Random header image... Refresh for more!

Savaş Kızıştı..

Daha dün kapatma davasına yönelik eleştiriler için “yargıya müdahale vaaar” diye bağırıp çağıranlar, Ergenekon davası kapsamında İ. Selçuk, D. Perinçek, K. Alemdaroğlu gibi isimler gözaltına alınınca nasırlarına basılmış gibi hoplamaya zıplamaya başladılar. O davayı açan ülkenin savcısı da bu gözaltı talimatını veren ülkenin savcısı değil mi? Yersen yoğurt içersen ayran mı?

Biz Şemdinli olayında savcının hayatının kaydırılmasına ses çıkartamadı diye AKP’ye yüklenirken, bu “yargıya müdahale vaar”cılar hangi ideolojik çukurun içinde debeleniyorlardı? Sivil mahkemede 40 yıl yiyen sanıklar askeri mahkemede ilk duruşmada salıverilip olay kapatılırken, Dink suikastı -aksi yönde birçok delile rağmen- birkaç heyecanlı gencin işi olarak örtbas edilmeye çalışılırken nerelerdeydiniz?

Bu şapşallar gürühunun önce AKP’ye açılan kapatma davası sonrası yaptıkları açıklamalara, sonra da bu gözaltılar sonrası yaptıkları açıklamalara bakın, kepazeliğin büyüklüğünü göreceksiniz. Şu düştükleri hal gerçekten içler acısı.

Türkiye’de hukuk çoktan beri siyasallaşmış durumda.. Bunun en bariz delilini geçen yıl 367 şaklabanlığında görmüştük. Ertuğrul Günay AKP’ye yönelik kapatma davası için Ergenekon’un rövanşı demişti. Bu konuda hayli inceleme yapmış Şamil Tayyar’da -bir tahmin olarak- Ergenekon soruşturmasının önünü kesmek için kapatma davasının öne alındığını tahmin ettiğini söylemiş.

Tabi malum güruh da bu gözaltıların kapatma davasının rövanşı olduğunu söylüyor. Elbette yargının bu kadar bariz bir biçimde siyasallaştığı bir ülkede bu da mümkün bir şey. Fakat biz biliyoruz ki Ergenekon soruşturması davadan çok daha önce başladı ve bugün gözaltına alınan kişilerin isimleri daha önce aynı operasyon bağlamında tutuklananların ifadelerinde geçiyordu.

367 hokkabazlığının ve son kapatma davasının “neyi amaçladığını” herhalde en salak kişiler bile biliyor olmalılar. Ergenekon çetesinin amaçlarının da ne olduğu sır olmadığına göre olan biteni uzun uzun analiz etmeye gerek yok. Herşey gayet açık.

Ülkenin çivisi çoktandır çıkmış durumda. Ama bu çiviyi çıkartan AKP değil, AKP’yi ve demokratik teamülleri bir türlü içlerine sindiremeyenler. Normal yollarla iktidara gelemeyeceklerini (nihayet) anladıklarından beri de iyice çirkefleştiler.

Artık deniz bitti. Aköz’ün dediği gibi “vuruşarak çekiliyorlar” ama artık iyice yoruldular. Son barutlarını da kapatma davasını açarak kullandılar. Sancılı olabilir ama demokrasi bunu da atlatacak. Bu kesin.

Sonrası?

Sonrası, normal mecrasında çekilmiş bir siyaset. Gücünü demokrasiden alan muktedir bir iktidar ve çirkeflik yapmayan adam gibi bir muhalefet. Kışlasında, olması gereken yerde, yapması gereken görevle iştigal eden asker. Birbirlerine çelme takmayı düşünen yasama, yürütme, yargı atraksiyonları değil, amacına uygun bir ‘kuvvetler ayrılığı’ işleyişi. Ve çetelerden arındırılmış, liberal ekonomik programlar uygulayan, bürokrasi safrasından mümkün mertebe kurtulmuş, dünyaya entegre olmuş, özgür ve demokratik hukuk devleti bir Türkiye..

56 comments

1 tuhaf { 03.21.08 at 21:24 }

Bu ülkede hukukun üstünlüğünü herkes kabul etmelidir. Hakkında dava açılan her kimse saygılı olmalıdır. Hem AKP, hem Ergenekon göreceğiz kimlerin ne olduğunu.

2 hg { 03.21.08 at 23:24 }

Tuhaf;

Siyasallaşmış bir yargı sözkonusu ise ve bu siyasallaşma geçmişten bugüne kendini devletin sahibi olarak gören, iktidarı her kaybettiklerinde silahlı-silahsız kuvvetlerden medet uman bir cenahın sürekli olarak kollanması şeklinde tezahür ediyorsa insan pek de güvenli olamıyor maalesef yargıya.

3 hg { 03.21.08 at 23:31 }

Yargıya güven/güvensizlik bağlamında bir alıntı da yapayım;


Hukuku çok seviyoruz ama, ona güvenmek konusunda da mütereddidiz.

Neden?

Buna, darbelerin ve olağanüstü mahkemelerin gadrine uğramış bir siyasetçi şöyle cevap veriyordu: ‘Türkiye Cumhuriyeti tarihi, yargıç ve savcılara ilişkin güvenimizi boşa çıkaran kötü muhakeme örnekleriyle dolu da, ondan.’

Mesela?

Mesela Yassıada Mahkemesi…

Mesela Sıkıyönetim Mahkemeleri…

http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=148466


Buna bir ekleme de ben yapayım; 367 kararında AYM.

4 hg { 03.21.08 at 23:37 }

….
AKP’den nefret ediyorlar… DYP’den de etmişlerdi, ANAP’tan da, AP’den de, DP’den de.
Çünkü bu hareketlerin başını çeken eşraf ve tüccar “hırsız”, kitle desteğini veren de “ayaktakımıydı” onların felsefesinde…
Cumhurbaşkanına ve başbakana çok kızıyorlar.
Hayır, bunlar “dinci” oldukları için değil.
Cumhurbaşkanına Kayserili bir tornacının oğlu olduğu için, başbakana da Rize göçmeni bir Kasımpaşa çocuğu olduğu için kızıyorlar.
Sürmekte olan “düşük yoğunluklu soğuk iç savaş”, bir sınıf savaşıdır.
İktidar partisine gazete sayfalarında dümdüz gidenlere bakınız: Hepsi ya Ankaralı memur çocuğudur, ya üniversiteye bir şekilde bulaşmışlığı vardır, kimi zaman da ikisi birden!
Ama sorarsanız “solcudur” bunlar, yani halktan yana…
Karl Marx sağ olsaydı… Kızar mıydı, güler miydi acaba? Ya da ikisi birden

http://www.sabah.com.tr/ardic.html

Suat Bey’in affına sığınarak iki alıntı oldu üst üste…

Belirteyim ki; koyulaştırmaları da ben yaptım.

5 hg { 03.22.08 at 08:42 }

Bir de şu yönden bakılması gerekiyor olaya:

Savcının hazırladığı iddianame neden eleştirilmesin ki? Savcı tek taraflı olarak hazırlıyor o iddianameyi. Yani bir avukattan farkı yok. Şöyle niteleyebiliriz: savcı teknik anlamda devletin avukatıdır. Nasıl ki hukuk davalarında devlet adına mesela hazine avukatları işlem yapıyorsa ise ceza davalarında da devlet adına savcılar işlem yapar. Bir avukattan farkları yoktur bu manada.

Şimdi bir avukatın hazırladığı dilekçe serbestçe eleştirilebiliyorken savcının aynı şekilde hazırlamış olduğu iddianame neden eleştirilmesin?

Hem bakarsınız bu vesile ile savcının asli bu konumu da hatırlanır da; marangoz hatası olarak nitelenen şekilde hakimlerin hemen sağında kürsüde oturmakta olan savcının çarpık konumu ortadan kaldırılır ve kürsüden indirilerek, olması gereken yerde, avukatların hizasında yerini alır.

6 TT { 03.22.08 at 09:20 }

Son operasyonlar AK Partinin kapatılma davasının Ergenekon operasyonuyla yakın ilişkisi olduğunu iyice ortaya çıkardı.
Abdurrahman bey iddianamesinde D.Perinçek ve İ.Selçuk’tan ilham almıştı. Bu iki ismin içeri alınması aynı zamanda savcıya bir mesaj olurken,eski rektör Alemdaroğlunun içeri alınması da şu andaki başörtüsü yasağını sürdüren sezercik rektörlere de bir mesaj oluyor bana göre..

Veli Küçük,Perinçek,Selçuk ve Alemdaroğlu gibi içeri alınan sembol isimlerle adrese teslim edilen mesajlar ,hükümetin 27 Nisan’daki gibi kararlı ve dik durması takdire şayan bir görüntü veriyor…

Bu arada asker içinde konuşan cenahın sessizliğ de dikkati çekiyor.Ben bunun Ergenekon operasyonunda bazı muvazzaf subaylara ulaşılması ve ordunun itibarını koruma endişesiyle bunların yaklaşan şura sonunda emeklilik yoluyla tasfiyelerine gitme konusunda hükümetle yaptıkları zımni bir anlaşma olduğunu düşünüyorum…Şu sıralar askerin konuşamaması gibi bir durum var sanki…Bir süre öncede yargı konuşamıyordu.Yargıtay başkanı Hasan Gerçeker’in bir süre önce “Türkiyede bir rejim tehlikesi görüyorum diyemem” dedikten sonra karşı güç odaklarının baskısıyla yargının “demek” zorunda bırakılması, Türkiye’de taşların yerinden oynadığını ve ülkenin geleceğini şekillendirecek ciddi bir sürecin içine girildiğini gösteriyor…

Bush’la görüşmesi akabinde yüzündeki rahatlamayla istediklerini almış hissini bana veren T.Erdoğan’ın ülkedeki reformların önünde engel olarak gördüğü ve her biri de Ergenekon’la irtibatlı olduğu aşikar olan kürt sorunu,başörtüsü yasağı gibi temel sorunlara el atması ve derin odaklarla hesaplaşması, işin ciddiyetini ortaya koyuyor…Ak Parti eğer bu süreçten galip çıkarsa AB yolunda hızlanan,demokratik bir hukuk devletine doğru yola devam ederiz.. aksini ise düşünmek bile istemiyorum…

7 Da Vinci { 03.22.08 at 12:58 }

Suat,

Daha dün kapatma davasına yönelik eleştiriler için “yargıya müdahale vaaar” diye bağırıp çağıranlar, Ergenekon davası kapsamında İ. Selçuk, D. Perinçek, K. Alemdaroğlu gibi isimler gözaltına alınınca nasırlarına basılmış gibi hoplamaya zıplamaya başladılar. O davayı açan ülkenin savcısı da bu gözaltı talimatını veren ülkenin savcısı değil mi? Yersen yoğurt içersen ayran mı?

İyi de burada asıl komedi AKP’nin tavrı değil mi? Parti kapatma davasına gösterilen tepkiye bakın bir de bu olaydaki tavıra bakın.

Ayrıca insanların gözaltına alınmasına değil özellike İlhan Selçuk’un gözaltına alınma şekline tepki gösteriliyor. 83 yaşındaki ve devletin sağladığı görevliler tarafından korunan birinin gecenin 4′ünde gelip yatağından kaldırılarak gözaltına alınması neye hizmet ediyor? Böyle bir rezilliğin amacı nedir? İnsanlar buna tepkili. Yoksa herkesin ifadesine başvurulabilir tabiki. Kimsenin bununla ilgili bir itirazı yok.

Kapatma davası gelirsek, bu savacının kanuni hakkı hatta onun da ötesinde görevi. Yani yanlış birşeyler varsa o kapatma davasını açmak onun görevi. Sanki hakla hukukla ilgisi olmadan üzerine vazife olmayan birşeye kalkışmış gibi linç eidlmeye çalışılıyor adam. Bu davanın açılmasını eleştirmek anlamsız bana göre. Eğer suçlu değilseniz zaten dava olumsuz sonuçlanacaktır, suçluysanız da cezasını çekersiniz. “İyi de AKP suçlu değilse bile, bir şekilde kapatılabilir” diyemez AKP’liler çünkü işlerine geldiğinde adalete güvenmek gerektiğini rahat rahat söylüyorlar. “Başka zaman güvenelim ama AKP’ye karşı olunca güvenemeyiz, şüphe duymamız gerekir” diye saçma bir mantık olamaz. Bunu diyene gülerler.

8 Bulent Murtezaoglu { 03.22.08 at 13:54 }

Da Vinci (bey dememek aklima geld!)

Eğer suçlu değilseniz zaten dava olumsuz sonuçlanacaktır, suçluysanız da cezasını çekersiniz.

Hmm. Duzene bu kadar guveniniz oldugu icin mi desifre olup sitelerinizi kapanmaktan korumaktan cekiniyorsunuz? Soylediginizden beri uzuluyorum buna ben, yani ozellikle sizinle ugrasmak icin demiyorum bunu. Bahsettiginiz sekilde bir guven — hele boyle konularda — yok bu memlekette derken ornek olarak en yakin o geldi aklima.

“İyi de AKP suçlu değilse bile, bir şekilde kapatılabilir” diyemez AKP’liler çünkü işlerine geldiğinde adalete güvenmek gerektiğini rahat rahat söylüyorlar.

AKPliler belki tutarli olmak bakimindan diyemezler de, biz deriz.

9 fizikci { 03.22.08 at 15:08 }

Savcı makamına çağırsaydı, İlhan Selçuk taksiye atlar gelirdi falan diyorlar, saat 4′te ani baskınla gözaltına alınmasını gosgoca yazara karşı edepsizlik olarak görüyorlar. Oldu canım. Savcı makamına çağırsaydı da, Selçuk gelmeden önce hard diskine bi format mı atsaydı? Evindeki belgeleri de yakmak için vakti olurdu hem.

Adamın suçlamalarda adı geçiyor, ani baskınla, delillerle birlikte gözaltına alınacak tabi. Emniyet enayi mi?

İlhan Selçuk AKP’ye açılan kapatma davasının iddianamesini daha ilk günden yayınlamış. İddianameyi Cumhuriyet ele geçirdi diye. (Beraber yazdık demiyor da.. :) Herhalde anlamamak için çok saf olmak lazım. Adamlar resmen “Ergenekon’un ucu bize nasıl olsa dokunacak ama dokunmadan önce AKP’ye dava açmalıyız ki bizi gözaltına almaları öç-alma olarak görünsün” kafasıyla hareket ediyor. Yersek… Ulusalcı dostlarından başka kimse yemiyor tabi..

Bu iş buraya kadar. Erdoğan’ın söylediği çok doğru. İtalya’nın Gladio’yu bitirmesi gibi bizde de Ergenekon bitiriliyor. Bütün dünya ülkeleri soğuk savaş döneminden kalma Ergenekon türü örgütlerini tasfiye etti. Bi biz kalmıştık. Bizde de yolun sonuna gelindi. Bu yüzden Suat Bey’in şu ifadesine aynen katılıyorum:

Sonrası, normal mecrasında çekilmiş bir siyaset. Gücünü demokrasiden alan muktedir bir iktidar ve çirkeflik yapmayan adam gibi bir muhalefet. Kışlasında, olması gereken yerde, yapması gereken görevle iştigal eden asker. Birbirlerine çelme takmayı düşünen yasama, yürütme, yargı atraksiyonları değil, amacına uygun bir ‘kuvvetler ayrılığı’ işleyişi. Ve çetelerden arındırılmış, liberal ekonomik programlar uygulayan, bürokrasi safrasından mümkün mertebe kurtulmuş, dünyaya entegre olmuş, özgür ve demokratik hukuk devleti bir Türkiye..

İyi ama bu olduğunda bu bloglar ne yazacak, biz neye yorum yazacağız? Amerika’daki abime “yahu sizin orası çok tatsız, gündem yok, burada her gün bomba gündemler oluyor” diyordum. Biz de normalleşince Amerika gibi heyecansız bir ülke olacağız anlaşılan.

10 arif { 03.22.08 at 16:42 }

Bu ekip 12 mart sürecini hazırlayan ekip. Kaos ve düzensizlik görüntüsü oluşturma ustası. oluşan kaotik ortamdada küfür ettikleri-öyle göründükleri- iktidara el koyar. Bunların iktidar olma şansı varmı? Yok. öyleyse çabaları ne? İktidarı baskılamak. İktidar baskı altında kalınca bu zorlu dış gelişmelerde nasıl dik duracak. Enflasyon canavarı gibi kaos canavarınında sonu geldi. Bu AKP nin tek başına yaptığı bir operasyon değil. Bu sakin ve milli menfaatlere uygun karar verme sürecinin açık tutulması. Başbuğ paşa, harekat tartışmalarının ayyuka çıktığı bir dönemde, medyaya, karar vericileri rahat bırakın fırçası atmıştı hatırlarsanız. Büyükanıt’da dükkan kapalı diye, başka kapıyı göstermişti.Medya yasal bir iktidarı, büyük siyasi ve ekonomik yıkımlar yaratmak pahasına kapatma girişimine, hukuksal süreç; kaos ve iç savaş kışkırtıcılarının derdest edilmesine ise, huhuksuzluk adını veriyor.Yazık. Darbe zemini oluşturma odaklarının bir yanlış hesabıda, bir darbenin kesinlikle bölünme anlamına geldiğini; darbeyi yapacak olanlarında idrak etmesidir.

11 Da Vinci { 03.22.08 at 17:10 }

Bülent bey (bey denmesini istiyordunuz değil mi),

Hmm. Duzene bu kadar guveniniz oldugu icin mi desifre olup sitelerinizi kapanmaktan korumaktan cekiniyorsunuz? Soylediginizden beri uzuluyorum buna ben, yani ozellikle sizinle ugrasmak icin demiyorum bunu. Bahsettiginiz sekilde bir guven — hele boyle konularda — yok bu memlekette derken ornek olarak en yakin o geldi aklima.

Ben olaya kendi açımdan değil AKP’nin açısından baktığım için böyle söyledim. Zaten yazımın devamında da bunu belirtmiştim. Elbette masumsanız mutlaka ceza almayacaksınız veya suçluysanız mutlaka ceza alacaksınız diye birşey ne Türkiye’de ne de dünyanın hiçbir yerinde geçerli değildir. Hukuk maalesef büyük ölçüde yoruma açık birşey ve durum böyle olunca elbette hatalı kararlar ortaya çıkacaktır. Ama AKP hukuka güvenilemeyeceği gibi bir izlenim vermeye hakkı yok. Ama diyelim ki yaptı. Bundan sonra da başka davalar için hukuku savunma hakkı olmaz.

Kapatma davası ile Ergenekon davası ile kapatma davası arasında ilişki olduğuna yönelik imalar inanılmaz bir hezeyanın ürünü bna göre. AKP’nin resmi olarak bu tip imalarda bulunmuş olması tam bir rezalettir. Bence bu bir acziyetin göstergesidir.

Benim olaya gelitrsek ben adalete güvensem ne olur. Benim asıl kaygım hukukla ilgili değil. Bunu siz de çok iyi biliyorsunuz.

12 Suat { 03.22.08 at 17:12 }

Da Vinci,

“Başka zaman güvenelim ama AKP’ye karşı olunca güvenemeyiz, şüphe duymamız gerekir” diye saçma bir mantık olamaz.

Bülent bey sana hitaben yazdığı yorumda aynen benim hislerimi paylaşmış ama birkaç söz de ben edeyim.

Ben 367 hokkabazlığını da gördükten sonra bu ülkede hukukun siyasallaşmadığını iddia edecek olanlara ancak gülüyorum. 367′den başlayıp kapatma davası ile devam eden süreci hala safiyane bir biçimde hukuk ile falan açıklamaya çalışan varsa devam etsin, ben almayayım. 367, 27 Nisan muhtırası, Ergenekon çetesinin ve kapatma davasının amaçlarını yanyana koyun bakın, neyi amaçlıyorlar, neyi hedefe almışlar?

Yargıya giden konu eleştirilemez gibi bir şey de çok komiğime gidiyor, hele ki bizimki gibi yargının açıkça siyasallaştığı bu şartlarda. Pekala yargıya taşınan bir konu eleştirilebilir, niye eleştirilemesin? Ergenekon operasyonunu da eleştirsinler kapatma davasını da, bence hava hoş.

Ama görüyoruz ki daha iki gün önce kapatma davası için başsavcıya yönelik eleştirilere set olanlar yargıya müdahale yapmayın diyenler avazları çıktığı kadar bağırıyorlar. DSP lideri Sezer hükümetten açıklama bekliyormuş, niyekine? Baykal AKP kendi derin devletini kuruyor demiş falan filan. Yahu hiç olmazsa biraz zaman geçsin önceki söylediklerinizden, bu kadar tutarsızlık olmaz ki?

Aynı şeyi daha alt perdeden AKP’nin yapması birşeyi değiştirmiyor. Burada defteri dürülmek istenen AKP, bütün hedef o. Nasıl olan biteni aynı kefeye koyarsınız? Dayak atanla dayak yiyeni aynı kefeye koymayın. Bir tarafta demokratik yollarla iktidra gelmiş bir partiyi alaşağı etmek için; çete eylemleri ile darbe için zemin hazırlayan, devlet içine sızmış nerede başlayıp bittiği belli olmayan darbeci çete; bir tarafta yine aynı sebeplerle komik ötesi bir iddianameyle bizi dünyaya da rezil eden bir yargı kuşatması. Ne yapsın AKP, kulağının arkasını da mı göstersin, “bakın burasını unuttunuz” diye?

Ben bu ülkedeki hukuka güvenmiyorum.

Operasyon siyasi bile olsa bu oyunun kuralının bu olduğunu düşünüyorum. Oyunu çok daha önce kuranların, rakibin de aynı oyunun kurallarını öğrenip ona göre oynamalarından şikayet etmeye hakları yok. Bir yerde hukuk siyasallaşmışsa bu kullanılmaya müsait bir yapıyı da beraberinde getirir. Bugün şikayet edenler, bunu o gözleri bağlı ‘adalet’i temsil eden kıza tecavüz ederken düşüneceklerdi.

Kaldı ki, ben Ergenekon meselesin siyasi olduğunu ise düşünmüyorum. Bu darbeci çetecileri bitirmek için gayretli bir savcı uğraşıyor, eline sağlık, çok da iyi yapıyor.

Bu darbeci çetecilerin, bu safraların, demokrasi düşmanlarının kökü kazınmadıktan sonra ülkeye rahat yok. Hem operasyonla dava öyle bir karşıtlığa yerleştiriliyor ki sanki birbirini ikame eden iki olaydan sözediyoruz. Ergenekonun da kapatma davasının da amaçlarına iyi bakın. Neyi amaçlıyorlar? İkisi de AKP’yi bitirmeye yönelik değil mi? Birisi askeri darbe için ortam hazırlamaya çalışan çete bir diğeri seçilmiş bir iktidara yargı darbesi değil mi? İkisi de demokrasinin köküne kibrit suyu dökmüyor mu?

Normal seçimle iş başına gelemeyeceklerini anlayanlar demokrasi dışı her yola başvuruyorlar. Yok öyle yağma, demokrasi isek ona uygun davranacaklar. Değilsek de adını koyacağız. Bu tiksindirici ikiyüzlülükten bıktık artık. Beyler bir türlü alıştıkları ’Ankara kriterli’ iktidarlarını devretmek istemiyorlar diye hem kendi kendimize hem dünyaya rezil olup durmaya niyetimiz yok. Bu dava ve operasyon ya herru ya merru noktası. Ortası yok, uzlaşma yok, kazanan demokrasi olacak.

Dolayısı ile hem bu darbeci çetecilere yönelik operasyonu desteklemek hem de yargı darbesine şiddetle karşı çıkmak son derece demokratik bir tutum, daha da ötesi bir demokratlığın gereği bir davranış.

(Tutuklanma usulune takılıp suyu bulandırmaya çalışanlara bakmayın. Fizikçinin söylediği bir noktada doğru, ani ve eşzamanlı yapılması gerekmiş olabilir. Sabaha karşı olması hiç hoş olmamış ama, bu kabul. Gündüz de ani bir baskın olabilirdi. Ama unutmayalım, bu polis Taraf gazetesi yazarı O. Miroğlu kendi ayağıyla ifade vermeye gittiğinde bile kelepçeyi takıp öyle sorguladı. İ. Selçuk goygoycuları hiç oralı olmamışlardı o zaman. Yani samimi değiller.)

13 Bulent Murtezaoglu { 03.22.08 at 17:14 }

Ilhan Selcuk’u ve Cumh’u ben de pek sevmem, ama ‘gece baskini’nin eger ikna edici sebebi yok ise ne demek oldugunu hepimiz biliyoruz. Bazi arkadaslari uzmek pahasina sunu diyeyim: bayragi alip sokaga cikanlara cok rahat fasist ve Nazi imasi yapanlar, bu baglamda ‘usulen bu isleri gece yarisi yapanlar kimdi’ cikarimini da pekala yapabilirler. Bu yapilmiyorsa nicin yapilmiyor, nicin o agir ithamlar o zaman makuldu de simdi degil iyice dusunmek lazim. Ortadaki cekismenin bizim zihinlerimizi kirletmesine musade etmeyelim lutfen.

Bu yapilana sebepler uydurmaya calisip ‘dogrudur’ demek yerine bunu yapanlarin yapma sebeplerini ikna edici bir sekilde aciklamalarini istemek/beklemek cok daha dogru olur bence. Eger bu isi mesru bir gucun mesruiyet cercevesinde yaptigini dusunuyorsak, bunun yolu budur. ‘Elitler’, iyi saate olsunlar filan degil de dogrudan bize ait olma iddiasindaki mesru guc o odunu her kullanisinda bize nicin kullandigini ve o kullanisin nicin mesru oldugunu gostermekle mukelleftir. Ha yok zaten ortada bir dovus var, tarafimizi secelim mesruiyet hikayesi yazalim diyorsak mesele yok. Cok daha gercekci olabilir o ama mahzursuz degil.

Ben ortada buyuk olcude bir dovus oldugunu dusunuyorum, sadece simdiki degil evvelki kutuplasmalarda da haller buydu. Dovus var diye tercihimiz veya bir netice arzumuz olmayacak degil elbette. Uzuldugum sey su, ‘dogrusu ve arzu ettigimiz duzen budur’ diye ortaya birsey koyup ona varmaya calismak yerine taraftari oldugumuzun zaten dogrusunu yaptigini — ama o arzu edilen dogrulara atifla — soylemeye calisir hale gelirsek o arzu ettigimiz yere yaklasma sansimiz azalir. Zaten varmis oldugumuz yere nicin gitmeye calisalim ki? Oyle degil mi?

(Dogrudan Fizikci beyin ismini vermedim, cunku onun dedigi aklima getirmis olsa da bu diyeceklerimi, hedefim o degil. Ortaya konusup isim vermemis ve ona veya baskasina ima yapmis gibi gozukmeyeyim diye bu notu koyayim dedim.)

14 Bulent Murtezaoglu { 03.22.08 at 17:20 }

Da Vinci, (nasil asimetri ama!)

Benim olaya gelitrsek ben adalete güvensem ne olur. Benim asıl kaygım hukukla ilgili değil. Bunu siz de çok iyi biliyorsunuz.

Eger burada calisan bir hukuk devleti varsa sizi korur, size fiziksel veya baska sekilde baski yapmaya tesebbus edecek olanlari caydirir, yapanlari cezalandirir, orgutluyse ve orgutu kullanarak yapiyorsa orgutunu dagitir. Yani biliyorsunuz dediginiz kismi tahmin ediyorum da daha genis bakiyorum.

15 Tansel { 03.22.08 at 18:42 }

[Daha dün kapatma davasına yönelik eleştiriler için “yargıya müdahale vaaar” diye bağırıp çağıranlar, Ergenekon davası kapsamında İ. Selçuk, D. Perinçek, K. Alemdaroğlu gibi isimler gözaltına alınınca nasırlarına basılmış gibi hoplamaya zıplamaya başladılar. O davayı açan ülkenin savcısı da bu gözaltı talimatını veren ülkenin savcısı değil mi? Yersen yoğurt içersen ayran mı?] TSD

Aynen imzamı atıyorum. İlhan Selçuk gibi neofaşistler ve devletle ne idüğü belirsiz ilişkilere girenleri “yazarlar içeri alınıyor, vay bu nasıl demokrasi” gibi bir tutumla karşılamak aymazlığın dik alasıdır. Ki Cumhuriyetin ve taifesinin darbe kışkırtıcılığı ayan beyan ortadayken işi garip bir demokrasi mücadelesi gibi göstermek saçmadır. Burada oligarşinin iki kutbunun mücadelesi var, aynı zamanda iki bloğun da “aydınları” var haliyle. Emekçilerin işçinin köylünün sesi zaten uzun zamandır kısık. Grevler falan belki bir başlangıç olabilir. Yaşayıp göreceğiz, bir taraftan mücadeleye de devam edices tabii ki.

Yalnız Selçuk 12 Mart’ı tertipleyen ekipten değildi. 9 Martçıları destekliyordu ama olayın 12 Mart’a evrilmesi başlı başına bile daha karmaşık bir konudur. Çok çeşitli etmenler var. Ayrı bir tartışmadır işin o kısmı.

Neticede ortada demokrasi mücadelesi falan veren bir aydın kesim değildir içeri alınanlar. Açık bir iktidar mücadelesi var ve onun tarafıdırlar, cuntacıdırlar.

Ha gerçek entelektüel mi arıyorsunuz? (bkz. Fikret Başkaya, Temel Demirer, Ertuğrul Kürkçü, Tolga Ersoy, İsmail Beşikçi, Tanıl Bora ve adlarını sayamadığım niceleri…) (Entelektüel kimdir? bkz. Edward W. Said)

16 Da Vinci { 03.22.08 at 18:57 }

Suat,

Ben 367 hokkabazlığını da gördükten sonra bu ülkede hukukun siyasallaşmadığını iddia edecek olanlara ancak gülüyorum. 367′den başlayıp kapatma davası ile devam eden süreci hala safiyane bir biçimde hukuk ile falan açıklamaya çalışan varsa devam etsin, ben almayayım. 367, 27 Nisan muhtırası, Ergenekon çetesinin ve kapatma davasının amaçlarını yanyana koyun bakın, neyi amaçlıyorlar, neyi hedefe almışlar?

İyi güzel de o zaman AKP’nin bu Ergenekon olayını hoşlanmadığı kişilerden intikam aracı olarak kullanmadığını veya kullamayacağını söyleyebilir misin? Hukuka, işime geldiğinde güvenirim işime gelmediğinde güvenmem deme hakkımız var mı?

Yargıya giden konu eleştirilemez gibi bir şey de çok komiğime gidiyor, hele ki bizimki gibi yargının açıkça siyasallaştığı bu şartlarda. Pekala yargıya taşınan bir konu eleştirilebilir, niye eleştirilemesin? Ergenekon operasyonunu da eleştirsinler kapatma davasını da, bence hava hoş.

Bu konuda sana katılıyorum. Ben de bunun aksini söylemedim. Elbette herşey tartışılabilir. Benim söylediğim görevini yapan bir savcının adeta linç edilmeye çalışılmasının yanlış ve anlamsız olduğudur. Bu adamın hakkı ve görevi. Dava açılmışsa bizim tartışabileceğimiz şey suduğu delillerin yeterli olup olmadığı ve davanın nasıl sonuçlanacağıdır. Savcıyı linç edecek türden tartışmalar anlamsız, gereksiz ve faydasızdır. Yoksa dava tabiki her türlü tartışılır. Neden tartışılmasın?

Ama görüyoruz ki daha iki gün önce kapatma davası için başsavcıya yönelik eleştirilere set olanlar yargıya müdahale yapmayın diyenler avazları çıktığı kadar bağırıyorlar. DSP lideri Sezer hükümetten açıklama bekliyormuş, niyekine? Baykal AKP kendi derin devletini kuruyor demiş falan filan. Yahu hiç olmazsa biraz zaman geçsin önceki söylediklerinizden, bu kadar tutarsızlık olmaz ki?

işin ilginci ben de bu konuda AKP’de bir tutarsızlık görüyorum. AKP eğer kapatma davası ile ilgili “cumhuriyet başsavcısı görevini yapmaktadır ve açtığı kapatma davasında hukuka ve yargıya güveniyoruz, biz suç olan birşey yapmadığımızı biliyoruz ve Türk yargısına güveniyoruz” gibi bir resmi açıklama yapsaydı son olaydaki tavrına bakarak tutarlı davrandığını söyleyebilirdik. Ama AKP ne yaptı? Tam tersine iki olayda birbirinin tersi tavır takındı. Tutarsız işte budur.

Ayrıca Sezer ve Baykal’ın hangi tutarsızlığını gördüğünü anlamadım. İstersen biraz açık yaz da herkes anlasın. Baykal kapatma davası için ne dedi ki bugün söyledikleriyle çelişmiş oldu senin gözünde? Veya Sezer ne demişti ki şimdi çelişmiş oldu kendiyle? Ortada bariz bir çelişki varsa o da AKP’nin bu iki olaydaki tavırlarındaki çelişkidir.

Aynı şeyi daha alt perdeden AKP’nin yapması birşeyi değiştirmiyor. Burada defteri dürülmek istenen AKP, bütün hedef o. Nasıl olan biteni aynı kefeye koyarsınız? Dayak atanla dayak yiyeni aynı kefeye koymayın. Bir tarafta demokratik yollarla iktidra gelmiş bir partiyi alaşağı etmek için; çete eylemleri ile darbe için zemin hazırlayan, devlet içine sızmış nerede başlayıp bittiği belli olmayan darbeci çete; bir tarafta yine aynı sebeplerle komik ötesi bir iddianameyle bizi dünyaya da rezil eden bir yargı kuşatması. Ne yapsın AKP, kulağının arkasını da mı göstersin, “bakın burasını unuttunuz” diye?

Benim Ergenekon denilen ne idiği belirsiz şeyi savunduğumu falan sanmıyorsundur umarım. O Kemal Kerinçsiz denilen garip varlığın bir parçası olduğu ucube bir organizasyon cezasını sonuna kadar çekmeli. Beni rahatsız eden şey bu arada bu ucube organizasyonla ilgisi olmayan (AKP’nin gıcık olduğu) insanların arada kaynatılmaya çalışılıyor olduğu izlenimi.

Ergenekonun da kapatma davasının da amaçlarına iyi bakın. Neyi amaçlıyorlar? İkisi de AKP’yi bitirmeye yönelik değil mi? Birisi askeri darbe için ortam hazırlamaya çalışan çete bir diğeri seçilmiş bir iktidara yargı darbesi değil mi? İkisi de demokrasinin köküne kibrit suyu dökmüyor mu?

Kapatma davası açmak bu savcının hakkı ve görevi değil mi? Ne yani? Bir parti ne yaparsa yapsın kapatılmamalı mı? Böyle düşünüyorsan bile bu mevcut koşullarda tamamen hukuki bir olay. Bu konuda İsmet Berkan’ın görüşlerine katılıyorum ve savcının sunduğu delillerin yetersiz olduğunu düşünüyorum. Ama orası başka bir konu. Adam görevini yapmış ve inandığı birşeyi savunmuş iddianamesinde. Tamamen hukuki bir olay. AKP bugüne kadar siyasi partiler yasası ve anayasada gerekli ve olası gereken değişiklikleri yapmış olsaydı bugün böyle birşey olmayacaktı. 301 konusunda olduğu gibi siyasi partiler yasasıyla ilgili de hiçbir şey yapmadı. Yan geldi yattı. AKP hep kendi tembelliğinin cezasını çekiyor. Yumurta kapıya dayanınca da mızıkçı çocuklar gibi “bana ne oynamıyorum” diyerek ağlamaya başlıyor. Aklınız neredeydi bugüne kadar? Geçmişten hiç mi ders almadınız? Böyle bir davanın açılacağını düşünemeyecek kadar dar vizyonlumusunuz diye sormak gerekmiyor mu sence? Kaldı ki bu değişiklikler kendilerini kurarmak için değil normalde olması gerektiği için yapılacak şeylerdi. Demokratikleşme sürecinde yapılması gereken şeylerdi ama AKP o sürece oldukça uzun bir süre önce ara verdi. Neden acaba? Belki de fazla demokrasi işlerine gelmiyordur kim bilir.

Dolayısı ile hem bu darbeci çetecilere yönelik operasyonu desteklemek hem de yargı darbesine şiddetle karşı çıkmak son derece demokratik bir tutum, daha da ötesi bir demokratlığın gereği bir davranış.

Operayona karşı çıkan yok da arada hoşlanmadıkları tipleri de yok etmeye çalıştıkları gibi bir izlenim oluştu bende şu son gözaltlarından sonra. Yargı darbesi lafı bana komik geliyor. Böyle bir dava açılması her zaman mümkün mevcut yasal düzende. Dava açılmasını yargı darbesi olarak görmek yanlış. Tamamen hukuki bir zeminde gerçekleşen bir olayın darbe olarak görülmesi bana göre anlamsız. Çünkü bu davanın açılması tamamen yasal. Yasal bir sürecin başlamasını neye dayanarak darbe girişimi olarak değerlendiriyorsun çok merak ediyorum.

17 Da Vinci { 03.22.08 at 19:14 }

Düzeltme: “yargıtay başsavcısı” yerine yanlışlıkla “cumhuriyet başsavcısı” demişim. Duyurulur :)

18 çuvaldız { 03.22.08 at 19:33 }

“Sabaha karşı tutuklama yerine gündüz de olabilirdi”demiş Suat bey.Şamil Tayyar’ın “sürpriz başkaları da olabilir” deyip işaret ettiği ismin(T.Özkan)bu ani göz altına almalardan 2 gün kadar önceki kendi programında ,gözaltına alınacağına yada benzeri bir muameleye maruz kalacağını söylemesi çok tesadüfi olmasa gerek.Bu gözaltıların olacağının bilindiğini düşündürtüyor.Bu zaman zarfında Özkan karabatak gibi kaybolmuştu.Fizikçi’nin dediği gibi ucu dokunacak düşüncesi ile hızlandırılmış bir “iddianame” hamlesi olabilir.

Öyle yada böyle bir iddianame hazırlanacaktı;

“MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı olması halinde ‘vatana İhanetten’ kendisini aşağıya indirebileceklerini söylüyorlar, bu konudaki düşüncelerin nedir?” sorusu üzerine Baykal, şu görüşlere yer verdi:
“Cumhurbaşkanlarımızın yargı karşısındaki durumunu doğru algılanmasına ihtiyaç var. Cumhurbaşkanı yargılanamaz diye bir kanaat var, bu Anayasa’da yok.
Cumhurbaşkanı görevi sırasında, göreviyle ilgili yapılan işlemden dolayı yarılanamaz ama cumhurbaşkanları görevinden önce işlemiş olduğu suçlardan dolayı yargılanabilir ,işte bunun farkında değil toplumumuz.
Eskiden anayasamızda cumhurbaşkanlarının milletvekilleri gibi dokunulmazlıkları vardı. Bu dokunulmazlık kaldırılmıştır. Şu andaki Anayasamızda, Milletvekilininki gibi bile dokunulmazlığı yoktur. Ayrıca vatana ihanet suçuyla ilgili olarak,yargılanabileceği yönünde bir anlayış vardır, Anayasamız vatana ihanet suçuyla ilgili yargılamanın Yüce Divan’da yapılacağını ilan etmiştir.
Cumhurbaşkanını vatana ihanetten yada görevinden önce işlediği suçlardan dolayı, ya da görevi sırasında göreviyle ilgili olmayan suçlardan dolayı yargılanabileceği açıktır. Hukuki yorum budur, bu hukuki yorum karşısında önümüzdeki siyasi gelişmeleri ne gösterir ne gibi gelişmeler ortaya çıkar bunu önümüzdeki dönem yaşayarak göreceğiz.”(20.12.06)
kaynak:http://www.kanalturk.com.tr/haber.php?haber_id=2947

http://www.kemalistler.net/printview.php?t=6416&start=0&sid=092a1371ac3c635f2ede74049304c95d

* * *
Savcı,hele bir dava açmasın

Görür gününü…!

İlhan Selçuk 24.01.08 Cumhuriyet
http://www.haberx.com/n/1079508/hele-bir-dava-acmasin-gorur.htm

19 Bulent Murtezaoglu { 03.22.08 at 20:17 }

Hmm, Kursat Bumin farkli ama anlayabildigim bir sekilde yaklasmis. Dedigi durumda oldugumuzdan emin degilim, ama o duruma gelmeden o durumdan cekinmek ve bunu dillendirmek gelmememize de yardimci olur tabii. Neyse, alintiyi yapayim:

Bana sorarsanız, “İyi gelişmeler değil bunlar” derim.

Biz bir haftadır ortalığı birbirine katan bir iddianame ile boğuşurken, bu hayret verici gelişmeler de nereden çıktı?

“Asker”in demokrasinin emrettiği yerde kalması gerektiğini her gün tekrarlarken, bir de başımıza, aynı öneriyi tekrarlamamız gereken “polis” mi çıktı yoksa?

Ülkeyi –kimin kafasından geçiyorsa geçsin farketmez- bir “cadı kazanı”na çevirmeye kimsenin hakkı yoktur.

Bu arada bu “cadı kazanı” gondermesi Arthur Miller’in oyununa mi? Oyleyse, bunu lak diye anlayacak okuyucu bol mu Turkiye’de ki boyle yazmis? “Olmali mi?” da ayri soru. Bazen boyle seyler cok garibime gidiyor benim. Herkese tabii mi geliyor bunlar?

20 Suat { 03.22.08 at 22:24 }

Da Vinci,

İyi güzel de o zaman AKP’nin bu Ergenekon olayını hoşlanmadığı kişilerden intikam aracı olarak kullanmadığını veya kullamayacağını söyleyebilir misin?

Yargının bu derece siyasallaştığı bir ortamda bunu kimse söyleyemez, ne AKP ne de bir başka parti için. BU süreci kimin başlattığına ve mücadelenin eksenine bakmalıyız. AKP oyunun kuralına göre oynuyorsa (ama ben buna katılamıyorum, keşke oynayabilse de şu müsamere bitse) bu AKP’nin suçu değil. Bunu AKP’yi alaşağı etmek için 367 hokkabazlığı yaparak hukuku siyasetin dibine vurduranlar düşünecek. Ben dediğim gibi Türkiye’nin hukuk devleti olduğuna inanmıyorum.

Ayrıca Sezer ve Baykal’ın hangi tutarsızlığını gördüğünü anlamadım. İstersen biraz açık yaz da herkes anlasın. Baykal kapatma davası için ne dedi ki bugün söyledikleriyle çelişmiş oldu senin gözünde?

Bunu şaka olarak yazdın galiba? Kapatma davası içine ne demişlerdi istersen biraz nette gezin. Dava için hukuka saygıdan, eleştiriler için de yargıya baskı kurmaktan sözediyorlardı. Şimdi ne diyorlar? İkisi de devletin savcısı değil mi? Baykal hangi gerekçe ile AKP derin devletinden sözediyor? Göaztı talimatı savcı fezlekesi ile olmuyor mu? Sezer hükümetten ne açıklaması istiyor? Fezlekeyi savcı hazırlamadı mı? Tıpkı yargıtay savcısınınki gibi bir savcılık eylemi değil mi ‘resmiyette’ olan? Hani hukuka saygılı olmak gerekiyordu? Tutarsızlık daha nasıl olsun?

Benim Ergenekon denilen ne idiği belirsiz şeyi savunduğumu falan sanmıyorsundur umarım.

Sen savunuyorsun demedim, oluşumla ilgili düşüncelerimi yazdım sadece. O göaztına alınan isimlerin de hiç masum olduklarını düşünmüyorum. Cumhuriyet gazetesine atılan bombalarla Danıştay cinayeti herşeyi açıklıyor bana göre.

Kapatma davası açmak bu savcının hakkı ve görevi değil mi? Ne yani? Bir parti ne yaparsa yapsın kapatılmamalı mı?

Dava görünen hukuka göre hukuki, buna kimse itiraz etmiyor. Savcının böyle bir dava açma hakkı var. Ama bu yargının siyasallaşmasından tamamen ayrı bir tartışma. Savcının bu davayı açmaya hakkının olması, davanın siyasi olmadığını göstermez. İddianame ortada, salt komedi. İlginç olan bir şey de şu, AKP daha önce kapatılan RP/FP çizgisinde deniyor. Odak deniyor. İşin tuhafı RP/FP geleneğinin devamı olan Saadet Partisi ise faal ve hakkında dava falan yok.

Bana göre şiddete başvurmayan, hiçbir parti kapatılmamalı.

AKP birşey yapmadı söylemine katılmıyorum. Sivil Anayasa taslağı tartışmaları sırasında siyasi partiler kanunu da gündeme gelecekti. Ama malum güruh başörtüsü yasağına takıldı, sonra sınır ötesi geldi, gündemden düştü. Parti kapatmaktan çok çekmiş bir geleneğin bunu zorlaştıracak adımları atmaması gibi birşey düşünülemez. TBMM’den kanun çıkartmak hele anayasa değiştirmek boyacı küpü değil, daldır çıkar olmuyor öyle hemen. DTP’ye dava açıldığı sırada da Erdoğan parti kapatmaya karşı olduğunu söylemişti. O kadar çok şey var ki değişmesi gereken, sivil anayasa olmadan ne yapılırsa yapılsın eksik kalacak. Malum güruh ise sivil anayasaya da karşı çıkıyor bilindiği gibi.

Operayona karşı çıkan yok da arada hoşlanmadıkları tipleri de yok etmeye çalıştıkları gibi bir izlenim oluştu bende şu son gözaltlarından sonra.

Bu doğru. Ama bir başkasında da Ergenekon soruşturması sonrasında da kapatma davası açıldı şeklinde bir izlenim oluşabileceğine göre çok da anlamlı değil. Ayrıca amaçlar açısından, 367 hokkabazlığına, 27 nisan muhtırasına, Ergenekon çetesinin hedeflerine ve son komik kapatma davasının amacına bakılırsa ikinci izlenim daha mantıklı.

Ama ben dediğim gibi AKP’nin buna müdahil olduğunu sanmıyorum. Erdoğan salt intikam duygusu ie hareket etmeyecek kadar akıllı bir siyasetçi. Bence Ergenekon soruşturmasında doğal süreç işliyor. Sonuna kadar da gidilmeli, siyaset doğal mecrasına çekilmeli.

Yasal bir sürecin başlamasını neye dayanarak darbe girişimi olarak değerlendiriyorsun çok merak ediyorum.

Çok basit: iddinamenin çürüklüğüne, düştüğü tutarsızlığa ve iddianamede yer alan açık şekilde kanunsuz olarak kullanılan delil ve taleplere. (Sonuçlanmamış bir davadaki sanığın ifadesini kanıt olarak kullanması ki A.Arslan’ın o sözlerinin karikatür olduğunu hepimiz biliyoruz, sanığın ergenekon ile ilgisini de. Bu da kapatma davasınının da ergenekon sürecinin bir devamı olduğu izlenimini kuvvetlendiriyor. Ayrıca Cumhurbaşkanının da suçlanması birçok hukukçuya göre hukuksuz bir talep)

21 arif { 03.22.08 at 23:52 }

Gelişmeleri dikkat ve önyargısız izlemekte yarar var. Bunu klasik iki karşıt tarafın hesaplaşması ile karıştırmamak lazım. Gelişmeler Devletin küresel gelişme ve yeni tehdit algısına göre yeniden yapılanması olarak görülmeli. Muhtemelen Türkiyeyi istikrarsızlaştırma tertiplerine girmeseydi bu yapı, devletin hışmına uğramazdı. Cumhuriyet gazetesine atılan bombalar, bu operasyon kapsamında ele geçmiş ve Cumhuriyet bunu görmezden gelmişti. Dahası Danıştay saldırısı bu bombayı atanlarca gerçekleştirildiği ortadayken hala, irtica vurgusu yapılmıştı. Buna inanmak için önyargılı olmak gerekir. Birde bu canavarın susturulması şansı yakalanmışken bu şans mutlaka desteklenmeli. Çok can yakmadımı bunlar, bu kezde kuyruğu kurtarsında yeni canlar mı yaksın. Burada, endişe yaratan AKP eski derin yapıyı tasfiye edip yerine yeni bir yapı kurarmı konusu. Bu neviden yapılar, partilerin boyunu çok aşar. Bu silahlı bürokrasinin kotarabileceği işlerdendir. Peki bu operasyon gladyonun tasfiyesine dönüşebilir mi? İtalya benzeri kesin bir sonuca varılır mı? Umalım ve destekleyelim. Unutmayalım İtalyadaki operasyonun bilançosu kabaca, beşbin mahkumiyet. Yalnız üçyüzden fazla milletvekili, bir başbakan, sekiz bakan, onlarca asker, polis ve bürokrat. Sekizyüz işadamı. Bunlara bakınca olayın çok başındayız ve bizim kol kırılır yen içinde kültürümüzüde unutmayalım. Birde zamanaşımına uğrayan boyutu var bazı hadiselerin ve birkısmıda devlete hizmet olarak değerlendirilebilir geçmişte yaşananların. İtalyadaki operasyonuda devlet bürokrasisi yönetmişti. Türkiyedeki de ancak devletin desteği ve yönetimiyle başarıya ulaşabilir. Topyekun bir temizlik yerine ateşi sönmemiş korlar toplanabilir. Zira bunlar Türkiyeyi yakacaklardı. Bir darbenin Türkiyeyi taş devrine döndüreceğinden kimsenin kuşkusu olmasın. AKP nin rolüde fazla abartılmamalı kanımca. Devlet küresel gelişmelere uygun konsepte geçiyor denebilir. Taş devri artıklarından temizleniyor biryerde.Savcı ve polisimize Allah dirayet versin.

22 yorumsuz { 03.23.08 at 00:22 }

Hakan Albayrak

http://yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=22.03.2008&y=HakanAlbayrak

“Başbakan’ın kavgacı üslubu”

Haksız yere bir adamın yakasına yapışıyorsunuz, adam “Ne oluyor kardeşim? Çek elini!” diye bağırınca da ona şöyle diyorsunuz:

“Sakin olsana be adam! Bağıracak ne var? Niye hırçınlaşıyorsun, niye asabileşiyorsun? Bu nasıl üslup? Ortamı gerdiğinin farkında değil misin? Kendine gel! Mağdur edebiyatı filan da yapma!”

Olur mu böyle saçma şey?

Oluyor işte.

* * *

27 Mayıs eşkıyasını göklere çıkaran, milli irade üzerindeki oligarşik vesayetin ne pahasına olursa olsun devam etmesi gerektiğini savunan ve Menderes’in akıbetini hatırlatarak Erdoğan’ı açıkça ölümle tehdit eden bürokratların, aydın müsveddelerinin, gazetecilerin, siyasetçilerin söylemleri makul, ama bu söylemlere layıkıyla mukabele eden Erdoğan’ın tavrı yadırgatıcı!

AK Parti’ye karşı ‘bürokratik bir kamuoyu’ oluşturmak ve bu sayede seçimle gelen hükümeti anti demokratik usullerle alaşağı etmek için “Ergenekon” mahfillerinde komplo kuranlar muteber, ama kurulan komploya dikkat çekerek milli irade düşmanlarını halka şikayet eden Erdoğan tu kaka!

Baştan aşağıya siyasi ve ideolojik gerekçelerle AK Parti’nin kapatılmasını savunmak normal, ama Başbakan Erdoğan’ın bunu milli iradeye saygısızlık olarak gördüğünü beyan etmesi anormal!

Yok ya?

* * *

Gazete köşelerinde Erdoğan’ı “bu kavgacı üslup”tan vazgeçip “daha uzlaşmacı, daha itidalli” olmaya çağıran ‘oligarşik kanaat önderleri’, aslında kendi kabadayılıklarının Başbakan’a sökmemesinden mustaripler.

Oluşturdukları faşizan baskı atmosferinin ‘gereğini’ yapmadığı için Başbakan’a ‘gönül koyuyorlar’.

Lisan-ı hal ile diyorlar ki:

‘Ey Tayyip Erdoğan! Cumhurbaşkanı seçimi sürecinde seni dize getirmek için bir askeri darbe rüzgârının esmesini temin ettik, ama sen dize gelmedin. Şimdi de partini kapattırmak ve seni siyasetten men ettirmek isteyen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’na verdiğimiz destekle ödünü koparmaya çalışıyoruz, ama sen hiç oralı olmuyorsun. Dik duruyorsun. Türkiye siyasetinin kendine özgü şartlarına uymuyorsun. Salya sümük ağlayarak statükodan af dileyeceğin yerde, milli irade deyip durarak statükonun karizmasını çiziyorsun. Bizi fena halde ofsayta düşürüyorsun. Niye böyle yapıyorsun? Yapma böyle! Uslu çocuk ol, statükonun dümen suyunda git, bizi daha fazla üzme.’

* * *

Hamiş:

“Gelinen bu noktada AK Parti ve Başbakan Erdoğan’ın hiç mi suçu yok?” demek, oligarşik düzenin ekmeğine yağ sürmektir.

Demokratik siyaset üzerindeki anti-demokratik vesayete meşruiyet kazandıran bir söylemdir bu.

Hadiseye ‘Madem statüko kıldan nem kapıyor ve madem bu ülkede milli iradeye karşı askeri/bürokratik darbe geleneği var, öyleyse AK Parti ve Başbakan Erdoğan statükoyu tedirgin edecek her türlü davranıştan ısrarla kaçınmalıdır’ diye bakamayız.

Statükoyu ‘esas’, milli iradeyi ‘teferruat’ olarak görenlerin mantalitesine prim veremeyiz.

“Gelinen bu noktada AK Parti’nin hiç mi suçu yok”muş! (27 Nisan Muhtırası üzerine de böyle laflar edilmişti.)

AK Parti üzerinden milli iradeye topyekün savaş açan statükoyu mazur gösterecek bir şey olabilir mi yahu?

AK Parti’ye ne kadar kızarsak kızalım, onu yargılama ve iktidardan alaşağı etme hakkının millete ait bir hak olduğunu kabul ediyor muyuz, etmiyor muyuz?

Ediyorsak, böyle laflar etmeyeceğiz!

23 Tansel { 03.23.08 at 00:49 }

[Gelişmeleri dikkat ve önyargısız izlemekte yarar var. Bunu klasik iki karşıt tarafın hesaplaşması ile karıştırmamak lazım. Gelişmeler Devletin küresel gelişme ve yeni tehdit algısına göre yeniden yapılanması olarak görülmeli.] Arif

Evet Arif bey önyargısız yaklaşmalıyız da bu sizin için geçerlidir daha çok. Sınıfsal analiz yapıyorum önyargı değil, karıştırmayalım. AKP’nin sınıfsal tabanı yeni yükselen sermaye kesimleridir. Mücadele geleneksel iktidar odakları geleneksel sermaye kesimleri ile dünya ekonomisine daha dinamik entegre olmuş yeni yükselen sermaye kesimleri arasındadır ki ülke de zaten aylardır Cumhuriyet mitingleri vs. laiklik türban gibi (bu arada hemen belirteyim hiçkimsenin kıyafetine tabii ki karışılmaması gerekir bu da bir özgürlüktür) bir sürü konuda açığa çıkıyor. Bir iktidar mücadelesine sahne oluyor ülke. Olay budur. Daha çok açmak mümkündür fakat şimdilik vaktim buna müsade eder.

24 Rumuzyok { 03.23.08 at 03:30 }

Suat Bey,

Bence, siz ve yorumcular kestirme sonuçlara ulaşmışsınız. Şu aşamada derin devlet tamamıyla tasfiye edilecek demek, son raundu oynadıklarını düşünmek için çok erken. Bu ergenekon operasyonu 6-8 aydır devam ediyor. Ama henüz iddianame, davanın seyrine ilişkin açıklama meydanda değil. Bir kaç kişi içeri alınmış yatıyorlar o kadar.
Derin devletin cesametini, kolunu budağını düşününce çoktan ortaya bir sürü şey saçılıp saçılmalıydı.
Bence bir kaç sivrilmiş ismin mahkum edilmesiyle, işin üstü örtülecek.
İtalya’daki gibi enikonu bir “temiz eller” operasyonu olacağını zannetmem.

İnşallah yanılırım.

25 deveyehendekatlatıcı { 03.23.08 at 14:40 }

Türkiye ne gözaltılar gördü

83 yaşındaki ünlü bir yazarın gece baskını ile gözaltısı vicdanları rahatsız etti ve hukuki uygulamaların insanilğini sorguya açtı. Hazır vicdanlar sızlarken geçmişi de hatırlayalım…

Geçmişte insanların tüylerini ürpetecek kadar yasaların ve yönetmeliklerin dışına çıkmış pek çok gözaltı var hiç şüphesiz. Ama biz sırf medyada şov malzemesi olarak kullanılan iki medyatik gözaltıyı hatırlatmayı yeterli buluyoruz… Çünkü bu iki davaya imza atan isimler, bugün İlhan Selçuk’un gözaltısını bile hukuk dışı bulanların alkışladığı isimlerin imza attığı operasyonlar.

Hukunun herkese lazım olduğu hatırlatıldığında sağır kesilen bu isimlerin bugün İlhan Selçuk’a yapılanları bile ağır ve kınayıcı bulmaları manidardır. Ünlü Yazar İlhan Selçuk’a yapılan tasvip edilemez ama bu gerçeği bugün görenler bakın dün neleri alkışlamışlardı…

NUH METE YÜKSEL ŞOV!

Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, tebligat dahi göndermeden, RP eski Milletvekili Merve Kavakçı’nın kapısına polislerle dayanmıştı. Üstelik savcı ve polislere gazeteciler de eşlik ediyordu. Gece yarısı polisle birlikte bir hanımın kapısına dayanılmasını medyanın büyük bir kısmı o dönem ayıplamamış ve yapılanları eleştirmek bir yana Nuh Mete Yüksel’e övgü bile dizilmişti.

Aslında bu şov Savcı Yüksel’in ilk icraatı değildi. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’i de bir gün sabahın erken saatlerinde evinden polis zoruyla aldırmış, DGM’ye götürmesi gerekirken doğrudan Terörle Mücadele Şubesi’ne göndermişti. Gökçek, tutuklanmaktan son anda Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in devreye girmesi sayesinde kurtulmuştu. Yüksel, Milli Görüş Lideri Necmettin Erbakan’ı da polis zoru ile ifade için getirtmekle tehdit ettiği için uyarı almıştı.

Kaderin cilvesine bakın ki Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, daha sonraki yıllarda İstanbul’daki bir otelde görüntülenmiş seks kasedinin ardından ‘kınama cezası’ vermişti. Skandal kaset, İstanbul Terörle Mücadele ekiplerinin Çağdaş Eğitim Vakfı’na yaptıkları aramada ele geçirilmişti.

ÇOCUKLARI GÖZALTINA ALIP İŞKENCE EDİLİRKEN…

Ama daha beteri de vardı. Tam altı kez polislikten azledilen Eski İstanbul Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Şube Müdürü Adil Serdar Saçan’ın imza attığı daha büyük gözaltı rezalet vardı ki bugün yapılanı kınayanlar o zaman da susmayı tercih etmiş ve operasyonu yapaları alkışmayı ihmal etmemişlerdi.

Düzmece belgelerle yapıldığı sonradan anlaşıldı ‘Albayrak operasyonu’nu yürütmek adına yaşları 5 ila 11 arasında değişen üç çocuk polis tarafından gözaltına alınmış, ilkin çocukların kaçırıldığı söylenmiş ama kaçırıldığı ileri sürülen çocuklar Emniyet’te bulunmuştu.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı bir grup ekip, bir gece yarısı Albayrak Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Nuri-Kazım-Muzaffer Albayrak’ların evlerine geceyarısı operasyonu düzenleyerek, yatak odalarına kadar girdi. Evde suç unsuru bulamayan ve hane halkına fiziki cebir kullanan polis, komşuların ve ailelerin çığlıklarını kesmek için çocukları bile gözaltına almaktan çekinmemişti.

Nuri Albayrak’ın eşi Havva Albayrak ve 5 yaşındaki oğlu Faruk, 11 yaşındaki oğlu Muhammet ile Muzaffer Albayrak’ın eşi Ayşe Albayrak ve 6 yaşındaki kızı Meryem Albayrak’ı adeta kaçıran polis, olayı, gözaltına alınanların ailesi ve avukatlarından bir süre gizlemişti!

Hukuk, insan hakları ve Polis İç Hizmet Yönetmeliği’nin ayaklar altına alındığı operasyon kapsamında 27 kişi gözaltına alınmıştı.

İçişleri Bakanı Yücelen’in ilk icraatlarından biri de Albayrak Şirketler Grubu’na yönelik, daha önce soruşturma konusu olmuş ve mahkemelerin verdiği takipsizlik kararıyla sonuçlanmış olayları yeniden ısıtmaktan ibaret operasyon için görevlendirilen Mülkiye Başmüfettişi Candan Eren hiçbir maddi bulguya dayanmayan taraflı ve sonradan düzmece olduğu ortaya çıkan bir rapor hazırlamıştı.

Hazırlanan düzmece rapor, İstanbul polisinin önceki gece kanundışı ve keyfi tutum takınmasına gerekçe oldu.

Saçan: Kaçırılmışlarsa buluruz

Polis, gözaltına alınan isimlerin kaçırıldığını bile öne sürdü! Gözaltına alınanlar yakınlarına telefon ederek Organize Şuçlar Şube Müdürlüğü’nde gözlem altında olduklarını bildirdiler. Bu gelişmeler üzerine, gelişmeler hakkında bilgi almak üzere aranan Mali Şube ve Organize Suçlar Şube müdürlerininin istirahate çekildikleri(!) dile getirildi!.. Girişimlerden sonuç alınamaması üzerine, Albayrakların “kendilerine polis süsü veren dört kişi tarafından kaçırıldığını” belirtir haberin baskıya verildiği dakikalarda, sürpriz bir telefon geldi: İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar Şube Müdürü Adil Serdar Saçan, gazetmizi arayarak: “Ahmet Albayrak bize faks çekmiş; kendisinin gelip bize müracaat etmesi lazım. Kendisi gelirse biz kaçırılan çocuklarını ve eşlerini buluruz” dedi!.. Ancak daha sonra aranan Emniyet yetkilileri ise Havva Albayrak ve çocukları Faruk ile Muhammet Albayrak’ın Organize Suçlar’da, Ayşe Albayrak ve 6 yaşındaki kızı Meryem’in ise Mali Şube’de tutulduğunu doğruladılar…

Gözaltında işkence

Sabah saatlerinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar Şube Müdürlüğü’ne ifade vermeye giden gazetemizin sahibi ve Albayrak Şirketler Grubu Yönetim Kurulu üyelerine işkence yapıldığı öğrenildi.

Hazır vicdanlar sızlamışken, Hukuk uygulamalarının insaniliğinin önemi ortaya çıkmışken geçmişteki uygulamalar da hatırlansa ve bunları seyredenler kendilerdinden bir özür dilese fena olmayacak… Medyadan gizlenen ve hukukla uzaktan yakından ilgisi olmaksızın bir gece yarısı ansızın ortadan kaybolan gözaltı vakalarını hiç hatırlatmaya gerek yok sanırız…

26 Suat { 03.23.08 at 16:22 }

Rumuzyok,

Ben derin devlet ya da adı her ne ise bu yapılanmanın demokrasi karşısında daha fazla direnebileceğini sanmıyorum. Eskilerden kalan kuvvetinin dış dinamiklerle anlamlı olduğunu da düşünürsek ve bugün bu desteği de göremediklerini biliyorsak (ya da umuyorsak) çözülümün bir ayağının savcı takibi ile olacaksa da, asıl çözülmüm bir zihniyetin kendiliğinden tasfiyesi/değişimi ile olacağını düşünüyorum. Yani bu noktadan sonra olandan daha geriye gitmek çok mümkün değil. Farkedilirse medet umdukları yöntemlerde bile demokrasiyi hukuku tamamen gözardı edemiyorlar. (CHP_MHP kolaisyonu planlamak, hukuken kapatmaya kalkmak vs.)

Askeri darbelerden 28 Şubat tipi postmodern darbelere oradan esamesi pek okunmayan e-bildirilere, oradan da -Baykal’ın ağzıyla- “aman bir işe yaramıyor gölge etmeyin, yeter” noktasına geldik. Bunlar az buz değişim değil. Son kozlar dememin sebebi bu. Bundan daha gerisi yok, yani var; o da demokrasi içinde mücadele zaten.

Tabi yine de sonuçta iyi niyet temennisi bunlar.

27 Suat { 03.23.08 at 16:25 }

Bu arada Star’dan bir haber; hukuki kılıf için ne kadar uğraşılıyor dikkat. Tabi bu arada kansız olmaz, darbe de lazım diyorlar. Bunu hep istiyorlardı:

http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=148828

ERGENEKON terör örgütüne yönelik 4. dalga operasyon kapsamında gözaltına alınan Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi ve Başyazarı İlhan Selçuk, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ve İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Kemal Alemdaroğlu, polisin yaptığı teknik takibe takıldı. Gözaltına alınan bu isimlerin son iki aydır yoğun bir şekilde AK Parti’ye yönelik kapatma davası açtırmak için kulis yaptıkları ve davanın açılmasının ardından gerçekleştirilmesi gereken eylemler için plan yaptıkları ortaya çıktı.

SÜRECİ BİZZAT YÖNETMİŞ

İSTANBUL Terörle Mücadele ekipleri, Ergenekon terör örgütüne yönelik soruşturma kapsamında örgütün fikir lideri olduğu değerlendirilen İlhan Selçuk’u 2 ay önce teknik takibe aldı. Kapatma davası ve iddianame sürecini aktif bir şekilde yöneten Selçuk’un üçüncü şahıslarla yaptığı telefon görüşmelerinde kapatma davasının açılacağından ve davanın kapatmayla sonuçlanacağından kesin olarak sözettiği tespit edildi.

BUNDAN SONRA KRİZ ÇIKAR

SELÇUK’UN teknik takibe takılan bir telefon görüşmesinde muhatabına ‘Davayı açtırıyoruz. İddianeme hazırlanıp dava açılacak. Bugüne kadar Türkiye’de ekonomik kriz çıkmadı ama kapatma davasından sonra mutlaka kriz çıkar. Bunlardan kurtulmak lazım’ dediği tespit edildi. Ergenekon trafiğinin fikir yöneticiliğini yapan Selçuk’a bilgi veren bir kişi ise kapatma davasından önce sarfettiği ‘İlgili kişilerle görüştüm. Merak etmeyin durumlar iyi, havamız çok güzel’ sözleriyle dikkat çekiyor.

DARBEYE ZEMİN HAZIRLAYIN

İLHAN Selçuk’un bir başka telefon görüşmesinde ise kapatma davasının açılmasının ardından yapılması gerekenlerle ilgili talimat verdiği belirlendi. Selçuk’un, davanın açılmasının hemen ardından ses getirici eylemler düzenlenerek Türkiye’yi yönetilemez hale getirmek için çalışılmasını istediği belirlendi. Selçuk’un, Ergenekon üyeleriyle yaptığı konuşmalarda da darbeye zemin hazırlamak için sarsıcı eylemler yapılması talimatı verdiği kayıtlara girdi.

Kansız olmaz darbe de lazım

DARBE beklentisi içindeki olduğu tespit edilen İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Kemal Alemdaroğlu’nun teknik takibe takılan telefon görüşmelerinde AK Parti’ye kapatma davası açılacağından ve sonunda AK Parti için kapatma kararı çıkacağından emin olarak söz ettiği belirlendi. Kapatma davasının sonucunu dava açılmadan bilen Alemdaroğlu’nun bir görüşmesinde ‘Kansız olmaz. Darbe lazım. Öncelikle de bu davanın açılması lazım’ dediği öğrenildi. Bu arada polis Alemdaroğlu ve Perinçek için 24 saat daha ek gözaltı süresi aldı.

28 Bulent Murtezaoglu { 03.23.08 at 16:32 }

Bu Star haberinde yazilanlar dogruysa Ilhan Selcuk niye disarida simdi? Darbe yapacak/hazirlayacak bir orgute talimat verdi deniyor? Su aklimdaki:

Selçuk’un, Ergenekon üyeleriyle yaptığı konuşmalarda da darbeye zemin hazırlamak için sarsıcı eylemler yapılması talimatı verdiği kayıtlara girdi.

Boyleyse ve buna ragmen serbest birakildiysa o zaman tutuklu yargilanmak icin ne yapmak lazim?

29 Suat { 03.23.08 at 16:32 }

Bu da Emre Aköz’ün yazısı:


Ergenekon’un dava açısından önemi

Geçen gün AKP’yi kapatma amacıyla hazırlanan iddianamenin tek iyi yanından söz etmiştim. Bazı okurlarımız, ” Demokrasinin ipine sarılmak AKP’yi kurtarır mı ” diye sordular.

Haklı bir soru. Elbette yeterli olmaz.

Çünkü siyasi bir davada, hukuki savunma hiçbir zaman kafi gelmez.

Düşünün:

Tek tek hiçbiri suç olmayan söz ve eylemlerinizi alt alta dizerek sizi suçlayan bir zihniyet var karşınızda. Buna karşı ne diyeceksiniz ki!
Ayrıca dünya tarihi de bize bunu gösteriyor: Birileri, başka birilerinin çanına ot tıkamak istiyorsa, bunu hukuku kullanarak yapıyor.

Mesela Stalin’in muhaliflerini ortadan kaldırmak üzere düzenlediği 1936-1938 arasındaki Moskova Duruşmaları … Bu duruşmalar tam bir tiyatroydu. Stalin’in muhalifleri gülünç duruma düşürülerek idama gönderildi.

1926′da İzmir’deki Atatürk’e suikast girişiminden sonra kurulan mahkemeler de siyasidir. Olayla hiçbir alakası olmayan muhaliflere (ki birçoğu Kurtuluş Savaşı kahramanıdır) hadleri bildirilmiştir.
Demek istediğim şu: Hukuki davalara elbette hukuki açıdan yaklaşılır ama hukuk postuna bürünmüş siyasi davalara, siyasi karşılık da vermek gerekir.

Bu açıdan bakıldığında iki hamle gerekiyor:

Birincisi… Anayasa’yı ve yasaları değiştirerek kapamayı imkânsız hale getirmek. Bu değişikliklerin MHP ile birlikte yapılması gündemde. Bazıları ise yeni Anayasa’yı referanduma götürmenin daha doğru olduğunu düşünmekte. Hangi yollar tercih edilirse edilsin neticede siyasi bir ittifakla gelen hukuksal değişiklik söz konusu.

İkincisi… Siyasi davaların bir görünen yüzü vardır… Bir de güç aldığı, destek gördüğü kesimler. İşte bu desteği kesmek için Ergenekon operasyonlarına devam etmek gerekiyor. Önümüzdeki günlerde çok daha çarpıcı isimler sorguya çekilebilir.

“Nasıl bir destek” derseniz… Mesela geçen yıl düzenlenen Cumhuriyet mitinglerine yüz binlerce insan samimi duygularla katıldı. AKP’ye karşıydılar, bu partinin Cumhurbaşkanını seçmesini ve tekrar hükümete gelmesini engellemek istiyorlardı. Böyle bir tavır almaya yerden göğe kadar (demokratik) hakları vardı.

Ancak Cumhuriyet mitinglerinin perde arkasında Ergenekoncuların olduğu bilirseniz, iş değişiyor. 14 Nisandaki ( 2007 ) Tandoğan mitinginden önce boşuna ” Yapmayın, etmeyin; darbecilerin ardından yürümeyin ” demedik!

Hatırlayın: ” Ne şeriat, ne darbe ” dediği için Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Türkan Saylan’ı, İzmir’deki mitingde konuşturmamışlardı.

Çünkü perde arkasındakiler zaten darbe ortamı hazırlamak için bu mitingleri organize etmişlerdi.

Geçen yılı hatırladık da aklıma geldi: Ergenekon operasyonu bağlamında gözaltına alınan Cumhuriyet gazetesi yazarı İlhan Selçuk, sık sık 10′uncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile görüşürdü.
Öncelikli konuları, 11′inci Cumhurbaşkanını AKP’nin belirlemesini engellemek ve bir seçim ittifakı oluşturmaktı.

Cumhuriyet gazetesi Sezer’i, Atatürk ve İnönü’den sonra ” 3′üncü Adam ” ilan etmişti. ‘ Kızıl Elma Koalisyonu’ bağlamında MHP göklere çıkarılıyordu.

Cumhurbaşkanı Sezer ise miting tasarımcılarının cirit attığı Atatürkçü Düşünce Derneği’ne 225.000 YTL veriyordu.

İlişkilere bakar mısınız!

MHP’nin kendinden bekleneni yapmaması birçok nedene bağlanabilir. Bunlardan biri de, işin içinde Ergenekon takımının olduğunu görmeleriydi elbette.

Hani ” Duyunca şok oldum ” diyenler var ya… Yeni şoklara hazır olsunlar.

30 Suat { 03.23.08 at 16:41 }

Bülent bey,

Neler olup bittiğini net bilmiyoruz ama yurtdışına çıkış yasağı konduğuna göre bir biçimde ilişki var.

“Tutuksuz yargılanma”nın bazı kıstasları var, kaçma ve delil karatma ihtimalinin olmaması vs gibi. Selçuk zaten iki resmi koruma ile geziyor, bilemiyorum tabi ama bunlardan dolayı tutuksuz yargılanmasına karar verilmiş olabilir.

31 Bulent Murtezaoglu { 03.23.08 at 16:50 }

Suat bey insallah dediginiz gibidir, yoksa yanlis gozuken bir isin (gece yarisi gozaltisi) cektigi tepkiye baska bir yanlisla set cekmeye calisiyorlarsa o da fena bir hal.

32 Tansel { 03.23.08 at 18:18 }

AKP şimdi demokrat mı? Meseleyi yorumlardaki ortaya koyuşa bakınız hele. Demokrası ile derin iktidar mücadelesi…
Hayır efendim ortada iktidar için mücadele var, biri elindekini vermek istemiyor öbürü de bastırıyor. Biri yükselen sermaye kesimleri öbürü de iktidarı vermeyen geleneksel sermaye kesimleri. Neresi demokrasi mücadelesi bunun. Ayrıca 5 yılda bir oy vermek midir demokrasi? İnsanların sürekli fikirlerini beyan ettiği ve tepemizde bişeylerin sürekli dönmediği bir sistem olması gerekir demokrasinin. Kaç tane işçi köylü milletvekili gördük mesela, veya onu da geçtim evinizin önüne bile müdahale edebiliyor musunuz? Geçelim bu burjuva demokrasisi mavallarını en iyisi…

33 arif { 03.23.08 at 18:44 }

Kanlı bir alan temizliği istemek kanaatimce ciddi bir suçtur. Ancak bize özgü yufka yüreklilikte var tabii. Abdullah Gül İlhan Selçuk için devreye girmiş. Cumhurbaşkanının aramasıda tahliyede etkili olabilir. Yalnız ekonomi bu kez mutlaka çöker dendiğine göre, kapatma davasının yol açacağı yıkım istenmiş bile oluyor. Birde darbenin objektif şartlarının hazırlanması için yönetilemez bir ülke gerekiyorki, -marksistler bunu bilirler-bunun içinde ekonomik bir kriz gerekli. Türkiye ABD seçim sonuçlarına göre ciddi insiyatif kullanmak zorunda. İster ABD hızlı bir çekilme hedeflesin, isterse iyice yerleşmeye çalışsın. Her iki durumdada milli menfaatlari açısından atması gereken adımlar olacak. Bu çetenin hedefleri gerçekleşmiş olsaydı, iç meselelere yoğunlaşacak bir Türkiye yerine, bölgede başka güçler mesafe alacaktı. Muhtemelen hükümet ve silahlı bürokrasinin bu tehlikeyi bertaraf etme hamlesi bu yaşananlar. Ancak önemli olan AKP kapatma davasının aşılması. Anayasa mahkemesi bu davayı reddederek, Türkiyenin bölgesel bir acziyete düşmesine imkan vermemeli. Yoksa bu dava hukukimiydi? Hukuk neyi gerektiriyorsa omu yapılacak! Hürriyetin gazete haberleri delil kabul edilerek; bağımsız bir Kürt devletinden başlayıp, bölünmeye varabilecek bir Türkiyeyi kilitleme operasyonuna onay mı verilecek? Akıl tutulması ile dahi açıklanamayacak bir durum olmazmı böylesi bir hal? Türkiye bu tehlikeyi aşacak basireti göstermek zorunda.

34 Rumuzyok { 03.23.08 at 20:03 }

Suat Bey,

Ben derin devlet ya da adı her ne ise bu yapılanmanın demokrasi karşısında daha fazla direnebileceğini sanmıyorum. Eskilerden kalan kuvvetinin dış dinamiklerle anlamlı olduğunu da düşünürsek ve bugün bu desteği de göremediklerini biliyorsak (ya da umuyorsak) çözülümün bir ayağının savcı takibi ile olacaksa da, asıl çözülmüm bir zihniyetin kendiliğinden tasfiyesi/değişimi ile olacağını düşünüyorum. Yani bu noktadan sonra olandan daha geriye gitmek çok mümkün değil. Farkedilirse medet umdukları yöntemlerde bile demokrasiyi hukuku tamamen gözardı edemiyorlar. (CHP_MHP kolaisyonu planlamak, hukuken kapatmaya kalkmak vs.)

İyi de, derin devlet sırf İlhan Selçuk ve Kemal Alemdaroğlu değil ki; AKP karşıtlarını yıldırmak için bu tutuklamaları yaptırıyor. Benim intibam bu. Bir iktidar savaşı olan biten. Sizin kalbinizi pıt pıt attırıyor tabii bunu anlıyorum :)
Sahici bir arınma, temizlenme olsaydı, AKP Şemdinli’den, Nokta Dergisi’nin kapanmasından, Sarıkız gibi darbe tezgahlarından geri adım atmazdı, Hrant Dink cinayetini tüm yönleriyle aydınlatmaya çalışırdı. Tabii bu işin hiç de kolay olmadığını teslim ediyorum. Yine de ergenekon operasyonu hiç yoktan iyidir: Bir kesim kanun dışı insan ülkede terör estiriyordu. Gayri bundan böyle, belki ayaklarını denk alırlar.

Şimdilik görünen, koltuğundan rahat oturmak isteyen bir hükümet, itiş kakış ve derinden seyreden bir iktidar savaşı.

35 Suat { 03.23.08 at 21:11 }

Rumuzyok,

Elbette onlardan ibaret değil. Zihinsel olarak çözülecek derken bunu kastediyorum. Bu bir domino etkisi yapabilir.

Sahici bir arınma, temizlenme olsaydı, AKP Şemdinli’den, Nokta Dergisi’nin kapanmasından, Sarıkız gibi darbe tezgahlarından geri adım atmazdı, Hrant Dink cinayetini tüm yönleriyle aydınlatmaya çalışırdı. Tabii bu işin hiç de kolay olmadığını teslim ediyorum.

Hakkaniyetli davranıp hakkı teslim etmişsiniz gerçi de birşey ilave edelim.

AKP’nin çizgisi belli. Yargı baskısından asker baskısından neler çektiği belli. Hiçbir aklı başında insan Nokta operasyonunu (ki o zaman darbe planları konusunda da savcıları göreve çağırıyorum diyordu Erdoğan) AKP’nin isteyebileceğini/kabullenebileceğini öne süremez. Aynı şekilde Sarıkız’ı da, Şemdinliyi de. Bir mukavemet gösteremiyorsa demek ki gerçekten gücü yetmiyor. Bazı noktalarda pragmatik davranıp geri adım atma daha daha büyük ve zamana yayılan değişim için gerekli ve anlaşılabilir bir yöntem.

Rahmetli Özal’ın bir sözü var, şöyle der:

Orada, şurada hepsi önemli ama küçük işler vardır. Fakat burada büyük ve önemli bir iş vardır. Biz o küçük meselelerle uğraşır, büyük meseleyi çözemezsek, çözemediğimiz o büyük mesele, çözdüğümüz küçük meseleleri de alır götürür. Ama o büyük meseleyi halledersek, kendiliğinden hallolur.

Şemdinli meselesini bir yana ayırıyorum ama Nokta baskınında AKP ne yapabilirdi ki? Ya da Sarıkız’da? Bunlar kolay şeyler değil. Donkişotluk zamanı hiç değil. Konjektüre uygun davranıp arabayı devirmeden AB sürecine ve sivil anayasaya hız vermeliydi AKP. Bu olursa zaten hep bu eleştirdiğimiz şeyler de kendiliğinden hallolacak, esameleri okunmayacak. AKP bu hedeflerden saptı deniyor ama arada 367 oldu, seçimler oldu Çankaya seçimi oldu, bunlar hep atlanıyor. Seçimden hemen sonra sivil anayasa gündeme geldi, hatırlayın nasıl gürültü koptu. Sınır ötesi için nasıl tezgahlar yapıldı, hatırayın. Erdoğan o süreci de çok iyi yönetti. .Başörtüsü konusunda AKP sivil anayasayı bekleyecekti, MHP bir hamle yapınca mecbur kaldı onunla işbirliğine, yoksa bunu seçmene izah edemezdi. Sonuçta bir siyasi partiden szöediyoruz, seçim derdi olmayan bir bürokrattan değil. Tam bu konu gündemden düşecekti Babacan “2008 AB yılı olacak” demişti ki kapatma davası, ardından da gözaltılar geldi.

Türkiye kolay bir ülke değil. AKP’nin eleştirilecek çok yönü var ama haksız eleştiriler çok daha fazla. Özellikle kendilerinin de demokrat olduğunu bildiklerimin bu haksız eleştirilerini duydukça bu cadı kazanı ortamında kendileri iş başında olsalardı, AKP’ye yapılan bu muamelelere maruz kalsalardı ne yaparlardı merak etmiyor değilim açıkcası.

36 Rumuzyok { 03.23.08 at 21:50 }

Suat Bey,

Esasında benim üzerinde durduğum nokta, iktidar savaşı yaşanması değil. Nihayetinde, olan biten normal. İktidara gelmiş bir hükümeti katakulli ile devirmeye çalışan bir klik söz konusu. İtiş kakış yaşanması beklenebilir. Korkum odur ki, mesele sadece burada kalaca, geçmişteki hukuksuz işlerin hesabı sorulmayacak. Ben ve benim gibi mütereddit olan insanların kuşkusu bu yönde. Ve bu samimi bir kuşku.

AKP nasıl bir reform yapabilir ve bir daha bu tür çeteleşmelerin yaşanmasını önleyebilecek mekanizmalar kurabilir? Yeni anayasa hazırlanıyor. Bu tür çeteleşmelerin önlenebilmesi o anayasa ile mümkün. Şöyle ki, biliyorsunuz, Osmanlı döneminden kalma bir memurları yargılanması için izin gerektiren kanun, askeri yargıtay ve bir de devletin güvenlik aygıtlarının tasarruflarını hukuktan azade tutan düzenlemeler var. Yeni anayasa bu hususlarda reform yapabilirse, sadece şimdiyi değil, gelecek de sağlama alınmış olur. Zira bu tür kanunsuz işleri yapanların yanına kalmasının nedeni bu tür düzenlemeler. Tabii işte, dananın kuyruğu da o zaman kopacak; çünkü bu durumda orduyu da siyasi iktidarın emrine sokmuş olursunuz. Yaş kararlarına kesin dokunmak isteyecektir AKP. Asıl kavga kıyamet o zaman kopacak.. Bakalım AKP’nin nefesi buna yetecek mi..

37 Bulent Murtezaoglu { 03.23.08 at 22:08 }

Rumuzyok bey, konusulandan farkli bir konuya iliseyim:

Yaş kararlarına kesin dokunmak isteyecektir AKP. Asıl kavga kıyamet o zaman kopacak.. Bakalım AKP’nin nefesi buna yetecek mi..

Hayal meyal ‘danistay pasasi’ diye birsey hatirladim. Google’da bilgi var gibi. O is baska acilardan da problemli, sirf komutanlarin XXXci tasfiyesi yapmasindan ibaret degil is.

38 Rumuzyok { 03.23.08 at 22:53 }

Bülent Bey,

Askeriye’nin kendi iç disiplini açısından çeşitli sorunlar olabilir. Bu konuda hassasiyet doğması beklenir.

Ama şunu da unutmamak lazım, askeriyeden tasfiye edilen dindar addedilen subaylardan dolayı, muhafazakar kesimde bir rahatsızlık var. Yarın öbür gün, hükümete bu konuda muhafazakar çevrelerden baskı gelecektir. O vakit, bugünkünden daha büyük bir siyasi kavga kopabilir; zira laik kesim bugüne kadar “ordu nasılsa bizden” diye belirli bir iç ferahlığıyla AKP hükümetine katlanmıştı. Dahası, ordu içinden darbeye kadar gidebilecek büyük bir direnç olacaktır. Bu yüzden dananın kuyruğu kopacak, AKP hükümetinin muktedirliği o zaman belli olacak ve tescillenecek.

39 Tansel { 03.24.08 at 03:51 }

Siz şunu bir okuyun hele bir bakayım;

Yıldırım Türker’ın yazısının tamamı için tıklayınız.

Yeni bir iktidar blokunun oluşması savaşında kaçınılmaz olarak kâh o tarafın kâh bu tarafın avukatı olarak gerilimli ve fuzuli bir varoluşa çağırılıyoruz.
Karşı tarafın vahşi darbeleri sonucu kendisini mağdur demokrasi gazisi ilan eden AKP’nin elinin güçlendiği anlaşılıyor. Karşı tarafın ceberutluğu karşısında rahatlıkla el artırıyor. Ama Ergenekon’un kökünü kurutma kararlılığının ikna edici olabilmesi için gereken hiçbir demokratik adımı atmıyor.

Sözgelimi İlhan Selçuk’un tutuklanması ve AKP’nin kapatılması davasının gürültüsü, kulakları Van ve Hakkâri’de yaşanan Newroz vahşetine sağır ediyor.
Taraf gazetesi dışında kimsenin gündemin alnına oturtmaya tenezzül buyurmadığı olaylarda, Van’da 3 bin kişilik gösteriye polisin müdahalesi sonucu 50′nin üstünde yaralı, 100′ün üstünde tutukluyla sonuçlandı Newroz kutlamaları. Hakkâri’de biri ciddi 12 yaralı var.

Oysa İçişleri Bakanı on gün önce “Valiler sorun çıkarmayacak” sözü vermemiş miydi? Valilerine söz geçiremeyen ya da böylesine kanlı bir yalan söyleyen iktidarın hesap vermesi gerekmez mi?
Vahşi laikçiler, Ergenekon teorisyenleriyle teknisyenleri, yasakçı militaristlerle karşısında aynı karanlık hırslar içinde devleti ele geçirmeye çalışan kendine demokrat AKP iktidarı.

Onların itişmesine kilitlenmiş, hak hukuk bilgisini bu savaşın stratejisine harcayan; işçinin, emekçinin, ezilen kesimlerin hak ve özgürlükler mücadelesinden kopmuş, adını bile İlhan Selçuk’la Deniz Baykal’a kaptırmış bir sol.

Devlet’le, kimin eline geçerse geçsin sorunu olan, bu tepemizde oynanan oyuna katılmak istemeyenler, hakemlik görevini de reddetmeli. Bu maçta top oynamak istemiyorsak hakemlikle cezalandırılmayı da kabul etmeyelim. Bu maçın sonu hiçbir şekilde bize yaramayacak.
Güçlü bir dayanışma hattı inşa etmenin tam zamanıdır. Solu tekrar kazanmak, biçimlendirmek, meydanlara salmak gerek. Solun öznesi, bu filler tepişmesinde ezilecekler olmak zorunda.

40 Muzaffer Kazim { 03.24.08 at 18:38 }

Merhabalar;

Benim aklimi kurcalayan bir iki soru var;

Bu operasyonlar; Akpýe kapatma davasi acilmadan yapilsaydi , inandirici olabilir miydi veya operasyonlar öncesinde, kapatma davasinin acildiginin ilan edilmesinin beklenmesine karar verilmis olabilir mi?

Düsünürsek; öyle bir kamuoyu var ki, basbakana suikast planlari bulunup, bu planlari hazirlayanlar yakalandigi zaman bile, “Akp´nin kendi oyunu” v. s diye yaklasiyor konuya. Bu bakimdan kapatma davasi acilacagini önceden duymus olmali bu sorusturmayi acan savcilik.

Iki ayri savcilik birbiriyle rekabet halinde adeta (kabulerim dogruysa).

BAKALIM BU IKI DAVAYI BIRLESTIRECEKLER MI?

Siz ne dersiniz, kapatma davasiyla Ergenokon davasi bilestirilir mi?

Saygilar

41 Suat { 03.24.08 at 18:56 }

“AKP Anayasa Mahkemesi’ne savunma vermemeli”

Yasemin Çongar, Cengiz Çandar, Eser Karakaş ve Seyfettin Gürsel yuvarlak bir masa etrafından AKP’ye açılan kapatma davasının gölgesinde hukuk devletini ve demokrasiyi konuştu. Taraf’ın geniş roportajı:

http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=59699

42 Suat { 03.24.08 at 19:07 }

Bu orada biraz gecikmeyle son durumu da ekleyelim. Bianetten:

Tutuklanan Doğu Perinçek Bayrampaşa Cezaevi’nde

Mahkeme, Ergenekon Soruşturmasında İP lideri Perinçek, Ulusal Kanal yetkilisi İlsever, Aydınlık Dergisi Yayın Yönetmeni Bolluk, gazeteci Akfırat’ı tutukladı. Prof. Alemdaroğlu yargı denetimine tabi tutulacak.

Ergenekon Operasyon kapsamında 21 Mart sabahı erken saatlerden başlatılan operasyonda 11 kişiyle birlikte gözaltına alınan İşçi Partisi (İP) lideri Doğu Perinçek tutuklandı.

İstanbul Nöbetçi 11. Ağır Ceza Mahkemesi, eski İstanbul Üniversitesi (İÜ) rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu’nun “suçlu olduğuna dair kuvvetli şüphenin tutuklanmasını gerektirdiği halde”, yaşı ve sağlık durumu nedeniyle denetimli olarak serbest bırakılmasına karar verdi.

Aynı gün sabah 4:00 sularında evinden gözaltına alınan Cumhuriyet gazetesi imtiyaz sahibi ve başyazarı İlhan Selçuk da, savcılıktaki sorgusundan sonra serbest bırakılmıştı. Hakim önüne çıkarılmasına gerek görülmeyen İlhan Selçuk’a yurtdışına çıkış yasağı konulmuştu.

İlsever, Bolluk ve Akfırat tutuklandı

Mahkeme, ayrıca, Ulusal Kanal yetkilisi Ferit İlsever, Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk, gazeteci Adnan Akfırat’ın da tutuklanmasını kararlaştırdı. İş insanı İbrahim Benli ise, savcılıkça serbest bırakıldı.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’ndeki sorgusunun ardından, savcılıkça da sorgulanan ve sabaha karşı “Ergenekon terör örgütünün üst düzey yöneticisi olmak ve devlete ait gizli belgeleri temin edip elinde bulundurmak” suçundan tutuklanması talebiyle mahkemeye sevkedilen Perinçek, tutuklama kararı verilmesinin ardından Bayrampaşa Cezaevi’ne gönderildi.

Prof. Alemdaroğlu adli denetime tabi tutulacak

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 109. maddesinin 3. fıkrası gereğince yurt dışına çıkışına yasak getirilen Prof. Dr. Alemdaroğlu ise, mahkemeye bildirdiği ikamet adresinin bulunduğu yerin polis merkezine her ayın 1. ve 15. günlerinde imza verecek.

Mahkeme kararında, bu uygulamayı bir gün bile aksatmaması, aksi halde, CMK’nın 112. maddesi gereğince hakkında tutuklama kararı çıkarılacağı” yönünde Alemdaroğlu’na uyarıda bulunuldu.

Hakkında tutuklama kararı verildikten sonra Doğu Perinçek’in, adliyeden çıkartılmadan önce eşi Şule Perinçek ile görüştürüldüğü ifade edildi. İP’li bir grup, adliye önünde kararı protesto etti. (EÖ/GG)

43 Suat { 03.24.08 at 19:10 }

Muazffer bey,

Bir güç mücadelesinin olduğu kesin. Neler olacağını kestirmek oldukça güç.

44 Bulent Murtezaoglu { 03.24.08 at 19:17 }

Suat bey, o sohbeti okuduktan sonra siz iktisatcisiniz diye soruyorum. Bakin kurlarin pek oynamadigini, uzun vadeli faizlerin zaten var olan oynak ama tatli egimle artis tredine devam ettigini goruyoruz. O konusmada ise hem ‘ekonomik felaket olur’dan bahsediliyor, hem ‘galiba yapacaklar bu isi’ havasi var. Burasi cok derin bir piyasa degil, bu deneni ve felaket ihtimalini ciddiye alanlar olsa olculebilir ve rakama yansimis alametlerini gormemiz gerekmez miydi? Su ana kadar dis piyaslarda olanlar ve FED’in (Bear Stearns satisi/kurtarmasi dahil) yaptiklari cok daha etkili olmus gozukuyor — hem inislerde hem cikislarda. Bu sayilara bakinca gordugumuz resimde anlatilanla tutmayan birseyler yok mu?

45 Muzaffer Kazim { 03.24.08 at 20:34 }

Suat Bey,

Benim aklima gelen ihtimal, kapatma davasina mesned olan iddianamenin, savcinin sahsi mutaalasinin disinda ve (veya kismen) cesitli cevrelerin baskisiyla (haricte) hazirlandigi (ve savcinin eline bunun tutusturuldugu) kat´iyet kazanirsa, iki dava birlestirilir, Akp´nin kapatilmasi imkansiz olur, hem de tüm siyasi hayati boyunca.Ergenokoncular da artik devletten tamamen tasfiye edilir.

Bu memleket neler görmüs, üstad Bediuzzaman´in mahkeme kayitlari bazi risalelere eklenmistir, oradaki asiriliklardan bile hep beraat edilmis ve eserleri yasaklanamamis.

Bu günlari rahatlikla atlatmak temenni ve duasiyla…

46 arif { 03.24.08 at 20:50 }

Muzaffer bey, iki ayrı savcılık rekabet halinde (kabullerim doğruysa)
demişsiniz: Böyle birşey mümkün olabilirmi? Yaratılan algı olayları yüzeyde izleyen halk kitlelerine göre sergilenirken, muhtemelen üst kademelerde bunların farklı kodlarla çözülüp okunduğu bir arka plan var. Mesela normal algı, 9 Mart 1971 de, solcu baasçı bir darbe yapılacağı; bunun için anarşi ve terör örgütleri oluştuğu ve komünizmin kapıya dayandığı algısı yaratılmıştı. Bu arada tamamen ABD ile devletin uygun adım hale gelmesini sağlayan 12 mart kotarıldı. Bir ayda anarşi bitti. Şimdi daha farklı değil yaşananlar fakat daha karmaşık ve sivil görünümlü. Biryanda dindarları katledecek baasçı bir darbe hazırlığıyla birileri korkutulurken, birileride siyasi hayatının bitirilmesi tehdidi altına alınıyor. ABD ile uygun hale gelmenin değişik versiyonu. Gladyonun Avrupada tasfiyesi ile bu operasyonun benzerliğini kurmak çok zor. AKP kendini koruyacak güce sahip mi? Pazarlığın küçük olanı belki bu; ancak heybede büyük olanı var. Irak petrollerinin Avrupaya taşınması. Bunun güven içinde ve az paylarla, Kürtler ve Türkiyenin uzlaştırılmasıyla sağlanacağı ortada. Hükümetin altından halı çekildi ve Türkiye pazarlıkta zayıfladı.-buna hükümetin atak ve nispeten güç ilişkilerinden tam anlamadığı gerekçesiyle silahlı bürokrasinin bir dahli olmuştur muhtemelen- ABD nin gücü birnevi teslim edilmiş oluyor. Kuzey Iraktaki şekillenme bu yeni dengeler üzerinden yürütülecek pazarlığa göre şekillenir. AKP kurtulur mu? Buna sevinmek mi gerekir. Cevdet Sait-Suriyeli müslüman düşünür- Demokrasiye karşı olmak, İslama karşı olmaktır gibi çok önemli bir iddiada bulunmuş. -söyleşinin tamamı iyi Bilgi comda-. Böyle bir kabul içinde olunursa, belki buradan demokraside güçlenerek çıkabilir. Herşey belki daha ilerki yıllarda anlaşılır. Güç oyunu bunlar. ABD nin üç trilyonluk zararının karşılanması dırıltıları. Türkiye’nin ihracatı yüzmilyar dolar dersek; üç trilyon doların ne anlama geldiği ve ABD nin neleri göze alacağı anlaşılır. Bunları vicdanlar kabul etmesede, devlet yönetenlerin mantığı farklı çalışıyor demekki.

47 Bulent Murtezaoglu { 03.24.08 at 21:57 }

Ben de birseyler demistim galiba, spam mi olmus?

48 Muzaffer Kazim { 03.24.08 at 22:32 }

Arif Bey;

Tespitlerinizden cok istifade ettim. Halk önünde bir cesit tiyatro oynanirken, milletin cambaza bakmasi, cambazin da hünerinin az olmamasindan.Öte yandan “cambazi biz oynatiyoruz” zannedenlerin de aslinda bir ne´vi baska cambazlar oldugu bir sürec bu.Tek parti devri özlemcilerinin hukuk cambazligini kurgularken, Amerika´nin veya baska güclerin kuklasi olduklari gercegi tezahur edebilir.

Cambaza bu dekorlari hazirlayanlarin, dekorlarin, dikkati cambaza yöneltecek sekilde dizaynini da gözönünde bulundurmus olduklari asikar.Bir taraf, “bunlar, devlet ve rejim düsmani” diye düsünmeye sevkeden dekorlarla müzeyyen tiyato oyunlarini, kalkanci ve sahin oyunlarini senelerce seyretti ve diger tarafa güvenmiyor.Diger taraf ta; “bunlar bizim hakkimizda sürekli bir oyun pesinde, artik hadlerini bildirme ve hesaplasma zamani, bedeli neyse ne! “, seklinde yanlis bir baska cikarimi ayni oyundan yapiyor.

Akp´nin daha önceki süreclerde gösterdigi performansdan sonra , “simdi hersey Akp´nin kontrolü altinda” veya aslinda oyunun kontrolu bizim elimizde, millet arkamizda” demek de fazla iyimserlik olacaktir.

Kapatma sürecin baslamasinda, “sistemle uyumlu bir görüntü veren bir Akp´yi tuzaga ceken Mhp mi olmustur?”, sorusu dahi aklima geliyor.

Demokrasi konusundaki tespitlere ise tamamen katiliyorum,Islam Dünyasi´nin tek caresi.

Saygilar

49 Suat { 03.24.08 at 23:01 }

Ben de birseyler demistim galiba, spam mi olmus?

Şimdi farkettim kurtardım ondan başka var mıydı Bülent bey?

50 Bulent Murtezaoglu { 03.24.08 at 23:03 }

Yok Suat bey, o olsa gerek.

51 Suat { 03.24.08 at 23:28 }

Bülent bey,

Burasi cok derin bir piyasa degil, bu deneni ve felaket ihtimalini ciddiye alanlar olsa olculebilir ve rakama yansimis alametlerini gormemiz gerekmez miydi?

Buna katılıyorum ve -değinme fırsatım olmadı ama- bu bana aslında çok ilginç geliyor. Yorumlarken acaba piyasalar bu içerdeki kaynaşmanın dış dinamikten (ABD-AB) yoksun olduğunu o sebeple de kesinlikle başarısız olacağını, bir şekilde -tıpkı 22 temmuz seçimleri, artdından da c.başkanlığı seçimi vs- gibi aşılacağını mı öngörüyorlar diye düşünüyorum. AKP kapatılırsa -ki bence eğer iddianame kabul edilirse kesin kapatılacak- yeni bir parti kurulur, iktidar olur, AB süreci devam eder, ekonomi biraz sallanır ama herşey yolunda devam eder diyor olabilirler. Evet dediğiniz gibi son dalgalanmalarda iç politikanın etkisi ABD’de olanlardan bile daha az oldu sanki. Erdoğan’ı sevmeyen bir iktisatçı arkadaşım “bu Erdoğan’ın bokunda boncuk mu var?” diyordu dava sonrasında “kara pazartesi”nin devamı beklendiği gibi gelmeyince. (Ki o gün bile dip değildi tepki, %7 lerde kalmıştı.)

Ancak bu iç karışıklığı ciddiye almamak hiç akıllıca bir davranış değil bana göre. Elbette piyasa iyi bir tahmincidir ama bu bir garanti değil her zaman. İyi ki -şimdilik- ciddiye almıyorlar buna ekonominin selametinden ötürü de şükrediyorum ama bu ulusalcıların yapmak istediği eksen kayması(*) bir cunta kalkışması vs ile gerçekleştirilecek olursa nasıl büyük bir felaket olacağını kestirmek zor değil. Bu dış dinamik desteğinden falan da bağımsız olacak çünkü dengeler olası bir kalkışmadan sonra yeniden oluşacak. O bakımdan mücadele alanı olarak sert tepki göstermek “biz önümüzü kış tutalım, yaz çıkarsa bahtımıza” demek gerekiyor.

(*) Buna yönelik röportajdaki Karakaç’ın şu sözleri önemli: “Gelin bir anket yapalım. Ankara’daki yüksek yargı, askerler, üniversite hocaları… bunların hepsi dışa açık ekonomiye ve Avrupa Birliği’ne karşılar. Yüzde 90’ı karşılar. Karşı olmayanlar da “Evet, ama”cı.”

(O röportaja da “AKP savunma yapmasın” vurgusu için link verdiğimi vesile ile belirteyim.)

52 Suat { 03.24.08 at 23:43 }

Arif Abi’nin bahsettiği Suriyeli düşünürün söyleşisinin linki burada:

http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=59554

53 Bulent Murtezaoglu { 03.24.08 at 23:48 }

Suat bey,

Ankara’daki yüksek yargı, askerler, üniversite hocaları… bunların hepsi dışa açık ekonomiye ve Avrupa Birliği’ne karşılar. Yüzde 90’ı karşılar. Karşı olmayanlar da “Evet, ama”cı.”

Buna inanirim, gerci itiraf edeyim hic Ankara’ya gitmedim. Yalniz — huysuzluga devam ediyorum — ‘evet ama’ci olmamak nasil oluyor bu konuda? Yahu, bir an icin buranin ‘normal’ oldugunu dusunelim, bu insanlarin dogrudan is tarifi veya okumus filan olarak vazifeleri zaten ‘evet ama’ demelerini gerektiriyor.

Konu disi, ama bana hem ilginc geliyor, hem tedirginlik veriyor diye soyleyeyim. Bu tarz, imayla da olsa mubarek birseymis gibi gosterilen kayitsiz/sartsiz AB taraftarligi hakikaten ciddi tepki dogurabilir burada. Belirli bir prensipten yahut ne bileyim bir sekilde kutsal olan birseyden bahsetmiyoruz, kendisi devamli degismekte olan bir politik/devletimsi olusuma karsi talepte bulunan (ve kismen zayif) konumda olmamizi gerektiren bir surecten bahsediyoruz. Milli gurur dedigimiz ve malum metodlarla cogumuza mebzul miktarda verilmis sey her zaman hissi/mantiksiz tepkilere yol acmaz bazen de korunma refleksi saglar diye dusunuyorum. Bu tur aman ‘ama dahi denmesin’ havasinin bir adi da teslimiyetcilik ve bu yuzden o refleksi uyandirma ihtimali bana ihmal edilir gelmiyor. Nedir bu kor kor parmagim gozune havasi milletteki o zaman? Sonra bu kaynaktan da beslenen ulusalcilardan sikayet edip duruyoruz.

54 Suat { 03.25.08 at 00:38 }

Bülent bey,

Bugün spamlarla başınız dertte. Ne yazsanız takılıyor.

Karşı olanlar %90 ise kalan “ama”cı %10′un pek kıymeti harbiyesi yok. Bir de AB konusunda bu geriye kalan “evet ama”cılar iyi niyetli (mesela toplumsal kaygılardan kaynaklanan çekince sahipleri gibi) “evet ama”cılardan değiller yalnız. İyi niyetli değiller derken vatan haini anlamında demiyorum kendi algıları açısından memleketin selametini düşünüyorlar elbette. Ancak ne demokrat ne de -hem siyaseten hem ekonomi açısından- özgürlükçü olmadıkları -ya da sadece kendilerine demokrat ve özgürlükçü oldukları- için konuya sadece “refah” açısından bakıyorlar. Zenginlik gelsin ama bu düzen de devam etsin. Bir nev’i 30′ların asrı saadetinin ekonomik açıdan AB stardartı ile tahkim edilmiş hali. Bu da mümkün değil elbette

Şimdi açmaya mecalim yok ama kısaca şunu söyleyeyim, mesela ben kayıtsız AB’ci değilim ama bu dış dinamiğin kullanılmasının gereğini düşünüyorum. Hedeflenen noktalar açısından başarılı olunursa AB dışında kalmak daha iyi olabilir bile hatta. Dediğiniz gibi sürekli değişien bir yapı AB de, statik ve yekpare değil.

55 Muzaffer Kazim { 03.25.08 at 06:29 }


Demokrasi tepeden inmedi; halkın zorluk ve sıkıntılara tahammül etmesi, aydınların fedakârlıkta bulunmaları gerekti demokrasiye kavuşmak için… Türkiye de böyle bir süreçten geçiyor işte ve sahtesinin yerini hakikisi aldıkça, pek çok sözde demokrat yüzündeki maskeyi çıkarmak, beneklerini kapatmak için sürdüğü boyayı silmek zorunda kalıyor. Kim demokrat, kim değil, kim kimlerle ittifak halinde daha kolay görebiliyoruz.

Fehmi Koru bu tespitleri yapmis.

56 arif { 03.25.08 at 09:05 }

Dikkat çeken bir nokta; eğer ulusalcılar bir darbe yapacak güçte olsalar- Zamanda İhsan Dağı sonuçlarıyla birlikte böyle bir darbeyi analiz etmiş- bu yalnız Türkiye için değil dünya için felaket olur. Böylesi bir tehlike varit olsa, AKP için kapatma davası açılamaz. Böyle bir darbenin ençok İstanbul burjuvazisine zarar vereceği ortadayken, Tüsiad’ın tavrı yeterince rahat ve açklayıcı değil mi? -krizin derinleşmemesini birde bu açıdan okuyalım-Bir hafta sonra, evet amacı bir itidal çağrısı. AKP kapatılmamalı. Zira halka büyük hizmet veriyor. Elbette güvenlik ve strateji politikalarını tek başına belirleyemez ancak, seksen yıldır her kış kapanan bir Van-Bahçesarey yolu vardı. Bu yolu üstelik yeni bir güzergahla yeniledi AKP ve artık kapanmıyor. Köylerde evlere su geliyor, eğitim ve sağlıkta yaşananlar inanılmaz bir gelişme içinde. Kalp ameliyatı için bir sigortalı hiç sıra beklemiyor vs. Altı aydan önce gün alamazdı ve muhtemelen tarla vs. satılırdı-eğer köyde varsa-. Halka hizmet aksamamalı. Daha öncede yazmıştım gerek milletimizin karekteri gerekse bulunduğumuz coğrafya, güvenlik ağırlıklı bir devlet odaklı yapılanmayı kaçınılmaz kılıyor. Menderesi tanıyamadık ama, Özal dahil, kendini en hızlı yenileyen lider Erdoğan. Bu zor denklemden kendisinide, milletide kazançlı çıkaracak bir yolu bulmalı. Türkiye kazanacaksa, biz kaybetmeye hazırız sözlerini iyi bir işaret olarak okuyabiliriz-yoksa tam tersimi-. Demokrasi insana en yakışan rejim ve müminler olarak bunun kıymetini bilmeliyiz. İnanmayanları zorla inandırmakla, müminlerin inanç ve ibadet özgürlüğünü kısıtlamak sonuçta aynı şey değil mi?

---

Önemli


Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Ya