Yelkenli
Çölaşan olayını yazacağım diyordum ama bu sabah kendimi aniden İstanbul’da buldum. En yakın dostum akşam, “Sabah İstanbul’da birkaç saat işim var, bana arkadaş ol, İstanbul havası alır, orada akşamı yapar, döneriz, tabi işin yoksa” dediğinde yığınla işim olmasına rağmen “bugünün işini yarına bırak” relaxizmi gereğince hiç düşünmeden “tamam” dedim. (Hanımdan izin aldık tabi, o ayrı. Buradaki “hiç düşünmeden” tabiri kendi karar verme sürecimi resmediyor, izin alma sürecini değil. :)
Ve sabah İstanbul’dayız. Seyahat özgürlüğü güzel birşey. Allah’tan bu özgürlüğün farkına varan kanun yapıcılarımız yok. İki-üç blog için -kanun yapıcısı ile uygulayıcısı ile- koskoca WP’yi kapatacak bürokratik zihniyetten herşey beklenir çünkü.
Çölaşan olayı ben işleyinceye kadar kadük olacak. En iyisi Ekonomitürk’ten Barış’ın bu konuda yaptığı güzel analizden bazı kısımları alıntılayayım altına da “den den” koyayım, mesele halolsun. Barış’ın, “İki Yüzlü Doğan medyası ve Çölaşan olayı” başlıklı yazısında katılmadığım bazı noktalar va bunlar önemsiz detaylar.
Yazının bir bölümünü alıntılıyorum, tamamını buradan okuyabilirsiniz:
Neyse, konumuza donelim. Dedik ki Hurriyet gazetesinin olaylari analiz etme gibi bir derdi yok. Hurriyet gazetesinin asil amaci ‘olaylari izlemek degil yonlendirmek’. Bunun icin de her yol mubah. Dolayisi ile secim yenilgisi Ertugrul Ozkok abimize ‘viz geldi tiris gitti’. Ertugrul Ozkok ve korosu bu kez basbakan Erdogan’a ve cumurbaskanligi adayi Gul’e akil vermeye basladilar. Ulkeye 24 Temmuz gunu gelip de secim sonuclarindan haberi olmayan birisi “galiba Erdogan ve Gul secimi kaybettiler, bu gazete kosecileri de dogru analiz ettiler, simdi de akil veriyorlar” fikrine kapilabilirdi. Yahu secimin hemen birkac gun oncesinde yuzde 80′imiz CHP’ye oy verecek kalanlar da bagimsizlara demissin, secimden once yaptigin tum analizler yorumlar yuzseksen derece yanlis cikmis, azicik otur, dusun. De ki biz yanlis yol izledik okuyucularim, ozur dileriz, bu mevkide de kalamayiz fedakarlik yapip koltuklarimizi koselerimizi dogru analiz yapan arkadaslara ya da hic yapmamis olanlara doldursunlar. Yamadilar. Ne yaptilar: Halk dusmanligina devam, askeri kasimaya devam, aba altindan sopaya devam, akil vermeye devam. Uzlasma, fedakarlik, sovalyelik vs. Icini bosaltmadiklari kavram kalmadi.
Peki Emin Colasan bu resimde nereye oturuyor? Burada en onemli faktor hukumete en muhalif gibi gorunen yazarini kovarak hukumete yanastigi izlenimini verdi. Bu zokayi AKP ve Erdogan yutmaz. Zaten amac da onlara yutturmak degil. Amac halka yutturmak. Su anda AKP taraftarlarina (ulkenin yuzde 50’sini olusturuyor) sorarsaniz Dogan medyasi yalanci, tarafli ve AKP karsiti. Ancak AKP karsitlarina sorarsaniz bu defa Dogan medyasi en buyuk hukumet destekcisi. Iste butun denklemin sirri burada yatiyor. Herhalde Ertugrul Ozkok disinda kimse bunu basaramazdi. Amac AKP’ye en acimasiz elestiriyi yapip AKP yanlisi gibi gozukmek. Emin Colasan bu noktada tedavul degerini yitirmis bir isimdi. Bozuk para gibi harcanmasi gerekiyordu ve harcandi.
Çölaşan’ı zerre kadar sevmem. Medya’da da her yerde olduğu gibi serberst piyasa kuralları işler, bu açıdan üzüldüğümü de söyleyemem. Tabi bu “serbest piyasa kuralı” derken Çölaşan’ın Doğan Medya grubuna maliyetini salt kapital olarak görme yanlışına düşmeyelim. “Piyasa”nın içine bir sürü dinamik girer; ahlakî olsa da olmasa da. Ne demiştik? “Hürriyet koca koca yelkenleri olan ve sürekli bunlara uygun rüzgarlar kollayan bir teknedir”
Ertuğrul Özkök’ün Çölaşan olayını anlattığı ama okurlarının aklına hakaret eder gibi yazdığı yazı A. Kekeç’in dilindeydi dün:
Ertuğrul Özkök, ‘büyük yazar’ diye pazarlanan arkadaşı takdim ederken, satıraralarında Çölaşan’a giydiriyordu: ‘Samimiyetle, duyguyla, bilgiyle, mizahla, tarafsızlıkla yapılan muhalefet, çifte su verilmiş çelik gibi oluyor’muş… ‘Ama hakaret, iftira, takıntı, lakap takma, haksızlık gibi şeyleri muhaliflik gibi sunmaya kalktığınız zaman iş değişiyor’muş…
Dolayısıyla, Çölaşan gider, Yılmaz Özdil gelirmiş.
Bu ‘büyük yazar’ meselesine uygun bir zamanda değineceğim.
İsterseniz önce şu ‘bilgiyle’ yapılan muhalefete bir göz atalım:
İşte Çölaşan’ın yerine ikame edilen ‘bilgili, duygulu, tarafsız, samimi, esprili’ arkadaşın yazdıkları:
‘Bidon kafa… Yani darılmayın ama, hakikaten Allah cezanızı versin be kardeşim. Sevmeyenlerin cehenneme kadar yolu var… Fethullah… Abdullah… Mabdullah… Kıçına solunum cihazı taktıkları zaman beni hatırlarsın, çünkü bu saatten sonra ancak orandan nefes alabilirsin… Elalem gemi almış, sen iskele babası almışsın… Sen bilirsin kardeş. Türbanmış, uzlaşmaymış, hikáyedir. Laga lugadır.’
Şimdi gel de üzülme.
Gel de Emin Çölaşan’ı arama.
Karıştırmayın sakın, 5. sınıf bir gazete yazarından değil, ülkenin en büyük medya grubunun “en büyük” gazetesindeki bir yazarından sözediyor. İşte böyle manyak bir memlekette yaşıyoruz.
Tekrar söyleyelim; ne demiştik, “Hürriyet koca koca yelkenleri olan ve sürekli bunlara uygun rüzgarlar kollayan bir teknedir”
Konu hakkında şuradaki tartışmaya da bakabilirsiniz.
***
Hürriyet gazetesi ve Özkök bile moralimi bozamadı bu sabah, en sevdiğim şehir olan İstanbul’dayım çünkü..
Güzel İstanbul’dan selamlar..



7 comments
Emin Colasan tam bir manipilasyon adamiydi. Kisiel olarak bu tip yazarlarin buyuk gazetelerde yazabilme imkani bulmasini istemem. Bu engelleme biciminde degil, okur tepkisi seklinde bir otokontrolle olmali tabii ki.
Boyle bir medya anlayisi olan yer var mi bilmiyorum ama varesa bil bizim bundan cok cok uzakta oldugumuz acik.
Taha Kıvaç, Çölaşan’ın kovulması olayı ile ilgili olarak ilginç şeyler yazmış:
http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?i=6488&y=TahaKivanc
Rodos protokolu-buluşması diyor bilen var mı ne olduğunu?
Bu konuda Melih Gökçek’te çok önemli şeyler söylemiş:
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=576428
Bu adamı ciddiye alıp, haber mi yapılır? Belli ki adamın delilerin tımar edildiği yerden raporu var ki böyle yazı yazabiliyor…
Olumlu yönlerden bakın; bu tip adamlar olmasaydı, düşünce özgürlüğü adı altında kimlere torpil geçildiğini göremeyecektik ;)
Fazla mı olumluyum acaba :)))
söyleyen söyleyene daha cok yorumlanır diyorum.
suat ne iş, yine benden habersiz istanbul a gelmişsin, “Merdi kıpti şeceat arzederken, sirkatin söyler” miş!
Bir daha olmasın :)
Ya abi sen Hatay’da değil misin daha? 20 Ağustos’ta döneceğim dedin ya?..
:-)
---
Siz de düşüncelerinizi paylaşın: