Güncel & Toplum & Garabet T. Suat Demren - 08 Ekim 2007 04:52 am

Acı Haber

Şırnak’ta çıkan çatışmada 1 astsubay ve 12 er şehit oldu. Bir kez daha yüreğimiz dağlandı. Kısa bir süre önce de Beytüşşebap ilçesinde 12 köylü katledilmişti.

Acı haber sonrası atılan ‘kararlılık’, ‘azimlilik’ nutuklarını geçelim. Bundan önce ‘azimli’ ve ‘kararlı’ değil miydiniz de bundan sonra artmasından sözediyorsunuz? Bize kararlılık ve azim kadar sorunu kavrama kapasitesine sahip ‘akıl’ lazım. Henüz sorunun hallini bırakın, kavrama yönünde bile kayda değer gelişmelerin yaşanmadığını gözönüne alırsak, maalesef bu acıları yaşamaya devam edeceğiz gibi görünüyor.

Hiçkimse bana, ortada bir orduya karşı yapılan cephe savaşı yokken, normal yaşantısında tamirci, muslukçu, şöför, memur, çiftçi  vs. olan, 3-5 ay öncesine kadar silah nedir bilmeyen gençlerin, aldığı birkaç aylık eğitimle Gabar Dağı Geçitboğazı’nda ne aradıklarının izahatını yapamaz.

Bir süre önce G. Kurmay Başkanlığı profesyonel askerliğe geçişin -nihayet- başlayacağını söylemişti. Umarım bu bir an önce gerçekleşir ve artık dağdaki 5-6 bin eşkiya ile, onların yöntemi olan gerilla yöntemleri ile savaşacak, ‘işleri bu olan’ birlikler kurulur. Evlatlarımız da pisi pisine ölmekten kurtulur.

Ve yine umarım bataklıktaki sinekler kadar bataklığın oluşma sebeplerine de daha ‘aklı başında’ yaklaşımlarla eğinilir ve sorun kökünden kurutulur.

Aynı konuda önceki yazılar:

Asıl Sorun nedir?
Kürt Sorunu

24 Responses to “Acı Haber”

  1. on 08 Ekim 2007 at 07:59 1.TT

    Seçimler öncesinde azan terör, seçimin ardından diğer kampanyalar gibi kısa süreli bir tatile çıkmıştı.
    Şimdi de yeni anayasa tartışmaları ile birlikte yürütülen kampanyayla eşzamanlı olarak ve kaos senaryosunun bir parçası olabilmek için tekrar huzurlarımızda…
    Allah cezalarını versin

  2. on 08 Ekim 2007 at 12:35 2.Mehmet Yilmaz

    Suat Bey Kardesim, bir yazi yazmistin, “korkarim vurusarak çekilecekler” diyordun.
    (”kulaklari diktim” olabilir) iste … malesef hakli çiktin.

    Yeni anayasa, refreandum vb gündem çok yüklü. Bir cinayet islenince en eski metodu uygularim :
    Bu ölümler kime yaradi/yarayabilir?

    1) Sinir ötesi büyük bir harekât ile Türkiye’deki demokratik ilerleyisi askiya almak isteyenler?
    2) Kan üzerinden siyaset yaparak oy toplayanlar, (Zaten “k.Irak’a girelim” diye tutturmuslar bile)
    3) K.Irak’taki batakliga girmemizden ekonomik rant saglayacak silah tüccarlarï ve imalatçilari,
    4) DTP’nin meclise girmesiyle milliyetçi kürtlerin gözünde mesruiyeti azalan PKK,
    5) Kendini gazeteci zanneden rating avcilari.

    Onlar tuzaklarini kurdular ama ALLAH’in tuzaklari hepsinin fevkindedir.

    Muhabbetle

  3. on 08 Ekim 2007 at 16:24 3.Murat

    Hürriyet Gazetesi bu ülkenin en tehlikeli kitle etkileme silahıdır.

    Bugünkü sürmanşeti “Bu sınır aşılır, bunun hesabı sorulur” idi. Aşağılık herifler, kan üzerinden ne hesaplar yapıyorlar.

  4. on 08 Ekim 2007 at 16:55 4.BetüL

    Hiçkimse bana, ortada bir orduya karşı yapılan cephe savaşı yokken, normal yaşantısında tamirci, muslukçu, şöför, memur, çiftçi vs. olan, 3-5 ay öncesine kadar silah nedir bilmeyen gençlerin, aldığı birkaç aylık eğitimle Gabar Dağı Geçitboğazı’nda ne aradıklarının izahatını yapamaz.

    Ne guzel soylemissiniz. Buna o kadar kiziyorum ki.. Hangi akli selim coluk cocugu terorist onune yem gibi atar.

    Politik emmelleri icin sehit kani kullananlara, bunlara izin verenere goz yumanlara yol acanlara sonra gidip sehit cenazesinde timsah gozyasi dokenlere lanet olsun!

  5. on 08 Ekim 2007 at 17:33 5.Ece

    Sivil Anayasa ya karşı, vatan evlatları feda olsun!

  6. on 08 Ekim 2007 at 18:45 6.Bulent Murtezaoglu

    Mehmet bey,

    Sizin hesaptan ikinci dunya savasi da Ingiltere’de Churchill’i iktidara getirmek icin cikmistir belki? Bir komsu devlet isgal altinda ve dagilmak uzere, dunyada bizim de icinde oldugumuz dengeler ve kutuplar degisiyor gibi gozukuyor ama olan her hareketi ic politikadaki cekismeye, ve sadece ic aktorlere yoruyoruz. Niyedir bu?

  7. on 08 Ekim 2007 at 20:10 7.Bigalıoğlu

    profesyonel askerlik onemli,bir an once faaliyete gecirilmesi gerekir.
    daha once direk basbakanlıga baglı ozel harekat timleri vardı.bu timler pkk’lıların korkulu ruyasıydı.sonra bu ozel harekatcılar dagıtıldı.bu buyuk bir hata oldu.

    ozel harekatcılardan korkmalarının en buyuk sebebi,ozel harekat timlerinin bu ise hayatlarını koymalarıydı.ve savas teknikleri konularında son derece uzmandılar.butun gorevlere oncu olarak onlar cıkardı.

    ordunun da bazı konularda basarısız oldugunu dusunmeye basladım.binlerce askerimiz daglarda.yuzlerce askerle kusatma yapıyorsunuz 2-3 terorist olduruyorsunuz.ote yandan 2-3 terorist 10-15 askerimizi sehit edebiliyor.ve bu teroristlerin yontemleri yıllardan beri pek degisik degil.son zamanlarda uzaktan kumandalı sistemleri saymazsak.

    sonra o bolgede istihbarat diye bir sey yok mu?mitcilerimiz ne is yapıyor?

  8. on 08 Ekim 2007 at 20:31 8.Deniz

    Bülent Bey,

    “Sizin hesaptan ikinci dunya savasi da Ingiltere’de Churchill’i iktidara getirmek icin cikmistir belki?”

    Belki Kurtuluş savaşı da Kemali iktidara getirmek için çıkmıştır.

    Bir devletin ordusunun ülke içindeki asi silahlı gruplara karşı operasyon yapması doğaldır. Bu operasyonlar ister baharda ister güzün yapılsın, bunlara kılıf bulanlar çıkacaktır. Yılın hangi peryoduna yapılırsa yapılsın, siyasi konjoktördüki bir sorunla arasında bağ kurulmaya çalışılacaktır. Belki gerçekyen de vardır, fakat ben bilemem, ne de aksini ispatlayabilirim.

    Suat Bey haklı genel olarak, özellikle şurada:

    “Hiçkimse bana, ortada bir orduya karşı yapılan cephe savaşı yokken, normal yaşantısında tamirci, muslukçu, şöför, memur, çiftçi vs. olan, 3-5 ay öncesine kadar silah nedir bilmeyen gençlerin, aldığı birkaç aylık eğitimle Gabar Dağı Geçitboğazı’nda ne aradıklarının izahatını yapamaz.”

    Profesyonel askerlik bunun alternatifi, ancak ona da para lazım işte. Hukümetin de hem para sağlama önerisi , hem de bu konuda bir politikası yok. Hatta bu hükumetin bir milli güvenlik politikası var mı ondan da şüpheliyim. Böyle olunca ipleri kaptırıyor.

    “Ve yine umarım bataklıktaki sinekler kadar bataklığın oluşma sebeplerine de daha ‘aklı başında’ yaklaşımlarla eğinilir ve sorun kökünden kurutulur.”

    Bu tip olaylar artıkça aklı başında yaklaşımlara elveda diyeceğiz.

    Demokratik devlete doğru gitmeye çalışırken ,bu geri zekalı PKK lilar yüzünden , bir gün polis devletinde uyanacağız. İşe önce DTP nin kapatılmasıyla başlanır,sonra özde solcuların sesi kesilir ve sıra büyük bir partiye gelir , bildiniz.

    Geride kalan şehit yakınlarına ve halkımıza Allah sabır versin.

  9. on 08 Ekim 2007 at 22:02 9.fizikci

    Bülent Bey,

    “ikinci dunya savasi da Ingiltere’de Churchill’i iktidara getirmek icin cikmistir belki” demişsiniz. Geçtiğimiz günlerde Zaman’da yayınlanan “Bölgede derin işbirliği” başlıklı yazıyı okumuş muydunuz?

  10. on 09 Ekim 2007 at 01:44 10.pusat

    Askeri harekette iki taraf da birbirine kurşun sıkar. Her iki taraftan da az çok ölenler olur. Bu kez fena bir tuzak kurulmuş. Olanlar olmuş. Canlarımızı almışlar.

    Olaya baktığınız pencereden başka pencerelerde var. Bu pencerelerden biri siyasi platformda teröre karşı kazanılan başarıdır. Madem askerin yaptıklarını beğenmiyoruz. Dönüp bir bakalım?

    Askerden başka terörle mücadele veren kim var?

    Halk mı? (Toplumsal refleksi yok olmuş, parti mitingleri dolduran halk vatan millet söz konusu iken uyuyor)
    Hükümet mi? (Bu olay karşısında bile atılan somut adım yok)
    Meclis mi? (İçinde PKK bizim tabanımızdır diyenler var)

    Asker bu konuda yalnızdır. Tutturulmuş bir çaylak asker havası. Bu çaylak asker değil sat komandosunu koysanız ormanlık alanda karanlıkta pusuya düşmüşse kurtulmasına imkan yoktur.
    Allah onlara kurşun sıkan kadar kurşun sıkana zerre kadar sempati duyanın ocağını başına ters döndersin.

    Kadir gecemiz mübarek olsun.

  11. on 09 Ekim 2007 at 04:26 11.TSD

    Sayın Pusat,

    Askeri harekette iki taraf da birbirine kurşun sıkar. Her iki taraftan da az çok ölenler olur. Bu kez fena bir tuzak kurulmuş. Olanlar olmuş. Canlarımızı almışlar.

    Bu bir gerçek. Fakat “olanlar olmuş” olarak değil de “neden olmuş” diye bakmak daha sağlıklı bir bakış açısı.

    Olaya baktığınız pencereden başka pencerelerde var. Bu pencerelerden biri siyasi platformda teröre karşı kazanılan başarıdır. Madem askerin yaptıklarını beğenmiyoruz. Dönüp bir bakalım?

    Hadi bakalım.

    Siyasi platformda başarı mı? Şaka yapıyor olmalısınız. Hangi başarıdan sözediyorsunuz siz? Neymiş başarı olan? Siyasi başarının ölçüsü nedir? başarı varsa şu an konuştuğumuz nedir?

    Askerlerin yaptığını beğenmiyoruz çünkü evlatlarımız ölüyör. Gayet anlaşılır bir sebep.

    Askerden başka terörle mücadele veren kim var?

    Asker mücadele edecek tabi, askerin görevi nedir? Komutanların maaşlarını hepimizin vergileri ödüyor, niçin; mücadele etsin diye..

    Siyasete, ilahi okuyan çocukları rejim tehlikesi olarak görecek kadar ota boka karışıp toplum mühendisliği yapmak mı askerin görevi, yoksa ülkeyi korumak mı? Koca bir konvansiyonel orduya, sağlanan her türlü imkana, verilen onca desteğe, harcanan milyarlarca dolar paraya rağmen 20 küsür yıldır 5-6 bin eşkiya ile başedememek açık bir başarısızlıktır.

    Hem teknik olarak(askeri açıdan) hem de izlenen siyasetin arkaplanında oldukları ve bu konuda bir devlet politikasını şekillendirdikleri için (Kürt sorununa yaklaşım vs) siyasi olarak, baş sorumlu askerlerdir.

    Halk mı? (Toplumsal refleksi yok olmuş, parti mitingleri dolduran halk vatan millet söz konusu iken uyuyor)

    Şaka mı bu? Nisan’da da değiliz ama?

    Halk daha ne yapacak? Gencecik evlatlarını veriyor, daha ne yapacak halk? Davul zurnayla uğurluyor, soğuk cesedi geliyor evine geri, “vatan sağolsun” diyor, daha ne yapacak?

    Tencereyi tavayı alıp dağa mı çıkacak? N’oluyoruz, İzmir’den Yunan girmedi, dağdaki bir avuç eşkiyadan sözediyoruz.. Bir cephe savaşı değil yapılan, bu olsa herşeyiyle savaşır bu halk, savaşmıştır da zamanında..

    Ordunun neyi eksik edilmiş? Ne istendiyse verilmiş, hem maddi hem de manevi destek yağmamış mı yıllardır? Asker mi yok, silah mı yok, para mı yok prduda; olmayan şey ne?

    Bizim toplumumuz devlet algısı çok farklıdır. Bu algı “devlet baba” yaklaşımı şeklinde özetlenebilecek bir algıdır ve halk devlete kadim bir gelenekle ‘kutsal’ olarak bakar. Bu bakışı tasvip etmemekle birlikte bu halim selimliği “halk uyuyor” olarak görenlere de hayret ettiğimi söyleyeyim. Şunu bilin ki eğer bu halk sizin tanımlamanızla “uyuyor” olmasa idi, 20 küsür yılda, onca masrafa, onca kayba rağmen çözülemeyen bu sorun karşısında askere alacak insan bulamaz, öyle şehit haberi geldikçe “vatan sağolsun” kabullenişi değil, kellesi (istifası) istenen sorumlu komutanlar için nümayiş görürdünüz; böyle bilakaydu şart destek değil..

    Hükümet mi? (Bu olay karşısında bile atılan somut adım yok)

    Hükmetin de atacağı somut adımlar var. Başta bu sorunun askeri değil siyasi bir sorun nolduğunu kabul ettirmek. Bilin bakalım buna kim karşı çıkıyor?

    Meclis mi? (İçinde PKK bizim tabanımızdır diyenler var)

    Soruna böyle yaklaşır, tek tek ağaçlara bakıp ormanı ıskalarsanız, sineklere bakıp bataklığın oluşma sebeplerini düşünmezseniz bu acıları yaşamaya devam ederiz maalesef. DTP sonuçtur, sebep değil. DTP’yi takiyye yapmaya zorlamak yerine sistem dışına atınan muhalifleri sisteme entegre etmeyi denemek gerek. Aklın yolu birdir, tüm dünyada da ayrılıkçı hareketlere karşı hemen aynı yöntem izlenir.

    “Ne mutlu Türküm diyene demeyenler ebedi düşmanımızdır ve öyle de kalacaktır” demek ve bu zihniyeti bir devlet politikası olarak dayamak, bu sorunun hiçbir zaman halledilemeyeceğini ilan etmek demektir.

    Asker bu konuda yalnızdır.

    Asker yalnız falan değildir, yukarıda sebebini açıkladım. Siz gerçek yalnızlığın ne olacağını tasavvur edemiyorsunuz.

    Tutturulmuş bir çaylak asker havası. Bu çaylak asker değil sat komandosunu koysanız ormanlık alanda karanlıkta pusuya düşmüşse kurtulmasına imkan yoktur.

    Yıllardır dağda olan, bölgeyi avuç içi gibi bilen, gerilla tipi savaşla yılların tecrübesini edinmiş 50 eşkiyanın olduğu bir dağı, üç ay öncesine kadar silah atmamış, bölge hakkında en ufak bir fikri olmayan, ülkenin çeşitli yerlerinden gelmiş, sivil hayatta bambaşka işleri olan 10.000 askerle çevirirseniz keklik gibi avlanmanız mukadderdir. GK da bunu nihayet görmüş olmalı ki terörle mücadele için pro birlikler kurulmasını kararlaştırdı.

    Kaldı ki bu işin çok farklı boyutları var. “Terörün bitmesi gerçekten isteniyor mu?” sorusu çok gerçekçi ve bir o kadar da soğuk bir sorudur ve cevapları hem netameli hem de tiksindiricidir. Kan üzerinden siyaset yapmak, çeşitli toplumsal şekillendirmelerde bulunmak, burada yazamayacağım başka amaçlar için bunu bir dinamik olarak kullanmak bu topraklarda yapılmayan şey değil. (Bak kulağım çınladı, Houston’dan birisi beni andı herhalde.)
    Allah onlara kurşun sıkan kadar kurşun sıkana zerre kadar sempati duyanın ocağını başına ters döndersin.

    Amin, amin de malum dua kadar sebeplere de eğilmek lazım. Deveyi sağlam bir biçimde bağlayıp sonra tevekkül etmek gerek..

    Kadir gecemiz mübarek olsun.

    Hepimizin gecesi mubarek olsun..

  12. on 09 Ekim 2007 at 04:33 12.çuvaldız

    Bu haberleri tv kanallarında izledikçe ben de M.Yılmaz gibi düşündüm.

    Bu ölümler kime yaradı/ yarayacak?

    Ben bu ölümler “medya” içinmiş diye düşündüm.Medya bu olayı tam bir reklam ajansı gibi kullanıyor.
    Ölümün acı olduğu,kayıpların can yaktığı kesin. Medya da,bu ölümleri vizyona yeni girmiş bir “şiddet” konulu filmmiş gibi tekrar tekrar vermekle, “nefret” ve “düşmanlık”duygularını kaşıyarak Mehmet bey’in ilk 4 maddede sıraladığı çıkar sahiplerine hizmet etmekte.

    Medya bu ölüm haberlerini yaparken, 4.kuvvet olma bilinci ile çözüme odaklı davranış sergilenmiyor.Siyasiler ve silahlı çözümde ısrarlı insanlar sorularla bunaltılıp,cevap aramıyor.

    4.kuvvetin,vatana hizmetten anladığı şey infial duygularını galeyana getirmek midir?
    Medyanın bu yaptığının terörden ne farkı var?

  13. on 09 Ekim 2007 at 11:50 13.TT

    Bülent bey:Sizin hesaptan ikinci dunya savasi da Ingiltere’de Churchill’i iktidara getirmek icin cikmistir belki? Bir komsu devlet isgal altinda ve dagilmak uzere, dunyada bizim de icinde oldugumuz dengeler ve kutuplar degisiyor gibi gozukuyor ama olan her hareketi ic politikadaki cekismeye, ve sadece ic aktorlere yoruyoruz. Niyedir bu?

    Haklısınız Bülent Bey,

    Terörün içerdeki tartışmaların eşliğinde artması veya azalması onun içimizdeki oyunun önemli bir parçası olduğunu gösteriyor…
    Şu andaki durum tabiiki dışımızdaki olaylarla bağlantılı ancak teröre dışardan destek verilmesi ,bir yandan içerdeki olayların dışa yansıyan etkisini de bize gösteriyor…

    Sivil anayasa tartışmaları ile terörün bir arada devreye sokulması sadece içe değil aynı zamanda dışa yönelik de bir hamle.

    Bölgedeki etkili ülkelerin şu sıralar en arzuladığı şey, içerde muktedir olmayan bir hükümet ve kafasını iç sorunlara gömen bir Türkiye…

  14. on 09 Ekim 2007 at 16:16 14.TSD

    Terörle Mücadele Yüksek Kurulu sınırötesi konusunda talimat vermiş:

    http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=273429

    Terörle Mücadele Yüksek Kurulu talimat vermiş ama sınırötesi için tezkere gerekiyor bildiği kadarı ile.

    Büyük resimde acayip bir oyun oynanıyor. Türkiye hem iç hem de dış dinamiklerle Irak’a çekilmek isteniyor.

    Bundaki amaç ne olabilir, tamn olarak kestirmek güç.

    Taha Kıvanç da bugün şöyle yazmış:

    [..] Halkımızın zihninde PKK ile ABD sözcükleri hiç bu denli üst üste oturmamıştı.

    Org. Başbuğ’un sözünü ettiğim konuşmasında en fazla altı çizilen cümleler “ABD’ye mesaj” olarak algılanan şu bölümdü: “Belki Türkiye’nin, bulunulan şartlarda, tek başına Irak’taki gelişmelere yön verebilecek güce sahip olmadığı söylenebilir; ancak Türkiye’nin gelişmeleri engelleyebilecek, maliyetleri artırabilecek bir güce sahip olmadığı söylenemez. ABD, Türkiye’nin desteğini almayan bir çözümün, Irak için kalıcı bir çözüm olmayacağını ve Irak’ın kuzeyindeki bölücü terör örgütünün varlığının Türkiye için hayati bir tehdit oluşturduğunu, zamanın söz söyleme değil, eylem zamanı olduğunu anlamalı ve görmelidir.”

    Bu konuşma 25 Eylül 2007 günü yapıldı ve PKK eylemleri de o konuşmadan hemen sonra azdı. Buna ‘tesadüf’ diyebilir miyiz?

    Geçen gün, terör olaylarına hayli kafa yorduğu bilinen eski bir istihbaratçı, şu kuşkusunu okurlarıyla paylaştı: “Biz ABD’nin PKK’yı desteklediğini düşünüyor ve her kademede ifade ediyoruz. PKK ülkemizde eylemler yapıyor ve birinci kanaatimiz doğruysa askerlerimizi şehit eden, masum insanları öldürenlerin arkasında ABD var. / Başka bir açıdan baksak ve şöyle bir senaryo yazsak nasıl olur? Bir başka ülke ABD’nin PKK’yı desteklediğini biliyor ve Türkiye ile ABD arasında bir çatışma yaratmak için PKK maskesi altında eylemler yapıyor ve terörü kendi amaçları için kullanıyor.”

    Biraz zor, ama üzerinde düşünülmesi gereken bir ihtimal…

    Esas düşünmesi gerekenler ise, Washington’da oturup dünyayı yönlendirmeye çalışanlar: PKK’yı Türkiye’ye karşı azdıran onlarsa sonucuna katlanmaya da hazırlar mı? Yok, küçük bir ihtimal de olsa, onları âlet eden birilerinin eseriyse bu son eylemler, kendilerini bu rezillikten kurtarmak için PKK konusunda Türkiye’yi memnun edecek adımı neden atmıyorlar?

    Bu işte bir yanlışlık var, ama ne?

    Bülent Bey,

    Kaynak’ın kuşkusundaki “başka bir ülke” ifadesini bir iç dinamik -ya da iç-dış işbirliği- olarak görmek daha makul değil mi?

    Ben dış dinamiği önemsiz bulmuyor ve mutlaka dahlinin olduğunu da düşünüyorum -ki zaten hep olur bu tip terör örgütleri elyle- ama otoriter bir Türkiye için bir menfaat örtüşmesi olmuş olamaz mı, bu ve dış dinamikler arasında?

  15. on 10 Ekim 2007 at 01:53 15.hg

    13 şehit ve çok önemli soru

    Dün bir astsubay ile 12 erin pusuya düşürülmesinden bir, iki gün önce Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ son yılların en önemli sorularından birini sormuştu.
    Aynı zamanda, devlet adına, çok önemli, tarihi özeleştirilerden biriydi.
    Muhtemelen güme gitti. Düşüncesiz, düşünmesiz, muhakemesiz, sorusuz ama acı ve ölüm dolu hayatımızın öğütücüleri arasında eridi.
    Son 13 şehitten hemen önce.

    Orgeneral Başbuğ’un sorusu şuydu:
    “1984′ten 2007′ye, 23 yılda, Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu terör örgütüne katılımlar noktasında başarılı mıdır?”
    Bu soruyu, başta bu 23 yılın siyasetçileri, hükümet olmuş şahsiyetleri, partileri, bürokratları ile üst kademe subayları cevaplayabilmeli; Cevaplamaya girişmeden önce de uzun uzun düşünmeli.
    Orgeneral Başbuğ’ un soruya cevabı net oldu:
    “Hayır.”

    “Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu terör örgütüne katılımlar noktasında başarılı değildir. Başarılı olsaydık bugünlere gelinmezdi.”
    O gün, onlarca yılda ölenlere 13 asker daha eklenmemişti henüz.

    Neden “başarısız” peki?
    Devleti başarısız, dolayısıyla “terör örgütü” nü “katılımlar noktasında” başarılı yapan nedir?
    Başbuğ, anne babalara da çağrı yaparak, “Örgüte evlatlarını kaptıranların da yapacakları şeyler vardır. Örgüte katılım kontrol altına alınırsa ülke terör belasından beklenenden daha kısa sürede kurtulacaktır” diyor.
    Muhtemelen, “çok doğru” bir sorunun “epey eksik” bir cevabı.

    Çünkü; devlet, gazeteciler siyasetçiler, askerler, akademisyenler ve vatandaşların önemli kısmı bu soruyu sormadı bile.
    Sorulmayınca cevap aranmadı veya cevaplar epey eksik kaldı.
    “Bu terör örgütü” nü “katılım noktasında” başarılı ve ölüm ile öldürmeyi cazip kılan nedir, sorusundan kaçınıldı.
    “30 bin ölü” rakamını dahi doğru telaffuzdan, doğru saymaktan, muhakeme etmekten yoksun kaldık. Anlamaya çalışmadık.
    “30 bin vatandaşın katili” dendiğinde, o günkü rakamlara göre, 30 binin 20 bininin “ölü ele geçirilen terörist” olduğunu düşünmedik bile.
    Yani, “10 bin asker, polis, korucu, köylü, memur vatandaşın katili” ile “20 bin ölü ele geçirilen terörist vatandaşın katili” gibi bir şeydi oysa o yuvarlanan sayı.
    Bunu doğru idrak etseydik, bir ülkeden o gün için 10 küsur yılda nasıl olup da sadece “ölü ele geçirilenler” in sayısı bile 20 bini bulan “terörist” çıktığını anlamaya çalışır;
    Bugün Orgeneral Başbuğ’ un “çok doğru, çok önemli, çok acı” sorusunun daha tamam, daha doğru bir cevabına, şehitler, ölüler, giden evlatlar daha da çoğalmadan ulaşırdık.
    Çünkü o tür bir cevap sadece “örgütün adam kapma başarısı” nı değil; devletin, binlerce vatandaşını, gencini “kaptırma başarısızlığı” nı da içermeye çalışırdı.
    Sadece “terörist olup adam öldürme, can alma” cazibesini, gönüllü yahut kandırılmış bir “cinayet, katliam, suikast şebekesi” oluşu değil;
    Binlerce gencin, çocuğun, insanın nasıl olup da o hale gelebildiğini, nelerden etkilendiğini, nelerden nefret ettiğini, nasıl bir ölüm ve öldürme makinesine dönüştüğünü;
    Her bir genç için iki misli sayıda anne, babanın; misli misli sayıda akrabanın; nasıl olup da binlerce evladı engelleyemediğini, engellemediğini de idrak çabasını getirirdi.

    Bu çok doğru, çok gecikmiş soru ve teşhis ile Orgeneral Başbuğ’ un tek kelimelik “Hayır” ındaki köklü (öz)eleştirinin satır aralarında, “kanlı, acı, kıyım dolu hain bir tarih” in o tuhaf iç çelişkisi de gizli.
    “Terörist” e ölümcül bir baskı olacağını duyuran Kara Kuvvetleri Komutanı, aynı anda, anne babaların “terör örgütüne kaptırdığı evlatlar” dan söz ediyor.
    Bir evladın “terörist” oluşundan yahut teröristin o “evlat” halinden. Veya evlatlıktan çıkış, kopuş ve 13 askeri mayınlı pusuya düşürmeye sürülmüş halinden.

