“Türkiye’nin en saf seçmeni”
Seçim sonuçlarına ilişkin birçok değerlendirme yapılıyor. Şu zafer hali geçinceye, ayaklar yere basıncaya kadar da seçim öncesi AKP’yi yerden yere vuranlar da dahil hemen tüm medya müthiş bir “başarı hikayesi” moduna girmiş durumda. Medyamızın has huyudur bu, “aldanmayalım” deyip geçelim.
Bu hal geçince önümüze bakmalıyız; önce inşallah krizsiz bir C.başkanlığı seçimi. Bu tablodan sonra 367 krizi çıkacağını sanmıyorum burada artık top Erdoğan - Gül ikilisinde. Konuşup bir karar verecekler.
Sonrasında ise başta Sivil Anayasa ve yapısal reformlar olmak üzere AKP’yi bekleyen çok iş var.
Şunu herkes kabul etmeli; AKP’nin seçim zaferi Cumhuriyet döneminin en büyük seçim zaferidir. Milli iradeye nanik yapanlar hala “yahu nasıl oldu da bu kadar oy aldı?” diye düşünüyorlar. Sonuçlara acayip bozulmuşlar. Seçim akşamı Kanaltürk’te Tuncay Özkan’ın yüzünü görmeliydiniz; dayak yemiş gibiydi. Halkın tercihini kömür-gıda yardımına bağlayanlar şapşallar var; bu ve benzeri sosyal yardımlar pek çok iktidar zamanında yapıldı halbuki. Devletin bu sebeple oluşturduğu yardım mekanizması var. Daha ilginç olarak “sosyal devlet” ilkesine sahip olduklarını iddia etmelerine rağmen bu gibi sosyal yardımları eleştirip komik durumlara düşmeleri yok mu, insan bunlara gülerken neredeyse sandalyeden düşecek.
Seçim sonrası ilk açıklamayı yapan Onur Öymen “Eğer siz sıkıntı çekmenize, açlık çekmenize, her gün hükümeti eleştirmenize rağmen, gidip iktidar partisine oy veriyorsanız, bu işte mantıkla açıklanmayacak bir şey var demektir” diyordu.
Fildişi kulelerden at gözlüğü ile halka bakanların bu sonuçları öngörmesi de anlayabilmesi de mümkün değil. Zaten öngörebilseler, bu sonuçların “niçin”ini de anlayabilirler. İlk açıklamalar ve değerlendirmeler de “niçin” kısmını anlayamadıklarını gösteriyor.
Yayınladığı anketle alay konusu olan ama seçim sonuçlarında -tıpkı 3 Kasım seçimlerindeki gibi- en iyi tahmini yapan Tarhan Erdem seçimden önce bir röportajda şöyle demişti: “1950′den beri 14 seçim yaptık. Hangisi yanlıştı? Ben 12 kere oy verdim. Çoğunda da halkın verdiği oyla benim oyum arasında fark vardı. Şimdi geriye baktığımda halkın oyunun hep doğru olduğunu görüyorum.”
Kulelerden inip biraz halk arasında dolaşmalı bu insanlar. Nedir bu halkın değerleri, düşünceleri, hayalleri ve gerçekleri?.. İlahi okuyan çocukları “rejim tehlikesi” olarak gören kaç kişi var bu halkın arasında? Neden “mazotu 1 lira yapacağız” diyenlere değil de “indirim yapmak mümkün değil” diyene oy verdiler? Niçin fındığın memleketinde vaad yarışına girenler değil de AKP %51 oy aldı? Neden Güneydoğu’da Kürt milliyetçiliği prim yapmadı da AKP büyük bir oy patlaması yaptı? Şeriatçı olarak lanse edilen ve gizli gündemi olduğu iddia edilen AKP, nasıl oldu da Ermeni ve diğer azınlık cemaatlerinin oyunu alabildi? Niçin pek çok bağımsız sol aday çıktı ve aklı başında kalemler bu adayların olmadığı yerlerde AKP’yi desteklediler?
Görüldüğü gibi kule sakinlerinin düşünmeleri gereken soru çok. Neyse.
Ben en çok, medyada gerek Tarhan Erdem’in anketine gerekse AKP’yi yüksek gösteren başka anketlere burun kıvıran yazarların ne yazacaklarını merak ediyordum.
Aklıma ilk gelenler; Güngör Mengi, Ruhat Mengi, Tuncay Özkan, Fatih Altaylı, Yavuz Donat, Can Ataklı vs vs. Daha pekçok isim var..
G. Mengi, son yazılarından birine “yok artık” başlığı atmış ve “ne yani sokaktaki iki kişiden birisi AKP’ye oy mu verecek?” mealinde birşeyler söylemişti. İki gündür bu mihvalde yazanları takip ediyorum birkaçı Erdem’in hakkını teslim etmiş, şimdi “nasıl oldu da oldu? sorusunun cevabı ile ilgileniyorlar.
Biraz da, manipilasyon yapma ihtimali az, sicili temiz isimlerin yönetimindeki şirketler tarafından yapılan ve bir sosyal bilim kolu olan “Kantitatif (Niceliksel) Saha Araştırması” konusuyla ilgilenip niçin çuvalladıklarına eğilseler iyi olacak.
AKP’nin bu büyük seçim zaferinin pekçok sebebi var, bunları tek bir nedene bağlamak mümkün değil. Ne e-muhtıra, ne Cumhurbaşkanlığı seçimi ne de başka nedenler tek başına bu galibiyetin izahı olamaz. Ekonomik durum, 4.5 yılda yapılan işler içaçıcı olmasaydı salt e-muhtıra ya da C.başkanlığı seçimi bu derecede bir patlamayı yaptırabilir miydi? Sanmıyorum.
Kaç yıldır ekonomimiz çok yüksek oranlarda büyüyor. Ekonomik büyümenin tabana bir biçimde yansımaması mümkün değildi. Bu noktada bazı sektörel daralmalar/değişimler olması kaçınılmazdı ama sadece bu daralmadaki alanlara bakıp çıkan feryatları görenler ve “halk perişan” diyenler bütün resmi gözden kaçırdılar. Ben, ekonomik büyüme ve istikrar, e-muhtıra, Cumbaşkanlığı seçimi sırasında dönen dolaplar vb. birçok nedenin üstüste geldiğini ve bu seçim zaferini getirdiğini düşünüyorum. Bazıları için süpriz olabilir bu sonuç ama daha önceki yazılarımı takip edenlerin bileceği gibi benim için süpriz değil.
Bunun nedenlerini konuşacağız ama ben asıl bir alıntı yapmak için oturdum pc başına.
“Ne olacak bu CHP’nin hali?” diye düşünen epey kalem var basında. Bir AKP seçmeni olarak, Baykal’ın CHP’nin başında kalmasını isterim, böyle bir muhalefet lideri her iktidara nasip olmaz ama sağlıklı düşündüğüm zaman Türk siyasetinin güçlü bir sol muhalefete ihtiyacı olduğu gerçeğini görüyorum. Ama dikkat edin “sol” dedim CHP değil. TV’de sokaktaki bir kadına soru soruyorlar, diyor ki “TBMM’ye bir sağ iki de aşırı sağ parti girdi” Çok doğru tespit; CHP epey zamandır aşırı sağ partidir.
Derin Düşünce‘de, değerli arkadaşım Tuba Senai ilginç bir yorum yapmış. Yorum “Türkiye’nin en saf seçmeni” başlığını taşıyor.
“Allah kahretsin, yine Tayyip’e verdi oyları, göbeğini kaşıyan cahil adamlar” diyenlerin özellikle okuması lazım. Okumalı ki kim gerçekten “saf” açığa çıkabilsin.
Üzerine hiçbir şey söylemeden yorumu aynen buraya alıyor ve Tuba’ya selamlarımı gönderiyorum:
TÜRKİYE’NİN EN SAF SEÇMENİ
Bugün gerçekten çok ama çok duyguluyum.Yani neredeyse gözlerimi yaşartan bu tablo gerçekten çok manidar. Hayır duygu yoğunluğumun sebebi oylarını oniki puan arttıran AKP değil, beş sene öncesine göre çok daha rahat bir yaşam standardı yakalayan, sağlık, eğitim,AB ve demokrasi konusunda icraatlara dayalı bir güven sahibi AKP seçmeni de değil. Benim gözlerimi yaşartan ‘temiz,saf CHP seçmeni…
Biliyorsunuz,seçmen iyi kötü icraat; o yoksa icraata yönelik iyi bir ekonomik program bekler. Ama CHP seçmeni öyle mi, HAYIR, CHP seçmeni öyle saf öyle temiz, öyle iyi niyetli ki hiç bir ekonomik program, çözüm, akılcı bakış, yerinde muhalefet, istikrarlı yaklaşım görmemesine, umuda yönelik hiçbir gerçekçi vaat duymamasına rağmen partisine %20 oy vermiştir.
Objektif olarak bakmaya çalışınca görülüyor ki bu oylar az değil,hiç az değil bilakis çoktur… Çünkü dünyanın hiçbir yerinde böyle ’saf’seçmen bulamazsınız. Böyle koşulsuz seçmenler çok kıymetlidir, öyleki cam fanus içinde filan saklamalı bunları. Ne ekonomik istikrarda,ne çoluk çocuğunun geleceğinde,ne demokraside, ne sosyal güvencesinin sağlanmasında,ne daha müreffeh bir ülke olmakta, ne ilerlemede ne kalkınmada,ne bireysel hak ve özgürlüklerde hatta hatta ne hakiki ’sol’ olmakta yani hiçbir şeyde gözü olmayan, dış borç reel faiz, özelleşme, istihdam nedir bilmeyen bu SAF seçmene hakikaten çok saygı ve merhamet duyuyorum. Hiçbir şey görmeden %20 oy verebilen bu saf, temiz seçmen elle tutulur bir vaat görse neler yapardı kimbilir varın siz düşünün…

185 comments
-daha ilginç olarak “sosyal devlet” ilkesine sahip olduklarını iddia etmelerine rağmen bu gibi sosyal yardımları eleştirip komik durumlara düşmeleri yok mu, insan bunlara gülerken neredeyse sandalyeden düşecek.-
sosyal yardim kömür dagitmak degildir. Bunlar günü kurtaran geçici çözümler. “sadaka” kültürünü sosyal yardim olarak sunma fikrine sandalyeden düser gibi gülemiyorum maalesef.
-ilahi okuyan çocuklari rejim tehlikesi olarak gören kaç kisi var aramizda?-
kati laiklik anlayisini savunacak degilim. Özellikle islam fobisini ama “ilahi okuyan çocuklar” konusunda “aman canim okulun altinda mescid olsa ne olur cogunluk karsi çikmaz ki buna”
durumuna geldiginde, “çogunluk” tercihleri belirlediginde “çogunlugun diktatörlügü” baslamis olur.
Okulun altinda budizme inanan iki üç ögrenci için açilacak küçük bir ibadet alani talep etmeye
bile gerek yok, “cemevi” demek bile tüyleri diken diken edecekken şu “cogunluk böyle düsünüyor ama” kolayciligini birakalim.
CHP ekonomik program konusunda ortaya birsey sunup getirememis gözüküyor. (ne zaman getirdi ki?)
Akp kimin programini uyguladi peki?
Mucize mi yaratiyor?
Onu bunu satmak, özellestirmek mükemmel bir ekonomik program:)
chp secmeni safsa, emin olun akp seçmeni onlardan bir kaç daha saf.
Evini, tarlasini, emegini yabanci birilerine satan adam “oh ne güzel sicak sicak param var”
derken düsünmezmi insan “e çoluk çocuk ne olacak?”
ben burada sevinç gösterileri yaparken ticaret odalari ve sermaye sahipleri de göbek atiyor
bu işte bir terslik olmali demezmi :)
çocuklarinin “ilahi” okuyabilmesi ugruna kalin enseli para babalari ve hortumculara gülücük atmak bu sistemden bir kez daha tiksinmemi sagladi…
İsmet Berkan açmış ağzını yummuş gözünü:
Yazısından bir bölüm:
Siyasal eğilim araştırması yapanların işi diğer tür araştırma yapanlara göre çok daha zordur, çünkü onlara araştırmanın hata payı içinde kalan oransal sapmaların bile hesabı sorulur.
Eğer kantitatif araştırmayı yürüten araştırmacınız alanında yetkin bir isimse, eğer onun araştırmasını kimin finanse ettiğini biliyorsanız, eğer o araştırmacı geçmişte pek çok kez başarılı siyasal eğilim araştırmaları yaptıysa, eğer o araştırmacı başlı başına çok zor bir iş olan siyasal eğilim örneklemi hazırlamakta ustalığı kanıtlanmış bir isimse, eğer kendi kişisel eğilimi veya değerlendirmeleri ne olursa olsun gerçeği eğip bükmemek o araştırmacının karakter özelliklerinden biriyse, onun araştırmasına güvenirsiniz.
Tarhan Erdem böyle bir insan. Ben kendisini bunca zamandan beri tanıyorum, kendi düşünceleri veya temennileriyle olgular arasına onun kadar net çizgi çizen çok az insan biliyorum.
Geçen hafta başında Tarhan Erdem arayıp, perşembe günü köşesinde 22 Şubat’tan bu yana sürdürdüğü siyasal eğilim araştırmalarının sonucunu yazacağını söylediğinde bir an bile tereddüt etmedim. Çarşamba günü Tarhan bey yazısı ve grafikleriyle çıkageldiğinde, bizim yapmamız gereken tek şey yazının üzerine bir başlık koymaktı. ‘AKP yüzde 48′e dayandı, CHP yüzde 20′nin altında’ sözü bizim başlığımızdır. (Tarhan beyin araştırması AKP’yi yüzde 44-48, CHP’yi ise 18-22 bandında gösteriyordu.)
Perşembe sabahı Radikal bu başlıkla çıktı. O andan itibaren işittiğimiz hakaretleri, yediğimiz küfürleri ben biliyorum. Makul şekilde yazan, küfür veya hakaret etmeyip sadece eleştiren onlarca okura aynı cevabı verdim: ‘Araştırmanın sonucu bu ve biz buna güveniyoruz. Yarın seçim sonucu da böyle çıkarsa, sırf rahatsız edici diye yayımlamamalı mıyız?’
Esas üzücüsü kimi gazete köşelerinde veya haber satırlarında gizlenen hakaretlerdi. En ucuz yöntem, Tarhan Erdem’in bir dönem CHP Genel Sekreterliği yapmasından hareketle Deniz Baykal’dan nefret ettiğini, sırf bu nefreti nedeniyle anket sonuçlarını böyle çıkarttığı iddiasına sarılmaktı. Bunu yazanlar Tarhan beyle hayatlarında kaç kez yan yana gelmişler, kaç kez sohbet etmişler, uzaktan bakarak onun böyle aşağılık bir sahtekârlık yapabileceğine nasıl kanaat getirmişler acaba…
Birisini eleştirmenin de sınırı olmalı değil mi, ona yalancı veya hırsız demek bu kadar kolay olmamalı.
Bu eleştiri kılığına girmiş aşağılık hakaretleri yazanlar aslında gerçeklerle savaşıyorlardı. Aynı tipler bugün de oyların yüzde 47′ye yakınını AKP’ye veren seçmeni ‘cahil’, ‘aptal’ ve ‘Bir paket bulgura satılanlar’ olarak nitelemekten geri kalmıyorlar.
Kendi halkına ve okurlarına hakaret eden bu kadar çok köşe yazarının olduğu bir sektör nasıl yaşayabilir? Kendi temennilerini, gece gördükleri rüyayı, kendi mahallelerindeki ‘gerçek’leri, karılarının kuaförde duyduklarını bütün Türkiye’nin gerçeği zannedenler gazeteci olabilir mi, onlardan ‘gerçek’i duymayı bekleyebilir miyiz?
Şimdi göreceksiniz, bu kalemlerin seçimde başarısız olan CHP lideri Deniz Baykal’ı suçladıklarını ve onu istifaya davet ettiklerini okuyacağız bugünden tezi yok. Eğer halka küfür etmezlerse Baykal’ı istifaya çağıracaklar ama kendileri köşelerinde oturmaya devam edecekler.
Çok satan gazetelerindeki köşelerini aylarca aynı anda CHP ve MHP’nin propaganda köşesi gibi kullananlar hâlâ yazı yazmaya devam edecekler mi? ‘Biz araştırdık, AKP’nin yüzde 40′ı geçmesi matematiksel olarak imkânsız’ diye yazanlar köşelerini korumaya devam edecekler mi?
Benden de bir Engin Ardıç yazısı;
……………………………….
Şiştiniz mi düdük makarnaları?
Engin Ardıç / Akşam 27.7.2007
Sözüm politikacılara değil, bazı gazetecilere… Politikacıya seçmen vurmuş, bir de biz vurmayalım.
Fakat aziz ve değerli meslekdaşlarımıza iki çift sözümüz olacak artık.
Aylardır burada davul çalıyoruz, davul… Perşembenin gelişi çarşambadan kabak gibi ortadaydı… Ama, birilerine şirin görünmek için beş yüz bin kişilik mitingi şişire şişire bir buçuk milyon kişiye çıkaranlar utanmadılar.
Hiç öyle “demedim mi nazlı yarim ben sana” gibi çıtkırıldım başlıklara gerek yok. “Türk basını bu sınavda geçer not alamamıştır, sınıfta kalmıştır” falan gibi laf dolambaçlarına da gerek yok.
Türk basınının bir kesimi, bu seçim kampanyasında son derece rezil, aşağılık, utanç verici bir tutum sergilemiştir!
Ama her zaman yaptığı gibi işi pişkinliğe ve yüzsüzlüğe vuracak, örneğin çok kişinin Tarhan Erdem’den özür dilemek aklına bile gelmeyecektir. “İstifa müessesesini” kendileri için hiç akıllarına getirmeden Deniz Baykal’i istifaya davet edenler de olacaktır. (Pazartesi sabahı gazetelere baktım, olmuş vallahi.)
Kimisi de lafı kıvırtacak, “aslında ben CHP-MHP koalisyonu istemedim ki, ‘farzeyleyelim’ dedim” dümenine yatacaktır.
Kimileri bönlükten düştüler bu duruma, kimileri düpedüz amigoluk gayretinden.
Arada, oyunu bir gün ona bir gün buna vererek herkese mavi boncuk dağıtan, üç erkeği idare eden oynak kadın gibi hem iktidarı, hem muhalefeti, hem de patronu idare edenler de görüldü.
Bönler, kendini solcu sayan ama “cahil halk kime oy vereceğini bilemez” kafasında gidenlerdi. Bunlar “AKP yüzde yirmiyi geçemez” diyerek önce kendi kendileriyle çelişkiye düşüyorlardı, çünkü “kalkınmadan pay alamayan halk artık uyanmıştı!”
Kıytırık kırk okuyucusuyla kamuoyu oluşturduğunu sanan, oturduğu yerden memleket yönetenler vardı… Zırvalarıyla seçmen etkilediğini sananlar vardı…
Akıl almaz, inanılmaz zavallılık örnekleri sergilendi.
“23 Temmuz sabahı Deniz Baykal başbakan, isterseniz bu yazımı kesip saklayın” diyen bile gördük.
Bir arkadaş, “moraran, sararan, sarsılan olabilir” diyordu. Okuyucuya ayıp olmasın diye ben topladım, bu kelimelerin herbirini tek satır yapmıştı. (Fikri Akyüz’ün böyle yazanlar için çok sevimli bir önerisi var. Diyor ki, “madem bu arkadaşlar böyle her kelimeyi tek satır yaparak yazı şişirip köşe dolduruyorlar, çalıştıkları gazetenin muhasebe servisi de bunlara maaşlarını bir lira, beş lira, on lira şeklinde bozuk olarak versin, uğraşsınlar bakalım!…”)
Bir başkasına göre, CHP oy patlaması yapacaktı.
Bunu nereden mi çıkarmıştı? Ali Şen’e sormuştu!
Çünkü “Ali Şen bu işleri bilirdi”… Fenerbahçe’nin efsanevi başkanı Ali Şen’in tahminleri hep doğru çıkarmış…
“AKP ile CHP arasındaki puan farkı kapanacak gibi görünüyor” yazarak bu farkı kapatabileceklerini sananlar da gördük, “CHP, Deniz Baykal’ın bile beklemediği bir oy patlaması yapacak gibi görünüyor” yazıp lafı elinde patlayanlar da… Çünkü, “cumhuriyet mitinglerini CHP doğru okumuştu”… Fakat o mitinglerin yapıldığı İstanbul ve Ankara’da AKP kazanmıştı, artık o kadarcık da olurdu! “Göbeğini kaşıyan ayılar” kime oy vereceklerini gene bilememişlerdi. Karşıdevrimciler, ne olacak…
Kendileri sallıyorlar, kendileri inanıyorlardı. İyi yalan söylemenin önşartı, uydurduğu yalana önce kendisi inanmaktı.
Sandıkta sürpriz pişiyor, moraran, sararan, sarsılan olabilir… Ha?
Kimin morardığını görmesi için aynaya bakması yeterlidir.
“İçi kan ağlaya ağlaya oyunu CHP’ye veren” arkadaşlar da, kanamayı durduracak bir tamponu uygun bir yerlerine tıkmışlardır sanırım.
Ama onlar büyük gazetecidir, ben küçük gazeteciyim.
Yazıyı okuduğumda Engin Ardıç’ın ayzısına link vermek aklıma geldi ki Tuncay benden erken davranmış:) Mümtaz’er Türköne’nin yazısı gayet iyi bir analiz http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/yazar.do?yazino=567831
…”Sandık sonucunu mantıklı bulmamak”, sandıktan çıkmış bir politikacının ağzından kaçırmaması gereken “mantık dışı” bir söz. Çünkü bu mantıksızlığın izini sürdüğünüz zaman, doğrudan sandığın kendisi, oradan demokrasi ve demokrasinin kurumları mantıksız hale gelir. Geriye halka tepeden bakan seçkinci bürokratik azınlığın kendinden başkasını beğenmeme mantığı kalır. Sandık sonucunun mantıksız olmasından sadece şu sonuç çıkar: “Demek ki halk kendini yönetecek ehliyette değil.” O zaman yapılması gereken “mantıklı küçük bir azınlık”ın “ehliyetsiz” çoğunluğu “mantıklı bir şekilde” yönetmesidir. Peki bu “mantıkla açıklanacak şey” nedir? …
…Dinler karşısında eşit mesafede tutarak devleti tarafsız kılmak olan laikliğin bir “yaşam biçimi” olduğunu düşünmek çok sağlam bir “mantık”tır. Cumhuriyet gibi bir ortak değeri % 20′yi aşamayan CHP’nin “tapulu malı” diye herkese yutturmaya kalkmak da mantıklıdır. Siyaset üstü kalması gereken yüksek değerleri, rakipler karşısında haksız rekabet üstünlüğü sağlamak için kullanmak da mantık dolu bir siyaset yapma tarzı. Yerel ile evrensel arasındaki hassas dengeyi sol politikalar, dünyanın her yerinde evrenselci bir mantıkla çözer. Etnik kimlikleri ve aidiyetleri aşan, “yurttaşlık” esasındaki eşitlikçi bağı temel alan sol politikaların CHP’de bir karşılığının olmaması da, ülkenin etnik sorununun çözümüne dair bir fikrinin bulunmaması da çok mantıklı olmalıdır. Sol yine evrensel olarak toplumun alt kesimlerine, yoksullara hitap eder. “Sosyal demokrasi”deki “sosyal” vasfını, devletin temel nitelikleri arasına yerleştiren sol siyasettir. İzmir’in, Ankara’nın, İstanbul’un zengin semtleriyle sınırlı bir oy tabanına dayanan CHP’nin mantığı, evrensel soldan daha kuvvetli olmalıdır…
muhabbetle…
Sn Snowqueen,
Yazinizin buyuk kismi ile ayni fikirdeyim.
Ozellestirmek ve satis konusunda su ayirimi yapmakta fayda var:
Satilan mal
1) Tekellestirmeyi engelleyici rekabete acik
2) Satis surecinde haksiz kazanca yol acmadan
3) En kisa zamanda vergi geliri saglayacak sekilde
Yapilmis ise buna karsi cikmak dogru degil.
Cunku bu tur islerin devlet tekelinde kalmasi ve arpalik haline donusmesi daha zararlidir.
Simdi test etmek icin bir ornek verelim:
Turk telekom satildi, internet baglantisi ve telefon konusmalari icin tekel halinde kalir ise uzun donemde kazik yemis oluruz.
Eger ayni adimla beraber “kablolu veya telsiz internet” servisi verilmesi icin sirketlere rekabet etme sansi verilmis ise ve satis suresinde haksiz kazanc edilmesine engel olunmus ise bu tur satis kotu bir adim degildir.
Selamlar
Erol.
Ekonomiturk üşenmemiş Tarhan Erdem’in anketi konusunda atıp tutanların bir kısmını bir araya getirmiş:
Aklinizdan 1′le 10 arasindan bir sayi tutunuz. Tuttunuz mu? Asagidaki arkadaslar tuttugunuz sayiyi kesin biliyordur!!!
1. Mustafa Ozyurek: Seçimlerin büyük önem taşıdığını belirten CHP Genel Baskan Yardimcisi Mustafa Özyürek , Ak Parti`nin tek başına iktidar olamayacağını iddia etti. Kamuoyu yoklamalarının gerçeği yansıtmadığını savunan Özyürek , `Kamuoyunu yönlendirmek adına sürekli abartılı, gerçeklerle ilgisi olmayan anketler yayınlanmakta ve holding medyasında manşetlerden verilmektedir. Bu konuda öylesine abartılı yayınlar yapılıyor ki, AK Parti `nin neredeyse yüzde 50 civarında oy alacağı ifade ediliyor. Bunların hepsi beyin yıkama operasyonlarıdır.` dedi.
2. Fatih Altayli: Tahmine bak cay demle, tahminlerin tutar tarafi yok.
3. Gungor Mengi: Yok artik! Bu iddia “Ya sayı saymayı bilmiyor ya dayak yememiş” sözünü hatırlattı. Batı’da kasıtlı yönlendirmelere karşı cezai yaptırımlar uygulanmıyor, suç piyasa işleyişi içinde cezasını buluyor. (Gungor Mengi’nin yaptigi hangi tur yonlendirme sinifina giriyor acaba?)
4. Guneri Civaoglu: Neredeyse kamuoyu araştırmalarına bakmaya `tövbe` edeceğim. KONDA`ya göre, AKP yüzde 48 oy alacakmış… Yani… Her iki seçmenden biri AKP`ye oy verecek öyle mi? Olacak şey değil. Geçiyorum, üzerinde bile durmuyorum. (Biz sizi gecmiyoruz, ama uzerinizde durmayacagiz.)
5. Haluk Sahin: Yuzde 48 mi! Daha neler! Oysa ben de dere tepe dolaşıyorum, herkesle konuşuyorum, eski seçimlerden kalma izlenimlerimi gözden geçiriyorum. Hatta uyanmak için kendimi çimdikliyorum, ama bir şey değişmiyor. Hayır efendim, ben bırakın yüzde 48`i yüzde 43`lük bile bir hava görmüyorum! (Anlasilan gozlukleri degistirmenin vakti gelmis, lazerle sorunu kokten de halledebilirsiniz!!)
6. Burhan Ayeri: Seçime bir gün kala AK Parti için rüzgarın tersine döndüğünü gözlemliyoruz. Başbakan hırçınlaştıkça, başında olduğu oluşum kan kaybetmeye başladı. Tarhan Erdem gibilerin anketlerine bakıp kimse aldanmamalı. O ünlü `Kararsızlar` var ya, hepsi muhalefet partilerine ait. İktidar Partisi `ne oy verecekler kararlı. Bu yüzden kararsızların dağıtımında hata yapılmakta. Örneğin bunlar yüzde 14`se, içlerinde AK Parti`ye gidecek oy yok. Genelde MHP , DP ve GP arasında tercihte zorlananlar görmekteyiz. Toparlarsak, yarın gece işlerin karışacağını tahmin zor değil. (Toplama toplama, birak daginik kalsin. Senin yapacagin analiz ancak bu kadar olur)
7. Mehmet Ali Ilicak: Anketlerin saçmalığı! Geçenlerde anketlere inanmadığımı yazmıştım. Dün yayınlanan Konda Şirketi`ne ait anket beni teyit edercesine idi. Ankete göre; AK Parti % 47.9, CHP % 19.5, MHP ` de %14.1 olarak gösteriliyor. Olacak şey değil.
8. Ersan Celik: Galatasaray bu sene UEFA’da final oynar. (Tarhan Erdem’le alakasi yok, ama futbol yazarlarinin sacmalamada herkesin pabucunu dama atacaginin ornegi olmasi acisindan listemize ekledik)
Necati Doğru: (Vatan)
Sandıkta sürpriz pişiyor.
Pişmekte olan sürprizi yakalayan anketler de var. Mülkiyeliler Birliği Vakfı’nın Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Doçent Doktor Metin Özuğurlu’nun yönetiminde ve 16 devlet üniversitesinden 17 öğretim üyesinin bilgi desteği vermesiyle 1.626 katılımcı arasında bir anket düzenledi.
15-30 Mayıs’ı kapsıyor.
AKP yüzde 27.
CHP yüzde 26.8
MHP ise yükselişte.
AKP ile CHP arasındaki puan farkı kapanacak gibi görünüyor.
Sandıkta sürpriz pişiyor!
Bir ay kaldı.
Moraran.
Sararan.
Sarsılan olabilir.
Rahmi Turan (Hürriyet):
Ali Şen’i hepiniz tanırsınız. Fenerbahçe’nin efsanevi başkanı da MHP’nin oylarını büyük oranda artıracağını düşünüyor, CHP’nin ise oy patlaması yaşacağını iddia ediyor.
Ali Şen’in, çok eski arkadaşım olduğu için tahminlerinde büyük isabet olduğunu iyi bilenlerdenim. Bakınız 22 Temmuz seçimleri için ne diyor?
“Eski yıllarda oyumun rengi Demokrat Parti idi, 1973 seçiminde Ecevit’e oy verdim, daha sonraki dönemde tercihim hep Süleyman Demirel oldu. Ancak bu seçimde oyum CHP’nin. CHP, Baykal’ın bile beklemediği bir oy patlaması yaşayacaktır. DP Genel Başkanı Mehmet Ağar, Anavatan ile birleşmeyi gerçekleştiremedi. Bunun faturasına katlanmak zorundadır. Son dönemde sınıfta kalan iki lider var: Biri Tayyip Erdoğan, öteki Mehmet Ağar.
Ben, MHP’yi iyi analiz ettim. Devlet Bahçeli sağlam bir lider. Eğer amacı sadece oy almak ve tribüne oynamak olsaydı MHP bugün yüzde 20’nin üstünde oy alabilirdi. Çünkü Türkiye’nin nüfusunun büyük çoğunluğu gençlerden oluşuyor ve bu gençlerin yarısından fazlası MHP’ye sempati duyuyor. Devlet Bey’in uygulayacağı katı bir milliyetçilik politikası, bu gençlerin sokağa dökülmesine ve MHP’ye rant sağlamasına kolaylıkla adres olabilirdi. Ancak, devlet adamı olmak başka bir özelliktir. Sayın Bahçeli, kışkırtıp kırıp dökme siyaseti yerine kucaklayıcı ve kavgadan uzak bir milliyetçilik politikasıyla gençleri sokaktan ve kardeş kavgasından uzaklaştırdı.”
* * *
Ali Şen’in AKP ve CHP hakkındaki görüşleri de şöyle:
“İşim gereği Türkiye’nin her yerini dolaşıyorum. Aldığım izlenimler sonucu diyebilirim ki, AKP bu seçimde beklemediği bir hezimete uğrayıp büyük bir oy kaybı yaşayacak. AKP, korku ve sindirme politikasıyla çeşitli kesimlerin üzerinde baskı yarattı. 4.5 yıllık iktidarında, bin yıllık ordu ile sürtüşmeye girip, cumhurbaşkanlığı dahil, devletin bütün kurumlarıyla gerginliklere ve kutuplaşmalara yol açtı.
AKP’nin okuyamadığı Cumhuriyet mitinglerini en iyi CHP okudu ve ’Birleşin’ çağrılarına yerinde müdahaleyle cevap vererek pastadan büyük pay aldı.
Kararsız gibi görünen kitle sandık başında CHP’ye yönelecek, bu arada MHP de önemli oranda oy toplayacak. AKP’nin baskı, tehdit ve yıldırma politikasının ters tepeceğini hep beraber göreceğiz.”
Böyle diyor Fenerbahçe’nin efsanevi başkanı… “Ali Şen’in tahminleri hep isabetli çıkar” sözü bakalım bu defa da gerçekleşecek mi? Doğrusu ben de merak ediyorum.
Vahap Munyar (Hürriyet)
CHP İstanbul milletvekili adayı İlhan Kesici‘yle Selim Türsen ve Ruhi Sanyer’le birlikte katıldığımız Business Channel’daki program sonrası seçim tahmini üzerine konuştuk: “Ben eski Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Müsteşarıyım. Anketlere bakmanın yanı sıra analiz yaparım.”
İlhan Kesici, analiz için 2002 seçim sonuçlarını baz aldı, olasılıkları şöyle sıraladı:
AKP’NİN ARTILARI: 2002′deki yüzde 34.5′i koruduğunu varsayalım. ANAP, geçen seçimde yüzde 5.5 almıştı. Buradan AKP’ye yüzde 1 düşer, eder yüzde 35.5. DYP’nin geçen seçimdeki yüzde 9.5′lik oyu 6.5′e iner, buradan da AKP’ye 1 puan gidebilir, etti mi 36.5.
AKP’NİN EKSİLERİ: Saadet Partisi (SP) geçen seçimde yüzde 2.5′te kalmıştı. Necmettin Erbakan, “AKP’ye oy veren cehenneme biletini kesmiş olur” deyip duruyor. Erbakan faktörü SP’nin oyunu yüzde 5.5′e çıkarır. AKP böylece 36.5′ten yüzde 33.5′e geriler. MHP’nin bir önceki seçimde yüzde 18 olan oyu, yüzde 8′e inmişti. Şimdi yüzde 14′e çıkabilir. MHP asgari 4 puanı AKP’den yer, böylece AKP yüzde 29.5′e geriler.
CHP’NİN ARTILARI: CHP geçen seçimde yüzde 19.5 oy almıştı. DSP’nin o seçimdeki yüzde 1.5′lik oyu ile Yeni Türkiye Partisi’nin (YTP) yüzde 0.5′lik oyu CHP’ye gelecek. Eder 21.5. ANAP’ın oylarından yüzde 2’sini CHP alır. Etti mi yüzde 23.5. Cumhuriyet mitinglerine 10 milyon kişi katıldı. Buradan CHP’ye yüzde 3.5 oy çıkar. CHP’nin oyu yüzde 27′ye yükselir. Bir de İlhan Kesici faktörü var. CHP’nin oyu yüzde 28.5′ten aşağı olmaz.
Kesici analiz sonrasında ekledi: “CHP birinci parti olabilir.”
Yeniden hatırlatayım… Kesici, Türkiye’nin geleceğini planlayan DPT’yi yönetmişti…
***
Ekonomiturk yazarlarına teşekkürler..
TSD
Mine Kırıkkanat’ta ağzını çok bozmuştu:
“Dün bir arkadaşım, son seçim anketine göre oy dağılımını bildirdi: AKP yüzde 47.9. Vallahi farkında bile olmadım, ağzımdan tek sözcük çıkmış: Oha! ‘Çüş’ de diyebilirdim. Ama beynim, sahtekârlığın bu kadar kalını, yalanın böyle hamı, soytarılığın bunca kabası, densiz ve yontulmamış kurnazlık karşısında, ancak insanoğlunun homurtularla konuştuğu bellek katmanında bulmuştu gerekli tepkiyi. Odun gibi, ağız dolusu, gırtlağımın tüm baslarını gerektiren bir ‘oha’.”
Konu hakkında çok iyi bir yazı:
Mağlup elitler ve mesrur lümpen gazeteciler
bugün devlet hastanesindeydim, bir ingliz eşeğini bağlamaz orada ama doktorlar
çalışıyor, kuyrukta hastalar bekliyor., sıcak sıcak ve patlayana kadar bir sıcak.
o kuyruklarda en çokta kadınlar bekliyor.
kan ter içinde.
hastahane.
şehrin sokaklarında insanlar dolaşıyor ve onlar Antalya adlı şehrimizin sahibi değiller.
bütün koylar alman, rus, israil’i mağzada çalışanları dolu.
ANtalyalı bile bir koy göremiyor.
örneğin, 19 yaşında mağzada çalışan bir ingliz bizden daha fazla antalya’lı..
haa gidenler var, amerikayı komşu kapısı yapanlar çok.
eeee, türkiye büyük ülke, herkes çok.
türkiyede tatil köyü görmeyenler ruslardan daha çok.
AKP bir oy aldıysa bunu inadına inadına almadı.
milli görüşten beri fren yapmakta,
ben bile hikmetyarlı fotoğrafa inanmıyorum.
son anda uzlaşmadan bahsetti. uzlaşıırm dedi. vitrine sol koydu.
sanıyor musunuz , başörtüsü konusunda uluslararası mahkemeler yokmuş gibi davranabileekler.
kirazdal2.blogspot.com da yazdım.
sadaka kültürü geçici bir duraksamadır.
kör oğlunun narası bizim DNA nımızda var,..aslımız sadaka kültürüne dayanmaz.
Anladığım kadarıyla knz şöyle demiş:
Hastaneler dolu
Antalya ise yabancılarla dolu
Ben bile Hikmetyarlı fotoğrafa inanmıyorum
Tayyip son anda uzlaşma dedi.. Vitrine sol koydu
Başörtüsü problemini görmezden gelemezler
Sadaka kültürü geçici duraksamadır.Aslımız sadaka kültürüne dayanmaz……
Da vinci şifresi gibi valla…
Boştu da AKP mi doldurdu?
“Yabancı= kötü biri” midir?
Sizi inanmak konusunda imtiyazlı kılan nedir? Hikmetyar’ın akrabası mısınız?
Halk da son anda oyunu değiştirip AKP’ye verdi, öyle mi?
Ne dediğinizin farkında mısınız? Siz statükodan memnun değil misiniz? Sizi ne ilgilendirir AKP’nin başörtüsü problemini görmezden gelip gelmemesi. Bu konuda çok mu isteklisiniz ki bunu istiyorsunuz?
Anlamadım…
Hastaneler dolu
Boştu da AKP mi doldurdu?
ben dün itibariyle istanbulda hava yaklaşık 40 derece iken bir devlet hastanesindeydim.
Acil’de bir işim vardı.
perişan bir doktor işini yapıyordu, perişan hasta sıra bekliyordu, kadınlar çocuklarla,..
çocuklar yaralanmışlar acildeler,..
ben şunu biliyorum; bir ingliz eşeğini bağlamaz o ortama.
gerçek budur, realite bu blue.,
Basın oralarda değildir, iktidarın mağdur yöneticileri, eşleri kızları değildir.,
seçimi kaybedenler de değildir.
daha öncesi boş muydu ? dolu muydu ?
haydarpaşa numene hastenesinin yapım tarihi ne ?
siyami ersek devlet hastahanesinin yapım tarihini yaz.
sonra şişli eftalin yapım tarihini yaz. babam tedavi oldu orada.
samatya sosyal sigortalar hastanesinin yapım tarihini yaz.
ve bana son dört senede bir başlanmış ve bitmiş devlet hastanaesi yaz.
şişli eftal gibi gökdelen gibi olsun.
geçmişe nankörlük etmeyin, hep bakarım da vy be işçiler için bu gökdeleni kim dikti derim.
samatya ise dış iskelet hilton gidir. bütün odalar deniz görürür, yakında satpı alışveriş merkezi dikerler, 10 bin dolara kelepir saatler satarlar.,.
acaba değim o binaları kim yaptırnıştı?
bu son 4 senede yazamazsın.
neden ? bi an bunu düşün lütfen.
önümüzdeki 4 yıl da bir şişli eftal hastanesi yaparlar artık.
sen inanır mısın blue bu temenniye ?
Türkiyenin nüfüsü 4 milyon değil,. 4 milyon insan için özel hastahaneler yaplıyor,
sağlık kar yapan bir kuruluş olamıyor., olmaması lazım etik olarak.,
EVET, dün o sıcakta ben ordaydım. cehenemi gördüm.
devlet hastanesinde, o sıcakta. kat kat giyinmek zorunda bırakılan kadınlar, şaşkın.
ankete gerek yok, özel yüzme havuzu mu gördüler hayatlarında ?
halk sizi seviyor, peki ya sizler halkı seviyor musunuz ?
halk beni seviyor diye caka satmanın ne alemi var ?
Antalya ise yabancılarla dolu
“Yabancı= kötü biri” midir?
evet vatan toprağıdır antalya.
şu meşhur anketörler numune hastenesinde dolaşsa ve sorsa, siz hayatında hiç tatil köyüne gittiniz mi diye ? sence anket sonuncu ne çıkar.
ben söyleyim : %98,9
peki açık büfe ne demek diye sorsanız : %98.9
garson olarak çalışan olabilir diye yüzdeye kattım. bi de muayenanesi olan doktorlar gitmiştir.
vatan toprağında ingliz mağzasında çalışan tezgahtar tatil yapacak, ama nume hastanesinin herhangi bir gününde dolanan türk vatandaşları orayı hiç bilmeyecek.,
zaten ingiltereye vize bile alamaz.
Ben bile Hikmetyarlı fotoğrafa inanmıyorum
Sizi inanmak konusunda imtiyazlı kılan nedir? Hikmetyar’ın akrabası mısınız?
inan-mı-yorum dedim sakin olun: o reklam afişini görünce CHP yi sildim zaten.
Tayyip son anda uzlaşma dedi.. Vitrine sol koydu
Halk da son anda oyunu değiştirip AKP’ye verdi, öyle mi?
bugün görünen manzara, chp nin iddia ettiği gibi hikmetyarlı fotoğraf i değil. insanlar frenler tutar diye düşünüyor., milli görüşün kendi kendini tasfiye ettiğini gördünüz., bu bir süreç.
ne yani chp haklı mı çıkacak sizce,. yani akp takiye mi yapıyor ?
valla halk bu, 4 sene sonra kafasını duvara vurmasın da.,.
siz sanki bu uzlaşma sözleri takiye ve vitrindi diyorsunuz. O halde baykal haklıydı biz anlayamadık.
ben dediğim gibi; hadi ya ne hikmetyarı, o artık olsa olsa berlusconi ile kol kola diye düşündüm.,
Başörtüsü problemini görmezden gelemezler
Ne dediğinizin farkında mısınız? Siz statükodan memnun değil misiniz? Sizi ne ilgilendirir AKP’nin başörtüsü problemini görmezden gelip gelmemesi. Bu konuda çok mu isteklisiniz ki bunu istiyorsunuz?
benim hep yazdığım uluslararası mahkemeler var., kirazdal2.blogspot.com da yazdım.
insanlar BU mahkemelerin gerekçelerini anlıyorlarlar., politikacılar istismar konusu yapmasınlar.
Bu kadar çoğunlukla zaten yapamayackalardır. açıklamak işi akp ye düşecek.
Sadaka kültürü geçici duraksamadır.Aslımız sadaka kültürüne dayanmaz……
Anlamadım…
yukarı ile bağlantılı yazdım. erol bey kömür dağıtımını yazmıştı.,
sadakayı biran önce gündemden düşürmeliyiz. yakışmaz bize.,
sadka alan verene sana allah versin, ben sana birşey vermemem diyecek.
korkarım son dört yılda yapıma başlanan,projesi olan, niyetleneilen devlet hastahanesi hiç yoktu.,
bir tek blog ahalisi çıpıta diyemedi.,
hani bir tane daha şişli eftal ? halbuki nüfüsümüz kaç kat arttı ?
ya derdim, devlet bu , gökdelen gibi hastane yapmış ?
biliyor musunuz içi hala tıklım tıklım dolu.
niye ? hani o klimalı özellere gidecek kadar kafası çalışmıyor mu halkın ?
insanlara saf derken bunu mu diyordunuz ?
evelki gün gördüm diyrum.
40 derece sıcağı gördüm. , klimasız çalışan doktoru gördüm, yüzyüze geldim.
kuyruktaki kadının çaocuğunu sevdim.
acaba dedim, anketler; hani moda ya, hani bi anket yapsak ?
kaç kişi tatil köyünde bir gün geçirdi hayaında ?
o tatil köyleri bu vatan toprağında değil iydi ?
insan hakkı değil mi bu ? hani vatandaşlık hakkı ?
17 yaşında bir ingliz tezgahtardan az mı çalışıyor yurdum şöförü ?
yok, günümüzde insan hakkı DEDİKLERİ YENİ BİR KAVRAM Basara ‘da insanların üzerine
tepden yağmakta, .
bir şiir gönderecm size sonra., baskın hoca falan boş kalmasın diye.
sonra istanbul’da megapol olmaya hazırlanırken, bir dünya şehrine hazırlanırken gökdelenlere dönüşmekte.. DÜNYANIN EN BÜYÜK HASTANELERİ yanıbaşımızda ama TÜRK VATANDAŞLARINA ANTALYA TAİL KÖYÜ KADAR UZAKTA,…
Ben gördüm, çalışıyor yurdum devlet hastanesi, insanlar nazik ve sabırlı. isyan etmiyor bekliyor. sıcağa tahamül ediyor. üzerine beş eklesen bekliyor. zamanında yapılmış o eski binalar tıklım tıklım. sizler unutmuş olablirsiniz.. mavi boğazın serinliklerinde osmanlı şehrinin muhteşemliğine dalabilirsiniz,..
bugün gidin isterseniz, bi dolaşın.,
aman haaa, sakın ha, şişli eftalin, yada samatyanın arsa değerine göz koymayın., yazıktır, günahtır, bari onlar kalsın.,yenisini yapılmasın razıyım.
aman gözlerinizi ekonomik değer bürümesin., beni gidin görün dediğim için pişman etmeyin.
knz hanim,
bu iktidardoneminde ozel hastahanelerin kapisi halka acilmadi mi? Neden yeni hastahane yapsinlar? Butun ozel hastahaneleri hizmete soktular.
” Antalya ise yabancılarla dolu”
Hukumetle ne ilgisi var bunun? 5 yil once yoklardi simdi mi doldular?
Yoksullarin hastahanede srunduklerini ve tatil koyunu bilmediklerini soyluyorsunuz dgru guzel de hukumetten ne yapmasini bekliyorsunuz? yoksullar icin 5 yildizli tatil koyu mu?
Tatil ekonomik gucle ilgili paraniz varsa 5 yildizina gidersiniz yoksa evinizde oturursunuz.
“Ben bile Hikmetyarlı fotoğrafa inanmıyorum”
Oladabilir olmayadabilir onemi yok. Suat beyin bi ara ismini verdigi bir kitap vardi, kimler gencliklerinde nelermis, neler yapmis anlatan. Ben TR den getirtip okumak istiyorum size de okuyun.
“benim hep yazdığım uluslararası mahkemeler var., kirazdal2.blogspot.com da yazdım.
insanlar BU mahkemelerin gerekçelerini anlıyorlarlar., politikacılar istismar konusu yapmasınlar.
Bu kadar çoğunlukla zaten yapamayackalardır. açıklamak işi akp ye düşecek. ”
Cozmeyecekelrini mi soyluyorsunuz?
benim hep yazdığım uluslararası mahkemeler var., kirazdal2.blogspot.com da yazdım.
insanlar BU mahkemelerin gerekçelerini anlıyorlarlar., politikacılar istismar konusu yapmasınlar.
Bu kadar çoğunlukla zaten yapamayackalardır. açıklamak işi akp ye düşecek. ”
Cozmeyecekelrini mi soyluyorsunuz?
evet betül.,
bu mesele senin için önemliyse benim siteye gel.,çekinme.
pronlemi gör., anla.
ben hayrünisa hanımın davasını çekmesinden dolayı eminim ki, iktidarın bu konuda hiç ama hiç bir hazırlığı yok. Bilmiyorlar. Çünkü kendi kızını amerikaya gönderen siyasetçi, bu işe gerçekten kafa yormadı, önemsemedi. üsetilk oy için iyi istismar konusu iken neden kendilerini yorsunlar ki ?
ama artık takke düşmek zorunda.
olsa olsa, kimbilir belki % 50 sini çözebilecekler. , 4 yıl kısa zaman; isteyenle iddiaya girerim.
hastahaneler konusunda betül hanım,
ben teorik yazmıyorum, yaşadıklarımı yazıyorum.
evvelki gün 40 derce üstü nemli sıcakta, ordaydım diyorum.
bu insanlar saf mı hakketten, kendilerine sunulan imkanlardan haberi mi yok.
bu konun başlığına uygun bir soru ? neden özel hastaneye gitmediler ?
bu soruya cevap veremiyorum.
şişli eftal bir gökdelen ve halk için yapılmıştı, ben akp nin halkı nekadar sevdiğini merak ediyorum.
KNZ hanim,
Ben bilmiyorum cok ayrintili, ama bildigim ozel hastahanelere artik herkesin gidebildigi yanlis mi?
Basortusunu cozmek meselesi. Bunu oy avciligi icin kullansa secimlerden once dilegetirmesi gerekmez mi?
Boyle bir soz vermediler. Vermemeleri yapmamalarini mi gerektirir? Benim gozumde hayir. Bu iktidar bu hukumet doneminde gerekli kanunlari cikartmak zorunda.
Sitenize gelip yazilariniza bakacagim ins.
-neden yazdiklarim bold oluyor bilmiyorum-
KNZ hanim,
Ben bilmiyorum cok ayrintili, ama bildigim ozel hastahanelere artik herkesin gidebildigi yanlis mi?
sevgili betül, ben de bilmiyorum . Ben özele gitmiştim beni devlet hastahanesine yönlendirmişlerdi. diğerlerinin neden o gün orda olduğunu bilmiyorum. Gelecek dönem ne olacağını göreceğiz. kolay değil, çevre politikası yok ve insanlar hasta., kanser vakaları çok arttı. Karadeniz’de her ailde bir kanser var arkadaşımın bebeği yoğun bakımda hiç bir özel kabul etmedi, çünkü kar edemeyecek kadar masraflı bir süreç geçirecekti yoğun bakımda., .şimdi bunu devlet ödeyeckmiş özellere,. bakalım göreceğiz.,yeni meclismiz şuna inansınlar ki, 4 yıl çok kısa bir zamandır. Avrupanın en lüks parti binasında halkı sevmek çok kolay değildir.
Basortusunu cozmek meselesi. Bunu oy avciligi icin kullansa secimlerden once dilegetirmesi gerekmez mi?. Boyle bir soz vermediler. Vermemeleri yapmamalarini mi gerektirir? Benim gozumde hayir. Bu iktidar bu hukumet doneminde gerekli kanunlari cikartmak zorunda.
Sitenize gelip yazilariniza bakacagim ins.
ima önemli, biraz daha destek istediler. anayasayı bi değiştirelim dediler. bakın görüyorsunuz yapamıyoruz, dediler.,
fakat betül hanım, Gerekli kanunları kenan evren de yapıyordu,.
saddam da tek başına iktidardı ve gerekli kanunları yapardı.
ortadoğu da halklar diktörlerin herşeyi çözeceğine inanır.
sorun yaptığınız kanunların evrensel hukukla uyumlu olmasıdır.
başörtüsünün evresel hukukla uyumlu bir çözümü henüz bulan çıkmadı.
akp nin de hiç bir hazırlığı yok. belki haberleri bile yok. o kadar ilgisizlerdi yani.
politikacı eşinin resepsiyona gelmmesi ile ilgili konuşmuyorum ben.
onu halletmek için kanuna gerek yok,
ama bir mesleği icra etmek için evrensel hukukla ciddi bir sorun var.
haaa saddam usülü hallederlerse o başka, alt tarafı kanun değil mi ?
ama o kanun kenan evren üstü, ziya ül hak olur.
seçimle diktörlerin geldiğine çok şahit olunmuştur.
evrensel hukuk normlarına sırtını döndüğü anda diktatör olur.
-neden yazdiklarim bold oluyor bilmiyorum-
italik çeşnisi kattım :) boldlar için çare bulamadım.
knz,
Ankara’da Atatürk Araştırma Hastanesi AKP döneminde yapıldı. Ankara’da onun gibi bir hastane yok. Kardeşim doktor olduğundan biliyorum. Özel hastaneler yanında halt etmiş. Bu benim bildiğim… Ayrıca bu dönemde sağlık yatırımı, hiçbir dönemde olmadığı kadar fazladır. Eskiden hastanelerde öyle son model MR cihazları, Doppler filan bulamazdınız. Yani iş dört duvar hastane yapmakla bitmiyor. Sağlık hizmeti hastane yapmak değildir.
Eskiden eczaneden ilaç almak ölümdü. Ben SSK’lı olmama rağmen hastaneye gitmiyordum. Sırf bu salak bürokrasiden kaçmak için. Şimdi işler çok rahat. Doktorlara performansla döner sermaye dağıtımı getirdiklerinden beri doktorların da ümüğünü sıkıyorlar. Hep hasta yaklaşımlı model var. Bu yüzden kardeşim de dahil doktorlar hiç memnun değil AKP’den. Eh eskiden günde 3 hastaya bakıp maaş alıyorlardı, şimdi 100 hastaya bakıyorlar, kim memnun olur. Kırk yılda bir gitmişsiniz hastaneye belli ki.
Ayrıca tüm özel hastanelerden hizmet alınabiliyor. Ayrıca SSK-Bağkur ve son olarak Üniversite hastanelerinden de. Ama Bağkurlular bu işe kızıyor. SSK’lılar işçi kesimiymiş, cello bello takımı kendi hastanelerine doluşmuşmuş filan.
knz, bence sen şuraya bir şeyler yazarken yahu acaba yanlış bir şey yazar mıyım, bir bilen çıkar da rezil olur muyum, diye düşünürsen kendi açından daha iyi olur, kardeş tavsiyesi…
knz hanim
“başörtüsünün evresel hukukla uyumlu bir çözümü henüz bulan çıkmadı.”
katilmiyorum.
Betul hanim,
Merak ettim bu uyumlu cozumu bulani, ve bu cozumun tanimini.
Biraz bilgi verirseniz cok makbule gececek..
L.R.T.E.
Bosverelim en iyisi…
Simdi ben size Laik Recep Tayyip Erol Bey bey demeye usenecegim, kisaltsam bi turluuu noktalasam bi turluu napsam bi turlu. Malum siz de iki uc yazisma numarasina geldigimizde “ama bana Laik dedi Recep dedi Tayyip dedi Erol dedi bey dedi bey demedi L. dedi E. dedi …… oynamiyorum” yapcaksiniz.
: )
Basortusu konusunu konusmaktan bile biktim. Konusulacak da birsey yok aslinda. Bu bir insan hakki sizler kabul etmiyorsaniz bu sizin sorunu.
Ne kadar dert etti herkes basortusu takamayacagimizi. Alti ustu bi bez yahu basa sarilan diye bagirasi geliyo insanin, size ne ? Ister basima ister koluma ister bacagima sararim. Hay basortusu kadar basiniza tas dussun e mi diyesi de geliyo bazen.
ya iyi bişey yapılsın, devlet hastanesine gittim ve gördüğümü yazdım.
adres vereyim siz de orda bir gün gözlem yapın.,
ben ülkemi avrupa ülkeleri ile kıyaslıyorum., ben oradaki tezgahtartan daha değersiz bir insan değilim. ben de vatandaşım. ordaki bir tezgahtarın yaşam düzeyine gelmem lazım.
bir iktidar ne işe yarar ?
yoksa afrikada da hastahaneler inşa ediliyor. elbette teknoloji ve zenginlik tüm dünyada refahı artırıyor. Ona bakarsan, 100 yıl önce atlı tranwaylar vardı.
Bir zamanlar atlı tranway ( atla giden otobüs gibi toplu ulaşım aracı, hamburg’ta bile ulaşım 100 sene önce öyleydi ) vardı, biz geldik MR larımız oldu diye gelecek 4 sene gitmez.
ee tabi bişyler yapılacak., yapılsın ve bize de yetmeyecek.
iktidar buna alışmalı. vatandaş dilenci değil.
başörtüsü ile ligili knz de yazdım.
sakin ol, bak yazdığın o cümleyi görmedim bile.., ne lağım çukuru falan :)
öyle su gibi yazıyorum ben :) öyle bir knzeyem ben.
Sevgili knz
yanlis mi anlasildi? Lagim cukuruna atin dedigim kazanim diye one getirdiginiz ve bu kazanimlar icin tebrik ettiginiz uc madde.
tamam o halde :)
oh ya, rahatladım.
kirazdal da yazdım yine,..
aman tehdit algılmasına girmeyim diye yazdım orada da,..
fakat o 3 kazanım bence iyi bir psikolojik kazanım,..
Betul hanim,
Kimin kacak oynadigi boylece ortaya cikiyor…
Bana cevap yazmak zorunda degilsiniz, benim fikirlerimi yanlis anlatmak size yakismiyor.
Basortusu insani bir hak, aksini soylemek mumkun degil.
Bu konuda daha once de yazdim, hizmet alan vatandas icin basortusu yasagi olmasi kabul edilemez.
Diger taraftan kamu gorevi (ogretmen, polis, hakim vesaire) yapan ve devlet adina devlet maasi ile hizmet veren gorevlilerin basortu takarak gorev yapmalarinin laik bir devletle bagdasmayacagini savundugumu da biliyorsunuz.
Sana ne demek kolay..
Basortusu takanlarin sorunu oldugu kadar takmayanlarinda sorunu haline gelmistir.
Bende 12 yasinda bir kiz babasiyim, ve yakin akrabalarimiz icinde sikmabas basortusu takan anneler, kizimla yasit, arkadas ve yakinda kapanacak kiz cocugu yegenlerimiz var.
Basortusunun kisisel inanc ozgurlugu meselesi oldugunu ben kabul ediyorum.
Tersinin, yani basi acik olmaninda kisisel inanc ozgurlugu olarak gorulmesi ne zaman gerceklesecek ?
Basortusu takmak her musluman kadin icin kesin bir emirdir denildigi ve devletten maas alip bu yonde camilerde, okullarda devlet adina egitim verildigi bir ulke degilmi Turkiye?
Bu anlamda basi acik kadinlarin “inanci eksik” oldugunu soylemiyor mu sozde laik devletimiz ??
“Kimin kacak oynadigi boylece ortaya cikiyor…”
: ))
Basortusu konusundaki fikirlerinizi, yani hizmet alanin serbest hizmet edenin acik olmasi gerektiginizi savundugunuzu biliyorum. Aksini soylemedim zaten. Ben “hizmet alan / eden” ayiriminin yanlis oldugu, tr de uygulamaya gececekse cogunluga bakarak hizmet edeninde kapanmasi gerekebilecegini soylemistim size.
Yanlis anlatmak durumu soz konusu degil. Kimin nerde ne ortecegini ne ormeyecegini soylemek devlete dusmez, bu bir insan hakkidir diyorum ben de.
Bundan sonraki sozlerim sahsen size hitaben yazilmis sozler degildi aslinda. Genele hitabediyor.
Size “sana ne” demiyorum.
“Tersinin, yani basi acik olmaninda kisisel inanc ozgurlugu olarak gorulmesi ne zaman gerceklesecek ? ”
Goremeyen kimdir?
“Basortusu takmak her musluman kadin icin kesin bir emirdir denildigi …. ”
Allahin emri acik. Inanc ozgurlugudur diye acik emri degistirecek degiliz.
Laik devletimiz diyaneti ve din egitimini elinin altinda tutmak istedigi surece bunlari soylemeye devam edecektir.
Bu benim savundugum birsey degil zaten. Laik devletimiz diyaneti kontrol etmeyi biraksin.
*** *** ***
bu yazinizi duzeltmezseniz size baska sozum yok Erol bey!
FAY HATTI :
Kesinlikle Haklisiniz. Emir acik.
Burada kutsal kitabin modern devlet ve laik devlet yasalari ile catistigi acikca ortada.
Allah yolundaki her gercek musluman’in bu laik duzene karsi mucadele vermekten vazgececegini beklemek dogru mu ?
Buradaki gercek musluman terimi yakin gecmisteki bahsi gecen “dindar cumhurbaskani” arayisindaki “dindar” terimi ile esdegerdir.
Bu tur bir kisi, ne kadar, ben demokratim dese de, acik emir karsisinda tutarli bir cevap veremeyecegi ve secim zorunda kaldigi vakit “kutsal” emir tarafinda saf tutacagini biliyoruz.
Kurbagayi kaynamis suya atinca ziplar kacar.
Ilik suda yavas yavas kaynatinca farkina varmaz, kaynar gider.
Bizimde suyumuz yavas yavas isiniyor.
Ataturk’e, devrimlerine, ilkelerine - kazanimlarina her firsatta karsi cikanlar degilmi bu suyumuzu isitmaya devam edenler ??
Buradaki yazilarda “demokrat musluman” kimligi ile laik sistemin erdemlerini, inanc hurriyetini savunan ve kendini gercekten inancli goren kisilerden aciklama bekliyorum.
%98′i musluman bir ulkede kutsal emirleri devlet yonetimine sokmamayi hangi sekilde aciklayaksiniz “Betul hanim”a ?
Varmi tutarli bir cevap verecek bir babayigit bey - hanim ??
Erol Bey,
Siz gitgide tanıyamaz olduğumu itiraf edeyim.
Hala o “sıkmabaş” tabirini düzeltmenizi bekliyorum. Ayrıca şu rumuz meselesinden dolayı gereksiz yere alınganlık gösteriyor ve bunun üzerinden konuların içini boşaltıyorsunuz.
Son konuya gelirsek.
Bir müslüman başörtüsünü zaten “Allah’ın emri” olarak gördüğü için takar. Bunda anormal olan nedir?
Başörtüsü “kişisel bir inanç ritüelidir” Bunun “kutsal emirleri devlet yönetime sokmak” ile ne alakası var.
“Herkes başörtülü olmak zorunda mı?” denmiş? Kim, nerede?
Devlet benim donumun rengine de mi karışacak? mavi ya da çiçekli giyersem sorun mu olacak? Bıraksın kıyafetime karışmayı, mesele bu kadar basit.
Artık bu kadar çarpıtmaya pes diyorum.
Hizmet alan-veren ayrımı size göre doğal olabilir. Laik bir sitemde bunun gereğini savunabilirsiniz ama pekala da başkası, müslüman çoğunluğun yaşadığı bir ülkede “başı açıklığı” dayatma olarak görebilir. Ve buna göre yorumladığı laikliği hizmet alan-veren ayrımı olmaksızın kıyafet serbestisini savunabilir. Bu, akla da mantığa da uygundur.
Burada sorun bir müslümanın bunu bir başkasına “dayatması”dır. Bunun yapılması zaten islama da aykırıdır.
Yapılan nedir, “bunu giyeceksin” dayatması mı, “hayır bunu giyemezsin” dayatması mı?
Kaçıncı yüzyıldayız..
El insaf..
Suat bey,
Sikmabas teriminin hangi kotu manaya geldigini bilmiyorum.
Kotu manada olsa kendi akrabalarim icin kullanmam herhalde…
Basi kapali terimi yeterli olmadigi vakit, yani bir percem sac dahi gorunmedigi vakit hangi terimi kullanmak gerekiyor ise onu kullanmaya calisiyorum.
Eger sizin bildiginiz ve tercih ettiginiz bir terim varsa soyleyin bende onu kullanayim, simdilik burada kapali diye devam edelim, ama bu terim yetersizdir haberiniz olsun.
Devaminda gozlerin ve dudaklarinda gorulmeyecegi sekilde giyime ben peceli diyecegim, burada da tercih ettiginiz bir terim varsa lutfen bana soyleyin, onuda kullanmayi dusunuyorum.
Turkiye cumhuriyeti devletinde hakim, ogretmen veya polislik gorevine gelen bir bayanin “kapali” olmasi hangi akla yada mantiga sigar merak ediyorum.
Bu akla ve mantiga uygun ise, peceli bir bayan’in ayni goreve talip olmasina akil ve mantik bazinda nasil cevap vereceksiniz?
Devlet adina hizmet verme gorevi bir hak degil, bir ayricaliktir.
Sizin deyiminizle “kisisel inanc rituelini” boyle bir gorevde kullanmak normaldir diyen zihniyet ben laik devleti savunuyorum diye ortaya cikmasin.
Olsa olsa seriat’e giden yolda bir duraktir boyle bir yonetim sekli.
Bana bir laik devlet ornegi gosterin ki bu tur gorevlerde dini giysi veya simgeleri serbest birakmis olsun.
Suat bey,
Hala o “sıkmabaş” tabirini düzeltmenizi bekliyorum.
Ben de ona ne diyecegimi bilemiyorum, tercih edilen ve rahatsizlik vermeyen kelime nedir? Bu turban lafi Dogramaci’nin 12 Eylul’den sonra bu kullanimiyla dile girmesine sebep oldugu bir laf yanlis hatirlamiyorsam. Zannediyorum ogrenciler simdiki maliye bakaninin haniminin resimlerde gordugumuz baglama sekliyle baglasinlar okula gelsinler filan demek icin kullanmisti. Sonra herhalde insanlarin isine geldi, bu kullanimi yayginlasti. Ben iki turu baglamaya da basortu diyorum, cunku sevmiyorum boyle dille oynanmasini ama bu sefer oyle basortu boyle basortu demek lazim oluyor. Kimseyi rahatsiz etmeyen, poltik icat olmayan bir kelime yok mudur? ‘Basortu’, ‘turban denen basortu’ (nedense basortusu seklinde demiyorum bunu pek) filan diye konusuyorum, ‘turban’ da tavsan filan da demiyorum ben. Makul bir laf bilsem ve alisabilsem belki o lafi ederim. Var midir?
Bu iste bir suru sIkIntI ciktigi icin farkinda degiliz belki ama aslinda ‘carsaf’ da oyle pek saygili bir laf degil. En azindan benim anneannem zamaninda giymis olmasina ragmen carsaf derdi. (Niye rahmetli ne derdi diye dusunup teyid etme geregi duyuyorum icimden? Cunku gozumun onunde icad olan basortusune turban deme isi sanki hep oyleymis gibi yapiliyor.) Iranlilar da ‘cador’ diyorlarmis galiba, ki anladigima gore ‘cadir’ manasina da geliyor. Bu kulturler bu ortunme isleriyle tanistiklari zaman belli ki boyle cekismeler bilmemneler olmamis, simdi biraz komik olabilse de en iyi tarifi kullanmislar.
kuran’da kadınların kulak , burun , boğaz ve göz, dudak ve saçı ile ilgili geçen bir tek kelime yokken nasıl iddia ediyorsun betül.
ezbere konuşmaktır.
suat bey şule yükselin türkiyeye getirdiği moda, sıkma baştır.
yani türk halkı boyundan hafif bir düğüm atarark başörtüsünü takardı.
sıkıldıklarında düğümü hemen gevşetirler, biraz yalpaze yapar ve yine kolayca bağlarlardı.
onu bile çok gördüler geleneksel kadına..
tek hava deliğini kapatılar.
sen kravat takarsın da suat bey, daha yolda nasıl çıkartırsın ve mintan düğmesini açarsın.
bunu kızına çok göreceksin,..
ben senin kızına / henüz doğmmaış olabilir senden yakın olacağım.
istanbulda 70 yıllarda şehirli bir grup kadın ,dikkat çekmek için başlarına hotoz takmaya başladılar.
ilk moda hotozlu kadınlardır.
baş iki kat büyük gözükür. başörtüsnün altında sivri bir çıkıntı olarak durudurdu.
sonra hotoz çıktı , geriye sıkma baş kaldı.
emine hanımı işte bu kadınların ikna odasına soktular ve uyuma zorladılar.
kadınlar uyuma zorlanıyor.
betül bu iddianızdaki kendine güven ve buyurganlığın tek nedeni 1000 yıldır devlet görüşü olarak kafalarımıza kazınmış olmasıdır.
kimsenin aklına pozivist din eğitimin buyurgan ve orotiter eziciliğinie karşı birey,n hakkını savunmak gelmiyor ?
Erol bey
Hem benim hem Suat beyin yazdiklarina bakarsaniz rahatsiz etmeyen terimin “basortusu” oldugunu gorursunuz. Cok aramaniza gerek yoktu.
Kendi rumuzu hakkinda derin hassasiyetler tasiyan birinin “sikmabas” gibi bir sozde sakinca gormeyip; “bilmiyorum hangi kotu mana, ne kullansam” demesi… hos.
Bulent bey
Soylediginiz gibi “turban” hintli erkeklerin takindigi seye benzeyenlere denirdi eskiden. Simdi turban laikciler tarafindan yasli kadinlarin ortundugu tulbent olmayan, yeni neslin ortundugu ipek esarplari, kendi dusunceleriyle basortusunu siyasi amaclarla takanlari isaret ediyor. Dost ortamlarinda sikmabas uluorta yerlerde turban diyorlar.
Bu nedenle turban kelimesinden hic hoslanmiyorum ve kullanmiyorum.
Knz hanim
Basortusune sikmabas diyen biri ile konusmayi surdurmeyecegimi soylemistim.
Erol Bey,
“Sıkmabaş” tabiri nasıl çıktı bilmiyorum herhalde benzetme yaptılar. Ama bu kelime aşağılamak için kullanılıyor va da en azından başörtülü insanlarca öyle algılanıyor. Ben hiç “ben sıkmabaşım” diyen bir başörtülüye rastlamadım. Türkiye’de bunu kullananlar daha çok islamafoblar ve laikçiliği şiar edinmiş köşe yazarları. (C.Arcayürek, T.Özkan, M.Kırıkkanat vb)
Kılık - kıyafet özgürlüğü hakkına.
Neden bu kadar şaşırtıcı? Burada itiraz edilebilecek tek nokta, “baskı unsuru” olabilme ihtimali. O zaman şu sorun çıkar: Kadınların %65′inin başörtülü olduğu bir toplumda başı açık bir hakim-savcı- öğretmen de baskı unsuru olmaz mı?
Görüdüğünüz gibi teorik olarak sorun çok.
Ben yine de hizmet alan - veren ayrımına da razıyım. Ve bu anlamsız yasağın biran önce kaldırılmasını istiyorum. Özgürlüklerin içselleştirilmesi gerekir.
Peçeli olmaz, çünkü burada “tanınma” esastır. Peçeli bir kadın kimlik yani tanınma sorunu çıkabilir. Başörtülü de yüz açıktır, tatnınma gibi bir sorun olmaz.
Nasıl bir ayrıcalık? Bırakın Allah aşkına.. Kime hizmet ediyorlar, ücretleri kimin vergilerinden kesilerek ödeniyor? Ve kim bu insanlar, üçüncü bir tür mü? Ya da devlet memurluğu sınavına yalnızca ET’lerin akrabaları mı girebiliyor?
Buna paranoya denir tıp dilinde.
Halkının %65′in başı kapalı olan bir Batılı müslüman devlet olsaydı pekala gösterilebilirdi. Toplumsal kültür aynıymış gibi kıyaslar yapıyorsunuz.
Selamlar.
Bülent Bey,
Tabii ki başörtüsü.Siyasallaşması meselesine gelince. Demirel idi yanılmıyorsam. Üniversitelerde yasak devam ederken deniyordu ki “siz babannelerimiz gibi bağlamıyorsunuz, bu bağlama şekli siyasaldır.”
O zaman dendi ki, “tamam bir standart bulun ona göre bağlayalım, bu eğer babaannelerimiz gibi tavşan kulağı ise, öyle yapalım” deyince, bu kez Demirel, “o zaman o bağlama şekli de siyasal simge olur” diye bir laf yumurtlamıştı.
Yani sorunun kökeni bağlama şekli vs değil. Zaten başörtüsünün şeklindeki değişim/evrim de modernleşme ve kıyafetlerdeki moda dediğimiz şeydeki değişimle alakalı. Yoksa bunun siyasal simge olmadığını herkes biliyor.
Benim annem köy kökenli. Fereceli resimleri var. 35 yıl önce evlenip şehre gelince manto giymeye başlamış. Başına da o mantoya uygun eşarplar takmaya başlamış. Şimdi de eşarp bağlıyor ve muhtemelen ona türban derler bizim laikçiler. Ve ilkokul mezunu annem siyasal simge takmış oluyor bunlara göre.
Maksat üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olduğundan dön baba dönelim yapıp duruyoruz.
@Knz,
İslam ve başörtüsü hakkndaki düşüncelerime dair en ufak bir fikrin yok.
Bu konuyu insan hakları temelinde kabul etmeyen birisiyle tartışılacak birşey görmüyorum.
Ne zaman “evet bu insan hakkıdır, inanç özgürlüğüdür, üniversitelerde bunun engellenmesi bu haklara aykırıdır ve bir zorbalıktır” derseniz o zaman sizinle İslam’da başörtüsünün varlığı yokluğu ya da emrin müphemliği üzerine tartışabiliriz.
Erol Bey toplumsal düzeni sağlamak için laiklik yerine neden hukuku esas almıyorsunuz.
Bir hukuk devletinde başörtülü bir memur görevini yaparken ayrımcılık yapamaz.
Bence laikliği, din ve vicdan özgürlüğünün teminatı olarak yorumlamak en iyisi..
knz,
Sürekli bir “pozitivist din eğitimi”nden yakınıp duruyorsunuz. Benim de kafam karışıyor. Hayır bence de din eğitimi pozitivist olmamalı, ama sizin sürekli bu konuya temas etmeniz, acaba “pozitivizm”in anlamını bilmiyor mu, yoksa hemfikir olduğumuz bir konu mu var diye tereddütte bırakıyor beni.
Pozitivist din eğitimi derken neyi kastediyorsunuz? Sizce din eğitimi nasıl olmalıdır?
teşekkürler,
blue
Sayin TT,
Laiklik ile hukuk’un birbirinden nasil ayristigini , yani laikligin hangi noktada hukuk disina ciktigini anlatirmisiniz bana ?? Acaba hukuk derken islam hukukundan mi bahsediyorsunuz ?
Suat Bey,
Sac gorulmesini engellemek bazi kesimler icin inanc ozgurlugu ise, dudak ve gozlerin gorunmeside baska kesimler icin inanc ozgurlugudur.
Itiraziniz tam gecerli degil. Devlet adina gorev yapan kisinin taninmasi ise sorun, gunumuzde gozler’e ve dudaklara bakmadan halledecek teknoloji mevcuttur. Zaten bir hakimin bir davali tarafindan “identify” edilmesi, tanimlanmasi gereklidir diye bir seyi soylemek cok gecerli bir yaklasim degildir.
Geleneksel basortusu kullaniminda sac gorulmesine engel olacak ozel bir tedbir yoktur.
Turban - cador - sikmabas terimlerinden birini secmek durumundasiniz.
Tabii bu isinize gelmez, cunku geleneksel basortusu kullanan kitleyide bu tartismanin icine suruklemektir amaciniz.
Geleneksel basortusu hristiyanlarda da, musevilerde de gorulebilen modern bir aksesuar’dir.
Tek bir tel sac gorulmesinin gunah oldugu gorus sadece musluman dininde muhafazakar kesimlere ait bir gorustur.
Muhafazakar muslumanligi “promote” etmek yanlis bir sey degil.
Bunu devlet eliyle yapmak dogru degil.
Itiraz edilecek tek nokta baski unusuru olmasi degil.
Itiraz edilen diger nokta devletin herhangi bir dini gorusu “promote” etmesi one cikarmasidir.
%65lik bir cogunlugun olmasi boyle bir “promotion” yapilmasini legal kilmaz.
Bunun tersi yani basi acik olmak “norm” dur.
Basi acik olmakla hristiyan-ligi promote ediyor diyemezsiniz, aleviligi, museviligi budistligi, ateistligi promote ediyor diyemezsiniz, cunku bunlarin herhangi birisi ile “identify” olmaz (birebir baglantili degildir)
Basi acik olmakla musluman degil de diyemezsiniz (belki diyenlerde vardir ama, en azindan hukuki acidan boyle diyemezsiniz)
Ozgurluklerin icsellestirilmesi tek yonden olmaz, eger diger kesimlerin ozgurlugunu goz onunde bulundurmazsaniz bir yere varamayiz.
Erol Bey,
Yapmayın yahu? Bu ne terbiyesizlik? Bırakın da başına sardığı bezin ismine saran kendisi karar versin, edep ya hu…
Türban sıkmabaş, car curt başka isimleri kabul ederek takan varsa, onlara söyleyin.. Kabul etmeyenlere, bizim taktığımız başörtüsü diyenlere “isimler böyle, birisini seçin” demek ne biçim küstahlık?
Korkarım külodumun rengi ile ilgili bir inancım olsa ona da isim takacak ve “bu ismi kabul etmek zorundasınız” diye zorbalık yapacaksınız.
Diğer yazdıklarınız da bu söylediklerinizden farksız değil.
Kişisel inanç diyorum hala saçının görünmesi falan bilmemne diyorsunuz.
Kimse kimseye dayatma yapmasın, dileyen dilediği gibi örtsün, isterse açsın, kimse kimsenin başındakı örtüyle kıçındaki donla uğraşmasın diyoruz.
Bunun standardı da güvenlik gerekçesi olarak yüzün gözükmesi olabilir diyoruz, sizin şu yazdıklarınıza bakın, hayret edilecek birşey.
Bir kolunuzda “SS” kolluğu eksik.
Benim gibi birisini bile çileden çıkartacaksınız.
Bu konuyu benim açımdan kapatıyorum, yoksa kırıcı olmaktan korkuyorum.
Bir kolunuzda “SS” kolluğu eksik.
Hmm. Godwin’in kanunu Turkce konusulan yerlerde de gecerli galiba.
LaikCI Erol bey,
terbiyesizliginiz kustahliginiz had safhaya ulasti. Yavas yavas asil incilerinizi dokmeye basladiniz. “sikmabas” daki asil niyetiniz de bilmiyorum neyi kotu laflarinizin ne kadar gercek oldugu da daha iyi anlasiliyor.
Sizin gibi laikcilerin (!) keyfine gore hareket edecegimiz zannina nerden kapildiysaniz, yanilmissiniz.
Peki ya laikciler benim keyfime gore hareket edecek bundan sonra dersem?
***
Suat bey tesekkur ederim.
suat bey,
Ne zaman “evet bu insan hakkıdır, inanç özgürlüğüdür, üniversitelerde bunun engellenmesi bu haklara aykırıdır ve bir zorbalıktır” derseniz o zaman sizinle İslam’da başörtüsünün varlığı
yokluğu ya da emrin müphemliği üzerine tartışabiliriz
üniversitede bunun engellenmesi karşı ikna edici politika üretmek benim değil akıllı politikacının işi, ama hep isitismar etmekten bunu düşünen yok.
erbakan rektörler selam duracak dedi halbuki başörtüsü üniverstelerde serbestti.
yani bir özgürlük hakkını siyasiler hiç iyi kullanmadı.
tıpkı ingilterenin ayşa azmi davası gibi, fren tutmuyor.
ben stajlar hariç , üniversitede eğitim alan kişinin başörtüsü veya başka dini simge kullanabilceğini düşünüyorum..
bir de resepsiyonlar da eş temsili için aynı şeyi söyleyeblirim.
Betüle yazdığım 3 kazanım buydu zaten,.
yani neye evet, neye ise “hayır, olmamalı” dediğini ayırt etmeniz lazım.
öğretmen olmamalı diyorum, savcı olup olmayacaklarını ise, zaten kadınlar daha bilmiyor.
ironi de burda ya.
kısaca dini temsilin otorite tarafından kullanılması din ve vicdan hürriyetine aykırıdır.
eğer bu dediğime itirazınız varsa, benden önce uluslararası mahkemeleri ikna etmeniz lazım.
hepsini yazdım benim blogta, biliyorsun yazıyorum uzun zamandır.
bence psikolojik nedenlerle bir tartışmaya amborgo koymayın.
bir çeşit sansür koymaktır bu. benle tartışırkan karşı görüşü ikna etme antremanı yaparsınız.
blue^’nun sorusuna sonra cevap vereceğim.
yani kendi sınırlılıklarını ortaya koyan bir siyaset arabuluculuk yapabilir. siayset bi sanatır.
benim blogta yazıyorum, gel uğra. çekinmeyin. Bu konu tabu değil.
Göbek adı:Eşarp
Pek çok kullanım şekli ve yeri vardır.Baş üzeri,boyun,omuz,bel,gögüs.
Başa dolanınca başörtüsü ,bandana yada poşu(!) olur.Başa doladıktan sonra orada kalmasını sağlamak için(örn:fermuar,çıt çıt,kopça,bağcık gibi olan destek unsurlar)düğüm atılabilir,topluiğne yada broş kullanılabilir.Bu tamamıyla kişinin seçimine ve yeteneğine kalmıştır ha bir de eşarbın imal edildiği malzemenin niteliğine bağlıdır zira pamuk iplikten imal edilen eşarplar saçla temas ettiğinde kayma yapmayabilir ama sentetik iplik ve türevlerinden yapılanların baş üzerinde kalmasını sağlamak kayganlığı nedeniyle çok zordur.Bu nedenle ekstra önlem gerekebilir(pamuklu bone gibi)
Boyuna sarıldığında fular adını alır.
Kabadayı gibi tek omuza veya çift omuz üzerine alınarak şal olarak da kullanılabilir.Bu şekilde kullanılarak aksesuar niteliği taşıdığı gibi vucut sıcaklığını korumak gibi faydalı bir amaca da hizmet eder.
Bele bağlandığında peştamal(tarla,hamam gibi yerlerde) denilebileceği gibi sahil kesiminde yüzme kıyafetinin üzerine alınırsa pareo olarak da tanımlanır.
Yine aynı sebeple hamamda peştamal niyetine bele yada göğüs üzerine bağlanabilir.Aynı ürün sahilde yüzme kıyafeti üzerine göğüs üzerine bağlayarak adı henüz konmamış ama yaygın kullanımı olan bir örtünme amacı için de kullanılabilir.
Kullanan cins için kesin bir ayrım söz konusu değildir.Yukarıdaki kullanım şekillerinde yapılan açıklamalardan da anlaşılabileceği gibi hem kadın hem erkek kullanabilir.Kısaca eşarbı hem erkek hem kadın farklı veya benzer amaçlarla kullanmaktadır.İki yerde sadece kadına aittir;namazda ve tabutta.
Standart ölçü yoktur.Kare yada dikdörtgen olabilir.Tek renk yani düz olabileceği gibi desenli de olabilir.
Eşarbı başa dolayarak kullanmanın pek çok sebebi olabilir.İklime dayalı sebepler olabileceği gibi(sıcaktan,soğuktan,rüzgardan başı ve saçları korumak),bazı kutlama ritüellerinin de olmazsa olmazıdırı(kına yakılan gelinin başına özellikle kırmızı olanı örtülerek ağlayan gözlerin saklanmasını sağlamak gibi)Köylerde kızların sevdiklerine verdikleri name yerine geçen tülbent gibi,kenarına yapılan oya ile kadınların sessiz dili olması gibi.
Buraya kadar olan kısımda,eşarbın kullanım şeklini seçmenin tamamıyla kişinin kendi zevk ve özgür iradesine bağlı olduğunu düşünerek itiraz edeceğini sanmıyorum.İtiraz edene,itiraz edilenin vereceği cevap kısaca ”sana ne”olacaktır ve bu cevap tartışılır olmayacaktır.
İş ,bu eşarbın,kişi tarafından dini inanç gereği başa takılıyor olmasına geldiğinde,başa dolanma şeklinden tutun da baş üzerinde sabitlenmesi için seçilen yöntem dahi tartışılıp,eleştirilmekte.Eleştirenlere,eleştirilen ve bir misyon yüklenenlerin cevabı”sana ne”olmasına rağmen.Böyle bir durumda “sen siyasi simge olsun diye başını kapatıyorsun” yada “seni mutlak biri başını kapatmaya zorlamıştır,bu senin tercihin olamaz”demek ne kadar özgürlükçü ve laik bir yaklaşımdır.Sebep için dayatmacılık yapmak ve kişinin seçme nedenini kendince belirlemek“başörtüsü üzerinden siyaset”yapmak değil midir?Başın örtülme nedeni olan seçem ve inanç özgürlüğüne saygı duymadan bir de “örtünme” konusunda Kurana bakıp “sen bunu yanlış yorumluyorsun sadece namazda örtmelisin”deme hakkını kim hangi ilkeden almakta meraktayım doğrusu.
Suat bey kusura bakmayın,ekşi sözlüğe yazamadım sizin bloğu “eşarp” konusu için kapatayım dedim malum eşarp burada çok moda.
Suat bey,
Saldiri yaparak, kustah, terbiyesiz SS diyerek verdiginiz cevap demagojiye guzel bir ornek benim gorusume gore.
Yazidaki ana fikri anlamaya calismak yerine yuzeysel bir sebep bulup basin hakaretleri…
Yaklasimizini hic begenmedim.
Bulent bey bir yazisinda bu yaklasimdan soyle bahsetmisti :
Gelelim bas baglama sekline verilen isim ile ilgili tartismaya:
Sacin gorulmemesi uzere ozellikle itina gosterip sac baglamasi icin hangi ismi isterseniz kullanabilirsiniz. Yinede ozel bir bas kapatma seklidir.
Bu bir hakaret asagilama degildir. Kendi anne-annem, baba-annem akrabalarim boyle bas bagliyor nasil beni itham ediyorsunuz anlamiyorum.
Yine eski yazilardan birisinden ornek :
Bilin bakalim kim yazmis bunlari …
Betul hanim “turbanli” terimini kullanmis, ve size cevap yazmis.
Yani siz kendi aranizda bu terimi kullanirken iyi, ben kullaninca “tu kaka” mi oluyorum ??
Hic yakistiramadim.
Erol.
Bulent bey,
Genis yelpazeli bilgi dagarciginizla her seferinde beni sasirtiyor-sunuz..
Ilgilenenler icin :
Eminim benimde yazi stilimde - yaklasimimda yanlis olan seyleri goruyorsunuzdur.
Luzum gordugunuzde ikaz etmekten kacinmamanizi ve iyi niyetle, pozitif olarak karsilayacagimi bilmenizi isterim.
Selamlar
Erol.
Erol Bey,
Demogojiye örnek mi dediniz?
1. Size tepki niçin gelmişti iyi hatırlayın. “Sıkmabaş” tan dolayı gelmişti, türbandan dolayı değil.
2. Ayrıca ben “türban-türbanlı” demem, hep başörtülü derim. Bana cevap verirken başka yerden örnekler vermeniz Nasrettin Hoca’nın eşeğin burnuna vurunca yellenmesine şaşırıp, “yahu nereye vurduk nereden ses geldi” dediği fıkrayı hatırlattı. Geçelim.
3. Asıl önemlisi ise şu. Betül Hanım’ın orada kullandığı ifade, yani “türban” ifadesi niçin tırnak içinde dikkat ettiniz mi? Tülbetli niçin tırnak içinde değil de “türbanlı” ve “hak etme” tırnak içinde? Dikkat etmediniz mi? Dönüp tekrar okuyun o zaman ve oradaki “türban” ifadesinin tırnak içinde olma sebebinin kavramsal olarak karşı tarafın bizi gördüğü ve aşağıladığı “sınıf”ı belirtmek ve buna zımnen tepki göstermek için olduğunu anlamaya çalışın. Anlayamadınız mı, bırakın o zaman zorlamayın.
Bilmiyorum bizi aptal mı sanıyorsunuz ama buraları okuyupta ne söylendiğini anlayacak kadar zekası ve birikimi olanlar sizin yapmaya çalıştığınız ve beceremediğiniz demagojiyi apaçık biçimde farkediyorlar.
4. Ben anafikrinizi gayet güzel anladım Erol Bey,
Siz hizmet veren - alan ayrımını mantıklı bulabilir, savunabilirsiniz. Buna itirazım yok. Buna dair yaptığım itiraza birşey diyemediniz, alakasız başka örnekler vererek kişisel kıyafet serbestisini, devlet yönetimine din kuralı sokmak gibi birşey olarak gödünüz, ciddiye alıp üstünde bile durmadım bu lime lime dökülen mantığın.
Dediğim gibi kişisel olarak istediğinizi düşünebilirsiniz. Ama dayatım yapamazsınız, ki siz alasını yaptınız. İsimlendirmeye bile karıştınız.
Kendi rumuzunuzun kısaltılmasına bile acayip tepkiler verip konuların niçini boşaltarak tartışmaktan çekilen siz, insanların hoşlanmadıkları, başkaları tarafından kullanıldığı için yafta gibi durduğunu söyledikleri kavramları kullanmakla kalmadınız, üstüne “bunlardan birisini seçmek zorundsınız” gibi pekala da SS subaylığını hakedecek bir acayiplikte bulundunuz.
Kendi aileniz, akrabalarınız böyle bağlıyor ve ben onları böyle isimlendiriyorum diye bir farklılığınız mı olacak?
Onlara ne isterseniz söyleyin, nasıl tanımlarsanız tanımlayın; bu onları ve sizi ilgilendirir.
Karşılıklı olarak konuştuğunuz insanların sevmediği, tepki gösterdiği, tercih ettiği ifadeyi belittiği ortamlarda o tercihe uygun davranmak asgari nezaket gereğidir.
Bundan nasiplenmemiş olmak belki bunu mazur gösterebilir ama bu kadar uyarıya rağmen devam etmek, üstüne de “mecbursun kardeşim, isimler böyle” demek benim baktığım yerden açık bir..hımm ne diyeyim.. evet evet, küstahlık ve terbiyesizliktir. İnanın bu kelimeleri kullanmak istemezdim ama düşündüm düşündüm yerine koyacak bir şey bulamadım.
sıkmabaşa sıkma baş denir.
başörtü takma şekline bakarsın ve benzetme yaparak tarif edersin.
başörtüsünün kafayı sıkarak bağlanma şekline sıkma baş değil de, ne denir ?
başörtüsü türkiye boyun altından iki ucun hafif bir şeklilde düğüm atılmasııdr.
dedim eski kadınlar, yani artık ninelerimiz oluyorlar, bari ara sıra bağlantı uçlarını
gevşetip, boyunlarına yalpaze yapabiliyorlardı..
şimdi garibim yeraltı geçidinde çalışan sıkmabaşa zorlanan kız, bunu bile yapmaktan aciz.
erkekler bu duyguyu anlamaz.
ben yardım edeyim.
hani işten çıkar çıkmaz karavtınızı gevşetirsiniz ya, onun gibi bişeydi.
kadın kendi çemberini kendi daralttı.
ve ne yazık ki,islamiyette bedene yapılan eziyette allaha ulaşma diye bir kavram da yok.
ama kadınların sıkmabaşı bedene eziyettir.
ve boşuboşuna enerjilerinin tüketilmesidir.
herkes politikacı ei gibi özel kilimalı araçlara vasıl olamıyor. ben yoksul kadınlar adına söylüyorum ki, o politikacı eşleri de az çekmedi.
kadının çemberini daralatma haereketiidir. buna karşılık erkekler gemiyi azıya almış.
metropol islam erkeği olarak o kadınların yanında kısa kollu atletlerle dolaşmaya başlamıştır.
ne o ?türban etrafında bir dokulmazlık alanı mı yaratmaya çalışıyorsunuz ?
tapınacak mıyız ? selam mı duracağız ?
çuvaldız size diyor ? size ne efendim ?
iy o zaman, kendini ellerinden ayaklarından çarmıha geren fanatik hristiyana da ,
git aynı şeyi söyle. bana ne de, adam böyle ibadet ediyor.
sahi neden ibrahimin topluluğu ibrahime sana ne mi demişti.,
evet sanırım öyle demiştir.
kime benzediğe bak çuvaldız.
türk halkı ağaca çaput bağlıyor, size ne o halde ?
niye ağaca çaput bağlanmaz diye ahkam kesiyorsuuz.
halk mutlu oluyor ağaca çaput bağlamaktan.
biz olmasak iyi din ile kötü dinin farkı olur muydu ?
yaşam nasıl daha iyi olurdu ?
bir insan çıkacak ve kral çıplak diyecek.
ben diyorum ki, kral çıplak.
bana ne değil efendim ? sen de bana karış.
gel karış bakalım, gör ben kendimi koruma duvarları ardına sığınarak mı yoksa çoğunluğun ardına gizlenerek mi koruyorum. sözün doğrusu tokmak gibidir.
ANAFIKIR:
Bu son yazida iki yeni fikiri tartismaya acmaya calistim.
1) Inanc ozgurlugu baglaminda devlet gorevine talip olan ve bu gorevi ifsa ederken “kişisel bir inanç ritüeli” turunde bas baglayamayi kutsal kitabin acik emri oldugunu savunan kesimlere bu tur goreve gelme hakkini tanirsak, bu devlet eliyle bir dini gorus’u “promote” etmek (one cikarmak) olmaz mi ??
Bunun aksi yani basi acik olmak herhangi bir dini gorus’un tekelinde degildir, ve gecerli “norm” dur.
2) Inanc ozgurlugu baglaminda devlet gorevine talip olan ve bu gorevi ifsa ederken “kişisel bir inanç ritüeli” turunde bas baglayamayi kutsal kitabin acik emri oldugunu savunan kesimlere bu tur goreve gelme hakkini tanirsak, benzer sebeplerle “peceli” bayanlarin bu goreve talip olmasi konusunda engelleyici bir yaklasimda bulunamayiz, gecerli bir sebep kalmaz.
NEZAKET :
Hatirlatiyorum.
Bana “Laik Erol” diyenleri ve ikaz ettigimde bu sefer kisaltma kullanip ayni seyi yapmaya devam edenleri ben aynen yukarda yazilmis sebeple uyardigim vakit bana karsi tavir takinan ve sende rumuzunu degistir diyen Suat beyin kendisi olmustur.
Benzer sekilde Metin bey’le rumuzunu kullanip dalga gecenler oldugu vakit hic kimse bana yazildigi gibi “sende rumuzunu degistir” dememistir Metin bey’e.
HAKARET:
Son defa yaziyorum :
1)Benim maksadim kimseye - hic bir kesime hakaret edip kucuk dusurmek olmadi hic bir zaman.
Hakaretlerden ne kadar uzak durdugumu yazilarimi takip edenler bilir.
Sahipsiz hayvan benzetmesinde bile yanlis anlasilmasin diye ayni durumun karsi taraf nezdinde benim icin gecerli oldugunu yazdim. Yani yazilarimda bilincli bir hakaret unsuru hic bir zaman olmadi ve olamaz yanlis anlasilmasi mumkun oldugunda gerekli duzeltmeyi yapmaya calistim , hakaret etmek benim kisiligime, terbiyeme uygun degil.
2) Sikmabas terimini ben bu kosede ilk defa duydum ve ogrendim.
Cador’u Fransada duymustum ve (Fransizca dilinde) hakaret turunde bir anlami yoktur.
Turban teriminde hakaret oldugunu ilk defa burada duyuyorum.
Onceki yazisinda ayni terimi tirnak icinde olarak Betul hanim kullandi ve kimse Betul hanimi ikaz etmedi.
Benim yazdigim soyle idi:
Turban - cador - sikmabas terimlerinden birini secmek durumundasiniz.
Bu cumlede mecbursunuz anlami yoktur benim gordugum kadari ile..
Ayrice mecbur kelimesini kullanmak isteseydim acikca yazardim.
Buradaki anlam soyledir:
Daha once yazdigim ve bana uygun bir terim soyleyin aksi halde elimizdeki ve bu kosede gordugum, mecbur kalinca (tirnak icinde olsa bile) kullanilmis terimlerden birini kullanmak DURUMUNDA kalacagiz.
Burada mecburiyet yok, eger uygun bir terim soylerseniz onu kullaniriz.
Cevap olarak cok cok : Boyle bir secim durumunda degilim, siz benim kullandigim terimlerden birini secmek durumundasiniz dersiniz olur biter..
Bu terim BASORTUSUDUR diyenlere soruyorum:
Geleneksel kullanilan genelde renkli ve cene altinda gevsek olarak baglanan sey nedir, ve bu anlam kaymasi (basortusunden tirnak icinde turban’a dogru) ne zaman olmustur ??
BAS BAS BAGIRIYORUM KIMSEYE HAKARET ETMIYORUM DIYE
YUZUME BAKA BAKA DIREK OLARAK BANA HAKARET’E DEVAM EDIYORSUNUZ SUAT BEY !!!
EL INSAF DIYORUM..
KIMSEDEN HAKARET DUYMAYA IHTIYACIM YOK…
Maksat uzum yemek mi yoksa bagci dovmek mi okuyanlar kendileri karar versinler artik.
Eger adabi ile tartismayi bile beceremiyorsaniz, ben “demokrat muslumanim” diye kimseyi aldatmaya calismayin.
YETERI KADAR HAKSIZLIGA UGRADIGIMI VE YETERI KADAR HAKARET YEDIGIMI DUSUNUYORUM.
FIKIRLERIMLE TARTISMAK YERINE SUREKLI BENIMLE UGRASILMASINDAN BIKTIM.
BU BLOGDA SON YAZIMDIR,
BURADA (Bulent Bey gibi) DEGERLI BIRCOK KISILERLE FIKIR ALISVERISINDE BULUNMA SANSI EDINDIM.
Yazilarima ilerde baska bloglarda (belki) tekrar fikir tartismasinda bulunmak umidi ile simdilik son veriyorum.
Tansel beyin, veya KNZ hanimin bloglarinda yazilarimi gorurseniz sasirmayin.
Hakaret etmeden tartismak isteyenler ve benimle irtibat kurmak isteyen iyi niyetli arkadaslar icin
gecici e-mailim : erolsecular@gmail.com
Saglicakla kalin.
Erol.
LaikCI Erol bey
Suat bey sagolsun cok guzel anlatmis orda neden turban kelimesi kullanildigini ve neden kelimenin tirnak icinde yazildigini ve sorunun turban kelimesinden degil “sikmabas” dan ciktigini.
Zahmet edip eski yazdiklarimi karistirmissiniz. Goremediniz mi gormek mi istemediniz, eminim bir yerlerde “turban” kelimesinden hoslanmadigim ve asla kullanmadigim da yaziyordur.
“yeni fikir tartismasi…… ” come onn!
Naptiginiz acik acik gorunuyor, beceremiyorsunuz. Yuzunuze acikca vurmadiysak simdiye kadar, sabirli ve saygili insanlar oldugumuzdan. Bu siniri siz de zorlamayin derim.
Dusundum de Erol bey, LaikCI Erol mu, LaikCIK Erol mu, LaikCIK-CIK Erol mu?
Birini secmek zorundasiniz.
Knz hanim
Duydum esmer biriymissiniz, arkanizdan “karafatma” diyorlarmis. “Karafatmaya karafatma denir, ya ne denir?” diyorlarmis sonra.
Ayip dedim. Ayip!
Bos konusuyorsunuz!
LaikCi Erol bey
Ben herzamanki gibi uzun yazilarinizi okumadan gecmistim, simdi gordum.
Turkcenin lastikligi sunmesi sundurulmesi, sizin hic bir zaman sundurmediginiz uzre bir konusma gecmisti aramizda. Simdi arayip bulamayacagim eminim hatirlarsiniz.
Bakin burda guzel sundurmussunuz.
Ben asil “sikmabas” kelimesini burda nerde gordunuz onu merak ettim? Son kez yazmissiniz ama merakimi giderirseniz sevinirim.
Bu kelimeyi basortusu yerine kullanacak birini gormuyorum ben burda.
Laik ve Laikcilerin genel hastaligi midir? Kendine gelince asiri -paronaya derecesinde - hassas, baskasina gelince asiri vurdumduymaz.
Bir ürüne amacı doğrultusunda isim konulabileceği gibi onun ilk kullananın tanımı yada ismi de artık o ürünün ismi olur.
Neden sıkma baş,türban,tavşan yada benzer başka tanımlarla baş örtüsünü tanımlama ihtiyacı duyuyorsunuz?Neden başın örtünme şekli vurgulanmalı ve şekli açıklayıcı olmalı;
Baş,saçlar görünecek şekilde kapanmış ise kişi dine ılımlı yakın düşünce ve inanca sahiptir,evladır.Çünkü eğilimi kimseye radikal gelmez çünkü teşhis imkanı vermez.Müsamaha kaldırır.
Diğer türlü saç teli görünmeyecek her şekilde başı örtmek;yelpaze,çift düğümlü,iğneli,sıkma vs kesinlikle radikaldir.Neden?Zira aklı olan Müslüman eğitimli kadın baş örtüsüne karşıdır illa başına bir şey takmak isterse de bu şapka olabilir,eşarp konusunda ısrarlı ise bu saç görünür şekilde takılanı olmalıdır!Bone bile olabilir zira daha”modern”görünür(!) zira kullanım amacı konusunda bakan gözlerin kesin hüküm çıkarmasına mahal vermez.
Başını sizin tabirinizle kapatan biri”ben başımı sıkıyorum”demez ama ona göre bu sadece ve sadece başı örtmektir.Ona bakıp gördüğünden memnun olmayan biri için bu “başı sıkmaktır!”
“ve ne yazık ki,islamiyette bedene yapılan eziyette allaha ulaşma diye bir kavram da yok.
ama kadınların sıkmabaşı bedene e