Güncel & Düşünce & Garabet T. Suat Demren - 26 Eylül 2007 12:03 pm

Fast-Food Sosyoloji

Bir genel yayın yönetmeni, evet sadece bir genel yayın yönetmeni; ortaya bir tabir atıyor ve koca ülkenin gündemi değişiyor. “Özkök ve Malezyalaşmak korkusu”ndan sözediyorum.

Yahu bu nasıl olabilir? Bunun sağlıklı bir gidiş olmadığı belli değil mi? Böyle bir gündem terörizmine nasıl oluyor da prim veriyoruz?

Tamam, bu tür saçma sapan korkulara aklı başında yazarlar çok güzel cevaplar veriyorlar ama nedir bu enerji sarfiyatı?

Hemen tüm TV kanallarında aynı konu: “Malezyalaşıyor muyuz?”

Akşam NTV’de Can Dündar o melül melül bakan gözleri ve sanki her an evlenme teklif edecekmiş gibi çıkan sesi ile (Deniz Gezmiş’in romantik versiyonu da derler kendisine) ABD’li bir Siyasal İslam uzmanına habire soruyor, “Efendim Türkiye Malezya olur mu?

Adamcağız gayet ciddi olarak, bambaşka tarihsel dinamikler olduğundan, toplumsal yapıların farklılığından, Türkiye’de olan bitenin, yükselen ve başat değeri müslümanlık olan orta sınıfın daha görünür hale gelmesi olduğundan ve bu yükselen sınıfın da yönetimden ve sosyal yaşantıdan pay istediğinden/aldığından sözederek “hayır” diyor; Can Dündar tekrar soruyor, “efendim farketmediğimiz bir gidiş olabilir mi?”

Adamcağız aynı şeyleri bu kez farklı cümlelerle tekraren anlatıyor ve “hayır” diyor. Ben artık dayanamayıp kapattığımda Can Dündar, “pekii..” diye başlayan benzer mihvalde bir diğer sorusuna geçiyordu..

Cumhuriyet, Milliyet, Hürriyet, Sabah ve Yeni Şafak, bugünlerde Malezya’yı anlatan diziler yayınlıyor. İşin garibi hepsi aynı Malezya’dan sözettikleri halde birbirleri ile pekçok açıdan farklı Malezya fotoğrafı çıkıyor bu yazı dizilerinden.

Bir röportajdan cımbızlanan söz üzerine inşa edilen vehimlerle gündem bu kadar değişir, bununla da yetinilmeyip Bayramoğlu’nun da dediği gibi “Türkiye’de din, dindar, İslami kesim üzerine son dönemlerde yapılan tarihsel boyutlu ve karşılaştırmalı bunca bilimsel çalışma, bunca ciddi kamuoyu araştırması varken, Malezya mahreçli, bilgi kırıntısı bile içermeyen “se-çilmiş sokak izlenimleri” vesilesiyle yapılan kanaat bombardımanı“nda bulunulabilir mi?

“Fast-food sosyoloji harekâtı” demiş Bayramoğlu, evet, olan biten aynen bu “fast-food sosyoloji harekâtı..”

Yazık şu memlekete.

Birileri, toplumsal mühendislik projeleri teker teker iflas edince epeyce gerildiler. Artık denizin bittiğini farkedince yıllardır uyguladıkları yasakları ve baskıları görmezden gelip, insanları salak yerine koyarcasına, “ya başörtülüler okula girdiğinde başı açıklara baskı yaparsa” gibi bir saçmalık icad ettiler. Kafasında akıl namına azıcık bir şeyler olan insan sorar; “bunu yapsalar bile hakları değil mi? Sizin yıllardır yaptığınız bunun tersi değil mi? Zorla açtırma ile zorla kapattırma arasında nitelik açısından ne fark var?”

Ama doğru, Hakan Albayrak faş etmişti sahi değil mi?:

Bilindiği gibi başörtülü hanımlar ne zaman bir postaneye veya süpermarkete girseler, oradaki başı açık hanımları döve döve dışarı atmaktadırlar. Yine bilindiği gibi başörtülü hanımlar ne zaman bir belediye otobüsüne binseler, başı açık hanım yolcuları pencereden dışarı fırlatmaktadırlar. Türkiye’nin böyle bir gerçeği olduğu içindir ki kerli ferli bilim adamları, siyasetçiler ve hukukçular, başörtülü kızların üniversitelere alınması halinde başı açık kızların üniversitelerde barınamayacağı uyarısında bulunarak “kin ve nefret” alarmı vermektedirler. Bu uyanık adamlar kül yutmamaktadırlar. Başörtülü kızların üniversitelere alındığı yıllarda böyle bir sorunun yaşanmamış olmasına aldanmamaktadırlar.

Bir “olası baskı” saçmalığıdır gidiyor.

Bu saçmalık üzerinden yapay korkular aşılayıp, sahip oldukları medya gücü ile, bunu da aşan bir sosyolojik travma yaşıyormuşuz gibi, çeşitli vehimleri halka empoze etmeye çabalıyorlar. İşte bugünlerde gördüğümüz ‘Malezya gündemi terorizmi’ tam olarak bu çabanın ürünü.

Şu ülkede yaşan gelişim bir sınıfsal dönüşümü de beraberinde getirdi. Dündar’ın programına katılan ABD’li Siyasal İslam uzmanının da dediği gibi yükselen ve başat değeri müslümanlık olan bir orta sınıf var ve bu sınıf; modernleşmenin getirdiği şehirleşme ve refah ile daha görünür hale gelmiş, ensesine vurulup lokmasının alındığı günleri geride bırakmış, yönetimden ve sosyal yaşantıdan pay istemekte ve bunu da çatır çatır almakta.

Oligarşi ise şimdiye kadar ki sınıfsal hakimiyetini kaptırmamak için var gücüyle direnmekte..

Bu sebeple çatışma kaçınılmaz ama bunu da kontrollü bir gerginlikle aşmak ve bu çatışmadan faydalar sağlamak mümkün.

Çatışmanın tezahürlerinde bir anormallik yok; yani “neden oluyor bunlar bu ülkede?” demiyorum. Bunlar olacak.

Ama şu tabloda anormal olan husus Özkök gibi -önemli olmakla birlikte- vasfı sadece bir genel yayın yönetmeni olan birisinin gündeme bu kadar hakim olmayı başarabilmiş olmasıdır.

Gündemi elinde tutan hep bir adım önde olur ve çoğu kez de karşı tarafı savunma psikozuna sokar.

Tamam, bu ülkenin medyası kadar kepazeleşmiş başka bir ülke medyası bulmak güç, ama yine de Özkök ve benzerlerinin nüfuzunu kırmak, böyle tuzaklara düşmemek, medyanın büyük etki alanı sebebiyle düşüldüğünde de çabuk bir şekilde, gündem değiştirici sert argümanlarla sıyrılmak gerek.


6 Responses to “Fast-Food Sosyoloji”

  1. on 26 Eylül 2007 at 14:50 1.BetüL

    gordunuz mu?

    http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=270842

  2. on 26 Eylül 2007 at 15:31 2.T. Suat Demren

    “Bu da fast food mizah herhalde” diyeceğim ama fast food lezzetli olur yine de sağlıksızlığı bir yana..

    Acayip bir kalitesizlik var mizahta artık. Komik bir şey mi bulamıyorlar, iyi kalemler mi yok, anlayamadım gitti.

  3. on 26 Eylül 2007 at 15:56 3.atanisli

    fast-foot sosyoloji ‘nin geçtiği Ali Bayramoğlu’nun bugünkü yazısını okuduğumda bunun bilerek yazdığını düşündüm. Çünkü bilimsel olarak yapılması gereken bir çok sosyolojik araştırma yerine, bi koşu Malezya’ya gidilip bir kaç günde oradan bir şeyler çıkartmaya çalışmak bize çok da objektif ve doğru bilgiler sağlamaz.
    Ama buradaki alıntıda bu düzeltilmiş ve fast-food sosyoloji olarak yazılmış.

  4. on 26 Eylül 2007 at 16:04 4.T. Suat Demren

    @atanisli

    Hımm, ben bunu düşünmedim. Hatalı yazdığını düşündüm ve onun için düzelttim.

    Dediğiniz anlama da gelebilir evet.

    Ben bi koşu :-) Bayramoğlu’na mail atayım, bakalım bilerek mi öyle yazdı..

  5. on 26 Eylül 2007 at 19:13 5.Dogu

    Selamun Aleküm Suat Bey;

    Ya sormayın Can Dündarı’ın programı açışınsan anlamıştım fransız Profösrün çekeceği çileyi. Sürekli kanal değiştiridim ve her NTV’ye geldiğimde Can Dündar aynı soruyu ısrarla soruyordu. Ama aldılar ağızlarının payını. Fransız bi daha bağlanmaz bunlara :D Malum Türkiyede sütudyo baskısı var :D

    Allah’a emanet olun…

  6. on 26 Eylül 2007 at 22:28 6.T. Suat Demren

    Söylediğim gibi Ali Bayramoğlu’na mail attım ve buradaki yazışmadan sözederek, “foot”u bilerek mi yoksa “food”un yerine sehven mi yazdığını sordum.

    Gelen cevap şöyle:

    “Merhaba,

    Sehven yazdım. Ama arkadaşınızın algılama biçimi de pek hoş doğrusu..
    Sevgiler
    AB.

    Yani benim düşündüğüm gibi sehven yazmış. Ama Atanisli’nin alglama biçimi daha hoş olmuş sanki.

    Selamlar.

Trackback This Post | Subscribe to the comments through RSS Feed

Önemli

Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederim.

Siz de düşüncelerinizi paylaşın


Kapat
E-posta ile paylaş