asla olmayacaktı. Hatta nerede ise hiç olmamıştı bile. Peki hakem tetkiki?

Canı cehenneme.

National Center for Science Education (Milli Bilim Eğitimi Merkezi) Genel Direktörü Eugenie Scott “Eğer bilim adamları anti-evrimciliğe karşı çıkmazlarsa bu evrimin bilimsel olarak zayıf olduğu yanılgısına kapılan daha büyük kitlelere ulaşacak” dedi. Scott’un “muhalefet” anlayışının mantıki tartışma ile alakası yoktu. Mantıkla alakası yoktu. Konuyu tartışma söz konusu olamazdı. O’nun meslektaşlarına öğüdü bu tavrı daha iyi özetliyordu: Tartışmadan kaçının.

Diğer herkes çenesini kapamalı idi.

En azından bu ülkede -özellikle Darwin teorisine karşı tezin çılgınca bir canlılığı olmasından- kimse çenesini kapamayacak.

Bak- Darwin’in evrim teorisinin kuantum elektrodinamiği gibi ciddi bilimlerdeki teoriler gibi olduğu iddiası akil almazdır. Kuntum elektrodinamiği 13uncu küsurat hanesine kadar kesindir. Darwin’in teorisi böyle sıkı kantitatif tahmin yapamaz.

Bak- Tabii secimi tespit etmeye çalışan saha etütleri kaçınılmaz olarak zayıf veya olmayan secim işaretlerini rapor ediyorlar.

Bak- Darwin’in teorisinin bir ucu acık, çünkü hayatin başlangıcı için makul bir açıklaması yoktur.

Bak- Muhtelif hücresel yapıların olağanüstü ve indirgenemez karmaşıklığı , bırakın açıklanmasını, tanımlanamadı bile henüz.

Bak-Pek çok türler hiçbir ecdadın izini göstermeden fosil kayıtlarına girerler ve yeni nesiller bırakmadan ebediyete intikal ederler.

Bak-Darwinian evrimi bilgisayarda simüle etmenin başarılı olduğu durumlarda klasik Darwin ilkeleri kullanılmadı, ve bu ilkelerin kullanıldığı simülasyonlar başarılı olmadı.

Bak- Laboratuarlara giren onbinlerce meyve sinekleri sonuna kadar meyve sineği olarak kaldılar, ve bütün evrim ile türlerin oluşması mucizesi görme gayretlerini dumura uğrattılar.

Bak- Pek çok organizma genomları arasındaki olağanüstü benzerlik, temelde yalnızca bir canlı sistem olduğunu gösteriyor; o zaman, hayvanat bahçesine giden herkes için apaçık olan, insan ve en yakın akrabaları arasındaki farkı nasıl açıklayacağız?

Ama bir daha bak- Eğer organizmalar arasındaki farklılıklar genomik benzerliklerden daha önemli ise Darwin’in teorisi ne işe yarıyor, aksi taktirde genetik varyasyonlarla, esrarlı operasyonlar olageliyor olacağına göre?

Bunlar önemsiz sorular değildir. Her biri bir düzine diğerini getirir. Bunlar son zamanlarda bazı makalelerin iddia ettiği gibi “Darwin’in teorisinin geçerli bir eleştirisi yoktur” görüsünü destekleyici durumlar değildir.

Ciddi biyologlar bunları çok iyi anlarlar. Onlar Darwin’in teorisini aile yemeğine davetli ihtiyar amca muamelesi yaparlar. İhtiyarin saçı yok, dişleri yok, kulağı pek duymaz, ve ağzından tukrüğü akar. Masadaki en yaşlı fertlere dahi “evlat” diye hitap ederek, ayni hikayeyi tekrar tekrar anlatmaya çok iştahlıdır.

Fakat ne yapacaksınız? O ailedendir.

Bu AT konusuna kafa yoran birisi var: Mustafa Ajlan. Sitesi burada. Okumak tartışmak isteyenler oraya bakabilir.

[Şimdi baktım, vay be bir zamanlar amma çok tartışmışım bu konularda. Akyol.org da şu kategorideki yazıların (5, 6 ay öncelerinden başlayıp daha gerisine) altında “S.Öztürk, Suat Öztürk” “Öztürk” Gelenek” gibi rumuzlar benim. Ama ya yaşlandım ya da söylediğim sebepten ilgimi çekmiyor artık bunlar. :-)

31 suzannur { 04.07.08 at 19:48 }

Sayın Fuat,
Özellikle evrim için sorduğum sorulara sadece cevap beklediğimi ve sizin düşünce sistematiğinizi anlamak için sorulduğunu ve cevap vermeyeceğimi iletmiştim. Açıklamalarınız için teşekkürler.
Monojenik görüş için Richard Fester ismine bakarmısınız nette, benim uydurmadığımı göreceksiniz.
Diğer yazarları da check edebilirsiniz. İnsan dilinin doğuşu yazınız ve önünüze gelen makalelere tıklayınız. Burada hala kendi görüşümü yaymak istediğim tezini savunuyorsunuz, ben bilim ve dinin iki zıt şey olmak durumunda bırakılmalarını eleştiriyorum ve zıt olmadıklarını, varsayım olarak görülen her şeyin irdelenmesi gerektiğini. Siz buradan yola çıkarak amacımın dinimi yaymak olduğunu nereden çıkardınız? Şöyle bir ifade kullanmış olsaydım anlaşılabilir. Evrim teorisi okutulmamalıdır bu dinime göre saçmalıktır deseydim, herhangi bir yerde böyle bir ifadeye rastladınız mı?
Bülent Bey, orada tek kaynak ya da çok kaynak(tek kaynak dışında kalan, başka kaynaklar bknz. Doğan Aksan) teki ya da çoku yapan olarak değil, dillerin kaynağı tek kaynak ve çok kaynaklı olarak değerlendiriliyor. Çok kaynağın içinde yansıtma kuramı(tabiattaki seslerin takliti), ünlemleri temel alan kuram ve iş kuramı(toplu işlerdeki ritmik sesler) ve başka bir yığın kuram. “teki yapan çoğu da yapar.”demişsiniz. Burada kastedilen dillerin çeşitlenmesi ve buna yönelik başka kuramların ortaya çıkması. Çok dili yaratan Tanrı değil. Bu ruhbilimi(Wundt’a ait görüş), insanbilimi, coğrafya ve kültürel yapıyla açıklanabilen bir süreç. Çünkü dil yaşayan bir varlık olarak kabul edilir ve zaman, mekan… gibi unsurlardan etkilenir.
Tüm bu kuramlar içinde de özellikle üstüne basılarak söylenen şu ki, sesle ilgili bir ispat şu anki teknolojimizde olamayacağı için tüm bu varsayımların tamamen yanlışlanamayacağı ve doğrulanamayacağı.
Fuat Bey,
“Nedeni cok basit, absurd ve acikca yanlis olan bir durumu savunuyorsunuz; cunku kendi dini goruslerinizin daha fazla duyulmasini, kendiniz gibi dusunen ve inanan insanlarin cogalmasini istiyorsunuz, ve kendi goruslerinize inanclariniza geldiginde bunun yontemi sizin hic umurunuzda degil.” Yazılanları özellikle mi saptırıyorsunuz? Absrüd ve yanlış olan bir durumu savunmak… Savunulan, sizin illa din saçmalıktır tezinizin saçma bile bulunsa varsayım adı altında mutlaka incelenmesi gereken bir olgu olduğu. İçinde din kelimesi geçince illa bu tarz bir üslupla saldırmak zorunda mı hissediyorsunuz kendinizi, hatta geçmeyen bir konuda bile illa konuyu oraya getirmek zorunda mı hissediyorsunuz? Bu tahammülsüzlüğün sebebi ne? Üniversite döneminde evrim teorisini irdelemiş bir insanım ve asla bu saçmalıktır anlayışıyla konuya yaklaşmadım, siz neden doğru ya da yanlış bulduğunuz bir şeyi objektif bir gözle değerlendirmek yerine, saldırı cümleleriyle tahkir etmeyi seçiyorsunuz?
Monojenik görüş kadar yapısal dilbilim yöntemini de okumuş biri olarak şunları söyleyebilirim, bunca insanın her tezin altında sesle ilgili tam bir ampirik bilgiye günümüzde ulaşılmadığı ve savunulan düşüncenin bile ilk konuşma dediğimiz durumla aynı kabul edilemeyeceği belirtilerek tezler irdeleniyorsa, bu bilimin objektif bakışı değil midir(ampirik olma yönünde), yine de görüşünü destekleyecek argümanları sonuna kadar kullanıyor bakın, siz neden bu kadar keskinsiniz?
Bu arada DTFC’de değildim, Hacettepe’deydim, kuzenim oradaydı(DTFC’de) bu arada, düşünce sistemi ise tıpkı sizin gibiydi. Başörtüsü konusunda değil ama, inanç noktasında. Aile bile insana neler yapabiliyor bir bilseniz, size rahmet okutturacak kadar zarar verdiler de bana, en azından siz sol dahil farklı grupların bu noktada katılımını gözetmişsiniz…
Dine karşı olup, saygı duymamayı hak olarak görürken sadece şunu ıskalamayın, sizin gibi anlayışı tercih eden bir dindar da sizin cümlelerinizle aynı şeyleri,yöntemi size karşı kullanabilir. Doğru mu, işte bu nokta tartışılması gereken kısım. Nedense karşı olunan kavramlar gelip bir şekilde insanın hak ve özgürlüklerine dayanıyor bu noktada. Her türlü fikrin rahatça ifade edilebilmesi doğru olan değil mi, bu din de olsa dinsizlik de?

32 suzannur { 04.07.08 at 22:28 }

Felsefede din, bilgi olarak ve inanç olarak ikiye ayrılır. Öncelikle Hilmi Yavuz’dan bir alıntılama yapacağım:
“Din, sözkonusu olan hangi Din olursa olsun, iki farklı alımlama tarzı ile idrak edilir: (i) Bir Bilgi objesi olarak Din; ve (ii) Bir İnanç objesi olarak Din. Bir Din’i bilmek, zorunlu olarak ona inanmayı gerektirmediği gibi, inanmak da, zorunlu olarak onu bilmeyi gerektirmez. Bu, bilgi objesi olarak Din ile inanç objesi olarak Din’in, bir ve aynı şey olmadığını, o nedenle de birbiriyle karıştırılmaması gerektiğini gösterir. Platon’dan bu yana ‘Episteme’ ile ‘Doxa’ arasında temellendirilmiş olan farklılıktır bu!”
Yazımın başından beri, hatta varsayım olarak kabul edilerek “bilgi” olarak sunulması görüşünü savundum, inanç olarak değil.
Dini yok kabul etmek, üniversitelerde okutulan bilimlerde, İslam Tarihi, Dinler Tarihi, Din felsefesi -ki, Tanrı’yı araştırmak önce felsefenin alanıdır), Dinler hukuku… gibi alanların olmaması gerektiği ve bunu sadece dinin dayatıldığı alanlar olarak görülmesini haklı çıkarmaz.
Yaradılış teorisinin yanında Evrimi, Akıllı Tasarım’ı koyar, bilimsel bilgi olarak verir, yani epistemolojik alanı inceler, buna inanıp inanmamayı bireye bırakırsınız.
Yok illa da buna karşıyım diyorsanız, sanırım bu konuda tartışılacak bir şey de kalmamış demektir.

33 fuatogl { 04.08.08 at 00:56 }

Suzannur hanım,
“Richard Fester” monogenic google da, cluster da SIFIR sonuç veriyor.
“Richard Fester” tek başına 2,500 sonuç veriyor. Biraz baktım kayda değer birşey bulamadım açıkcası. Alman wikipediasında “linguistik bilimine somut katkı yapan ciddi bir çalışması yoktur, çalışmaları sözde-bilim olarak nitelenmektedir” deniyor. E ne güzel…

belli bir konuda tek kaynak veya cok kaynak hic farketmiyor, ‘yapan’ teki nasil yapiyorsa coku da yapar.

Lütfen böyle birşey ile savunmaya kalkmayın diye yazmıştım, yapmışsınız bile :) Biz bence kavramları olduğu gibi yerinde bırakalım. Kavramlar yerinde güzeldir. Başka garip durumları savunmak adına onları dallarından koparmayalım, duruma aşık bile olsak.

Savunulan, sizin illa din saçmalıktır tezinizin saçma bile bulunsa varsayım adı altında mutlaka incelenmesi gereken bir olgu olduğu.

Bunun da yeri size göre biyoloji dersi mi oluyor? Biyoloji biliminin ağzına laf katmak yani. Pes doğrusu. Dinin görüşleri incelenmesin demiyorum. Verimli olduğuna inanan inceler, bulgularını insanlara sunar. Gitsinler araştırsınlar, birşey orataya koyabiliyorlarsa, bilimde yer edinecek somut bilgileri üretebiliyorlar hangi alanda ise o alanda söz edilsin. Ama biyoloji bilimi ile hiçbir aşamada ilişkisi olayan şeylerin biyoloji dersinde biyolojiye alternatif ama biyoloji hakkında bir görüş olarak anlatılması saçmalıktır düpedüz. Biyoloji biliminde o bilimin en son görüşleri, pedagojik bir düzeyde anlatılır. Ne orjinal bilim yapma yeridir nede ilgisiz konseptlerin söz hakkı olduğu bir derstir. Bu kadar açık birşey için bu kadar dil döktürdünüz ya bana…helal olsun.

Suat bey, Mustafaakyolun sitesinden envai çeşit sitede bu konuları uzun uzun tartıştık. Ajlan beyle de aynı sitede devam ediyoruz, açıkca hatalarını düzeltmeye çalışıyor insanalr. Yahu, dil öğretmeni kalkmış termodinamiğin anlamını bir hamle de değiştirip bir blog yazısında evrim teorisini çürütüyor. Bu nasıl birşey anlamadım. Bu kadar kolay mı bu işler?

Bilmeden ilk defa sizden duyarak hemen karalamaya başlamış değilim, merak etmeyin Suat bey :). Epeycesini kudum, inceledim, bilim insanlarının vardığı sonuçlara bağımsız olarak bende vardım o hareket hakkında. Durumları açık seçik ortadadır. Samimi değiller ve tüm ayak oyunları ortaya dökülmüştür, halen de dökülüyor. Bu adamların argumanlarını 1-2 yıldır konuşa konuşa gına geldi gerçekten, hep aynı alıntılar. Behe nin durumu ise kitaplarında belgeleniyor zaten, birşeyi göstermekten de uzaktır. Biyolojik sistemlere, “waşşş süper, la makina gibi bunlar, baksana dönüyor” ile birşey göstermiş olmuyoruz. Onun “indirgenemez karmaşıklık” şeyi ciddiye bile alınmıyor, Dembski nin “belirlenmiş karmaşıklık” uydurması gibi. Ne berlinski nin, ne Dembski nin, .ne Mike Gene in, nede Michael Behe nin söz ettikleri alanda üretilmiş orjinal doğru düzgün çalışmaları yoktur. Ama AT sayesinde hem şan şöhret sahibi oldular hemde para pul. Bu kadar adam bir araya gelip, 1 tanecik “research program” kurabilmiş değildir. Hakında konuştukları alanda somut veriler önemlidir, gerisi boştur. Tamda bu yüzden yüzbinlere bilim insanını temsil eden alanında yetkin bilim birlikleri toplu halde açıklamalar yapmıştır. Size göre, bu dünyanın bilimsel bilgisi, bu bilgii üretenler işi bilmiyor, ama bu alanda hiçbir somut katkı üretememiş insanlar hepsini biliyor. O tonla yapılan, hergün sayfalarca yazı dolduran makaleler, laboratuvar çalışmaları, genetik in hiçbir anlamı yok, önemsiz şeyler. Ama siz çok kolay bir şekilde, ben bu işi 5-6 yılda çözdüm, evrim teorisi canlılığı açıklayamıyor gibi bir sonuca varabiliyorsunuz hemencicik. 5 altı yılda ne çabuk taradınız o dağ kadar bilgi ve araştırmayı. Yoksa özet olarak amerikalı yaratılışcıların yayınları ile mi yetindiniz? “To hell” with milyonlarca somut araştırmaya, yayınlanan makaleye, bilmeden de oluyor. Yada hepsini taradıysanız, mesela Endogeneous retro virus i evrim teorisi dışında nasıl açıklıyorsunuz? pseudo-gene leri nasıl açıklıyorsunuz bir teoriye yakışır bir şekilde genel ve bütünleştirici olarak? Teoriye göre yapılan onlarca öngörünün gözlem ile doğrulanması, birleşik kromozomların ortak ata açısından doğrulanmasını nasıl açıklanıyor bu teori dışında? Son yıllarda patlama yapan genetik bilginin uzun yılların çalışmalarıyla oluşturulan “tree of life” a nasıl bağımsız ve bu kadar uyumlu bir şekilde doğrulayabiliyor? İki farklı koldan ilerleyen yöntemlerin aynı sonuca varması bilimsel teoriler açısından ne anlama geldiğini bilirmisiniz? Bu şekilde sorulabilecek 50 bin tane soruyu bütünsel bir şekilde açıklayabilen evrim teorisinden daha iyi bir teoriyi üretmeden bu teori yanlıştır, açıklamaktan uzaktır ın ne anlama geldiğini bilmiyormusunuz?.

Makale dedikte, berlinskinin makalesi somut araştırma değil alıntı yorumuyla bezeli bir yazıdır, review yapanlar açıkca katılmadıklarını kendileri zaten söylemiş, sonradan çark etme yok (Berlinski kendisi kabul ediyor), ayrıca review cilerle kişisel ilişkileri var ve bir konferansda alel acele yayınlanma yolunu seçmiş. Eğer üniversite makale ortamlarıyla ilginiz var ise, böyle bir yöntemin ne olduğunu zaten bilirsiniz. Konferanslar genelde makale değirmeni olarak kullanılır CV doldurma meraklılarınca. Büyütülmeye çalışıldığı kadar büyük bir olay yok, sadece süper bir propaganda malzemesi.
Kaldı ki o kadar adamın birşey yayınlayamamasına şaşırıyorum doğrusu. Birkaç yüz makale yayınlansa ne olur ki? Şahsen yayınlanmasını isterdim, bilimsel planda incelenmesi hoş oluyor çünkü. Makaleler “görüş sunma” “peer”larca eliştirilmesi anlamına gelir. Bir makale hem yayınlanıp hemde yerin dibine sokulabilir daha sonra. Bu hep olan birşeydir. Evrim teorisi ile ilgili yayınlarda da bu hep olan birşey mesela, habire tartışılır durur. Sorgulanamaz dediğiniz teori hergun sorgulanıyor didik didik ediliyor. Açık bulanın kazandığı bir alan. Bu şekilde gelişip duruyor. 5-6 yıl araştırdım (ne olarak, hangi seviyede, ne tür araştırmalar gözlemler yaptınız, bunların kaçını nerede yayınladınız?) ile bu iş tutmuyor diyen bir insan gerçekten konu hakkında ancak magazinel bilgiye sahiptir. Yok eğer yanılıyor isem ve bir teoriyi eleyecek kadar uzmanlığınız ve bilginiz var ise size sorular sormak isterim bilgilenmek için?

Bu arada hep dinsizlik dinsizlik denir birde, iyi bir propaganda malzemesi oda. Hadi ben dinsizim(blog alemnde dinsiz olmayıp benim gibi düşünen de var), ve daha biyoloji ve ilgili alanlarda somut katkım ve buna yetkinliğim yok (bioinformatiks ms.e yeni başlıyorum hanım izin verirse). Fakat bu konularda hem son derece yetkin hemde inanç sahibi insanlar evrim teorisinin bilimselliğini en önde savunmuyorlar mı, özellikle amerikada…çok şirin oluyor.

Ve bu arada biliyorsunuz, Türkiyemiz evrim teorisinin kabul edilmesi noktasında dünyada sonuncu sırada imiş. (yada ilk, artık zevke göre). Ben bunu yüksek eğitim seviyemize bağlıyorum, bu alanda gerçekten çok yol kat ettik çünkü. Ama garip olan bir durum var, birçok insan bizi gülünç durumda buluyor, ki bu adamlar da bu konularda baya ilerlemiş insanlar!? Hatta geçmişte çalışdığım Novo habire bize ilaçlar kakalıyor milyon dolarlara, genetik ve bu alandaki üstünlüklerini kullanarak. Bir türlü anlayamıyorum, herkes herkes ile dalga geçiyor, tiiye alıyor ama,…

34 fuatogl { 04.08.08 at 01:13 }

Dinin kendi başına bir bilgi nesnesi olup olmamasından bahsetmiyoruz ama Suzannur hanım. Din hakkında elbette bilgi vardır. Bunu neden yazdınız anlamadım açıkcası. Dini “açıklamaların” bilimde bilgi kaynağı olarak yutturulmasından bahsediyorum.

Ve evet karşıyım o dediklerinize. Seçim yapma yerinden bahsetmiyoruz. Bu dersler çingene bohçası değildir. Biyoloji dersinden bahsediyoruz. Biyoloji dersinde, biyoloji biliminde, bilimin disiplinli süreçlerinde elde edilen şeyler anlatılır. Sende gel, oda gelsin anlatsın, çocuklar karar versin. Bu mudur yani? Bu dersin adı neden biyoloji o zaman? O zaman tarih ve cografya dersinde de Eric von Daniken in görüşleri anlatılsın, o tarih öğrenmeye gelen ufak çocuklarda aradan seçsin, seçecek yetkinlikteler zaten, oraya öğrenmeye gelmiyorlar! Bizim üniversite tahsilli insanlarımız bunları savunuyorsa, ohooo. Benim kemalist zihniyetten hiçbir beklentim yok, hele 12 eylül halinden hiçbirşey beklemiyorum da. Sizin bakış açınız onlardan daha kötü bana sorarsanız.
Bari dünyada nasıl yapılıyor neler oluyor ona bir bakın, ve bizim şu günkü halimizle bilim ve eğitimde neden kayda değer birşey yapamıyoruz düşünüp bir ilişki kurmaya çalışın.

35 suzannur { 04.08.08 at 15:00 }

O zaman belki de bu makaleyi ve ismi ben uydurmuşumdur, saptırıyorsunuz, çünü makaleyi okudum…
“belli bir konuda tek kaynak veya cok kaynak hic farketmiyor, ‘yapan’ teki nasil yapiyorsa coku da yapar.”
Bu bana air bir görüş değil, Bülent Beyin ve ben bunun böyle olmadığını anlattım Bülent beye dilin çoğalışı ile ilgili. sanırım okumalarınızı yüzeysel ve aha nasıl da yanlışını buldum düzleminde yapıyorsunuz, anlamak için değil.
“Dinin kendi başına bir bilgi nesnesi olup olmamasından bahsetmiyoruz ama Suzannur hanım. Din hakkında elbette bilgi vardır. Bunu neden yazdınız anlamadım açıkcası. Dini “açıklamaların” bilimde bilgi kaynağı olarak yutturulmasından bahsediyorum.” Din bilgi olarak öğretilir, dine ait bilgiler de bundan muaf tutulamaz. Bu anşlayışı esas aldığınız da felsefeyi de tamamen bilimdışı kabul edersiniz. Çünkü bilgiyi de bu bilginin kabullerini de irdeler.
Asla kabul edemezsiniz biliyorum yaradılışın evrimle beraber öğretildiği bir yapıyı.
Eğitimde bir şey yapamamamızın sebebi din değildir, öyle olsa en azından iki yüzyıl öncesi dini yaşayan İslam toplumu bilimde en ileri safta olmazdı ama siz bunu araştırmak gereği bile hissetmediğiniz için öyle zannetmeye devam ediyorsunuz.
Sizin görüşleriniz belli, bence çok saplantılı ve bilimden tamamıyla uzak.
Sizin bu bakış açınız da tam da beğenmediğiniz bakış açılarının tam tezahürü bana göre. İnsana dair her bilginin ve tezin yüceltilmesi ama kabul etmediği fikri savunan her bilim adamının bir şekilde küçümsenmeye çalışılması.
Çok taraflı, subjektif ve dogmatik.

36 Bulent Murtezaoglu { 04.08.08 at 17:51 }

Suzannur hanim,

Bu bana air bir görüş değil, Bülent Beyin ve ben bunun böyle olmadığını anlattım Bülent beye dilin çoğalışı ile ilgili.

Aaa, buna cevap vermis olmam lazim benim. O anlattiginizi ben nicin din bu islere karistirilamiyor diye kendi demek istedigime yaratmistim halbuki. Belki yazip yollamadim (o da olabilir, kim ne diyecek diye merak ediyordum cunku, yani Suat bey kaybettim mi diye dusunmesin emin degilim yolladigimdan). Asagiya yaziyorum.

sanırım okumalarınızı yüzeysel ve aha nasıl da yanlışını buldum düzleminde yapıyorsunuz, anlamak için değil.

Alinti formatindan kaynaklanan bir problem de olabilir. Acaba Suat bey bir kilavuz yazmayi/eklemeyi dusunur mu?

Neyse, demissiniz ki:

“teki yapan çoğu da yapar.”demişsiniz. Burada kastedilen dillerin çeşitlenmesi ve buna yönelik başka kuramların ortaya çıkması. Çok dili yaratan Tanrı değil.

Ah iste, gordunuz mu? “Cok dili yaratan Tanri degil” dediginiz zaman ne olmus oluyor? Monojenik ‘ilahi kaynak’ demek olurken, bu seferki degil oluyor. Halbuki bir tur tanri tasavvuruna gore elbette ikisi de onun eseri olabilir. Hatta iddialiyim bu konuda ve tutturdum oyle diye diyelim. Oyle yapsam, bir anda linguistik isleri birakip, tanri tasavvurlarini konusur olmaz miyiz? Dille ilgili teorileri karsilastirirken veya verilerle yanlislamaya calisirken kullandigimiz araclar bu ‘yaradilis’ ve ‘tanri’ tasavvurlarini karsilastirirken isimize yararlar mi? O kapiyi actiginiz dakika bunlar oluyor, ve elimizde bilim diyebilecegimiz arac yok bu sorulara cevap ararken. Var mi? Yani bana o coklu surecinin yaradilis olmadigi fakat tek kaynakla anlatilanin yaradilis oldugu konusunda ikna ederken elinizdeki arac nedir? Bilim mi? Bu durumda bahsediyor olacagimiz tanrinin tarzi bilimle tespit edilir birsey midir? Anlatabiliyor muyum? Eger “kadir-i mutlak” degimiz turden bir tanri tasavvuru var ise ortada, oraya bilimin uzanmasi zaten mumkun degil cunku o kavram bilimsel acidan manali degil (zaten o alana cektiginiz dakika paradoks yaratir o kavram, ateist olmamak kacis degil ondan. Benim gorebildigim o.).

Suat bey bu konularda benden cok kafa yormustur, tanri tasavvurlariyla ilgili birseyi atladiysam ses etsin lutfen. Fakat genelde denecek sey su herhalde: ‘tanri’li aciklama yapmaya basladiginizda teolojinin alanina giriyorsunuz ve o alana atilan ilk adim rastgele cizilmis bir cizgi uzerinden atilan bir adim degil, metodoloji temelden degisiyor. Bunun dilbilimin ozelligi veya o ozel ile bir alakasi yok, genelde gecerli birsey.

37 fuatogl { 04.08.08 at 18:07 }

Yazi formatina iliskin bir tavsiye:
Alinti yaptiginizda, metinleri <blockquote>alinti-metin</blockquote> icersine alirsaniz, format acisindan ve yazilari secme bakimindan daha anlasilir olur.
Yada alinti yaptiginiz metni secip, yazi alaninin uzerinde bulunan “bquote” butonuna basarsaniz ayni seyi yapar.

Son alinti icin ozur dilerim, benim hatam, yazilar uzadikca yukari asagi yaparak yanlis yerde durmusum, adiniz da gecince… Bir ne yalan soyliyeyim, sizden o tarz bir cevap bekliyordum en sonunda, yanilmisim.

O “ilahi kaynak” konusunu da kapatalim artik, oyle birsey yok! Olsa bile ilk kullandiginiz sekilde biyoloji dersindeki garipligi hakli cikarmaz.

Bu savunduklarimi savundugum icin ben “dogmatik” mi oluyorum simdi :) Biraz anlarsaniz, bir bilim dersinde dogma yerine bilimi ogretelim dedigimi gorursunuz. Bu cok acik, yalin, anlasilmasi kolay ve hakli bir taleptir.

