Güncel & Garabet T. Suat Demren - 24 Eylül 2007 11:15 pm

Salata

Kara Harp Okulu töreninde konuşan Kara Kuvvetleri Komutanı Org. İlker Başbuğ, şunları söylemiş:

Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşu ve gelişiminin bir devrim olduğunu ifade eden Orgeneral Başbuğ, Atatürk’ün gerçekleştirdiği devrimin ana hedefinin ulus devlet ve Türk ulusunun yaratılması olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

‘’Atatürk’ün ulus devlet anlayışı dinsel ve etnik temellere bağlı değildir ve bağlanmaya da çalışılmamalıdır. O’nun devrimi ümmet toplumundan laik ulus devlete dönüşümdür. Bu nedenle laiklik ilkesi Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturan tüm değerlerin temel taşıdır.


Ne gariptir ki, dün olduğu gibi bugün de, laiklik karşıtı hareketlerin ve etnik milliyetçilerin öncelikli ve ortak bir hedefi vardı. O da ulus devlet yapısıdır.

Laiklik karşıtı hareketler ulusun oluşumunda din temelini hakim kılmaya çalışırken, etnik milliyetçiler ise ulus devlet anlayışını etnik farklılıkların görülmemesi, yok edilmesi şeklinde anlatmaya ve ulus devletin ortak değerlerini, paydalarını zayıflanmaya çalışmaktadırlar.'’

Laiklik ilkesinin ulus devlet ve Atatürk milliyetçiliği anlayışının olmazsa olmaz koşulu olduğunu ifade eden Orgeneral Başbuğ, ‘’Anayasadaki laiklik ilkesine ilişkin işlevsel tanımlar tartışma konuları içerisine çekilmemelidir'’ diye konuştu.

Orgeneral Başbuğ, Cumhuriyetin temel nitelikleri olan demokratik, laik, sosyal ve hukuk devleti niteliklerine sahip çıkma ve koruma görevinin, ‘’kendisini Türk ulusunun bir ferdi olarak hisseden herkese'’ düşen bir görev olduğunu ifade ederek, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de bu yapı ve niteliklerin korunmasında her zaman taraf olduğunu ve olmaya devam edeceğini vurguladı.

Bir edebiyat ya da sosyoloji hocası olsam ve “birkaç paragrafa birbiri ile tezat kavramları en güzel biçimde nasıl sığdırabilirsiniz?” diye bir soru sorsam, yukarıdaki paragrafları yazan öğrenciye tam puan verirdim.
Hatırlayalım, Başbuğ’un etnik milliyete dayanmayan ulus(!) devlet anlayışı dediği anlayış, bir süre önce bir gece yarısı bildirisinde nasıl tezahür etmişti:

Ne Mutlu Türküm demeyen herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.

Bir de Fikri Akyüz’den alıntı yapayım salatamız tamamlansın:

Tamam, Ozan Arif ve İsmail Türüt’ü eleştirelim ama şunları da eleştirelim.. Birincisi; Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk adalet bakanı olan Mahmut Esat Bozkurt’un şu sözleridir:

“Türk’ün en kötüsü, Türk olmayanın en iyisinden iyidir”.. (Atatürk İhtilali.. sf.160)

“Kemalizm, otoriter bir demokrasidir; bir tarafta halk vardır diğer tarafta şef.. Gerek nasyonal sosyalizm gerekse faşizm, Mustafa Kemal rejiminin az çok değiştirilmiş birer şeklinden başka bir şey değildir. (Aynı eser.. sf.106)

“Öz Türk olmayanların, Türk vatanında bir hakkı vardır; o da hizmetçi köle olmaktır”.. (Anadolu gazetesi.. 18 Eylül 1930)

Diğeri ise; Hırant Dink hakkındaki kararı inceleyen Yargıtay’ın kararıdır.

Kararın gerekçesinde aynen şöyle yazıyordu: “Öyle millet vardır ki, kan dedin mi akla bu toprakların her santiminde bulunan ecdat kanı gelir. Bu toprağın her karesi kanla sulanmıştır..”

(Tekrar hatırlatalım; bir üstteki paragraf İnkılap Tarihi kitabından değil Yargıtay Ceza Dairesi’nin gerekçeli kararından alınmıştır!)

Aslında daha vahim olan, TCK’de ‘Türklüğü tahkir (küçümseme) ve tezyif (aşağılama)” başlığı altında bir maddenin bulunmasıdır.

Olması gereken husus, “Tüm ırkları..” diye bir cümle ile maddeye giriş yapmak değil midir?

Neden sadece Türklük?

Ermeniler, Çingeneler, Süryaniler insan değil mi?

Şimdi tekrar başa dönelim; neydi, “Atatürk’ün ulus devlet anlayışı dinsel ve etnik temellere bağlı değildir ve bağlanmaya da çalışılmamalıdır.”

Doktrin eğitiminin bir etkisi de böyle birşey olmalı..

15 Responses to “Salata”

  1. on 25 Eylül 2007 at 02:04 1.Haydar

    Guneydogu Asyada (Vietnam yakinlarinda) Mayanmar diye bir ulke oldugunu bilirmisiniz bilmem. Orada acaip isler olur.

    Gecenlerde o ulkenin Karayollari Genel Muduru Gujarat iki sehir arasindaki yolun acilis konusmasinda tutmus Kulak Ameliyatlari soyle olmali boyle olmamali diye bir nutuk cekmis. Dinleyiciler sakir sakir alkislamislar.
    Sagduyulu bir Allahin kulu “yav kardesim yol yapimi ile kulak ameliyatinin ne alakasi var… kendi isine baksana be adam” diyememis.
    Diyemediginin sebebi artik korkunun devlet rejimi olmasindanmi? yoksa dinleyicilerin kulak ameliyati ile yol yapmi arasindaki farki anlamadiklarindanmi? herneyse alkislar girla gitmis. Memleketteki cok satan gazetelerde ovguler duzmus o sofistike nutuka “bakin muhendis genel mudur doktorlara ne guzel ders verdi” demis.

    Son ogrendiklerime gore; Bayindirlik Bakaninin gorev suresi dolunca Gujarat otomatikman bakan olacakmis.
    Eh artik, o memlekette saglik sorunu kalmaz.
    ***

    Efendim… Baska ulkelerde askerler siyasetimi yapiyorlarmis?
    O baska bu baska… bunla ne alakasi var!

  2. on 25 Eylül 2007 at 02:19 2.Gazanya

    “Atatürk’ün ulus devlet anlayışı dinsel ve etnik temellere bağlı değildir ve bağlanmaya da çalışılmamalıdır.”

    Bu cümle her ne kadar doğruysa, laiklik anlayışı da dinsizlik değildir. Devlet erkanı ya da vatandaşlar istediği dine bağlı olabilir ve istediği gibi yaşayabilir bence. Bu laiklik karşıtı bir olay değildir. Fakat, devlet erkanı bir karar alırken bu maddeyi dinimize göre düzenledik demesi ya da uygulamayı bu amaçla yapması işte laikilk karşıtıdır. Şu aradaki ince çizgiyi neden anlatmıyorlar da insanların yaşayış şeklini laiklik karşıtı görüyorlar? Örnek olarak, Türkiye Cumhuriyetinin ilk yıllarında, çoğu meclis üyesi hâlâ fes giyiyordu fakat, medeni kanunu kabul edip laikliğin ilk temellerini attılar. Dinimize göre bir erkek aynı zamanda 4 nikah kıyabilirken, medeni kanunla sadece bir bayan ile nikahlanmaya izin verdiler.

    Şimdi soruyorum; laiklik kavramı meclis üyelerinin bu kararı almasıyla mı ilgili? Yoksa fes giymeleri ile mi ilgili? Yoksa Namaz kılması ya da bir dine bağlı olmalarıyla mı ilgili?

    Ne Mutlu Türküm demeyen herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.

    Ben bu söze kısmen katılmıyorum ya da, cümlenin söylenme zamanlarında (1900′lerin başları yani) farklı anlama geldiğini savunuyorum. Şöyle ki,
    Bu ülkede, farklı kültürlerin, farklı ırkların insanları yaşıyor. Bu insanlara zorla Türk’üm dedirtmek, apaçık ayrımcılık ve zorlamadır. Türk’üm kelimesi zamanında bu devletin vatandaşı anlamında kullanılmış olması ve şimdilerse ise ırkçılık gibi bir ayrıma gitmesi muhtemel bir olasılık.

    Mesela, ülkemizde arap kökenli vatandaşlar var. Sadece arap değil T.C. Nufüs cüzdanına sahip bir çok farklı ırktan insanlar var. Netice askere giderek düşmanlarımızda başa baş çatışmaya giriyor. Bazen bu ülke için şehit düşen farklı ırktan insanlarımız oluyor. Kendimi onların yerine koyuyorum.

    “Ben Suriye ya da Irak’ta ya da ermenistan’da ya da başka bir ülkede olsam ve bana dayatma ile, Ne mutlu Ermeniyim diyene!.. dedirtseler. Topunun ırkına kibrit suyu derim ve bu dayatma o ülkenin ve toplumunun benim için ayaklarımın altında ezilmesi demek olur… aynı olayı şimdi kendi ülkemiz için düşünün… Fakat, ne bu mutlu bu ülkenin vatandaşıyım diyene!!! demesinde bir sakınca görmem ve kendini 2. sınıf insan hissetmem. Kendi ülkemizde Her an olası bir ayrımcılık durumu sözkonusu…

    Kendi düşüncem; “Ne Mutlu Türküm diyene” cümlesi, ortaya çıktığı yıllarda;
    “Ne Mutlu Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşıyım diyene” anlamında söylenmiş bir sözdür.

    Sizce yalnış mı düşünüyorum?

  3. on 25 Eylül 2007 at 13:10 3.TT

    Başlığı yine güzel seçmişsiniz Suat Bey,
    Gerçekten de beyanatı okumaya başlayınca kafam bir hayli karıştı…Okuyorum okuyorum bir türlü anlamıyorum…Sözler laiklikle başlıyor ulusçulukla bitiyor.
    İki kavram arasında gidip geliyoruz ama ne anlatılmak istendiğini bir türlü anlamıyoruz.

    Dün haberlerde paşanın konuşmasını izlerken, genç öğrencilerden biri uyukladığını gördüm.Çocuğun kafası habire öne düşüyordu.İçimden inşallah komutanlar sonradan haberleri izleyip derste uyuyan öğrenciyi tespit etmezler diye geçti…
    ***
    Bir çok şeyde olduğu gibi “Türklük” konusunda da bir kavram kargaşası yaşanıyor.
    “Türklük” kavramı kimi zaman bir ırkı ifade edereken kimi zaman “vatandaş” anlamında kullanıyor.
    Kavramlardaki bu kargaşa ve muğlaklık devletlülerimizin de bir hayli işine yarıyor ki herhangi bir tanımlama getirmekten sürekli imtina ediyorlar.

    Biri bizi uyutuyor mu?

  4. on 25 Eylül 2007 at 14:13 4.BetüL

    Sirasi gelen degil, basbakanin atadigi kisi GKB olursa sorun bir nebze cozulur gibi. Yeni anayasaya boyle bir madde de koysalar ne iyi olur. Cikarilmis Jandarmayi hemen yeniden MGK ya koymus bi hukumetten bunu bekleyemiyorum tabi.

    AKPnin en buyuk hatalarindan biri Ozkokun gorev suresini uzatmamasi oldu. Giden geleni aratiyor, yeni gelecek olan bunu bile aratacak gibi gorunuyor.

    Dun ilginc bir yazi okumustum:

    http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=270380

  5. on 25 Eylül 2007 at 14:30 5.BetüL

    Cok copy&paste oldu ama cok begendim bu yaziyi:

    Ne hakla?

    Laik kesim, laikliği tartışmaya açtı. Kendi açtı. Hatta kumar masasına yatırdı.

    Ve kaybetti.

    Bereket antilaik kesim (kimlerse onlar) “kazandım” diye ortalara fırlamadı.

    ***

    Birileri -bilmiyoruz hangi hakla- Atatürk’ü seçime soktu. Hattâ “kazanırsa Atatürk kazanacak” diye peşinen bahse de girdi.

    Ve kaybetti.

    Bereket Atatürk düşmanları (kimlerse onlar) “Atatürk kaybetti” diye ortalara düşmedi.

    ***

    Yine birileri, pırıl pırıl cumhuriyet kadınlarını kullandı. Milyonlarcasını meydanlara sürdü. Hattâ solda birlik diye bir emr-i vâki’yi “ülkenin son kozu” olarak onlara oynattı.

    Ve kaybetti.

    Bereket karşı taraf (kimlerse onlar) “türban kazandı” diye sokaklara dökülmedi.

    ***

    Atlattığımız tehlikeyi görüyor musunuz?

    Direkten döndük.

    Ama huylu huyundan vazgeçmiyor.

    Şimdi aynı kafa, yeni mitinglere hazırlanmaktadır.

    Yine bahse girecek.

    Yine kumar oynayacak.

    Cumhuriyetin sahiden “bütün kazanımlarını” yine masaya sürecek.

    Ve kaybedecek.

    Bereket karşı taraf (kimlerse onlar) “demokrasi kazanmıştır”dan gayrı bir laf bilmiyor.

    Kimbilir, belki öbür taraflarda hiç bezi yok.

    ***

    Ama insaf.

    50 yıldır aynı kumar oynanır mı?

    Bu kumarbaza dur diyecek bir aklı başında kurum yok mu?

    Yaşam tarzımız sürekli “kazananların insafı”na kaldıysa, biz ne yapacağız? Kaybedenlerin tamamen iflasını mı bekleyeceğiz?

    Kaç yıl daha?

    http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=139636

  6. on 25 Eylül 2007 at 15:33 6.freedom

    Suat bey,

    …etnik milliyetçilerin öncelikli ve ortak bir hedefi vardı. O da ulus devlet yapısıdır.

    Buradaki “hedef” amaç değil düşman anlamında kullanılmış. Yani etnik millyetçiler ulus devlet amaçlıyor değil onu yıkmaya çalışıyor demek istiyor. Yani bu cümlenin diğer söyledikleriyle çelişmesi bence söz konusu değil.

    etnik milliyetçiler ise ulus devlet anlayışını etnik farklılıkların görülmemesi, yok edilmesi şeklinde anlatmaya…

    Bu da zaten yukarda söylediğini açıklıyor. Ulus devletin bu şekilde yok edilmek istendiğini söylüyor. Çelişkili birşey yok.

    Laiklik ilkesinin ulus devlet ve Atatürk milliyetçiliği anlayışının olmazsa olmaz koşulu…

    Bunun neyle çeliştiği düşünüyorsunuz? Bununla çelişen birşey söylemiyor. Atatürk milliyetçiliğinin etnik temele dayanmayan bir ulus devlet için olmazsa olmaz olduğunu söylüyor. Söyledikleriyle çelişen birşey yok.

    ‘’kendisini Türk ulusunun bir ferdi olarak hisseden herkese’’

    Türk ulusu derken etnik bir tanımlama yapmadığını zaten konuşmasından rahatça anlamak mümkün. Türkiye Cumhuriyetinin bir ulus devlet olduğunu ve bu ulusa da Türk ulusu dendiğini söylüyor. Ama buradaki Türk kelimesinin etnik bir kökeni ifade etmediği konuşmasının önceki bölümlerinden anlamak mümkün.

    Bu konuşmada bence çelişkili birşey yok. Kendi içinde tutarlı bir konuşma olmuş. Doğrudur yanlıştır o başka konu ama kendi içinde çelişen birşey bence yok.

  7. on 25 Eylül 2007 at 15:38 7.T. Suat Demren

    Ben de nerede kaldı Freedom diyordum.

    “Ulus devlet” ne demek?

    Ve niçin “ne mutlu Türkiyeliyim diyene” değil de “Türküm diyene” denip sonra çevir kazı yapmasın yapmak için senin yaptığın gibi kanırtmalar yapmak zorunda kalınıyor?

    Bir de Fikri Akyüz’den yaptığım alıntılar için ne düşünüyorsun?

  8. on 25 Eylül 2007 at 17:01 8.Bigalıoğlu

    bu gunlerde gunun modası;bir sey soyle ama oyle bir soyle ki pek anlayan olmasın.eger pot kırmıssan kıvırtman daha kolay olur,ben oyle demediydim de boyle dediydim,yanlıs anlasılmıs felan.

    adam dun aksam cok net soyluyorum diyor,ama dumur oldugu icin 10dk kıvırtıyor.teziç anayasanın morarmıs yuzlerinden bir tanesi.

    bu tip cok sey soyleyipte hic bir sey soylememe olayına girmesinlen.
    adam gibi ben buyum,ben sunu soyledim,haklıyım yada haksızım bu kadar basit.
    milletin kafasını bulandırmasınlar.laiklik adam olmak ise,geregini herkes yapsın.

    ne mutlu turkum diyene demeyenler turkiyenin dusmanıdır demekte tam anlamıyla bir sacmalık.yazan genelkurmay bile olsa.
    niye kimse cıkıpta bunu soylemiyor,korkuyorsunuz dimi.
    titrek demokratlar sizi.
    canı isteyen ustune alınabilir.

  9. on 25 Eylül 2007 at 19:10 9.freedom

    Suat bey,

    Ben de nerede kaldı Freedom diyordum.

    “Ulus devlet” ne demek?

    Ve niçin “ne mutlu Türkiyeliyim diyene” değil de “Türküm diyene” denip sonra çevir kazı yapmasın yapmak için senin yaptığın gibi kanırtmalar yapmak zorunda kalınıyor?

    Bir de Fikri Akyüz’den yaptığım alıntılar için ne düşünüyorsun?

    Heralde siz ulus devletin anlamını benden iyi biliyorsunuzdur. Ulus devlet demek etnik kökene bağlı devlet demek değildir heralde.

    Kanırtma???

    Alıntıyla ilgili ne düşünüyorum? Mahmut Esat bey resmen saçmalamış. Yargıtay gerekçesiyle ilgili bölümün doğru olmadığını düşünmek istiyorum. Böyle anlamsız lafların karar gerekçesinde ne işi olduğunu anlamadım. TCK’da Türklüğe hakaretle ilgili bölüm zaten baştan aşağı saçmalık. Peki bu saçmalığı yapan kim? Kim koydu bunu TCK’ya? Özgürlükçü demokrat beyefendilerin aklı neredeydi TCK yapılırken? AB yetkilileri uyarmadı mı zamanında bu özgürlükçü demokrat beyefendileri? Aslında onların uyarmasına gerek yok eğer gerçekten özgürlükçü, demokrat ve insan haklarına saygılıysa böyle bir maddenin TCK’da olmasına izin vermezsin.

  10. on 25 Eylül 2007 at 20:58 10.ertan

    ahmet altanin 1995 yilinda milliyetde “M.kemal musullu bir pasa olsaydi” diye yazdigi bir makalesi vardir. Tarih baska bir mecradan da akabilir , bizler her sabah ve aksam “Ne mutlu kurtdum” diye de soylenebilirdik ,
    Turkiyenin bir asker sorunu vardir.Bu sorun cozulmeden onlarca sivil anayasa da yapsak , secimlerle en liberal partiyi en yuksek oy oranlari ile iktidara dahi getirsek turkiyenin demokrasilesmesi saglayamayiz .
    Saglanamaz cunku hic bir siyasetci silahin karsisinda duramaz.Durmaz da zaten , cunku siyasetci bilirki asker darbe yapip onu daragacina gonderse , bu halk tepkisini ancak bir sonraki secimde sessizce oy kullanarak dile getirir..
    Bu yuzden askerin hot dedigi yerde siyasetci hazir ola gecer,Biz yunan halkinin yaptigi gibi 1960 darbesinden baslayarak 27 nisan muhturasina kadar butun darbelere oyle yada boye kiyisindan kosesinden bulasmis herkesi yargilayip hapis etmezsek , genel kurmayi guvenlik bakanligina baglamazsak , askeri siyasetcinin karsisinda hazir ola geciremezsek ,
    NE YAPSAK NE YAZSAK NE ETSEK bostur ve bos kalmaya devam edecektir.

  11. on 26 Eylül 2007 at 06:33 11.Haydar

    Benim favori ulkem Mayanmarda (Burma) vaziyetler gene karisik.

    Mayanmarin cuntacilari gayet uyanik. Simdiye kadar ulkenin kaynaklarini MOYAK turu kurumlara aktarirken arta kalan kemiklerinide Budist monklara lutfediyorlardi. Kanaatkarligi meshur olan monklar ise cuntacilarin kiyak mabet insaatlari, bugune kadar gorulmemis yardimlar, bakim tamirden vs dolayi halka “aman ha devlete zeval vermeyin” filan gibi telkinlerde bulunuyorlardi.

    Dun gazetelerden bakipta monklarin isyan ettigini okuyunca “vay anasina demek artik kemik bile vermiyecek kadar is kotuye gitmis” demekten kendimi alikoyamadim.
    ***

    Dedim ya Mayanmarin cuntacilari gayet uyanik fakat kitabina uydurmayi bilmiyorlar.
    Yap bi anayasa;
    * cuntacilar yargilanamaz hatta teklif edilemez deyiver
    * filtreden gecmis paravan parlamento cikar jet-ski filan yapsinlar, memur tokatlasinlar
    * etnik azinlik filan yokmu orada? yada aksani olan bolge filan. sorun yarat, toplumu birbirine dusur bak o zaman “mayanmar ordusu goreve” diye yalvaranlarin sayisi nasil artiyor gor.
    * baktin biraz muhalefet yukseliyor “rahatsiz Tatmadaw gencler” kur.
    … olmazsa Kuzey Korede ve adini simdi hatirlamadigim baska ulkedeki orneklerine bak.

    Salata yapmak icin nasil olsa cesit ve malzeme cok.

  12. on 26 Eylül 2007 at 06:47 12.Haydar

    ister inanin ister inanmayin su resimdeki adam aynen vede tipatip bizim isyerinin asansorcusune benziyor… bizimkinin fiyakali bi sapkasida var.
    Bizim asansorcunun gogsundeki levhada ismi yazar fakat su anda hatirlamiyorum… yarin bi bakiyim. Olura bizim asansorcunun “Buyuk” bir adama akrabaligi vardir.

  13. on 26 Eylül 2007 at 10:52 13.Mehmet Yilmaz

    Subaylar haber spikeri bigi böyle uzun uzun konustuklari zaman aklima hep ayni soru geliyor :
    Peki su anda sinirlari kim bekliyor?

    Namik Kemal miydi asagidaki satirlarin sahibi?
    “Neler yapmadik bu vatan için? Kimimiz öldü, kimimiz nutuk söyledi!”

    Muhabbetle

  14. on 28 Eylül 2007 at 14:55 14.Haydar

    Darbeci Generaller Burma’yı ‘Kurtarmaktan’ Vazgeçer mi?

    Üçüncü dünya ülkeleri kendi ordularının işgali altındadır’.Burma’daki askeri cuntanın kendi halkına çektirdiklerine ilişkin son haberler, bu tespitin haklılığını bir kez daha gösterdi.

    ‘Askerler, Bukee köyüne sabah saat 10 civarında geldi. Hemen, hiçbir şey konuşmadan işe koyuldular. Önce hayvanları vurdular. Sonra da beş köylüyü… Ardından ağaçlıklı tepenin üzerindeki evleri yaktılar’.

    Geçen yıl BBC muhabiri A. Harding, eski adıyla Birmanya veya Burma, yeni adıyla Myanmar olan ülkedeki rutin bir köy baskınını böyle anlatıyordu. Baskın, göçe zorlama, kitlesel cinayetler ve tecavüz, 1962’den beri bir kene gibi iktidara yapışıp, onu sivillere devretmeye yanaşmayan cunta için sıradan işlerdendi.

    Burma veya Birmanya, ya da cuntanın verdiği isimle Myanmar halkı, cuntadan ve onun ‘disipline edilmiş demokrasi’sinden kurtulmak için bütün barışçı yolları deniyor. Bunu 1990’da, askerlerin hoşlanmadığı partiye % 60 gibi ezici bir çoğunlukla oy vererek gösterdi. Ama ordu, demokrasi yanlısı partinin kazandığı bu seçimlerin sonucunu tanımayı reddetti. Ülke o zamandan beri, demokrasi isteyen halk ile suyun başından ayrılmak istemeyen ordu arasındaki gerilimin yükünü taşıyor.

    Burma, zengin bir ülke değil. Böyle giderse zenginleşemeyecek de. Çünkü demokratik olmayan her ülkede olduğu gibi burada da yolsuzluk ve rüşvet yaygın. Dış yatırım yapmak isteyenler, hesaplarına ödemeleri gereken ‘çay parası’nı da dahil etmek zorundalar. Cunta hükümeti, bütçede silaha sağlıktan yüz kat fazla kaynak ayırıyor. Acaba başta silah alımı olmak üzere, askerlerin ‘iktisadi’ faaliyetleri, ihaleleri vs. siviller tarafından denetleniyor mudur?

    Geçen yıl bazı üst düzey kamu görevlilerinin maaşlarında yüzde binin üstünde artış yapılmış. ‘Ülkeyi kurtarmanın’ da bir maliyeti olacak tabii.

    Bugün Burma Halkı, cunta yönetimine karşı Budist rahiplerin öncülüğünde sesini yükseltiyor. Başkent Yangon (Rangoon)’daki meydanları dolduran on binden fazla rahip, kendilerine destek veren halkla beraber gösterilere devam ediyor.

    Asker ve polisin, ‘otoriteyi sarsan’ gösterileri bastırmak için göz yaşartıcı bomba ve kurşunlama dahil her türlü yöntemi kullandığı haberleri geliyor. Bir grup rahip, tıraşlı kafaları kanla kaplanıncaya kadar dövülmüş (Bu yazıyı yazdığım ana kadar ölü sayısı 8’di). İki gece önce de kapı ve pencereleri kırarak manastırlara giren askerlerin, uyuyan rahipleri dövdüğü, yüzlerce din adamının da askeri kamyonlara doldurularak götürüldüğü haberleri vardı.

    Generallerin güdümündeki devlet medyası, tutuklamaların nedeninin ‘ulusun güven ve istikrarını ortadan kaldırmaya yönelik faaliyetler’ olduğunu belirtmiş. Burma’nın birlik ve beraberliğe en fazla ihtiyaç duyduğu şu günlerde gösteri mi yapılırmış? Burma ‘halkı’, ‘ulus’un güven ve istikrarını ortadan kaldırmaya çalışıyormuş. Besbelli ki Burma halkı kendi çıkarının nerede olduğunu göremiyor. Neyse ki, 1962’den beri onlar adına, onlara rağmen, onların iyiliği için çalışan bir ordusu var. Ama görülen o ki, Burmalılar ordunun kendilerini daha fazla ‘kurtarmasını’ istemiyorlar.

    Acaba oradaki basın da başka bazı ülkelerdeki gibi militarizmi meşrulaştırmak için ‘ikna edici haber’ler yaptırıyor mudur? Mesela ‘benzin fiyatlarının artışını bahane eden aşırı dinci rahipler isyan provası yaptı’, ‘laiklik tehlikede’ veya ‘amaç teokratik devlet’ gibi manşetler atılıyor mudur? Ya da rahiplerin desteklediği demokrasidense, laik diktatörlüğe taraftar olan aydınlar var mıdır?

    Şimdi ABD ve İngiltere Burma’daki diktatörlüğü kınarken, darbe hükümetiyle askeri ve ekonomik ilişkileri güçlü olan Rusya ve Çin ise daha ‘anlayışla’ yaklaşılmasından yana. Anlaşılır bir durum bu. Çünkü halkın seçtiği meşru hükümete karşı darbe yapan askerler, kendi halklarına dayanamayacaklarına göre mecburen dış bir güce dayanacaklar demektir.

    ABD Başkanı Bush, Burma’daki askeri diktatörlüğü eleştirmiş. Bush ABD’sinin cuntayı insan hakları ihlalleri yüzünden eleştirmediğini anlamak için uzman olmaya gerek yok. Acaba cunta Çin veya Rusya’ya fazla yakınlaşmış olabilir mi? Kendi halkına yakınlaşamayan orduların dışarıdan efendi veya partner aramalarının da böyle sıkıntıları oluyor işte. Hangi kabadayıya ne kadar yakınlaşacaklarını iyi hesaplamaları gerekiyor. Yoksa günahları bir anda ortaya dökülüyor.

    Tabii bu arada olan da Burma halkına oluyor. Acaba askerler Burma halkını rahat bırakıp, onu zorla ‘kurtarmaktan’ vazgeçip kışlalarına döner mi? Darbelerin ekonomi politiğini bilenler, askerlerin bir ülkenin yönetiminde etkili olmasının onlara sağladığı ekonomik ve siyasi avantajları kolaylıkla terk etmeyeceklerini de bilirler.

    Dileyelim Burma halkı, onları kışlalarına göndermeyi başarsın.

    http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=29594

  15. on 01 Ekim 2007 at 12:26 15.Ax! Welate min – Ah! vatanım : Derin Düşünce

    […]  Salata (Tarık Suat Demren) […]

Trackback This Post | Subscribe to the comments through RSS Feed

Önemli

Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederim.

Siz de düşüncelerinizi paylaşın


Kapat
E-posta ile paylaş