Güncel & Düşünce & Garabet T. Suat Demren - 10 Ekim 2007 05:03 pm

Karpat Hoca’dan röportaj

Radikal’den Neşe Düzel, Kemal Karpat Hoca ile röportaj yapmış. Kemal Hoca daha önceki röportajında olduğu gibi -katılmadığım bazı noktalar olmakla birlikte- yine önemli tespitlerde bulunmuş.

Aynı ya da benzer şeyleri ben söyleyince kıytırık blogcu olduğumuzdan olsa gerek burun kıvırıyor bazı okurlar. Böyle bir biyografisi olan dünya çapında bir tarihçi söyleyince belki biraz üzerine düşünürler.

Ben bazı bölümlerini alıntılıyorum, tamamını mutlaka okuyun derim.

Neden dinle ilgili bir türlü halledemediğimiz bir sorunumuz var bizim? Neden Cumhuriyet’in kurulmasından seksen küsur yıl sonra hâlâ laikliği tartışıyoruz?

Çünkü laiklik, Cumhuriyet’in ve modernitenin temeli olarak gösterildi. Oysa bir cumhuriyetin temel vasfı demokratik olup olmamasıdır. Eğer demokrasi Türkiye’ye baştan getirilseydi bugün durum değişik olurdu. Zaten bütün bu işler 1930′da bozuldu. 1930′a kadar Atatürk, toplumu biraz eski dengeleriyle muhafaza etmek istedi. Fakat Halk Partisi Atatürk’ü ikna etti ve durum değişti. Atatürk’e, ‘Bak, Fethi Okyar’ı nasıl tutuyorlar. Onu tutanlar gericilerdir, saltanatı geri getirmek istiyorlar’ dediler. Halbuki halk, saltanat falan istemiyordu. Halk Partisi’ni ele geçiren kadronun keyfi yönetimine, yolsuzluklarına tepki gösteriyordu halk. Eğer seçim olsaydı Halk Partisi iktidardan gidecekti. Hedef, Atatürk ve cumhuriyetçilik değildi.

Çok partili rejimden vazgeçmesi ve Serbest Fırka’yı kapatması için kim Atatürk’ü ikna etti?

Bürokrasinin başında olan İnönü’nün kabahati büyük. Atatürk’ü ikna edenlerin başında o vardı. Aynı İnönü 15 yıl sonra fikrini değiştirdi ve ‘Biz hata yaptık ve o partiyi kapattık. Ülkeyi daha başta demokrasiyle idare etmemiz gerekirdi’ falan dedi. Ama iş işten geçmişti ve İnönü bu fenalığı yapmıştı. Araya Atatürk’ün hastalığı, ölümü girdi ve biz hâlâ laikliği tartışıyoruz. Devlet eliyle inanılmaz bir tek parti rejimi tatbik edildi. İnönü, Milli Şef, Ebedi Şef ilan edildi. Bu gibi baskılardan geçmiş bir ülke burası.

Türkiye’ye şeriat gelmesi mümkün mü?

Mümkün değil. Çünkü halkın ruhunda bu yok. Dine dayanan devlet geleneği yok. Osmanlı’da da yoktu. Görünürde vardı fakat aslında yoktu. Tabii her zaman bir grup bir an için devleti ele geçirerek kendi görüşlerini tatbik etmeye kalkabilir. Bu daima mümkündür. Bu grup dinci de olabilir, sosyalist de, faşist de. Ama ondan sonrası ne olacak? Halk yine kendi eksenine dönecek. Bu toprakların halkının ekseninde dindar bir idare şekli hiçbir zaman olmadı. Biz başka bir gelenekten geliyoruz. Türklerin bir devlet geleneği var. İran’daki gibi bir din devleti geleneği yok bizde. Türkiye bir din devleti haline gelemez. Ne tarih, ne gelenek, ne halk kültürü bakımından böyle bir imkân ve ihtimal görmüyorum. Mesela bugün AK Parti bir geçişi temsil ediyor. İslami kökenli olmakla birlikte demokrasiye ve laikliğe doğru gidiyor ve AK Parti halkı temsil ediyor. Büyük bir halk reyine dayanıyor.

Toplumumuz din açısından Arap ülkelerine benzemiyor ama halk genellikle dini vurgulamaktan çekinmeyen partilere oy veriyor. Bunu nasıl açıklamalıyız?

Çünkü bu halk kendi inancına hürmet edilmesini istiyor. Bizde ise laiklik biraz dinsizlikle alakalı görülüyor. Türkiye’de en büyük zaaf, küçük bir elit grubun, kendi görüşlerinin dünyanın en mükemmel görüşü olduğuna inanması ve diğerlerine bunu kabul ettirme inadını bırakmaması. Bizde liberaller de, inancın İslam şeklinde ortaya çıktığını kabul edemiyorlar. Oysa bir inancın şekilsiz, ruhsuz, isimsiz olduğunu düşünmek yanlış. İnanç, belli şekiller ve isimler altında ortaya çıkar. Bu toplumda da İslam olarak ortaya çıkıyor. Biz bunu kabul etmiyoruz. İslam dendi mi hemen şüpheleniyoruz.

Malezya, İran Türkiye için korkutucu örnekler olarak görülüyor. Türkiye, bunlara benzeyebilir mi?

Türkiye asla Malezya’ya, İran’a benzemez. Eskiden benzemedi, niye bugün benzesin? İran İran’dır. Tarihi, dili ve kültürüyle bambaşkadır. Türkiye hiç kimseye benzemeyecek. Türkiye, Türkiye’ye benzeyecek. Bu toplum daima gerçek anlamda laik oldu. İnanca saygılı oldu. Devlet bunu görüp yeni bir görüşe sahip olmalı. ve gerçekten laik bir devlet olmalı.

Peki türbanın üniversitelerde serbest bırakılması nasıl toplumsal bir sonuç verir sizce?

Yasak kaldırıldığında birdenbire türbanlıların sayısı yükselebilir. Çünkü üniversitede türbanı taşımak isteyip de yasak nedeniyle taşıyamayanlar olabilir ve onlar takabilir. Ama türban takanların sayısı sonra yavaş yavaş düşmeye başlar. Çünkü serbest bırakılınca türbanın çekiciliği ve manası kalmayacak. Bugün türbanın bir manası var. Koskoca bir idareye ve onun baskısına karşı koyuyorum diyorsunuz. Bu baskı, yasak kalkınca türbanın manası da kalmıyor. İçi deşilmiş bir balon gibi yavaş yavaş düşecek. Türban serbest bırakılırsa mesele olmaktan çıkar. Zaten halk biri türban takmış, takmamış, buna bakmıyor ki. Eyüp’te türbanlılarla türbansızlar birbirlerine bakmadan, birbirlerinin farkına bile varmadan dolaşıyorlar. Türban halkın sorunu değil.

***

Not: CHP zihniyetinin Atatürk’e ‘rağmen’ nasıl etkili olduğuna dair eski bir yazım:

Süregelen Zihniyet

One Response to “Karpat Hoca’dan röportaj”

  1. on 11 Ekim 2007 at 16:52 1.arif

    Suat bey, Karpat hocanın tespitleri şüphesizki çok değerli. Ancak Türkiye çok hızla normal öngörülerin önemsizleşeceği bir girdabın akıntılarını gittikçe daha ağır hissetmekte. Çok güçlü bir birlik ve dayanışma, sabır ve metanet, iman ve bilgi seferberliği ile kurtulabileceğimiz bir girdap. Bu girdap etkeni olan ABD yi bile zorlayacak güçte bir felaket. Bu felaketin adı Irak. Yüzbinlerce masum insan ölüyor. Milyonlarcası evlerini terk ediyor. Terör adına bunu yaratnların silahının terör olduğu artık anlaşılıyor. Bu azgın barbarlar ne ahlak nede ahde vefa tanıyor. Ortağı oldukları ittifakların hiçbir önemi yok bu azgınlar için. Kukla bir devlet kurmanın hayaliyle buldukları tek ortağı, geçmişte pekçok ortak harekat yürüttükleri Türkiyenin üzerine saldırtmaktan çekinmiyorlar. Ortaklıktan dolayı edindikleri hertürlü bilgi ve enformasyonu Türkiye aleyhinde kullanmaktan çekinmiyorlar. Eğer kendi başına benim projemi engellemeye kalkarsan hertürlü teröre ve melanete hazır ol deniyor. Bölünmemek ve Ulusal çıkarların için sınırötesi bir harekat yaparsan seni açığa düşürürüm diye tehdit ediyor. Yapıcı bir iktidar var Türkiyede. Batı ittifakına yıllardır yapılan yatırımları bir anda yıkmak istemiyor. AB ile ABD ile görüşüyor. Bir yol arıyor barışçı bir çıkış için ama bu yol verilmiyor. Irak bölünüyor, hedefte İran ve Suriye var. Türkiyeye ise daha başka bir teklif yapılıyor. Sende kaderine razı ol. Sesini kes. zaten kurumlar arası güveni sarstım. Çeşitli oyunlarla yıllardır Orduyu ikinci bir devlet gibi algılattım. Böylece hükümetler kendi ordusundan korkar oldular. Üçbuçuk darbe yaptırttım. Başbakan bile astırttım şimdide acaba bir sınır ötesi harekat askerin kaybettiği statükoyu yeniden kazanma çabasımı şüphesi dillendiriliyor. Elbette bunda her iki kurumunda hataları varsada aslolan fitnecinin maharetidir.
    Bu karanlık tabloyu çizerken ülkemin geleceğinden umudumu kesmiş değilim elbette. Çok daha ağır tabloları aşmıştır bu aziz millet. Yalnız mübarek ayların ve kutlu Ramazan bayramının bize çok net ve kararlı bir yeni sözleşme bir ahit duygusu yaratması dileğim. Aziz milletimizin birliğinin en önemli taşı; yani kilit taşı, mübarek dinimizdir. Din üzerinden milleti birbirine küstürme alçakça çabalarının Türkiyeyi bölme planının bir parçası olduğunu artık görelim. Camileri omuz omuza doldurduğumuz Kürt kardeşlerimizide, ancak bu sayede kucaklayabileceğimizi görelim. Batıda mutlu ve müreffeh, ezanın bile Türkçe okunduğu, modern ve küçük bir devlet masalının kendimizi inkar olacağını idrak edelim. Rodos şovalyelerinin tezgahlarına kanmayalım.
    Ramazan bayramınızı tebrik ediyorum. Allah milletimizin yar ve yardımcısı olsun.
    Kahraman ordumuz ve dirayetli güvenlik kuvvetlerimiz daimi muzaffer olsun.

Trackback This Post | Subscribe to the comments through RSS Feed

Önemli

Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederim.

Siz de düşüncelerinizi paylaşın


Kapat
E-posta ile paylaş