    12 köylünün öldürüldüğü Beşağaç’a giden CHP Heyeti Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “İlk gözlemimiz, vatandaşların Türkiye’ye yönelik aidiyet duygusunun azaldığı yönünde” dedi. Su yok, telefon yok ama ölüm var. Koyunlar dahi yaşayamıyor.
    AKP Milletvekili Zafer Üskül başkanlığındaki Meclis İnsan Hakları Komisyonu, köyde köylülerle konuşamıyor bile; korucubaşı engelliyor.
    Ve akıllarının bir yerinde, bölgenin o kadim kuşkusu kalıyor: Katiller hakikaten kimdi?
    Katledilmiş 12 köylünün ardına bir anda 13 asker daha ekleniyor.
    Kara Kuvvetleri Komutanı’nın “devlet başarılı mıdır” sorusu orada duruyor.
    Aslında ne çok sorumuz var ama cevapları hep bildiğimizi sanıyoruz!

    UMUR TALU-sabah-08.10.2007

    http://www.sabah.com.tr/2007/10/08/haber,D8F4C99DF2F448F5825DEEAD21D97C91.html

  16. on 10 Ekim 2007 at 01:54 16.hg

    Düşünmeye davet

    Kimi temel noktalar:
    1. Örgütle, terörle mücadelede; istihbarat, güvenlik “alışkanlıkları” nın gözden geçirilmesi; zaafların, hataların tespiti;
    2. Bölgedeki askerlerin (ve komutanların) niteliklerinin, eğitimlerinin, kıdemlerinin, rütbelerinin, sorunlarının değerlendirilmesi;
    3. “PKK ile mücadele” nin “halkla mücadele” haline gelmemesi;
    4. “Teröre rağmen”, vatandaşlık bilinci, aidiyet ve adalet duygusunu yükseltecek demokratik, ekonomik, toplumsal, hukuki, eğitimsel seferberlik; temsil ve siyaset kanalının açık tutulması; adalet duygusunu zayıflatan yargı kararları üstüne düşünülmesi;
    5. PKK’nın “Kürtlerin hakları” ndan ziyade, ABD ve İsrail’in bölgedeki (kimi) hesaplarına “iliştirilmiş”, taşeronlaşmış halinin idraki;
    6. PKK’nın Türkiye için “tuzak” olduğunun, ekonomik ve demokratik açıdan sorunlu tutup militerleştirme, Irak batağına saplama, Ortadoğu’daki tüm karışıklıkların içine çekme, İran’a saldırı mevzii de kılınmak üzere bir savaş ülkesi haline getirmeye kurulmuş tahrik bombası olduğunun da kavranması.

    Kimi temel sorular:
    1. Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Başbuğ’un sorusundan çıkarak: 23 yılda devlet “örgüte katılımlar noktasında” neden başarısız?
    2. Güvenlik güçlerinin “başarısı” nın ilan edildiği 90′lı yıllardan sonra, bugüne nasıl gelindi?
    3. Binlerce askerle yapılan operasyonlarda, korucuların, köylülerin, askerlerin pusuya düşebilmesindeki zaaflar neler?
    4. Görev yapan askerlerin, özellikle erlerin eğitimi yeterli mi?
    5. Deprem ve ekonomik krizden sonra toparlanmaya çalışan, önceki hükümetten başlayarak atılan demokratikleşme adımları ve “Tezkere ve hukuksuz işgale katılımın reddi” ile uluslararası itibar kazanan, soldan sağa halkının yüzde 80′inden fazlası savaşa karşı olduğunu ilan eden, ABD’ye aldığı tavırla dünyada başka türlü fark edilen, AB karşısında pozisyonu kuvvetlenmiş bir ülke yeniden nasıl vuruldu?
    6. PKK; ABD’deki kimi güçlerin bir “tezkere cezası” ile Türkiye’yi yine Ortadoğulaştırma, iç savaş haline sürüklenme, kaos toprağı kılınma projesinin aracı olarak nasıl kurgulandı? Mayınlar ve silahlar birdenbire nasıl çoğaldı?
    7. Terörün şiddeti ile ülkede şiddetli bir rejim isteyenler arasındaki paralellik nedir?
    8. Mayın temizliği, büyük verimli toprakların tarıma açılması, kapalı sınır kapılarının işlev kazanması ihtimali ile hem komşulardaki, hem Güneydoğu’daki ekonomik ve sosyal değişim imkanları neler? Bunların dinamitlenmesi içeride ve dışarıda kimlerin yararına?

    Şimdi, ismi bende, “TSK’da 35 yıl ülkesine hizmet vermiş” emekli bir kurmay albayın yazdıkları:
    “Sayın Kara Kuvvetleri Komutanımız terör örgütüne katılım konusunda sınıfta kalındığını açıklamış. Sonuna kadar doğru. Ama yanlış olan iki temel nokta var:
    Sınıfta kalan TC Devleti değil, onun bilgisiz, yetersiz, değil ileriyi önündekini göremeyen, saplantılı, şahsi çıkarı önde tutan yöneticileri ve aydınlarıdır.
    İkinci, sınıfta kaldığımız tek konu bu değil.
    Organize bir tehdit olduğunun kavranmasında uzun süre sınıfta kalındı.
    Ekonomik yetersizlikler, sosyal sıkıntılar istismar edilerek başlayan bir sorunun sadece silahlı güçle çözülemeyeceğini anlamada sınıfta kalındı.
    Sorunun büyük bir ABD projesine hizmet eden planın parçası olduğunu anlama konusunda sınıfta kalındı.
    Terörle mücadeleyi sadece halkı kazanan tarafın kazanabileceğini kavrama, halkı kazanmada sınıfta kalındı.
    Terörle mücadelede başarının öldürülen terörist sayısıyla asla orantılı olmadığını anlamada sınıfta kalındı.
    Her kurumda, her düzeyde uygulanabilir, sonuç alıcı politika, strateji, taktik üretmede sınıfta kalındı.
    Bölge halkında vatandaşlık bilincinin yaratılmasında sınıfta kalındı.”

    Ve “bölgede görev yapmış biri” nin yazdıkları:
    “Biz sayısal rekora oynadık yıllardır. Terörist bir öldürdü ise, biz beş öldürdüysek sorun kalmadı gibi düşündük. Tepedeki siyasibürokratik kesimin her şehidin arkasından, kara gözlükleri takıp, şehitlerimizin kanı yerde kalmayacak demesi bu sığlığın göstergesiydi.
    Ama terörist öldükçe çoğaldı.
    O terörist taş kovuğundan çıkmamıştı. Anası, babası, sülalesi devlete düşman oldu. Feodal yapı bunu katmerlendirdi.
    Köylerde okul yok. Su yok, Allah’ın suyu yok. İş hiç yok.
    Eğitim? Onu PKK veriyor, tarikatlar, cemaatler veriyor.
    Geniş düşünme zamanıdır. Bugüne kadar yapılanlar işe yaramadıysa.”
    Ve bir başkası:
    “Askerlerimizin eğitim eksikliğini biliyor musunuz? Acemi eğitiminde bir aylık sürede silah eğitimi yapılıyor. Bir bölükte bir ere çok az süre ve öğretmen düşüyor. En fazla 20 ila 25 mermide nişancılığı bitiriyor. Program bu kadar. Çare, profesyonel personel. Ama onlara da doğru dürüst hak ve maaş. Bir gelecek umudu.”

    UMUR TALU-10.10.2007- SABAH

  17. on 10 Ekim 2007 at 09:45 17.e-mine

    Bakınız içimizden birileri demokratikleşme çabalarının askıya alınması için sebepler bulmuş. E ama doğru söylüyor bırakalım işi gücü oturup ağıt yakalım, anayasa çalışması falan böyle işlerle uğraşılır mı şimdi.

    “Hiç olmazsa böyle günlerde cephe gerisinde hırgüre son vermek, bizi bölen konuları bir süre için rafa kaldırmak gibi bazı şeyler.

    El ele vermiş bedenleriyle vatan zinciri oluşturan o “düşmüş çocukların” arkasında, ele ele, omuz omuza durmak gibi bir şeyler.

    Katlanılamayacak bir fedakárlık mı olurdu?

    Ödeyemeyeceğimiz bir borcun altına mı girerdik?

    Üç beş anayasa maddesi, oraya buraya sokuşturmak istediğimiz birkaç madde, bu milli ruhu oluşturmaktan çok mu daha önemlidir?” Ertuğrul Özkök

  18. on 10 Ekim 2007 at 14:42 18.Mehmet Yilmaz

    Sayin Bülent Mürtezaoglu,

    Churchill ile ilgili sorunuzu nükte olarak kabul ediyorum zira sizin gibi bilgili bir insanin bu savasin birincisinin devami oldugunu bilmesi icab eder. Birinci dünya savasi da arsidük ferdinand’in ölümyle degil Berlin-Bagdat demiryolu için Osmanli-Alman isbirliginin kuvvetlenmesiyle baslar.

    Zira savaslar hammade paylasimi için yapilir. Sivilleri ikna için vatan, millet veya ALLAH adina yapildigi ilan edilir.

    “Bir komsu devlet isgal altinda ve dagilmak uzere, dunyada bizim de icinde oldugumuz dengeler ve kutuplar degisiyor “

    Yapmayin, sizin de mi agziniz sulandi Musul ve Kerkük petrolüyle?

    “her hareketi ic politikadaki cekismeye, ve sadece ic aktorlere yoruyoruz. Niyedir bu? “

    Neden mi? 500 bin kisilik bir ordu neredeyse 30 yildir 40 bin insan hayati ve 300-400 milyar dolar harcadigi halde sorun hala çözümsüz duruyorsa … Evet, iç aktörler bir haltlar karistiriyor demektir.

    PKK’ya onun bunun piyonu diyoruz ama muhtemel bir Kuzey Irak harekatinda Türkiye de piyon olacaktir. Kendimizi dev aynasinda görmeyi biraksak iyi olacak artik zira TC henüz ortadoguda bir bas aktör degildir.

    TSK daha bir kaç ay öncesine kadar seçimle gelmis bir hükümeti devirmekle tehdit etti hepimizi. Basindan ve siyasi partilerden ayakta alkislayanlar oldu.

    Bu kosullarda Kuzey Irak’a girip herhangi bir isin üstesinden gelmek mümkün olamaz.

    Artik herkesin sormasi gerekiyor PKK… Ters giden nedir? Bundan sonra nereye? diye.
    Zira savas askerlere birakilamayacak kadar ciddi bir istir.

    http://www.derindusunce.org/2007/09/16/pkk-ters-giden-nedir-bundan-sonra-nereye/

    dostlukla

  19. on 10 Ekim 2007 at 16:52 19.Bulent Murtezaoglu

    Mehmet bey,

    Sordugumla ilgili degil yazdiklariniz. “… ama olan her hareketi ic politikadaki cekismeye, ve sadece ic aktorlere yoruyoruz. Niyedir bu?” Demisim. Ne agiz sulanmasi? Ne Musul’u?

    (Diger yazilara soyle bir bakabildim, Fethi bey bir dondu pir dondu buralara, orada laklaktan yetisemiyorum.)

  20. on 10 Ekim 2007 at 17:52 20.Deniz

    Mehmet Bey,

    “300-400 milyar dolar harcadigi halde sorun hala çözümsüz duruyorsa”
    Dünyada bu tip ayrılıkçı, gerilla tarzıyla savaşan bir oluşuma karşı taviz vermeden çözüm bulabilen bir devlet var mı? Yani bu sorunun çözülmüşü var mı?

  21. on 10 Ekim 2007 at 20:36 21.Mehmet Yilmaz

    Bülent Bey,

    iç aktörler konusunda sunu demistim :
    “Neden mi? 500 bin kisilik bir ordu neredeyse 30 yildir 40 bin insan hayati ve 300-400 milyar dolar harcadigi halde sorun hala çözümsüz duruyorsa … Evet, iç aktörler bir haltlar karistiriyor demektir”

    Büyükanit kara kuvvetleri komutaniyken sinirdan 2000 terörist girdi diye ilân etti. Sinirlari korumasi gereken biri bunu nasil söyler? iç aktör derken baska ne anlamistiniz ki?

    Deniz Hanim, evet, sorunun çözülmüsü var, Gerilla savasi yapan ilk ülke biz degiliz. Ama yöneticilerimiz öyle kibirli ki baskalarinin hatalarindan ders almamakta israr ediyorlar.

    yukarida verdigim linkteki PKK… Ters giden nedir? Bundan sonra nereye? adli yaziyi okuyabilirseniz iyi olur. 7 sayfalik uzunca bir yazi ama
    verdigim referanslarla beraber 400 milyar dolar harcamadan sorunun nasil çözülecegi konusunda çok ip ucu var.

    Counterinsurgency / Gerilla savasi /terör / asimetrik savas / gayri nizami harp sorunuyla karsilasan ne ilk ne de son ülke Türkiye. Bu bir uzmanlik alani.

    Ama sivri sinek ezmek için buldozer kullanmakta israr ettigimiz için 13 insan daha öldü.

    Biz ise simdi görünmeyen bir düsmani vurmak için bando-mizikayla, tankla, topla ve binlerce askerle Kuzey Irak’a girecegimizi ilan ediyoruz. “Heyyy teröristler, hazir olun, mayinlarinizi döseyin, cephaneliklerinizi doldurun, biz geliyoruz”.

    Oldu olacak askerlerimize fosforlu sari üniforma giydirelim ki yerleri daha da belli olsun.

    Mesele artik ahmaklik-kötü niyet eksenine oturdu.

    Muhabbetle

  22. on 11 Ekim 2007 at 06:53 22.Bulent Murtezaoglu

    Mehmet bey,

    Büyükanit kara kuvvetleri komutaniyken sinirdan 2000 terörist girdi diye ilân etti. Sinirlari korumasi gereken biri bunu nasil söyler? iç aktör derken baska ne anlamistiniz ki?

    Hmm, burada anlayamadigim bir zorluk cikiyor. Ben ic aktor kimdir diye merak etmemistim ki? Bu sefer bir de buyuk harfle yazayim, gecen sefer vurgu yapmam calismamis:

    Bir komsu devlet isgal altinda ve dagilmak uzere, dunyada bizim de icinde oldugumuz dengeler ve kutuplar degisiyor gibi gozukuyor ama olan her hareketi ic politikadaki cekismeye, ve SADECE ic aktorlere yoruyoruz. Niyedir bu?

    Benim merakimi tatmin edecek cevap vermek, hatta cevap vermek gibi bir mecburiyet yok elbette. Ama su yukarki yazdigimdan “Yapmayin, sizin de mi agziniz sulandi Musul ve Kerkük petrolüyle?” gibi akla ziyan birseyi cikartmayi bildiniz de sordugumu nasil iki seferdir atliyorsunuz anlamis degilim.

  23. on 11 Ekim 2007 at 14:45 23.ucanbalik

    Şehitlerin, Gül’ün ziyaret ettiği birlikten gelmesi bir tesadüf mü?

    Terör örgütünün içindeki, ‘derin güçler’ AKP’nin demokratikleşme çalışmalarından rahatsız olabilir mi? Çunku, terörün temel dayanak noktası ‘demokrasinin önü tıkalı tek yol silahlı mücadele’ anlayışı idi. DTP’nin meclise girmesiyle marjinal unsurların, demokratik sürece dahil olacağından mı korkuldu?

    Bunun için mi, kuzey ırak’a çekilmek isteniyoruz?

    Çunku, böyle bir müdahalede AB ile ilişkiler bitme noktasına gelecek ve içimize kapanma tehlikesi yaşayacağız..

  24. on 11 Ekim 2007 at 16:44 24.ahmet

    Profesyonel askerlik bunun alternatifi, ancak ona da para lazım işte.

    Esas para, zorunlu askerlik uzerinden herkesi askere alip bu adamlara yemek, giyecek saglamaya gidiyor. Sonra bu acemi herifleri karakollara koyuyorlar, bu heriflerde daha ilk yaprak kipirtisini duyar duymaz basliyorlar yaylim atese. Bu ates 20 dakika surse, giden para onbinlerce YTL’dir. Tek bir “cit” sesiyle.

    Son olaylarda suclu kismen hukumetindir. Artik kural haline geldi: Ne zaman Kemalizm, Turkculuk soylemleri artiyorsa, o zaman terorizm artiyor. Yeni anayasa taslaginda hala tum vatandaslara Turk deniyor. Adam bu etiketi istemiyor iste yahu. Salak misin kardesim? Ayrica anayasanin ozgurlukcu taraflarina yapilan Kemalist tepkiye karsi da bu terorizm dogmus olabilr.

    Baska bir varsayim AKP’nin Guneydogu basarisina icerleyen fasist Kurtculerin bu olayla halki korkutmak istemesidir. Bu varsayim da en az ustteki varsayim kadar gecerlidir. AKP ikinci varsayima dayanarak aksiyon plani yapiyor gozukuyor.

Trackback This Post | Subscribe to the comments through RSS Feed

Önemli

Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederim.

Siz de düşüncelerinizi paylaşın


Kapat
E-posta ile paylaş