Güncel & Tarih T. Suat Demren - 19 Ekim 2006 12:48 am

Ermeni Tehciri tartışmaları ve bilenen kılıçlar

Orhan Pamuk, Nobel ve Ermeni meselesi tartışmaları tam gaz devam ediyor. Daha önceki yazılarımda ( şurada ve şurada ) Orhan Pamuk, Nobel ödülü, Ermeni tehciri ve Pamuk’un Ermeni tehciri konusunda sarfettiği sözler ile ilgili olarak nerede durduğumu kısaca anlatmaya çalışmıştım.

Yazılı ve görsel medyamızı takip ederken Pamuk ve Ermeni meselesi tartışmalarında ilginç saflaşmalar olduğunu görüyorum. Orhan Pamuk, Nobel ve Pamuk’un tartışma yaratan sözleri için ne düşündüğümü daha önce belirtiğim için ben Ermeni meselesi bağlamındaki kamplaşmaya dair birkaç şey söylemek istiyorum.

Tarafları siyah/beyaz mantığı ile değerlendirmek hata olur, bunun farkındayım; aynı zamanda meselenin çokyönlü tezahürleri olduğunu da biliyorum ama bahsedeciğim duruşlar mevcut ve bu tartışmaların sadece iki yönünü/tarafını temsil etmekle birlikte önemli bir yeri ve sayıyı teşkil ediyorlar.

Yazılı ve görsel medyaya baktığımda rüyamda görsem arkama bakmadan kaçacağım kişilerle aynı saftaymışım vehmine kapılıyorum: Özdemir İnce’den, Emin Çölaşan’a Kerinçsiz ve müritleri ulusalcılardan, faşist ulusalcı TürkSolu’na, ADD’den militan Türk milliyetçilerine, adeta tetikçilik yapan Cumhuriyet gazetesi kadrolarından öncü gençlik Doğu Perinçek’e kadar.

İdeolojik söylemleriyle sürekli gündemde olan bazı üst düzey devlet görevlilerinden, birçok sivil toplum kuruluşu temsilcilerine, medyadaki irtica dedektörü kalemşörlerden, çeşitli yorum sitelerinin laikçi müdavimlerine kadar fikren boğaz boğaza olduğum ne kadar insan varsa Pamuk’a -ilgili sözleri bağlamında- tepki gösteriyor ve soykırım iddialarını şiddetle reddediyor.

Bu durumun sebebi nedir?

Bu topraklarda geçmişten, İslam’dan, Osmanlı’dan gelen ne varsa reddeden, bütün kötü hasletlerimizin müsebbibi olarak İslam/Osmanlı medeniyetini gösteren, müslüman kimliğimizden kurtulmamız için elinden geleni ardına koymayanlar, nedense 1915 olayları gündeme geldiğinde -ki o tehcir kararını alan Osmanlı Devleti idi- müthiş bir savunma gardı alıyorlar.

Aslında durumun ne olduğunu anlamak için uzun boylu bir analize gerek yok. İzlenimler‘ den Fethi Bey’in de isabetle kaydettiği gibi meselenin ucu gelip “Ermeniler tazminat ve toprak isterler” korkusuna dayanıyor.

Tabi hakkını yemeyelim yukarıda saydığım tamtamcı grupların içinde gerçekten saf bir milli sevda ile ya da tarihi hakikatlerin bilinciyle bu tepkiyi gösterenler var fakat bunlar çok az sayıdadır ve birer istisnadır, malum; istisnalar da kaideyi bozmaz. Resmi devlet söylemi de dahil asıl gerekçe zikrettiğim korkudur.

Düşünüyorum başka mantıklı bir açıklama gelmiyor aklıma. Bu güruhun, tazminat ve toprak talebi korkuları olmasa “Kardeşim bize ne? Biz Türkiye Cumhuriyeti’yiz. 1923′de kurulduk, Osmanlı’nın ayıpları bizi ilgilendirmez, ama acınızı anlıyoruz, yemişler bir halt işte, geçmiş olsun” demekten çekinmeyecekleri meydanda.

Müslümanlar olarak bu olayda malum güruh ile aynı safta imiş gibi görünmek cidden rahatsız edici bir durum benim için.

Şu işe bakın ki şu anda fikri takipçileri oldukları ittihatçıları, torunları menfaat uğruna savunuyor; (sayelerinde) medeniyeti yıkılan biz müslümanlar ise hakkaniyet uğruna savunur duruma düşüyoruz. “Savunur durumuna düşüyoruz” ifadesini bilerek kullandım zira biz tehcirin tamamen haklı ve insancıl olduğunu savunmadığımız gibi yaşananların şartların dayattığı bir “trajedi” olduğunu da kabul ediyoruz. Kabul etmediğimiz kasıtlı, planlı bir etnik temizleme yani soykırım yapıldığı yönündeki iddialar.

Bir diğer ilginçlik de şu. Olaya hakkaniyet, entelektüel namus, salt dinî hassasiyet ve/veya -saf saf- samimi sağ milliyetçilik penceresinden bakanlar hariç her iki cephe de aslında aynı düşüncenin ürünü. Yani bila kayd-u şart Batılılaşma azminde olup da bunun için İslam gömleğini çıkartmak da dahil ne gerekiyorsa yapanlar ile bugün içe kapanarak ülkeyi fanusa sokmak suretiyle -güya- korumak isteyen ulusalcılar aynı kökene sahip.

100 küsür yıllık sürecin bizatihi mimarları olmakla övünen, sırtlarına yük olduğunu düşündükleri İslam’ın başlıca düşmanı olan ve uzun süre elele kolkola birlikte gezmiş bu grup şimdi ikiye ayrılmış birbirlerine karşı kılıç biliyor.

Bu tozduman arasında doğru yerde durmak önemli, zira kavramların içlerinin boşaltıldığı, yetmeyip içlerinin bambaşka anlamlarla doldurulduğu garip, nev’i şahsına münhasır bir ülkede yaşıyoruz.

Aman dikkat!.. Bu hengamede kimvurduya gitmeyin.

Share on Facebook

    47 Responses to “Ermeni Tehciri tartışmaları ve bilenen kılıçlar”

    1. on 19 Ekim 2006 at 01:01 1.Tunç

      Selamlar Suat Bey,

      Bu kadar tartisilmis bir konuda yazmaya deger ne kaldi

      diye düsünmüstüm kendi kendime. Asagidaki satirlariniz

      kantarin topuzunu tam ortaya koymus. ALLAH sieden razi olsun.

      Dostlukla

      100 küsür yıllık sürecin bizatihi mimarları olmakla övünen, sırtlarına yük olduğunu düşündükleri İslam’ın başlıca düşmanı olan ve uzun süre elele kolkolabirlikte gezmiş bu grup şimdi ikiye ayrılmış birbirlerine karşı kılıç biliyor.(SÖ)

    2. on 19 Ekim 2006 at 05:02 2.Suat Öztürk

      Merhabalar Tunç bey kardeşim,

      Teşekkür ederim.. Vesile ile ve tabi müsadenizle sizin mustafaakyol.org.a yzdığınız, son derece olum bir diyalogun göstergesi olan “Ermenilerin selam var” başlıklı yorumunuzu buraya eklemek istiyorum. Ermeniler kendilerini kullananları aradan çıkartmayı başarabilirlerse bu sorunu kendiş aramızda rahatlıkla halledebiliriz. Bu sorunun halledilmesine izole olmuş ermenistan’ın bizden çok daha fazlşa ihtiyacı var. Hürmetlerimle..

      Tunç Bey’in mustafaakyol.org a eklediği  yorum:

      Ermenilerin selâmi var

      Bir süredir fransa’daki türk düsmani ermeni sitelerine takiliyorum. Kendilerine açik yüreklilikle

      ama fanatiklige kaçmadan düsündüklerimi anlattim. “Gelin” dedim, “erkek erkege konusalim. Fransa’nin

      eteklerinin altindan çikin”. Bazilariyla arkadas olduk. Içlerinden birine kahve bile ismarladim.

      içlerinden bazilarinin öldürülmek korkusuyla davetimi geri çevirdigini de söylemek gerek.

      Hatirlamak gerekir ki bir tek ermeni camiasi yok. En akli basinda olanlari bu süregelen kin ve nefretten yilmis vaziyetteler. Ama en çok sesi çikanlar en kalabalik olanlar degil. Bir de tabi onlarin algiladigi Türkiye ve türkler ne yazik ki bir avuç ülkücü ile meshur 301 ci madeden ibaret. Fanatizm fanatizmi besliyor.

      Kimseye tarih dersi vermek niyetinde degilim. Ermeni kelimesinin ardinda da tek tek insanlar var.Kira ödeyen, is arayan, evlat büyüten insanlar.Asagidaki satirlari sizlerle paylasmanin barisa hizmet edecegini umuyorum : (çevirim serbesttir, anlama sadik kalmaya çalistim)

      Dostlukla

      Tunç

      Et tu as raison, nous sommes des orientaux, quel que soit notre pays d’accueil nous resterons des orientaux, et c’est pour cette même raison que je me sens plus proche d’un turc que d’un français. Nous mangeons les mêmes choses, nous aimons la même musique, nous avons les mêmes physiques, d’ailleurs moi tout le monde me prend pour un turc …. le même respect pour notre famille, bref la liste serait longue mais tout ça pour te dire que nous sommes freres.

      Haklisin, biz de sark insaniyiz. sigindigimiz ülke neresi olursa olsun

      böyle kalacagiz. Bu sebeptendir ki kendimi bir türke bir fransizdan daha yakin hissediyorum. Ayni seyleeri yiyoruz, ayni Müzigi dinliyoruz, dis görünüslerimiz ayni.Zaten herkes beni türk saniyor. Aileye verdigimiz önem ayni. Neyse liste uzun ama

      bizler kardesiz.

      Bonjour cher Tunç ! Salam alekoum ! Je vais sans doute vous étonner car je suis entièrement d’accord avec vous sur pratiquement tous les points auxquels vous avez répondu ! Vous avez raison , il ya sans doute eu des morts de votre côté sur le terrain de la guerre et je le regrette aussi … Aucun doute là-dessus les Arméniens ont été manipulés par les Puissances qui leur faisait miroiter la lune et les laissaient tomber après et par les partis politiques Daschnaks, Hintchaks et autres.. ……… je ne réclamerai personnellement ni terres ni argent ……… Je serais toujours très honoré de recevoir vore correspondance. Si tous les gens mettaient un peu de bonne volonté on pourrait enfin ouvrir les frontières et surtout s’ouvrir aux autres au lieu de s’invectiver, ce qui n’apporte rien.

      Süphesiz sizi sasirtacagim çünkü söylediklerinizin hemen hepsine katiliyorum.Haklisiniz, türklerden de kayiplar oldu ne yazik ki. Hiç süphesiz ermeniler kendilerine çesitli vaadlerde bulunup aldatan büyük güçler tarafindan kullanildilar, tasnak ve hinçak partileri tarafindan da…

      …..

      bana kalsa ne toprak isterim ne de para

      …..

      Sizinle yazismaktan her zaman onur duyacagim. Herkes bir parça iyi niyetle katkida bulunmus olsa bir birimize verimsizce saldirmak yerine hem sinirlari hem de kendimizi açabiliriz digerlerine.

    3. on 19 Ekim 2006 at 05:41 3.bence

      Geçene hafta ceviz kabuğunu seyrettiniz mi?Cevizoğlu’nun konuğu da bu paralelde konuşuyordu.

      “Ortada bir ermeni, sorunu varsa bu Türkiye’de yaşayan ermenilerin sorunu Fransa veya herhangi başka bir devlet bizleri kendi politikalarına alet etmesin….Onlara da ne oluyor” mealinde konuştu.Ermenistan da dahil bütün devletlerin bu sorunun dışında olduğunu, kullanılp kışkırtıldıklarını ve bundan hem ermeni hem de türklerin zarar gördüğünü, devlet politikasının bunun bir iç sorun olduğu yönünde oluşturulmasını ve dış dünyaya da bu şekilde yansıtılmasını…..

      Seyredenler eklemelerde bulunacaktır yada herkes seyrettiyse daha fazla yazmaya gerek yok sanırım.

      Selametle.

    4. on 19 Ekim 2006 at 09:36 4.Tuncay Yılmazer

      Açıkçası kaç gündür Mustafaakyol.org ve Gelenek sitelerinin gönüllü Fransa Muhabiri :)) Tunç bey’in bu konudaki düşünceleri nedir diye merak ediyordum. Meğer daha önceden yazmış. Hata bende demek ki. Ne yapalım.Gündem çok sık değişiyor. Yazanlar da fazla olunca gözden kaçıyor.

      Tez elden, sadece bu siteleri ( tabi ki Bekir Ağabey’in blogu da dahil) içeren bir arama motoru yapmak lazım.

      Suat Bey’in tesbitlerine ve Tunç Bey’in görüşlerine can-ı gönülden katılıyor, kendilerine teşekkür ediyorum. Asırlardır birbirleriyle kardeşçe yaşayanlar neden bu kadar düşman hale gelebildiler? Bunda Ermenilerin kullanılması kadar iktidarda olanların ırkçı tutumları da rol oynamadı mı?

      Saygılarımla.

    5. on 19 Ekim 2006 at 09:58 5.Fethi Sipahi Tan

      Merhaba,

      Dengeli ve sağduyulu bir yazı olmuş. Ermeni ve Türklerin ortak platformlarda daha çok buluşmasının sağlanması gerekebilir belki, hatta aklı başında Azeri-Ermeni-Türk gruplar arasında “tanışma” toplantıları bile düzenlenebilir. Aklıma başka birşey gelmiyor şimdilik.

      Selamlar.

      İzlenmiler

    6. on 19 Ekim 2006 at 10:33 6.blue

      Çok güzel tespitler. Safları ve amaçları çok güzel tasnif etmişsiniz. Fakat Kerinçsizlerle, Sezer’lerle, Teziç’lerle aynı safta fakat farklı düşüncede olduğunuzun ayırımını ortaya koymak çok güç. Kaza kurşununa kurban gitmeniz kaçınılmaz görünüyor. Bunun yerine özgürlükçü safa, ve dolayısıyla malum zihniyetin karşısına geçip doğru bildiğini diğer taraftan dile getirmek bana daha makul geliyor. Tabi bu sefer de kurşunlar “vatan haini, işbirlikçi vs.” diye gelecektir. Efkar-ı milliyeyi esas alıp popülist davranırsanız, “şerrefsizler…” diye başlayan cümlelere ortak olursanız sahte dostlarınızın ne kadar çok olduğunu farkedeceksiniz. Laikçisi, ulusalcısı, dincisi, dinsizi yek-vücut sövüyoruz. Sövme üzerinde konsensüsü sağladık elhamdülillah. Biz Türkler taraftarlığı severiz. Fenerbahçe, Galatasaray, CHP, Adalet Partisi, … bütün hayatımız taraftarlık üzerine kurulu. Şimdi de “Türkiye” taraftarıyız. Karşımızda “Fransa”, “Ermeniler”, “Kürtler”, “Orhan Pamuk” oynuyor. Bizimkisi vatanseverlik değil, taraftarlık. İyi oynayan kazansın, ne diyelim.

      Ne zararı var, ne güzel fikren kaynaşıyoruz diyenlere; bu gidişin Türkiye’nin Avrupa macerasının bitişini hazırladığını; “Ermeni soykırımı yoktur, Türk soykırımı vardır” şeklindeki çıkışların sonucunun zaten haksız olduğumuz konumu daha da pekiştireceğini söylemeye gerek var mı bilmiyorum. Türkiye Avrupa Birliği olmadan da kendine yeter, diyenlere sadece gülüyorum. Bu insanlar hayal dünyasında yaşıyorlar. Ütopyalar peşinde koşuyorlar. Bu tip görüşler hamasetten öteye geçmiyor. Tabi nobele aday gösterilen Milli Ekonomi Modelini ayrı tutuyorum. :)

      Ne demiş Yunus Emre:

      Sövelim, sövülelim, bu dünya kimseye kalmaz. Böyle miydi??

    7. on 19 Ekim 2006 at 11:44 7.nihavend

      “Ne demiş Yunus Emre:

      Sövelim, sövülelim, bu dünya kimseye kalmaz. Böyle miydi??”

      :)))) lütfen blue kardeş, mübareğin öte tarafta sizden hak talep etmeyeceğinden emin misiniz?:))))

      sadece babamdan duyduğum bir hadiseyi nakledeceğim, bu konuda yapacak yorumum yok çünki…

      “köyün erkekleri ortalarda yokken, ermeniler gelmiş ve halkı asıp kesmişler…bizimkiler döndüklerinde, biz de onları asıp keselim diyerek ermenileri ortadan kaldırmışlar. iki tane kız çocuk kalmış geriye, onları evlat edinmişler. onlar müslüman olarak büyümüş ve biri amcamın hanımı olmuş”

      Olay Boğazlıyan’ın Ovakent köyünde geçmiştir…

    8. on 19 Ekim 2006 at 12:36 8.Vecihe

      BOYNUMUZ YİĞİT BOYNUDUR BÜKERSE SEVDA BÜKER. ALLAH VATAN MİLLET YOLUNDA…

    9. on 19 Ekim 2006 at 12:59 9.blue

      Sayın nihavend,

      Benim babam Erzurumludur. Ermenilerin yaptıklarıyla ilgili ben de çok vaka anlatabilirim. Ama nasıl PKK=Kürtler değilse bütün Ermeniler de hain değildir. Fakat biz taraftar Türkler için bütün Kürtler, Ermeniler, Yahudiler kötüdür, şer odağıdır. Bütün Türkleri kötü gösteren, çocuklarını “yemeğini yemezsen seni Türk’e veririm” diye korkutan gavurdan bu konuda bir farkımız yok değil mi?.