Din bilgi olarak öğretilir, dine ait bilgiler de bundan muaf tutulamaz. Bu anşlayışı esas aldığınız da felsefeyi de tamamen bilimdışı kabul edersiniz.

Yanlis anliyorsunuz beni. Dedigim sey basit, dinin, hicbir bilimsel surectten gecmemis iddialari, bilimsel bilgi oldugu iddiasi, ve bunlarin bilimsel bilgilerin anlatilacagi derstte sunulmasi yanlistir. Bunu anlamak gercekten zor mu bu kadar?

Felsefeden bahsetmiyorum, Felsefe dersinde felsefe anlatilsin, buna karsi cikan yok. Din dersinde dinlerle ilgili elimizdeki bilgiler verilsin endoktrinasyon olmadan, cografyada cografya matematikte matematik. Ama biyoloji dersinde din bilgisi verilmesin. Bu kadar basit!

Islam toplumunun gecmiste gunumuzden daha acik goruslu insanlar barindirdigi bir sir degil suzannur hanim. bunu herkes biliyor. Ve ben bu konuda ne dusundugumu yazmadim, bilmiyor olmaniz gerekiyor yani. O zamanin ileri unsurlari, dusunce ureten insanlari biliniyor, bunlari kimse inker etmiyor. Dinin daha da bagnazlasmasi sonucu bu parlak donem bitti. Sizin yaptiginiz, 200 yil sonra bir almanin gunumuz avrupasinin geldigi noktayi “hristiyan” diye ovmesine benziyor.
Ha size gore bu dusunen, dogayi merak eden, muzik yapan bilginler islam dini yuzunden oyledir, bana gore ise degil. Bugun olmamalarinin sebebidir din. Ve sizin surada savunduklarinizla gunumuzun islam dunyasina daha uyumlusunuz, Farabinin icinde yasadigi dusunce dunyasiyla degil. Tanim itibariyle dogma olan konseptlerin bilim olarak anlatilmasini savunuyorsunuz acik acik. Ve buna karsi oldugum icinde beni dogmatiklikle sucluyorsunuz. Dogma nedir siz biliyormusunuz gercekten?

Eğitimde bir şey yapamamamızın sebebi din değildir

En buyuk sebeplerinden bir tanesi, sizin savundugunuz goruslerin ve anlayisin hakim olmasi. 12 Eylul le beraber daha da guclendi, ve ona kosut egitim seviyemiz surekli inise gecti, adeta dibe vurdu. Ikincisi egitim sistemimizin tek tip insan yetistirme kaygisidir, dusunen-elestiren-suphe duyan, cocuklarin yaraticikliklarini tahrik eden bir sisteminin tam aksi yani.

Sizin görüşleriniz belli, bence çok saplantılı ve bilimden tamamıyla uzak.

Bilim dersinde bilim verilmesini savunan bir insan nasil bilime uzak oluyor?

Sizin bu bakış açınız da tam da beğenmediğiniz bakış açılarının tam tezahürü bana göre.

Eger oyle ise, bahsettigim bakis acisinin urunu olan egitim sitemini neden ben degilde siz savunuyorsunuz? Bu yazdiklariniz sizce de celiskili degil mi?

38 Suat { 04.08.08 at 18:46 }

Alinti formatindan kaynaklanan bir problem de olabilir. Acaba Suat bey bir kilavuz yazmayi/eklemeyi dusunur mu?

Burasını tam anlayamadım, ne eklemeyi düşüneyim, blockquote kullanımı için mi?

Suat bey bu konularda benden cok kafa yormustur, tanri tasavvurlariyla ilgili birseyi atladiysam ses etsin lutfen.

Benim ‘Tanrı’ tasavvurum Bülent beyinki ile hemen tamamen aynı sanırım.. (Bülent beyin Papa - İslam/akıl ve evrim tartışmalarındaki yorumlarından hareketle söylüyorum bunu.) Yani bu iki açıklama birbirini rakip ya da birbirini dışlar olarak gösterilirse teolojik olarak sakatlık olacağı noktası doğru. Eğer gerçekten de monojenikten farklı bir süreçle oluştuysa dil, bu teizme nasıl aykırı olabilir ki? Tanrının nasıl bir yöntem izlelediğini bilmediğimiz gibi buradan “Tanrı ancak bu yolu izlemiştir, izlemiş olmak zorundadır, Tanrı olması bunu gerektirir” gibi sakat bir anlam çıkabilir. Bu tip bir keyfiyete kim ne adına ulaşabilir? Pekala bir başka ve tamamen determinist bir süreçle de ortaya çıkmış olabilir dil. Bu konuda agnostik kalmak en doğru yaklaşım olur bir teist açısından. Darwinist evrime, maddenin ezeliyeti/kökeni teorilerine de aynı biçimde yaklaşılmalı.

Benim tahminim Suzannur hanınım bahsettiği nokta bu ilk yaklaşıma benzer bir yaklaşımın biyolojide tamamen gözardı edilmesinin garipliğine bir vurgu. Yani “hadi buradan Tanrı’yı/Tanrı’ya çıkartalım”a değil de bir kör noktada -benim de şikayet ettiğim- “bu mutlaka böyle olmuş olmalı, başka bir açıklama kabul edilemez” biçiminde bir ısrarın mantıksızlığına vurgu. Çünkü genel olarak materyalistlerde bilinemeyene “bilinemiyor” deme mütevaziliği bile yok, naturalist bir ısrar var “bu mutlaka doğal süreçlerle böyle olmuştur” yaklaşımı genel bir yaklaşım.

Ve Suzannur hanımın yazdıklarından anladığım kadarı ile dilin kökeni konusunda bir mütevazilik var. Hatta ‘tek kaynak’ denip notrleştirilip yumuşatma yapılmış sanırım ama bayağı bayağı ilahi kaynağa gönderme var. Oysa biyologlarda bunu göremezsiniz. Çok anlamıyorum bu dil konusundan ama Chomsky’de de bu mütevaziliğe dair birşeyler okumuştum. Pekala bu çözümsüz noktalar için alternatif yaklaşım öne sürülebilir. Buna neden katlanılamadığını anlayamıyorum. Eğer monojenikten kasıt gerçekten ‘tek kaynak’ / İlahi kaynak” ise dilbilim bu konuda materyalist biyologlardan daha geniş görüşlü demektir. (Fuat bey’in “yok o anlamda değil” demesini dikkate alsak bu kez o halde ne anlama geldiğini merak etmedim de değil. Tek kaynak ne demek o halde? Kimmiş bu kaynak? Darwinian evrim “çok kaynak” yaklaşımı ile tutarlı, diğeri ile değil. O halde bu ilk yaklaşım neyin nesi? ) Ben Suzannur hanımın yazıklarından bunları anladım.

39 suzannur { 04.08.08 at 19:52 }

Bülent Bey,
“Ah iste, gordunuz mu? “Cok dili yaratan Tanri degil” dediginiz zaman ne olmus oluyor? Monojenik ‘ilahi kaynak’ demek olurken, bu seferki degil oluyor. Halbuki bir tur tanri tasavvuruna gore elbette ikisi de onun eseri olabilir.”
Elbette olabilir ama yaratmamışla yaratamamış ayrı iki düşüncenin ürünüdür.
Monojenik görüş dilin tanrı kaynaklı yani tek kaynak olduğunu söyler, Tevrat, İncil ve Kuran, dilin ilahi yani tek bir kaynaktan insana verildiğini söyler. Bunun dışında hangi kaynak tek kaynak olabilir söyler misiniz, yani doğa mı, madde mi…? Ne? Ve niye monojenik görüşe itiraz etmiş yapısalcı ve dili insanın yarattığını söyleyen bilim adamları? Ve buna niye itira etmiş başka bilim adamları?

Polijenik görüş ise dili farklı/başka etkilerle “insanların yarattığını” söyleyen birçok görüşü içerir. Dilin insan tarafından ünlemlerden, tabiattaki seslerin takliti, birlikte iş yapan insanların çıkardıkları ilk sesler, müzik, sonrasında da yapısal dilbilimi ile düşünce-kavram-nesne ilişkisi, günümüzde de çocuk seslerinin öğreniminden yola çıkarak dilin doğuşunun açıklanmaya çalışıldığı teoriler.

Dilin çoğallaşması, teki yaratan Allah’ın çoku yaratamaması gibi bir anlayışın ifadesi değildir, tek kaynaktan çıkarak bir dağılım savunulur bu düşünce sisteminde, dilin zaman içinde dağılan insanoğluyla birlikte çeşitlenmesi, değişikliğe uğraması… hatta dil aileleri de bu yaklaşımla tespit edilmiş dünyada toplam beş dil ailesi tespit edilmiştir. Ancak ne kadar geriye gidilirse gidilsin yazının çok sonraları ortaya çıkması ve konuşmanın ilk nasıl ve nerede ortaya çıktığının bilimin günümüz imkanlarında tespit edilememesi, tüm görüşleri teori olmaktan öteye götürememiştir. Dilin çoğallaşmasına en basit örnek, Ana Türkçenin alt kolları olması ve Türkiye Türkçesinin de onlardan sadece biri olmasıdır. Hatta dilde 30 yıl öncesinin metinlerini bile anlamakta zorluk yaşarız. Değişimin yaşanması ve çeşitlenmenin olması doğal olandır, dilin yapısının içinde bulunur ve dil bu özelliğiyle tarif edilir.
Çok dili yaratan Tanrı değil demek, insana verilen yeteneklerle insanın dilde değişiklikler yapabilmesi, farklılıkların doğması, farklı dillerin ortaya çıkması demektir. Bu, Tanrı çok dili yaratamaz demek değildir. Lütfen farka dikkat ediniz. Yaratmadığını söylemekle yaratamadığını söylemek tamamen ayrı şeylerdir. İnsana ait yaratı ile Tanrı’ya ait yaratı bir ve aynı değildir. Biri yoktan yaratır diğeri var olanı değiştirerek, ondan yeni formlar üreterek yaratır. İnsana ait alanı yok kabul ettiğimi mi düşündünüz? O zaman teknolojik gelişmeleri de Tanrı yarattı derdim işin içinden çıkardım, bakın bunu demiyorum.
Bakın bir kez daha tekrarlıyorum, dil konusundaki tüm teoriler adı üstünde teoridir ve sesle ilgili ampirik bir bilgiye ulaşılamadığı için bilim adamları tarafından tüm bu kuramlar için özellikle üstüne basılarak söylenen şu ki, bu varsayımların tamamen yanlışlanamayacağı veya doğrulanamayacağı.
Bu arada polijenik dil anlayışını da ben demiyorum, teorisyenler diyor. Ben tüm bu süreçte sadece söylenenleri aktardım. Hem monojeniki hem de polijeniki iddia eden benmişim gibi bir duruma düşürüldüm sanki.
İlk yaratıdan bahsediyoruz, insan mı yarattı, Tanrı mı yarattı?

İlk yaratının Tanrı ya da insanların olması söz konusu olduğunda, neden insanlar yarattı fikri eleştirilemiyor ve bilime aykırı görülüyor da (evrim görüşünün söylediğidir bu), Tanrı yarattı demek eleştiriliyor ve bilim dışı görülüyor? Mantığa bakınız.

Ve her iki görüş de varsayım olarak bilimin içinde olsun, sorgulansın demenin neresi yanlış?

Bülent Bey, ilk kaynağın Tanrı olduğunu baştan reddeder ve onu bilimin dışına atar ve araştırmazsak, teoriler üretmezsek, söyler misiniz, geriye kabul etmemiz diretilen hangi anlayış kalıyor?

Dini, bilimin sahasına almayıp, araştırma da yapmazsak din safsata olarak değerlendirilecektir. Araştırılmalı, sorgulanmalı ve bu iddia da yer almalı ki, safsata değil, bilimsel bilgiyle de açıklanacak verilerle ispatlanabilsin.
Yoksa amaç, dinin ötelenip doğrulanmasının engellenmesi mi?

Ben, din dogmatik değil, aklidir diyorum ve her yaratının mutlaka bilimle açıklanabileceğini ve bunun bizi dinin dogma olmadığına götüreceğini savunuyorum. Ama o dini bilimin dışına atarsanız zaten açıklayacağınız hiçbir şey kalmaz.

Bilim sadece ataizmin tekelinde değildir, özelleştirilmelidir ki :) dinin hurafe olmadığını ispatlama şansı olsun.

“sanırım okumalarınızı yüzeysel ve aha nasıl da yanlışını buldum düzleminde yapıyorsunuz, anlamak için değil.”cümlesi Fuat Bey için kullanıldı, sizin için değil. Neden paste ettiğinizi anlayamadım.

Fuat Beyin kabul etmediği şey dinin kendisi, bu yüzden bilimi de dinden uzak tutmaya çalışıyor. Ben de tam tersine bu dinin tamamen bilime uygun bir yapıya ait olduğunu ve evrim teorisi kadar yaradılış teorisinin de bilimsel yöntemlerle sorgulanması gerektiğine inanıyorum.
Bilim her geçen gün daha ilerliyor, o ilerledikçe gerçekler ortaya çıkacak.
Ve bu gerçeklerin yaradılışı mı yoksa evrimi mi doğruladığını öğrenmek için yaradılış teorisini de bilmelisiniz ki doğrulanan ya da yanlışlanan şeyin hangisi olduğunu bilinçli bir bilgiyle analiz etme şansınız olsun.

Kimse kusuruma bakmasın ama dini bilimden soyutlamaya çalışan hiçbir fikri kabul edemem. Bilim ve din tezat şeyler değil. Bu “Din safsatadir, tepeden inmeciliktir, saygisizliktir.”olarak dikta edilmeye çalışılsa bile.
Ben Allah’a inanıyorum. Fuat Beyin inanmaması ve kendi ispatlarını bilimle yapabilmesinin hak olduğu gibi, ben de kendi ispatlarımı bilimle yapabilmenin hakkım olduğunu düşünüyorum.

40 suzannur { 04.08.08 at 20:19 }

Fuat Bey,
“Dogma nedir siz biliyormusunuz gercekten?”
Siz biliyor musunuz gerçekten?
Yaradılış teorisi din bilgisi midir? Akıllı Tasarım ne, dinin beş temel kuralı mıdır? Sakın Akıllı Tasarımcı olarak yaftalamayın bu seferde! Değilim.
12 Eylülü kim yaptı? Benim gibi düşünen insanlar mı? Ben kimim?
Nasıl bir insan olduğumu, kimleri okuduğumu, arkadaş çevremin nasıl olduğunu biliyor musunuz? Ben kimim hakikaten ve benim gibi insanlar nasıl insanlar?
“Ha size gore bu dusunen, dogayi merak eden, muzik yapan bilginler islam dini yuzunden oyledir, bana gore ise degil. Bugun olmamalarinin sebebidir din. Ve sizin surada savunduklarinizla gunumuzun islam dunyasina daha uyumlusunuz, Farabinin icinde yasadigi dusunce dunyasiyla degil.”
Size düşünen, doğayı merak eden, müzik yapan bilginler İslam dini yüzündendir’i kim dedi, ben mi? Hiç hatırlamıyorum da. Genellemelerin ulaştığı noktaya bakınız, hani insanları genellemez de fikirleri eleştirirdiniz. Genelleme konusunda anlaştığımızı sanıyordum. Siz benim nasıl bir insan olmadığımı bilmeden, bu konularda da herhangi bir görüş beyan etmemişken, böyle olduğuma hangi objektif bakışla karar verdiniz?!
sadece bilim ve din zıt değildir diyen bir insanı bağnaz bir dinci olarak genellemenin içine sokuyorsunuz, sizden beklenmesi gereken davranış tipi bu mu? Allah’a inanıyor olmam, sizin beni bu tarz yargılarla suçlamanızı haklı mı kılıyor?
Çok bilimsel bir tutum bu, hakikaten…
Siz burada hata yaptığınızı da kabul edemezsiniz, sizin dediğiniz gibi bir insan olmasam bile…
Hakikaten yukardaki önyargıları neye dayanarak iddia ettiniz?
Size göre, yani bana göre, ya da benim gibi düşünen insanlara göre…
Yakıştı mı size?
Düşünen, eleştiren, sorgulayan bir insan olduğum için bu noktadayım. Kapanmadan önceki arkadaş grubumun kimler olduğunu yazmıştım size daha önce. Çok yönlü okuma yaptığım için bu noktadayım. Hala da çok yönlü okuma yaparım. Asla şu taraf diye başlamam hiçbir kitaba, kitap benim için değerlidir çünkü.
Her inanan size göre sorgulamadan, eleştirmeden, düşünmeden mi inanır. İlginç, ben tam tersi bir noktadan bu noktaya geldim de!
Tuhaf, hakikaten tuhaf

41 fuatogl { 04.09.08 at 23:28 }

Dogma nın ne olduğunu, neye dogma denildiğini çok iyi biliyorum Suzannur hanim. Tanımı çok basit ve anlaşılır, birde onu tartışmayalım.

12 Eylülü kim yaptı?

Türkiyedeki faşist-otoriter-oligarşik, toplumu kendi çıkarları ve mevkilerini koruyacak şekilde mühendise etmeye çalışan zihniyet ve onlara çanak tutan yabancı müttefiklerinin onayını alanlar yaptı. Ve siz, bu zihniyetin uygulamalarını can siperane bir şekilde savunuyorsunuz, 1-2 noktada size sorun çıkarmasa, kanımca gül gibi geçinip gideceksiniz. Çünkü onların mühendislik projesi sonucunda oluşan fikir ve zikir dünyasında yetişmiş, onu içselleştirmiş, bilmeden/bilerek aslında onu savunan görüşlere sahip bir kişisiniz. Bunları burada yazdıklarınızdan biliyorum. Daha önceki yorumumda da “siz şusunuz bu sunuz” demedim. Tekrar edelim isterseniz, benim o zihniyete uydumu yazmıştınız. Bende bunun üzerine, “madem öyle, eserlerini neden ben değil de siz savunuyorsunuz” diye gayet haklı bir şekilde sormuştum! Haksızmıyım ey cemaati müslüm!?

Kapanmadan önceki arkadaş grubumun kimler olduğunu yazmıştım size daha önce. Çok yönlü okuma yaptığım için bu noktadayım.

Hangi noktada? Bir filolog olarak, yalın ve basit kavramları dini görüşlerinize yonttuğunuza şahit olduk, şu şu savunuyor dediğiniz kişilerin ise itibari hiç iyi değil(ki dedikleri bile belli değil), itibari iyi olanlar ise sizin söylediklerinizle ilgisiz, hatta tam tersi şeyleri söylüyor, kavramı doğru kullanıyorlar (kendiniz sonradan Türk bilimci için savunmuyor diye de eklediniz). 12 Eylülün dünyada eşi ve benzeri olmayan eğitimdeki en garip uygulamalarını yukarıda anlattığım şeyleri yapıp savunmaya çalışıyorsunuz, ve bana 12 Eylül ziniyetini savunuyor olmakla suçluyorsunuz. Şu ana kadar burada benim gördüğüm durum budur. Ayrıca kapanmadan önceki arkadaşlarınızı tanımıyorum, bilmiyorum. Solcu diyecekseniz ben almıyayım. Solcular 40-50 çeşit var sanırım (işçi partisi denen faşist güruh bile kendini sol görüyor). Ama genelde bu adamların ortak bir özellikleri var, en azından benim bildiklerimin, okudukları kitapları genelde anladıkları için, görüşlerine hiç katılmasanızda, habire “şok” olmadan uzun uzun verimli bir şekilde tartışabilirsiniz. Aynı şey, genelde yeni-liberaller içinde geçerlidir (sonradan görme olanlar için değil tabii).vs.vs.vs

Absürd biyoloji dersi meselesi; Basit ve gün gibi açık olan bir konuda aynı şeyi tekrarlattırıyorsunuz bana, çünkü yazdıklarıma hiçbir şekilde cevap niteliği taşımıyor sürekli aynı yanlış noktadan tekrar ediyorsunuz. Siz tekrar ettikçe bende aynı şekilde tekrar etmek zorunda kalıyorum. Son kez yazmak istiyorum. Biyoloji dersinde biyoloji biliminin disiplinli, bilimsel araştırmalı-çabalı verileri ve sonuçları anlatılır, ve bunlar dogmatik değildir. Bunlarla problemi olanlar bilimsel çalışmaları ile biyolojide dünyasında yerini alır ve görüşlerine bilimsel destek bulmaya çalışır. Biyoloji dersinde sınanmamış ve sınanamayan dini bilgiler verilmez, bu bu kadar basittir. Dünyada da adam gibi eğitim veren hiçbir ülkede savunduğunuzun da örneği yoktur, ciddiye almayı bırakın, gülerler ve bize emin olun gülüyorlar! Eğitimli bir kişi olarak bu şekilde düşünüyor olmanız açıkcası çok üzücü.

Yaratmaya çalışdığınız kavram kargaşasına da katılmadığımı tekrar belirtmek istiyorum.
Filolog um demiştiniz ve şunu yazmışsınız:

Monojenik görüş dilin tanrı kaynaklı yani tek kaynak olduğunu söyler, Tevrat, İncil ve Kuran, dilin ilahi yani tek bir kaynaktan insana verildiğini söyler. Bunun dışında hangi kaynak tek kaynak olabilir söyler misiniz, yani doğa mı, madde mi…?

Monojenik görüşün öyle birşey demediğin anladık sanırım, kaynak bile gösteremediniz, ama gerçek anlamına baktığımızda, 20 tane sözlük bile açtığımızda anlamı bellidir, açıktır, yazılmış ve çizilmiştir şüpheye yer vermeyecek şekilde.
“[yada doğa mı madde mi]” Siz ciddi olamazsınız!?!?
Kavramın kökeni biyoloji biliminde, tek bir etkene vurgu yapmaktır. Örneğin “tek” bir genden kaynaklanan hastalıklar için monojenik hastalıklar denir. Yada “tek” bir gen tarafından kontrol edilen bir bağışıklık sistemine monojenik direnç denir. Yada mesela “Erüpsiyon tek bir aktivite den oluşursa yani bir defada gerçekleşirse buna monojenik aktivite denir” demişler.
Kökeni de “mono - gen” dir yani “tek gen”, çıkışı budur sayın filoloğum. Buna bile tevrat incil kuran dan yaklaşmışsınız ya, helal olsun! Ayrıca dilbiliminin bile hatırı sayılır hiçbir literatürde doğru düzgün bir “monojenik dil” kavramı bile yaratmamışken, siz “ilahi kaynak” a bile varıp, oradan biyoloji dersinde din verilmesini, bilimsel olmayan dini görüşlere torpil yapılmasını savunmaya çalışıyorsunuz, ve filolog olduğunuzu söylüyorsunuz!?

Ve niye monojenik görüşe itiraz etmiş yapısalcı ve dili insanın yarattığını söyleyen bilim adamları?

Şu postmodernizm meselelerinden dolayı yapılsacı/post-yapısalcı tartışmalarına merak salmıştım bir zamanlar, birde bilimler artık birçok noktada teğet hatta iç içe geçiyor…. Sizin monojenik dediğinizle ilgili olarak ben hiçbir tartışmaya rastlamadım açıkcası. Ne bileyim, Ferdinand dan Althusser, Foucault dan Chomsky ye kadar az çok birşeyler karıştırdım meraktan. Bana anlattığınızla ilgili bir kaynağa, meselenin tartışıldığı bir kitap yada makaleye referans verebilirmisiniz?

Ve merak ettim, siz dillerin insan ürünü olmadığına mı inanıyorsunuz?

42 suzannur { 04.10.08 at 19:47 }

Sayın Fuat,
“Ha size gore bu dusunen, dogayi merak eden, muzik yapan bilginler islam dini yuzunden oyledir, bana gore ise degil. Bugun olmamalarinin sebebidir din. Ve sizin surada savunduklarinizla gunumuzun islam dunyasina daha uyumlusunuz, Farabinin icinde yasadigi dusunce dunyasiyla degil.”
Siz? Hala açıklamadınız, ben kimim? Ben sizin yazdıklarınızdan genelleme yapınca bunun adı genelleme, cehalet… olmuştu. Siz yapınca ne oluyor, hak mı? Siz kimsiniz ki tanımadığınız insanı siz şöylesiniz diye yargılayabiliyorsunuz? Hala özür dilemediniz?
Miro’nun bir resmine bakarken, Ahmet Telli’nin şiirlerini okurken, İhsan Oktay Anar’ı, Marquez’i, Kundera’yı, Orwell’ı, Sabahattin Ali’yi veya diğer yazarları, sanatı sanat için esas alırken, James Blunt dinlerken, bu fikir aklıma gelmemişti ama madem siz büyük üstad böyle murad buyurdunuz, emriniz olur paşam, sizin emrettiğiniz gibi düşünürüz doğa, müzik ve sanat için. Ne de olsa biz size göre böyle düşünmek zorundayız.
Ben ne zaman bu kelimeleri kullandım da beni kendi önyargılarınızla suçlama hakkını kendinizde görüyorsunuz, bu nasıl bir seviyedir acaba, hatta savunmadığım şeyleri bana aitmiş gibi yaftalamaya çalışıyorsunuz. Bu noktada bir açıklamanız olmayacaksa, siz gözümde genellemeci, kör cahil, ateizm misyoneri olmak dışında bir özelliği olmayan, arkadaşlarının sen ne kadar iyi bir insansın dediği ama aslında öyle olmayan, kendi egosundan dünyayı göremeyen bir insan olarak değer bulacaksınız. Öylesiniz demiyorum, henüz, öncelikle söylediğiniz saçma sapan sözleri geri almak zorundasınız, çünkü tamamen iftira, uyduruk ve çamur atma ile açıklayabildiğim zırvalıklar…
“Türkiyedeki faşist-otoriter-oligarşik, toplumu kendi çıkarları ve mevkilerini koruyacak şekilde mühendise etmeye çalışan zihniyet ve onlara çanak tutan yabancı müttefiklerinin onayını alanlar yaptı. Ve siz, bu zihniyetin uygulamalarını can siperane bir şekilde savunuyorsunuz, 1-2 noktada size sorun çıkarmasa, kanımca gül gibi geçinip gideceksiniz.”
Hala aynı, siz mantığı, Sayın Fuat ben kimim? Siz bütün ataistleri temsil ediyor musunuz ki ben tüm inananları temsil edeyim? Bu nasıl dogmatik bir saçmalıktır. Fikirden uzak, subjektif, önyargıyla hemdem. Siz ateist değilsiniz, sadece din düşmanısınız. Siz nasıl bir insansınız ki her önüne gelen inananı 12 Eylülcü, faşist-otoriter.. vb. saçmalıklarla yaftalıyorsunuz?
Ben’i bir gruba dahil ettiniz, maşallah, kendinize gelince aslan kesilen, ben insanları genellemem, fikirlere saldırırım diyen ama genelleme üzerinden genelleme yapan…
Bu davranışınız bende yeterince kanaat uyandırdı ve emin olabilirsiniz, bu da benim sizin için daha önce kullanıp da özür dilediğim her şeyi gerçek kıldı. Oysa hak etmeyen bir insana genellemeci bir tavırla yaklaştığım için çok üzülmüştüm. Boşuna üzülmüşüm. Hakikaten üzülmüştüm, değmezmiş.
“Çünkü onların mühendislik projesi sonucunda oluşan fikir ve zikir dünyasında yetişmiş, onu içselleştirmiş, bilmeden/bilerek aslında onu savunan görüşlere sahip bir kişisiniz. Bunları burada yazdıklarınızdan biliyorum. Daha önceki yorumumda da “siz şusunuz busunuz” demedim.”
Sizden alıntıladığım yorumun başındaki cümleleri kim söyledi, başkası mı?
Kimlerin mühendislik projesinde yetişmişim? Sizi kimler yetiştirdi? Bunu yaparken ben genelleme yapmam, fikirleri eleştiririm diyen insana ne oldu? Riyakar söylem.
“Dedim ki, birbirimizin fikirlerini dusuncelerini yerden yere vurabiliriz…AMA, yazmadiginiz seyi yazmis ve savunmus gibi gostererek sizi degisik ve alakasiz sifatlarla damgalamak ahlaki ve etik degildir.”Fuatogl.
Bakın bunlar sizin sözlerinizdi, yazmadığım bir şeyi yazmış ve savunmuş gibi göstererek, değişik ve alakasız sıfatlarla damgalamak ahlaki ve etik değildir Sayın Fuat, ne çabuk kendi düşüncelerinize ters düştünüz. Evet, maskeniz düştü…