Random header image... Refresh for more!

PKK’da sona doğru

“Girelim şu Irak’a Kerkük’ü, Musul’u alıp aşiret reisini tepeleyip gelelim” diyenlerin sesleri kesildi. Erdoğan-Bush görüşmesine burun kıvıranlar, “somut birşey yok” diyenler de yanıldıklarını anlamaya başladılar sanırım.

Başbakan Kürt paketini halen açıklamadı, neler içeriği az çok tahmin edilse de mahiyeti tam olarak bilinmiyor. Şunu kabul etmek gerek ki bu süreçte Erdoğan herşeyi kontrol altında tutmayı, dahası süreci bizzat yönetmeyi ve başta ordu olmak üzere tüm kurumlar üzerine etkin olmayı başardı. Bu aslında Türk demokrasisi açısından da çok önemli, çünkü şimdiye kadar bu tip “devlet”i ilglendiren konularda hükümetlere çok fazla hareket alanı bırakılmazdı. Hele ki AKP gibi Anayasal kurumların şüphe ile baktığı bir partinin iktidarında bunun gerçekleşmesi ayrıca takdire şayan birşey.

Sebebi, devletin artık denizin bittiğini görmesi mi yoksa Erdoğan’ın liderlik başarısı mı tam olarak bilmiyoruz ama özellikle Erdoğan’ın yönetme başarısının ağırlıklı bir etkisi olduğunu söylemek mümkün.

Bunu demokrasi açısından bir kazanç olarak hanemize ekleyip aynı kararlılıkla devam etmeliyiz.

Şahin Alpay iki gün önceki yazısında 15 Ekim 2007 tarihinde yayımlanan “Amerikan Dış Politikası Ulusal Komitesi” adına David L.Phillips’in kaleme aldığı, “PKK’nın Silahsızlandırılması, Dağıtılması ve Toplumla Yeniden Bütünleştirilmesi” başlığını taşıyan bir raporun özetini yapmış köşesinde.

Öneriler son derece somut ve gerçekçi:

1) Türkiye’nin desteğine çok ihtiyacı olan ABD hükümeti, ilişkileri güçlendirmek için çabalarını iki katına çıkarmalıdır. Washington, Türkiye’ nin siyasi, iktisadi ve güvenlikle ilgili çıkarlarına her alanda destek olmalı; Irak ve KBY yönetimlerini PKK ile mücadelesinde Türkiye’ye yardımcı olmaya teşvik etmelidir.

2) Iraklı Kürt liderler Mesud Barzani ve Celal Talabani, PKK’nın bir yıllık ateşkes ilan etmesini sağlamalıdır. Bu, Ankara’ya Kürt sorununun çözümü için gerekli reformları uygulamaya koymak için zaman sağlayacaktır.

3) AKP hükümeti, PKK’yı silah bırakmaya ikna edebilecek nitelikte bir af üzerinde de çalışmalıdır. Söz konusu af, aşamalı olarak uygulamaya konulabilir; ilk aşamada örgüte 2002′den sonra katılanları, daha sonra komuta kademesi dışında kalanları kapsayabilir. Komuta kademesindeki, İnterpol tarafından da aranan 134 kişi Irak’a iltica edebilir.

4) DTP’nin parlamentoda 21 milletvekili olması, ayrıca birçok yerel yönetimde temsil edilmesi, bu partiye güçlü bir meşruiyet sağlamaktadır. Hükümetin PKK ile doğrudan görüşmeler yapması düşünülemez, ama PKK’nın silah bırakmasının şartları DTP ile konuşulabilir. DTP’den PKK’yı terör örgütü olarak ilan etmesi beklenmemelidir; çünkü bu, aracı rolünü oynama imkânını elinden alır.

5) Uluslararası finansman ve propaganda altyapısının kırılması yoluyla PKK üzerindeki baskı artırılabilir. 25 AB üyesiyle Norveç ve İsviçre’nin dâhil oldukları “Avrupa Anti-Terörizm Grubu” PKK’nın mali kaynaklarını saptamalı ve kurutmalıdır. PKK’nın Avrupa’daki kin ve nefret körükleyen ve şiddete çağrı yapan medya organları kapatılmalıdır.

6) Türkiye ile Irak’taki Kürt Bölge Yönetimi (KBY) arasında ortaklık ilişkilerinin gelişmesi kaçınılmazdır. Ankara, KBY başkanı Mesut Barzani’yi şeytanlaştırmaktan kaçınmalı, onunla görüşmek üzere bir özel temsilci göndermelidir. Türkiye ile Irak arasında imzalanan Terörizmle Mücadele Antlaşması, ancak KBY’nin katkısıyla hayata geçebilir. KBY, bölgedeki PKK faaliyetini önlemek için gerekli bütün önlemleri almalıdır. Ekonomik bağlar iyi ilişkilerin geliştirilmesi bakımından büyük önem taşır. Bölgedeki petrol sahalarının geliştirilmesinde Türk şirketlerine öncelik verilmeli; karşılığında Türkiye bölgeye yönelik yatırım ve ticareti teşvik etmelidir.

Raporun tarihi 15 Ekim, dolayısı ile Bush görüşmesinin sonuçları da DTP ile ilgili kapatma davası da meydanda yoktu o zamanlar. Raporda ABD’ye yönelik olarak yapılan öneriler de görüşme sonrası gerçeğe dönüşmüş durumda. DTP’lilerin davayı umursamadıkları, dahası şahin kanatın bunu kendi artı hanesine yazmakta olduğu gerçeği gözönüne alınırsa, bu davanın sorunu DTP ile konuşarak çözmeye bir engel teşkil edeceğini sanmıyorum.

Geriye bizim yapacaklarımız kalıyor. Burada iç siyaset açısından en çok tüyleri diken diken edecek şey “af” olacaktır, ancak sorunu tamamen çözmek istiyorsak kapsamı tartışılır olmakla birlikte af kaçınılmaz olacak.

PKK’ya kesin olarak silahı bıraktırmaya yönelik bu süreçle eş zamanlı olarak Kürtlere yönelik demokratik açılım hayata geçirilmeli.

İşte o zaman son 30 yılımıza damga vuran bu sorundan kesin olarak kurtulabiliriz.

Erdoğan tüm cephelerden tam saha bastırıyor, sonuçları izliyor. Eğer ABD’den, PKK’dan ve K.Irak Kürt yönetiminden beklediği adımlar tam olarak gelirse ancak o zaman paketi açıklayıp uygulamaya geçirecek.

Bekleyip göreceğiz..

9 comments

1 TT { 11.24.07 at 09:58 }

Suat Bey
Sonuncu PKK belasını ve açılan kürt kartını da çok şükür ucuz savuşturduk diyebiliriz..

Ben yakın tarihlerdeki süreci bir çok yazarın ifade ettiği gibi Pakistan paralelinde değerlendirmek istiyorum.
Türkiye ile kardeş ülke(!) Pakistan’ın çok uzun yıllardır kader birliği var.
Uluslararası planlayıcılar sanki Türkiye üzerinde yapacakları hamleleri öncelikle Pakistan üzerinde deniyor ardından Türkiye’de yürürlüğe koyuyorlar.
1978 Pakistan darbesi ile 1980 Türkiye darbesi ile bu ortak süreci başlatabiliriz.
Benazir Buttolu ve Çiller’li paralel yıllar…
Onların devrilip yerine Mesut Yılmaz’lı,Nevaz Şerifli yıllar…
Cumhurbaşkanlığı süreci öncesindeki Anayasa mahkemesi kararları ve sonrasında yaşananlar bile neredeyse aynıydı..
Şaşırtıcı olarak bir tarafta Butto ve Nevaz Şerif’in sahaya inmesine paralel Çiller ve Mesut Yılmaz’ı bile son aylarda yeni oluşumlar için sahaya inmiş gördük…
Şu son olaylarda da Pakistan’da sünni-şii gerginliği tırmandırılmaya çalışılırken ve başarılı olurken burada da kürt-türk çatışması öngörülüyordu..

Bu sefer Türkiye’de umulan Pakistan’daki gibi olmadı ve Türkiye yoluna devam etti.
Hatta Bush bile belki de hayal kırıklığının dışa yansıması olarak Tayyip Erdoğan’la görüşmesi akabinde Pakistan ile Türkiye’yi kıyaslamış Türkiye’deki demokratik sürecin devamını övmek zorunda kalmıştı…

Bundan sonra ne olur?
Ali Babacan’ın sürpriz bir reform sürecinin başlatılacağını açıklaması yeni Türkiye için bizi umutlandırıyor….

2 Rumuzyok { 11.24.07 at 12:04 }

Ali Babacan ne zaman öyle bir açıklama yaptı? Link varya, kopyalar mısınız?

3 TT { 11.24.07 at 12:35 }
4 Rumuzyok { 11.24.07 at 12:51 }

“link var mı” olacaktı , “varya” değil..pardon

5 BetuL { 11.24.07 at 17:19 }
6 arif { 11.24.07 at 17:47 }

Suat bey, Türkiyenin başarısına sevinenler cephesi açısından güzel gelişmeler yaşanıyor. Bu başarının elbetde görünen lideri Sayın Erdoğan. Ancak gelişmeler Türkiyeye yardımcı oluyorda diyebiliriz. Doğu ile batının kadim çekişmesi ve doğunun yükselen trendi şımarık batıyı Türkiyeyi anlamaya ve desteklemeye zorluyor. Türkiyede bundan iyi yararlanıyor doğrusu. Iraktaki gelişmeler açısından yazdıklarınıza itirazım var. Türkiye Kerkük ve Musulu birleşik bir Iraka terk ettiğinden, eğer Irak bölünecekse bu bölgede hak iddia edeceğini çok net bir şekilde Irak ve ABD ye iletti. Buda satrancın hamlelerinden biri idi. Yine kesin bir askeri müdahele kararlılığıda pazarlığın yada satrancın kesin hamlelerinden idi. anlamamız gereken çok önemli gerçek Türkiyenin dünyanın abartmasız en büyük oyun kurucularından olma potansiyeline kesinlikle sahip olduğudur. Yine bilmeliyiz ki, küçücük bir tavize bile gönüllü boyun eğmek korkaklığı, hoş karşılanacak bir tutum değil adalet terazisinde.Kurumsal taassup ve pozisyondan devletin tekliği sürecine geçişide yaşıyoruz bu arada. Yiğidi öldür hakkını ver anlayışı her mahfilde dile geliyor kanaatimce. Gelişmelere hakim ve olgun bir idare, vesayet mantığını ve buna gerekçe arayanları yanlızlaştırıyor.
Bilmem Erdoğanın İstanbul belediye başkanlığına aday olduğu süreci hatırlarmısınız. Rakipleri Dalan, Kesici, Livaneli idi. o gün için Erdoğanın bu ağır abiler arasından sıyrılmasına nasıl bir anlam yükleneceğini doğrusu kavramakta zorlanmış idim. Tamda görelim mevla neyler bekleyişine örnek bir süreçti. Bugün Buşh ile görüşürken, Buşun bakışlarında olsun, Clintonun açık ifadeyle en başarılı politikacı deyişinde olsun, Hakk’ın lütfuna teslim oluşun izlerini vede çaresizliğini gördüm.

7 T. Suat Demren { 11.24.07 at 20:08 }

Arif Abi,

Evet, Türkiye en azından Ortaoğuda büyük oyuncu artık..

Irak konusunda biraz farklı düşünüyoruz evet. Bu konuda emin değilim çünkü, inşallah senin dediğin gibidir.

Erdoğan, hiç tahmin etmediğim kadar zeki çıktı. Ülke için insanlık için, hayırlısı ne ise o olsun..

8 Rumuzyok { 11.24.07 at 21:44 }

http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=282487

Birşeyler pişirildiği açık; ama ne.. Pazarlıklar yapılıyor herhalde.

9 arif { 11.24.07 at 23:05 }

Suat bey,
Dünya çapında oyuncu dememin nedeni, şuanda yaşanan gelişmelerin dünyanın yeniden tanzim edilmesi ile ilgili olduğu gerçeğidir. Sıkışan ve nefesi daralan ABD nin Türkiyeyi yardıma zorlaması ile bundan Türkiyenin ne elde edeceği çatışmalarıdır içinde olduğumuz süreç. Bu kapasiteye sahibiz. Tüm bu sürece bütün AB nin katkısından daha fazla katkısı olacak Türkiyenin. Ayrıca AB ile yaşanan olumlu gelişmelerde bunun sonucu. AB tarihinde hiç görülmemiş biçimde anlayışlı Türkiyeye karşı. Bütün bu pazarlıkların sadece Irakın kuzeyi ve manüple edilebilir bir terör örgütü için olmayacağı kesindir. Kafkaslardada yeni ve kaçınılmaz boyutları olacak bu gelişmelerin. Enerji arz güvenliğinin sağlanmasıda bu projenin ayaklarından. Unutmayalımki, her yıl üstüste yaşanan sanayi gelişim boyutuda, Türkiyenin bizatihi enerji tüketen bir aktör olmasına yol açtı. İranın barışçı yoldan tehdit olmaktan çıkmasınıda ancak Türkiye sağlayabilir. Bunun ciddi ve güçlü olanaklarına sahip Türkiye. İsrail ve Suriye barışınada katkı yapıyor. Bu sorunun hal yoluna girmesi İranı diyaloga zorlayacaktır hiç kuşkusuz. Ayrıca İranla gaz ve petrol anlaşmalarına elektrikde eklendi. Türkiye İranla yakınlaşarak elini batıya karşıda güçlendiriyor. Daha doğrusu doğunun dilinden ben anlarım diyor biryerde. Çelişki gibi görünsede İran ile işbirliği yapılabileceğinin ıspatı biryerde Türkiyenin tutumu. Çok yönlü açılımlar klasik dışişlerinin başını döndürsede Batı ile ilişkilerimizi daha güçlü ve saygın bir yere oturtuyor. Üstelik doğu ve müslüman dünya ilede yakınlaşıyoruz. Türkiyenin bilinçle yok sayılması ve tüm bu gelişmelerin dışında tutulması, sorunları bugünkü boyutuna taşıdı. Artık içerdeki kokmaz bulaşmaz blokajcı takım ile, bunlara engel olmaz isek yeni bir Osmanlıya yol veririz diyen dış odakların etkisi azalıyor.

---

Önemli


Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayınlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı sağlayabilmek için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır.

***

Siz de düşüncelerinizi paylaşın: