Güncel & Günün Yazısı & Ahh Benim Memleketim T. Suat Demren - 31 Ekim 2006 09:09 am

Hangisi daha vahim?

Bir önceki “Yalçın Doğan’ın korkusu” başlıklı yazımda Doğan’ın, bir araştırma kuruluşunun, Türkiye’deki üniversite gençliği üzerine yapmış olduğu en son araştırma sonuçlarına atıfla ülke geleceğini karanlık görmesini ve bu araştırmanın bulgularını “vahim” olarak nitelendirmesini kısaca eleştirmiştim.

Bugün gazetelerin internet sitelerine bakarken Zaman gazetesi yorum sayfasında Atatürk Üniversitesi Öğretim üyesi Doç Dr. Neşet Toku’nun “Üniversite gençliğinin dine bakışı çok mu vahim?” başlıklı güzel bir yazısına rastladım.

Yazısının başlangıcında Yalçın Doğan’ın yüreğini hoplatan ilgili araştırmanın sonuçlarından bazı örnekler vermiş Toku:

[…] gençliğin yüzde 62’si, dinî ibadetleri yerine getirmenin kendileri için “önemli” olduğunu; yüzde 28′i “kısmen önemli” olduğunu; yüzde 11′i de “önemsiz” olduğunu belirtiyor. Mesela; öğrencilerin yüzde 77’si “Ramazan’da düzenli olarak oruç tuttuğunu”, yüzde 65′i “düzenli olarak cuma namazı kıldığını”, yüzde 46’sı hiç alkollü içki kullanmadığını, yüzde 44′ü “evlilik bağı olmaksızın birlikte yaşama”yı tasvip etmediğini, yüzde 69′u “bakire olmayan birisiyle evlenme”yi doğru bulmadığını, yüzde 59′u başörtüsünün, devlet daireleri dahil, “her yerde serbest” bırakılmasını istediğini söylüyor. Buyurun “irticaî kakofoni”ye�

[Burada yeri gelmişken söyleyeyim. Ben aslında bu tür araştırmaların güvenilirliliğinden kuşkuluyum. Fakat konu bu olmadığı; bir araştırma sonucuna dayanarak malum bir zihniyetin temsilcisinin sakat düşüncelerini ifşa ettiği ve asıl üzerinde durulması gerekenin de bu olduğunu düşündüğüm için “araştırmanın sonuçlarının güvenilirliliği” kısmını geçiyorum.]

Toku bu oranları verdikten sonra gayet yerinde bir tespitle “Şüphesiz bu sonuçlar; demokrasiyi ve hukuk devletini, muayyen bir hayat tarzını dayatan homojen bir toplumsal ve siyasal model zannedenler için “vahim” karşılanacaktır.” diyor ve devam ediyor:

Türkiye’deki “sözde demokrasi ve sözde hukuk devleti” taraftarları, kendi pozitivist inançlarını “aydınlanma”, “modernite”yi de radikal din karşıtlığı olarak tanımladıklarından, maalesef dinle ilgili temayüllere “vahim” demekten ve bu temayülleri sergileyenleri de “öcü” ve de “tehlike” şeklinde göstermekten kendilerini alamıyorlar. Haliyle; bu pozitivist aydınlanmacı ve radikal din karşıtı modernistlerin zihin dünyasında insanlar, onlar gibi olmadıklarından, bir türlü “ergin” de olamamakta ve “ergin” olamayınca da hep güdülmeyi hak eden “yığınlar”, “sürüler” diye değerlendirilmektedir. Böylesi tipler için pozitivizme inanmak “aydınlanma”; pozitivizme inanmamak yani İslam’a inanmak “aydınlanamama”, “ergin olamama”, dolayısıyla karanlıkta kalmadır. Radikal din karşıtlığı sosyal ve siyasal değişim itibarıyla iyi; dine sempati ya da temayül ise kötüdür.

Hangi hakla yargılayorsunuz?

Elbette sormak gerekir: Doğruların ve yanlışların belirleyicisi olma hakkını size kim verdi? Üniversitedeki “normal” bir gencin mutlaka din karşıtı olması mı gerekiyor? “Normal” olmak için ille de flört etmek, çılgın-popüler müzik dinlemek, uçuk-kaçık korku ya da porno filmleri seyretmek, alkol ya da uyuşturucu kullanmak, evlilik dışı birlikte yaşamak mı lazım? Bu nevi teşviklerin ders çalışmayı, kitaplarla haşır-neşir olmayı, ülke ve dünya siyasetini tartışmayı “anormal” hale dönüştürdüğünü anlamak için dâhi olmak mı icap ediyor? Üniversitelerin gençler için “eğlence merkezleri”ne dönüşmesi toplum ve ülke yararına mıdır? Daha birkaç ay önce medyaya yansımadı mı, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde öğrencilerin Amerika’dan davet edilen profesörü dinlemek yerine, popüler bir sarışın artisti dinlemeye gittikleri? İTÜ böyleyse diğerleri nasıldır? Dünyanın hangi demokratik hukuk devletinde gençler, pozitivizm dinine inandırılmaya çalışılıyor? Maalesef, Auguste COMTE’un “Pozitivizmin İlmihali”ne inananlar Fransa’da bile artık yaşamazken, nedendir bilinmez (?!) Türkiye’de yaşamaya ve inançlarını her türlü manipülasyonla yaymaya halâ devam ediyorlar.

Oysa ki demokrasi; pozitivistlerin dindarlara tahakkümünü değil, eşitlik temelinde örgütlenmeyi ve çoğulcu bir toplumdan yana olmayı; hukuk devleti; egemen güçlerin, tebaalarına yönelik irade bildirimlerini değil, insan hakları temelinde bireysel özgürlükleri muhafaza için inşa edilmiş sınırlı devleti benimsemeyi; aydınlanma; pozitivist ve hatta materyalist ne idüğü belirsiz bilimciliği ve bilgiçliği değil, bireylerin kendi akıllarını başkalarının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanma kararlılığını ve yürekliliğini göstermesini; modernlikse rasyonelliği ifade eder.

Şimdi tekrar soralım: Gençlerin oruç tutmaları, tutmayanları niçin rahatsız ediyor? Gençlerin cuma namazı kılmaları, kılmayanları niçin ilgilendiriyor? Genç kızların başörtüsü örtmeleri, örtmeyenleri niye kızdırıyor? Gençlerin evlilik dışı ilişkileri tasvip etmemeleri, evlilik dışı ilişkileri tasvip edenlere niçin vahim görünüyor? Gençlerin bakire olmayan birisiyle evlenmek istememeleri, evlenmek isteyenlere niçin engel teşkil ediyor? Gençlerin alkol kullanmamaları, kullanmak isteyenlerin niçin iştihasını kaçırıyor? Acaba, Türkiye’nin geleceği için bunlar mı “vahim”dir, yoksa bunları “vahim” bulanların evhamları mı?

Bırakın insanlar istediği gibi yaşasın!

Evhamın nedeni, kazara toplumun dindarlaşacağı ve sonuçta da dindar olmayanlara ya da pozitivistlere baskı kuracağıysa endişeye mahal yok, çünkü “dinde zorlama yoktur” emri, dindarları bağlayıcı dinî bir emirdir ve dindarlar kimseye dinlerini zorla kabul ettiremezler. Türkiye’de zorlamaların dindarlardan değil, laikliği din karşıtlığı olarak sunan ve “halka rağmen halk savunusu yapan” statükodan (müesses nizamdan) ve ondan nemalanan oligarşik zümrelerden kaynaklandığı “kaziye-i muhkeme” hükmünde iken ve aksi iddiaların sadece ve sadece “kakofoni” olduğu dünyanın en yetkili ağızları tarafından da belirtilmişken bunca manipülasyon niye??? Cevap olsa olsa özgürlük, eşitlik ve hukuk talep edenlerin haklı taleplerine “kakofoni”lerle mani olmaya çalışmaktan başka bir şey değildir�

Kaldı ki anayasal demokrasinin ya da hukuk devletinin varlık nedeni zaten birilerinin başka birilerine kendi hayat tarzlarını dayatmalarını engellemektir. Gerçek anayasal demokrasi ve gerçek hukuk devleti Türkiye’de de tahakkuk ettiği takdirde bu kuşkuların hepsi ortadan kalkacaktır. Ancak, hukuksuzluğun hukuk diye savunulmasının hukuk devletiyle ilgisi olmadığı gibi, oligarşinin de cumhuriyet veya demokrasiyle ve radikal pozitivizmin de aydınlanmayla herhangi bir ilgisi yoktur.

Yaptığımız bu çıkarımın doğruluğu, Türkiye’deki “Batı’ya rağmen Batıcı” olan çevrelerce muhtemelen kabul görmeyecektir. Belki de onlara Batılı, aydınlanmacı, modernist ve hukuk devleti savunusu yapan, Alman filozof Immanuel Kant’ın diliyle cevap vermek daha isabetli olacaktır: “Ergin olmak, özgür olmaktır. Özgür olmaksa insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanması ve kendi hayatını kendisinin belirlemesidir (self-determinasyon). Din bakımından ergin olmayış ise her şeyden daha çok tehlikeli, zararlı ve onur kırıcıdır.”

Bırakalım da insanlar, kendileri için neyin iyi neyin kötü olacağına yine kendileri karar versin. İnsanlara ergin bireyler muamelesi yerine; baskı, zorbalık ve manipülasyonlarla “ahmak” muamelesi yapmak, aydınlığın değil, olsa olsa despotluğun bir yansımasıdır.

Bilinçaltlarında insanlara “daha az ahmak ve daha çok ergin olmaları için” böylesi tavırlar takındıklarını söyleyen “pozitivist-aydınlanmış-despotlar”a ve “irticaî kakofoni” manipülasyonlarına kalkışan medya organlarına yönelik belki de en güzel cevap, sözü edilen araştırmadaki, “Medyaya ne kadar güveniyorsunuz?” şeklindeki soruya üniversite gençliğinin yüzde 75 oranla, “Hiç güvenmiyoruz.” demesidir. Anlayanlara aşk olsun�

Aslında durum oldukça açık. Yalçın Doğan’ın sözleri bağlamında burada sözkonusu olan; benimsedikleri yaşam tarzını “mutlak doğru” olarak gören bir zihniyetin, kendileri gibi düşünmeyenlere yönelik bakışlarındaki sakatlık.. Bu bakışlardaki sakatlık salt “sakatlık” olarak kalmıyor, yaşadığımız ülkede de görüldüğü gibi pozitivistlerin dindarlara tahakkümüne, inandıkları yaşam tarzını diğer insanlara dayatmaya evriliyor. Demokrasi, eşitlik temelinde örgütlenme, din ve vicdan özgürlüğü, yaşam tarzları seçimindeki serbestiyet ve çoğulculuk bu değil..

Ve biz bu dayatmaya “hayır” diyoruz..

43 Responses to “Hangisi daha vahim?”

  1. on 31 Ekim 2006 at 16:05 1.Bulent Murtezaoglu

    Üniversitedeki “normal” bir gencin mutlaka din karşıtı olması mı gerekiyor? “Normal” olmak için ille de flört etmek, çılgın-popüler müzik dinlemek, uçuk-kaçık korku ya da porno filmleri seyretmek, alkol ya da uyuşturucu kullanmak, evlilik dışı birlikte yaşamak mı lazım?

    Gayet makul seyler soylerken yukarida yapilan ise bakar misiniz? Bir de akademik unvanla yaziyor bu adam. Iki tane manasiz karikaturun mucadelesini seyrediyoruz. Dogan cumaya gitmeye takmis, isi imayla bitiriyor; bu hoca daha emin herhalde okuyucundan ki hemen dine onem vermemeyi din dusmanina cevirmis firsat bu firsat korku filmi(!) uyusturucu filani da katmis iyice salliyor. Biz de bir zihniyete devleti, boyle hocalara da cocuklari teslim etmisiz sonra manzaraya bakip ‘Allah Allah, niye bu memleket boyle oluyor?’ diyoruz.

    Anketi yapanlar da akil edip bu sorulari sorduktan sonra, tasvip edilmeyen seyler icin ‘yasaklansin mi?’ digerleri icin ‘mecbur edilsin mi?’ demis olsalar ne Dogan’a ve Doç Dr. Toku’ya bu firsat kalmayacakti. Gordugum sorularda sadece basortu konusunda zorlama sorulmus. %59 serbestlik taraftari %41 yasaga kayitsiz diye alirsak, sonuc sebeplerin arastirilmasini gerektirecek derecede korkunc aslinda. Basin ima ve karikaturle tribunune oynayacagina nasil oluyor da %65′i cumaya giden bir kalabaligin %41′i basortu yasagina kayitsiz kalir (veya taraftar olur) sorusunu merak etse?

    Oyle bir anket bilen var mi?

  2. on 31 Ekim 2006 at 16:22 2.blue

    Bu istatistik doğru mu bilmiyorum, oranlar az bile olabilir. Bizim üniversite yıllarımızda tipler şu şekildeydi:

    1. Akşamcılar. Bunlar çok az uyurlar. Sabaha kadar içerler. 2-3 saat sızıp, kalkıp kusarlar ve derse gelirler. Bunlar da kendi içinde 2 tiptir:

    1a. Kimseyle bir dertleri yoktur. Kimsenin de onlarla bir derdi yoktur. Kimsenin ibadetiyle, inancıyla, kıyafetiyle uğraşmazlar. Kişileri insanlığıyla değerlendirirler. Alkolü sevmememe rağmen, alkolün oluşturduğu muhabbet ortamı gıpta ettiğim bir ortamdır.

    1b. Dinle ilgili bir problemleri vardır. Çok azınlıktadırlar ama çok etkilidirler. Bunları daha sonra mason, bilmemne kemalist grubu başkanı vs. olarak görürsünüz. Bunların dinle ilgili allerjilerini hiçbir zaman anlayamamışımdır. Beyinleri sloganlarla ve klişelerle ve sembollerle işler.

    2. Gomünistler: Bunlar da ikiye ayrılır.

    2a. Aktivistler: Pek düşünmezler. Kasları beyinlerinden çok çalışır. 1 Mayıs’ları asla kaçırmazlar. Che Guevera’ya ne kadar benzediğini göstermek için saçını onun gibi uzatıp yıkamaz ve taramazlar. Ne kadar asi olduklarını ispatlamak için çöp kovalarını tekmelerler, duvara kafa atarlar vs. Yemekhanede masa üstüne çıkıp sol yumrukları havada bağırır dururlar. Sonra tatmin olmuş şekilde masadan inerler, herkes yemeğini yemeğe ve 1 sn. önce konuştuğu konuyu konuşmaya devam eder. Her yere sol yumruk resmi çizerler. Muzipler bu yumruğun iki parmağı arasından bir parmak çıkartarak devrim’in bütün ciddiyetini sarsmışlardır.

    2b. İdeologlar: Proleterya, devrim, emperyalizm gibi kelimeler etrafında uçuşan konular konuşurlar. Birbirilerini çok iyi anlarlar. Her şeyi kafalarında çözmüşlerdir. Gorbaçov’u bile yumurta yağmuruna tutacak kadar bağlılıkları vardır. Zaten yuhalamadıkları kimse yoktur.

    3. Ülkücüler: Bunları değerlendirmek sayfalar sürer. Damadımız da ülkücü olduğu için bu konuda yorum yapmayayım.

    4. Dindarlar: Bunlar da onlarca fraksiyona sahiptir. Bunu yazmaya başlasam saatlerimi alır, beni de işten kovarlar. Bizim zamanımızda devletin atadığı imamı tanımayıp kendi başına cuma namazı kılan tiplerden tut, namazsız devrimci tiplere, imam hatipli olduğu anlaşılmasın diye kırk takla atanlar, “selamünaleyküm” diye selam verince anlaşılmasın diye cevap vermeyenler vs. gibi enteresan tiplerle doluydu. Adamın adı faüllü zaten: “Muhammed”, “Yusuf”… Tipinden de mübareklik akıyor. Gizle gizleyebildiğin kadar…

    97′de Odtu mescidinde bin kişinin üzerinde cuma namazı kılan vardı. Bunların içinde dünya çapında isim yapmış profesörler de vardı. Şimdi gidebildiklerini sanmıyorum. Buna rağmen %65′lik bir rakam varsa bu durum, hakikaten bu adamların endişelenmesini gerektirecek vahim bir durumdur. Çünkü durum, on yılda onbeş milyon genç yaratan milli eğitimimizin artık her verileni yutan cins gençler yetiştiremediğinin göstergesidir. Halbuki ben bu kadar iyimser değilim. TV’de “genç bakış” vs. tip üniversite gençliğinin toplandığı programlarda çok yüzeysel düşünen, sloganlarla konuşan, üç cümleyi kağıda bakmadan biraraya getiremeyen gençler görüyorum.

    Vallahi iki satır okusun, akıllı olsun, ne olursa olsun. Yeter ki akıllı, uslu bir konuyu konuşabilelim, tartışabilelim.

  3. on 31 Ekim 2006 at 17:03 3.metin-thePoor

    Hadi bakalım Blue Bey, men de isterem yorum! Suat Bey’le birbirimize düşüreceksiniz beni bu gidişle!

  4. on 31 Ekim 2006 at 17:19 4.Suat Öztürk

    Bülent Bey,

    Basin ima ve karikaturle tribunune oynayacagina nasil oluyor da %65′i cumaya giden bir kalabaligin %41′i basortu yasagina kayitsiz kalir (veya taraftar olur) sorusunu merak etse?

    Bunun yanıtını bulmak zor değil. İbadetini yapan müslümanlar arasından da ilkesel olarak devlet dairelerinde türbanın yasak olması gerektiğini düşünenler var. Hatta yine ibadetlerini yerine getirdiğini belirtip siyasal sebeplerle kullanıldığnı düşündüğü için üniversitelerde de başörtüsü yasağını destekleyenler de var. Yine türbanın İslamî şart değil bir yorum olduğunu, bu yüzden takılmayabieceğini düşünenler var. Ve cevaplardaki “devlet daireleri dahil heryerde” ifadesi bu bakımlardan önemli. Dolayısı ile ilgili orana dayanarak denekleri homojenleştirmek yanlış.

    Ayrıca “Dogan cumaya gitmeye takmis, isi imayla bitiriyor” demişsiniz. Yalçın Doğan Cumaya gitmeye takmıyor, bir zihniyeti sergiliyor. Hem imâ falan da etmiyor açık açık söylüyor. Cuma namazı bağlamında dindarlığı “normal” görmüyor. Doğan “Üniversitede bir genç normal olarak ne yapar? Ders çalışır, müzikle ilgilenir, sporla uğraşır, zamanını kız ya da erkek arkadaşlarıyla paylaşır, sinemaya, tiyatroya gider, ders kitapları dışında kitaplarla haşır neşir olur, ülke ve dünya siyasetini her yönden kendi arasında tartışır. Yıllar ve yıllardır bu böyle.” diyor. Bu ne demek? “Bundan âla hakaret mi olur?” demiştim öbür yazımda.. Daha nasıl söyleyecek? Doğan resmen hakaret ediyor.

    Öte yandan Doğan tepki çekeceğine Doğan’a cevap yazan bir akademisyen tepki çekiyor. Bu çok ilginç. Karşılıklı karikatür demişsiniz ama Toku yazısını durduk yere yazmıyor. Doğan’a ve onun zihniyetine cevaben yazıyor.

    Sizin “firsat bu firsat korku filmi(!) uyusturucu filani da katmis iyice salliyor.” demeniz  -bence-  anlamsız çünkü “normal olan nedir?” tartışmasını açan Yalçın Doğan. Ve yazısında kafasındaki normalleri sıralıyor. Ardından da zımnen anormal olana da dindarlığı koyuyor. Tabi ki o zaman da dindar taraf da karşı tarafa verdiği cevapta kendi anormallerini sıralayacak. Bu oldukça doğal. Ayrıca saydıklarının hangisi yok ve hangisi gençlik için gerçekten tehlikeli değil? Yaçın Doğan gibiler bir köşe yazısında normal-anormal ayrımı  yaparken bu şekilde gerçek “anormallikleri” es geçer de açığa düşerlerse elbette ona cevap verenler bu açığını kullanırlar.

    Saygılar.

  5. on 31 Ekim 2006 at 17:26 5.Suat Öztürk

    Blue Bey kardeşim..

    Hoşgeldin. Güzel bir tasnif. Eline sağlık. Bunu daha da geliştirmek lazım.. :-))

    Metin Ağabey

    Bir döndün pir döndün maaşallah. Valla buralarda kimse bırakmayacaksın bu gidişle.. :-))

    Hürmetler..

  6. on 31 Ekim 2006 at 17:32 6.blue

    Bülent bey,

    …çılgın-popüler müzik dinlemek, uçuk-kaçık korku ya da porno filmleri seyretmek, alkol ya da uyuşturucu kullanmak, evlilik dışı birlikte yaşamak mı lazım?…

    Beraber Cuma’ya gittiğimiz bir arkadaşa bir magazin haberini yermiştim: Filan, filancayla evlilik dışı yaşıyormuş diye. Sonra o arkadaşım evlenmeden önce eşiyle aynı evde kaldığını söyleyince çok utanmıştım. Fazlaca kompleks bir toplum yapımız var ve bunu bu şekilde kabul etmek durumundayız sanırım.

    Çılgın-popüler müzik dinlemek de birçok dindarın hoşlandığı bir durum. İnsanın psikolojisi bazen “trash-metal”i de sevdirebiliyor. Her mümin ney-kanun taksiminden hoşlanır diye bir şey yok.

    Porno filmleri konusunda diyeceğim bir şey yok. Baby TV seyretmiyorsanız zaten bu konuda tercihli bir seçim yapan olmaz. Ya da Zekeriya Hoca gibi “vah vah !” demek için izlemiyorsanız. Uçuk-kaçık korku filmleri ise porno filmle yanyana pek hoş olmamış, katılıyorum. Cuma namazına gelenleri de pornodan ari tutmak ne kadar mümkün onu da bilmiyorum.

    Bence güzel bir nokta yakaladınız. Hocanın yaptığı yanlışa hepimiz zaman zaman düşebiliyoruz. Bunu koskoca hoca da böyle yaparsa diye değerlendirmek yanlış olur. İnsanlık zaafı. Hocalarımız da çeşit çeşit. Yine bu çeşit bir bağnazlık kendini affettirebilir. Hocanın sözünü geçiremediği, kontrolü dışında metal müzik dinleyen ve korku filmlerine meraklı bir oğlu olduğuna bahse girerim. Allahü a’lem.

  7. on 31 Ekim 2006 at 17:39 7.deniz

    gençliğe de herkes biraz fazla yükleniyor galiba.İTÜ’de Hülya Avşar konuk edilmiş aynı gün dünyaca ünlü bir bilim adamı çağrılmış tabii herkes sarışın hanımı tercih etmiş.

    aslında bu ikisini aynı gün çağıran organizatörlerde bir problem var gençlerde değil.teknik eğitim alan öğrenciler derslerin ağırlığından genelde pek sosyal olamazlar.ayaklarına kadar gelmiş magazin.ders harici bir farklılık yaşamak için gitmişler.ne var bunda?

    ben cevaz veriyorum,gidebilirler:))..gençken eğlenmiceklerde ne zaman eğlenecekler.

    bakın ne kadar da modern düşünceliyim ama bize irtica diyorlar:((

    sevgiler

  8. on 31 Ekim 2006 at 17:48 8.blue

    Metin-the-humble beyciğim,

    Sizinle cismen müteşerrif olmadan ve gayr-i izafi, filhakika mücessem pasta-i şahanelerinizi yemeden ve bahusus kahve-i muhit-i-40 sen’enizi içmeden izafi (sanal) aleminize uğramamaya kararlıyım. Binaenaleyh, müteessif arz-ı halim budur.

    Teveccühünüze efenim.

  9. on 31 Ekim 2006 at 18:00 9.deniz

    sayın Blue Zekeriya hocamın oğlu aşırı alkolle trafikte yakalandığı için göz altına alınmıştı.

    kalp gözünüz açık herhalde malum olmuş:)..hocam çok üzülmüştü gerçi:((

    ilahiyat fakülteleri bir tekke veya medrese değil.yöke bağlı kurumlar.dini eğitim teslimiyetçi değil sorgulayıcıdır.eğer ayakları yere sağlam basmıyorsa insanın huzuru ciddi ölçüde kaçabilir.buralarda okurken bir maneviyat büyüğünün himmeti altında olmak lazım.

    tasavvuf inanılmaz derecede sorgulanırken ağırlıklı bir felsefe eğitimi verilir.o yüzden ilahiyatçı olarak ekranlara çıkan kişilerin Kuran+sünnet bağlamında konuşup konuşmadıklarına bakarak karar vermek lazım.

    ben bu farklılıktan rahatsız değilim.islam düşünce dini.fakat bu farklılıkların akademik ortamlarda kalması ve halka bu marjinal görüşlerin yansımaması lazım.

    diyanet işleri başkanlığının görüşlerini bağlayıcı buluyorum.Suat Beyinde dediği gibi hanefi-maturidi çizgimiz Diyanet tarafından korunmaya çalışılıyor.bu kadar baskıyla ancak bu kadar hizmet oluyor.

    sevgiler

  10. on 31 Ekim 2006 at 18:05 10.metin-thePoor

    Sevgili Blue Bey,

    Bundan goley ne var! Vallahi de tallahi de size şehr-i Stanbul’un en güzide ve muteber pastanesinden en nefis pastayı ikram edebilirim. Yanında da mis gibi Kurukahveci Mehmet Efendi ve Mahdumları kahvesi, az şekerli ya da şekersiz. Yalnız ufak bir ricam var: Bana kargo için bir adres veriniz -bu pasta için. Kahve için de yarına kadar teknik bir çözüm bulurum. Benim fani vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, emme fikirlerim ilelebet payidar kalacaktır; o yüzden cismen tanışmamızın ne önemi vardır, di mi saygıdeğer dostum?

    Eveeet, bu kadar lakırdıdan sonra yazlığımı şereflendirmezseniz darılırım artık.

  11. on 31 Ekim 2006 at 18:07 11.metin-thePoor

    Suat Beycim,

    Wordpress liginde artık sizinle aşık atamayacağım kesin. İyice gözden düşmüşüm, bitmişim ben!

  12. on 31 Ekim 2006 at 18:14 12.blue

    Sayın deniz,

    O gün bilim adamını da Hülya Avşar’ın orda görenler var. :)

    Sorun bilim adamını bırakıp eğlence programına giden gençlerde değil. Kim Celal Şengör ile Hülya Avşar arasında Celal Şengör’ü seçer ki?

    Ben tarih dersinden nefret ederdim. İki yıl önce bir tarihçinin seminerine gittim. Kümbetleri, dilek taşlarını, kervansarayları bir anlattı ki, yıllardır tarihten uzak durduğum için kendimle hesaplaşmamı sağladı. Anlatan anlatmasını bilecek, anlattığını cazip kılacak… Yoksa seyircim yok diye ağlamayacak.

    Gençler eğlensin… kısmına katılmıyorum. Kelimeyi şöyle tadil edelim:

    “Gençler eğlenmesini de öğrensin, hayatın eğlenceden ibaret olmadığını da, eğlencenin dozunu da…” Ateşe yak, suya ak denir mi hiç? Amaniin ! Kükremiş sel gibi bendini çiğneyip aşan gençler mi istiyorsunuz?

    Hevesini alsın diye kızlarına mini etek giydiren anneler var (bk: annem). Giyindikçe neyin hevesi alınıyor, bu heves ne zaman tükeniyor anlamıyorum. Bak ben de yukarıdaki hoca gibi konuşmaya başladım. Bu bir çeşit zaaf galiba. Kaynağını bağnazlık yerine biraz da şefkatte arasak mesela?

    Kız kardeşim geçenlerde kanser tehlikesini atlattı çok şükür. Dua!

  13. on 31 Ekim 2006 at 18:26 13.metin-thePoor

    Blue Bey,

    Geçmiş olsun efendim. Kardeşinize sağlık ve afiyet dilerim.

  14. on 31 Ekim 2006 at 18:26 14.blue

    Metin-the-humble,

    Nedir bu teşekkuk? Yoksa siz gulyabani misiniz, yahut İyi-Kötü-Çirkin’in Çirkin’i misiniz? Meşguliyetiniz muvazzaf, kadı, yeniçeri ve bilumum bizim gibi mimli adamlarla görülmeyi kaldırmayacak bir vazifeyse anlarım. Yok siz de benim gibi meteliğe atacak kurşun bulamayanlardan iseniz bilin ki;

    Kahve, pasta bahaneymiş,

    Aslolan rüyet-ı şahaneymiş…

  15. on 31 Ekim 2006 at 18:44 15.Bulent Murtezaoglu

    Suat bey hah iste, tedirgin oldugum nokta da bu zaten memlekette girilen hal konusunda. Bakin:

    Öte yandan Doğan tepki çekeceğine Doğan’a cevap yazan bir akademisyen tepki çekiyor. Bu çok ilginç.

    Nesi ilginc bunun? ‘Dine kayitsiz’la ‘din karsitini’ karistirmis, ustune aklina ne gelirse saymis, bir de Doc. Dr. diye akademik titr kullaniyor. Esas ilginc olani gayet guzel giden bir yazida civinan yeri gosterene ‘ilginc’ denmesi. Dogan’i alkislayan bir kalabaligin bloglarini takip ediyormusum ve yapmayin demek gibi bir vazifem varken dememisim gibi. Gucenmedim ama dogru bir hal degil bu. Bunu cok goruyorum, dindarim mesajini yollayan adama laf edeni ugrastirmak gibi bir aliskanlik olabiliyor. (Bir iki defa bariz dogrusunu soyledigim bir tercume kelime konusunda da yasadim bunu, artik yildim ellemiyorum mesela).

    Ayrıca “Dogan cumaya gitmeye takmis, isi imayla bitiriyor” demişsiniz. Yalçın Doğan Cumaya gitmeye takmıyor, bir zihniyeti sergiliyor. Hem imâ falan da etmiyor açık açık söylüyor. Cuma namazı bağlamında dindarlığı “normal” görmüyor. “Üniversitede bir genç normal olarak ne yapar? Ders çalışır, müzikle ilgilenir, sporla uğraşır, zamanını kız ya da erkek arkadaşlarıyla paylaşır, sinemaya, tiyatroya gider, ders kitapları dışında kitaplarla haşır neşir olur, ülke ve dünya siyasetini her yönden kendi arasında tartışır. Yıllar ve yıllardır bu böyle.” diyor. Bu ne demek? “Bundan âla hakaret mi olur?” demiştim öbür yazımda.. Daha nasıl söyleyecek? Doğan resmen hakaret ediyor.

    Simdi, cumaya gitmekle bunlarin ters dusecegi imasi komik hakaretten ziyade. ‘Resmen’ yapilan zaten o ima. Normal degil demek hakaret mi bilmiyorum ben ama sizi uzdugu ortada. Zaten Dogan’in yazisi o konuda tamamen sacma, korkutucu gelmesi devlet gucunun bu fikriyattan hareketle ceberrutlasacagi tahmininden. Ustelik Dogan’in kendisi — yanlis hatirlamiyorsam — devlet baska bir fikriyata karsi ceberrutlastiginda iceri girmis birisi. Ama:

    Sizin “firsat bu firsat korku filmi(!) uyusturucu filani da katmis iyice salliyor.” demeniz anlamsız çünkü “normal olan nedir” tartışmasını açan Yalçın Doğan.

    Bir dakika, nasil anlamsiz? Alintiladigim yerde bariz bir sekilde ‘oteki’ dine kayitsiz degil din karsiti denmis ve bir suru kotu nitelik atfedilmis. Siz bunlari dogru mu buluyorsunuz? Bulmadiginizi tahmin ediyorum. Siz de tepki gosterdiniz, boyle sallamak akliniza geldi mi? Normal degil demek hakaret ise, bunlar nedir? Bu laflarin hedefi Dogan degil ki? Nasil cumaya giden ogrenciler yafta yediyse Dogan’dan, bu sefer gitmeyenler de Toku’dan yiyor. Ben bunu hakaret olarak algilayacak bir pozisyonda degilim, ama ya dindarlik ya uyusturucu/alkol iptilasi, ya dindarlik ya ahlaksizlik, (bunu yeni gordum) ya dindarlik ya sevgisizlik vs. cok islenen seyler ve ya dindarlik ya ilerleme filan gibi kaliplar kadar da manasiz olabiliyorlar. O makalede ortaya konan bir cuval incirin icine katilacak sey degil o taraflara dokunmak.

    Ve yazısında kafasındaki normalleri sıralıyor. Ardından da zımnen anormal olana da dindarlığı koyuyor. Tabi ki o zaman da dindar taraf da karşı tarafa verdiği cevapta kendi anormallerini sıralayacak. Bu oldukça doğal. Ayrıca saydıklarının hangisi yok ve hangisi gençlik için gerçekten tehlikeli değil?

    Buyurun. Iki kutup var, ikisi de sacmalamadan konusamayacak noktasindan hareket edilirse ‘ilk o soyledi’ye indirgenir is tabii. Ancak ve ancak bu sekilde soylenir bunlar noktasindan hareket ederseniz bu dediginiz mumkun. Tekrar soyleyeyim alintiladigim paragrafta, dine karsi kayitsiz olmak yerine is din karsitligina cevrilmis oradan da pornodan uyusturucuya bir suru sey siralanmis. Elbette salliyor yazar, sallamaya — belki de farketmeden — tesebbus etmesinin muhtemel bir sebebi de okuyucusunun ayni yukarida soylediginiz gibi kimin baslattigina ve sayilanlarin zararina atifla cirkin isin cirkinligini dogal ve hakli gosterecegini bilmesi. Boyle bir cekismeden ve saflasmadan hayir gelir mi? Bunda siz/biz yapip gonullu oyuncu olmak yerine birbirine mukayyet olup tip fikirlere sapilmasina engel olunmaya calisilmali herhalde. Bu baglamda Blue bey’in soyledikleri gayet makul bence, buyuk olcude katiliyorum (hatta Turkiye’de akademik terbiye verecek cok kurum olmadigi icin tamamen katiliyorum diyebilirim — ne verdik ki bu insanlara ne istiyoruz filan gibi bir yaklasimla.).

    (Istatistigin aciklamasini anladim, tesekkurler)

  16. on 31 Ekim 2006 at 18:51 16.Suat Öztürk

    Metin Ağabey,

    Wordpress liginde artık sizinle aşık atamayacağım kesin. İyice gözden düşmüşüm, bitmişim ben!

    Estağfirullah, sen artık döndün, çok yakında koltuğu sana devrederim..Buna eminim…

    Blue bey kardeşim,

    Çok geçmiş olsun. İnşallah tekerrür etmez..

  17. on 31 Ekim 2006 at 18:59 17.Bulent Murtezaoglu

    Bu arada Blue bey, ODTU icin soylediginiz namaz kilan sayisini yutmuyoruz. Gomonis yuvasi orasi, icinde jandarma dolasa, herkes fislene ve bu dusmanlarin basi ezile.

    Soytarilik bir tarafa, ben de hatirladigimi anlatayim.

    80lerde boyle problemler on planda degildi, devlet namaz kilandan degil komunist militan olur diye solculugunu on plana cikartanlarla ugrasirdi. O zaman aldigimiz hava komunislere karsi ‘bir olcude’ dindarligin zimnen tesvik edildigi yolundaydi. Bogazici U’de bile simitci gazeteci filanin polis oldugunu dusunurduk. “Eylem” 1 Mayis’ta okul hoparlorunden enternasyonel caldirma, istiklal marsi calinirken ahalinin gozunun icine baka baka ya oturma ya dolasma ya baska bir abuk subuk isi ozellikle yaparak renk belli etmek ve pis/acayip giyinmekten ibaretti. Bu 12 Eylul’den iki uc sene sonraki hal. 70lerde ve 90larda birtakim boykot vs. eylemlerin oldugunu biliyorum ama mesela o senelerde tamir olmamis olan ITU bodrumundaki atis poligonu filan gibi seyler yoktu BU’de (bunu goren arkadaslarim var ben gidip bakmadim). Ha bu arada o komunist guruptan tanidiklarim vardi su veya bu sebeple 12 Eylul’de gozalti filan gormus ama hukum giymemis. Birine 92′de rastlamistim hala pasaport alamiyordu. Devlet sadece ve devamli dindarla ugrasir gibi bir hava yaratanlardan 40-45′in ustunde olanlarin bunlari anlatmamasini anlamiyorum, kendileriyle ugrasilmis Yalcin Dogan gibi adamlarin da paralleligi gorup anlatmamalarini anlamiyorum. 12 Eylul olup ’sol’ tasfiye edilmeseydi simdi problem olarak gorulen siyasal Islam ne halde olurdu onu konusan da pek yok benim cok kistli perspektifimden gorebildigim kadariyla. Neyse.

    Muhendislikte birkac bolum haricinde zaten kiz filan yoktu pek (benim elektrik sinifimda iki kisi vardi galiba, elli kisi icinde), adamlar da pek dindar degillerdi ama icki micki de icmezlerdi benim bildigim. Oyle beraber yasama yok bilmemne once lojistik sebeplerle olacak is degildi. Ev acacak paramiz yoktu, buna razi olacak kiz da yoktu, dindar veya degil anne babalara da boyle seyler yapilacagi soylenemezdi zaten. Ogrencilerin tasvip edip etmemesi onemli degil, cunku yapilabilecek bir is degildi bunlar cogunluk icin. Ben calisiyordum fena para da kazanmiyordum kendimce ama aklima bile gelmezdi oyle eve cikayim bir kizla diye — maddi/manevi acidan mumkun olmadigini dusunurdum. Bazi evi/ailesi Istanbul disinda olan solcular yapardi boyle isleri, bazi insanlar da o kizlarin pesine dusup solcu olurdu. Bu bakimdan bir serbestlik olduysa cocuklar seks icin solcuymus gibi yapmaktan kurtuldu demektir, fena olmamis. O zamanlar video cihazi internet filan olmadigindan porno durumunu bilmiyorum, maclarda kismen acik sacik gazeteler satilirdi onlara bakardik. Uyusturucu filan konusunda kimisi o sira moda olmaya baslayan ‘Adnan Hocaci’liga ve turevlerine ragbet eden, ne yapacagini sasirmis zengin profilindeki cocuklardan suphelenirdim ben ama onlar cogunlukla hakkinda ‘essek baglasan bitirir’ denen bolumlere giderlerdi.

    Bu arada Metin bey, aramizda 5-6 yas var benim anladigim kadariyla ve dolayisiyla siz bunlari benden cok daha iyi biliyorsunuz (tabii baska bir gomonis yuvasi okula gitmis olmaniz ayri mesele). Her turlu yorumu gelip yapacagim sizin siteye soz ama yukarida yanlis seyler diyorsam o zamanlardaki haller icin belki biraz acip duzeltiverseniz ne iyi olur? Faydali olmaz mi? Bunu asil yapacak insanlar olan eski solcular basinda ‘oteki’ hakkinda korku dagitiyorlar, sizin yasitlarinizin biraz ellemesi faydali olur bence.

  18. on 31 Ekim 2006 at 19:05 18.blue

    Suat abi,

    “Hoşgeldin. Güzel bir tasnif. Eline sağlık. Bunu daha da geliştirmek lazım..”

    Abi bana geliştirmekten bahsetmeyiniz. Daha kronolojik islam tarihi konusunda hiçbir şey yapamadım. Suçluluk duyuyorum. Paso okuyorum. Bir başlayım dedim başlamakla kaldı. Şimdi kütüb-ü sitte okuyorum. Hayırlısı bakalım ne çıkacak.

    Abi senin bu blog’unda rahat ediyorum. Hadiste müslümanlar biraraya gelince üzerlerine sekinet iner, diyor ya; senin alemde de öyle bir durum var. Kusura bakma, böyle uluorta yazıyorum. Ankara’da da Arife hanımla kulağını çınlattık. İyi ki varsın…

  19. on 31 Ekim 2006 at 19:18 19.metin-thePoor

    Blue Bey,

    Yaw niçün celallendiniz birden öyle? Şaşırdım kaldım walla!

    Tahminlerinizin hiçbiri doğru değil. Çok daha masum bir (belki de iki) nedenle şimdilik görünmez adamı oynamak istiyorum. Daha doğrusu şöyle ifade edeyim: Şimdilik Metin-thePoor olarak halimden memnunum. İleride kim ölür kim kalır belli m’olur!

    Kargo olayında ister inanın ister inanmayın ciddiyim!

  20. on 31 Ekim 2006 at 19:21 20.metin-thePoor

    Anaaa! Yoksa Ankara’da mı ikamet eyliyorsunuz Blue Bey? Eğer öyleyse lütfen benim hatırım için Cebeci’de Mülkiye’nin karşısındaki bir yerde kahve içiniz. Ben öderim hesabı bir şekilde.

  21. on 31 Ekim 2006 at 19:23 21.Suat Öztürk

    Bülent bey,

    Bilmiyorum farklı yerlerden mi bakıyoruz ama burada Toku’nun eleştirisi din karştlığı eleştirisi değil. Bir zihniyeti eleştiriyor ve dindarlığı anormal gören zihniyete öncelik sırasına almadığı “anormallikleri” soruyor..

    Buradan nasıl oluyor da Toku’nun sayıp döktüğü argümanları “din karşıtlığı” ile özdeşleştirdiniz cidden anlamadım. Büyük ihtimalle Toku’nun saydığı naneleri yiyenlerin içindeki gençlerden Cuma’ya giden de vardır. Ben böyle bir cumaya giden-gitmeyen ayrımı yaparak karşı tarafa bu ayrımdan hareketle “işte siz de böylesiniz” olarak okumadım o yazıyı. Acaba ben mi yanlış okuyorum? Asıl ayrımı yapan Doğan ve bunun üzerinden vahim tablo adıyla paranoyaklaşan da o. (Siz de bunu belirttiniz zaten.)

    Bakın orada Toku Yalçın Doğan’ın zihniyetine atıfla; “Üniversitedeki “normal” bir gencin mutlaka din karşıtı olması mı gerekiyor?” sorusunu sorduktan sonra virgülle devam etmiyor. Bu soruyu ayrı bir kategori olarak soruyor, nokta koyuyor ve ardından devam ediyor: “Normal” olmak için ille de flört etmek, çılgın-popüler müzik dinlemek, uçuk-kaçık korku ya da porno filmleri seyretmek,..ilah…” Bu cümlede virgülle ayrılanlar arasında “din karşıtı olmak” ifadesi de geçse, amenna.. O zaman kesinlikle haklısınız. Yani “din karşıtları bunları da yapar ya da “cuma namazına gitmeyenler de bunları yapar” anlamında değil bu..

    Ama ben yanlış da algılamış olabilirim tabi. Elbette “Cumaya gitmeyenler ahlaksız” ya da “din karşıtı olanlar uyuşturucu kullanır” vs. gibi bir sorunlu önermelere kesinlikle katılmadığımı belirtmeme gerek yok herhalde..

    Benim yazıdan anladığım Yalçın Doğan’ın yaptığı -bana göre- hakarete karşılık dindar taraf da karşı tarafta verdiği cevapta gençlik için gördüğü asıl anormallerini sıralıyor. Ve -mealen- “bunları sorgulamak varken neden dindarlık anormal olarak görülüyor” diyor. Polemik tipi yazılarda bunlar olur. Bunu söylemeye çalışıyorum. Bu fayda getirmez elbet bunu söylemeye bile gerek yok, ama mütekabiliyet mi var ki yayınlar arasında? Y.Doğan’ın ki gibi sözler her zaman duyduğumuz vaka-i adiyeden artık. Sadece medyadan da değil. Devletin en üst tabakalarından bile benzer şeyleri duyuyoruz. Hem de yıllardır. Bunlar söylendikçe de cevaplar vermek elzem oluyor, her ne kadar tartışmanın sadra şifası olmasa da..

    Aman Bülent bey, küsmek ne demek? Sizi üzmek en son isteyeceğim şeydir. Kırdıysam da özür dilerim gerçekten.. Dediğim gibi ben yanlış algılamış olabilirim yazıyı.. Yoğun iş güç, vallahi şu anda uğraştığım işleri görseniz ve pc de açık pencereleri bilseniz “ne işin var blogla falan dön işne bak“  dersiniz.. :-))

    Saygılar..

  22. on 31 Ekim 2006 at 19:28 22.Suat Öztürk

    Blue Kardeşim,

    “Abi bana geliştirmekten bahsetmeyiniz. Daha kronolojik islam tarihi konusunda hiçbir şey yapamadım. Suçluluk duyuyorum. Paso okuyorum. Bir başlayım dedim başlamakla kaldı. Şimdi kütüb-ü sitte okuyorum. Hayırlısı bakalım ne çıkacak.

    Valla haklısın. Kronoloji konusnda sen bana mahcupsun ben de sana. :-)) Hayırlısı diyelim..

    “Abi senin bu blog’unda rahat ediyorum. Hadiste müslümanlar biraraya gelince üzerlerine sekinet iner, diyor ya; senin alemde de öyle bir durum var. Kusura bakma, böyle uluorta yazıyorum. Ankara’da da Arife hanımla kulağını çınlattık. İyi ki varsın…

    Çok teşekkürler sevgili kardeşim, bilmukabele.. Aynen ben de sizlerin yanında kendimi çok iyi, rahat ve huzurlu hissediyorum. Geleceğe dair umutlarım çoğalıyor. Arife Hanım’la görüştüğünüz çok iyi olmuş, çok sevindim.. İnşaallah bir sonraki görüşmemize katılabilir..

    Ayrıca dilediğin gibi yazabilirsin, rahat ol.. Burası hepimizin..

    Hürmetler..

  23. on 31 Ekim 2006 at 19:35 23.metin-thePoor

    Bülent Bey,

    Suat Bey’le bugün aynı konuyu işlemişiz. Fakat ben Neşet Toku’nun -ki ilk defa duydum adını, tanımıyorum- yazısını okuduğumda açıkçası sizin işaret ettiğiniz duruma takılmamıştım -gerek duymadığımdan değil, kaçırmışım. Şimdi yanyana getirdiğimde rahatsız oldum biraz. Yazının geri kalan kısmındaki düzeyle pek uyuşmamış hakikaten -her ne kadar Suat Bey dostumun size hitaben verdiği cevaplara da itirazım yoksa da.

    Şimdi Yalçın Doğan’la Neşet Toku’nun laflarını altalta yazınca rahatsız olmamak elde değil:

    Üniversitede bir genç normal olarak ne yapar? Ders çalışır, müzikle ilgilenir, sporla uğraşır, zamanını kız ya da erkek arkadaşlarıyla paylaşır, sinemaya, tiyatroya gider, ders kitapları dışında kitaplarla haşır neşir olur, ülke ve dünya siyasetini her yönden kendi arasında tartışır. [YD]

    Üniversitedeki “normal” bir gencin mutlaka din karşıtı olması mı gerekiyor? “Normal” olmak için ille de flört etmek, çılgın-popüler müzik dinlemek, uçuk-kaçık korku ya da porno filmleri seyretmek, alkol ya da uyuşturucu kullanmak, evlilik dışı birlikte yaşamak mı lazım? [NT]

    Fakat yine de bu yazıyı, bu eklentileri yapılmamış varsaymaya çalışarak önemsiyor ve alkışlıyorum. Hem sizi hem de Suat Bey’in itirazlarını da dikkate alarak ve değerlendirerek…

  24. on 31 Ekim 2006 at 19:40 24.metin-thePoor

    Şimdi gönderdiğim yorumu kendim okuyunca rahatsız oldum. Pembe gülüm deste deste havası yaratmışım biraz! Muradım o değil halbuki. Neyse, bugünlerdeki telaşeli halime verin lütfen.

  25. on 31 Ekim 2006 at 19:48 25.metin-thePoor

    Bülent Bey,

    Diğer yorumunuzla ilgili olarak da şunu söyleyeyim. “Bizim zamanımızda” (bu lafı ettiğime göre yaşlandım galiba!) kendilerine “devrimci” diyen sosyalistlerin kahir çoğunluğu (kırsal kökenliler) “bacı” muhabbeti yaparlardı. İlle de bacılıktan istifa edecek/ettirileceklerse de “devrimci” cinsinden de olsa bir “nikah” şarttı! Demek ki komünist de olsalar, “kültürel müslüman”dılar -mı desem ne desem!

  26. on 31 Ekim 2006 at 19:48 26.Bulent Murtezaoglu

    Valla Metin bey benim aklima gelen ama once kikirdeyip sonra bu kadar hinzirlik yapmayayim diye yapmadigim seyi yapmissiniz. Efendim iste ‘toplum’ bu islere de yarar, surada 5-10 kisi daha olsa belki hic yazmayacagim cunku yazacagimi baskasi yazacak diye dusunuyorum. Daha ala gonullu is bolumu mu olurmus? Kaldi ki tas atip da kolumuz mu yoruldu, oturdugumuz yerden ve birbirimizden cok uzaktayken yapiyoruz bu isleri. Istedigimiz ‘Konusan Turkiye’ boyle olur diyecegim ama birisi o lafin kimden ciktigini hatirlayip kafama monitor atabilmeyi arzulayacak simdi. O yuzden Papa gibi ‘iste sunu ben demiyorum’ yapayim.

  27. on 31 Ekim 2006 at 19:51 27.Bulent Murtezaoglu

    Aman Bülent bey, küsmek ne demek? Sizi üzmek en son isteyeceğim şeydir. Kırdıysam da özür dilerim gerçekten..

    Aman yok ‘gucenMEdim’ yazmistim ben, ama malum bazen beceremiyorum aklimdakini yazmayi. Kesinlikle boyle birsey yok benim tarafimda da.

    Kalanini anladim ama ben oyle okumadim onu. Blue beyin de isaret ettigi gibi ‘kacmis’ olabilir cunku makalenin ana fikri buna dayali degil. Neyse hic isinizi filan ihmal etmenize luzum yok, ben devamli ekran basindayim ve uyumadigim zamanlarda ‘calisiyorum’ diyebiliyorum, bazen de gozume batan seyi yazmak calismaktan cazip gelebiliyor. Daha rahat zamanda daha rahat da konusuruz bu basin varken firsat bitmez zaten.

  28. on 31 Ekim 2006 at 22:52 28.Ayşenur Bulut

    Metropol Araştırma Şirketi’nin 30 üniversiteden 4 bin 449 gençle yüz yüze görüşme tekniği ile yaptığı ankete göre, üniversite gençliğinin yüzde 63’ü düzenli olarak Cuma namazı kılıyormuş….

    Yalçın Doğan’ın etekleri tutuşmuş bu haberi duyunca . Haberin Doğruluğundan da emin değilken hatta . Çünkü Doğan , şehit toprraklarında yaşayan TC gençliğinin , dıdısının dıdısı vatan müdafasında şehit vermiş bir neslin evladı olan , ( hatta bu dıdısının dıdısı savaşta bile cephede namaz kılarmış yaaaa )bu topraklarda doğmuş ve büyümüş her namaz kılan gencin “haftada bir gün 15 dk” cuma namazı kıma ibadetini yerine getirmesini bu vatana ve dıdısının dıdısına yaptığı “siyasal bir ihaanet” olarak görüyor . Ben başka bir noktaya değinmek istiyorum(okuyucu yorumlarından ayrı olarak) : Korkmaya hiç mahal yok aslında .Yalçın Doğan, laik bir devlete bağlı dini bir kurum olan Diyanet ‘in her cuma vaazında metni hazırlayan kurum olduğunu ve bu metinlerde yer alan “belirli gün ve haftalar ” çizelgesini bilse idi hiç mi hiç korkmazdı.(!)Abdullah Yıldız’ın vakit’teki yazısındaki bir paragrafa da göz atalım.Buyrun : ” Siz ne düşündünüz bilemem, ama ben Yalçın Bey’in açık sözlülüğünü takdir ettim; eğer daha net olarak, ‘bu ülkede İslâm’ın yaşanmasından rahatsızım’ deseydi, takdirimiz artardı. Mesela, Müslümanları, “günde beş vakit kıçlarını havaya diken toplumlar” diye tanımlayan Oriana Fallaci, mert ve net bir İslâm karşıtıdır.” Yalçın Doğan çok mu paranoyak olmuş ne baksanıza boşuna telaşlanıyor halbuki Fallaci namazı nasıl görüyor ? (!)

  29. on 31 Ekim 2006 at 23:00 29.Ayşenur Bulut

    Suat Öztürk says :

    “Bülent Bey,

    Basin ima ve karikaturle tribunune oynayacagina nasil oluyor da %65′i cumaya giden bir kalabaligin %41′i basortu yasagina kayitsiz kalir (veya taraftar olur) sorusunu merak etse? (BM)

    Bunun yanıtını bulmak zor değil. İbadetini yapan müslümanlar arasından da ilkesel olarak devlet dairelerinde türbanın yasak olması gerektiğini düşünenler var. Hatta yine ibadetlerini yerine getirdiğini belirtip siyasal sebeplerle kullanıldığnı düşündüğü için üniversitelerde de başörtüsü yasağını destekleyenler de var. Yine türbanın İslamî şart değil bir yorum olduğunu, bu yüzden takılmayabieceğini düşünenler var. Ve cevaplardaki “devlet daireleri dahil heryerde” ifadesi bu bakımlardan önemli. Dolayısı ile ilgili orana dayanarak denekleri homojenleştirmek yanlış.”(S:Ö)

    Suat Bey alternatifleri sunarken ne kadar da haklı ! İbadetler allah rızası için yapılır yahut vaadelinen  cenneti kazanmak için . Ama ibadetlerin farz , vacib , sünnet gibi ayrımları vardır . Namaz , oruç , başörtü(tesettür) müslümanlar tarafından değişik sınıflandırılmaya sokulabiliyor.Mesela oruç tutmak…Toplumumuzda oruç tutmayanlar nasıl yadırganıyor ve aşağılanıyorsa yine oruç gibi farz olan namaz ibadetini yerine getirmeyenler ise herhangi bir kınamaya maruz kalmıyor.Oruç müslüman toplumumuza mal olmuş bir Türk geleneği gibi karşılanıyor.Başörtü meselesi isa daha çetrefilli bir durum … İşin içine siyasi emeller giriyor ! Allahın ayetleri hükümleri kesin bir şekilde ortada iken kulların ibadetler arası ayrım yapması hatta ibadetlere ideolojik anlamlar yüklemesi 2 mübalağalı karikatüre dönüyor ne yazık ki(!) (bülent beyin söylemi ile )

  30. on 31 Ekim 2006 at 23:20 30.Ayşenur Bulut

    Ziya Paşa’nın sözünün Türkçe anlamı :

    “Yarasaların gözü ışık,aydınlıktan rahatsız olurlar .”

    Suat Bey , YD’nin sözlerini müslüman topluma bir hakaret olarak nitelendiriyor.Pek ala da haklıdır . Müslümanlar namaz kılarken Fallaci’nin betimlediği bir fiziksel egsizsizden çok daha fazlasını yapar.Maksadım namazın faidelerini saymak değildir ama bu ince nüansa bir katkım olacak.

    YD normal gençliği şöyel betimlemiş :

    “Ders çalışır, müzikle ilgilenir, sporla uğraşır, zamanını kız ya da erkek arkadaşlarıyla paylaşır, sinemaya, tiyatroya gider, ders kitapları dışında kitaplarla haşır neşir olur, ülke ve dünya siyasetini her yönden kendi arasında tartışır. Yıllar ve yıllardır bu böyle.”

    metin-the poor’un bize kıyas imkanı kazandıran NT alıntısı ise şöyle :

    “Üniversitedeki “normal” bir gencin mutlaka din karşıtı olması mı gerekiyor? “Normal” olmak için ille de flört etmek, çılgın-popüler müzik dinlemek, uçuk-kaçık korku ya da porno filmleri seyretmek, alkol ya da uyuşturucu kullanmak, evlilik dışı birlikte yaşamak mı lazım?”

    YD aslında bal gibi de NT gibi söylemek istedi.NT ‘nin araya sıkıştırdığı ve Bülent BEy’in “korku filmine”benzettiği gençlik tablosu YD’nin tepkiden korkan söylemleri.Süslemeye çalışsa da aslında gençlik tam tamına da böyle (ne yazık ki)Artan okullardaki şiddeti haberleri, uyuşturucu kullanma yaşının 12lere düştüğü gibi vahim haberler “normal”bir gençliğin örnekleri.Aksi bile olsa YD gençliğe de hakarette bulunmuştur çünkü gençliği sorgulamadan uzak,yeme-içme-gezme gibi rutin işlerle uğraşmaktan başka bişey yapmayan,tek bildiği ilişkinin kız/erkek olan bir gençlik olarak betimlemiş.Hani Atatürk’ün cumhuriyeti emanet ettiği ve TC’yi muasır medeniyetin ötelerine taşıyacak gençlik.Hani Atatürk ilkeleri Sayın YD ?

    Yarasalar ışıktan rahatsız olur Nt ne kadar da haklı :

    “Türkiye’deki “sözde demokrasi ve sözde hukuk devleti” taraftarları, kendi pozitivist inançlarını “aydınlanma”, “modernite”yi de radikal din karşıtlığı olarak tanımladıklarından, maalesef dinle ilgili temayüllere “vahim” demekten ve bu temayülleri sergileyenleri de “öcü” ve de “tehlike” şeklinde göstermekten kendilerini alamıyorlar”

  31. on 31 Ekim 2006 at 23:21 31.Ayşenur Bulut

    Uzun yorumlarımla ilgili bloğu ziyadesi ile işgal etmiş bulunuyorum ; mazur görünüz.

    Baki Selam…

  32. on 01 Kasım 2006 at 00:28 32.Tunç

    Selamlar,

    Yaziyi okuyunca bir sürü sey gelmisti aklima, Bülent ve Suat

    beylerin yorumlarini okuyunca biraz kafam karisti!

    Önce Blue Bey Kardesime geçmis olsun diyorum kiz kardesi için.

    Fransa’ya ilk geldigimde domuz yemedigim ve alkol kullanmadigim için bazi türklerden acayip tepki almistim, kimse darilmasin ama büyük kismi da Galatasaray lisesi mezunu idi, yeni kusak ile eski kusak galatasaraylilar arasinda ciddi bir fark var galiba. Çünkü hayatta en çok saygi duydugum kisilerden de üçü gene bu liseden mezun.

    Fransiz arkadaslar ise çok saygili oldular hep. Meselâ evlerine ilk gittigim kisiler hep sormuslardir, “bizim senin karsinda alkol içmemiz seni rahatsiz eder mi?”. Bizi davet ettikleri noel yemeklerinde bile masaya domuz eti koymamaya çok dikkat ederler hep.

    Ukalaliklari yüzünden elestirdigimiz fransizlarin bizim yobaz laiklere ögretecekleri çok sey var ama türkler Paris’e geldiklerinde türk tezgâhtarlarin çalistigi Duty Free dükkânlarindan çikmiyorlar ki!

    Yalçin Dogan gibi yobaz laiklerin henüz anlamadigi sey su : Toplumsal baris = Homojenlik teorisi yanlis. Herkesin ayni ölçüde inandigi (veya inanmadigi), herkesin ayni mini etegi (veya çarsafi) giyip

    diskoya/camiye gittigi toplumlarda huzur olmuyor.

    Tartismayi genislemtmek açisindan aklima gelen ikinci nokta da su : Manevi açlik insani bir duygu. Bunun bilimle veya baska bir seyle doyurulmasi imkânsiz. Bu yüzden de bilimde ileri (/geri) olmak ile maneviyat arasinda bir korelasyon yok kanimca.

    Dostlukla

    Not : Cumaya gidip gitmemekten öte insanlarin kalplerindeki imani ölçebilen bir arastirma yapilirsa herhalde Yalçin Dogan kalp krizi geçirir! Ne diyelim, kizmayalim, ibret alalim, ALLAH kimseyi onun durumuna düsürmesin, ALLAH onun da gözünün önündeki perdeyi kaldirip kurtarsin bu kulunu. Amin

  33. on 01 Kasım 2006 at 08:59 33.Suat Öztürk

    Ayşenur Hanım,

    Teşekkürler değerlendirmeleriniz izin.. Ayrıca estağfirullah efendim, meşgul etmek ne demek.. Hee daim katkılarınızı beklerim..

    Hürmetler..

    Tunç Bey kardeşim,

    Çok teşekkürler değerlendirmen için.

    “Manevi açlik insani bir duygu. Bunun bilimle veya baska bir seyle doyurulmasi imkânsiz. Bu yüzden de bilimde ileri (/geri) olmak ile maneviyat arasinda bir korelasyon yok kanimca.

    Kesinlikle haklısının.. Comte’nin pozitivist tezlrine göre aslında inanlık şu anda bilim safhasına gelmeli her türlü metafizik inançtan kurtulmalıydı. Comte fena yanıldı, fikirlerini yeşerttiği yerde bile artık tezlerinin yanlışlandığı kesin olarak kabul ediliyor.

    Ama ne hikmetse herşeyi geriden takip eden bizim taife halen pozitivizmde takılıp kalmış vaziyette..

    Hürmetler..

  34. on 01 Kasım 2006 at 15:16 34.Vecihe

    Büyükler konuşunca yazamayacak kadar ürkek oluyor insan.Burdayım,okuyorum,kendimce yorumluyorum.Bütün yorumcuların yaklaşık aynı fikirlerde buluşmasından çok da haz aldım.Buralarda olduğumu bilin istedim Suat Bey!Yine güzel konu tercih etmişsiniz.Saygılarımla selamlar..

  35. on 01 Kasım 2006 at 15:45 35.ırmak

    Suat bey,

    İzin verirseniz bir kaç soru sormak istiyorum. İmam-ı Gazali’yi okumamı tavsiye buyurmuştunuz. bu meyanda küçük bir bilgi paylaşmak istiyorum. İslam filozoflarından İmam-ı Gazali’nin Hüccetil İslam ünvanına sahip olduğunu biliyorum. çok önemli bir payedir bu. İmam Gazali öğretilerinde genellikle cehennemden bahsetmiştir. Bu da o dönemlerde insanlarda bir iman problemi olmadığını gösteriyor. Ama günümüz insanının bir iman problemi vardır. günümüz insanına cehennemden bahsettiğimiz zaman O’nu ürkütmüş olmaz mıyız?

    yani bu eserlerden elbette istifade etmeliyiz ama günümüz insanının çok fevkinde eserler bunlar.

    diğer taraftan İmam gazali’nin şu tespitleri de çok çarpıcıdır; İbn-i sina ve Farabi gibi dahilerin adi bir mümin derecesine düştüklerinden dem vurmuştur. ben bu bilgileri okuyana kadar her iki filozofunda böyle bir gayya kuyusuna düştüklerinden haberdar değildim.

    bir soru daha: Buda bir peygamber miydi?

    üzgünüm dağınık düşünmüş olabilirim.

    saygılarımla

  36. on 01 Kasım 2006 at 16:26 36.Tunç

    Her paranoyanin arkasinda bir gerçek yatar!

    Veya Yalçin Dogan gibi insanlarin namazdan korkmasini yeniden düsünmek…

    Havali olsun diye böyle bir baslik attim, Yalçin Dogan’in acemice ifade ettigi vehimleri aslinda daha genis bir korkunun bir parçasi ve bu bütün içinde de gerçek hatta yerinde korkular olabilir.

    Açiklayayim : Lübnanli hristiyan arap Amin MAALUF’un öldüren (öldürücü) kimlikler adli kitabini yeni bir kez okumaya baslamistim. Yazar “biz araplar neden bati uygarligindan kolaylikla istifade edemiyoruz?” diye sorguluyor.

    Ister istemez çagdaslik, ilericilik, gericilik ve geleneksellik eksenleri üzerine kayiyor tartisma. Yerinde saptamalar var ve kendisini ister kemalist ister islamci olarak algilasin her türk aydininin egilmesi gereken noktalar bunlar :

    1) Batinin teknolojik ve ekonomik ilerlemesi bir hayranlik uyandiriyor,

    2) Bu ilerlemenin çözemedigi hatta agirlastirdigi sorunlar ise müslüman olmayanlarin dahi kafasinda bir çok süphe olusturuyor ki en önemlileri sefalet (hem yerel hem de uluslararasi) ve çevre sorunlari,

    3) Arap ve Islâm dünyasi geçmisteki ve bugünkü haçli seferlerine nefretle bakiyor.

    Bu bakimdan gene yazara göre Misirli Nasser veya Atatürk gibi batiya endeksli liderlerin getirdigi degisimler eninde sonunda sert tepkiler ve karsi devrimlerle sonuçlaniyor.

    Kanimca bugünkü Islâm hareketinde henüz olgunluga ulasmamis bir nokta var ise o da

    birlestirici bir söylem eksikligi. Bir çok müslümanin söylemlerini ders verici, had bildirici

    buluyorum. Hatta sünni Islâm etrafinda bir üniterlik arayisi var ki bu da bana kemalizmi hatirlatiyor.

    Bu açigi kapatma yönünde yapilan dogru islerin arasinda ise Zaman gazetesinin Etyen Mahçupyan gibi bir yazara sayfalarini açmasi var.

    Yalçin Dogan gibi kimseleri bir kenara birakip Çok uzaga gitmeden, GELENEK ve AKYOL’dan tanidigimiz

    severek okudugum Cengiz Cebi Bey’i ele alin.

    Hiç zannetmiyorum ki gecelerini Kur’an okuyarak geçirsin veya çocuklarini Kur’an kursuna göndersin.

    Gene Baris Bey aklima geliyor. Ayrica “Yorumcu” gibi akli basinda kemalistler var, Demirkan Bey gibi

    klasman disi arkadaslar var.

    Müslümanlarin yeni söylemi iste böyle dostlarin da kolaylikla imza atabilecegi bir söylem olmali.

    Orta okulda girdigim bir din dersinde ögretmen “tahtaya kalkip namaz kilacaksiniz” deyince çok rahatsiz

    olmustum. Herkes evlatlarina istedigi dini egitimi vermekte (/verMEmekte) serbest olmali.

    Iste bu baglamda ne AKP ne de diger “islamci” liderler henüz sinifi geçmediler.

    Suat Bey, Sizin geçenlerde anlattiginiz olay geldi aklima. Cuma çikisinda arkadasinizin

    nikahsiz yasadigini ögrenmeniz, … Atatürk Türkiye’nin karmasik yapisina karsi fransizlardan

    kopyalama “üniter” bir sema koymak istedi. Fransa’da bile iflas eden bu semayi bizim yobaz kemalistler

    hâlâ dayatiyor.

    Akli basinda müslümanlarin ayni hataya düsmemesinde fayda var. Iste Yalçin Dogan gibi

    insanlarin namazdan veya basörtüsünden korkmasini bu baglamda degerlendirmek gerek diye

    düsünüyorum.

    Dostlukla

  37. on 01 Kasım 2006 at 17:37 37.Suat Öztürk

    Vecihe Hanım,

    Teşekkür ederim. Efendim neden ürküyorsunuz, hem estağfirullah biz “büyükler” değiliz, birçoğumuz sıradan insanlarız. Burada fikirlerimizi paylaşıyoruz. Okumakla yetinmeyin lütfen siz de katılın..

    Hürmetler..

  38. on 01 Kasım 2006 at 17:43 38.Suat Öztürk

    Irmak Hanım,

    Ben Gazali’nin eserleri derken aslında felsefi eserlerini kasdetmiştim. Teolojik argümanlarını, fiklozoflarla olan tartışmalarını yani. Mesela mekasid ile tehafüt gibi.

    Tabi Gazali’ ele avuca sığmayan bir zeka. Üstüne konuşmak haddime değil. İslam’ın üç ekolünü de gezmiş ve irfanda demirlemiş. Eserlerine de bunlar yansımış dönem dönem. Cehennemden de bahsetmiş, cennetten de dünyadan da. Akıl ve nassdan da bahsetmiş, evrenden ve felsefeden de..

    Sizin söylediğiniz anlıyorum tabi ve hak da veriyorum. Mesela Gazali’nin “İhya”sı bence günümüz insanına hitap etmiyor. Ben daha çok Gazali’nin “varlık felsefesi” ve “tevhid” bağlamındaki eserlerini daha önemli buluyorum.

    Gazali ile filozofların tartışmasını basite indirgeyip hüküm vermeye çalışmak doğru değil. Bu konuyu daha önce bir yazımda işlemiştim. Konu hakkındaki fikirlerim için oraya bakabilirsiniz:

    http://gelenek.wordpress.com/2006/09/28/gazali-ibn-i-rusdu-dover-mi/

    Buda konusunda kesin olarak “peygamberdir” demek yanlış. Ama pek çok İslam alimi Buda’nın Zerdüştün, Brahman’ın, Konfiçyus’un, Krişna’nın, Mani’nin peygamber olduğunu düşünüyor.

    Burada şöyle düşünmeliyiz. İslam son dindir, bunda şüphe yok. İslam’ın son ve evrensel olması yanında aynı zamanda tarihsel yönü de vardır. Ortadoğu’da doğmuştur, oranın insanları ilk muhataplardır. Dolayısı ile ortadoğuya gönderilen peygamberlerin, o coğrafyanın nebilerinin kıssalarını anlatmış, örnekler vermiştir. İnsanlar oraya gönderilen peygamberleri tanıyorlar, hikayelerini doğru-yanlış biliyorlar. İslam o coğrafyaya gönderilen peygamberler hakkındaki yanlış kullanılan ifadeleri tahsis etmiş saf bir tevhid inancını yeniden ve kuvvetli, bir şekilde tesis etmiştir. Yahudiliğin ve Hristiyanlığın muharref yönlerine işaret etmiş, bunları tahsis etmiş, Eski ahitte Allah’a ve peygamberlere atılan akıl almaz iftiraları şiddetle reddetmiş ve “işte çekişip durduğunuz meselelerin gerçeği budur” diye kesin olarak doğrusunu anlatmıştır.

     Ve  buradan modellemeler yaparak evrenselliğini ve Hz.Muhammed’in son peygamberliğini ilan etmiştir..

    Şöyle düşünelim. Diyelim ki İslam Mekke’de değil de Çin’de, Hindistan’da ya da İran’da doğdu.. Ve o bölgeye gönderilen peygamberlerin bozulmuş öğretilerini düzeltti, doğrusunu gösterdi. (Mesela Buda’nın) Ve diyelim ki Hindistan’da doğması hasebiyle Hz.İsa’dan, Hz.Musa’dan hiç bahsetmedi. Ve biz günün birinde Hristiyanlık ile karşılatık. Acaba hangimiz Hz.İsa -haşa- “Tanrının oğludur” diyen mevcut Hristiyannlığı ilahi kaynaklı bir din, Hz.İsa’yı da peygamber olarak görebilecektik? Bugünkü Hristiyanlığın , Hz.İsa’nın ilk mesajıyla uzaktan yakından alakası var mı? Yok. Aynı şey Yahudilik için de geçerli. Kur’an da geçmese Eski Ahit’in muharref bir ilahi öğreti olduğunu düşünmek oldukça zordur.. Çünkü içinde akıl almaz ifadeler, Allah’a ve peygamberlere iftiralar vardır. (Kur’an bunların tamamını tahsis etmiştir)

    Yani kıyası böyle yapmalıyız. Buda ve öğretisinin de başına Hristiyanlığın başına geldiği gibi bir tahrifatın gelmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Sosyal entropi hızla İlahi öğretileri aşındırmış bazen ilk çıkış zamanından 100-150 yıl sonra bile tanınamaz hale getirmişti. (Mesela elimizde bulunan Hristiyanlık örneği.) Yine bugünkü Budizm metinlerinde -tıpkı Eski ve Yeni ahitte de olduğu gibi- nispeten tahrif olmamış ilahi esintilere rastlanmaktadır. Her topluluğa bir peygamber gönderildiğine dair Kur’an ayetlerine de iman ettiğimize göre meseleye bu şekilde bakmak ama kesin olarak bir söylememek en doğrusu diye düşünüyorum.. (Prof.Hamidullah gibi bazı alimlerde bazı Kur’an ayetlerinin Buda’ya işaret ettiğine dair yorumklara sahipler. Bunu da ayrıca belirteyim..)

    Yine bazı doğu metinlerinde ahir zaman peygamberini tanıtan pasajlar vardır ki aynıyla Mekke’yi, Medineyi Hz.Peygamber’i ve ashabını tarif etmektedir:

    http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2005/ekim/11/dusunce.html

    Not:İnsan Yayınları tarafından “Doğu Kutsal Metinlerinde Hz. Muhammed” adıyla bir kitap yayınlanmıştı. A. H. Vidyarthi ve U. Ali adlı iki araştırmacı tarafından yazılan eser Hz. Peygamber’in (tevrat ve incilin yanı sıra) aynı zamanda Zerdüştlük, Hinduizm ve Budizm gibi Doğu dinlerinin kutsal metinlerinde de müjdelendiğine dair örnekler içeriyor.

    Kısıtlı vaktime denk geldi, kısaca değinebildim..

    Saygılar..

  39. on 02 Kasım 2006 at 01:21 39.Suat Öztürk

    Tunç Bey kardeşim,

    Haklı olduğun yanlar var.

    Bu insanların paranoya sebeplerini iyi irdelemeli ve buna sebep olan nedenler açısından da sıkı bir özeleştiri yapmalıyız.

    Ortak noktada buluşabilirz. O da inanç özgürlüğü. Kimsenin kimseye inancını/felsefsini dayatmadığı inanç özgürlüğü..

    Saygılar.

  40. on 02 Kasım 2006 at 18:34 40.deniz

    Vecihe Hanım ne kadar mütevazı bir hanımefendi.varlığınızı bilmek çok güzel.

    Nihavend Hanım kayboldu Suat Bey,inşaallah küsmemiştir?uzun yazmayın dediniz hiç yazmaz oldu.bilemiyorum.

    sevgiler.

  41. on 02 Kasım 2006 at 21:18 41.Suat Öztürk

    Deniz Hanım,

    Ben Nihavend Hanım’a “uzun yazmayınız” demedim ki? Bir konu hakkında uzun ansiklopedik alıntılar yapmayalım dedim sadece.

    Küsecek birşey yok, varsa böyle birşey üzülürüm.

  42. on 27 Haziran 2007 at 15:44 42.MELEK

    YA BENİM Bİ SORUM OLACAK BANA DÜZGÜN YANİ KESİN VE NET BİR CEVAP VERECEK VARSA CEVAP YAZSIN BEN ÖYLE SORAYIM AMA SORUM DİN HAKKINDA

  43. on 09 Ekim 2007 at 15:14 43.ada

    ya bnm sorum olcakti blen warsa cwp bekliom ya bn bi kackez ayip yani terbiyesiz siteler girdm sora towbe ettm tekrar ayni seyi yaptim bunn gunahi nedr yasim kucuk cahillik ALLAH afedermi affetmesei icin ne yapabilirm cok koruym lutfen soruma cwp werimisinz

Trackback This Post | Subscribe to the comments through RSS Feed

Önemli

Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederim.

Siz de düşüncelerinizi paylaşın


Kapat
E-posta ile paylaş