      “Bir kavme duyduğunuz öfke sizi adaletten alıkoymasın…”Ayet

      “Kimse, bir başkasının yaptığından sorumlu değildir…”Ayet

      “Biz sizi kabile kabile, millet millet yarattık. Ta ki birbirinizi anlayasınız, tanışasınız (muarrefu, yetearrefu !)… Yoksa hırlaşasınız, düşmanlık edesiniz diye değil…” Ayet

      Bu sefer Mevlana(KS) ile bağlayayım:

      “Gelme, ne olursun gelme.. Hele Ermeni olursan hiç gelme… Bizim kapımız Ermeni’lere, Yahudilere, Kürtlere, Yunanlılara, Araplara ve diğerlerine kapalıdır” Böyle miydi neydi?

      Biz Türkler var ya 600 sene bütün milletler birarada huzur içinde yaşamışız. Vallah bak !

    10. on 19 Ekim 2006 at 13:01 10.nihavend

      blue bey, farkındaysanız ben hiçbir yorum yapmadım, sadece olayı naklettim :))

    11. on 19 Ekim 2006 at 13:04 11.nihavend

      ha yunus emrenin dizelerine dair sözüm, şaka yollu bir hatırlatmaydı….:))) belki mübarek cidden bu kullanımdan razı olmaz!!!

    12. on 19 Ekim 2006 at 13:12 12.Enes Reyhan

      O dediğiniz grubun korkuları I. Tazminat korkuları II. Ermenilerden boşalan toprakları kimlerin gasp ettiğinin ortaya çıkma korkusu.

      Türk Devletien sorulması gereken hususlar var açıkcası.

      Tehcir kararı, karışıklığın bitmesinden sonra (savaş sonrası) Ermenilerin tekrar yurtlarına dönmesi olarak planlanmıştı. Şayet Ermeniler’in geri dönmeyecekleri biliniyorsa bu soykırım değildir de nedir? Hadi biraz tarafsız düşüneyim. Ermeniler’in geri dönecekleri biliniyordu da sürgünden hemen sonra Ermenilerden boşalan toprakları kimler ve nasıl gasp etti? Osmanlı tapuları hala kayıtlarda duruyor ve sürgün öncesi Ermeni sahiplerinin kimler olduğu, sonradan kimler tarafından gasp edildiği de biliniyor? Bunlar açıklanmadıkça Türk tarafı masum olmayacaktır. Sütten çıkmış akkaşıkta değildir. Bize anlatılmayan çok naneler işlenmiş. Bu koşullarda Ermeniler tazminatta açar, sürgünde gasp edilen topraklarını da talep edebilir.

    13. on 19 Ekim 2006 at 13:24 13.nihavend

      (böyle parça buçuk yazıyorum kusura bakmayın)

      “Fakat biz taraftar Türkler için bütün Kürtler, Ermeniler, Yahudiler kötüdür, şer odağıdır.”

      Blue Bey, “taraftar türkler”e olan tepkiniz sizi bir “taraf” haline getirmesin.bakın okuduğunuz yorumları yanlış algılamanıza sebep oluyor. benim kayınvalidem kürttür efendim ve ben eşimin anne tarafını baba tarafından daha çok severim, onlar da beni kendilerinden ayırmazlar.:)

      yeniden selamlar saygılar

    14. on 19 Ekim 2006 at 13:27 14.Vecihe

      Sayın Blue; Allah için değer ölçüsü ERDEMdir, Takvadır. Irkların birbirine hiçbir şekilde üstünlüğü yoktur.Lakin sapmış olandan uzak durmamız gerektiğini de ayeti kerimelerde görmekteyiz!Bana söyleyebilir misiniz şuan sapmış olanı nasıl anlayacağız bunun bir ölçüsü kıstası var mı?Allah-u Teala Ayet-i kerimesinde:'’Ey inananlar!Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin!Onlar birbirinin dostudurlar.Sizden kim onları dost edinirse,o onlardandır.Şüphesiz ki Allah,zalimler güruhunu hidayete erdirmez.'’(maide51) buyuruyor.

    15. on 19 Ekim 2006 at 13:36 15.Vecihe

      Sayın Enes Reyhan; toprak paylaşımıyla soykırımı bir mi tutuyorsunuz?Ne yani savaşla geldik oturduk diye kimsenin toprağına el koymadan ayakta mı bekleyecektik efendim?Bizim bırakmak zorunda kaldığımız topraklarda düşman el koymamış el pençe divan toprakları sahiplerine geri teslim etmek için beklemişler mi efendim?Üstelik soykırımı kabulleniyor olmanızı esefle kınıyorum bu topraklarda ermeni soykırımı katliamı yapılmamıştır.Bilhakis kendileri soykırıma kalkışınca planları kendi yöntemleriyle iade edilmiştir.Ne yani köy basacak kadın çoluk çocuk demeden öldüreceklerdi bizde hay hay efendim ne iyi ettinizde geberttiniz biz kardeşiz dostuz mu diyecektik?

    16. on 19 Ekim 2006 at 13:36 16.nihavend

      VECİHE HANIM, ZANNEDERSEM ARKADAŞ BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN HRİSTİYANLARA TEBLİĞ HUSUSUNDAKİ TAVSİYELERİNİ, “EHL-İ KİTAPLA DİYALOG” ŞEKLİNDE ALGILAYANLARDAN VE SAMİMİ, FAYDALI GÖRÜNMEKLE BERABER İSLAMA ÇOK ZARAR VERİCİ BU FAALİYETİ DESTEKLEYENLERDEN.

      KORKARIM Kİ KONU “DİYALOG” TARTIŞMASINA KAYACAK…:((

    17. on 19 Ekim 2006 at 13:42 17.Vecihe

      Sevgili Nihavend; konu istediği yere kayabilir.Tartıştığımız her konuda ayeti kerimelerin ışığı var!Tek bir ayeti red edebilen yok sanıyorum ki içimizde!!Saygılarımla…

    18. on 19 Ekim 2006 at 13:51 18.Tuncay Yılmazer

      MASUM DEĞİLİZ HİÇBİRİMİZ

      Konu dönüp dolaşıp Ermeni Sorunu’na gelince hafızalar tekrar taranıyor, yeni çalışmalar yeni bilgiler gün yüzüne çıkıyor.

      Küçüklüğümden hatırladığım bir anekdot…

      Anne tarafından uzaktan akrabamız ………hala “-Ben Ermenilerin son kesiminde doğmuşum” derdi. Herhalde 1915 yılını kastediyor olmalıydı.

      Yozgat için bazı köylerin eski Ermeni Köyü olduğu, her köyde bir veya birkaç Ermeni gelin olduğu hep söylenir zaten.

      Son okuduğum Ramazan Balcı’nın Osmanlı’yı yıkan Cephe Filistin ( Nesil Yayınları 3. Baskı) adlı kitabında Toros Demiryolu tünellerinde çalışan Ermeni işçilerin 1915 isyanıyla birlikte sürgüne gönderildiği, yerine çalışacak işçi bulunamayınca stratejik açıdan çok önemli hattın bir türlü tamamlanamadığı belirtiliyor. Bunun büyük bir hata olduğunu belirten yazara göre harbi idare edenler şayet yolun önemini kavrayıp bütün güçlerini bu yolun tamamlanmasına sarfetmiş olsalardı, Irak, Filistin ve Hicaz bölgesinde sürdürülen harpler daha farklı neticelenebilecekti. (s. 169)

      Bir de Mustafa Akyol.org’da 7 Şubat Tarihinde yazdığım makale tabii… Tekrar hatırlamakta fayda var. Mustafa Bey Amerikalı araştırmacı Günter Levy’nin neden Ermeni soykırımı olmadığına dair bir makalesini gündeme getirmişti. http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/02/ermeni_soykirimi.php

      Onun üzerine kaleme aldığım bir yazıydı.

      ………………………………

      Kanımca Lewy’nin makalesindeki en önemli eksiklik sadece bir yerde atıf yaptığı dönemin ABD İstanbul Büyükelçisi Henry Morgenthau’dan yeterince bahsetmemesi. Her ne kadar bahsettiğiz kaynaklar önemli olsa da , Ermeni Tehcirinin dünyada özellikle de Amerikan toplumunda ‘Soykırım’ olarak algılanmasında büyükelçinin 1918 yılında yayımladığı “Ambassador Morgenthau’s Story” adlı kitabın etkisi büyük. Bu kitabın günümüzde bile Ermeni Soykırımının en önemli kaynaklarından biri olduğu kabul ediliyor.

      Kimdir Morgenthau? Yahudi kökenli olup New York’ta emlak komisyonculuğu yapan Morgenthau dönemin ABD Başkanı Wilson’a 1912 seçimlerinde verdiği destek karşılığında Osmanlı İmparatorluğuna Büyükelçi olarak atanır. Kasım 1913′ten Şubat 1916′ya kadar (İmparatorluğun en çalkantılı döneminde ) İstanbul’daki bir çok olaya da şahit olur. Savaş boyunca ABD Büyükelçiliği, İtilaf Devletlerinin gayri resmi bürosu gibidir. Bu devletlerinin İstanbul’daki vatandaşlarının, savaş esirlerinin işlerini takip eder. Başta Talat Paşa olmak üzere hükümet üyeleriyle , Alman Büyükelçi Wangenheim ile sürekli görüşür. Hatta Çanakkale Cephesini ziyaret eder.

      İki yıl sonra İstanbul’da tuttuğu günlüğünü Burton J. Hendrick adlı ünlü bir gazeteciye vererek ( ABD Dışişleri Bakanlığı’nın da desteğiyle) düzenler, kitap haline getirir. Amerikalı bir tarihçinin ifadesiyle “Amerikalıların nesiller boyu belirli bir ulus ve ülkeye bakış açısının şekillendirilmesinde “Ambassador H. Morgenthau’nun öyküsü” diye bilinen kitap kadar etkili olanı çok azdır .

      Zannedilenin aksine kitabı Morgenthau yazmamış, günlüğü ve yazdığı mektuplar kaynak olarak kullanılmıştır. (Tabi değiştirilerek!) Tarihçi Heath W. Lowry’e göre Morgenthau’nun İstanbul’daki Büyükelçilikteki Ermeni yardımcıları Agop Andonian ve Schmavonian ana taslağı hazırlamış, Amerikaya döndüğünde başkan adına Dışişleri Bakanı R. Lansing son rötuşları yapmış, dönemin ünlü gazetecisi Hendrick’te kaleme almıştır.( Bahsi geçen Agop Andonian’in Lewry’nin makalesinde adı geçen Aram Andonian ile bir akrabalığı olup olmadığını bilmiyoruz.)

      Kitabın Çanakkale Muharebeleriyle ilgili kısmı Yeditepe Yayınevi tarafından yayınlanmıştı. İlgili bölüm okunduğunda ABD Büyükelçisinin Türklere karşı ne kadar önyargılarla dolu olduğu anlaşılıyor. (Çanakkale Devler ülkesinde Devler Savaşı, Yeditepe Yayınevi , 2005)

      Büyükelçinin yayınlanmamış günlükleri ile sonradan yayımlanan kitap arasından ciddi farklar olduğunu söyleyen Tarihçi Lowry’e göre sonradan yapılan eklemelerle başta Talat paşa olmak üzere dönemin Türk yöneticileri ( hatta Türkler) insanlıktan nasibini almamış kişiler, böyle bir suçu işleyecek yapıda insanlar olarak gösterildi. ( Oysa aynı büyükelçi yayımlanmamış günlüğünde daha ılımlı ve dostane ifadeler kullanıyordu. Aynı dönemde İstanbul’da görev yapan Amerikalı gazeteci Schreiner, Morgenthau’nun Osmalı Devlet Adamları ve Alman Büyükelçisiyle çok yakın dostlukları olduğunu yazmıştı.)

      Osmanlı Ermenilerinin başına gelenlere en önemli kanıt olarak gösterilen bu kitap ABD Hükümetinin desteğiyle 1918′de basıldı. Kitabın başlıca vurguladığı noktalar :

      1. İttihat Terakki Hükümetini savaşa Almanyanın emperyalist emelleri sürüklemiştir.

      2. İttihatçı Liderler Talat Bey ve Enver Paşa savaşı fırsat bilerek Osmanlı Ermenilerini sürme kararı aldılar.

      3. Kötü ruhlu Enver ve Talat’ı Ermenileri alçakça yok etme planından vazgeçirmek için yılmaksızın çaba sarfeden tek kişi Morgenthau’dur.

      4. Gayretleri sonuç vermedi. Çünkü onları vazgeçirebilecek tek kişi olan Alman Büyükelçisi Wangenheim ilgisiz kalıp biçare Ermenilerin hakkını korumayı reddetti.

      1918′de kitap yayınlandıktan sonra Büyükelçiye en büyük tepki 1915′te İstanbul’da bulunduğu sırada aynı yerde görev yapan bir kaç kez Çanakkale cephesine giden , Doğu Anadolu’da Ermenilerin tehcirini izleyen Associated Press Muhabiri Amerikalı Gazeteci George A. Schreiner’den geldi. ” Türklere mal ettiğiniz acımasızca davranışlara siz pek tanık olmadınız. Bunun yanısıra ayaklanmanın olduğu yerdeki Ermenilerin sayısından çok Ermeninin öldürüldüğünü iddia ettiniz. …… Sizinle çok açık konuşmam gerekirse Türkleri yeryüzünün en kötü, Almanları da eğer böyle bir şey mümkünse onlardan da kötü varlıklar haline getirme çabalarınızı desteklemem imkansız” ( 7 Şubat 2006)

      …………………………

      Çoğumuzun dileği sanırım aynı. Ermeniler ve Türkler bu meseleyi (yüzyıl önce başkalarının uydusu olarak yaptıkları hataları tekrarlamadan , ırkçılık mikrobuna bulaşmadan çözmek zorundalar.

      Tuncay Yılmazer

    19. on 19 Ekim 2006 at 14:11 19.Suat Öztürk

      Yorumları ile katkıda bulunan tüm dostlarıma teşekkür ederim.

      Şunda hepimiz hemfikiriz sanırım; ortada bir sorun var ve bu sorun bize gitgide daha da pahalıya malolacak gibi görünüyor.

      Konuşmak, tartışmak ise bir başlangıç noktası olarak şart. Benim konu hakkında nerede durduğum belli. Bunu yeterince işledim. O bakımdan Enes kardeşimin “soykırım” ifadesine katılmadığımı belirtmekle yetineyim.

      Ermenilerle olan problemimizi kendi başımıza çözmekten başka yok görünmüyor. Aradaki unsurları çıkartıp bu konuyu başbaşa konuşmalıyız.. Tek çıkar yol bu.

      Hürmetlerimle.

    20. on 19 Ekim 2006 at 14:27 20.blue

      Şekilde görüldüğü gibi kategorizasyon başladı. Arkadaş Bediüzzaman hazretlerinin hristiyanlarla tebliğ hususundaki tavsiyelerini ehl-i kitapla diyalog şeklinde anlayan Fethullahçılardan değil.

      Bediüzzaman hazretlerinin tavsiyelerini kayıtsız şartsız teslimiyetle kabullenen bir arkadaş da değil. Hiçbir cemaat, cemiyet, hizip, klan mensubu da değil? Ne olacak şimdi?

      Siz insanları kategorilere sokmadan değerlendiremiyor musunuz?

      Size hangi kategoride olduğumu söyleyeyim de rahatlayın:

      Ölçü Allah’ın ayetleridir. Sünnet, sakal bırakmak, misvak kullanmaktan öte bir şeydir. Muhammed (SA) olsaydı nasıl düşünürdü diye düşünmektir. Ben, şahsım adına Nebevi tavrın hiç de Kerinçsizlerle, Sezerlerle, Teziçlerle yanyana olabileceğini düşünmüyorum.

      “Hristiyanları, Yahudileri kendinize dost edinmeyin…” ayetini Bediüzzaman nasıl yorumladığını Münazarat’ta kendisi açıklamıştır. Ayrı bir yoruma gerek yoktur. Zaten Hz. Muhammed de yaşantısıyla bu ayetin nasıl yorumlanması gerektiğini göstermiştir. Ne yazık ki müslümanlar “kişilere” ve “kavimlere” buğz’u ibadet olarak algılıyorlar. Buğz ve düşmanlık Allah’ın yarattıklarına karşı olmaz, onların fiillerine karşı olur.

      Tunç bey’in konuştuğu “assalamu alekum” yazan Ermeni bana müslüman Kerinçsizlerden çok daha sevimli geliyor. Yurt dışında bana “işyerimde namaz kılamadığım için üzüldüğünü söyleyen” Polonyalı katolik hanımefendi gerekirse şahsi özgürlükler de kaldırılabilir diyen müslüman cumhurbaşkanımızdan daha sevimli geliyor. Aynı masada içki içmediğim için “seni saygıyla karşılıyorum” diyen Finlandiyalı bana vals bilmeyen başbakan mı olur diyen Onur Öymen’den daha sempatik geliyor.

      Dinim bana savaş ortamında dahi hassasiyetlerin korunması gerektiğini öğretiyor. Yüzbinlerce silahsız ve sivil insanın yüzlerce kilometre aç ve susuz yürütülmesi ve ölüme mahkum edilmeleri benim kalbime dokunuyor.

      Bunun “kimse bir başkasının yaptığından mesul değildir” ayetine itiraz ve çok büyük günah olduğunu düşünüyorum. Bu olayın Medine’den sürülen Yahudilerle kıyası yapılamaz.

      Dini hevesimize uydurmayalım. Hiçbir yanlışı dini kılıfa büründürüp sakın ola savunmayalım, çok büyük vebal altına gireriz.

      Peygamberimizin (SA) sürekli ettiği duasıyla bitireyim:

      Allahümme erina’l hakka hakken verzukna ittibaehu ve erina’l batıla batılen verzukna içtinabehu.

      Allahım doğruyu bize doğru olarak bildir ve ona uymamızı temin et. Yanlışı da yanlış olarak göster ve bizi ondan uzaklaştır. Amin.

    21. on 19 Ekim 2006 at 14:48 21.Vecihe

      Sayın Blue; Kuran-ı Kerim sadece gelmiş ve geçmiş olanlara rahmet olarak gönderilmemiştir.Kıyamet kopasıya kadar hükümlerini koruyacaktır.Medine’den sürülen Yahudilerle nasıl kıyası yapılmaz?'’Sen onların dinine uymadıkça ne yahudiler ne de hıristiyanlar senden asla hoşnut olmazlar.'’(Bakara120)Ayrıca Allah kimi kimi dost kimi dost edinmeyeceğimizi açık seçik belirtmiş ayetlerinde ‘’Ey iman edenler!Allah’ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinmeyin.'’(mümtehine13) Ayrıca da hangi toplulukda bulunduğunuz yada kimsenin topluluğunun içine girmiyor olmanız ayetlerin ışığını görmemeniz anlamına gelmiyor ki!Kendi adıma hiç bir topluluk içinde bulunmasam bile Bediüzzaman Said Nursi gibi mübarek zatın söylevlerinin nazarımda çok önemli olduğunu belirtmek isterim.Bediüzzamanın ayeti nasıl yorumladığını okuduysanız zaten sorun yoktur.Kimin kime buğz edip etmediğini bilemessiniz.Ayetler kime buğz edilmesi gerektiğini de yazıyor efendim!İma ve ithamlarınız çok kırıcı!!!Saygılarımla…

    22. on 19 Ekim 2006 at 15:02 22.Tunç

      Tekrar Selamlar Suat Bey,

      MASALLAH, ne çok ziyaretçiniz var son zamanlarda. Hayirli ugurlu olsun. Daha önceden tanimadigim yorumcu arkadaslar da zenginlestirmisler forumu.

      Hz Muhammed’in dedigi gibi fikirlerin farkliligi bizler için rahmettir.

      Istanbullu bir yahudi arkadasimdan duydugum bir olayi aktarmak isterim : 30 yaslarinda bir mühendis olan bu çocuk çalistigi firma tarafindan Atina’ya gönderiliyor. Isleri bitmis, Türkiye’ye dönecek. Bir taksiye biniyor, “hava alani” diyor. Uçagin saati kaçti filan derken yunanli söför

      bizim arkadasin türk oldugunu ögreniyor. Birden arabayi sehirden çikariyor, eski türk evlerinin bulundugu bir mahalleye getiriyor onu. Bizimki kaçirildigini filan sanirken söför onu çekistire çekistire “ninem için” diyor.

      Neyse, bizim istanbullu kendisini birden çok yasli bir kadinin karsisinda buluyor. Söför yari ingilizce yari türkçe “yarim saat var uçagin kalkmasina” diyor, “konus , türk komsulari gittiginden beri ninemin yüzü gülmedi. ölmeden önce son bir defa türkçe duysun!”

      Anlatiyor bizimki, karisini, çocuklarini.. O konusuyor, yunanli nine agliyor. Bu arada bütün aile bunlarin basina toplaniyor. 30 dk su gibi akip geçiyor. Ayrilirken yunanlilar evlerinde yiyecek ne var yok torbalara dolduruyorlar, bizimkine yolluk veriyorlar!!!

      Mübadele yillarinin acilari bence hiç dinmedi. O dönemlere tarafsizca bakilmiyor ne Türkiye’de ne yunanistan’da ne de Ermenistan’da. Çünkü “Atatürk bir günes gibi dogdu” masalini yutmamiz için Osmanli’nin karalanmasi gerekiyordu. Birinci dünya savasindan sonra kurulan milli devletin eskisinden daha parlak görünmesi lâzim ki kimse “gericilik” yapmasin.

      Bir kitapta “Osmanli kendisini yikmak isteyenlerin üzerine devrildi” diye bir söz okumustum.

      Ermenilerin tazmin edilmesi konusuna gelince…Sizin daha önce aktardiginiz bir olay vardi. Ruslar tarafindan topraklarindan sürülen insanlarin Osmanli topraklarina geri dönmeleri, dönmeyenlerin ise topraklarinin kiralanmasi/satilmasi ve bu gelirlerin onlara gönderilmesi üzerine.

      Bir zahmet oraya bir link koyar misiniz (veya o metni buraya aktarabilir misiniz) herkesin istifade etmesi için?

      Affetmek büyüklüktür. elbette türklerin de çok hakki yendi 1915 öncesi ve sonrasinda. Ancak su anda güçlü durumda olan biziz. Bir hata baska bir hatayi düzeltmez. Biz ALLAH karsisinda temiz olalim derim.

      Fransa’ya kadar gitmeye gerek yok tabi ermenilerle konusmak için. Türkiye’de Etyen Mahçupyan ve Hirant Dink gayet güzel analizler yapiyorlar. Tartistigim ermenilerin bir çogu samimi bir barisma özlemi içinde. Toprak veya para pesinde degiller. Hakli olarak “dagilan ailemi yerine getirmez ki” diyorlar maddi tazminat konusunda.

      Gene Osmanlidan örnek alacagim. Fatih’in Istanbul’u fethetmesinden daha güzeli fethettigi gönüller degil midir? Maddi veya manevi yolla, bilemiyorum ama büyük sayida ermeninin gönlünü kazanamaz miyiz? Eziyet çekmis olanlarin son temsilcileri ölmeden (kaldiysa eger) helallik dileyemez miyiz? Sembolik de olsa meselâ bir miktar ermeni gencine türk üniversitelerinde burs veremez miyiz?

      bunu bir af dileme gibi degil sadece bir dostluk eli uzatma olarak görüyorum. Elbette sirt çeviren ermeniler de olacaktir, “türkiye’nin surasini burasini istiyoruz” diyen fanatikler de. Ama biz türkler ilimli davranabilirsek en azindan aklli basinda ve vicdan sahibi ermenileri kendi yanimiza çekebiliriz.

      Blue Bey’in çok güzel teshis ettigi gibi bu “taraftarlik” bize zarar veriyor aslinda.

      Güzel yazilarinizin ve ziyaretçilerinizin bollugunun devamini dilerim.

      dostlukla

    23. on 19 Ekim 2006 at 15:19 23.Suat Öztürk

      Tunç Bey kardeşim,

      Hoş geldin, yorumun için teşekkürler. Sağolsunlar ziyaretçilerim bugünler de hiç boş bırakmıyorlar blogu..

      Bahsettiğin yazıyı hatırladım. Buraya alıntılıyayım. Mustafa Armağan bir yazısında şöyle yazıyor:

      “1828–29 Osmanlı–Rus Savaşı, tıpkı 1768–74 savaşı gibi çok önemli bir dönüm noktasıdır tarihimizin. Zira 1826’da, yani bu savaşın başlamasından 2 yıl önce yeniçerilik kaldırılmıştır ve düzenli ordu denilen Asâkir–i Mansure–i Muhammediye’nin ilk ciddi sınavını verecektir. Savaşları kaybetmenin faturası eskiden yeniçerilerin laubaliliklerine bağlanırdı, bu defa onlar da “temizlenmişlerdir” ama sonuçta yine yenilmişizdir. Rumeli ve Doğu Anadolu’da büyük toprak kayıpları söz konusudur.

      Bu işgalin ardından Edirne Andlaşması yapılarak bir kısım topraklar geri alınmıştır alınmasına ya, reayanın çoğunun yerinde yeller esmektedir. Çünkü Ruslar, Edirne ve çevresi de dahil olmak üzere girdikleri topraklara ve zahireye el koymanın ötesinde halkı da göçürmüşlerdir.

      Göçün bir kısmı, Rusların korkusundan Anadolu’ya kaçış şeklinde olmuştur. Kendi topraklarında kalan Rum ve Bulgar reaya ise Ruslar tarafından “asıl Rus toprakları”na sevk edilmişlerdir. Bir kısmı teşvik ve ikna yoluyla götürülmüştür ama cebir uygulananlar da olmuştur. Amaç, Rusya’nın nihayetsiz topraklarını iskân etmek ve verimliliği artırmaktır.

      II. Mahmud, Edirne Andlaşması’yla geri aldığı topraklarda önce bir tesbit yaptırmıştır. Kimler gitti? Kalan reayanın zararı ne kadardır? Boş kalan evler ve tarlalar hangileridir? Bundan sonra ise sıra boş kalan ev ve tarlaların işgaline izin vermemeye gelmiştir. Bu toprak ve evlerin “sahipleri dönene kadar” kiraya verilmesi ve toplanan kira bedellerinin bir sandıkta biriktirilmesi düşünülmüş ve asıl sahipleri dönünce kendilerine teslim edilmesi karara bağlanmıştır. Yani “Giden gitti, kalan sağlar bizimdir” gibi bir ulus–devletin canına minnet bir uygulama nedense asla akıllarına gelmemiştir Osmanlıların.

      Gidenlerin şöyle ya da böyle gidebileceği ama gittikleri yerde, kendisinin sağlayacağı imkânları bulamayıp döneceğinin bilinciyle hareket eden Osmanlılar onlara ne “hâin” muamelesi yapmış, ne de mallarını müsadere etmeyi düşünmüştür. Tam tersine, sanki onlar hâlâ kendi topraklarındaymışçasına normal muamelesine devam etmiş ve sandıkta toplanan paralar, yıllar içinde biriktikçe birikmiş, bu paralara el sürmek isteyenler ise en ağır bir şekilde cezalandırılmıştır.

      Bu kadar da değil. Gidenlerin arkasından nasihatçılar göndermeyi de ihmal etmemiştir Osmanlılar. Nasihatçılar, Osmanlı sınırları içindeki topraklarını bırakıp giden eski reayaya, döndükleri zaman hiçbir şekilde sorgulanmayacaklarını, topraklarının ve mülklerinin kendilerine aynen, hatta sandıkta birikmiş paralarıyla birlikte iade edileceğini, hatta birikmiş vergilerinin de kendilerinden alınmayacağını, hatta hatta dönerlerse eğer, topraklarını yeniden işleyebilmeleri veya hayvancılığı yürütebilmeleri için kendilerine kredi verileceği, öküz ve tohum sağlanacağı ve diğer gerekli yardımların yapılacağı vaadedilmişti.

      Kuşkusuz Osmanlı’nın vaadleri bizim politikacılarımızınkine benzemez. Topraklarında kalan akrabalarının mektuplar yazarak devletin kendilerine yaptığı iyilikleri akrabalarına ve hemşerilerine duyurması üzerine yavaş yavaş dönüşler başlamış, dönenler dönmeyenlere duyurmuş ve böylece 1830–1844 arasında gidenlerin büyük bir kısmı peyderpey dönmüşlerdir. Bir Osmanlı belgesinde denildiği gibi dönenler “memnunen ve mesruren yüzlerini yere sürerek” padişahlarının hayırlı ömürlerinin devamı için dua etmişlerdi. Bu yazının kapsamına sığdırabildiğim kadarıyla Osmanlı Devleti’nin neden “insanlığın son adası” olduğunu bir kez daha vurgulamaya çalıştım. Aynı zamanda da “yıkıldı yıkılıyor” derken Atom Çağı’nın şafağına kadar nasıl ayakta durduğunun da sırrı, işte bu hak hukuk gözeten tavrında gizlidir Osmanlı’nın. Bilmem yeterince ifade edebildim mi bu defa meramımı?”

    24. on 19 Ekim 2006 at 15:33 24.nihavend

      :)))

      blue bey, sakin olunuz efendim… hata yapmışsak sizi kategorize ederek af buyurunuz.

      bu konuda yazacaklarım çok olmakla beraber, meselenin hakkı teslimden ziyade müdafaa-yı nefse dönüşmesinden korkuyorum.

      kategorize etmek bahsine gelince, eğer yazdıklarımı bölücülük -islamda bölücülük- olarak algılamışsanız, bunu ben değil yeni bir isim ve yorumla öne çıkanlar zaten kendileri yapıyorlar. bakın ben fethullahçı demediğim halde siz zikrettiniz.

      yok tüm insanlık adına konuşuyorsanız, “insanlar iki millettir; müminler ve kafirler ” hadisini hatırlatmam gerekiyor. cennet ve cehennem , iyi ve kötü, muhlis ve mürai hadd-i zatında birer kategoridir.

      neyse fazla irdelemeyeyim bunu, şimdi sürç-i lisan ederek haşa hz Allah’ın işine karışma cüretkarlığında bulunurum da maazallah..

      daha sakince blue kardeş, daha sakince…

    25. on 19 Ekim 2006 at 16:01 25.Enes Reyhan

      Vecihe

      Sayın Enes Reyhan; toprak paylaşımıyla soykırımı bir mi tutuyorsunuz?Ne yani savaşla geldik oturduk diye kimsenin toprağına el koymadan ayakta mı bekleyecektik efendim?Bizim bırakmak zorunda kaldığımız topraklarda düşman el koymamış el pençe divan toprakları sahiplerine geri teslim etmek için beklemişler mi efendim?Üstelik soykırımı kabulleniyor olmanızı esefle kınıyorum bu topraklarda ermeni soykırımı katliamı yapılmamıştır.Bilhakis kendileri soykırıma kalkışınca planları kendi yöntemleriyle iade edilmiştir.Ne yani köy basacak kadın çoluk çocuk demeden öldüreceklerdi bizde hay hay efendim ne iyi ettinizde geberttiniz biz kardeşiz dostuz mu diyecektik?

      Sürgüne eli silahlı Ermeniler değil, yaşlıların ve çoçuklarında bulunduğu yurdun Ermeni vatandaşları gönderildi. Vatanı satan Ermeni vatandaşlar değil ırkçı emperyalistlerin kuklası ittihat ve terakki çetesidir. Gaza gelmiş Türkler Ermenileri, Aynı şekilde milliyetçilik tohumlarına kanmış Ermenilerde Türkleri katletmiştir. Suçlu sadece Türkler veya Ermeniler değildir. Emperyalist güçler başta Fransa, Rusya, Almanya’da bu pisliğin içinde en az Türkler ve Ermeniler kadar suçludur. Ben kendi özeleştirimi yapıyorum. Sürgüne gönderilen Ermenilerden boşalan toprakları kimler gasp etti. Çok masum olduğumuzu söyleyenler çıkıp açıklasınlar o zaman. Ermenilerden boşalan toprakları kimler gasp etti? Bu pislikleride başımıza açan o batıdan gelme ırkçı/milliyetçi akımın ta kendisidir. Blue’nun da bahsettiği gibi, samimi bir Ermeni gerçeklerden kaçan bir Türk’ten benim için çok daha hayırlıdır. Bu sorunu ancak Türk ve Ermeni halkları bir araya gelerek halledebilir. Türkler ve Ermeniler bu sorunu çözdükten sonra Fransızdan, Almandan ve diğer emperyalist devletlerdene bu işin hesabını sormalıdır….

    26. on 19 Ekim 2006 at 16:03 26.blue

      Sayın Vecihe,

      İfadelerimin kırıcı ve incitici olduğunu yazmışsınız. Böyle bir niyetim yok. Zaten size cevap veriyor değilim. Savunmaya geçmenize de gerek yok. Benim cevap verdiğim bir zihniyettir. Zaten bahsettiğim gibi ben kişilerden çok fiilleri ve fikirleri hedef alıyorum. Lütfen incinmeyiniz.

      Bu arada Suat bey’in reytingine de katkı yapıyorum galiba. Artık Hidiv Kasrında hesaplaşırız :)

    27. on 19 Ekim 2006 at 16:34 27.blue

      Sayın nihavend,

      “insanlar iki millettir; müminler ve kafirler ” hadisini hatırlatmam gerekiyor. cennet ve cehennem , iyi ve kötü, muhlis ve mürai hadd-i zatında birer kategoridir. demişsiniz.

      Bu hadise katılmamak mümkün değil. Fakat ayrıma dikkatinizi çekerim “müslimler ve kafirler” değil; “müminler ve kafirler” şeklinde ayrılıyor.

      Hristiyanlar ve Yahudiler Kur’an’ın isimlendirmesiyle “ehl-i kitap”tır ve birçok ayette “mümin” olarak tesmiye edilirler. Allah, hesap gününde bunların yaptıkları iyiliklerin ecrini vereceğini de ayetle bildirmiştir. Müslüman olmakla mümin olmayı ne yazık ki garantilemiyoruz. Hadis “kim zerre kadar iman sahibiyse Cennete girecektir” diyor. Müslüman olduğumuz için mi inanıyoruz, inandığımız için mi müslümanız bunu tartmamız lazım. Allah Adil ve Hakim’dir, Adl ve Hakem sıfatlarının gereği olarak muamele edecektir şüphesiz.

      Bıçak keskinliğinde bir ayrım yapabiliyorsanız güzel. Hz. Muhammed’in (SA) babasını ve annesini cehenneme gönderiverirsiniz. Amcası Ebu Talip’i de onların yanına… Ya Necaşi ne olacak? Halime’nin hiç mi merhametten nasibi olmayacak? Siz Errahmanirrahim’i değil bir cellatı tarif ediyorsunuz.

      Bir akrabam da şöyle demişti Yunus Emre için:

      “Cennet cennet dedikleri bir kaç köşk, bir kaç huri…” demiş ya Allah’ın cenneti nasıl böyle küçümsenirmiş. Bir de müslümanmış, peh”. Eline kılıç alırsan, Hristiyan ve Yahudilerle de bitmiyor işte. Sıra müslümanlara da geliyor. Mezhep tekfirleri başlıyor. Tarikat tekfirleri, cemaat tekfirleri… Ucu Yunus Emre ve Mevlana’ya bile gelebiliyor. “Taraftarlık” kötü bir haslet. Ne yazık ki “haklı”nın yanında olmaya artık çok perestiş edilmiyor. Moda “çok”luğun yanında olmak….

    28. on 19 Ekim 2006 at 17:45 28.nihavend

      blue bey, müminden kastedilenin şu andaki ehl-i kitap olmadığına inananlardanım. ehl-i kitap dinleri bozulmadan önce mümindiler. islamdan sonra onların cennete giremeyeceğine dair ayetler var. peygamberimiz de islamdan önce hanif dinine inananlardı. ben ehli sünnet vel cemaat akaidine mensup ve henüz tahrif edilmemiş bir tarikatın müridiyim.

      bunun dışında sizinle bilgi gösterişine meyilli bir polemiğe girmek niyetinde değilim.

      baki selamlar.

    29. on 19 Ekim 2006 at 18:07 29.fatih demir

      Ey Cemaat-i Gelenek’un…

      Kadir gecesi oldugunu umdugumuz bu gecede uzerinize sicim sicim yagan rahmeti hissettiginizde dualarinizi gondermek icin ellerinizi agzinizi kalbinizi actiginizda beni de anarsaniz bahtiyar olurum….

      Dualarimla musterek olacagim….

      Sevgilerimle….

    30. on 19 Ekim 2006 at 18:34 30.Suat Öztürk

      Blue Bey Kardeşim,

      Bu arada Suat bey’in reytingine de katkı yapıyorum galiba. Artık Hidiv Kasrında hesaplaşırız :)

      :-))

      Ayıp ettim kardeşim sana Hidiv Kasrı’nda ziyafet feda olsun.. :-))

    31. on 19 Ekim 2006 at 19:11 31.Suat Öztürk

      Değerli Dostlarım,

      Hepinizin malumu “bin aydan daha hayırlı” olduğu bildirilen Kadir gecesi Ramazan ayının içindedir. İslam alimerinin ekseriyeti bu geceyi Ramazan’ın son on gününde “tek geceler”de aramışlardır. Halen de -her ne kadar gizli de olsa- Ramazan’ın 27. gecesi ekseriyetçe Kadir gecesi olarak ihya edilmekte.

      Ben inanıyorum ki Allah kullarının samimi dualarını kabul eder. Yine inanıyorum ki eğer kulları Kadir gecesi olduğuna inanarak O’(cc)na dualar ediyorlarsa o gece Kadir gecesi olmasa bile Allah aynı ecri verir. Çünkü O’(cc) nun hazinesinin ve merhametinin sonu yoktur.

      Bu vesileyle bu mübarek gecenizi tebrik eder, daha nice mübarek zamanlara sağlık ve gönül huzuru ile ulaşmanızı temenni ederim.

      Dualarımızda birbirimizi unutmayalım.

      Fatih kardeşime de vesileyle hassaten selamlar..

    32. on 19 Ekim 2006 at 23:28 32.Tunç

      Bütün dostlarin Kadir gecelerini kutlarim.

      Dostlukla

    33. on 20 Ekim 2006 at 09:03 33.blue

      Sayın nihavend,

      “Bilgi gösterişine meyilli polemik…”

      Zaafımdır.

      Allah bilgimizi nefsimiz için kullanmaktan bizleri muhafaza etsin. Amin.

      Allah ehl-i sünnet çizgisinden ayırmasın. Amin.

      Allah doğruyu doğru, eğriyi eğri görmemizi nasip etsin. Amin.

    34. on 22 Ekim 2006 at 03:05 34.Tunç

      Blue’ya saygi durusu ve dinler arasi diyalog

      Sevgili arkadaslar, bir zamandir GELENEK ve AKYOL forumlarinda “dinler arasi diyalog” kavrami çevresinde bir tür ihtilaf var. Bazi arkaslar “biz” derken müslüman olmayan insanlari asla buna dahil edemeyecegimizi iddia ediyor. Bedava yahudi düsmanligi veya simdilerde de ermeni düsmanligi çok moda oldu.

      Müslüman dogmak tabi güzel birsey. Ama daha da güzeli bir yasa gelip insanin bunu sorgulamasi tabi ardindan da aklina ve kalbine uygun buldugu bu dini ikinci kez kabul etmesi.

      “yahudilerle ve hristiyanlarla dost olmayin” ayetini yorumlamak için belki bazi arkadaslar Islâm alimlerine bas vuracaklardir. Ben kalbimin sesini dinliyorum, daha pratik :-))

      Amerikali sahinlerin, Huntingtoncularin ekmegine yag sürmek, medeniyetler çatismasi denen tehlikeli zirvayi “gerçek” haline getirmek müslümanlikla bagdasabilir mi?

      Insan olmadan müslüman olunabilir mi?

      Elbette vicdan sahibi gayri müslimlerle dost olacagiz ve gerek gayri müslim gerekse müslüman kiligina girmis düsmanlar ile savasacagiz.

      “Bayramlar rahmet kapilarinin ardina kadar açildigi günlerdir”, “Benim rahmetim cehennemi bile ihâtâ eder” dendigini hatirliyorum ve Bayram’in bütün insanliga (ehl-i kitap, ate, agnostik) hayirlar getirmesini diliyorum.

      Blue Bey, hadiseyi çok güzel özetlemissiniz,

      asagidaki sözlerinizin altini saygiyla imzaliyorum.

      BLUE :

      Tunç bey’in konuştuğu “assalamu alekum” yazan Ermeni bana müslüman Kerinçsizlerden çok daha sevimli geliyor. Yurt dışında bana “işyerimde namaz kılamadığım için üzüldüğünü söyleyen” Polonyalı katolik hanımefendi gerekirse şahsi özgürlükler de kaldırılabilir diyen müslüman cumhurbaşkanımızdan daha sevimli geliyor. Aynı masada içki içmediğim için “seni saygıyla karşılıyorum” diyen Finlandiyalı bana vals bilmeyen başbakan mı olur diyen Onur Öymen’den daha sempatik geliyor.

    35. on 22 Ekim 2006 at 04:41 35.nihavend

      “yahudilerle ve hristiyanlarla dost olmayin” ayetini yorumlamak için belki bazi arkadaslar Islâm alimlerine bas vuracaklardir. Ben kalbimin sesini dinliyorum, daha pratik :-))

      ALLAH KORUSUN!!!

      İLMİ OLMADAN AYET-İ KERİMELERİ TEFSİR ETMEYE ÇALIŞMAK, MAAZALLAH CEHENNEME BİR KAPIDIR.

      BENİM KALBİM HENÜZ O KADAR “BASİRET” SAHİBİ DEĞİL. NE OLUR NE OLMAZ… BEN ALİMLERE SORAYIM GENE DE…

    36. on 22 Ekim 2006 at 12:20 36.blue

      Sayin Nihavend,

      Bu konuda Turkiyenin en birikimli alimi olan Hayrettin Karamani tavsiye ederim. “Ilm olmadan” , “cehenneme bir kapidir” sozcukleri hos degil. Tunc bey “Sen bir de kalbine danis” hadisinin geregini soylemis. Bu ilm olmadan degil, alime danisma asamasindan cok sonraki bir asama. Bu konuda alimler arasinda ihtilat oldugunu ve hangi alime uymasi gerektigi konusunda bir kalbe danisma soz konusu. Bu konuyu sizden cok daha fazla inceledigine kalibimi basarim.

      Sayin Tunc,

      Saygilar benden. Ben de sizin degerli sozlerinizin altina imzami atiyorum. Allah razi olsun.

    37. on 22 Ekim 2006 at 13:12 37.nihavend

      blue bey,

      bu meseleyi de tartışmak istemiyorum…sanmayın ki bilgim olmadığından…o “hoş değil” dediğiniz hadistir efendim.

      “kalbine danış” diye hitabedilen kimse mümin-i kamildir…mümin-i kamil olmak için nefsi levvameyi ve mülhimeye dahi geçmek lazımdır. orası ise şu an burdakilerin hiçbirinin-şahsım da dahil- ulaştığı bir makam değildir kardeşim.(olsa anlardım-tanırım onları elhamdülillah) üstelik mülhimeden sonra mürşid-i kamilsiz gidilmez…

      imam-ı azam bile tasavvuf yoluna girdikten sonra “şu iki yıl olmasaydı numan helak olmuştu” derken biz kim oluyoruz Allah aşkına…

      üstelik mezkur ayet ne müteşabihtir, ne de sorulacak kadar karışıktır. gayet açıktır efendim, nesini danışıyorsunuz?

      açıkçası “sizinle” hiç bir konuyu tartışmak niyetinde değilim. tartışma peygamber metodu değildir zaten.

      “bir yerde olan heryerdedir, her yerde olan hiçbir yerde değildir” efendim.

      iyi bayramlar

    38. on 22 Ekim 2006 at 16:21 38.blue

      sayin nihavend,

      Iste ben bu yuzden tasavvufa asik oldugum halde, tarikatlere sicak bakamiyorum.

      Iyi bayramlar

    39. on 22 Ekim 2006 at 20:56 39.nihavend

      tarikatsız tasavvuf nemümkün, tasavvufsuz tarikat sürüsüne bereket….

    40. on 23 Ekim 2006 at 00:41 40.Tunç

      Tüm dostlara iyi bayramlar dilerim.

      Suat Bey’den ALLAH razi olsun, müslümanlarin bir araya gelip bilgilenmesini saglayan bu blogu yapmis.

      Blue kardesime özel mesaj : Ehl-i Tarikat bir zât bana söyle demisti : “Evlâdim, Bu yolun igrisi (eskiyasi) çok olur” .

      Nihavend kardesimize özel selamlarim var, “düsüncelerin zitligi bizler için rahmettir” hadisi geregince bizim rahmetten istifade etmemize vesile oldunuz.

      ALLAH hepimizin muhabbetini daim kilsin, tartismalar ve fikir çatismamari müslümanlari daha günlere tasiyacak birer lokomotiftir! (vay be! Kendimi Mustafa Kemal sandim bir an)

      Fakat ayni zamadanda ALLAH hepimizi cidalden korusun.

      Amin

    41. on 23 Ekim 2006 at 01:32 41.oesx

      Ermeni meselesi kadar kafamı karıştıran, kırk kafadan kırk ses çıkan nadir konu vardır herhalde…Devletin aşırı miliyetçi ırkçı korosu ve resmi görüşü beni hiç ilgilendirmiyor, çünlü bu dangalaklar bu ülkede kürt olmadığını da iddia etmişlerdi düne kadar…ve gördük çok acı bir şekilde çıktı ortaya milyonlarca kürt olduğu..halen sünni imparatorluk diyanet sistemiyle alevi yurttaşlarımızı aptal yerine koymuyor muyuz laik devlet olduğumuzu iddia ede ede..

      Ermeni meselesinde aklımda bir atasözü geliyor, ateş olmayan yerden duman çıkar mı…bu duman nerden geliyor….Soykırımın tanımı Yahudi soykırımından sonra yapıldı, ermeniler bu tarihe kadar sadece büyük kıyım diyorlardı başlarına gelenlere…ve sağduyusuna güvendiğim Murat Belge olayın bugün yapılırsa soykırım sayılacağını söylüyor, peki o zaman neydi ?

    42. on 23 Ekim 2006 at 02:52 42.Suat Öztürk

      Tunç Bey kardeşim,

      Sizin gibi değerli arkadaşlar sayesinde fikirlerimizi paylaştırıyor ve zenginleştiriyor bu blog, teşekkür ederim, dua ve dileklerinize de bilmukabele. Bayramınız “bayram” olur inşaallah.. Hürmetler..

      Merhaba Oesk,

      Hoşgeldiniz. Bir trajedi olduğu muhakkak.Bir süreç var yaşanan. Durduk yere olmadı bu tehcir, ihanet var, Ermenilerin birçok Türk köylerini korkunç basıp katliamlar yapması var. Savaştığımız güçlerle işbirliğine gidip Doğu Anadolu’yu işgal etmeye kalkmaları var.

      Burada kilit nokta tehcirin amacı. Burada amaç tehcir vasıtası ile bir etnik grubu yoketmek mi? Yoksa gerçekten bir tedbir almak ve halihazırda savaş halinde olan devleti korumaya çalışmak mı? Uluslararası soykırım tanımına göre birincisi soykırım, ikincisi değil. Kavgada burada zaten. Ermeniler birincisini yaptığımızı savunuyor. Ama buna dair bir kanıt yok. Hem tehcir kanunu hem de yollarda muhacirlere nasıl davranılması gerektiğine, iaşeye dair alınan önlemler yolunda gitmesi istenen bir tehcir düşünüldüğünü gösteriyor. Ama malum şartlardan dolayı işler yolunda gitmiyor.

      Bu konuda arşiv belgeleri için buraya bakabilirsiniz:

      http://www.ermenisorunu.gen.tr/turkce/arsiv/index.html

      Konu ile ilgili genel bilgiler için de buraya bakılabilir:

      http://www.ermenisorunu.gen.tr/turkce/ozet/index.html

      Mesela Sarıkamışta hatalı bir harekat kararı neticesi 75.000 askerimiz donarak şehit oluyor, şimdi buna bakıp bu askerleri bilerek öldürdü, soykırıma uğrattı komutanları Enver mi diyeceğiz?

      O zamanın savaş, kıtlık, yoksulluk şartları mucibince düşünmek gerek bazı şeyleri..

      Bu konuda Alatlı’nın süreci işlediği bir seri yazısına bakmanızı öneririm.

      Barış, hakikat ve adalet adına…’ Orhan Pamuk’a açık mektup (1) “Barış, hakikat ve adalet adına…’ Orhan Pamuk’a açık mektup (2), “Barış, hakikat ve adalet adına…’ Orhan Pamuk’a açık mektup (3), “Barış, hakikat ve adalet adına…’ Orhan Pamuk’a açık mektup (4),

      Bir de araştırmacı-yazar Mustafa Akyol’un yabancı bir tarihçiden atıflar yaptığı -yazımda da linkini verdiğim- “Ermeni Soykırımı’ Neden Soykırım Değildi?” başlıklı önemli ve tarafsız bir yazısı var. Ona da mutlaka bakmanızı öneririm:

      http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/02/ermeni_soykirimi.php

      Hürmetler..

    43. on 24 Ekim 2006 at 07:08 43.nihavend

      tunç bey kadeşim,

      eselamünaleykum verahmetullahi ve berekatuhu…

      Allah hakiki piran-ı azamın bereketinden ve feyzinden mahrum eylemesin…amin

    44. on 25 Ekim 2006 at 23:57 44.Tunç

      Nihavend Hanim/Bey,

      Bos degilsiniz, bir ikrara baglisiniz. Kaç yasindasiniz?

      Dostlukla

    45. on 26 Ekim 2006 at 10:27 45.nihavend

      tunç bey kardeşim,

      otuzbiri devireceğim ocakta… niçin sordunuz?

    46. on 26 Ekim 2006 at 23:56 46.Tunç

      Sayin Nihavend,

      Sorum bir latifeydi, ben de 37′ye yaklastim.

      Sizinle tanistigima sevindim. 650 bini asan kayiplarla

      ilgili yorumlariniz arasindaki ejderha örnegi çok yerinde,

      tipki “bütün nefisler aynı ölçüde acımasızlaşabilirler. öyle olmuyorsak Allah’ın bizi korumasındandır.” seklindeki

      sözleriniz gibi.

      Dostlukla

    47. on 05 Mart 2007 at 14:07 47.ceyda

      slm ben doğu anadolu hakkında bilgi istiyorum lütfen gerekli bilgiyi elime geçirin yoksa sizi polise ihbar ederim bu mesele hayat meselesi eğer gerekli bilgiyi elime geçirmeseniz okullar kapandığında teşekkür ve ya takdir belgesi alamayacağım

    Trackback This Post | Subscribe to the comments through RSS Feed

    Önemli

    Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

    Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederim.

    Siz de düşüncelerinizi paylaşın


    Kapat
    E-posta ile paylaş