Random header image... Refresh for more!

1915 olayları ve Yahudi lobisi

[25 Ağustos 2007 tarihinde Derin Düşünce'de yayınlandı. ]

1915 olayları yine gündeme oturdu. Şimdiye kadar 1915 Ermeni tehciri konusunda Türk tezlerini destekleyen ABD’deki Yahudi Kuruluşu Anti-Defamation League (ADL-İftira va İnkarla Mücadele Birliği)’nin tutumunu değiştirerek, söz konusu soykırım iddialarını tanımaya karar vermesi ortalığı fena karıştırdı.

Her ne kadar ADL, ABD Temsilciler Meclisi’nde bekleyen 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını yansıtan tasarının geçmesine karşı olmayı sürdürdüğünü de bildirse de bu tavır değişikliği çok önem arzediyor.

Özellikle belirteyim, tarihe hamasetle bakmak gibi bir düşünceden kurtulalı epey zaman oldu. Bir sendikanın konu hakkında attığı slogandaki “Türk milleti asildir, soykırım yapmaz” gibi bir düşünceyi şoven milliyetçilik olarak görürüm. Şoven milliyetçilik de en nefret ettiğim şeylerden birisi. Türkler de soykırım yapar, başka ırklar da. İnsandan sözediyoruz, hiçbir ırk ya da din müsebbibi “insan fıtratından” azade değil.

Bizim işimiz hamasetle değil, gerçekle ve bu bağlamda da hakkaniyetle olmalı.

1915′te ne olduğuna ilişkin olarak, geçen yıl ekim ayında, Fransa meclisinin “Ermeni soykırımının reddini suç sayan” yasa teklifini oylaması sıralarında bir yazı yazmıştım.

Önce oradaki düşüncelerime, güncelliği sebebi ile ve meseleye olan bakışımı özetlemesi açısından tekrar değinmek, sonrasında da ADL’nin duruş değişikliğine ilişkin birşeyler söylemek istiyorum.

1915′te ne oldu? Kısaca özetleyelim.

Osmanlı’nın sıkıntılarla dolu son yıllarında Ermeniler’in Osmanlı’ya karşı gönüllü kıt’alar oluşturdukları, çeteler kurarak köyleri basıp katliamlar yaptıkları, Osmanlı’nın bilfiil savaştıkları devletlerle işbirliğine gittikleri bir sır değil. Alev Alatlı “Hayır Diyebilmeli İnsan” da 1914′te Osmanlı’nın durumunu şöyle anlatır:

1914 Çanakkale’de İngiliz denizaltıları Osmanlı zırhlılarını torpillemeye koyulurlar, Irak cephesinde yine İngilizler Basra’yı işgal ederler, Sina-Filistin cephesinde savaş devam etmektedir. Kafkas cephesinde doksan bin asker donarak ölürken, Karadeniz’de Rus donanması Trabzon’u, Hopa’yı topa tutar. 1915′in 25 Nisan’ında müttefikler Çanakkale’ye asker çıkartır, 13 Nisan’ında Ermeni alayları destekli Rus orduları Van’a, Muş’a, Bitlis’e girerler.

İlk işlerinden birisi bölgeye bir Ermeni idare amiri atamaktır ki, varlık nedeni Amerikan Ermeni Gençlik Federasyonu’nun Daşnakların “en eşsiz yiğitliği” dediği 1894′ün “intikamını” almaktır. İzleyen katliamı betimlemeye kalem gitmez. Osmanlı yönetimi Azerileri hatırlatır bir tevazuuyla Ermeni Patriği’ne Müslüman kıyımına son verilmesi çağrısında bulunur, cevap gelmez.

Sonrasında 24 Nisan 1915′te ülkedeki Ermeni örgütleri kapatılır, yöneticileri tutuklanır; zaten bugün günümüzde “Ermeni Genocide” günü olarak anılıyor. Zaten var olan Ermeni isyanları ülkenin her yerine yayılmaya başlar. İttihat ve Terakki Hükümeti bu katliam ve arkadan vurmalara çareler arar ve yaklaşık bir ay sonra da meşhur “Muvakkat Kanunu” çıkartır

İki maddelik bu kanunun tam metni şöyle:

1) Vakt-i saferde ordu, kolordu ve fırka kumandanları ve bunların vekilleri ve müstakil mevki kumandanları ahali tarafından herhangi bir suretle evamir-i hükümete ve müdafaa-i memlekete ve muhafaza-i asayişe müteallik icraat ve tertibata karşı muhalefet ve silahla tecavüz ve mukavemet görürlerse hemen kuvay-i askeriye ile en şiddetli surette tedibat yapmaya ve tecavüz ve mukavemeti esasından imha etmeye mezun ve mecburdurlar.

2) Ordu, kolordu ve fırka kumandanları icabat-ı askeriyeye mebni veya casusluk ve hıyanetlerini hissettikleri karyeler ve kasabat ahalisini münferiden veya müctemian diğer mahallelere sevk ve iskan ettirebilirler.

Aslında kanun da “tehcir” kelimesi geçmediği gibi bir etnik grubun adı da geçmiyor. Ermeni Tehciri’nden önce Dahiliye Nazırı Talat Paşa’ya, Ermeniler’in savaşlarda askere alınarak cephe önlerine yerleştirilmesi teklif edilince, -ki bu birçok ülkede gözden çıkarılan etnik unsurlara yapılan bir şeydir- bu teklifi insanî bulmadığı için reddediyor ve mevcut şartların elverdiği nisbette tehcirin Ermenilere zarar vermeden yapılabilmesi için uğraşıyor.

Arşiv belgelerine göre göçmenlerin sevk, yerleştirme, geçim vb. ihtiyaçlarının karşılanması için tahsis edilen para, sadece 1915-1916 yılında 255 milyon kuruş gibi bir meblağ.

Alatlı’nın anlatımıyla cephede asker arpa yiyip, ordunun yegane ulaşım vasıtası katırlar açlıktan kolonlarını kemiriyorken, hükümetin nakledilen Ermenilerin can ve mal güvenliklerinin, iaşe, ibate ve güvenliklerinin sağlanmasına ilişkin emirlerinin çoğunlukla kağıt üstünde kalması da kaçınılmaz oluyor; kafileleri dönüp açlık vuruyor, dönüp yolların zor koşulları vuruyor, dönüp iklim şartları vuruyor, dönüp tifo, tifüs, çiçek vuruyor, dönüp Ermeni fedayilerinin yıllar yılı kan kusturduğu muhtelif aşiretler vuruyor..

Sonuç? Sonuç çok acı bir dram; ama BM’de tanımlandığı şekliyle bir soykırım değil.

Aynı konuda araştırmacı-yazar Mustafa Akyol’un “Ermeni Soykırımı’ Neden Soykırım Değildi?” başlıklı makalesi de çok önemli bilgiler içeriyor. Akyol yazısında Amerikalı tarihçi Günter Lewy’in ABD’de yayınlanan düşünce dergisi Commentary de 2005′in son ayında yayımladığı bir makalesinden hareketle Ermeni lobisinin “soykırım” tezlerinin yanlışlığını dile getiriyor.

Ermenilerin kayıpları hakkında çok çeşitli rakamlar var ama çok sayıda (kesin olmamakla birlikte sanırım bir milyona yakın) Ermeni maalesef bu tehcir sırasında yaşamını kaybediyor.

İttihatçılar bir karar alıyor ve bu faciaya sebep oluyorlar.

Durduk yere olmadı bu tehcir, ihanet var. Ermeni çetelerin buna sebep olmadaki rolleri küçümsenemez, birçok Türk köyünü basıp yaptıkları yürek dağlayan katliamlar halen anlatılır ve bunlar belgelerle de kanıtlanmıştır. Savaştığımız güçlerle işbirliğine gidip Doğu Anadolu’yu işgal etmeye kalkmaları sır değil açık bir gerçek. İki taraftan ehl-i insafın ittifak ettiği husus budur.

Tabii ki bunlar başarısız bir tehciri aklamaz ama çaresiz kalmış, büyük bir savaşta amansız düşmanlarla pençeleşen, parçalanmak üzere olan bir imparatorluktan söz ettiğimizi de unutmamak gerek.

Burada kilit nokta tehcirin amacı.

Amaç tehcir vasıtası ile bir etnik grubu yoketmek mi? Yoksa gerçekten bir tedbir almak ve halihazırda savaş halinde olan devleti korumaya çalışmak mı? Uluslararası soykırım tanımına göre birincisi soykırım, ikincisi değil. Kavgada burada zaten. Ermeniler birincisini yaptığımızı savunuyor. Ama buna dair bir kanıt yok. Hem tehcir kanunu hem de yollarda muhacirlere nasıl davranılması gerektiğine, iaşeye dair alınan önlemler yolunda gitmesi istenen bir tehcir düşünüldüğünü gösteriyor. Ama malum şartlardan dolayı işler yolunda gitmiyor.

Hulasa, benim düşüncem bu sürecin, yıkılmakta olan, dört yandan kuşatılmış bir devletin can havli manevrası olduğudur. Bu düşüncem tehcir kararını ya da sonuçlarını haklı göstermek değil, tarihte neyin niçin gerçekleştiğinin hakkaniyetli bir teslimini yapmaktır.

1915 olayları konusunda görüşlerim kısaca böyle.

ADL’nın duruş değişikliğine gelirsek.

Ermeni lobilerinin soykırım tezlerine karşı Yahudiler daima Türkiye’ye destek oldu. Bunun en önemli sebebi kuşkusuz soykırıma uğramış tek millet olma ve öyle kalma arzusu idi.

Belki başka sebepler de sayılabilir: Hiç gerçekçi olmasa da Osmanlı’ya İspanya yahudilerini kurtardığı için duyulan vefa duygusu gibi. Veya her taraftan sarıldığı ortadoğu coğrafyasında, laik cumhuriyetle yönetilmesi ve sekülerliliği sebebi ile İsrail’in iyi ilişkiler kurabileceği tek müslüman ülkenin Türkiye olması, vb gibi.

Ama hiçbirisi soykırıma uğramış tek millet olma ve öyle kalma arzusu kadar etkili değildir sanırım.

Peki ne oldu da ADL fikrini değiştirdi?

Bu değişikliği “Ermeni tezlerine ikna oldular” diye yorumlamak safdillik olur kanatindeyim. Bunu rahatlıkla İsrail’in yeni bir siyasi taktiği olarak görebiliriz.

Akıllara takılan bazı sorular var; Yeni Şafak’tan İ. Karagül “Ben açıklamayı uyarı olarak algıladım. Türkiye’nin Yahudi lobi kuruluşlarıyla ilişkisini iyi tutmaya çalıştığı bir dönemde, Jack Kamhi’ye Bakanlar Kurulu kararıyla “Devlet Üstün Hizmet Madalyası” verildiği ve Çankaya’daki törene devletin zirvesinin eksiksiz katıldığı günlerde bu sürpriz çıkışın başka anlamları olmalı. Nasıl mı? Bana göre, bir şey isteniyor Türkiye’den. Çoğu zaman olduğu gibi.” demiş.

Ve bazı sorular sormuş. Bunları toparlayarak ve başka da ilaveler yaparak maddeleyelim:

  1. İran’la Türkiye arasındaki enerji ortaklıklarının iptali mi isteniyor?
  2. Irak’ta ABD’nin durumunu düzeltecek bazı roller mi öneriliyor?
  3. Bu değişiklikte, 1 Mart tezkeresinin reddinden sonra soğuyan, PKK sebebiyle de iyice gerilen ABD-Türkiye ilişkilerinin nasıl bir rolü var? Bu bir cezalandırma mı?
  4. ABD’de yönetimde söz sahibi olan siyonizmle can ciğer kuzu sarması Neo-conların, CHP-MHP koalisyonu istedikleri sır değil. Acaba bunun gerçekleşmemesinin etkisi ile bir intikamla karışık ABD ve İsrail çıkarlarını destekleyici açılımlar için şantaj mı yapılıyor?
  5. Türkiye’nin Ortadoğu ve yakın çevresiyle ilişkilerinin sorgulanması mı isteniyor?
  6. Ya da Türkiye’ye giren Körfez/Arap sermayesine karşı bir şeyler mi tezgahlanacak?
  7. Veya önümüzdeki günlerde yapılacak bir ihale için köşeye sıkıştırma operasyonu mu bu? Bu bir medya ihalesi olabilir mi? Türkiye’de yatırımlara girişen, özelleştirmelere giren Dubai merkezli bir grubun söz konusu ihalede önünün kapatılması, medya alanında kendi sermaye gruplarının önünün açılması çabası olabilir mi?

Sorular çoğaltılabilir, verilecek muhtemel cevaplarda ise “evet”ler ağırlıkta olacaktır.

Ben bu yazıyı yazmaya niyetlendiğim sıralarda Türkiye’nin tepkileri üzerine ADL’nin “çevir kazı yanmasınvari” bir açıklaması oldu. Pek çok haber sitesi bunu “geri adım” olarak yorumladı ama ben böyle yorumlamadım; “soykırım” ifadesini geri aldıklarına dair birşey yok açıklamada, daha çok bir geçiştirme gibi.

Tarihimizle bir türlü hesaplaşamıyoruz, sorunlarımızı sürekli erteliyoruz. Yıllarca köşe bucak arşivleri kaçırdık olayları inkar ettik, tazminat ve toprak taleplerinden korktuk, çok sıkışınca “Cumhuriyetten önce oldu, bize ne?” dedik. Biz bunları yaparken Ermeni lobileri yüzlerce kitap, binlerce makale yayınladı. Devekuşu gibi kafamızı kuma gömdük, ilgilenmedik.

Sonra globalleşmeyle açıldık, anladık ki deniz bitti. Ama bu arada da biz ketumluğumuz ve vurdumduymazlığımız sebebi ile inandırıcılığımızı ve ciddiyetimizi kaybettik. Şimdi bu olumsuz yaftalarımızın yüküyle soykırım yapmadığımızı, 1915 olaylarının mukatele ve tehcir olduğunu ispatlamaya çalışıyoruz.

1915 olayları başımıza daha ne işler açacak bilmiyoruz. Önümüzdeki günlerde ADL’deki değişikliğin sebeplerini ve muhtemel sonuçlarını hep birlilkte göreceğiz.

14 comments

1 çuvaldız { 08.25.07 at 13:42 }

Türkiye her şeyi kendi eli ile mi yapmalı?
Örneklediğiniz gibi Alatlı gibi yazarları ve konunun soykırım olmadığı konusunda kalem oynatıp yazan,araştıran “bu adam” dendiğinde bile ayağa kalkıp itiraz eden vatansever tarihçilerimiz var.
Neden, TC devletinin direkt muhatap alınmadığı,kamuoyu yaratıp dolaylı baskı yaratabilecek konularda cevap verebilecek bir ADL si yok?

Neden Jack Kamhi gibi bir “işadamı” na devlet kendi üstün hizmet madalyasını veriyor ve faaliyetlerinin altına imza atıyor.

Devlet memuru olmayan birine neden “üstün hizmet” madalyası verilsin ki?Bunun yerine Türk vatandaşı yada Türk olmayıp da iddia edilen konularda araştırma yapmış çeşitli devletlerin vatandaşı olan bilgi sahibi,uluslararası çevrelerde saygınlığı olan insanların birlikteliği ile oluşmuş bir ADL’imiz yok??

ADL gibi bağımsız bir kuruluşla muhatap olabilecek bir ADD niye yok?Neden her sorunda devletin hakaket imkanının daraltabilecek üst düzey ilişki aranır ki?

Danimarka’daki karikatür olayında bile devlete kınama için baskı yapılmıştı?Laik olduğu iddia edilen devletin bu tip bir konuda kınamada bulunmasının anlamı ne?

Prof.larımız maaş alsın,araştırmaları asistanlarına yaptırtsın,yurt dışına adım atmamış devlet erkanı ile alay ediliyorken,burnunun ucundakinden başka hiçbir şey ile ilgilenmeyen köşe yazarları sadece kariyerleri için bir organizasyon oluştursun,liberal olduklarını iddia edenler söz söyleme sırası geldiğinde devletin arkasına saklanıp “hadi söyle,sen nasıl devletsin”desin,sonra iş problem çözmeye geldiğinde sizin de dediğiniz gibi deniz bitmiş olsun?

Ben bu ülkede ülke için kalem oynatan bir erkanın bireysel çabası dışında bir organizasyonda var olup dünya basınını takip eden bir organizasyon oluşturup, bir şekilde vatandaşlık vazifelerini yaptıklarını hiç sanmıyorum.

Çölaşanın aynı kaleminin ve dilinin sivriliğin bu tip b,r haksız ithamda faydası olmaz mıydı?
Yada B.Coşkun beyefendi toprağını sevip vatandaşını beğenmediği bu ülkenin soykırım iddiaları haklılık kazandığında sevecek bir topraklarından bir kısmını kaybetmekten bir vatansever olarak hiç üzülmeyecek miydi?

Kısaca karar versek,bu devlete sadece eleştirmek mi vatandaşlık bilincidir,yoksa vatandaş olarak bizler de eğitim,bilgi ve imkanlarımızın bir kısmını bazı sorumlulukların verilmesini beklemeden kendimiz mi üstlenmeliyiz?

Neden yurt dışında da merkez belirlemiş bir Türk tarihinin bilinmeyen gerçekleri derneği yok?
Neden Basın yolu ile gerçekleri savunan bir uluslar arası gazeteciler derneği yok?

Neden CHP gelirinin bir kısmını buna benzer bir derneğin yurt dışı oluşumunda kullanmaz?
Vs.vs
Bizde herkes sınırlar dahilinde vatansever ve geveze!

İsveç akademisi gibi bir kuruluşun bağımsızlığına ikna olup verilen ödüller kabul edilebiliyorsa buna benzer bir çalışma ile doğrulara hizmet eden TC den bağımsız bir kuruluş neden oluşturamıyoruz.?

Kendimiz çalıp kendimiz oynıyoruz,canımız yanında “devlet baba” komşu çocuğuna laf söyle beni düşürdü diyoruz.

2 geronimo { 08.25.07 at 13:57 }

T. Suat Bey,

Yazınızda link verdiğiniz Alev Alatlı tarihçiliğiyle bilinen birisi değil. Mustafa Akyol da tarihçi değil, ama o bir tarihçinin düşüncelerini aktarıyor. Alev Alatlıdan alıntıladığınız parçalara güvenmem zor, çünkü bu entelektuelimiz tarihçi değil ve başakalarından alıntı yaparken daha önce şahit olduğum bazı özensizlikler yapmış bir yazar.

“1.İran’la Türkiye arasındaki enerji ortaklıklarının iptali mi isteniyor?”
Bence bu maddeyi iyi yakalamışsınız.

“ABD’de yönetimde söz sahibi olan siyonizmle can ciğer kuzu sarması Neo-conların, CHP-MHP koalisyonu istedikleri sır değil”
Sır değilse de ben böyle bir şey duymadım, okumadım. Ben tam tersi AKP’yi istediklerini düşünüyorum.
Neo-con’ların CHP-MHP koalisyonu istediklerine dair bir yazı var mı gösterebileceğiniz?

3 BetüL { 08.25.07 at 14:00 }

haber7′ye ve Fikret Bila’ya gore Basbakanin odullerinizi iade ederim restinden sonra olmus bu “geri adim”

http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=264531

4 TT { 08.25.07 at 14:22 }

düşünceler: Ermeni lobilerinin soykırım tezlerine karşı Yahudiler daima Türkiye’ye destek oldu. Bunun en önemli sebebi kuşkusuz soykırıma uğramış tek millet olma ve öyle kalma arzusu idi.

Yahudi lobisine bizi savunmaları için akıttığımız paraları da unutmamak lazım

5 T. Suat Demren { 08.25.07 at 19:21 }

Sayın Geromino,

Evet, Alatlı tarihçi değil ama anlattığı şeyler hikaye, kimsenin bilmediği şeyler değil, tarihsel kayıtlarda yeralan olaylar.

Googe’da yapılacak bir arama ile 1915 olayları ile alakalı belgelere yer veren pek çok kaynağa ulaşılabilir.

Neoconlar konusunda elbette “biz bunu istiyoruz” şeklinde açıklamalarının bulunduğu yazı/belge yok.

Ama Houston senaryolarının açığa çıkmasından anladığımız, bu konuda ABD içinde ikilik olduğu yönünde. Pekçok yorumcu böyle bir toplantının sızmasının mümkün olmadığını söylüyor, ve sızdırılma amacının neoconların amaçlarını faş edip planlarının boşa çıkartma amaçlı olabileceğine dair yorumlar yapılıyor. O toplantının baş aktörü Z. Baran’ın ilişkileri ve tam o günlerde ülkede yükselen terörün ve senaryodakine  benzer hadiselerin de olduğu (bunların da MHP’ye yaradığı) göz önüne alındığında bu iddia akla yatkın.

Şu yazıdaki gibi argümanlar da bu cephenin düşüncelerine dair fikir verebilir.

Tabi tüm bunlar birer yorum nihayetinde, kesinlik içeren bilgiler değil.

Şunu unutmamak gerek; ABD -ya da akıllı devletler diyelim- hiçbir zaman tüm yumurtalarını aynı sepete koymazlar. Yani iki cephenin de birbirleri ile mücadele etmesine de izin verirler. Gerektiğinde de onları/argümanlarını kullanırlar.

27 Nisan muhtırasından hemen sonraki “biz bu işte taraf değiliz” ve daha sonra işin rengi değişince de “Türk demokrasisine güveniyoruz” açıklamasını hatırlayalım, yani her duruma yönelik olarak eylem planları vardır.

Yani bu ikili cepheden neoconların bir hamlesi olabilir bu ADL’nin yeni söylemi, fakat büyük resimde ABD çıkarları son sözü söyleyecektir.

Ben, dediğim gibi bir şantaj oduğunu düşünüyorum.

Sayın TT,

Evet, haklısınız, paraları da unutmamak gerek.

6 kacakkova { 08.26.07 at 01:39 }

merhaba

eçcinsellik konusu ile ilgili duruma bakmak için gelmiştim, bu arada bu yazınız dikkaitimi çekince okudum. nedense, yazınızın kimi başlangıç ifadelerınde ermeni soykırımını teyit eden bir fikir ileri süreceğiniz hissine kapıldım. bunda yanılmış olduğumu anlamam kısa sürdü fakat.

tarihsel olayların, heleki böylesi acılı ve dünyanın yeniden şekiilenmekte olduğu zamanlara ilişkin dönemlerinin güncel poltikanın/konjuntürün malzemesi yapılması çeşitli şekillerde izah edilebilir. kimin ne hesabı yaptığı, nasıl lobi çalışmaları yaptığı, gerçekliğin bu politik catışmalar içinde ne şekle büründüğü vs. elbette tartışılabilir ve konuşulması gerektir.burada belkide her şeyden öncelikli olan mesele metodoloji meselesidir. yani nasıl bir tarih perspektifinden bakılması gerektir. vs..

bu kısmına dair yorumlarınıza bir şey demek istemem, cünkü bu konuda söy alamayı düşünmüyorum. sözkonusu “tehcir politikası”nı şu tarihsel koşullar ve şartlar dolayısıyla açıklama biçimi zaten bir niyeti ortaya koyuyor. niyetin soykırım değil, bir devleti korumaya calışmak olduğunu söylüyorsunuz. acıkcası ben bunlar arasında bir tezatlık görmüyorum. aksine sizin vbir karşıtlık olarak belirtmek istediğiniz bu argümanın içinden bizzat soykırımın temellendirilmesinin gerektiğini düşünüyorum. bunun sebebi ise şudur: soykırımı oluş sebebi, bizzat bir devleti korumak düşüncesinin kendisindedir. bu düşüncenin pratiğinden kaynaklanmıştır, bu düşünceyle kendine meşruluk bulmuştur ve hala da bulmaktadır. zaten sorunda biraz buradaki devlet meselesinden çıkmaktadır. olmayan bir devlettir sözkonsu olan. olmayan bir devlet varedilmeye ve dahası varmış gibi korunmaya çaşılmaktadır. bu caba öyledir ya da böyledir bir şey demiyorum.

ama sonucta soykırımı yaratan sürecün ideolojik politik motifi budur ve tarihsel koşulları da bu şartlarda ortaya çıkmıştır. siz ise, niyet budur o halde soykırım yoktur diyorsunuz. bu bana çok tuhaf bir akıl yürütmesi olarak görünüyor. olanları bir “facia” olarak adlandırıyorsunuz. peki facianın hangi derecesinde bir şey soykırım haline gelir acaba. bence soykırım uygulaması, hem politik olarak hem de pratik olarak gayet açıktır. rakamlarda tarafların söylediği yalanlar bunu değiştirmez. yine tarafların meseleyi ne şekilde carpıttıkları, ya da konu üzerinde siyaset yapanların neyi amaçladıkları da meseleyi değiştiremez.

bununla ilgili cok çey konuşulabilir daha. kısaca “tehcirin”, belirli bir etnik kimliğin temizlenmesi anlamında, soykırım olduğunu söylemek istiyorum. bu arada ermenilerin türklere yaptıkları zalimlikleri reddetmek için neden yoktur. bahsettiğiniz koşullar içinde elbette bunlar olmuştur. bir facia ortaya çıkmıştır. bu cift taraflı ifade edilen/edilebilecek olan faciadan birini soykırım yapan başka bir şey var. asıl onu anlamak gerekiyor kanımca.

kolay gelsin.

7 T. Suat Demren { 08.26.07 at 08:48 }

Kaçakova merhaba,

Öncelikle şunu belirteyim, olanları soykırım olarak görsem kesinlikle bunu dillendiririm. Yani gocunulacak çekinilecek bir bakışım yok.

Esasen kavram konusunda yoğunlaşmak neden? Bamteli burada. Olanları facia olarak nitelendirmek, bunun için üzüntü duymak, hatalı olduğumuzu kabul etmek niçin insani bir tepki olarak görülmüyor da ille “soykırım” denmesi isteniyor? Sonuçta insancıklar ölmüş, mahvolmuş.. Facia ya da soykırım olunca daha mı farklı acılar çekiliyor?

İşte kavram meselesinin önemi burada devreye giriyor. Soykırım çok ağır bir insanlık suçudur. Tanımı da bellidir.

Sizin soykırım tanımınızı çok flu buldum ben. Biraz açarsanız üzerinde konuşuruz. Bir de şu satırlarınız:


zaten sorunda biraz buradaki devlet meselesinden çıkmaktadır. olmayan bir devlettir sözkonsu olan. olmayan bir devlet varedilmeye ve dahası varmış gibi korunmaya çaşılmaktadır. bu caba öyledir ya da böyledir bir şey demiyorum.

Kimdir bu devlet? 1915′teki Osmanlı mı? Bugünden bakıp “nasılsa yıkılacaklar” diye bir devleti “olmayan devlet” saymak ilginç bir bakış doğrusu. Her devlet yıkılmaya direnir, “ee ben yıkılacağım” diye olan biteni izlemez.

Soykırım tanımına gelelim. Sizin “tuhaf” bulduğunuz şey soykırım tanımının temelidir zaten; “niyet”

Soykırım tanımı, Birleşmiş Milletler’in 9 Aralık 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına ilişkin Sözleşme’de belirlenmiştir.

Buna göre

Soykırım oluşturan eylemler

Bu Sözleşme bakımından, ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden her hangi biri, soykırım suçunu oluşturur.

a) Gruba mensup olanların öldürülmesi;
b) Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi;
c) Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kastten değiştirmek;
d) Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak;
e) Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek;

Burada 1915 olaylarındaki Ermeni iddiları c bendine giriyor. Ne diyor madde: Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kastten değiştirmek; yani buna “niyetlenerek” bir tehcir, izole vs uygulamak.

Ermenilerin Soykırım iddiasının temeli Ermenilerin Türk devleti tarafından sürüldüğü, öldürüldüğü vb. değildir. Esas iddia, bu eylemlerin, Ermeni toplumunu kökten yoketmeye yönelik sistemli ve bilinçli bir devlet politikasının sonucu olmasıdır. Tarihte toplumlar arasında ve savaş dönemlerinde gerçekleşmiş sayısız katliam vardır. Ancak bir toplumun devlet kararıyla ve bilinçli olarak yokedilmesi, soykırım tezini savunanlara göre, tarihte çok ender rastlanan bir insanlık suçudur. (Wiki)

Şimdi burada iş İttihat ve Terrakki hükümetinin niyetine gelip dayanıyor. Yani “bunlar nasılsa yollarda telef olur, biz de bu milletten kurtulmuş oluruz” amaçlı ise bu tehcir evet, soykırımdır.

Peki gerçek böyle mi?

Bir kere bu iddayı doğrulayacak tek bir belge yoktur. Ermeni tarafı:

* Soykırımın resmi Osmanlı makamları tarafından değil, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne bağlı gizli bir örgüt olan Teşkilat-ı Mahsusa eliyle yürütüldüğünü;
* B. Teşkilat-ı Mahsusa ve İttihat ve Terakki arşivlerinin Ekim-Kasım 1918′de, yani Osmanlı Devletinin savaşta yenildiği ve Talat Paşa hükümetinin düştüğü günlerde, yakılarak imha edildiğini;
* C. Resmi arşivlerde bulunabilecek olan bazı belgelerin de çoktan ayıklanıp yokedildiğini ileri sürerler.(wiki)

Yani ortada bir beldeye dayanmayan iddialar var. Buna karşılık Osmanlı Devleti’nin resmi belgelerinde;

“Göçe tabi tutulan Ermeniler için yolculuk sırasında rahatlarının sağlanması, can ve mallarının korunması için buyruklar olduğu görülmektedir. Osmanlı Bakanlar Kurulu’nun 30 Mayıs 1915 tarihli kararıyla, Ermenilerin canlarının ve mallarının korunmasını, göçmen ödeneğinden geçimlerini sağlayabilmeleri için yardımın yapılmasını, ihtiyaçlarına göre mal ve toprak dağıtılmasını, hükümet tarafından evler yapılmasını, alet ve teçhizat temin edilmesini, yiyecek ve diğer ihtiyaçlarının sağlanmasını, sağlık durumlarının hergün doktorlar tarafından kontrol edilmesini, hasta, kadın ve çocukların trenle gönderilmesini ve alınması gereken daha pekçok önlemi bildiren emirler yayınlamıştır. Ayrıca, tehcir sırasında Ermenilere karşı herhangi bir saldırıda bulunanların tevkif edilerek, Divan-ı Harp Mahkemesine sevk edilmesi ve en ağır şekilde cezalandırılmaları da karara bağlanmıştır.”(evet yine wiki :-)

Türk görüşlerine yakın tezleri de (Batı dünyasında) Bernard Lewis, Gilles Veinstein, Erich Feigl, Donald Quataert, Guenter Lewy, Cem Özgönül, Justin McCarthy, Udo Witzens ve başkaları savunmakta.

Tabi bu üzerinde kolayca konsensus sağlanacak bir olay değil, zaten de sağlanamıyor.

İttihatçıları günahım kadar sevmem ama ortada kesin kanıtlar ya da bu yönde işaretler olmadan da suçlama yapamam ki? Bu hakkaniyete sığmaz.

Kavramların niçin kullanıldığına dikkat etmeliyiz. Her ehl-i insaf olan bitenin trajedi olduğunu kabul ediyor zaten..

Bir daha hiçbir yerde tekrarlanmaması ümidiyle..

Selamlar.

8 mihrace { 08.26.07 at 13:18 }

Merabalar Suat Bey,

Konuyu özetleyen yazınız için teşekkürler. Belki çoktan malumunuzdur ve fazla uzatmamak için yazmamışsınızdır ama ben yine de geçenlerde okuduğum bir kitaptan edindiğim bilgileri eklemek istiyorum. Belki bilmeyen arkadaşlar olabilir.

Söyleyeceklerim ünlü tarihçi Arnold J. Toynbee’nin “Hatıralar: Tanıdıklarım” isimli kitabından. Toynbee bu kitabından hayatında iz bırakan kişiler hakkındaki izlenimlerini aktarmış. Kitabın, döneminin ünlü tarihçilerinden Lord Bryce’ı anlattığı kısımda ise Toynbee, İngiltere krallığından emir ile Ermeni Soykırımı’nı anlatan ve bütün belgeleri derledikleri ‘Blue Book’un nasıl yazıldığını anlatıyor.

Toynbee’ye göre, ne kendisi ne de Lord Bryce kendilerine bu emir geldiği sırada krallığın gerçek niyetinden haberdar değillerdi. Eğer öğle olsaydı ikisinin de bu kitabı yazmayacaklarını ve yazmaktan dolyı pişmanlığını birkaç yerde vurguluyor.

Ona göre asıl niyet şöyle idi: 1. Dünya Savaşı’nda Alman hücümünün ardından geri çekilen Ruslar, Polonya-Litvanya arasında ciddi bir yahudı kıyımı yapıyorlar. O dönemde bu hat, Yahudi yoğunluğu ve etkinliği açısından şu anki Kuzeydoğu Amerika ile eşdeğer. Almanya hükümeti ise hemen Amerika’dan, içinde Yahudilerin de bulunduğu 30 kadar gazeteci getirtip bu katliamı yerinde inceleterek dünyaya ve özellikle de Amerika’da güçlenmeye başlayan Yahudi cemaatine duyurmaya çalışıyor Bu niyetinde de başarılı oluyor. Rusya ile 1. Dünya Savaşı’nda müttefik olan İngiltere ise tabii ki bu durumdan hiç hoşnut değil. Almanya’dan hıncını almak isteyen İngiliz krallığı, çareyi Almanya’nın müttefiki olan Osmanlı İmparatorluğu’na saldırmakta buluyor. Osmanlı’nın aynı yıl yaptığı Ermeni Tehciri İngiltere’nin misillemesi için de tabii ki bulunmaz bir fırsat. Bunun üzerine dönemin tarihçilerinden en çok güvenebilecekleri Lord Bryce’ı bu iş için görevlendiriyorlar. Bryce ise kendisine yardımcı olarak Toynbee’yi yanına alıyor.

Blue Book’u hazırlarkan bu niyetlerin hiçbirinden haberdar olmayan Toynbee, kraliyetin (majesteleri diye hitap ediliyor) nasıl bu kadar basiretsiz olabileceğine şaşırıyor. Zira Yahudi katliamina karşın Ermeni’leri ortaya sürmek tam bir fiyasko ile sonuçlanıyor. Çünkü iki grubun dünya ve Amerika arenasındaki etkinlikleri tartışılamayacak kadar farklı.

Bryce ve kendisinin açıkça kullanıldıklarını itiraf eden Toynbee, kitabın ilerleyen sayfalarında Türkiye’deki kötü imajını silmek için yaptıklarından bahsediyor.

(bundan sonrası çoğunlukla benim görüşüm) Vel hasılı, Ermeni Soykırımı iddiaları İngiliz hükümetinin 1915 yılı şartlarınca uyguladığı bir savaş stratejisinden başka bir şey değil. O zamanki kamuoyu hakkında yeterli şeyler okuyamadım açıkçası ama durum bana ‘Bir deli bir kuyuya bir taş atmış, Yüz akıllı çıkaramamış’ atasözünü hatırlattı. Zira Ermeniler, zamanında doğru düzgün planlanmamış bir savaş hamlesine 90 yıldır kendilerini öyle bir inandırmışlar ki, bu hamlenin planlayıcıları bile vazgeçmişken onlar hala ısrar ediyorlar.

Paylaşmak istediklerim bu şekilde.
Hoşçakalın.
Mihrace

9 T. Suat Demren { 08.26.07 at 22:46 }

Merhaba Mihrace Bey/hanım,

Hoşgeldiniz.

Teşekkürler güzel yorumunuz için.

Zaten kitabın İngiliz hükümetinin hazırlatılması bile başlı başına işkillenmek için yeterli. Ki Blue Book Ermeni tezlerine kaynaklık eden en önemli birkaç çalışmadan birisi.

Toynbee’nin bahsettiğiniz kitabını okumadım ama üzerinde yapılan tartışmalara dair yazılar okumuştum.

Öyle ya da böyle ortada bir trajedi olduğu açık. Bunu sürekli ötelemekten vazgeçmeli artık bir şekilde çözüm yoluna gitmeliyiz diye düşünüyorum.

Sağduyulu Ermenilerin de buna katkı sağlaması gerek.

Selamlarımla.

10 kacakkova { 08.27.07 at 01:24 }

merhaba,

burada iş İttihat ve Terrakki hükümetinin niyetine gelip dayanıyor. Yani “bunlar nasılsa yollarda telef olur, biz de bu milletten kurtulmuş oluruz” amaçlı ise bu tehcir evet, soykırımdır.

evet niyet budur. poltik olarak alınan ve uygulanan karar budur. sadece yollarda telef olma beklentisi değil, gayrı resmi girişimlerle bu “telefi” gercekleştirme de sözkonusudur. bununla ilgili tarafların neleri gizledikleri, neleri carpıtıkları, neleri farklılaştırdıkları az çok biliniyor bugün. her iki tarafda elbette poltik bakımdan bu konuya dair bugüne ait niyetler de taşımaktadır. bu niyetler öyledir-böyledir ayrı bir konu.

soykırım meselesinin, tam da sizden alıntıladığım bu ifadenizde olduğu şekilde ve daha da vahim bir niyetle gerçeklik bulduğu açıktır. bunu kanıtlayacak yeterince belgeler vardır. dahasına ulaşmak da mümkündür. ama asıl konu, bu meseleye dair belgelerin tıpkı meselenin kendisi gibi bir kadere sahip olmasıdır.

olmayan bir devletin davasının güdülmesinden kastımın anlaşılır olacağını sanmıştım. sonu gelmiş bir osmanlı ve kurulmak istenen bir yeni millet/devlet sözkonusudur. “anadolu” bu bakımdan bir bakıma temizlenmek/ayıklanmak istenmiştir. hem cephede, hem masabaşında hem de karanlık köşelerde bu sırada çok yönlü bir “savaş” durumu vardır. elbette belirli bir şekilde istiare de bulunuyorum, ama bu noktadan bakınca politik bakımdan tehcirin bir soykırım niyeti olduğu gayet açık görülmektedir.

kolay gelsin.

11 T. Suat Demren { 08.27.07 at 06:31 }

Merhaba Kaçakova,

Mesela o kadar kolay değil. Ulaşıldı dediğiniz belgeler hiç de sizin sandığınız kadar net belgeler değil. Bu konuda Türkiye tezlerini çürütecek kadar güçlü belge yok. Esasen böyle büyük bir tehcirin gerçekten o amaçla yapıldığı düşünülse ardından birçok işaret bırakmaması mümkün değildi; hele ki o yıkım döneminde. Fakat “soykırımı destekliyor” denen belgeler gerçekten ciddiye alınacak belgeler değiller.

Ben bunun bugünden ispatının da çok zor olduğunu da biliyorum ama madem hakkaniyetten bahsediyoruz daha net olmalı argümanlar.

Ben de Osmanlı’dan değil Türkiye’en bahsettiğinizi düşündüm ilkolarak ama emin olmadığım için tekrar sorayım istedim.

İttihatçıların ilerisi için “Anadolu’yu temizlemek” gayesi ile tehcir yapmaları aklen mümkün ama ben ittihatçıların bu kadar zeki olduklarını düşünmüyorum. Koca imparatorluğu 10 yılda Alman nüfüzüna sokan, denizlere hakim İngiltere ile savaşa giren, Sarıkamışta onbinlerce (kendi) askerini kurşun atmadan öldüren bir kadrodan söz ediyoruz. Tamam desek bile bu, “yollarda telef olsunlar kurtulalım” anlamında olacağını garantilemez, gönderilen yer Suriye içleri çünkü; Anadolu değil. Yani “Anadolu’dan defolsunlar gitsinler de nereye giderlerse gitsinler” niyeti olabilir, ama bu da soykırım tanımlamasına girmiyor. (Bkz, c bendi) Amaç alanen “yollarda telef olsunlar” olmalı. Bunu doğruluyan bir kanıt ise yok.

Buradan, bugünden bakınca, geriye doğru akıl yürütürken yaşananların ittihatçıların düşündüklerini “sandığımız” gibi olması, bunu onların planladığını ve gerçekleştirdiğini göstermeye yetmez.. Biz bugünden bakıyoruz, geriye doğru akıl yürütüyoruz, tehcirin sonuçlarına bakarak bazı teoriler ortaya atıyoruz. Bu biçimde bir tarih okuması hemen her tarihsel olayı olduğundan çok farklı bir biçimde gösterebilir.

Bu düşünülmesi, üzerinde durulması gereken birşey ama tarih gibi son derece subjektif bir ilim dalında olayları yorumlarken dikkat edilecek en önemli şey belge olmalı. Bu olmadan salt yorum yapmak hamasete saplanılmasına sebep olur; hele bu gibi netameli bir konuda..

Selamlar.

12 TT { 08.27.07 at 09:23 }

kacakkova sonu gelmiş bir osmanlı ve kurulmak istenen bir yeni millet/devlet sözkonusudur. “anadolu” bu bakımdan bir bakıma temizlenmek/ayıklanmak istenmiştir. hem cephede, hem masabaşında hem de karanlık köşelerde bu sırada çok yönlü bir “savaş” durumu vardır.

sn:kacakkova
Öncelikle 1915′li yıllarda henüz Anadolu işgal edilmemişti ve Osmanlı Devleti varlığını güçlü bir devlet olan Almanya’nın yanında yer alarak savaşarak sürdürüyordu.Böyle bir durumda devlet nasılsa yıkılacak ve nasılsa yeni bir milli devlet kuracağız şu ermenileri Anadolu’dan def edelim fikri kimin aklına gelebilir ki?
Bu konudaki iddianız hakkında herhangi bir kanıtınızın olduğunu sanmıyorum.

Ayrıca sizin ifadenizle soykırım neden sadece Ermenilere uygulandı
ve bu olaylar neden sadece doğuda oldu?
Halbuki Osmanlı’nın son döneminde isyana kalkışan rumlara yada batıda yaşayan ermeniler de vardı.Üstelik sadece başkent İstanbul’da 18-19 yy da %60 oranında azımsanmayacak bir gayrimüslim nüfusu vardı…

Bana göre 1915 olayları “savaş ortamında” ve “karşılıklı milliyetçi duyguların hakim olduğu” bir zaman diliminde yaşanmış ve üzerinde durulmaması gereken bir konu.İşin özünde “hristiyanlığın milliyetçi bir yorumu olan Ermeniliğin”, özellikle diasporadaki Ermenileri bir arada tutmak için “kullandıkları” bir nevi tutkal görevi gören iddialar bulunuyor. Amaçları da tebalarındaki “Ermenilik” heyecanının kaybolmasını önlemek.

Suat Bey yazısında arşiv belgelerinden örneklerle tehcir sırasında alınan tedbirlerleri yazmış.Bunlara bakıldığında Osmanlı devletinde belli bir hassasiyetin var olduğunu anlıyoruz.
Bu olaylarla ilgili birinci elden kaynakların bulunduğu Osmanlı arşivlerine hiç bir Ermeni araştırmacı gelmiyor.Bu da konunun Ermeniler tarafından istismar edildiğini göstermeye yetiyor bence.

13 K T { 08.29.07 at 00:37 }

Benim anlayamadığım iki şey var. Birincisi, madem Ermeniler Ruslara yardım ediyor, Türk köylerine saldırıyor vesair, neden Kastamonu’daki Denizli’deki Adapazarı’ndaki Ermeniler de sürülüyor? Hatta bazıları pek uzun mesafeye techir etmiyorlar. Direk öteki dünyaya.

Öte yandan bir de İstanbul istila altındayken İngilizlerin kurduğu Ermeni olaylarını inceleyen mahkeme olayı var. O mahkemeden de bir sonuç çıkmıyor. Nasıl oluyor da her türlü belge İngilizilerin elinin altındayken ve mahkemenin başında da bir Ermeni varken Ermenilere karşı işlenen suçlar ortaya dökülemiyor?

KT

14 Mert { 10.04.07 at 08:49 }

Sizde 1915 olaylari icin tepkiniz gosterin:
http://capwiz.com/tca/issues/alert/?alertid=10027156

---

Önemli


Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayınlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı sağlayabilmek için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır.

***

Siz de düşüncelerinizi paylaşın: