Fikrimi açıklıyorum..
Keşke tek işim blog yazmak olsa. Ne yazılar çiziktirirdim. Tansel bile itiraz edecek birşey bulamazdı. İddia ediyorum Türkiye gibi bir ülkede yapılacak en kolay işlerden birisi yorum bloggerliğidir. Ama tek işim bu değil.
Aslında siteye girmeye bile vaktim yokken değerli yorumcularımızdan Muzaffer Bey’in ittirmesiyle -sanki benim fikrimin ne olduğunu çok umursayan varmış gibi- yeni kabine hakkındaki ilk düşüncelerimi çok kısaca açıklıyorum. (Zaten Muzaffer Bey’de altına yorum yapmak için istemiş yazıyı, benim fikrimi merak ettiğinden değil :-)
Benim 60. Hükümet‘ten isimler açısından beş beklentim vardı bunlardan dördü gerçekleşti.
Birincisi Cemil Çiçek’in Adalet Bakanlığı’ndan alınmasıydı, alındı.
İkincisi Abdülkadir Aksu’nun İçişleri Bakanlığı’ndan alınmasıydı, alındı.
Üçüncüsü Ali Babacan’ın Dışişleri Bakanı olmasıydı, oldu.
Dördüncüsü Mehmet Şimşek’in ekonominin sorumluluğunu üstlenmesiydi, oldu.
Beşincisi de Hüseyin Çelik’in Milli Eğitim’den alınmasıydı, işte bu olmadı.
Erdoğan’ın kopan onca gürültüye rağmen Kemal Unakıtan’ı harcamaması da isabet oldu. Evet, özelleştirmelere ve sıkı para politikalarına tam gaz devam edilmeli.
Alınmasını arzuladığım isimlerin yerine gelenlerin eskileri mi aratacağı, yoksa demokratikleşme sürecine hız verecek icraatlerde mi bulunacağını zaman gösterecek.
Demokrasimiz başarılı bir olgunlaşma sınavı verdi. Siyaset olağan sahasına, sivil alana çekilmiş oldu. Yani “inşallah” diyorum. Halen gaz sancısı çekenler var elbet, tezahürlerini görüyoruz, ama makul karşılamak gerekir, kolay değil hazmetmek. Gül onların hepsini utandıracaktır.
Onlara niyet okuculuğunu ve belden aşağı vurucu çirkin davranışları bırakıp önümüzdeki yılları izlemelerini tavsiye ediyorum.
Ülkemizin güçlü bir demokrasiye, güçlü bir ekonomiye sahip, laikliğin ayrımcılık olarak değil gerçek anlamıyla, tüm inanç ve felsefelere eşit uzaklıkta din ve vicdan özgürlüğünün teminatı bir üst sistem olarak uygulanacağı, insan hak ve özgürlükleri temelli sivil anayasaya kavuşmuş bir ülke olması için… Hiç olmazsa “gölge etmeyin” diyorum.
İnanın böyle bir ülke hepimizin yararına olacak.
Şimdi gözlerimiz AKP’nin üzerinde. Başta sivil anayasa ve demokratikleşme yolundaki reformlar olmak üzere tüm faaliyetlerini mercek altına alarak izleyeceğiz. Bize iki de bir “AKP yalakası” diyenler, yapacağımız muhtemel eleştirilere bakalım ne diyecek.
Son 4-5 ay gerçekten acayip şeyler oldu. 2007 yılını yaşayanlar çocuklarına anlatacak çok ilginç hatıralara sahipler.
60. Hükümet hayırlı olsun.
Artık yeni bir dönem başlıyor.

17 comments
Efendim,
Her ne kadar kabinede yer alacak isimler belli olsa da 60. hükümet hakkında yorum yapmadan önce kabinedeki bakanların görev paylaşımının net olarak açıklamasının beklememiz gerekiyor. Kaldı ki şu ana kadar geçen haberlerden anlaşıldığı üzere başbakan bazı icracı bakanlıkların sorumluluklarında ve de görev tanımlarında değişiklikler yapmış. Kaldı ki 3 başbakan yardımcısının ve de 6 devlet bakanının sorumlulukları da tam olarak ortaya konulmuş değil. Bu konuda en son malumatlardan biri olan başbakanın Uğur Dündar’la yapmış olduğu söyleşiden yola çıkarsak başbakanın bu hükümette görev dağılımı konusunda radikal değişiklikler yapabileceğini düşünüyorum. Özellikle geçmiş 4,5 yılın verdiği tecrübe ve de global konjektürdeki gelişmeler onun kabinenin içeriğinde radikal değişiklikler yapabileceğinin sinyallerini veriyor. Normalde basında bu konuda bir çok spekülasyonlar yapılıyor fakat ben bu konuda başbakanın ağızından çıkan sözlere daha çok itimat ediyorum. En son o söyleşide de başbakan yeni hükümetle ilgili şu ilginç tespitleri yapmıştı:
- bilim ve teknoloji bizzat bana bağlı olması yerine bir bakanın sorumlululuğuna bırakılabilir.
- başbakan yardımcılarından birini kabinedeki bakanlar arasındaki koordinasyonu sağlamakla görevlendirmeyi düşünüyorum.
- bir diğer başbakan yardımcısını ise kabine ile meclis arasındaki ilişkileri koordine etmekle yükümlü tutmayı planlıyorum.
- ekonomide koordinasyonun daha etkin bir şekilde yürütülmesi için ekonomiden sorumlu bakanları koordine etmesi için bir bakanlık planlıyorum (bu sanırım Kemal Derviş gibi tüm bakanlıkların bir kişinin sorumluluğunda toplandığı yaklaşımla, 59. hükümette olan kesin çizgilerle ayrılmış ve farklı bakanlara teslim edilmiş ekonomi yönetimi arasında bir yerde olacak).
60. hükümet mevcut isimler olarak kamuoyundaki radikal değişiklik beklentilerini karşılayamamış olabilir fakat sorumluluk ve görev dağılımı konusunda ilginç değişiklikler içeriyor olabilir.
dusunceler: Beşincisi de Hüseyin Çelik’in Milli Eğitim’den alınmasıydı, işte bu olmadı
Bu beklentiye nasıl girdiniz anlamadım Suat Bey.
Hüseyin Çelik geçen hükümetin en başarılı bakanlarından biriydi.Hem milli eğitimde hemde Doğu Anadolu bölgesinde yaptığı icraatlarla AKP hükümetinin yüzaklarından biri oldu.Başbakan seçim gezilerinde çoğunlukla onun icraatlarını halka anlattı…
Bu çalışkan bakanın başbakan yardımcılığı ile taltif edilmesi de bekleniyordu ama olmadı…
Selamun Aleyküm;
Wordpress bloglarına uygulanan yasağın kalkması için bir metin hazırlanmış ve metnin gönderileceği yerler belirlenmiş.
http://www.blogkazani.com/yazi/wordpress-sansurune-tepkisiz-kalmayin
Yasağın kalkması için bir mesajda siz gönderin.
[Tansel bile itiraz edecek birşey bulamazdı.]
Aman abicim ne demek. Sen yaz çiz, bizim(/benim) inadımıza yaz, oku, aklını bağımsızca kullanagel, bizim itirazlarımıza kulak as veya asma (zaman zaman ben de yaparım, öle icab eder :)) hiç önemli değil.
Keşke yazsan da biz de itiraz edemesek. Ama itiraz etmezsek de aramızdaki fark olmaz ve biz, biz olmayız. Varoluşunu kabulleniyorum yani, eleştiri hakkımı saklı tutarak ve seni anlamaya çalışarak :))
Bu arada geçmiş yazılarına baktım da blogculardan kabine kurmuşun abicim. Ama pek demokrat deil sanki. Yahu abicim insan bi sosyalist bakan alır kabinesine yahu, tam burjuva hökömeti gurmuşun el insaf sen yapma bari. Sendika ve örgütlenme hakkımızı ver de bari elimize bişe kalsın :)
Hemen Marx’ın yazdığı bir anektottan alıntı yapayım (ufaktan tehdüt olsun :P)
“25 Şubat öğle üzeri, cumhuriyet henüz ilan edilmemişti; ama buna karşılık, bakanlıklar, daha o andan Geçici Hükümetin burjuva unsurları arasında ve National’in generalleri, bankacıları ve avukatları arasında paylaşılmıştı bile. Ama bu kez işçiler, 1830 Temmuzundakine benzer dalavereli açıkgözlülüğe başvurmamaya kararlı idiler. Yeniden kavgaya başlamaya ve cumhuriyeti silah zoruyla dayatmaya hazırdılar. Ve işte Raspail, bu özel görev ile Belediye Sarayı’na gitti. Paris proletaryası adına, Geçici Hükümete cumhuriyet ilan etmesini emretti ve, iki saat içinde halkın bu emri yerine getirilmezse, 200.000 kişinin başında geri geleceğini bildirdi. Savaşçıların cesetleri daha yeni soğumuştu, barikatlar daha kaldırılmamıştı, işçiler henüz silahlarını ellerinden bırakmamışlardı ve onlara karşı çıkartılabilecek tek güç, ulusal muhafızdı. Bu koşullar altında, Geçici Hükümetin devlet anlayışından kaynaklanan kaygıları ve hukuksal endişeleri birdenbire yokoldu. İki saatlik süre henüz bitmemişti ki, şu büyük tarihsel sözcükler Paris’in bütün duvarlarını kaplamıştı bile:
Fransız Cumhuriyeti! Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik!”
[Karl Marx / Fransa’da Sınıf Savaşımları 1848-1850]
National: Cumhuriyetçi burjuvaların yayın organı
1848 Şubat kral karşıtı cumhuriyetçi burjuvaların iktidara geliş süreci anlatılıyor.
Yaaaaaaaa gördün mü abicim :)))))))
Sayın TT,
Benim icraatlerine birşey dediğim yok. Ben, H. Çelilk’in iticiliği (bana öyle geliyor olabilir), gereksiz ve sivri konuşmaları, YÖK ile mücadele ederken iki de bir adım atıp geri çekilmesi gibi sebeplerle değişmesini daha yumuşak daha akılı strateji üreten, olmayacak şeyleri deneyerek karşı tarafa malzeme ve geri püskürtme gururu vermeyecek bir isim olmasını istemiştim.
Başka bir sebebi yok yani.
Tanselciğim,
“Varoluşunu kabulleniyorum yani, eleştiri hakkımı saklı tutarak ve seni anlamaya çalışarak :))”
Vallahi çok güldüm, çakozlamışsın oğlum meseleyi, hadi bakam olacak sene bizim işimiz. :-)
Yahu liberal kabinede sosyalistin ne işi var Allah aşkına, geri vites gibi çalışır o yaw. (sendika ve örgütlenme hakkı var tabi :-) Hele bir refaha erelim, liberal sola döneriz.. :-)
Bu arada sen bilmiyosun belki ama Kominist Manifeto’yu okurken hala benim tüylerim diken diken olur..
Ama ben gerçekciyim be kardeşim.. Varoluşsal durum yanii :-))
Selamlarımla..
Merhaba;
Ben aslinda saka yapmistim.:)
Degerlendirmelerinizin coguna katiliyorum; Cemil Cicek kabineye hic alinmasaydi daha cok sevinirdim.
Milli egitim camiasinda (görüstügüm egitimciler var) Hüseyin Celik basarili bulunmuyor, cok reklam yaptigini okullara asilan afislerden görüyoruz. “Vehbi Dincerler gibi biri lazim bize Milli Egitim´e”, diyorlar.
Kemal Unakitan da üslubundan dolayi “kabinede olmamasini” tercih edebilecegim isimlerden biriydi.Sanirim maliye bakanliginda basarili.
Hayirli olsun.
Selamlar
Altı ay önce bir sosyal demokratın Kültür bakanı olacağı söylense şaka olarak algılanırdı.
Ertuğrul Günay İslami sol arayışı ve 27 Nisan bildirisine karşı dik duruşu ile Başbakanın ilgisine
ve teveccühüne sahip oldu. Sosyalizm yani toplumculuk diğergam olmak, nefsine galip insanların
harcıdır. Medinede sahabe ile ensar dayanışması toplumculuğun şahikalarındandır.
Çölde kudret helvasıyla yetinmeyişte, nefsin hodgam isyanının ilk belirişleri sezilir.
Kapitalist olana yani hodgam olana karşı aman vermeyecek insani toplumculuk nasılda önce mana
derinliğinden soyutlanıp maddileştirildi. Dialektik çekip çeviriş dinamiği, nasıl olduda ruhundan
koparılıp alelade bir insana mahsus sınıfsal çekişme-zıtlaşma derekesine indirildi. Nasıl olduda
sosyalizm dindar yada dinsiz insanların uzak durduğu bir dar alana hapsedildi…Hayret…
Ertuğrul Günay bakan olunca sevinç duydum.
Sol adına-sosyal demokrasi adına-sosyalizm adına…
Azgın bir elitin maddeci hesaplarla defterini dürdüğü, tüm dünyanın işçilerinin, kadınlarının, çocuklarının hasılı çalışanın ve emeğin umudu diğergam bir yaklaşımın takdir gördüğünü hissettim.
Bugünün dünyası emeği ikinci plana atan, teknoloji yoğun işlerle ter kokularından uzak ne kadar
sahte ve soğuk.
Ertuğrul Günay sıcak bir soluk oldu.
Başbakan insanı adeta öğüten çarkı bir saniye olsun durduran eski zaman devleri gibi bir göz
kırpışı, bir küçük işmarda bulundu.
Bir devrin hatırasına bu işmarda yeter. 12 Mart azgınlığına karşı dağlara taşlara yazılan Karaoğlan destanı anısına; bu işmar, bir büyük selam yerini tutar.
Sonra zaman makinası durduğu gibi dönmeye başlar.. Durmak yok yola devam…
Bu yerde biteni, değersiz olanı; gökten yağana, kudret helvasına değişmenin karşı konulamaz iştahı ve arzusudur.
Allah yar ve yardımcıları olsun.
Kemal Unakıtan ve Hüseyin Çelik’in hala bakanlık yapıyor olması bence Türkiye için bir kara lekedir.
Muzaffer Bey,
Ben de şakanızı vesile yaptım :-)
selamlar.
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in mutlaka gitmesi gerekirdi…
İlk okul kitaplarında Atatürk’ün put gibi konulmasına karşıyım ama 100 temel eser içine argo ve küfürlü bilmece, deyim ve manilerle İslamileştirilmiş çevirilerle dolu ‘temel eserler’ konulmasına da karşıyım…
OKS sınavının devlet tarafından yapıöasına karşıyım ama sonuçları iki senedir üst üste hatalı açıklayan bakana da karşıyım…
Kitapların bedava dağıtılması ise ülkeye masraftan başka bir şey getirmemiştir zira ülkede parası olduğu halde bir çok kişi bu kitapları bedava almıştır ve bu işin yükü yine yoksul kesime vergi olarak geri binmiştir. İlle de iyilik yapmak istiyorrsanız, fakirleri tespit edin, onlara kitapları bedava dağıtın…
Milli Eğitim Bakanı kesinlikle başarılı değildi… Alınması gerekirdi, Beşir Atalay olsaydı daha iyi olurdu…
Bence yavas sessiz sivil bir devrim basladi, sonu da gelir ins.
Ne oldu sehitler durdu birden, ne oldu K.Iraktaki teroristler herhalde silah birakti birden, GK B Iraga girmek konusunu unuttu birden?
Arkadaşlar,
Fethi bey’in gercek bir web gunlugu olan robdosambri icin pazar piknigimizi ozetleyen bol fotografli bir yazi yazdim.
Okuyun da Fethi efendinin domateslerini biberlerini nasil tuş ettigimi gorun :-))
http://robdoshambr.wordpress.com/2007/08/30/sizden-gelenler-1-resital/
Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba Suat Bey,
yeni kabine ile ilgili 6 beklentim vardı,
5′i sizinkiyle sıralaması bile aynıydı, altıncısı ise Sağlık Bakanın değişmesiydi, Trabzon Milletvekili Erdöl’ün olmasını bekliyordum.
Muhabbetle…
[Vallahi çok güldüm, çakozlamışsın oğlum meseleyi, hadi bakam olacak sene bizim işimiz. :-)] TSD
I-ıh olmadı abicim. Çakozlayamadım. Zira senin dediklerine Çarpım Tablosu’nda bir cvp verdiydim :) “hastalık” kısmısı sorun sende. Neyse, ben gereğini yerine getireyim.
“Bu arada varoluşsal formumuzun şu anki halinin özgür bir hal olduğunu ifade etmedim yazıda. Yani varoluşumuz sorgulanabilir ki durağan bir süreç olmadığı için kritize hali de süreklidir. Burada “hastalık” ve “normal” kısmı sorun. Yani şu an ki varoluşu mutlak ilan etmedim. Zaten aklın araçsallaştığı düzlemi nasıl mutlak ilan edeyim. Bu düzlemdir bağımsız aklın önüne set çeken ve özgürlüğün önündeki engel olan. Suat abinin kendi kavramsal kökenlerini deşifre ettim. Bu tartışma biyolojik kökenle veya süreçle alakalı değil.
Yani Suat abinin “üreme” veya “neslini devam ettirme” gerçekliği eşcinselliği hastalık olarak patolojik bir durum olarak nitelemeyi gerektirmez. Burada başka, farklı bir varoluşsal form vardır. Ayrıca o kadar çok yerden besleniyor ki her halükarda “patolojik” nitelemesi sorun teşkil ediyor ve ideolojinin de göbeğinde.
Şimdi varoluşsal durumlara müdahale etmekte değildir sorun. Bunlara her daim müdahale vardır zaten. Hatta araçsal akıl bugünkü genel varoluşumuzun ciddi bir öğesidir de. Tam da bu yüzden sorunu birey ekseninden sistem eksenine çekmeye çalıştım. İktisadi akıl ve onun getirdiği metodolojik bireycilik eksenini çok çok aşan bir durum bu. Bireyi aşan bir durum.
Varoluşun karşılıklı etkileşimi sürecinde anlayarak müdahale etmek, eyleme geçirmek olur, olacaktır da zaten (praksis). Ama “hastalık” normunun dışlayıcılığı mevzu bahis burada. Hem de sistem ve burjuva rasyonalizmi dolayımında. Yazımda Suat abinin anladığı bir varoluş yok, yani günümüz sürecindeki varoluşu mutlak ilan eden bir bakışım yok. Sanırım burası biraz anlaşılmaya muhtaç kalmış. Ben daha çok siyasal aygıt analizinden olaya yaklaşmak istemiştim.
Suat abi de kendi yazısını yazar ise buradan bir yazı daha çıkartabilirim. Bu arada tartışma gerçekten zevkli gidiyor.”
Ayrıca hastalık meselesine şunu da eklediydim dıştalayıcılık ve normallik-normalleştirme bağlamında;
“Karşısındaki nesne ile kurduğu ilişki “ıslah edilebilecek bir şey” haline gelir, kaldı ki bu ilişki biçiminin kendisi veri iktidar ilişkilerine içkindir zaten. Burjuva rasyonalizminin tescilidir.”
Haaydi görüşürük.
Suat Bey selamlar,
Fethi Beyin sitesini hakikaten darmadagan etmissiniz,mahkeme karari ile kapanmis
ne yaptiysaniz:)
Kanaatimce gayet akıllıca hazırlanmış, kimseyi küstürmeyecek, dengeler iyi gözeltilmiş ve başarılı olabileceği belli güzel bir kabine hazırlamış Başbakan. Başarılar dilemekten başka diyecek bir söz yok.
Ömer bey,
Eksik olmayın efendim.. :-)
Şaka bir yana wordpress yasaklı şu an mahkeme kararı ile.
Ama DNS ayarlarınızı 4.2.2.1 şeklinde değiştirirseniz Wp bolglarına girebiliyorsunuz.
Veya şu adresten de giebilirsiniz:
http://robdoshambr.wordprexy.com/
Selamlar.
Siz de düşüncelerinizi paylaşın: