Random header image... Refresh for more!

Ne Yapmalı?

Ortalığın toz duman olmasından göz gözü görmüyor. Dumanın biraz çökmesini de bekleyemiyoruz zira sürekli yeni olaylar çıkıyor.

Birbiri ardına yayınlanan bildirilerin mahiyetini konuşuyoruz sürekli. Oldum olası komplo teorilerinden hoşlanmam. Sonuçlara bakıp senaryo düzmek herzaman mümkündür ve pek çok noktanın atlandığı bu tip tümevarım analizler hatalı olabilir.

Ama etkenlerin iyi incelendiği doğru bir analizin bizi gerçeğe yaklaştırabileceği de izahtan varestedir.

Pazar gazetelerine bakarken Mahir Kaynak’ın yazısı ile karşılaştım. Kaynak yazısında PKK’nın bizi Irak’a çekmesinden fayda sağlayamayacağını söylüyor. Bu görüşü yabana atmamakla beraber fazla da katılmıyorum; çünkü bir terör örgütünün büyük bir devleti bu biçimde bir maceraya, sıkıntıya sürüklemesinin/mecbur bırakmasının kendileri açısından sayısız faydası olabilir.

Kaynak mevcut puslu havanın doğmasında ikinci etkenden bahsediyor ki, PKK’nın amacından çok daha önemli bu bana göre:

Gözlenen puslu havanın doğrudan seçimleri etkilemek amacını taşıdığı daha büyük bir olasılıktır ve olaylar yeni iktidarın oluşumu etkileyecek biçimde gelişmektedir. Terör eylemleri ülkedeki milliyetçi refleksleri güçlendirmekte, dış operasyon ihtimali devlet gücünün önemini vurgulamaktadır. Bunları kimin yaptığını bilmek mümkün değildir ama, eğer her şey bir tesadüften ibaret değilse anlamlı bir tablo ortaya çıkıyor.

Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde bürokrasi ile AKP arasında oluşan farklılık ve gerginlik yerini Türkiye ile terör arsındaki zıtlaşmaya terk ediyor ve daha öncekini etkisiz hale getiriyor. Safları belirleyen kriterler değişiyor ve demokrasi söylemi yerini güvenliğe bırakıyor.

Bana B planına geçilmiş gibi geliyor. Kaynak’ın bürokrasi ile oluşan gerginlik dediği birinci senaryo AKP’ye cumhurbaşkanını seçtirmedi ama bunu yaparken izlenen yöntem AKP’nin yükselmesi ve seçimleri garantilemesi ile sonuçlandı.

Şunu iyi kavramak gerekiyor. Aslen mesele AKP değil. Özgürlüklerin ve demokrasinin bize bol geldiğini düşünen, çevrenin demokratik mekanizmalarla merkeze oturabileceğini gören ve bundan son derece rahatsız olan sahiplerimiz, yani oligarşi, esaslı bir eksen değişikliği istiyor. Daha 2000′li yıllarda sözü edilen “AB’yi boşverelim, Rusya ve İran ile işbirliği yapalım” gibi öneriler de bu eksen değişikliği isteğinin tezahürü. Yani istenilen otoriter, militarist bir demokrasi. Çünkü oligarşinin devamı ancak bu şekilde sağlanabilir.

Bu süreçte de Göktürk’ün deyişi ile “Türkiye’nin malum temel kronik sorunlarını, ülkenin siyaset iklimini otoriterleştirmenin manivelaları olarak” kullanılıyorlar. Önce laiklik-şeriat kamplaşması, şimdi de Kürt sorunu.

Ve birçok ismin epey önce, -mealen- “laiklik-şeriat kutuplaşması sonrasında sırada Kürt sorunu/Irak harekatı var” diye yazdığı süreç geldi çattı. Şimdi oluşan puslu hava sonrasında ise AKP iki ucu pisli değnek ile karşı karşıya.

AKP hükümeti Irak’a harekata izin vermezse yükselen terörün sorumlusu ilan edilecek. Nitekim şehit cenazelerinde protestolar başladı bile. GK bildirisindeki çağrıya uyan toplumsal refleks; önceki mitinglerin organizatörleri sahipliğinde yakında başlıyor. Bunların AntiAKP mitingine dönüşeceğini görmek için kahin olmaya gerek yok.

Dua edelim de bu tehlikeli çağrı bir kardeş kavgası ile sonuçlanmasın.

Öte yandan hükümet harekata izin verse bu kez doğacak savaş ortamında sivil siyaset tatile gidecek. Militarizm egemen olacak. Savaş ortamında olağanüstü hal ilan edilebilecek. Seçimlerin ertelenmesi gündeme gelecek. Göktürk’ün deyişiyle ne Ak Parti iktidarı kalacak ortada, ne demokrasi, ne seçim ortamı.

Bizi Irak’ta nasıl bir maceranın beklediğinin belli olmaması da cabası.

AKP olan bitenden ürkmüş görünüyor. Telaş içinde oldukları belli. El-hak ürkülmeyecek, telaşlanılmayacak gibi de değil.

“Ne yapmalı?” soru burada çok önem arzediyor.

Peki, ne yapmalı?

Gülay Göktürk pazar yazısında buna çok güzel bir biçimde değinmiş. Şöyle diyor Göktürk:

Hükümetin bu kuşatmayı kırması, olayların peşine takılmayı bırakıp inisiyatifi ele geçirmesi için çok az zamanı kaldığını görmesi gerek. Demokrasinin otoriterleşme eğilimlerini altetmesi için siyaset her zamankinden daha cesur, daha becerikli ve basiretli olmak zorunda.

Ak Parti hükümeti, içerde siyasi ittifaklarını güçlendirmeye ve kamuoyunu olup bitenden haberdar edip yanına çekmeye çalışmak; dışarıda aktif diplomasiyle terörle mücadelenin inisiyatifini ele geçirmek, Irak yönetimini ve ABD’yi zorlayacak bütün kozlarımızı (Habur sınır kapısının kapatılması, elektriğin kesilmesi, ticari önlemlerin alınması, uçuşların durdurulması gibi) derhal devreye sokmak ve bütün bunları çok hızlı yapmak zorunda…

Aksi takdirde geleceğimiz hiç de parlak görünmüyor.

Göktürk’ün söylediklerinin tamamına katılıyorum.

AKP önce, polis kanunu, internet kanunu, DTP’lilerin engelenmesi gibi antidemokratik atraksiyonlarla uğraşacağına demokrasinin ve özgürlüklerin sadece kendisi için değil hepimiz için gerekli olduğunu kavramalı.

Sonra da, telaşı ve pısırıklığı bırakıp insiyatifi eline almalı, yükselelen millliyetçilik sebebiyle seçimleri kaybetmek pahasına da olsa harekata kesinlikle izin vermemeli ve ülkeyi sağ salim seçimlere ulaştırmalı.

AKP ülkeye bu iyiliği yaparsa işte asıl o zaman demokrasi kahramanı olarak tarihe geçer.

24 comments

1 Kâzım Mızrak { 06.11.07 at 00:51 }

#

Kuzay Irak müdahalesini MHP nin ısrarla yüklenmesi beni şaşkına çevirdi.. memlekette basiret (uzağı görüş) yoksunu siyasetcilerin hâlâ iktidara oynaması ne kadar da üzücü.

CHP kanadı ise şu günlerde biraz daha teyakkuz (uyanık tedbirli olma hâli) durumunda. Ama onlara da güvenmiyorum, her an hükümete yüklenecek gibi duruyorlar.

Vay efendim neden Kuzay Irak ‘a girmiyor muşuz? girip de dağları mı döveceksiniz ? sanki sizi orada buyur edecek bir hedef var!

Aşikar olan.. siyasilerin, bu işte çirkeflik yapıyor olduklarıdır; milli politikalar üzerinde rant sağlamak adına ayrımcılık yapıyor olmalarıdır. Kuzey Irak operasyonu resmen başladığında ekonominin nasıl yara alacağını, uluslar arası arenada nasıl itibar kaybedeceğimizi ise ön göremiyorum.

MHP başkanı sayın Devlet Bahçeli’yi.. bir vatandaş olarak kınıyor ayıplıyorum. Seçim öncesi savaş kışkırtmalarıyla siyaset değil, seviyesizlik yapıyor.. bıraksın o koltuğu da, madem o kadar meraklıdır kendisi gitsin Kuzey Irak ‘a..

Milletin ekmeğiyle oynayan birileri varsa, bu kimseler içinde bulunduğumuz siyasi iktidar bellirsizliği sürecinde, Kuzay Irak ‘a bir askerî operasyon yapılması yaygarası koparanlardır.. şeklinde düşünüyorum.

2 Psikop { 06.11.07 at 11:54 }

Suat bey, elinize sağlık. Güzel bir analiz olmuş.

MoralFm de Mehmet Altan çok sert konuşmuş. Mutlaka okunmalı:

Moral FM’de Emrah İRİÇ’in sorularını cevaplandıran Star Gazetesi Başyazarı Prof. Dr. Mehmet Altan’dan gündeme bomba gibi düşecek çarpıcı açıklamalar.

”Fiilen iktidar yok” diyen Mehmet Altan, Genelkurmay’ın son açıklamaları ile anayasal suç işlediğini ve Türkiye’de rejimin değiştiğini söyledi.

Yargının çift başlı oluşundan yakınan Altan, ”Ayıptır! Milleti özgür bırakın! Düştüğümüz duruma bakın” diye isyan etti.

İşte Emrah İRİÇ’in Prof. Dr. Mehmet Altan’la gerçekleştirdiği röportajdan satır başları:

— Bu bildirilerin hiç birisi normal değil.

— Böyle bir refleksi zaten bu acıyı duyup göstermemek mümkün değil. Bunun dışında Türkiye’de gerginliğin artmasına bir ortam da olabilir. Bakıyorum en militarist yazarlar bile sınırı aştı diyor. Bu Türkiye’yi iç çatışmaya götürür.

— Nokta’nın neden basıldığını unutmamak lazım! Çift başlı yargı doğal hukuk devletinde olmaz. Dergi neden toplatıldı ve kapatıldı. Bir dergi TSK ile sivil toplumun nasıl birebir ilişkide olduğunu ortaya koydu. Bunun karşılığında dergi kapatıldı, toplatıldı.

28 Şubat’ın paravanı

— Bu 28 Şubat’ın daha büyük düzendeki bir operasyonu. Türkiye’de sivil toplum örgütleri yok. İnsanların devletten geçindiği bir toplumda sivil örgütler olmaz. Yani Rejim değişti. Onu söyleyeyim. 28 Şubat’ın paravanı… Nereye gidiyoruz belli değil. Bu işte hayır yok. Darbecilere de yok.

— Refleks sokağa dökülürse bu refleks Ak Parti karşıtlığına dönüştürülecek. Ak Parti’nin en büyük hatası AB sürecini siyasal milliyetçilik yaparak oy alacağını sanması.

Allah korusun

— Millet sokağa dökülürse ve PKK mitinglerine başlarsa büyük bir kargaşa zeminine ortam hazırlar. İstenen de bu. İç savaş… Allah korusun.

Şu an fiilen iktidar yok

— Şu an fiilen iktidar yok. Olan bir yerde asker bu kadar konuşamaz. Askerin yaptıklarının hepsi anayasal suç!

— Korkunç bir hal şu an Türkiye’nin durumu… Asker çıkıyor basın toplantısında K.Irak’a girelim diyor. Aslında Başbakanlığa bağlı.

— 23 Temmuz sabahına nasıl uyanırız… Ulaşırsak görürüz. Rezalet… Bize reva görülen muamelelere bakın ya… Ayıptır. Bu halkı özgür bırakın

Mehmet Altan’ın konuşmasını bu linkten dinleyebilirsiniz:

http://www.moralhaber.net/haber_detay.php?haber_id=17017

3 Psikop { 06.11.07 at 12:21 }

Bu yazı da Ahmet Altan’dan:

Ordu ve çıldırma…
Geceyarıları garip bir dille yazılmış muhtıraları internet sitesine koyma tuhaflıkları…

Cumhurbaşkanıyla ve başbakanla görüşüp Milli Güvenlik Kurulu’nu toplayarak tartışılacak “Kuzey Irak’a müdahale” gibi önemli konuları basın toplantılarından açıklayıp, devlet kademelerinde konuşmama ciddiyetsizlikleri…

Kürt meselesi gibi olağanüstü hassas konularda halkı meydanlara davet etme kışkırtmaları…

Doğru dürüst yazmayı bile beceremedikleri anadillerine bir ömür vermiş aydınları hedef gösterme cüretkarlıkları…

Bütün bunlar, bizimki gibi bir ordu için bile fazlasıyla gayrıciddi ve disiplinsiz hareketler.

Üstelik boğazlarına kadar siyasete battıklarından bir de kendi mesleklerini unutmuş durumdalar.

Kendi askeri karakolumuzu bile koruyamıyoruz.

İki kişi geliyor, karakolu basıyor, yedi gencecik askeri öldürüp sekizini yaralıyor, ayrıca saldıranlardan biri de olay yerinden kaçmayı başarıyor.

El insaf…

Buna askerlik mi diyorsunuz?

O öldürülen çocuklar bu ordunun generallerine emanet edilmişti.

Ne oldu o emanetlere?

Kim bunun sorumlusu?

Bir ordunun üstüne vazife olmayan işlere karışacağına ciddi biçimde askerlik yapması, karakolunu koruması, çocuklarını sakınması gerekmiyor mu?

O çocukların hesabını kim verecek?

Kimse…

Onun yerine internet sitesine “ordumuzu yıpratmaya çalışıyorlar” diye klişelerle ve tehditlerle dolu bir muhtıra daha koyacaklar.

Korkutup susturacaklar.

Ölen çocukların hesabını vermeyecekler.

Bir yarbay, bir binbaşı, bir er daha uzaktan patlatılan mayınla öldürüldü.

Geçen gün Ayşe Önal’dan öğrendik ki Kuzey Irak’ta Amerikan askerleri “manyetik alanı kitleyip” uzaktan bomba ve mayın patlatmayı imkansızlaştırmış.

Bizim ordu niye bunu yapmıyor?

Niye subaylarıyla erlerini korumuyor?

Halkı sokaklara çağıracaklarına, manyetik alanı kitleyecek teknolojiyi uygulamaları gerekmiyor mu bu komutanların?

Onların işi bu değil mi?

Resmi rakamlara göre Cudi Dağı’nda 35, Gabar Dağı’nda 100 PKK’lı varmış.

Bizim binlerce asker onları yakalayamıyor.

Niye?

Bütün bunlar bizim ordu için bile normal değil.

Sanırım ordunun içinde anormal bir şeyler oluyor.

Çok tuhaf şeyler.

Ve, ordu askerliği bırakmış ülkeyi hızla bir belanın içine doğru sürüklüyor.

Manyetik alanı kitleyip dağdaki yüzeli PKK’lıyı yakalayamadıkları, karakolları doğru düzgün koruyamadıkları için ya Kuzey Irak’a yüz binlerce askerle girip içinden çıkamayacağımız bir felakete dalacağız ya da içerde büyük gösterilerle Türk Kürt çatışması yaratacağız.

Medya generallerin siyasi kavgasına amigoluk yapacağına, ordunun işlevini niye yerine getirmediğini sormazsa, bu kışkırtıcı iklim devam ederse, sonunda generallerin de, medyanın da, aydınların da, halkın da paçasını kurtaramayacağı korkunç bir kaosun içine yuvarlanacağız.

Ordunun neden bu kadar tuhaf davrandığını süratle sorgulayıp anlamak zorundayız.

Korkarım, “dönüşü olmayan” noktaya çok yaklaştık.

Ordu bu anormalliklerini biraz daha sürdürürse Türkiye tarihinde yaşamadığı ölçüde bir karmaşa yaşayacak.

Doların fırlaması, ekonominin çökmesi, iflaslar, işsizlikler, sefaletler değil yalnızca bizi bekleyen, büyük iç çatışmalar, diktatörlük çekişmeleri, blok değiştirme çabaları, savaşlar da epeyce karanlık geleceğin içinde bizi bekliyor.

Yaşadığımız sorun, şu parti ya da bu parti, şu siyasi davranış ya da bu siyasi davranış anlaşmazlıklarının çok ötesinde ve çok daha derin bir sorun.

Sorun ordunun içinde.

Bizi korkunç bir karmaşaya sürükleyen bu çıldırma halinin gerçek nedenini bulup düzeltemezsek…

Bu ülke, bir daha içinden çıkamayacağı kanlı bir kuyuya düşecek.

Herkesin hayatı söz konusu.

Herkesin…

4 BetüL { 06.11.07 at 15:58 }

Ahmet Altanin yazisi durumu cok guzel ozetlemis.

Birisi kusa bak dediginde gosterdigi yere donup aval aval kusa bakmak yerine bu simdi niye bana kusu gosterdi diye sormak, kusa degil kusu gosterene ve arkasinda donen kirli islere bakmaya calismak ilk yapilacak is herhalde.

Gelinen noktada yapilabilecek -sonucu etkilemek adina- ciddi birsey gorunmuyor DUA etmekten baska. Cokca dua etmeli cunku bu donem 28 subattan cok daha kirli tehlikeli bir donem.

Yine de hacca yola cikmis karinca misali, bu pisligin icinde hicbirsey yapmamanin agirligindan kurtulmak icin mutlaka birseyler yapmali.

Erlerden sonra rutbeli sehitlerimiz de geldi. Gordunuz mu bu haberi?
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=247313

5 Deniz Demren { 06.11.07 at 20:55 }

Betul Hanım,
El insaf diyorum. Başka bir şey demiyorum.

6 BetüL { 06.12.07 at 00:48 }

Ne icin el insaf dediginizi anlayamadin Deniz

7 Kâzım Mızrak { 06.12.07 at 01:47 }

Monolog

Betül ve Deniz Demren ‘in monoloğu (şuân için öyle görünüyor, betül cevap yazarsa diyalog olacak) günümüz Türkiye ’sinin sosyal bölünülmüşlüğünü bir bakıma ifade ediyor. Birisi ne düşündüğünü söylüyor, ama yarım yamalak.. nereye çeksen geliyor ‘vari. Diğeri de, bir şeyler anlıyor; ama ne anladığını biz anlayamıyoruz. Deniz Demren ‘in tavrı bana miting meydanlarındaki kalabalıkları hatırlattı. Ne tarafa yonttuğu meçhul..

Yâni.. millet param parça, birbirini anlamıyor.

* * *

Komplo

Bu arada; Ahmet Altan, düşünüp yazamadığım; daha doğrusu yazmaya cesaret edemediğim detaylara değinmiş. Altan, yazısında idari gereksizliklere ve beceriksizliklere dikkat çekiyorken; istikbalini tehdit altında gören bir vatandaş olarak ben, komplo teorisi üretmeye meyilli buluyorum kendimi.

11 Eylül ikiz kule faciasının, dünyanın dikkatini terörizme çekmek için derin devlet tarafından hazırlandığı söylenceleri ayyuka çıkmıştı. Güya iki kuleciği al aşağı eden terör eylemleri şak diye sustu.. devâmı gelmiyorsa, bu ABD ‘nin başarılı olmasından kaynaklanmaz. Demek ki hesaplar öyle yapılmış. Yoksa iki kuleyi indiren, yirmi kuleyi de devirirdi.. diye düşünüyorum.

Sonrasında, uluslar arası iradeyi ikna eden ABD; Afganistan’da gövde gösterisinde bulundu. Yetmedi Irak ‘ı nükleer silah arama bahanesi ile işgal ederek, İsrail’in ekmeğine yağ sürdü. Sıra İran ‘a gelmişti. Ama, sert kayaya çarptılar.

Bu sefer Avrupa, Amerika ‘nın gözü dönmüş yöneticilerine ibretle bakıyor sadece. Bir çılgınlık daha istemiyorlar. Ama bir fırsat kolladıklarını da söylemeden geçemeyeceğim. Onlar yüzyıllardır dünyayı küresel bir sömürge köyü olarak kullanmaya alışmışlar.

* * *

İç savaş

Şimdi derin devlet hesapları yapma sırası bizimkilerde sanırım. Hükümet İslamcı olmakla suçlandı yemedi, rejim tehdit altında denildi yemedi; şehitler üzerinden oyun oynamak son çare göründü.

Kürtlere acımamak elde değil.. bir toplum olarak, değerleri lekeleniyor. Bu asimilasyonun faturası, Türkiye ‘ye pahalıya patlar. Savaş meydanlarında kazanılamayacak bir sivil düşmanlığın tohumları ekiliyor. İki toplum, birbirine düşman gözüyle bakmaya başladı.

Peki böyle giderse ne olacak. Her Kürt potansiyel terörist kabul edilecek. Bu revâ mı? Hadi bunu göze aldık, sivil savaşa mı başlayacağız ? Bundan kim kazançlı çıkacak ? Biz mi, yoksa uluslar arası emperyal rakiplerimiz mi !

Avrupa bile, bizi bizden çok düşünüyor gibi duruyor şu raddede. İç savaş ile, onlar da terörizm ithal edecekler bu topraklardan.. açıkcası onların da endişe sahibi olduklarını görebilmeliyiz. Akıl ile üstesinden gelinemeyen bir problem karşısında; silaha sarılmak bir acizliktir. Ve sorun da çözülmeyecektir.. aksine, körüklenecektir.

* * *

Anlayış

Milliyetciliğin, Türkiye’de Türklere ait olduğu tekeli ortadan kalkmadıkça.. bu sivil savaş komplosu günden güne güçlenir. İngilizce bir şarkı ile Avrupada temsil edilen Tüklük, onuru al aşağı edilirken.. Kürtlere gelince şeref timsali kesilen bir kafa ile bir arpa boyu kadar bile yol alamayız. Ahmet Kaya, sosyal hak ve özgürlükler peşinde mücadele etti, bölücülük ile suçlandı. İşte bizim yargı anlayışımız bu ne yazık ki.

27 Nisan muhtırasında, Ne mutlu Türküm demeye taraf olmayanları açıkca bir düşman ilan eden güzide ordumuz, bugün ektiği düşmanlık tohumunun mahsullerini topluyor belki. Önce Türklük değil, insanlık gelir.. insanlık gösterilmiyorsa, insanca yaşamak isteyenlerin birlik beraberlik barış duygusu ile cevap vereceklerini beklemek yüzsüzlüğün dik âlâsı olur artık.

8 T. Suat Demren { 06.12.07 at 11:04 }

Kazım bey,

Elinize sağlık, ne güzel yazmişsiniz..

***

9 Deniz { 06.12.07 at 16:10 }

Erlerden sonra rutbeli sehitlerimiz de geldi. Gordunuz mu bu haberi? -Evet gördük haberi ve haberin altına yazılan şu yorumu ilk yorumu. Siz de benzer düşüncelere sahipsiniz?
İnsaf edin lütfen!Orada değilsiniz oturduğunuz yerden yazıyorsunuz.

10 Deniz { 06.12.07 at 16:12 }

Sözkonusu yorum şu:
“şehidlerin gittikleri köy sadece 10 km uzakta. istihbarattan bahsediliyor. askerler köyde ne kadar kalmış fazla değil sanırım bu açıklanmadı. doğuyu bilen biri olarak en fazla 30-40 dk kalmışlardır. belki o kadarda değil. bu süre içerisinde pkk nın haber alması ve hemen mayın döşemesi çok ilginç üstelik sivil olarak gitmişler. bu öyle basit birşey değil. helede şehit mülayim biriyse. ben derim ki gözden çıkarıldı. işte subay şehid diye medya çakallarının önüne atıltı. ”

Paranoyaksınız siz.

11 Deniz { 06.12.07 at 16:13 }
12 Ecenaze { 06.12.07 at 17:10 }
13 mustafa { 06.12.07 at 17:35 }

Deniz bey’e kısmen katılıyorum. Daha önce benzer bir itirazı-da ben yapmıştım. Ertesi gün, iki rütbeli askerimiz şehit oldu. Deniz bey’in linkini verdiği, radikal’den ismet Berkan’ın yazısı son derece doğru.

14 Kâzım Mızrak { 06.13.07 at 23:16 }

# Şu yazıyı, Betül ‘ün yukarıdaki yorumları anısına buraya alıntılıyorum.

“Ülkede demokrasiye ve milli iradeye ağır darbeler indiriliyor. Kalıcı düşmanlıklara zemin hazırlanıyor. Türk toplumu iyi planlanmış ve dikkatle yürütülen bir psikolojik harekata maruz. Hükümet şaşkın; muhalefet, kargaşadan koltuk çıkarma derdinde.” Yusuf Gezgin

[ alıntı: http://www.aktifhaber.com ]

15 BetüL { 06.15.07 at 20:25 }

Deniz bey,

“siz de benzer dusuncelere sahipsiniz?” soru isareti koymussunuz ama soruyor musunuz?

Akil okuyabildigini sanmak da bir tur paranoya mi, ne dersiniz?

Verdiginiz linkteki yaziyi okudum; “Benim o resimden haddim olmayarak çıkardığım bir ders var: Herkes görevini yapsın ama kendi görevini yapsın ve iyi yapsın” cok dogru soylemis.

Zor sartlar altinda PKK ile savasildigini anlatmis. Erlerin sehit olusuna itirazimla arasindaki baglantiyi cozemedim. Kimse savasin kolay olacagini soylemedi. Elbette cok zor sartlar altinda calismislardir/calisiyorlardir. “Askerlik yan gelip yatmak yeri degildir” sozu de tam buraya yakisiyor zaten. Tek zor sartlar altinda calisanlar askerler degil, polis de cok zor sartlar altinda calisiyor, canini tehlikeye atarak calisiyor. Askeriye gibi “dile benden ne dilersen” denmiyor polislere. Ne maaslari ne sosyal haklari ne konumlari ne arac-gerecleri askeriyeyle kiyaslanamaz. Her meslegin belirli zorluklari ve tehlikeleri var. Zor sartlari one surerek demagoji yapmanin hic anlami yok.

Elbette orda degilim, oturdugum yerden yaziyorum. Bu yuzden asker degilim, sivilim.

Siz nerden yaziyorsunuz? Ordamiydiniz?

Semdinlide halki bombalayan askerlerin “iyi cocuk”, onlari iyi cocuk bilenlerin de GKB oldugu, noluyo diye soran savcinin gorevinden oldugu, darbe gunluklerini ortaya cikaran derginin basilip kapatildigi, istanbulda bir emekli askerin evinde askeriyeye ait bombalarin bulundugu, kisinin bu bombalari “askeriyenin coplugunden” buldugunu soyledigi, hem bombalarin hem emekli askerin c.gazetesi bombalari ve bombacisiyla iliskisinin bulundugu,

GKB nin halki kitlesel tepkiler vermeye cagirarak boluculuge anarsiye tesvik ettigi, PK ve k.iraktaki kurtlerin bizi israrla tahrik ederek k.iraka cekmeye calistigi acikken, GKB nin biz girmek istiyoruz da hukumet birakmiyo, bi sey deyin ya su hukumeteee diye -gazeteci edasiyla ikide birde birde TV ye cikip-basin aciklamasi yaptigi, internet sitesinden muhtirala verdigi,

“valiyi korkutmak isteyince bir iki bomba patlatirdik” utanmazligini, “1980 darbesine 1 yil onceden karar vermistik ortam hazir degildi” sozlerini utanmadan, cekinmeden acikca gazetecilere soyleyebilen emekli pasalari,

Amerikada bir toplantida askerlerin talabaninin ogluyla masaya oturup, anayasa mahkemesi baskaninin oldurulmesi, istanbulda 50 kisinin olumune sebep olacak bir patlamadan sonra TR askerinin irak sinirini 50 bin askerle gectigi bir seneryonun konusuldugu, burda amerikanin k.iraktaki PKK liderlerini yakalayip teslim etmesi gundeme gelince askerlerin olmaz akpye yarar dedigi

bir ulkede, dusunen insanlarin paronayak olmamasi mumkun degil.

PKK dan ses soluk cikmazken ne bomba ne sehit varken , yapilamayn CB secimleri sonrasi genel secimler oncesi birden PKK nin artmasi sehitlerin verilmesini tesaduf olarak goruyorsaniz size birsey diyemem.

-Eger sorduysaniz- verdigim linkteki binbasinin sehit olusunu ilginc ve dikkate deger buldum.

16 Kâzım Mızrak { 06.16.07 at 01:09 }

@ Betül hanım, ben de sizi saksıda fesleğen sanmıştım; gördüm ki kuru gürültüye pabuç bırakmıyorsunuz.. .

17 BetüL { 06.16.07 at 14:21 }

Kazim bey

merak ettim, ben sizinle muhatab olmadigim halde neden israrla bana hitab ediyorsunuz her yorumunuzda ismimi kullaniyorsunuz?

Istediginiz oldu, simdi sizinle muhatabim, buyurun simdi soyleyin ne soylemek istiyorsaniz/ne kastediyorsaniz?

18 Kâzım Mızrak { 06.16.07 at 16:17 }

@ Betül

Merhaba efendim, ilginize teşekkür ederim..

Saygılarımla,

19 BetüL { 06.16.07 at 18:47 }

Kazim bey

size de merhaba. Oyle seslenip seslenip donup size bakildiginda kacmak yok. Ozellikle ilk soruma cevap vermenizi bekliyorum.

20 Kâzım Mızrak { 06.17.07 at 03:04 }

@ Suat Demren

İltifatınızı nezaketle kabul ediyorum efendim, sağolun. Birikim, ve deneyim olarak noksanımız var tabii.. acizâne kendimizi geliştirme çabasındayız.

Saygılarımla,

21 Kâzım Mızrak { 06.17.07 at 04:53 }

@ Betül

Saksıda fesleğen; bir insan hakkında güzel, ama aptal anlamını içeriyordu.

Bu konu açıklığa kavuşursa, bana soru sormak durumunda kalmazsınız diye düşünüyorum. Deniz’e yazdığınız cevabı beğenmiştim. Kuru gürültüye pabuç bırakmadınız derken, bu düşüncemi anlatmak istemişim.

Hem, saksıda fesleğen değilsiniz diye görüş de ifade etmişim.

Siz, özür dilemek durumuna düşebilecek kadar az biraz haksızlık yapıyorsunuz bana karşı.. bu sayfalarda herkes sizden izin alarak mı konuşuyor meselâ ! sizinle ilgili olarak konuşmak için sizden müsaade mi almamız lazım.. hem siz beni uyarmamışsınız da, mevzu bahis olsa bile nasıl bileyim benimle muhatap olmak istemediğinizi.. ve sizinle ilgili konuşmamı istemediğinizi.

Oğlum oku baban gibi eşşek olma diye meşhur bir söz vardır.. virgülü yanlış yere atarsanız, işler karışır. Sizin bana karşı takındığınız tavır da bu işe benziyor. Hitablar demişsiniz, ama ben size yalnızca bir yerde hitab etmişim. O da şu feslen konusunda.

İstediğiniz oldu demişsiniz, ama ben bişeycik istemiyordum ki. Şimdi söyleyin tarzı emir kipindeki bir cümle kullanırken de, bir hakarete müstehak olabilecek kadar ukala konuşuyorsunuz; ben sizin uşağınız değilim. Benden yaşca veya mevki olarak büyük olsanız bile, benden önce sizin bana saygı duymanız ve efendiliğinizi korumanız gerekir.

İsminizi nezaket çerçevesinde kullanmışım, siz de mukabele edin.. ya da etmeyin; kalkıp hesap sorarcasına çıkışmanın yakışığı oluyor mu.. olmuyor.

Mesele kapansın lütfen.. fesleğen konusunda düşüncemin değişmiş olabileceğini söyliyeyim size. Ama bu düşünce şuan için sizi bağlamıyor, çünkü ifade etmiyorum. Maksat fesatlık olmasın.. vicdanımız tavrınızı tasvip etmemiştir.

Mevlana şöyle sitem ediyor: Ne insanlar gördük üzerinde elbise yoktu, ne elbiseler gördük içinde insan yoktu.. .

Yunus da şöyle öğütlüyor: Çok okudum deme, çok bildim deme, eğer bir kalp kırdın ise söylediklerin boştur.

Bu güzelliklerden ibret alabiliyorsak ne âlâ, aksi hâlde iki dünyamız harabtır.. .

22 BetüL { 06.17.07 at 15:54 }

Sevgili Kazim bey,

Yazisarak anlasmanin en kotu tarafi duygulari farkinda olmadan yanlis anlatmak ve anlamaya cok musait olmasi.

Son mesajinizdan aliyorum ki, once ben sizi sonra da siz beni yanlis anlamissiz. Ne “emri kipi”ne “ukelalik”ti niyetim, fakat tavrinizdan rahatsiz olmustum.

Kusura bakmayin.
Cok ozellestigi icin burdan acmak istemiyorum e-mail adresinizi verirseniz size e-mail atayim.

23 Kâzım Mızrak { 06.17.07 at 22:02 }

“Son mesajinizdan anliyorum ki.. once ben sizi, sonra da siz beni yanlis anlamissiniz.”

@ Betül

Eyvah diyorum öyleyse..

Şimdi Deniz Demren çıkıp; ben de, ben de yanlış anlaşıldım derse şaşırmam :) sonra Deniz Baykal var sırada, 27 Nisan muhtırasından dolayı büyük vicdan azabı duyuyorum. Yaşar Büyükanıt da kimse beni anlamıyor diye sızlanmaya başlar :) amacım Türkiye’de demokrasiyi sağlamlaştırmaktı. Devlet Bahçeli de hiç geri durmaz, Tayyip Erdoğan’a misilleme yaparcasına; aslında ben milliyetçi değilim, Kürtler de kardeşimizdir, ırkçılık yapmayalım diye konuşur.. .

Cevabınızı memnuniyetle okudum Betül hanım, münazaranın burada kalması taraftarıyım.. siz, ikinci kez suâl etmeseydiniz, açıklama da yapmayacaktım. Yanıtımız, yargılamaktan ziyade bir tahlilde bulunmaya yönelikti; diyaloğumuz karşılıklı paradigmaların, ve algı hatalarının önüne geçebilmek adına faydalı oldu diyebilirim. Türkiye, aynı dili konuşuyor belki.. fakat bu sayfada örneği görüldüğü gibi; herkes, ayrı telden çalıyor ne yazık ki.

Nihâyet.. sinir yönetimi ‘nde sükûneti dinginliği tesis edebildiğimiz için, kendimizi kutlayalım efendim.. tebrikler ben, tebrikler Betül hanım, ve teşekkürler Deniz Demren :)

Selâm, sevgi, ve acizâne duâ ile.. .

24 Düşünceler.. » Epey Basit Sorular: V.2.7 küsür.. { 06.20.07 at 07:00 }

[...] Daha önce de başka bir yazımda şöyle yazmıştım: “özgürlüklerin ve demokrasinin bize bol geldiğini düşünen, çevrenin demokratik mekanizmalarla merkeze oturabileceğini gören ve bundan son derece rahatsız olan sahiplerimiz, yani oligarşi, esaslı bir eksen değişikliği istiyor. Daha 2000′li yıllarda sözü edilen “AB’yi boşverelim, Rusya ve İran ile işbirliği yapalım” gibi öneriler de bu eksen değişikliği isteğinin tezahürü. Yani istenilen otoriter, militarist bir demokrasi. Çünkü oligarşinin devamı ancak bu şekilde sağlanabilir.” [...]

---

Önemli


Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayınlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı sağlayabilmek için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır.

***

Siz de düşüncelerinizi paylaşın: