Güncel & Ahh Benim Memleketim T. Suat Demren - 24 Mayıs 2007 06:48 pm

Neler Oluyor?

Ülke karışmaya başladı. Sinsi bir oyun gergef gibi işleniyor. Danıştay saldırısı, Cumhuriyet gazetesi bombalama olayı, Trabzon’da ve Malatya’da işlenen vahşi cinayetler. Cumhurbaşkanlığı seçiminde oynanan tiyatro.

Muhtıra. Yaratılan korkular. Ardından bu paranoya ile tetiklenerek mitinglere sürülen yığınlar. Şimdi de Ulus’ta terör saldırısı.

İlginç noktalar var. Saldırı sonrası kuvvet komutanları olay yerine gidiyor. Terörün en büyük hedefi bilindiği gibi “korku salmak”tır. Terör bu korkudan beslenir. Ne hikmetse Genelkurmay Başkanı Büyükanıt olay sonrası “Bunu her büyük şehirde bekleyebilirsiniz.” diyor. Üst düzey bir devlet görevlisi bunu nasıl söyler anlamak mümkün değil.

Ankara’da bugün yarın AKP’ye kapatma davası açılacağı konuşuluyor. Erdoğan adeta mecbur kalmış gibi bir izlenim verek -mealen- “asker isterse K.Irak konusunda TBMM’de karar çıkartırız” diyor.

Neler oluyor?

Çok önemli günler geçiriyoruz. Önümüzdeki süreçte “başka terör saldırılarının olması, K.Irak’a bir harekat yapılarak ABD ile karşı karşıya gelinmesi, bu karmaşada seçimlerin ertelenmesi, AKP’nin kapatılması, postmodern ya da silahlı, adamakıllı darbe olması…” da dahil hiçbir seçenek şaşırtıcı değil.

İstikrar, ekonomik gelişme, demokratikleşme, AB üyeliği falan egemenlerin umrunda değil.

İçimde bir ses var, rahat durmuyor. Bu ses; şimdiye kadar AKP’yi safdışı bırakmak/zayıflatmak için yürütülen projenin başarısız olduğu gibi ters de teptiği, bildiriye, tüm yapılan mitinglere, sağda ve solda birleşmelere rağmen seçiimleri ezici bir çoğunlukla yine AKP’nin kazanacağının kesin gibi olduğu, bu sebeple de egemenlerin B planına geçtiği, bu plan gereğince de ülkenin 28 Şubat döneminden çok daha ağır bir sürece girmek üzere olduğunu söylüyor.

Oligarşi çatırdarken altında kalacak yığınlar arıyor.

Yoğun bir gün geçirdim, şimdi de çıkmak zorunda olduğum için uzun yazamıyorum. Basına göz gezdirdim; eminim takip etmişsinizdir pek çok yazar sağduyulu ama kafayı da kuma gömmeden; yaşamakta olduğumuz tehlikeye dikkat çeken yazılar yazmış. Bu arada pantolonu gömleği sıyırıp üniformayı sırtına geçirmeye hazır yazarların sayısı da hiç az değil.

Bu bağlamda Ali Bayramoğlu’nun yazısını çok önemli buluyorum. Bayramoğu, “Demokratik alanı korumak için meydan okumak, darbeyi de göze almak…” gerektiğini düşünüyor. Kesinlikle haklı. Bu kez tepki göstermeli böyle bir duruma izin vermemeli, direnmeliyiz.

“Çok felaket tellalı gördüm kendimi” demeyi isterdim ama maalesef endişeli olmak için yığınla sebebimiz var.

Ali Bayramoğlu’nun, tamamına katıldığım “Kırk katır mı kırk satır mı?” başlıklı yazısını buraya alıyorum:

Mehmet Ali Birand’ın dünkü yazısında ilginç satırlar vardı. Şöyle diyordu:

“Eski ile yeni arasındaki en önemli fark, laik kesim ile TSK arasındaki iletişimin, eskiye oranla çok daha sıkılaşması oldu. CHP bu yelpazenin siyasi kanadını oluşturuyor. YÖK üniversiteleri denetiminde tutuyor. Adalet bürokrasisi, savcı ve yargıçlarıyla, pratik önlemleri sürdürüyor. Laik sivil toplum örgütleri kitleleri hareketlendiriyor. Laik medya da iletişimi sağlıyor. TSK, kimi zaman orkestra şefi gibi oluyor, kimi zaman bu kesimden gelen talep ve baskılara yanıt veriyor…”

“Militan ve askeri demokrasi” tanımına uygun bir çerçeve bu…

Nitekim Birand da sözü “militan ve askeri demokrasi”nin darbe yapma ihtiyacı yoktur, demeye getiriyor.

Doğru…

28 Şubat böyle yaşandı… 27 Nisan muhtırasının ilk etkileri de böyle oldu…

O zaman soru ortada:

Kırk katır mı kırk satır mı?

“Darbe” mi yoksa kalıcı ve “örtülü militer düzen” mi?

Eğer Türkiye’nin alternatifleri bu “iki şık”tan oluşuyorsa, işimiz gerçekten zor demektir.

Öyle değil… Olmamalı…

Ne var ki etrafımızda gözlerimizi kör edecek gelişmeler oluyor.

Dün Ankara Ulus’taki patlamayla, ölüler ve yaralılarla, bir örneğini yaşadık…

Bu terör eylemini kim yapmış olursa olsun, bu tür eylemler yaşadığımız koşullarda gerginliği artıran bir etki yapıyor. Genelkurmay Başkanı ve 4 kuvvet komutanının olay yerinde varlıkları, benzer olayların tekrar yaşanabileceğine dair sözleri endişeleri arttırıyor. Bunlar siyaseti güçsüz hale getiriyor, askeri ve asayiş kurumlarını öne çıkarıyor, en önemlisi tedirginliği arttırıyor.

Yeni olaylar olursa tedirginlik bizi, seçmeni nereye itecek?

“AK Parti iktidar olmazsa çatışma da olmaz, böylece demokrasi kurtulur” demeye mi?

Türkiye’de darbe olmamasının koşulu, AK Parti’nin “istikrarı simgeleyen bir siyasi parti” olmaktan uzaklaştırılıp “çatışmayı çağrıştıran bir siyasi parti” haline getirilmesi midir? Seçmenin korkup AK Parti’den kaçması mıdır? Siyasetin tepeden dizayn edilmesi midir?

Bu koşullarda CHP önderliğinde kurulacak bir “milli devlet hükümeti” devreye girerse, “örtülü militer düzenin bu yeni ve daha derin safhası”nı istikrar ve demokrasi dönemi olarak mı adlandıracağız?

Böyle düşünmek doğal olabilir mi?

Ama istenilen bu…

Umarız gözler iyice körelmez…

Açık:

Türkiye büyük bir iktidar mücadelesi yaşıyor. Bu çerçevede büyük bir çatışmaya ilerliyor.

Mücadele ve çatışma “siyasi alana, siyasi alanının genişliğine ve özerkliğine ilişkin”dir.

Bu alan genişleyip özerklik artınca, daha da artma ihtimali belirince, üstelik bunlar AK Parti gibi toplumsal çevrenin değer ve simgeleri taşıyan bir parti tarafından ve onun lehine gerçekleştirilince kriz çıkmıştır.

Örtülü militer düzenin yeni safhasına geçme arayışları böyle devreye girmiştir.

Açıkçası Türk demokrasisi sonunda kendi sınırlarına gelip dayanmıştır…

Düne kadar AK Parti’nin iktidardaki mevcudiyetini kabul eden, az ya da çok temsil ve seçim mekanizmalarını oluşturduğu meşruiyet alanını doğrudan çiğnememeye dikkat eden askeri bürokrasi, bugün tutumunu bu yüzden değiştirmiş bulunuyor…

Mesajı açık: “AK Parti bu sistemi yöneten güç olmayacak… Bu askeri vesayetin sivil araçları tarafından sağlanamazsa, ordu tarafından sağlanacak…”

Bu kapandan tek bir çıkış vardır, o da “üçüncü şık”tır:

Siyasi alanı genişletmek…

Demokratik alanı korumak için meydan okumak, darbeyi de göze almak…

Bu iş ise vatandaşın ve seçmenin işidir…

Share on Facebook

    39 Responses to “Neler Oluyor?”

    1. on 24 Mayıs 2007 at 19:43 1.Doğu

      Selamun Aleyküm Suat Bey;

      Efendim bir parmak bal için kovanı yakıyorlar.

      Kaleminize sağlık. Allah’a (c.c) emanet olun…

    2. on 24 Mayıs 2007 at 19:44 2.Betul

      Derinlerstikce cetrefillesiyor, canavarin yuzu ortaya cikiyor. Ak parti guclendikce karsisindakilerin ne kadar guclu oldugu, bu savasin ne buyuk bir savas oldugu su yuzune cikiyor.
      Hem gucluler hem bu ugurda ulkeyi batiracak kadar gozu karalar.

      Bombalamayi ilk duydugum andan itibaren aklimdan gecen tek sey semdinlideki bombalamalardi.

      Ben iyice korkmaya basladim. Pekala da kapali/acik darbe olabilir. Bu sefer darbeyle isin bitecegini de sanmiyorum. Kuzey Iraga girersek Iraktan farkimiz kalmayacak bundan korkuyorum.

    3. on 24 Mayıs 2007 at 20:37 3.mustafa

      darbe ihtimalini konuşmak bile mide bulandırıcı.

      28 şubatı hatırlıyorum, çocuk aklımla. tanklara alkış tutuyordu haklımız. Acaba yine öyle mi olur?

    4. on 24 Mayıs 2007 at 20:39 4.mustafa

      düzeltme: haklımız değil halkımız

    5. on 24 Mayıs 2007 at 23:28 5.Mehmet Yilmaz

      içim kan agliyor sevgili dostum, çözüm nedir peki? Yeniden insani insana, türkü türke, müslümani müslümana kirdirmak isteyen bu canavarlardan ülkemizi nasil kurtaracagiz?

      iktidar için göze almayacaklari hiç bir sey yok mu bu adamlarin? yeniden 50 yil geriye mi gidecegiz? Eski darbelerin tecrübeleri hiç bir ise yaramadi mi?

      Muhabbet ve dua ile

    6. on 24 Mayıs 2007 at 23:36 6.Ayşenur Bulut

      İlhan Şeşen iyi ki yazmış neler oluyor bize?,

      Sabahattin Ali iyi ki yazmış Aldırma Gönül aldırmaaaaaa….

      Sabahattin Alî’nin yazdığını gün gelir Edip Akbayram okur fırsat günleri kampanyalarının iştahıyla…

      Aldırma diye bağırır

      Aldırma…

      Nasılsa bir tank’a bakar arkadaş

      Aldırma sen hele

      Bir taraftan da İlhan Şeşen’in şarkısı…

      İşte bunun favori söyleyeni bi tek kendisi; romantik takılır, drama kokar,çaresiz bekler “Neler oluyor” bize der.

      Aldırma’z bir taraf, aldırır bir taraf ama Neler oluyor merak eder kaygılanır.

      “Bize neler olduğunu aldırma”

      ***

      Bu iki şarkı karmaşasından sıyrılıp, “neler oluyor” sorusunu bilmem kaç bininci kez soruşumuza kahretsek? Şeriat uygulansa da(!), Türkiye’nin yıllarından, ömründen, siyasetinden, ahlakından, huzurundan, mutluluğundan çalan her kimin “görünmez eli”(!) ise o el kesilse? Biz de desek artık ” aa, hırsız bu belli,bak eli kesik”.

      Görmek istemeyenden daha körü yok, eli kesik-ler dolaşıyor ortalıklarda.

      Baki Selam..

    7. on 24 Mayıs 2007 at 23:50 7.Mehmet Yilmaz

      “Hayir komutanim, kendi ülkemi isgal etmek için bana güvenme!”

      Artik korku ile yönetilmek istemiyoruz, defalarca anlattik :

      http://www.derindusunce.org/2007/04/25/onun-adi-asker-cani-neler-ister/

      ARTIK Türk askerleri de ettikleri yemine sadik kalmalilar, halkin destekledigi bir partinin 22 temmuz seçimlerinde gelip gelmesi halinde asla siyasete karismayacaklarini, gerekirse DEMOKRASIYI KORUMAYACAKLARINI ilan etmeliler.

    8. on 25 Mayıs 2007 at 00:24 8.acemi

      “Cehennemin en sıcak yeri, ahlaki kriz zamanlarında

      tarafsız kalanlar için ayrılmıştır”.Dante. Sn.Mustafa’nın sitesinden..
      Sn. Mustafa Bey,
      Korkarım aysberkin (şu son mitingler gibi) görünen yüzü öyle olur. Şu ‘’bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler'’ sözünü söyler milletin bir kısmı, darbe olduğu zaman..

      Ve Sevgili Suat Bey..

      Daha 24 mayısta, ‘’Oligarklar kaybedecek; tarafınızı seçin.'’den ‘’Neler Oluyor ?'’ a geldiğiniz yazınızda sizi çok bunalmış ve ümidi kırılmış buldum canım..

      ‘’Acemi'’ olarak, buradaki katılımcılar kadar bilgili değilim. Sizlerden çok şeyler öğreniyorum.

      Daha önce bu savaşın galibi yok demiştim. Egemenler AKP’yi alt etseler, darbe yapsalar-ki mümkündür, Türkiye’yi çok zor günler bekliyor- kazanmış sayılmazlar. Dediğiniz gibi İstikrar, ekonomik gelişme, demokratikleşme, AB üyeliği falan egemenlerin umrunda değil.
      Tersinden c.başkanı da AKP’den olsaydı, seçimi de kazansa; yine ortada galip yok!

      Bizleri ve her şeyi Yaratan Allah, böyle bir Türkiye’den-dahası dünyadan- razı mı, sorusuna verilecek cevap, galip(yada huzur) yok cümlesiyle doğrudan ilintili.

      Genelkurmay Başkanı ve 4 kuvvet komutanının olay yerinde varlıkları, artık biz varız, endirekt olarak değil, direkt biz varız demektir.

      AKP şu sıralar, yediği aparkartların şaşkınlığı içindeki boksör gibi ve ağzıyla kuş tutsa, artık kar etmez.

      Buradan/uzaktan, kuş bakışı akşam haberlerine baktığımızda, sabah Moral Fm’de Yavuz Bahadıroğlu ile güne başladığımızda, ülkemiz ve insanımız için ne çok üzülüyoruz, buna kelimeler kifayet etmez.

      Batıda ‘’düzen kavgası'’ bittiği için, yaşam standartları ve kalkınmışlık seviyeleri yüksek. Bizde ve doğuda bu kavga sürdüğü için, korkarım daha çok ‘’neler oluyor bize?'’ diyeceğiz.

      sevgiyle..

    9. on 25 Mayıs 2007 at 04:54 9.Suat Öztürk

      Teşekkürler Arkadaşlar yorumlarınız için.

      ***

      Acemi Bey,

      “Daha 24 mayısta, ‘’Oligarklar kaybedecek; tarafınızı seçin.’’den ‘’Neler Oluyor ?’’ a geldiğiniz yazınızda sizi çok bunalmış ve ümidi kırılmış buldum canım..

      :-)

      Bu mücadele zorlu bir mücadele. Savaşı kaybedecekler ama kolayca değil.

      “Oligarşi çatırdarken altında kalacak yığınlar arıyor” dedim yazımda, ümitsiz değilim, çünkü eninde sonunda kaybedecekler.

      Vurgulamak istediğim bu süreçte pekçok sıkıntılara katlanmak gerekebilceği..

      İnşallah gerek kalmaz.

      Selamlarımla.

    10. on 25 Mayıs 2007 at 09:08 10.acemi

      Ulus’da başlatılan kanlı eylemi Ahmet Türk’ün bağımsızlar konusunda ‘’gerekirse seçimleri kitleriz'’ sözüne bağlayabilir miyiz ?

    11. on 25 Mayıs 2007 at 09:33 11.Suat Öztürk

      “Ulus’da başlatılan kanlı eylemi Ahmet Türk’ün bağımsızlar konusunda ‘’gerekirse seçimleri kitleriz’’ sözüne bağlayabilir miyiz ?

      Böyle düşünmek için yeterli sebebimiz var.

    12. on 25 Mayıs 2007 at 09:37 12.Suat Öztürk

      Salih Memecan yine muhteşem çizmiş. Mutlaka bakın:

      http://www.sabah.com.tr/haber,772F4CB98B394A179DDCE99D383C596E.html

      Memecan tıpkı 28 Şubat döneminde de olduğu gibi dimdik duruyor. Eline yüreğine sağlık Memecan..

    13. on 25 Mayıs 2007 at 10:02 13.BetüL

      Gulay Gokturk yazmis:

      “Uzun süredir üzerinde oynanan “şeriat” kartından istenilen sonuç alınamamış olacak ki, şimdi de Kürt kartı sürülüyor piyasaya. Anafartalar’da patlayan bomba Türkiye’yi Irak batağına çekmeyi amaçlıyor. Belli ki birileri Türkiye’nin burnunu ne yapıp edip Irak’a sokmaya çalışıyor. Orada Türk ordusunun ABD ordusuyla karşı karşıya gelmesinin Ak Parti’yi siyaseten son derece sıkıştıracağı; ayrıca AB’yle ilişkileri dinamitleyeceği, uluslararası planda tecrit edeceği hesap ediliyor”

      http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=138071

    14. on 25 Mayıs 2007 at 10:09 14.BetüL

      Unal Tanik:

      “Şimdi daha önceden ipuçları verilen bir senaryo gündemde. Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, 13 Nisan’da yaptığı basın toplantısında çok az kişinin dikkat ettiği bazı şeyler söyledi. Herkes, Kuzey Irak’a müdahale için “siyasi otoriteden onay beklendiği” sözlerine odaklandı.

      Oysa Büyükanıt’ın aynı toplantıda ifade ettiği bir şey daha vardı. Kuzey Irak’ta var olduğu ileri sürülen huzur ortamının bozulabileceğini söyledi. Irak savaşının en yoğun günlerinde bile terör örgütünün de yuvalandığı bu bölgede büyük çaplı saldırılar olmadı.

      Büyükanıt’ın sözlerinin üzerinden bir ay geçmeden bir de baktık ki Mahmur’da Irak Kürdistan Demokratik Partisi’nin (IKDP) bürosunda 50 kişinin öldüğü bir intihar saldırısı oldu. Ardından yine Kuzey Irak’ta bir patlama daha.

      Kürt gruplar, saldırıların Büyükanıt’ın sözlerinden hemen sonra gelmesinden hareketle, bunları Türkiye’nin organize ettiği hükmüne vardı. Bu gruplar, ellerini Türkiye’nin içine daldırmak için yeterince tahrik edildi.
      Ankara Ulus’ta yaşanan menfur olayın hemen ardından Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, kuvvet komutanlarını da yanına alarak patlamanın yaşandığı Anafartalar Çarşısı’na gitti. Daha hiçbir ipucu ortada yok iken, faillerin kim ya da kimler olduğuna dair bir delile ulaşılmazken, dahası henüz soruşturmaya bile başlanmazken Büyükanıt suçluyu buldu ve ilan etti. ”

      http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=138069

    15. on 25 Mayıs 2007 at 11:55 15.Selahaddin

      Oligarşi oligarşi diye tutturmuş gidiyorsunuz? Dün Türk Ordusu 6 şehit verdi, önceki gün Tandoğan’da 6 yurttaşımızı patlamada kaybettik. Siz bu ahval ve şerait içinde bir oligarşi kakofonisiyle uğraşıyorsunuz. Ulus’a canlı bombayı oligarşi mı koydu?
      Biraz selim akıl lütfen.

    16. on 25 Mayıs 2007 at 14:30 16.azure

      İnceldiği yerden kopsun abi… Geminin içinde bizler de olmasak, asker alsın CHP’yi, DSP’yi, bilumum ıvır zıvır partiyi iktidara getirsin, ne ediyorsa etsin. O şımarık orta sınıf da layığını bulsun laik laik mutluca yönetilsin diyorum. Bu millete yazık, çok bunalttılar halkı. Seçimlerde boylarının ölçüsünü aldılar yetmedi, cumhurbaşkanını halk seçsin dediler, istemediler; şimdi AKP %35-45 arası bir oyla iktidara gelecek, bunu anladılar, önünü kesmek için adice tezgahlar yapıyorlar. Bizans entrikaları bile bunlarınkinden daha soyluydu.
      Genelkurmay başkanı da parti lideri gibi dolaşıyor; sözde iç güvenlikten sorumlu, abuk subuk açıklamalar yapıyor. Büyük kentlerde patlamalar olabilirse, al önlemini olmasın. İrticayla uğraşacağına kendi işini yap…
      Yok abi ne AB, ne ABD tam bağımsız Türkiye’yi oluştursunlar. Borları çıkarıp çıkarıp yesinler. Erke dönergeçleriyle hamleler yapsınlar ne ediyorlarsa etsinler. Yeter ya…

    17. on 25 Mayıs 2007 at 15:56 17.Suat Öztürk

      Tunceli Emniyet Müdürü Osman Öztürk”ün aracının da içinde bulunduğu konvoy Nazimiye ilçesinden çıkarken uzaktan kumandalı mayın patlatıldı. neyse ki ucuz atlatıldı:

      http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=243489

    18. on 25 Mayıs 2007 at 16:13 18.fizikci

      Selahaddin Bey, eylemler sizin öyle düşünmeniz için yapılıyor. Siz de öyle düşünüyorsunuz. Aferin!

    19. on 25 Mayıs 2007 at 17:16 19.Muhammet

      Kuzey Irak tan tonlarca(!) patlayıcı ülkeye girdi!

      Bu patlayıcılardan çok az bir kısmı Ankara Ulusta kullanıldı! “Bu patlamaların devamı gelebilir!”

      Bu patlama ile yapılan “terör” olayını şiddetle kınıyorum, ölen vatandaşlarıma Allah tan Rahmet, ailelerine sabır ve baş sağlığı diyorum. Yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar… Allah bu millete 22 Temmuz a kadar selamet versin ve korusun…

      Irak tan yada başka yerden bu ülkeye patlayıcı sokulmasını en gelleyecek güç, merci, birim KİM ?

      Ankara nın göbeğinde bir patlamayı, böylesine elim bir olayı engelleyecek KİM ?

      Ülkeye giridiyse böylesine bir felaket yaratacak maddeler, takibini yapacak, bulacak KİM?

      Bir “zora karşı” , “zor kullanma” yetkisini milletten alanlar KİM ?

      Birilerinin, görevinin MİLLETE muhtıra vermek olmadığını hatırlaması gerekmez mi ?

    20. on 25 Mayıs 2007 at 17:36 20.fizikci

      Bu arada, Selahaddin Bey, PKK’nın eylemi sahiplenmediğini biliyorsunuz değil mi? Bakın size eylemcilerin istediği gibi değil de, farklı bir şekilde düşünmeniz için bir kaç soru sorayım: Bir terör örgütü sahiplenmeyeceği eylemi yapar mı? Bunun ne anlamı var? Demek ki eylemi yapan PKK değil. Öyleyse kim, neden bu eylemi yapmış olabilir? Bir düşünün hele… Sonra düşündüklerinizi de yazın. Merak etmeyin kakofoni demeyiz.

    21. on 25 Mayıs 2007 at 18:33 21.Selahaddin

      “Mahmurda olan patlamaların Ankara’da olması kimseyi şaşırtmasın” diyor PKK.

      ” Apo’yu zehirlemeye çalıştılar” diyor , yakalanan kadın canlı bomba.
      PKK eylemi inkar da etmedi.Bu kadar çabuk aklamayın.

      Fizikçi Bey,
      Komplo teorilerine itibar edenlerin sadece ulusalcıların olduğunu düşünürdüm,ama sizin ki de komplo teorisi.
      Siz de benim başka türlü düşünmemi istiyorsunuz, sizi bu şekilde düşünmeye iten veriler nedir? Elinizde bir şey yok, senaryo yazıyorsunuz.

    22. on 25 Mayıs 2007 at 18:34 22.sayha

      çok bit yenikli bi eylem…bakın gülay göktürk nasıl üzerine basmış bu derin mevzunun!

      *********************

      Teröristin ardında bıraktığı kartvizitin, yaşanan olayı anlamak açısından hiçbir anlam ifade etmediğini öğrendik artık.Ne canlı bombanın geçmişindeki TİKB izleri; ne hapiste PKK’yla ilişki kurduğu iddiaları; ne de PKK’nın eylemi sahiplenmeyişi bir şey ifade etmiyor artık.

      Anafartalar’da patlayan bombanın etrafındaki taşeron sarmalını çözmek; beline bomba bağlayan o katilin kaçıncı dereceden taşeron olduğunu tespit etmek bile imkansız. Bundan çıkan sonuç; Ne olup bittiğini anlamak için katilin kimliğine değil, eylemin niteliğine bakacağız.

      9 Mayıs tarihli “Seçimler yapılabilecek mi?” başlıklı yazımda “Hayır hiç rahat değilim; büyük bir tedirginlik içinde “kötü bir şeyler” bekliyorum” diye yazmış ve şöyle demiştim: “Türkiye’nin bütün kronik sorunları, potansiyel kriz noktalarını oluşturur böyle zamanlarda. Benim aklıma ilk etapta Kuzey Irak’a karşı girişilecek bir askeri harekatın yan etkilerinden medet umma geliyor. Böyle bir harekatın ardından gelebilecek uluslararası tecrit, operasyonun içerde bizim Kürtlerimiz arasında yaratacağı hoşnutsuzluk, bütün bunların üstüne binecek bir OHAL ilanı belki de…” Ne yazık ki korktuklarımız bir bir geliyor başımıza…

      Uzun süredir üzerinde oynanan “şeriat” kartından istenilen sonuç alınamamış olacak ki, şimdi de Kürt kartı sürülüyor piyasaya. Anafartalar’da patlayan bomba Türkiye’yi Irak batağına çekmeyi amaçlıyor. Belli ki birileri Türkiye’nin burnunu ne yapıp edip Irak’a sokmaya çalışıyor. Orada Türk ordusunun ABD ordusuyla karşı karşıya gelmesinin Ak Parti’yi siyaseten son derece sıkıştıracağı; ayrıca AB’yle ilişkileri dinamitleyeceği, uluslararası planda tecrit edeceği hesap ediliyor.

      Bir başka deyişle AK Parti, “ulusal güvenliği zaafa uğratan hükümet” olmakla “ABD’yi ve AB’yi karşısına alan hükümet olmak” gibi iki tarafı keskin bir bıçağın sırtında bırakılıyor. Bununla da bitmiyor. Türk ordusunun Kuzey Irak’ta Kürtler’le karşı karşıya gelmesinin Türkiye’de Kürt-Türk ilişkilerinde yıkıcı etkiler yapması bekleniyor.

      Bununla da bitmiyor. Böyle bir eylemin ve sınır ötesi operasyonun kışkırtacağı yeni terör eylemlerinin sonuçta Meclis’te grup kurmaya hazırlanan Kürt siyasi hareketinin bütün şansını yok edeceği; dolayısıyla Kürtler’in siyasi temsili için bir başka baharı beklemek zorunda kalacağı da biliniyor.

      Tabii, bütün bunların sonucu, seçimlerini bile yapamayacak kadar kaosa batmış bir ülke manzarasıdır. Uluslararası planda tecrit olmuş, ekonomisi krize girmiş; içerde terör kıskacına alınmış, yönetilemez hale gelmiş bir ülkede sandığı kim düşünür! Öyle bir ülkede sandığın değil, şiddetin dili konuşulabilir ancak. Demokrasinin değil, otoritenin borusu öter.

      * * *

      Geçenlerde Mahir Kaynak’ın önemli bir değerlendirmesi vardı: Terörü önlemenin en etkili, belki de tek yolunun, terör eyleminin ertesinde, yönetenlerin hiçbir politikalarını şu ya da bu yönde asla değiştirmemeleri gerektiğini söylüyor; terörist örgütlerin hiçbir sonuç alamadıklarını her seferinde ve net biçimde görmelerinin hayati önemini vurguluyordu. Başbakan Erdoğan’ın Anafartalar’da patlayan bombanın tozu yatışmadan “Ordu istiyorsa Meclis’ten Kuzey Irak iznini hemen çıkarırız” açıklaması bana Kaynak’ın bu sözlerini hatırlattı.

      Geçmiş olsun diye söylendim kendi kendime. Kime öfkeleneceğimi bile bilemeden

      gülay göktürk

    23. on 25 Mayıs 2007 at 18:39 23.Selahaddin

      Muhammed Bey,
      Hem sivilliği savunuyorsunuz, hem de ordu inisiyatif alsın anlamında Ordunun görevini hatırlatıyorsunuz. İnisiyatif kimde Ordu da mı, hükümette mi? Başbakan diyor ki “ordu bize bağlıdır.” Ordu bağlıysa niye inisiyatifi almıyor başbakan, eğer ordu hukumete bağlı değilse niye yalan söylüyor millete Erdoğan. AKP yönetimi ulusal güvenliği ilgilendiren durumlarda hep kaçak oynadı. 1 Mart’ 2003 de 360 kişi bir 276 yı tutturup tezkereyi çıkartamadı. Ulusal Güvenlik jonularında ordunun arkasına saklandılar. Biraz görün bunları lütfen.. Bu hükümetin ulusal güvenlik politikası yoktur ve bir yurttaş olarak beni kaygılandıran bir durum bu.
      Saygılar!

    24. on 25 Mayıs 2007 at 21:46 24.Suat Öztürk

      Selahattin Bey,

      Sizin söylediğiniz de laf mı yani şimdi?

      Hatırlayın 1 Mart öncesindeki MGK kararını. Ota boka herşeye karışan MGK en önemli konuda topu TBMM’ye atmış, tavsiye kararı almamıştı.

      Aynısını Lübnan tezkeresinde de yaptı.

      Bir Anayasal kurumun en önemli kanadı, üzerine vazife olmayan konularda iki de bir (bakınız en son 27 temmmuz bildirisi) durumdan vazife çıkartırken, sorumluluğun paylaşılacağı endişesiyle (1 Mart-Lübnan tez) gibi konularda topu TBMM’ye atıyorsa orada iyiniyet aramak için safdil olmak lazım.

      Böyle önemli konuları bile siyasi iradeyi zayıflatmak için kullanan bir odak var karşımızda. Ya tamamen susacak ya da gerçekten kendi görevi olan konularda fikrini söyleyecek. Hem yok susmam deyip yerli yersiz konuşan hem de konuşulması gereken yerde ketum davranan bir durum var burada.

      Kim kaçak oynamış acaba?

      Ordu Başbakan’a falan bağlı değildir. Başbakan piyasalara, AB’ye güven vermeye, güç odaklarına “hamleyi gördüm, geri adım atmadım” demeye çalışıyor.

      Demokratik ülkelerde Başbakan’a bağlı olan ordu gece yarısı nete bildiri koyamaz, koyarsa anında GK başkanı görevden alınır.

      1 Mart tezkeresinin reddi AKP’nin iyi polis- kötü polis oynayarak yürüttüğü güzel bir taktiğidir, çok da iyi olmuştur. Yoksa şimdi Irak cehenneminde olacaktık.

      Hükümete göre ulusal çıkarlarımız açısından şu anda bir K.Irak harekatı çok sakıncalı. Uzun süredir ordudan gelen bu yönde baskılara direniyorlar.

      Ordu’nun K.Irak’a girme istediği de terör sebebi ile değildir. Çünkü zaten istediği zaman sınır ötesi hava harekatı yapıyor.

      Irak’a girip ne yapacak? Orada kimi bulabileceğini sanıyor? Sınırları içindeki 3-4 bin eşkiyayı çok büyük bir konvensiyonel güce rağmen 20 yıldır temizleyemeyen (neden acaba) sınırları dışında ne yapacak?

      Bunun daha büyük bir plan olarak görmek gerek. Son zamanlarda yaşananlar da bu planın bir parçası. Daha açık yazamıyorum ama büyük bir mühendislik projesi yürütülüyor.

      Memecan’ın karikatürüne bakın anlarsınız:

      http://www.sabah.com.tr/haber,772F4CB98B394A179DDCE99D383C596E.html

      Bu komplo teorisi falan değil, C.başkanlığı seçimlerinde yaşananları, yaratılan korkularla hareketlendirilen kitleleri, muhtırayı, anayasa mahkemesi hokkabazlığını yaşadık. Hala ne olduğu belli olmayan Dink suikastı, Malatya cinayetleri, daha öncesinde Danıştay ve Cumhuriyet gazetesi saldırıları. Şimdi de Ulus’ta ve Tunceli’de saldırılar.

      Ve tüm bunlar ekonomik istikrara rağmen oldu. Ortada hiçbirşey yokkn kriz çıkartıldı. Sadece hazımsızlık yüzünden..

      Bilmiyorum eğer ekonomik yapımız bu kadar sağlam olmasaydı onca olan biten sonrası ne hale gelirdik?

      Hala ne komplosundan bahsediyorsunuz?

      Aldatıldığımızı anlamak için partnerimizi yatakta basmak şart mıdır?

      Yurttaş olarak kaygılarınız kabukta kalmış maalesef. Kabuğun içine nufuz etmelisiniz.

      Selamlar.

    25. on 25 Mayıs 2007 at 23:13 25.bliyaal

      şunu unutmayalım ki, terörün azmasında AKP’nin önemli bir payı var. gazetede Terörle Mücadele Özel Temsilcisi Edip Başer’in dediklerini okuduğumda şaşa kaldım. görev süresi boyunca üçkağıtçı Ömer Dinçer’in ve yalancı olduğu çoktan ortaya çıkan Abdullah Gül’ün yaptıkları PKK’ya cesaret vermiş olmalı. bu insanlar bu kadar mı aymazlar? ne demişti Atatürk? “gaflet, dalalet, hatta hıyanet” doğrudur! bu kadarı dahi AKP’nin kapatılması için meşruluk sağlar.

      bugün bir darbe olsa ve AKP kapaltılıp bu yalancı ve dolandırıcılar tutuklansa, demokrasinin önündeki engellerden biri kaldırılmış olur.

    26. on 25 Mayıs 2007 at 23:50 26.Suat Öztürk

      “bugün bir darbe olsa ve AKP kapaltılıp bu yalancı ve dolandırıcılar tutuklansa, demokrasinin önündeki engellerden biri kaldırılmış olur.

      :-)

      Heil Bliyall!! “Demokrasi” için gösterdiğin bu demokratik mücadele ve özgür çözüm yöntemleri gözlerimi yaşartıyor.

      E.Başer’in konuşma zamanlaması da çok iyi. 8 aydır görevde kal, bu yalancılarla çalış, işleri yürüt, beceriksizliğin sebebiyle tekmeyi yeyince ötmeye başla.

      Tikkanize.. Başer hakkında sorulacak “8 aydır bunların yalancılığını anladın madem neden sesin çıkmadı da görevden alınmayı bekledin?” ya da “o kadar salak mısın da yalancı olduklarını 8 ay sonunda kovulunca anlayabildin?” gibi sorular münafıkça sorulardır, dikkate alınmaya değmez.

    27. on 26 Mayıs 2007 at 00:16 27.acemi

      ‘’Atatürk’ün Samsun’un Havza İlçesi’ne gelişinin 88′inci yıldönümünün kutlandığı törende protokol krizi yaşandı.

      Törene katılacak Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker’in açıklanandan 10 dakika gecikmesi üzerine, Garnizon Komutanı Tümgeneral Naci Beştepe ve eşi Derya Beştepe törenin yapıldığı stadı terketti. ‘’!!!BUGÜNKÜ BASINDAN..

      Yoruma gerek duyan yapsın..

      Bliyaal ne demek merak ettim, arkadaşlar alınmasın da, ‘’acemi'’ olarak bu sitede böyle yabancı çok rumuz var, sebebini sorsam, arkadaşlar bana kırılmazlar değil mi?Neden Türkçe rumuz değil, bir kompleks midir bu?
      Türkiye’de de mağazaların isimleri de hep yabancı.Sömürge ülkeyi çağrıştırıyor demiyeyim ama, sanki başka bir ülkedeyim sanıyorum..

    28. on 26 Mayıs 2007 at 00:18 28.Selahaddin

      Suat Bey,
      Komplo teoriniz kendi içinde tutarlı. Bana inandırıcı gelmiyor.
      Türk Ordusu, gerilla savaşı veren bir örgüte karşı savaşıyor, kolay değil kökünü kazımak. Ordu bence terörle mücadelede başarılı, bunu İsrail gibi bir ordunun Hizbullah ve Hamas’a karşı yaptığı mücadele ile mukayese ediyorum. Bizim ordu daha başarılı kendi teröristine karşı.
      Tezkere çıkarma yetkisi yasama organına aittir. Bu budur.

    29. on 26 Mayıs 2007 at 00:24 29.Selahaddin

      Bliyaal Bey,
      Darbe çok kötü bir fikir. Bugün içinde yaşadığımız koşulları 1980 darbesi yarattı. Liberal ekonomiyi geçmek için sendikalar gibi engeller kaldırıldı. Sol ve Milliyetçilik hala yediği darbelerden kendini toparlayamadı. (Sol derken sol gibi sol). Solcuları ve milliyetçileri bastırarak bugünkü AKP’nin oluşmasını sağlayan sosyal dinamikleri 12 Eylül darbesi yarattı. Zorunlu din derslerini 12 Eylül getirdi….
      Darbeler laiklige veya cumhuriyete yaramıyor. Bence Laikliğe en büyük darbeyi Refah veya AKP değil,12 Eylül rejimi vurdu.

    30. on 26 Mayıs 2007 at 01:02 30.acemi

      CHP’den Kanaltürk’e aktarılan 4 trilyon liranın akıbetini araştıran Maliye, paranın büyük kısmının faturalandırılmadığını ve aradaki tutarın defterlere yansıtılmadığını tespit etti.!!!
      Bu olayı AKP yapsaydı çoktan kapatılırdı.Ona yalancı dolandırı diyen aslan sosyal demokratlar, laflarını tartıp, önce çuvaldızı kendilerine batırsalar iyi olur..
      Eleştirilerde dozajı kaçırmamak gerekir,diye düşünmekteyim.

    31. on 26 Mayıs 2007 at 09:50 31.murat koçak

      Hiç iyi şeyler olmuyor Suat Bey

      Siyasetin genel olarak insanları omurgasızlaştırdığını düşünürdüm ama bu kadarınada diyecek kelime bulamıyorum doğrusu. Derin bir plan ve proğramla oyun tezgaha konuluyor. Buna siyasete derin devletin müdahalesi demek yanlış olmaz sanırım.

      Emir eri gibi çalışan, düşen maskelerinden aşağılık, iğrenç yüzlerini rahatlıkla görebildiğimiz siyasetçiler, partiler, gazeteler, tvler, yazarlar vb.

      DSP-CHP birleşmesini Rahşan hanımın telefonu çözmüş. Allah Allah! sanki anaokulu öğrencilerine masal anlatıyorlar. Bir telefon geldiği kesin, derinlerden. Hakkımı helal etmem demiş rahşan ablamız ve bu kelimelere yumuşatmış iki partiyi. Hak, hukuk, helal etmemek! Allahım aklımı koru. Sanki bir gram anlarlar bu sözlerden. Sıradaki gelsin, GP bunlara yakışır, kadro tamamlansın yoksa hakkımı helal etmem ha!

      Sahte demokrasi havarisi ile Doğudaki vatantaşlarımıza bir zamanlar yapmadığını bırakmayan kafatascı birleştiriliyor, şaibeli m.yılmaz destek gönderiliyor. Demirel ilhan kesici’yi CHP itekliyor. Görmek isteyene fotoğraf çok net. Topyekün hücuuuummm!

      Düşman kim?

    32. on 26 Mayıs 2007 at 10:09 32.murat koçak

      Patlattırılan bombalarıda unutmayalım. 11 eylül sendromu, meşhur rus taktiği. Kaos, endişe, korku ortamı oluştur, sindir herkesi, düzenin işlesin.

      G.kurmay başkanı açıklama yapıyor ” bombaların arkası gelecek”
      bu sözden büyük bombamı olur. Arkasının geleceğini biliyorsan kimlerin yaptığını, tezgahladığınıda biliyorsun. Türk siyasetine yön verme çabalarından çek elini de işini yap.

      Korku filimlerini sür sinemalara, bilinç altlarına kendinize gelin mesajları yolla, biz yazarız senaryoları geri kalan herkes figüranları oynar.

      C.başkanınıda ekleyelim, Halkından korkanların filmi bu kaçırmayalım. Allah bilir, çok yakında ebediyen gösterimden kalkabilir çünkü.

      Oligarklar kaybetmiştir. Kazanımları ve kaybetmeyi kısa ömrün pis ticareti, gözü dönmüş menfaati, geçici süsü görmezseniz; Oligarklar kay-bet-miş-tir.

    33. on 26 Mayıs 2007 at 11:21 33.fizikci

      Selahaddin Bey,

      “Kakofoni” ve “komplo teorisi” yakıştırmalarını kullanarak küçümsemeye çalıştığınız fikirler, gündemi takip eden ve düşünen insanlar tarafından üretiliyor. Olaylar bütün çıplaklığıyla size bir şeyler düşündürtüyorsa buna komplo teorisi deyip geçemezsiniz. Düşünen insanlara şizefroni teşhisi koymadan önce siz de düşünmeyi deneyin.

      Suat Bey’in şu paragrafıyla düşünmeye başlayabilirsiniz:
      “C.başkanlığı seçimlerinde yaşananları, yaratılan korkularla hareketlendirilen kitleleri, muhtırayı, anayasa mahkemesi hokkabazlığını yaşadık. Hala ne olduğu belli olmayan Dink suikastı, Malatya cinayetleri, daha öncesinde Danıştay ve Cumhuriyet gazetesi saldırıları. Şimdi de Ulus’ta ve Tunceli’de saldırılar”

    34. on 26 Mayıs 2007 at 15:21 34.acemi

      Bizim laikler neden dindarlara karşı bu kadar haşin diye düşünüp duruyorum.

      Tamam bir sınıf çatışması, köydekinin, kasabadakinin, kenar mahalledekinin güçlenmesine karşı hazımsızlık dedim evet ama hadise neden bir din düşmanlığı şeklinde tezahür ediyor anlamaya çalışıyorum.

      Nedir bu ağır nefretin, kinin kökeni analiz etmeye çalışıyorum.

      Neden sokaklarda kadınların baş örtülerine veya onların deyimiyle türbanlarına saldıracak kadar öfkeliler merak ediyorum. (Doğduğundan beri Arnavutköy’de yaşayan tesettürlü komşum sırf bu saldırılar yüzünden başka bir mahalleye taşındı.) Saldırmasalar da illa ki laf etmelerinin, çık çık etmelerinin, küçük görmelerinin, otomobil kullanmalarına hayretle bakmalarının, gözlerinin önünde olmalarını istemelerinin altındaki nedeni merak ediyorum.

      Bütün sahiller açıklara yönelik binlerce otelle kaplıyken onların kendilerine özel 20-30 otelleri, tatil köyleri olmasına sinirlenmelerinin, hadiseyi bir “işgal” veya “mevzi kaybetme” gibi görmelerinin altındaki gerçek nedeni bulmaya çalışıyorum.

      Kapalı insanlarla hiçbir şekilde ilişki kurmak istememelerinin nedenini bulmaya çalışıyorum. (Bire bir tanımak merhamet ve anlayış sağlar diye mi acaba?)

      Radikal politikacı ile sokaktaki insanı ayırt edemeyecek kadar gözleri kör eden nedir bulmaya çalışıyorum. Kadın hakları savunucularının BİLE üniversiteye başı kapalı kızların alınmamasını savunmalarının altında ne var bilmek istiyorum.

      Neden “onların” yaptığı her şey bir tehdit olarak algılanıyor hakikaten anlamak istiyorum.

      80 yıllık Kemalist eğitim bana yeterli bir cevap gelmiyor.
      Tuğçe Baran-vatan

    35. on 26 Mayıs 2007 at 17:16 35.Suat Öztürk

      Bliyall’ın îma ettiği Ö.Dinçer - Terörle Mücadele Özel Temsilciliği mekanizması arasındaki tartışmalardan birisi daha.

      Vah vah, adamcağızlara çaycı bile vermemişler. Yani vermişler de istedikleri türde bitki çayı yokmuşmuş. Bi de telefon vermemişler. Yani aslında vermişler de istenilen model değilmişmiş:

      http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=243667

    36. on 26 Mayıs 2007 at 19:42 36.hg

      Alıntı: Mustafa ERDOĞAN’dan

      http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=121428

      Karabasandan Kaçmak

      Son bir aydır Türkiye’de olup bitenler akıl alır gibi değil. Gerçi başka bir çok siyaset gözlemcisi gibi ben de yeni cumhurbaşkanı seçiminin bir krize dönüşme ihtimalini öngörmüştüm. Ama itiraf edeyim ki, AKP’ye cumhurbaşkanı seçtirmemek isteyenlerin işi bu kadar ileri götürebileceklerini tahmin edememiştim.

      Gerçekten de, mesela CHP ile Anayasa Mahkemesi’nin silahlı kuvvetlerin sağladığı koruma altında cumhurbaşkanı seçimini böylesine akıl almaz bir şekilde kilitleyebileceklerini öngörememiştim. Kendilerinden farklı düşünen onmilyonlarca Türk vatandaşına karşı savaşçı bir haleti ruhiye ile saf tutarak apaçık bir cephe oluşturan kitle seferberliğini organize edecek bir gizli iradenin varlığını da…. Elbette, DYP ve ANAP’ın, mensup oldukları siyasi geleneğe böylesine sırt çevireceklerini de öngöremezdik.

      Ama dahası var: Bu hengamede genel seçimlerin yapılmasının bile engellenmek isteneceği, bunun için her yola başvurmaya hazır bir iradenin var olduğu da pek akla gelir şey değildi. Kimbilir, seçmenleri AKP’den caydırmak için, aynı irade bu partiye karşı kapatma davası açılmasını bile planlıyordur.

      Öyle görünüyor ki, şu veya bu şekilde AKP’yi saf dışı ederek CHP’nin önderliğinde bir koalisyon kurulması üzerine hesap yapan odak veya odaklar var. Bu hesabın tutup tutmayacağı şimdilik belli olmasa da, Deniz Baykal’ın son günlerdeki söz ve davranışları, bu arada Cem Uzan’ın -adına her nasılsa parti denen- siyasi acentası ile bile işbirliğini düşünmesi, onun bu hesaba göre hareket ettiğini düşündürüyor.

      Ortalık iyice karışmaya başlamışken, şimdi de Ankara-Ulus’taki elim terör olayı kafaları iyice bulandırdı. Ama bu katliamın acısına rağmen zihin sağlığımızı kaybetmemeli ve son haftalardaki gelişmleri bütünlüğü içinde değerlendirmeliyiz.

      Gerçi, bu vahşeti tezgahlayan odağın kimliği hakkında kesin bir yargıya varmak için vakit henüz erken. İlk akla gelen ihtimal bunun PKK’nın bir işi olduğu. Ama gözden uzak tutmamamız gereken daha vahim bir ihtimal var. İnsanın söylemeye dili varmıyor ama, AKP’yi ne şekilde olursa olsun saf dışı etmeye hazır olan, sözünü ettiğim o iradenin, hedefine ulaşmak için şeytani aklın düşünebileceği her yolu denemekten çekinmeyeceğini de hatırda tutsak iyi olur.

      Bütün bu hesapları yapanların elbette umurunda değil, ama bu gözü karalığın Türkiye’ye maliyeti çok ciddi olacak gibi görünüyor. Aslında daha şimdiden bu maliyetin bir kısmı demokrasi kaybı olarak sırtımıza binmiş durumda. Esasen karanlık hesapçılar cephesi ortada bir maliyet görmüyorlar ki umurlarında olsun. Çünkü taktıkları kara gözlük zaten onlara şerri hayır gösteriyor.

      O karanlık odağın hayır diye gördüğü şerrin özeti şu: Medeni dünyadan kopmuş, dünyaya düşman, özgürlük ve demokrasi davası sekteye uğramış, refah umudu körelmiş bir Türkiye. Çağdaşlık maskesinin ardına saklanmış bir dogmatizm ve fanatizm. Kendi hayat tarzına uymayan her şeyi düşman bellemiş, görüntüsü çağdaş ve şehirli ama zihinleri uyuşmu insanların iktidar tekeline sahip olduğu bir tür zihinsel taşra egemenliği.

      Bu karabasanı engellemek için, sahici anlamda fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür olan her yurttaşın uyanıklığına ihtiyaç var. Karşı karşıya olduğumuz mesele, AKP taraftarlığı veya karşıtlığı meselesi olmaktan çoktandır çıkmış bulunuyor. Bu noktada artık karar vermemiz gereken, medeniyetten, hürriyetten ve demokrasiden yana mı yoksa ilkellikten, baskıcılıktan ve güdülmekten yana mı tutum alacağımızdır. 24.05.2007

      -Alıntı sonu-

      ***

      hg’nin notu: Son bombalama olayı dahil olmak üzere, TSK’nın kurumsal bir bütün olarak son zamanlarda ülkemizde yaşanan olayların içinde olduğunu düşünmüyorum.

    37. on 26 Mayıs 2007 at 20:14 37.omer

      Neden “onların” yaptığı her şey bir tehdit olarak algılanıyor hakikaten anlamak istiyorum.

      80 yıllık Kemalist eğitim bana yeterli bir cevap gelmiyor.
      Tuğçe Baran-vatan

      Sorunun cevabini bende kendi hayatimda cok dusundum
      ‘’ Acemi ‘’.
      Bu tip insanlara Arapca da (elmani) diyorlar.Yani dini gundelik hayatin cok otesine iten hatta genelde oyle bir seyin varligina inanmayan, merkezde iyilik ve guzel ahlak disinda hicbirseyin olmasina izin vermeyen insanlar toplulugu.
      Yasadigimiz hayatta kural koyan o kadar cok gurup ve zumre var ki.Allah’in kuralini tanimayanlar,yerine baska kurallar koyanlar,kuralsiz yasayanlar,degistirenler etc..koktendinciler ve koktendinsizler..

      Konu donup dolasip imana geliyor,herkesin bir yaratan dusuncesi var kendi kafasinda,kimse o sigindigi guce ve etrafinda donen inanc halkasina laf uzatilmasini istemiyor.
      Eee boylede olunca 1000lerce hatta daha fazla ,yaratan dusuncesi olusuyor kafalarda.Secular sistem bu tip insanlara cikis yolu oluyor,herkes istedigini dusunsun ozgurce ama kimse kimseye karismasin diyor sistem.
      Superegonu bilmezden gelemiyecegine gore bu fikir ve yonetim tarzi sinifta kaliyor, cunku gucu elinde bulunduran diyor ki benim tanrima ya da yaratanima inanacaksin,bu para olur iktidar olur ben olurum hicfarketmez diyor hatta biraz ileri gidiyor ve diyor ki utanmadan demokrasinin bekcisi benim ,ortulu demokrasidir bu kefenini ben diktim sen giyeceksin diyor.

      Istemeseler de bu tip insanlar arada bir zorda kaldiklarinda bugun AKP karsiti herkes diyevbilirim,diger sikka gozgezdirmek istiyorlar.
      Diger sik :dinlerin cizmis oldugu kati sinirlar icerisinde yaratanin emir ve yasaklarina uymak .Yandilar cunku din ne kitap ne peygamber o ne?Babanneler ya da yasliu dedeler birzamanlar anlatmisti ama akilda kalan bir kirinti varmiydi hic sanmiyorum.

      Once etraflarinda dinleri temsil eden insanlar ile bazi kurallari ortusturmeye calisiyorlar.
      Koskoca yasi olan o kadar insan ile konustum; dine imana kufreden ,cok biliyormus edasi ile konusan onca kulturlu gecinen insanlar sanirsin; bir tanesinin yorumladigi ya da elestirdigi herhangi bir kutsal kitabi tamami ile okuduguna sahit olmadim.

      Geldik sorunun cevabina,okumayinca ne yaparsin okumus gibi .Peki bunu nasil yapacaksin okumus insanlarin hareketlerini ya taklit edeceksin ya da onlarin dusundukleri ve inandiklari degerlerin karsisina antitezler cikaracaksin.Furkan da bu insanlar 2 ye ayriliyor;munafiklar ve kafirler..

      Simdi soruyorum;ortada bir din yaratan dusuncesi var,onun dunyaya yolladigi ,insanlara yonetici ve onder olarak belirledigi peygamberler ve birkacinin getirdigi kutsal kitaplar.Bir inanan bunlarin hepsine inanmak zorunda.Bunu ben demiyorum kitapta herseyi Yaratan Allah(c.c)soyluyor kullarina bu hakikatleri.

      Buyurun buradan yakalim bakalim ,herseyi yaratan ve hicbirseye ihtiyaci olmayan ,ne yaparsak yapalim herzaman yanimizda olan ,herseyden ustun darda kaldigimizda sigindigimiz o buyuk liman mi yoksa arnavut korsanlarinin isgal ettigi kucuk bakkal ada mi senin gemini park ettigin yer.

      Tabi parasiz yasam dusunulemez.Hangi gurup basa gelirse gelsin digerini zayiflatmaya calisacak
      Herseyin arkasinda para vardi bugune kadar bugunden sonra para din iman itikad inanc maddi ve manevi tum degerler var artik.McArthur zamanindaki komunist avina dondu ortalik.Bu sefer roller degisik gibi gozuksede yontem ayni camur at izi kalsin.Varsin olsun lekelensin o insanciklar,onlarin sececek kapasitesi yok yanlis yapar onlar diyecek kadar samimiyetsiz ikiyuzlu insanlar bunlar ve ben iclerindeki kini anliyorum cunku seytanin avukatligini yapmayi birgun birakmazsan seytanin ta kendisi olursun ve onlar coktandir avukatlik yapmayi birakmislar…..

    38. on 26 Mayıs 2007 at 21:36 38.acemi

      Sn.Ömer..
      Aslında çok güzel bir değerlendirme yapmışsınız.Suat Bey’in Efendim (sav) adlı yazısındaki, yada N.Fazıl-İmam-i Gazali Hz.leri gibi kim olursak olalım; hangi safta olursak olalım; fikir işçiliği ile fikir çilesi/muhasebesi yapmalıyız ki, bulunduğumuz yerde ayaklarımız sağlam bassın ve dinimizden lezzet alalım.

      Tabi şu anda yukarıda Suat Bey’in yeni konusunu okumalıyım. Belki, yeni makale yazılınca, bir öncekine yorum yapmamalıydım..Ama Ömer Bey’in yazısı beni mecbur bıraktı..
      sevgiyle..

    39. on 28 Mayıs 2007 at 17:32 39.Mehmet Edebali

      Suat Bey merhabalar,
      Yorumlar çok uzundu, hepsini okuyamadım.
      Yalnız Erdoğan’ın asker isterse yetkiyi meclisten çıkarırız sözünü biraz “son çare”, kıvrak bir hamle olarak görüyorum.
      Sonuçta böyle bir tutum devlet zirvesinde alkışlanabilir değil, hatta yanlıştır.
      Fakat ülkenin bulunduğu mevcut durum bu tür hamleleri gerektiriyor.
      Çünkü görüyoruz ki ordunun zirvesi bizi satır arası vea açktan mesajlarla bir savaşın içine sürüklemek niyetini beyan ediyor.

      Bir de dileğim, eğersiyasi bir söylem kurnazlığı içinde değilse, Tayyip Erdoğan günün birinde 1 Mart tezkeresinin meclisten çıkmamasının ülke adına ne nimetlere kapı araladığını itiraf eder.
      Muhabbetle…

    Trackback This Post | Subscribe to the comments through RSS Feed

    Önemli

    Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

    Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederim.

    Siz de düşüncelerinizi paylaşın


    Kapat
    E-posta ile paylaş