Güncel & İslam T. Suat Demren - 20 Ekim 2006 03:12 am

Yahudi Sürgünü-Ermeni Tehciri: Kıyaslanabilir mi?

Blogda Ermeni tehciri ile ilgili tartışmalar oldukça hararetlendi. Bu fikir paylaşımları birçok açıdan önem arzediyor. Meseleleri konuşmanın, tartışmanın yıllardır üzerini örttüğümüz hususlarla yüzleşmenin gerekliliği ve bizim maalesef bunda çok geç kaldığımız su götürmez bir gerçek.

Sitemize son zamanlarda değerli yorumları ile katkıda bulunan Vecihe Hanım, diğer ilmekte “Medineden sürülen yahudiler” ifadesini kullanmıştı. Her ne kadar Vecihe Hanım, bunu Ermeni tehciri ile kıyas bağlamında değil, Ehl-i Kitap ile dostluk bağlamında bir cümle içinde kullanmışsa da zımnen kafalarda Yahudi sürgünü ile Ermeni tehciri arasında bir kıyas fikri oluşabilir diye düşündüm. Çeşitli ortamlarda da benzer tartışmalar sırasında bu tip kıyasların yapıldığını bildiğim için vesile ile böyle bir kıyasın niçin birçok açıdan yanlış olduğuna değinmek istiyorum.

Sürülen Yahudiler olan Kaynukaoğulları ve Beni Nadir gibi kabileler; Rasûlüllah (sav) ile aralarındaki antlasmayı bozan, Bedir ile Uhud savaşları arasında O’nunla savasan ilk Yahudilerdir. Bunun üzerine muhasara edilmişler ve sonrasında teslim olmuşlardır.

Yahudiler’in yaptıkları birçok ihanetten dolayı sürgün edilmeleri, “sürgün cezası” için teorik örnek teşkil edebilir ama bu sürgünün şartları çok farklıdır. Herşeyden önce (mesela spesifik bir örnek olarak) sürülen Kaynukaoğulları yahudilerinin sayıları azdır, gidecekleri güvenli bir yer vardır ve mesafe oldukça kısadır. Ayrıca gittikleri yere güvenle ulaş[tırıl]abilecek imkanlara ve çevresel şartlara sahiptirler.

Nitekim sahabeden Ubade Ibn es-Samit güvenli bir biçimde onları Dibab’a kadar götürmüştür. Yani yollarda kimse telef olmamıştır.

Burada soru şudur. Kıyaslanmak istenen her iki olayın sonuçları gözönüne alındığında Hz.Peygamber’in 1915′te gerçekleşen Ermeni tehcirine ve neticeten yüzbinlerce insanın olumsuz birçok şartlar altında yollarda telef olmasına izin vermesi, razı olması mümkün müdür? Şüphesiz hayır.

Şunu özellikle belirtmekte fayda var. Söylediğim gibi asr-ı saadetten “tehcire” kavramsal olarak bir teorik temel bulunabilir. Ancak bunun şartları vardır ve bu şartlara uymayacak bir tehcir -en başta da masumların can hakkı olmak üzere- İslam ahlak ve ahkamına uymayacaktır. Salt tehcire dair temel örneğe dayanarak, aslen bir facia ile sonuçlanmış Ermeni tehcirine ne sebepleri ne de sonuçları bakımından haklılık addetmek imkansızdır ve İslamî hassasiyetlere kesinlikle uymayacak bir durumdur. Bugün biz tehcir öncesini değil tehcir sonrasını yani gerçekleşmiş bir vakıayı konuşuyoruz, bu açıdan duruşumuzun bulanık olması için hiç bir sebep yoktur.

Bizler, kendisine yıllarca amansız düşmanlık yapmış, nice sıkıntılar çektirmiş, üç yıl boyunca acımasız bir tecrit uygulamış olan ve o anda da resmen savaş durumunda olduğu Mekkelilere; -müslüman olduktan sonra Mekke’ye tahıl vermediği için Mekke’de kıtlığa neden olan Kuzey Arabistan’dan bir sahabeye- bu boykotu kaldırtmış bir Peygamber’in ümmetiyiz; ona göre hareket etmeli, hakkaniyet ölçülerimizi vakıalar karşısında eğip bükmemeliyiz.

İttihatçılar bir ahmaklık yapmış ve bu faciaya sebep olmuşlardır. Ermeni çetelerin buna sebep olmadaki rolleri küçümsenemez, yaptıkları yürek dağlayan katliamlar halen anlatılır ve birçok belge ile de kanıtlanmıştır. Osmanlı’nın savaştığı güçlerle işbirliğine girmişler ve “milliyetçilik sevdası” uğruna devletlerine ihanet etmişlerdir. İki taraftan ehl-i insafın ittifak ettiği husus budur.

Genel ve güncel tartışma ise bu faciaya neden olan sürecin, bir etnik unsuru yoketme amacıyla mı (soykırım) yoksa can havliyle birşeyler yapmak amacıyla mı işlemiş olduğuna dairdir.

Benim düşüncem -baştan beri dile getirdiğim gibi- bu sürecin, yıkılmakta olan, dört yandan kuşatılmış bir devletin can havli manevrası olduğudur. Bu düşüncem tehcir kararını ya da sonuçlarını haklı göstermek değil, tarihte neyin niçin gerçekleştiğinin hakkaniyetli bir teslimini yapmaktır.

Soykırım çok ciddi bir suçlamadır ve içinin ne ile doldurulduğu çok önemlidir. Bu açıdan bir diğer değerli yorumcumuz -ki kendisi blogun hemen hemen en eski ve daimi ziyaretçilerindendir- Tuncay Bey’in önceki başlıkta dile getirdiği, benim de çeşitli vesilelerle değindiğim, araştırmacı-yazar Mustafa Akyol’un “Ermeni Soykırımı’ Neden Soykırım Değildi?” başlıklı makalesini çok önemli buluyorum. Akyol yazısında Amerikalı tarihçi Günter Lewy’in ABD’nin ünlü düşünce dergisi Commentary de 2005′in son ayında yayımladığı bir makalesinden hareketle Ermeni lobisinin “soykırım” tezlerinin yanlışlığını dile getiriyor.

Sonuç olarak konuya dönecek olursak; asr-ı saadette gerçekleşen, sebep ve sonuçları bakımından bir çok farklılıkları olan bir olayı 1915 tehciri ile kıyaslamak; hele bu kıyas çabasını İslamî hassasiyet adına yapmak, yukarıda da değindiğim nedenlerle son derece yanlış olur ve bu bağlamda İslam ahlak ve ahkamı bakımından ciddi mahzurlar içerir.

Müslümanlar olarak bunun farkında olmalı ve meseleye bu farkındalıkla yaklaşmalıyız.

Share on Facebook

    8 Responses to “Yahudi Sürgünü-Ermeni Tehciri: Kıyaslanabilir mi?”

    1. on 20 Ekim 2006 at 05:21 1.bence

      Sanırım hiçbir konuda asr-ı saadet bu tarz bir kıyasta ölçüt olamaz.Tarihin herhangi bir dönemini ne tarafından tutarsak tutalım saadet asrını yansıtamayacağımız yada tarifleyemeyeceğimiz kanaatindeyim.

      Ermenilerin zorunlu göçü “soykırım” başlığıyla incelendiği müddetçe altına ne yazılırsa yazılsın başlığın gölgesinde kalacak.Kulakların ilk duyduğu beyne daha güzel kazınıyor.Reklamlarda sloganın önemiyle aynı manayı çağrıştırıyor insana.

      Saygılar.

      Not:Yine sabaha karşı oldu.Yarasa imajı kalacak benden geriye:))

    2. on 20 Ekim 2006 at 08:56 2.blue

      Ağzınıza, elinize sağlık. Çok berrak ifade etmişsiniz. Yukarıdaki yazının altına imza atarım. Her harfinin kıvrımına kadar katılıyorum. Allah razı olsun.

    3. on 20 Ekim 2006 at 09:54 3.Tarık T.

      Suat Bey,

      Yahudilerin tehciri dediğiniz gibi Ermeni tehciriyle farklılıklar gösteriyor..

      Yurdunu yuvasını terketmenin her olayda ayrı, külfetli ve dramatik sonuçlar çıkaracağı, risklerle dolu olduğu bir gerçek…

      İttihatçıların ahmaklıklar ettiğini söylemişsiziniz.Buna katılıyorum.Türk tarihçileri 1915 tehcirinin “lüzumlu” olduğunda ittfak halindedirler.

      Hatta bu eylemin ittihatçıların 1.Dünya Savaşı sırasında aldıkları ender olumlu kararlardan biri olduğu da ifade edilir.Tehcir,D.Anadolu’nun işgali ve tamamen elden çıkması tehlikesini önlemiştir denilir…

      Fakat tehcir sırasındaki organizasyon yanlışlıkları,savaş ortamının getirdiği gerginlik ve husumet,salgın hastalıklar vb. nedenlerle içinde türlü dramların yaşandığı bir vaka olması da bir gerçek..

      Benzer durumları Ermenilerin Türkler yaşattıkları da yazdığınız gibi geçmişe insafla bakanların malumudur.İhanetler,arkadan vurmalar,katliamlar…vs.

      Vak’a sadece İttihatçıların bir dönemde yaptıklarıyla kalsa yine iyi idi ama ardından gelen yeni cumhuriyetin ilk yıllarında da vahim yanlışlar yapılarak azınlıklar ve dahi Ermeniler haksızlıklara maruz kalmışlar..

      Yakın zamanda Aksiyon dergisindeki bazı araştırmalarda okuduğumuza göre bu insanların ciddi bir kısmı “baskılar ve korkular yüzünden” adlarını ve dinlerini değiştirmek, kendilerini gizlemek zorunda kalmışlar…(maalesef)

      ….

      Bu arada yine bu haftaki Aksiyon dergisinde

      Milliyetçilik rüzgarının Ermenileri vurmasının kolaylığı ve “soykırım” diye tutturmalarının gerçek sebeplerini inceleyen Kerim Balcı, aşağıdaki linkte önemli tespitlerde bulunmuş..

      Ermeni diasporasının amentüsü-

      http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=25602

    4. on 20 Ekim 2006 at 10:35 4.Suat Öztürk

      Teşekkür ederim Blue bey kardeşim. Cümlemizden; bilmukabele..

    5. on 20 Ekim 2006 at 10:44 5.Suat Öztürk

      Tarık Bey,

      Teşekkür ederim yorumunuz için.

      O zaman yapılabilecek başka bir şey var mıydı sorusunu kendime sordum ama maalesef bir cevap bulamadım. Berbat bir durum olduğu kesin çünkü gerçekten her iki ucu pisli bir değnek..

      Tehcirin lüzumlu olduğuna -reelpolitik bağlamında- katılabilirim ama bunun gerçekleştirilme şartları bakımından, doğurduğu neticelerin çok acı olduğu gerçeği maalesef değişmiyor.

      Cumhuriyetin ilk dönemlerinde maalesef sadece Ermenilere değil sizin de belirttiğiniz gibi bir çok gayri müslim azınlığa haksızlıklar yapılmış.

      Kerim Balcı’nın yazısının linki için teşekkür ederim. Balcı çok beğenerek takip ettiğim bir yazar. İlk fırsatta okuyacağım.

      Hürmetler..

    6. on 20 Ekim 2006 at 15:22 6.kalemzede

      Daha önce Ece’nin blogunda (Ecemice) bir kitap tanıtmıştım: “İttihat ve Terakki’nin Müslümanları İskân Politikası (1913-1918)” (Fuat Dündar, İletişim Yayınları). Osmanlı’da tehcir siyaseti ve tatbikatı hakkında yapılmış akademik bir çalışma. Soykırım, tehcir, iskân gibi konulara meraklı olanlar için yararlı bilgiler içeriyor. İskân ve Tehcir’in Osmanlı’daki yaygınlığı, yoğunluğu ve etkileri hakkında fikir verebilecek bir alıntı yapmak istiyorum:

      “Günümüzde iç göçlerin kaynaklandığı bölgeler, 1878-1900 yılları arasındaki göçmenlerin yerleştirilmiş oldukları bölgelerdir. Örneğin, en çok göç veren Doğu Anadolu ve Karadeniz bölgeleri, yoğun muhacir iskânının yapıldığı bölgelerin başında gelmektedir. Ayrıca, farklı grupların nerelere dağıtıldığı hakkında çalışmalar yeterince yapılmamıştır. Yapılmış olan az sayıdaki çalışmalara göre, bugün Ceyhan ve Yumurtalık yörelerinde 24′ü Bulgaristan’dan, 21′i Kafkasya’dan, 3′ü de Girit’ten toplam 48 muhacir köy vardır. Eskişehir köylerinin % 42’si muhacir köyleridir. Türkiye’nin 30′u aşkın vilayetinde Boşnaklar yaşamaktadır.

      “1877-1914 yılları arasındaki göçler ile Türkiye’deki nüfus yoğunluğu kilometrekarede 16,2′den 21,17′ye yükselmişti. 1870′li yıllardaki 2.3 milyon civarı Ermeni ve 2.1 milyon Rum ve 4 milyon Arap’tan geriye 1927 yılı rakamlarına göre sırasıyla 65 bin, 120 bin ve 135 bin kişi kalacaktı. Bir araştırmacının hesabına göre 1970 yılı Türkiye toplam nüfusunun % 30′u son dört kuşak içinde yerinden yurdundan koparak Türkiye’ye gelmiş insanlardı.”

    7. on 20 Ekim 2006 at 15:41 7.Tunç

      Tarik Bey’in Aksiyon dergisinde verdigi yazi çok ilginç.

      Diaspora ermenileri biraz bizim kemalisler gibi kendilerine özgü bir din ihdas etmisler. Mutlaka okunmasi gereken bir yazi.

      Tesekkürler

    8. on 20 Ekim 2006 at 18:43 8.Suat Öztürk

      Kalemzede Bey,

      Kitap ve alıntılar için teşekkürler. Eğer masanın üzerine yığılmış vaziyette bulunan “okunacak kitaplar”ı biraz eritebilirsem mutlaka ilgili kitabı da “alınacak kitaplar” listeme ekleyeceğim.

      Hürmetler.

    Trackback This Post | Subscribe to the comments through RSS Feed

    Önemli

    Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

    Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederim.

    Siz de düşüncelerinizi paylaşın


    Kapat
    E-posta ile paylaş