Güncel T. Suat Demren - 05 Eylül 2006 02:44 am

Lübnan Tezkeresi’ne Niçin Hayır?

Bildiğiniz gibi bugün TBMM’de Lübnan’a asker gönderme tezkeresi oylanacak. Bu konuda yazdığım uzun bir yazı Wordpress’in aziziliğinden -ya da anlayamadığım başka bir teknik nedenden- dolayı uçtu. Tekrar yazmayı da göze alamadığımdan bir-iki cümleyle meramımı anlatmayı deneyeyim.

BM’in Barış Gücü’nün bölgeye yerleşmesini içeren kararını iyi incelemek gerekiyor. Herşeyden önce Barış Gücü oraya İsrail saldırılarını durdurmak için değil Güney Lübnan’da bir tampon bölge oluşturmak için gidiyor. İki ülke arasında gerçek bir tampon olabilmesi için Barış Gücü’nün her iki ülke sınırlarını da kapsayan (mesela iki ülkenin  10′ar Km. içlerine girmiş)  bir bölge oluşturması beklenir. Fakat burada Barış Gücü Litani Nehri ile İsrail sınırı arasına gidiyor. Bunun anlamının  ne olduğu çok açık. Güney Lübnan’ı Hizbulah’tan temizlemek; en azından İsrail’in kendisinin giremediği alanda bir uluslararası gücün bulunmasını sağlayarak  Hizbullah’ı etkisiz hale getirmek.

Lübnan saldırılarının uzun süre önce planlandığı artık biliniyor. İsrail aslen şu aşamada kendisine yönelik bir tehdit oluşturmayan Hizbullah’a ve dolayısı ile Lübnan’a durduk yere niçin saldırdı? Bu aslında uzun bir planın bir parçası olarak görülüyor. ABD sanılanın aksine İran’ı ve Suriye’yi vurmaktan vazgeçmedi. ABD, İran ve Suriye’yi vurduğu anda İran ve Suriye’de hem direk hem de Hizbullah aracılığı ile İsrail’e saldıracaktır. Bu aslında bölgesel bir savaşın da başlangıcı demek. İşte İsrail bu yüzden, kendini en azından Lübnan cephesinden korumaya almak adına,  planlı bir biçimde Hizbullah’a karşı önleyici bir saldırıya girişerek Hizbullah’ı etkisiz hale getirmeye çalıştı. Kara harekatına girişip kendisi Hizbullah’ı etkisiz hale getirmekte başarılı olamayınca en azından BM Barış Gücü’nün bölgeye gelmesini sağlayarak Hizbullah ile arasında tampon bölge oluşmasını mümkün kılmış olacak. Bugüne kadar pekçok BM kararına uymayan İsrail’in bu kararı kabul etmesine bu açıdan bakılmalı. 

ABD’nin İran ve Suriye’ye saldırması gibi -ki gidişat onu gösteriyor- bir durumda,  BM Barış Gücü’nün içine düşeceği ateşin ne olacağını malum. Ateş altında kalacağı için çatışma kaçınılmaz olarak gelecek ve BM Barış Gücü ve dolayısı ile Türk askeri  -G.Lübnan’da bulunduğu ve ABD saldırıları sonrası Hizbullah da İsrail’e saldıracağı için- zımnen de olsa İsrail tarafında yer almış olacak. Gerek askerlerimizin içinde bulunduğu risk, gerekse bu risk neticesinde  bu savaşta zımnen de olsa yanlış tarafta yeralmak, hiçbir açıdan kabul edilebilir bir şey değildir. 

İşte tüm bu ikincil denebilecek sebeplerden dolayı bu tezkereye “Hayır” diyorum.

Not: Bu arada söylemeden edemeyeceğim. Olur olmaz pekçok konuda sorulmadığı halde fikirlerini bir muhtıra gibi söyleyen MGK, Irak savaşı öncesinde, Mart tezkeresinde büründüğü derin sessiziliğini ve “elini taşın altına sokmama” politikasını bu tezkerede de aynen muhafaza ediyor. Meseleyi iktidarın insiyatifine bırakmasında elbet bir sakınca yok; zaten burada doğrusunu yapmış oluyor, yanlış anlaşılmasın. Fakat insan merak ediyor; MGK gibi bir oluşum, tavsiyelerini niçin  asıl lazım olduğu alanlarda değil de bambaşka alanlarda yapar? 

Garip bir ülkede yaşıyoruz vesselam.

Share on Facebook

    21 Responses to “Lübnan Tezkeresi’ne Niçin Hayır?”

    1. on 05 Eylül 2006 at 03:20 1.fatih demir

      Suat bey Not kisminda yazdiginiz seyler haric dediklerinizde son derece haklisiniz.

      MGK’nin gorevi nedir?

      Bolgenin hemn yaninda olusabilecek bir savasi ulkeleri tanimadan, askeri zaaflarini ve artilarini bilmeden herseyi hukumetin yapmasini saglamak mi?

      Bence askere fikri sorulmalidir ve asker de fikirlerini gerekceleri ile hukumete, gizli kalmasi gereken seyleri cikararak ta bizlere soylemelidir.

      Bir orda konussunlar istiyorum ama ya bunlar da simarik cocuklar gibi bir baslayip ya susmazlarsa :))

    2. on 05 Eylül 2006 at 03:31 2.Suat Öztürk

      Fatih Kardeşim,

      Sen de bugün cidden birşeyler var.:-))

      Yahu aynı şeyi söylüyoruz. Elbette fikri sorulmalı. Tavsiyesini ya da -görüşünü diyelim- bildirsin ve nihai anlamda insiyatifi iktidara bıraksın. Doğrusu bu değil mi?

      Ama bunu yapmıyor. Son derece ketum davranıyor.Elini taşın altına sokmuyor. Olur olmaz birçok konuda fikrini söylüyor. Fakat burada susuyor. MGK bu konuda fikrini söylemeyecekse niçin var?

      Not: İlla mülkiyeli olduğunu belli edeceksin.:-) Depreşti yine iç güdülerin. :-)

    3. on 05 Eylül 2006 at 03:57 3.fatih demir

      Suat Bey abicim,

      Benim kastettigim sey en azindan Hukumet ile paylasmasi idi. Simdi siz benim safimda durdugunuza ve ben Mulkiyeli olduguma gore daha ayrintili dusunmeliyim diye oturdum dusundum ve bunun da Hukumetce belirlenmis bir taktik olabilecegine karar verdim.

      Yani askere sus diyorlar ki eger disardan birseyler soylenirse askeri one surebilsinler :)

      Bu nasil… Bir Mulkiyelinin en buyuk ozelligi ayrintili dusunebilmesi, bazi blog yazarlarinin gormedigi seyi gormesi degil midir? :))

      Not : Ya ben ilk yorumu yaparken bu yazi boyle degildi sanki, degistimi yoksa bana mi oyle geldi. Yoksa kedi midir o?

    4. on 05 Eylül 2006 at 07:58 4.Suat Öztürk

      Fatih Kardeşim,

      Önce Not’dan başlayayım.

      Not : Ya ben ilk yorumu yaparken bu yazi boyle degildi sanki, degistimi yoksa bana mi oyle geldi. Yoksa kedi midir o?

      Allah kuru iftiradan saklasın diyeyim. :-))

      Benim kastettigim sey en azindan Hukumet ile paylasmasi idi.

      Hükümet ile paylaşmak? Evet paylaşmalı elbet. Kulağa hoş geliyor. Ama paylaşıyor mu? Yoksa netameli bir konu olduğu için hükümetin kucağına bırakıveriyor mu?

      Simdi siz benim safimda durdugunuza ve ben Mulkiyeli olduguma gore daha ayrintili dusunmeliyim diye oturdum dusundum ve bunun da Hukumetce belirlenmis bir taktik olabilecegine karar verdim.

      Bakalım ne düşünmüşsün. :-)

      Yani askere sus diyorlar ki eger disardan birseyler soylenirse askeri one surebilsinler :)

      Sen ABD’de kalmaya kalırken zihinsel olarak da entegre olmuşsun oraya. Yahu Türkiye’den bahsediyoruz; her toplantıda hükümet üyelerinin sıgaya çekildiği bir kuruldan. Asker böyle bir pazarlık bile yapmaz hükümetle. Elinden gelse zaten bir kaşık suda hükümetin işini görecek. :-)

      Bu nasil… Bir Mulkiyelinin en buyuk ozelligi ayrintili dusunebilmesi, bazi blog yazarlarinin gormedigi seyi gormesi degil midir? :))

      Bir rüyaya daldım sanki aniden. Biran için sivil idarenin ülkenin tüm kurumları üzerinde hakimiyeti olduğu, kararlarını kendi insiyatifi ile verdiği demokrat bir ülkede yaşadığımı vehmettim. Güzeldi ama malesef kısa sürdü. Çünkü bir rüya idi.

      Sen ABD’de fazla kaldın. Ara sıra gel buralara. Kaptırma kendini o kadar. Burası Türkiye..

      İçindeki Mülkiyeli düşünce canavarını da durdur. O seni durdurmadan! :-))

    5. on 05 Eylül 2006 at 11:21 5.blue

      İsrail için barış gücünün fayda sağlayacağı muhakkak. Fakat barış gücünün taraf olup Hizbullah’a saldıracağını filan düşünmüyorum. Böyle bir şeye kimse taraftar olmayacağı gibi, askerimizi çekme şansımız her zaman için var. Sonuçta oraya gönüllü olarak gidiliyor.

      Dün İtalyan askerlerinin oraya gittiğini ve Lübnan’da yıkılan köprüleri onarmaya başladıklarını izledim. 100 sene önce bizim olan topraklardaki mazlumlara yardım etmek en fazla bizim ödevimizdir. Bugün boşnaklar kendilerini hala Osmanlı olarak tanımlıyorsa bunun bir sebebi vardır. Bosna’da askerlerimizin kazandığı sempatiyi Lübnan’da da kazanmamız lazım. Her şey menfaat değildir. Kardeşinizi sever ve bir şeyler yapmak için çırpınırsınız, çünkü o kardeşinizdir. Aman askerimize zarar gelmesin, bulaşmasın demekle “müslümanlar kardeştir!” bağdaşmaz. Nebevi tavır bellidir:

      Mazlumlara yardım edileceeeek, et !

    6. on 05 Eylül 2006 at 11:21 6.bekirlyildirim

      Suat Bey Kardesim,

      Ayni mevzuda benim iki yazim da epeyce uzun oldugu icin buraya tasimiyorum. Sadece senin yazina cevap niteliginde kendi blogumdaki yorum herhalde temel atrgumanlarimi iceridigi icin buraya kopye etmekle yetinecegim:

      —————————————

      bekirlyildirim Says:

      September 5th, 2006 at 7:59 am e

      Suat Bey Kardesim,

      Senin muhalefet serhinde verdigin sebeplerin hepsi benim bu mevzudaki iki yazimda da var. Zaten benim ozellikle vurgu yaptigim nokta “evet” veya “hayir” in basilbiasina cok az sey anlattigi. Nasilki senin “hayir” in ile “bize ne, biz buyuk ulkemiyiz? Niye kimse bize PKK Konusunda yardim etmiyor? Bizi kandiriyorlar” diyen Sezer’inki arsinda daglar kadar fark var ayni sekilde benim “evet, AMA” m ile O. Ince, C. Candar, C. Ulsever, O. Eksi gibi “Israil_ABD’nin yaninda yer almak icin gidelim” diyenlerinki arsinda en az bir o kadar fark var. Ben resmen ahlaki olarak dogru bir misyon ile gitsin diyorum. 1701 sayili kararin Israil menfaatleri icin hazirlandigini not edip “peki biz gitmesek ne olacak” sorusunu sormak lazim. Sen gerek bu kararla, gerek karar disinda Israil_ABD’nin kotu niyetinden bahsediyor “biz de onlarin safinda gorunecegiz” diyorsun. Ben ise gorunmeyelim diyorum. Bu imkansizmi? Bence degil; ne BM karari ne tezkere herseyi anlatmiyor. Yoruma acik, ve uygulAyici insiyatifinde cok sey var. Gecmiste guya BM gucunde yer alan ABD, Frnasiz, Ingiliz bilikleri resmen Israil icin orda idiler. Bu defa da gene Fransiz, Italyan birliklerinin benzeri bir misyonla orda olacaklari buyuk ihtimal. Oradaki bir Turk birliginin bir denge unsuru olmasini istiyorum ben. Ve Hukumetin de bu tezkere de aciklayamayacagi niyetinin bizim ahlaki mulahazalarimizin hilfina olmayacagini umit ediyorum. Iste bu noktada senin de vurgu yaptigin “peki asker ne diyor” sorusu onem kazaniyor. Cunki Lubnan’a gidecek birligin insiyatifi direkt olarak sivil idarenin elinde olmayacak.

      Kisacasi benim “evet”im cok sartli bir “evet” ve bu sartlaribn yerine gelmesi esasli bir poltika degisimi gerektiriyor; niyet senin dedigin gibi ise tabiiki HAYIR! Saniyorum ABD_ISRAil taseronu olarak algilanmanin gerek icerde gerek disarda ne manaya gelecegin gorecek kadar basiret sahibidirler karar vericiler. Bu benim husn-u zanim.

      Selam, saygi ve muhabbetlerimle

    7. on 05 Eylül 2006 at 12:16 7.Suat Öztürk

      Hem Blue Bey’in ham de Bekir Ağabey’in görüş v etemennilerine katılıyorum. Fakat şartlar gerçekten dedikleri gibi olacaksa..

      Ben söylediğim gibi daha geniş bir bölgesel plan olduğunu düşünüyorum. Ve bu yüzden “hayır” diyorum. İsrail’in geçmişi bu tavrımın doğru olduğunu düşündürtüyor bana. ABD İran’a ve Suriye’ye saldırmayı düşünüyor bana göre ve bu yüzden İsrail kendini güvenceye alıyor.

      Hizbullah ile İsrail’in arasında benzeri küçük sınır çatışmaları yıllardır var. Beni kuşkulandıran durduk yere böyle bir Lübnan saldırısı yapması İsrail’in. Hizbullah’ın Lübnan dışında bir tehdidi yok İsrail’e. İsrail’in bu saldırısı ancak olası -ABD-İran çatışmasında- kendini güvenliğe almak için yapmakla açıklanabilir bence. Bu Allah korusun büyük bir bölgesel yangın demek.

      Eğer insanı yardım, altyapı çalışmaları vb. içinde salt elbette gitmeliyiz. Ama oradaki durum ne Bosna’ya ne Afganistan’a benziyor.Hem yardım hem de olası bir savaş durumunda kardeşlerimi korumak için saflarında nefer gibi çarpışmayı bile isterim ama yazımda da belirttiğim gibi biz karşı cephede olacağız mecburen. Bunu hangi Müslüman kabul edebilir?

      İnşaallah yanılıyorumdur. İnanın yanılmayı çok isterim. Endişelerimde yalnız değilim. Gazeteleri karıştırırken Ali Bulaç’ın dünkü yazısına rastladım:

      http://www.zaman.com.tr/?bl=yazarlar&alt=&trh=20060905&hn=343330

      Saygılarımla..

    8. on 05 Eylül 2006 at 14:15 8.bence

      “THY büromuz bombalandı mı? Bombalandı. Turizm büromuz bombalandı mı? Bombalandı. Büyükelçiliğimiz tarandı mı? Tarandı. Büyükelçiliğimize füze fırlatıldı mı? Fırlatıldı. PKK’nın olduğu gibi, Asala’nın da yuvası mıydı bu Lübnan? Yuvasıydı. Türkiye’nin Paris Başkonsolosluğu’nu silahlarla işgal edip, 56 Türk’ü rehin alan, Konsolos Kaya İnal’ı ağır şekilde yaralayan, güvenlik görevlimiz Cemal Özen’i şehit eden 4 terörist, Lübnanlı mıydı? Lübnanlı’ydı. İstanbul’da Topkapı Sarayı’nı otomobilin bagajına yerleştirdikleri bombayla havaya uçurmayı planlarken, erken patlaması sonucu ölen 2 terörist, Lübnanlı mıydı? Lübnanlı’ydı. Asala, ilk radyo yayınını nerede başlattı? Beyrut’ta. Bu Lübnan, Lübnan kaynaklı bu vahşete rağmen, sözde Ermeni soykırımını tanıdı mı? Tanıdı. Bizi ” bebek katili “ ilan etti mi? Etti. Bu Lübnan’da Ermeni nüfus var mı? Var. Ermeni Partisi var mı? Var. Ermeni Bakan var mı? Var. Peki, bu Lübnan’ı ” korumaya “ gidecek olan BM Gücü’nde Ermenistan var mı? Yok. Kim var en önde? Biz. Bitmedi… Bu Lübnan, soykırımı tanıyıp, bizi ne zaman bebek katili ilan etti? 2000’de. Lübnan Parlamentosu’nun bizi bebek katili ilan eden kararından 3 ay sonra yapılan seçimde, kim başbakan seçildi? Hariri. Değiştirdi mi bu kararı? Değiştirmedi. Yani, bir anlamda, o da onayladı mı, bizim bebek katili olduğumuzu? Onayladı. Biz ne yaptık bunun karşılığında? Türk Telekom’u ona verdik. E aferin. Salı günü oylama var bizim Meclis’te… Haydi bütün eller havaya.”

      Yılmaz ÖZDİL-SABAH

      —“müslümanlar kardeştir!” bağdaşmaz. Nebevi tavır bellidir:

      Mazlumlara yardım edileceeeek, et !—-

      bilmem bu yazıya bakılınca insanın içinden yardım etmek gelir mi?

    9. on 05 Eylül 2006 at 14:30 9.bekirlyildirim

      Bende Sezer’in kullandigi muhakemeyi gerzekce sanmitim. Aman Allahim gercekten idrak, muhakeme, basiret seviyemiz bumudur? Yurekler acisi!

    10. on 05 Eylül 2006 at 15:15 10.blue

      Aynı yazı pekala Türkler için de yazılabilir. Ağca’dan başlarsınız, Kıbrıs işgalinden, Ermenilerin jenositinden girer, Kürtlere yapılan ayrımcılıktan çıkıp iyi bir Türkiye portresi de çıkartırsınız. Zaten Avrupa’da bizi böyle değerlendiriyorlar. Yılmaz Özdil’in bu yazısını tasvip ediyorsanız ve Lübnan’ı bu bağlamda değerlendiriyorsanız çok yazık. Müslüman olmasalar dahi mazlumlar… Evet, aynı durum yahudilerin başına gelseydi Nebevi tavır değişmeyecekti:

      Mazlumlara yardım edilecek, et !

    11. on 05 Eylül 2006 at 16:12 11.bence

      Efendim bireysel anlamda evet,

      Sivil kuruluşlar olarak evet,

      Ancak devlet politikası ve askeri anlamda hayır.

      Yardımdan kasıt sivilleri doyurmak,yara sarmaksa elbette.Mazluma yardım edilecek.Ancak uluslararası platformda karaktersiz bir politik çizgi burada sergilenen.

      Bu arada Kıbrısı kim işgal etmiş merak ettim doğrusu.

      Avrupa bize cici mi diyecek?Lazım değil.

    12. on 05 Eylül 2006 at 16:15 12.bence

      Bu arada ayrımcılık konusunu atlamışım.

      Biraz daha açsanız ne gibi bir ayrımcılık yapıldığını.

      Ya da şöyle sorayım

      Onlar için özel olarak konmuş yasaklar mı var kanun maddelerinde?

      Saygılar.

    13. on 05 Eylül 2006 at 16:44 13.blue

      Müddei idim, birden kendimi sanık sandalyesinde buluverdim. Bence kardeşim, ben Türkler Kıbrıs’ı işgal etmiş, Türkler Kürtlere ayrımcılık yapmış, Türkler Ermenilere soykırım yapmış demiyorum. Klasik Türk refleksi sergiliyorsunuz. Amacım, başkasının gözünden sübjektif yaklaşımlar sergilenebileceği. Lübnan’ın da kendine has gerekçeleri olabileceğini göstermek. Aradaki farkı ayırt etmek bu kadar güç mü?

      Bireylerle devletler arasında değerlendirme farkı diye bir şeyi de kabul etmiyorum. Devlet, bireylerin adına hareket etmek durumundadır. Devlet ne zaman milletinin hissiyatından bağımsız hareket ettiyse orada yanılmıştır. 40 yıldır bizi Avrupa birliğinden uzak tutan zihniyet işte tam bu “onurunu koruma” refleksidir. Ruhban okulunu açtırmayan zihniyet de aynıdır, yurdumuz İsraillilere, Araplara satılıyor yaygaralarını yapanlar da aynı zihniyetin uzantısıdır…

      Bu devletin onuru fetişinden ne zaman kurtulacağız?

    14. on 05 Eylül 2006 at 17:03 14.bence

      Nebevi duruşu savunuşunuzla

      Rabbani emri gözardı edişinizi bağdaştıramadım doğrusu.

      “Ey İman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları veliler (dost ve üzerinize hâkimler) edinmeyin, (çünkü) onlar birbirlerinin velileri (dostları) dırlar. İçinizden kim onları dost edinirse, o da onlardandır. Şüphesiz ki Allah zulmeden bir kavmi hidayet etmez.” (Maide, 51)

      B.M. kime,neye hizmet eder?Bosna’ya ne zaman ve şartlar kimin aleyhine dönünce müdahale edildi?A.B.(D.) hangi müslüman ülkeye yardım etmiş bugüne kadar?Ya da ne gibi faydasını görmüşüz?

      TDK sözlüğünde onur şöyle tarifleniyor:

      1 . İnsanın kendine karşı duyduğu saygı, şeref, öz saygı, haysiyet, izzetinefis.

      2 . Başkalarının gösterdiği saygının dayandığı kişisel değer, şeref, itibar:

      “Çokbilmiş görünmek, onuruna toz kondurmak istemez.”- T. Buğra.

      Yani özsaygım fetiş mi?

      ‘. maddeye göre başkalarından saygı görmek için şerefli olmak gerekiyor.

      Evet ben bir fetişistim.

    15. on 05 Eylül 2006 at 17:31 15.blue

      Estağfirullah !

      Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin ayetinden siz hesabı kesin, defteri kapatın anlıyorsanız vay halimize. Peygamber, sizin dediğiniz gibi anlasaydı herhalde seferlerinde yahudiler bulunmazdı, onlarla ticaret de yapmazdı. Hem, yahudi ve hristiyan kadınlarla evlenebiliyorsun. Evlenince onları sevmeyecek misin? Ayette Hristiyan ve Yahudileri, Hristiyanlık ve Yahudilik özellikleri dolayısıyla sevmeyin diyor. Yoksa bir Hristiyan veya Yahudi çok ahlaklı olabilir, müslümanca davranabilir. Cat Stevens’ın Yusuf İslam olduğu günden bir gün önce düşmanımız, bir gün sonra dostumuz mu oldu? Bu nasıl bir mantık yahu? Bu kadar düz mantık gitmeyiniz. Amerika’nın da AB’nin de canı cehenneme… Biz hareketimizi onlara odaklı olarak belirlemeyiz. Bizim hareket noktamız bellidir: Kur’an ve sünnet ! Orada da hiçbir yerde devlet onuruyla ilgili bir şey yok. Oradaki eksen abd-Rab eksenidir. Bizim Lübnan’a yaklaşımımız da Allah’ın bizden mazlumlara karşı göstermemizi istediği tavırdır. Bunun tehlikeleri, oyuna gelme olasılıkları ayrı tartışma konularıdır.

      Tuzağa düşmeyin… Bu ulusalcılık melanetiyle muhafazakar kesime sağa çekmeye çalışıyorlar. Türklük, devlet onuru, Türk’ün Türk’ten başka dostu yok… bu hassasiyetleri kullanıp cephe oluşturmaya çalışıyorlar. Akıllı olalım. Nebevi çizgiden ayrılmayalım.

    16. on 05 Eylül 2006 at 17:58 16.blue

      Bahsettiğiniz ayet konusunda linkteki tartışmayı okumanızı öneririm:

      http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/07/kuran_hakknda_cehalet_sorunu.php

    17. on 05 Eylül 2006 at 19:21 17.bence

      ***Ayette Hristiyan ve Yahudileri, Hristiyanlık ve Yahudilik özellikleri dolayısıyla sevmeyin diyor.***

      Kuranda ehl-i kitap 2ye ayrılıyor:

      “Onlardan zalim olanlar dışında, Ehl-i Kitapla en güzel bir şekilde mücadele edin. Ve şöyle deyin: Biz, hem bize indirilene, hem de size indirilene iman ettik. Bizim de, sizin de İlahımız birdir. Ve biz, yalnız O’na teslim olmuş kimseleriz.” (Ankebut, 46)

      1-zalimler

      2-zalim olmayanlar,insaflılar.

      ***Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin ayetinden siz hesabı kesin, defteri kapatın anlıyorsanız vay halimize. ***

      Öyle birşey anladığımı nasıl çıkardınız anlayamadım.Ayette dost edinmeyin diye geçiyor ve ben bundan ticaret yapmayın,konuşmayın,düşman olun gibi bir mana anlamıyorum.Fıkıhta da ticari münasebetler,sosyal ilişkiler…gibi pek çok başlık altında incelenmiş.Ancak beşeri münasebetlerle dostluğu da aynı kefeye koyma yanılgısında değilim.

      ***Peygamber, sizin dediğiniz gibi anlasaydı herhalde seferlerinde yahudiler bulunmazdı, onlarla ticaret de yapmazdı. ***

      Siz benim ne anladığımı yanlış değerlendirmişsiniz.Yukarıda da söylediğim gibi beşeri münasebetler ve dostluk farklı şeylerdir.

      Yahudilerin katıldığı seferler ya nadir (ortak menfaatlerive düşmanları varsa)ya da pek çoğu fitne ve çözülme çıkarmaya yöneliktir.

      ***Hem, yahudi ve hristiyan kadınlarla evlenebiliyorsun. Evlenince onları sevmeyecek misin?***

      Bugün size temiz ve iyi şeyler helâl kılınmıştır. Kendilerine kitap verilenlerin (yahudi, hıristiyan vb. nin) yiyeceği size helâldir, sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir. Mümin kadınlardan iffetli olanlar ile daha önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz şartıyla, namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. Kim (İslâmî hükümlere) inanmayı kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir. O, ahirette de ziyana uğrayanlardandır.(maide,5)

      İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. Allah’a ortak koşan kadın hoşunuza gitse de, mü’min bir cariye Allah’a ortak koşan bir kadından daha hayırlıdır. İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan erkeklerle, kadınlarınızı evlendirmeyin. Allah’a ortak koşan hür erkek hoşunuza gitse de, iman eden bir köle, Allah’a ortak koşan bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle, cennete ve bağışlanmaya çağırır. O, insanlara âyetlerini açıklar ki, öğüt alıp düşünsünler.(bakara 221)

      Alimlerin bir kısmı bu ayetler sebebiyle şu ayrılığa düşmüşlerdir;

      Müşrik Allah’a ortak koşandır ve ehl-i kitaptan kasıt bu şirke düşmeyen kısmıdır.Yani Rahip Bahira-Varaka bin Nevfel gibi.Yani kitapların tahrif olunmamış haline inananlar.

      Ayrıca pek çok sınırlar da getirilmiştir.

      ***Cat Stevens’ın Yusuf İslam olduğu günden bir gün önce düşmanımız, bir gün sonra dostumuz mu oldu? Bu nasıl bir mantık yahu? ***

      Ehl-i kitap mutlak manada düşmandır gibi bir fikri savunmadım ki.

      ***Biz hareketimizi onlara odaklı olarak belirlemeyiz.***

      Hemfikiriz.Ancak burda durum hiç de öyle değil maalesef.

      ***Bizim Lübnan’a yaklaşımımız da Allah’ın bizden mazlumlara karşı göstermemizi istediği tavırdır.***

      O halde İsrail bomba yağdırırken niye gitmedik?Şimdi savaş mı var?

      Yol-köprü-sağlık gibi hizmetleri askerler mi götürecek?B.M. ve A.B.D. bu kaygıyla mı bizden asker istedi?İsrail bomba yağdırırken BM niye müdahale etmedi?Irak’a ABD saldırırken aklımız nerdeydi?Onlar müslüman değil miydi?Kuzey Irak’taki müslümanlar katledilirken bu hassasiyet neredeydi?Sırplar Boşnakları keserken niye gitmedik?

      ***Akıllı olalım. Nebevi çizgiden ayrılmayalım.***

      Nebevi çizgide devlet kavramı yok mu?İlk site devleti kim kurdu?Kim dost kim değil ayırdetmeden,tedbir almadan körlemesine mi yol alalım?Müslümanlar arasında anlaşmazlık olamaz diye bir hüküm mü var?Sahabe döneminde bunun örneği yok mu?

    18. on 05 Eylül 2006 at 20:18 18.blue

      –Yani kitapların tahrif olunmamış haline inananlar–

      Peygamberimiz zamanında tahrif edilmemiş bir din varsa İslam niye geldi? Bu sav yanlış. Tarihe de aykırı…

      –O halde İsrail bomba yağdırırken niye gitmedik?Şimdi savaş mı var?

      Yol-köprü-sağlık gibi hizmetleri askerler mi götürecek?B.M. ve A.B.D. bu kaygıyla mı bizden asker istedi?İsrail bomba yağdırırken BM niye müdahale etmedi?Irak’a ABD saldırırken aklımız nerdeydi?Onlar müslüman değil miydi?Kuzey Irak’taki müslümanlar katledilirken bu hassasiyet neredeydi?Sırplar Boşnakları keserken niye gitmedik?–

      Bu soruları ben de soruyorum. Elbette gitmemek bir hataydı. Madem o zaman gitmedik, şimdi de gitmeyelim demek daha büyük bir hata…

      BM niye müdahale etmedi vs. benim sorunum değil. Daha önce belirttiğim gibi ben, konumumuzu BM veya Amerikanın yapıp yapmadıklarıyla belirlemememiz gerektiğini savunuyorum.

      –Nebevi çizgide devlet kavramı yok mu?İlk site devleti kim kurdu?Kim dost kim değil ayırdetmeden,tedbir almadan körlemesine mi yol alalım?Müslümanlar arasında anlaşmazlık olamaz diye bir hüküm mü var?Sahabe döneminde bunun örneği yok mu?–

      Nebevi çizgideki devlet kavramının bizimkinden fersah fersah uzak olduğu açık. Dost ve düşman ayrımını tabi ki yapalım. Sahabe dönemindeki müslümanlar arasında anlaşmazlıktan kendinize fetva çıkarmanızı garip karşıladım. Nasıl bir paralellik kurmak amacınız hiç anlayamadım…

    19. on 06 Eylül 2006 at 02:07 19.bence

      Elbette gitmemek bir hataydı. Madem o zaman gitmedik, şimdi de gitmeyelim demek daha büyük bir hata…

      Efendim ben de diyorum ki savaş bitti.Tampon bölge bahanesiyle oraya yerleşmeye gidenlerin peşinde ne işimiz var.Kimi kimden koruyacağız.Madem saldıran İsrail o halde tampon bölge niçin İsrail topraklarına kurulmuyor?

      Herhangi bir provokasyonla veya Hizbullah tarafından ateş açılsa ve bizim askerimiz korunma amaçlı karşılık verse hemen hepsi Hizbullah taraftarı olan müslüman araplar gözünde müslümana ateş açan amerika ve avrupa yardakçıları konumuna düşeriz.Çünkü onlara tâbi olarak gidiyoruz.Bağımsız değil.Herhangi bir anlaşmazlıkta da “Türkler ayrı,onlar müslüman,aslında yardım etmeye geldiler” şeklinde değerlendirilmeyecek.Maksat halka yardım etmekse kızılay,İHH gibi büyük sivil toplum kuruluşları zaten savaş başlayalı ordalar ve biz o yönden mazlumun yanında olarak sorumluluğumuzu yerine getirdik ve hala da getiriyoruz.

      Ortadoğudaki AB ve ABDnin kurduğu tampon bölgelerin hiçbiri kimseyi koruma amaçlı değildir.Aksine büyük ortadoğu projesinin gerçekleştirilmesi,petrol kontrolünün ele geçirilmesi ve bölgeye tamamen hakim olabilme stratejisinin parçasıdır.Bu kendi yazar-çizer takımı tarafından da dile getirilen aleni bir politikadır üstelik.

      Bizim onların peşisıra gidiyor olmamız da satılmamış ve vaziyetin farkında olan şuurlu müslüman kesimde sempati uyandırmaz aksine tepki doğurur.

      Konumumuzu BM ve Amerikaya göre belirlemeyelim diyorsunuz.Buna karşı çıkmam elbet ancak şu anda o pozisyonda mıyız sorarım.Onlar çağırınca gideceksiniz ve buna biz kendi konumumuzu belirliyoruz onlar istedi diye gitmedik mi diyeceksiniz?

      Bizi Lübnana gönderen güç bizim “ehl-i kitap dostlarımız” ise niçin kuzey ırakta (kerkük-telafer-musul)evlerinden sürülen “müslüman türkmenler”in yerlerine yahudi kürt peşmergeler yerleştirilirken,yada bir kısmı katledilirken müdahalemize izin vermiyorlar,PKKyı orda barındırıyor ve sınırlarımızdan içeri gönderiyorlar(kendi resmi ağızlarının da kabulüyle).

      Nebevi çizgiden ayrılmayalım.Tuzağa düşmeyelim sözünüze cevaptı devlet.Şimdiki devlet anlayışımız bağdaşıyor demedin zaten.

      Efendimiz(s.a.v.) hangi Gayr-ı müslim devletin çağrısına uyarak bu tip bir askeri harekete katılmış?

      Fetva çıkarmaya gelince;ben o iddiada değilim.Haddimi bilirim.”Bunun tehlikeleri ayrı bir bahis mevzuu” sözünüze mukabil, fikrimdi o.Nebevi çizgide tedbir yok mu efendim.Önce sünnet olsun diye mazlumun yanına gidelim.Bir zarar göreceksek ayrıca çaresine bakarız gibi bir sünnet var da bilmiyor muyuz?

      Sizin eviniz yanacak siz elinizde kova komşunun yardımına koşacaksınız.Tefani olma sırrının son kertesi.

      Vatanını sevmenin adını ırkçılık koyarak müslüman olmakla vatan-millet sevgisini birbirinden soyutlayanların tuzağına düşmem.

      “Malını müdâfaa ederken öldürülen şehiddir”

      Muvatta, Salâtu’l-Cemâ’a 6, (1, 131); Tirmizî, Cenâiz 65

      Bu hadisi şerif bana vatanımı sevmeyi öğretir.Aynı zamanda Lübnanlıya da vatanını sevmeyi öğretir.(Hoş Lübnan ordusunun başındaki ermeni general işgalci askerlere çay servisi yapıyordu ama.)

      Bu hadis ışığında Lübnanlılar tampon bölge diye ülkesine girenlere karşı topraklarını müdafaa ederse kim şehit?

      Bu arada tezkere de geçti yandaşlarının gözü aydın olsun.

    20. on 06 Eylül 2006 at 08:54 20.blue

      Bildiğim kadarıyla ABD dışında Lübnan da bizim barış gücünde olmamızı istiyor. Yani cephe olmak gibi bir durum yok.

      Bunun dışındaki endişelerinize katılıyorum. Elbette ABD ve İsrail, Türkiye’yi kendi dümen suyuna çekmeye çalışacak. Fakat siz de anlayın ki bizim 1000 senelik devlet geleneğimiz var. Hükümetin ve deniz kuvvetlerinin o kadar basiretsiz olduğunu düşünmüyorsunuz herhalde? Hep yorumlar bunun üzerinden yapılıyor. Türkiye afedersiniz “andaval” pozisyonunda değerlendiriliyor. Türk ordusu stratejilerini, taktiklerini, planlarını hazırlamıştır, hiç merak etmeyin.

      Vatan tabi ki sevilmelidir. İslamiyette vatan tanımı şudur: “Yeryüzü sizin ibadet alanınızdır”. Her karış toprak Allah’ın mülküdür. Dava, o topraklara sahip olmak değil, Allah’ın mesajının toprağın her cm2’sine yaymaktır. Benim için Pakistan da vatandır, Japonya da, Avusturalya da… Atalarımız bu ülke bizim toprağımız olduğu için kan dökmediler, bu ülkede ezanlar susmasın diye döktüler.

      Lübnan 100 yıl önce bizim toprağımızdı. Nedir orayı “vatan” olmaktan çıkaran söyler misiniz?

      Tezkerenin geçmesi doğru karardı. Ameller niyetlere göredir. Sonucun ne olacağının hiçbir önemi yok. Allah sonunu da hayr eder inşallah.

    21. on 06 Eylül 2006 at 22:49 21.ahmetcemozen

      Hayırlı olsun..

      Elbette Lübnan’da olmalıyız.

      Sözüm özellikle Türkiye büyük devlettir diye baş ağrıtanlara !!

    Trackback This Post | Subscribe to the comments through RSS Feed

    Önemli

    Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

    Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederim.

    Siz de düşüncelerinizi paylaşın


    Kapat
    E-posta ile paylaş