Random header image... Refresh for more!

Sözün Bittiği Yer..

İsrail vahşeti gün geçtikçe tırmanıyor. İnsanlık onurunun ayaklara düşürüldüğü son çağda, katliam senfonisi olanca hızıyla devam ediyor. İsrail gidecek bir yeri olmadığı için bir evi kendilere sığınak yapan çoğu çocuk 60 sivili katletti Kana’da. BM toplandı ama bir kınama kararı bile çıkaramadı. Chavez’in “Sen Tanrı ile değil şeytanla konuşuyorsun” dediği Bush’un ABD’si kınama içeren taslağı reddettiği gibi ateşkes çağrısını da engelledi. Sadık Yalsızuçarlar’da bugünkü yazısında Kana katliamını, öldürülen sivilleri ve  trajediyi ‘seyreden’ (Hamas ve Hizbullah’ı terör örgütü olarak niteleyen, antisemitizmi lanetleyen sosyal(ist) demokrat) bir arkadaşının telefonda, ‘Hitler işini yarım bırakmış’  dediğini söylüyor. Kuşkusuz tüyler ürperten bir söz. Ama hepimiz insanız ve bu vahşet karşısında söyleyecek bir söz, sığınacak bir ahlak kuramı, tutunacak bir dal bulamıyoruz.

Artık sözün bittiği yerdeyiz..

Share on Facebook

Türkiye Çanakkale Okuyor.

29 comments

1 bekirlyildirim { 08.01.06 at 17:44 }

Haim Cohen, a former judge of the Supreme Court of Israel, noted

…the bitter irony of fate which has led the same biological and racist laws propagated by the Nazis and which inspired the infamous Nuremberg laws, to serve as a basis for the definition of Judaism within the State of Israel. 4

Tercume: “Israil Yuksek Mahkeme hakimi Haim Cohen “aci ironi ve kader Nazilerin kullandigi biyolojik ve irkci Nuremberg Kanunlari’nin Israil icerisinde Yahudiligi tanimlayan kanunlarin olusturulmasinin ilham kaynagigi oldugnu” not etti..

Ben de buna benzer birsey soyledigim icin isimi birakmaya zorlanmistim 2.5 sene kadar once.

Bazilari Yahudiler Filistinlilere, Lubnanlillara yaptiklarini Nazilerden ogrendiler derler, ve bazi Yahudiler de kendilerini savunurken “Sen de Holokost’u yasasaysdin sen de benim kadar paranoid, kendisinden baskkasina guvenmeen..” olurdun der. Her ikisdi de dogru degildir. Milattan beri tarihe gecen ilk en buyuk soykirimni Yahudiler 614 yilinsda Hiristiyan Romlilar ve Persilelere karsi yapmislardir, 11.Emir (Soykirim Emri’ne) uygun olarak. Yahudi karajkteri II. Dunya savasindan once de hatta butun bilinen tarihleri boyunca ayni kalmistir. II. Dunya savasi ve HOLOKOST kurgusu sadece imparatoluklarini saglamlastirmak icin kullanilmisir. Yani Holokost(!) milat falan degildir.

Allah razi olsun Suat Bey kardesim bu yurekten serzenislerin icin. Bazi vijdanlarin henuz donmadigini bilmek ne guzel!

2 Suat Öztürk { 08.01.06 at 17:58 }

Sağolasın Bekir Ağabey..

Vicdanlar donmadı aslında birçok insanda, ben buna inanıyorum da kahredici bir çaresizlik bağlıyor yürekleri.. Benim asıl isyanım buna..

….

3 Suat Öztürk { 08.01.06 at 18:31 }

Biraz geriye doğru gidelim:

Önce Hahamlar Şurasının kararı:

“Batı Şeria’da bulunan İsrail hahamlar şûrası, Tevrat’ın savaş sırasında kadınların ve çocukların öldürülebileceğini söylediğini iddia ederek İsrail ordusundan Filistin ve Lübnan’da sivillere yönelik saldırılarını arttırmasını istedi…

İylaf haber sitesi, genel olarak Arap dünyası özelde de Lübnan halkı için şaşırtıcı olmayan bu fetva ile Hahamlar Şurası’nın İsrail ordusundan Filistin ve Lübnan’daki sivillere yönelik askeri saldırılarını daha da arttırmasını istediğini bildirdi.

Söz konusu Hahamlar Şurasının konuyla ilgili yazılı fetvasının İsrail’de yayın yapan yedi televizyon kanalından da yayınlandığı belirtiliyor.

Hahamlar Şurası’nın söz konusu fetvasında “Tevrat, savaş sırasında kadınların ve çocukların öldürülmesini caiz görmektedir, Gazze’de ve Lübnan’da kadınlara ve çocuklara acıyanlar, İsrail’deki kadınlara ve çocuklara vahşi bir gözle bakıyor demektir ifadesine yer verildi.

Fetvayı hazırlayan komisyon, Lübnan ve Filistin vatandaşlarını düşmanın taraftarı olarak niteleyerek İsrail kabinesinden Tevrat’ın hükmüne göre hareket ederek buralardaki sivillere saldırmasını istedi.”

Sonra, Ece Hanım’ın da bugün bloguna astığı, İsrail’li çocukların (burada, bu çocukların hiç suçu yok, bunu özellikle belirteyim, suç bu vahşiliği teşvik ederek bir oyun havasında masum çocuklara bunu yaptıran siyonist ırkçılarda) Fiistinli çocuklara korkunç hediyeleri:

http://www.gazeten.com/siyonist-cocuklarindan-sok-hediyeler.htm#more-10210

Ve hediyeler yerlerine ulaşıyor. Kana katliamının korkunç görüntüleri:(Bu gibi katliamlar birçok defa oldu. Bu buzdağının görünen yüzü..)

http://www.youtube.com/v/r-jf8ZH90Vk

4 ECE { 08.02.06 at 13:47 }

İngilizce tartışma forumlarında,

İsrail liler savunma pozisyonundalar şu an..

Diğer ülkelerde yaşayan yahudiler de kendilerince QANA katliamına bahaneler bulmaya çalışıyorlar..

En çok dillendirdikleri ise

11 Eylül, Madrit,Londra saldırıları ve Beslan daki okul baskını..

Müslüman teröristlerin bu olaylarda İsrail gibi kendini savunmak için Hizbullah a saldırmak amacıyla değil,savunmasız masum sivillere saldırdığını söyleyerek vicdanlarını rahatlatıyorlar..

Bir de intihar bombacılarının İsrail de birçok can aldığı ve bunların hepsinin siviller olduğunu sık sık dile getiriyorlar..

En uçuk yorumu da yine bir yahudiden okudum:

“QANA daki bombayı hizbullah attı ve İsrail yapmış gibi dünyaya duyurdu ” şeklindeydi..

Birazcık insani vicdanı olan, bir İsrail linin QANA katliamını tasvip etmesinin imkansız olduğunu sanıyorum ve İsrail ordusunun/hükümetinin halkının beynini taaa küçücük bir çocukken yıkamadan da aksini başarmasının mümkün olmadığını sanıyorum..

İşte o beyni yıkanan melek çocukların resimlerini o yüzden astım..

Normal bir insan gibi yetiştirilseler,rüzgar tersine esecek çünkü..

Babasının arkasına sığınan çocuğun öldürülmesinden sonra sokağa dökülecek, ayağa kalkacak bir halk olmamaları için bu yaşlarda vicdanları köreltiliyor ki SİYONİZM amacına ulaşsın..

Promised Land hayalini bu küçük melekler(!) gerçekleştirecek..

Allah ıslah etsin ..

:(

sevgi ve saygılarımla..

5 Suat Öztürk { 08.02.06 at 17:15 }

Ece Hanım,

Tüm kalbimle “Allah islah etsin” duana amiiin diyorum. Sorunun aslında muharref Yahudi teolojisinden kaynaklandığını işleyen bir yazı düşünüyorum ama yazıp yazmamakta kararsızım. Bakalım artık..

Saygılarımla..

6 bekirlyildirim { 08.02.06 at 17:31 }

Yaz Suat Bey kardesim. Bu sekilde benim XSI Bey’e borclu oldugum “Savas plani bir yil oncemi 4000 yil oncemi yapilmsti” sirusunun cevabindan kurtulmus oluum referans yolu ile.

Hatta biraz da tasaavuf hatta Ahmt Hulusi kat isin icine de Ece Haninm’la da odesmis olalim :)

Ece Hanim’in duasi icin AMIIN!

7 Hatice { 08.02.06 at 19:51 }

Genç nesilden düşünmeye çalışan bir birey olarak bütün bu olan bitene nasıl bir yorum yapabilirim, bilmiyorum. Tüm söyleyeceklerim beyhude, kendi sınırlarını aşması muhal…

‘Celal’li tecellilerin ardındaki ‘Hakim’ eli anlamaya çalışmak şu an için yapabileceğim en doğru şey.

Ve şu son yazdığım cümle;

Temsilcinin ve yazarın sadist eğilim gösteren arkadaşının cümlelerinden içerik olarak farklı olsa da yüzden aynı onlar gibi ’soğuk!’

Ne yazık ki, evi başına yıkılan, çocuğu paramparça olan kısaca mazlum olan bir insana bunu sıcacık ifade etmeye gücüm yok.

Bana torunlarımı göstermeye bu dünyanın ömrünün yetmeyeceğini düşünüyorum. İşte bu noktada “Öyleyse niye yaşıyorum?” sorusunun cevabını kendi içime ve yaratılış öykümüzün başına döndüğümde bulabiliyorum.

Saygılar,

8 Tuncay Yılmazer { 08.02.06 at 23:27 }

Merhaba,

Zaman zaman çok güzel yazılarıyla dikkat çeken Umur Talu’nun bugünkü yazısını müsaadenizle alıntılamak istedim.

Tuncay Yılmazer

…………..

Etkiye tepki!

Umur Talu , Sabah (2.8.2006)

Mutlaka Hizbullah da “propaganda” yapıyordur; Hamas da.

Bu “propaganda” herhangi bir şekilde “İsrail etkisi” ile yarışabilir mi? Nedir, “İsrail etkisi”?

“İsrail etkisi”, mesela sadece Bush döneminde dahi, 11 milyar dolarlık ABD yardımı, 67 milyar dolarlık ABD silahıdır.

“İsrail etkisi”, misal, şunun bunun silahlarını filan konuşurken, bunu hiç konuşmamak, hiç konuşturmamaktır.

“İsrail etkisi”, kimi devletler bir “kabahat” işlediğinde başta silah ambargosu, çoluk çocuk ambargolara maruz kalırken, asla böyle bunun lafının dahi telaffuz edilmemesidir.

“İsrail etkisi”, bunları tartışmaya kalkıştığımızda üstümüze yapıştırılan “antisemit, Yahudi düşmanı” etiketidir.

“İsrail etkisi”, bu etiketi hazırlayıp yalayarak son sürat yapıştıracak düzeyde etkili kişilerin hemen harekete geçmesidir.

“İsrail etkisi”, bu etiketin korkusundan ötürü otosansür uygulamaktır.

“İsrail etkisi”, Batı’da liberal-küreselleşmeci-etkin-muhafazakar sağın ve merkez solun önemli bölümünü rehin almak ve onların parası, gücü, iktidarları sayesinde dünyayı rehine kılmaktır..

“İsrail etkisi”, ülkenizin başbakanını dahi, bir ihale eleştirisini kaldıramayıp sağa sola “Yahudi sermayesi düşmanı” diye saldırtmaktır.

“İsrail etkisi”, Filistin’de çoluk çocuk katledildiği sırada, İsrail devletinin batık askeri tröstüne koca tank modernizasyonu ihalesi verilmesini eleştirenleri de, dönemin Genelkurmay Başkanı ağzıyla “Yahudi düşmanı” diye suçlatmaktır.

“İsrail etkisi”, nice vicdanlı ve kökten demokrat İsrailli ile dünyanın her köşesindeki Yahudi’nin eleştirilerini dahi yok etmek, ezmek, hainleştirmek ve zihnimizden kaçırmaktır.

“İsrail etkisi”, Pentagon’dur, ABD’de bir alay düşünce merkezidir, bir kısım yabancı sermayedir, sizi ürküten sıcak para hareketleridir, “şartlı dost lobiler ile danışmanlar”dır.

“İsrail etkisi”, kendi ülkenizin medyasında size ve en çok da hakikate aşırı yabancı yazılar, haberlerdir.

“İsrail etkisi”, ezilmişlikten, katledilmişlikten, dışlanmışlıktan, soykırıma uğramışlıktan çıkanları daha da insanlaştırmak değil, tam tersine başkalarına benzer acıları yaşatmaya müsait hale getirmektir.

“İsrail etkisi”, gerçekten de her yerde ırkçı nefretlerin hedefi olmuş bir halkı karşıırkçı nefretlerle donatmaktır.

“İsrail etkisi”, katliam yapan bir orduyu masum göstermektir.

“İsrail etkisi”, o orduyu Batı’nın şımarık ileri karakolu, ABD işgalinin ve işkencelerinin modeli, bizimkinin dostu kılabilmektir.

“İsrail etkisi”, 40 küsur yıldır Birleşmiş Milletler kararlarını tuvalet kağıdı yapmaktır.

“İsrail etkisi”, suikast yapıp aferin dedirtmek, herkesi terörist saydırmak, sadece kendi acılarını acı saydırmaktır.

“İsrail etkisi”, ABD Dış Bakanı Rice gibilerini zımparayla beyazlatmak ve çocuklar katledilirken “Yeni bir Ortadoğu” diye insafsızlığın doruklarına ve diplomatik ahlaksızlığın çukurlarına taşımaktır.

“İsrail etkisi”, her bir kayıpta, eşitsiz bir güce ve bomba yağdırarak misli misliyle karşılık vermenin “misilleme” saydırılması, bu orantısızlığın büyük medyalarda “savaş” diye yazdırılması ve izlettirilmesidir.

“İsrail etkisi”, misal Murdoch’ tur; her ülkede bir sürü murdoktur.

“İsrail etkisi”, aklın, vicdanın, yüreğin aslında kolay kolay tahammül edemeyeceği, bu yüzyılın ikinci yarısının en ikiyüzlü ve en acımasız hikayelerinden biridir.

“İsrail etkisi”, ki aslında, yayılmacı, tahakkümcü, şiddet yanlısı, şoven, hatta ırkçı ve dinci İsrail sağının etkisidir; hakiki antisemitlere, ırkçılara, faşistlere bırakılmayacak kadar insanivicdani bir isyan ile öfkeye layık, aklı ile kalbini birleştiren kimsenin kabullenemeyeceği kadar tiksinti verici ve faşizandır!

9 Suat Öztürk { 08.03.06 at 00:41 }

Tuncay Bey,

Nefis bir yazı..

U.Talu’nun kalemine sağlık.. Teşekkürler..

Zaman’da yayınlanan yazınızı okudum.

(http://www.zaman.com.tr/?bl=yorumlar&alt=&trh=20060730&hn=318932)

Yorumumu “Yeni Tema” başlığına yazmıştım ama buraya da yazayım dedim. Çok beğendiğimi belirtmek isterim. Çok vurucu noktalara işaret etmişsiniz.

Maalesef popüler tarih romanları idolojilerin maskesi altında, toplumumuza yanıltıcı bilgiler pazarlıyor.Bunun önüne geçmek için doğru bilgilerler gerekli tahsisleri yapacak, sizin gibi akl-ı selim tarihçilere ihtiyaç var. Ve sesinizin daha çok kişiye duyurulmasına tabii.

Kaleminize sağlık..

Sizin de artık bir blog/site oluşturmanızı sabırsızlıkla bekliyoruz. Böylelikle daha çok yazınıza ve yorumunuza ulaşabilir ve bunlardan istifade etme imkanına kavuşabiliriz.

Saygılarımla..

10 Suat Öztürk { 08.03.06 at 01:16 }

Hatice Hanım,

Sadık Yalsızuçarlar’ın da söylediği gibi olanlar idrak sınırını aşıyor.

M.İslamoğlu’nun güzel bir sözü var; “Biz bütünü göremeyiz; bize düşen bütünü Gören’(cc)e teslim olmak”

Sözün bitiği yer burası aslında..

Saygılar..

11 Suat Öztürk { 08.03.06 at 01:20 }

Bekir Ağabey,

Yazdım ve sanırım XSI’nin sorusuna dolaylı cevap olabilir.

Tasavvuf ile ilgili birşey söyleyemeyeceğim; bu konuda ben daha emekleme safhasına bile gelemedim.. :-)

Türkçesi : Başının çaresine bak.. :)

12 sabahnur { 08.03.06 at 14:11 }

Allah adaletini tamamlayacak…

13 Ayşenur Bulut { 08.03.06 at 22:01 }

Gökhan Özcan’ın 3 Ağustos ‘06 tarihli Yeni Şafak yazısından alıntıdır :

Burası kalemin durduğu yer, aklın, düşüncenin, hayal gücünün durduğu yer… Buradan bir başka yere gitmek, bir başka halet-i ruhiyeye geçmek imkansız… Burası insanlığımızın donup kaldığı, anlamlarımızın kuruduğu, sözlerimizin havada öylece asılı kaldığı yer… Şaşkınız, çünkü insanlık hakkında akledebildiğimiz bütün hadler, bütün sınırlar aşıldı. Böyle bir dünyada nasıl masum kalınır, bilmiyoruz. Seyirci olmaktan nasıl çıkılır, insanlık nasıl savunulur, bilmiyoruz. Bütün bunlar olurken, donup kalmaktan öte bir hayatiyet üretemeyen varlığımıza muhabbetimizi nasıl koruyacağız, bilmiyoruz. Böyle nasıl yaşanır, yaşamaya nasıl devam edilir, bilmiyoruz.

İnsanlığımız daha önce hiç sızlamamış derin, çok derin bir yerlerinden kırılıyor. İnsaf kırılıyor. Söz kırılıyor. Anlam kırılıyor.

Galiba hayat bir daha tamir edilemeyecek biçimde kırılıyor

14 Suat Öztürk { 08.03.06 at 23:39 }

Teşekkürler Ayşenur Hanım aktarımınız için. Gerçekten de söz ve anlam kırılıyor.

Ben de bugün okuduğum (gazetem.net) ve çok duygulandığım Ferhat Kentel’in yazısını ve bu yazıda geçen Yıldız Yıldırım’ın Şam’dan yazdığı olağanüstü satırları paylaşayım :

——-

İsrailleşmeye” inat “Min selamûn kalben li Beyrut!”

Benim kelimelerim yetmiyor…

Sadece bütün dünyanın “israilleşmesinden” korkuyorum…

Uruguay’lı gazeteci-yazar Eduardo Galeano’nun yazdıkları içimi ürpertiyor:

“Demek ki bizler, karşılıklı birbirlerini öldürmekte uzmanlaşan bir hayvan türüyüz. (…) Daha ne kadar zaman ölüme böylesine âşık bir dünyanın mümkün olabilen tek dünya olduğunu kabul edeceğiz?”

Sadece bu topraklarda “israilleşmek” için can atanların yazıp, çizip kustukları laflar midemi bulandırıyor…

Bu “israilleşenler”, İsrail’in işlediği cinayetlere karşı gelmenin ilk adımının kendi topraklarında ölümden bahsetmekten vazgeçmek olduğunu görmek istemiyorlar… Kürt meselesi “bizim meselemiz” diyen, “silahsız külahsız insanca düşünelim şu meseleyi” diyenlere karşı gene, hâlâ, inatla “hain” demek için yırtınıyorlar…

Ama görmüyorlar İsrail’i… Baktıkları İsrail’i görmüyorlar…

İsrail “akıllı bombalar” atıyor “düşman çocukları” yer altında bile bulabilmek, onların kafalarını, bacaklarını koparabilmek, simsiyah kömür haline getirebilmek için… Taş taş üstünde bırakmıyor… Gözleri dönmüş vaziyette; çevre mevre dinledikleri yok; televizyon ekranlarına canlarını kurtarmaya çalışan katrana bulanmış yengeçler; bombalarla yakılmış, ezilmiş ağaçlar yansıyor…

Bu manzaraların kaçınılmaz olduğunu mu söylüyor bize “israilleşmek”?

Hiçbir gerekçe bu vahşeti doğrulayamaz! Ama her gerekçe sadece “israilleşmenin” gerekçesidir! Çünkü Galeano’nun dediği gibi, “İsrail daha önceki istilalarda Lübnan’ı yakıp yıktığında Hızbullah yoktu.”

Vahşetleriyle yeni “gerekçeler” yaratıyorlar; bugün artık Hızbullah var… Eskisinden daha güçlü…

Yıllar sonra bir arada yaşamayı başarabilmiş o cânım Lübnan’ın halkı “terörist” Hızbullah’ın ve Nasrullah’ın arkasında birleşiyor… Hızbullah’ın “şeriatçılığından” şeytan görmüş gibi korkması gereken dekolte kıyafetli genç kızlar, ellerinde Hızbullah liderinin fotoğrafıyla sokaklarda haykırıyorlar: “Hepimiz Hızbullah’çıyız! Hepimiz Nasrullah’ız!”

Ve bugün İsrail’in ortalıkta yıkacağı bina, köprü, ev, yuva, okul kalmadığı zaman, öldüreceği Hızbullahçı kalmadığı, cinayetlerine son vermek zorunda kalacağı gün Hızbullah çok daha güçlü olarak küllerinden doğacak… Bugün öldürülenlerin ruhları yerin yedi kat altından çıkacak…

İsrail’e karşı çıkanların “anti-semitizm”le suçlandığı palavralar da katillerin yönettiği bu ülkeye artık fayda sağlayamıyor… Çünkü gene Galeano’nun dediği gibi, İsrail’in vahşetine karşı çıkan, Filistinlilerle bir arada barış içinde yaşamak isteyen, Filistinlilere, Lübnan’lılara karşı savaşmak istemedikleri ve askerlik yapmayı reddettikleri için devletleri tarafından “hain” ilan edilen İsrail vatandaşlarını kimse kalkıp “anti-semit” olmakla suçlayamıyor…

Artık sadece İsrail ve cinayetleri var…

Ne utanç verici, bir ülkenin adının katillikle özdeşleşmesi!

Ve nasıl gurur verici bir şey olmalı, katillere katillerin dilinden cevap vermemeyi başarabilen bir ülke olabilmek! Gücünü öldürmemekten alabilen bir ülke olabilmek! Ve katil bir ülkeye tam da bu duruştan cevap verebilmek!

İsrail’e karşı direnmek onun kullandığı dilin ne kadar iğrenç ve sadece katillerin dili olduğunu söylemekten geçiyor… Katillerin diline karşı cevap vermenin yolu sadece o dili yeniden üretmemekten geçiyor… Bu iğrenç, küstah katillere karşı çıkmanın yolu burada “israilleşmemekten”; az ileride de sanki pek matah bir şeymiş gibi ulus-devlet olmaya, ABD’nin uzantısı İsrail gibi olmaya özenmemekten geçiyor…

Ne saçma bir şey bütün bu insansızlık hali karşısında yazı yazmaya çalışmak… Ama gene de inatla yazmak, konuşmak, söylemek gerek…

Çünkü, silahlar, bombalar İsrail’e ve “israilleşenlere” ait olsa da, Lübnan’dan bir grup Şii, Sünni, Ermeni, ve Maronit’in birlikte kaleme aldıkları mektupta söyledikleri gibi, “Hiçbir ordunun karşı koyamayacağı, hiçbir katilin öldüremeyeceği ‘zaman’ bize yani her yerin insanlarına ait… Sınırları olmayan, kimsenin yıkamayacağı söz, şiir, şarkı, müzik, görüntü, gözyaşları ve gülümsemeler, ölülerin hafızası ve yıkılmış kentlerin, yakılmış toprakların ağıtları, yaşam sevincinin timsali çocuklar bize ait…”

Hafızamızı, acımızı, sesimizi, soluğumuzu bir yerlere anlatmak, kayda geçirmek gerekiyor… “İsrailleşmenin” yarattığı korkuya direnebilmek için…

Benim anlatamadıklarımı anlatan ve “İbrahim’in ateşine su taşıyan karınca misali tarafımız belli olsun” diyerek, acıları paylaşan Yıldız Yıldırım’ın Şam’dan yazdıklarını, o olağanüstü satırlarını okuyun en iyisi…

28 Temmuz, Şam

Annemin şarkısını dinliyorum.

Özlemden bahsediyor.. evladın anneye, annenin de evlada olan özleminden.

Annemi özledim.

Fakat gitmek istemiyorum.

Dönmek istemiyorum Türkiye’ye.

Burada kalıp ve belki de buradan gidip acılara ortak olmak istiyorum.

Filistinli, Lübnanlı, Iraklı anneler de özlüyorlar çocuklarını.

Ve çocuklar da özlüyordur annelerini.

Ne kadar büyümüş olursa olsun insan, hep çocuktur ve anneye ihtiyacı vardır.

Burada kalıp zulme rıza gösterenlerden uzak olmak istiyorum.

Çocuğunu kaybeden anneye teselli olabilmeyi , teselli edebilmeyi ne kadar da çok isterdim.

Ve çocuklar.

Ah içim parçalanıyor.

O kimsesizliği o yetimliği nasıl da taşıyabiliyorlar yüreklerinde.

Nasılda eziliyor ruhum insanlığın umursamazlığı altında.

Nasılda utanıyorum insanlıktan.

Filistin yıkılıyor!

Irak yıkılıyor!

Lübnan yıkılıyor!

Ve dünya bunu seyrediyor.

Elimden bir şeylerin gelmesini çok isterdim.

Kahrolası ben bu kadar tembel olmasam belki de şimdi kimseye bağımlı kalmaz ve kendi işimi kendim görürdüm…

Mülteci kampını ziyaret etmeliyim.

İnsanlara yardım etmeliyim.

Ablam telefonda sana ne diyor. Her şeye burnumu sokmamalıymışım. Türkiye’ye dönmeliymişim.

Bunu cidden böyle düşünüyor olması ne acı.

O insanların yerinde biz de olabilirdik. Sevdiklerimiz de olabilirdi.

O insanların yerinde değilim. Ama ben o insanları seviyorum.

Kardeşim gibi seviyorum onları.

Yeğenlerim, dostlarım gibi seviyorum.

İnsanların yürekleri insanlık melekelerini kaybetti.

Müslüman olduğunu söyleyenler ise tamamen yalancı!

Kimse bana Müslüman olduğunu söylemesin.

Alçaklığın adı İslam olamaz asla.

Ve kimse Müslüman değil artik.

İçim acıyor.

Allah’ım beni zalimlerden uzak tut.

İçim acıyor.

Bombalar yüreğimin orta yerine düşüyor.

İnsanlık öldü Allah’ım. İnsanlık öldü.

İnsanlar kör, sağır ve dilsizler güruhuna dönüştü.

İnsanlıktan çıktık Allah’ım.

Hayvandan da aşağıyız artık.

Zulme rıza gösteren şeytanın uşaklarıyız.

İnsanlık öldü Allah’ım.

Kalan mazlumları da iblisler her gün biraz daha yok ediyor.

Zevk ala ala.

Tadına vara vara……………………………

2 Ağustos…

(…)

Çaresizlik hele de yakınında olunca daha bir başkalaşıyor.

Hastaneler, okullar, yurtlar mülteci dolu.

Hergün yanlarından geçip gidiyorum sessizce.

Bazen ağlıyorum tuhaf bakışlar altında.

Çaresizliğim beni zayıflatırken diğerlerini, yani savaşı, yıkımı ve göz yaşını yaşayanları güçlendiriyor.

(…)

Sabah gözlerimi “Min selamûn kalben li Beyrut” ile açtım.

(Selam sana yüreğimin derinliklerinden Ey Beyrut!)

Saldırılar başladığından beri dilimde dönüp duruyor.

Acılı ama sevgi dolu söylüyor Feyruz…

Ferhat Kentel / Gazetem.net / 03.08.2006 Perşembe

15 XSI { 08.04.06 at 00:59 }

Suat bey, Bekir bey

Cok aciklayici ve belgeli bir yazi olmus beyninize saglik.

16 ECE { 08.04.06 at 14:53 }

Ben, özellikle bazı arkadaşların,

Mustafa Bey in -yazmış olmak için- yazdığı ve Nuray Mert in yazısının tamamına katıldığını ifade ettiği, sonunda da müslümanlara -dünyanın çok da umrundaymış gibi-, hal diliyle cevap vermemiz yani suskun puskun olup taşkınlık yapmaMAmızı salıkveren tavsiyelerini sıraladığı yazısına, destek vermelerini anlayabilmiş değilim..

Avam tabirle Mustafa bey in yazısı beni kesmedi arkadaşlar..Ben bu günlerde Nihat Genç okuyorum..Umur talu okuyorum..

Bir turnosol görevi üstlenen İsrail saldırılarının medyadaki kalemlerimizin gerçek yüzlerini de birer birer açığa çıkartmaya devam edeceğini düşünüyorum..

Bizim doğu geleneğimizde, mütevazilik,hiçlik,varlıkta yok olma olduğundan hep sustuk..

Vur kafasına al lokmasını türden milletler haline geldik..

Böbrek hastası çocuklara diyaliz yardımı yapamasak,öleceklerdi..

Biz onları kurtardık sandık n’oldu? İsrail çocukları yine vurdu, paramparça etti..

Dünya “Aman bu müslümanlar ne kadar ahlaklılar mı dedi”

Mustafa bey den, “Kahrolsun İsrail” sloganları beklemiyordum elbette, en azından İsrail in bölgedeki varlık nedenini ve siyonizm emellerine dokunmadan, bize itidal çağrısı yapması açıkçası beklemediğim bir tavırdı..

sayg.

17 ECE { 08.04.06 at 15:15 }

Yine Söylemezsem çatlarım;

AHMET CEM ÖZEN beye cevap yazacaktım,bloğundaki sistemi çözemedim..

Suat abi sakıncası yoksa buradan sormak istiyorum..(kendisi burayı okuyor çünkü)

————————————————–

Ahmet bey,

Bu bağlamda İsrail’in Lübnan’a girmesi Türkiye’nin manevra alanını genişleten bir gelişme olarak yorumlanabilir.Zira İsrail’in terör bahanesiyle Lübnan’ı işgal etmesi ve ABD’nin İsrail’in kendini savunma hakkı olduğunu beyan etmesi Türkiye’nin de benzer bir sebeple Irak’a müdahalesini masaya getirebilir.

Bu sebepten ötürü İsrail’in Lübnan operasyonu Türkiye’nin işine gelmektedir.Konjonktürün Türkiye lehine dönmesine sebep olmaktadır.İsrail’in saldırısı pek çok Türk vatandaşını haklı olarak rahatsız etse de reel politik çerçevesinde değerlendirildiğinde bu gözlem rahatlıkla yapılabilir.Unutulmamalıdır ki PKK saldırıları da yine Türk vatandaşlarını rahatsız etmektedir.

Sonuçta Türkiye elindeki kartları iyi kullanmak zorunda.Zira zorlu bir coğrafyada bulunuyor.Kendi insanının güvenliği ve refahı için bölge politikasını iyi okuması ve değerlendirmesi gerekiyor.Umarız İsrail’in eylemlerini iyi değerlendirir Türkiye.

Dediğinizyazınınızın başlığı da içeriği gibi gerçekçi olmaktan çok uzak…

“İsrail işgali Türkiye nin lehinedir “

demişsiniz..

Kuzey Irak a girebilmek ve bunun için de bir bahane gerektiği için, bu vahşete nasıl onay verebilirsiniz?

PKK yı bitirmek için Kuzey Irak a müdahalenin yeterli olacağını sanmanız ne kadar kısır bir düşüncedir, ne kadar dar bir ufuktur..

“Baba küçük oğlun kuş öldürdü ona kızmadın , ben de öldürücem”

diyen haşarı bir çocuk mantalitesinden daha saçma değil midir bu düşünce!!

Ayrıca artık IRAK diye bir ülke var mıdır?

ABD, PKK nın bitmesini istese bizim Kuzey Irak a girmemize ne hacet !!

Şu an İmralı da semirmekte olan biyolojik çöpümüzü nasıl elimize sağ teslim ettiyse, aynen öyle de kökünü kurutmaya gücü yetecektir…De bunu isteyen kim!

Açıkçası yazınızı talihsizce sarfedilmiş ifadeler olarak görüyorum..

saygılarımla

18 Suat Öztürk { 08.04.06 at 17:39 }

Ece Hanım,

Elbette bir sakıncası yok. Çok önemli bir noktaya değinmişsin..

A.Cem Özen Bey’in yazısını okuyunca beynimden vurulmuşa dönüştüm. Hatta epey önce Bekir Ağabey’le üzerine konuştuk, dediğiniz gibi yorum da yapılamıyor..

A.Cem Özen’in yazısı üzerine ne söylenebilir bilmiyorum. Hani “sözün bittiği yer” demiştik ya.. Öyle bir şey.. Nasıl bir zihin orada çocuklar ölürken menfaat hesapları yapabilir bilmiyorum. A.Cem Özen Liberal hareket üyesi. Bu kadar sert olmasa da benzeri sözleri milliyetçilik sosu ile bulayarak Afşar Bey’de dillendirmişti. İşe bakın ki o da Liberal kanattan.

Kendim için “Liberalim” diyemem ama birçok ortak noktam var liberalizm ile.. Liberalliği az-çok tanımasam liberallikten tiksineceğim bu gibi yazılar yüzünden.

A.Cem Bey umarım bu sayfayı okur ve bizlerle düşüncelerinin arkaplanını ve ne söylemeye çalıştığını paylaşır..

Saygılar..

19 Ayvaz Özel { 08.05.06 at 00:17 }

Merhaba,

Bende Ahmet Cem’in yazısını görünce (özellikle başlığını) epey şaşırdım.Zira kendisi, tanıdığım insanlar içinde İsrail’den en çok nefret eden kişilerdendir.

Yazısını okuyunca ve Ahmet’le konuşunca kendisinin aslında sadece bir durum tespiti yaptığına kanaat getirdim.Demek istediği kısaca ; İsrail’in Lübnan işgali, Türkiye’nin sınırötesi operasyonlarına kapı aralar.

Zaten başımızdaki siyasilerin pekçok açıklamasında ben bunları ima eder ifadelere rastlamaktayım.

Bu yorumda İsrail’in yapmakta olduğu dengesiz saldırılara olumlu bir yaklaşım sözkonusu değil.Sadece başlık biraz kışkırtıcı, bu da Ahmet’in refleksif tepkiler almasına yol açmış.

Sevgiler,

Ayvaz

20 XSI { 08.05.06 at 00:20 }

Cem beyi okudugumda gözüme carpan tek sey sogukkanli bir otosentrizm. Bir insanin kendi sirtinda cikan ciban, o insan icin dogal olarak “dünyadaki tüm acilardan” daha önceliklidir, otosentrizm degil bilakis dogal bir insan refleksidir. Cem beyin refleksi dogal degil, reelpolitika denen türden bir refleks.

Her ne kadar ucube bir fikir gibi görünsede Türkiye kendini dünyaya bu bahanelerle kabul ettirebilir.

Benim merak ettigim Türkiye ile İsrail’in cikarlarinin catisma noktasina geldigi gün Cem beyin takinacagi tutumdur.

Bunu nasil reelpolitik bir zemine oturtacaktir?

21 XSI { 08.05.06 at 00:22 }

Zaten başımızdaki siyasilerin pekçok açıklamasında ben bunları ima eder ifadelere rastlamaktayım (Ayvaz bey/hanim)

Cok dogru, bu ifadeleri “Lübnan olaylarindan bagimsiz” olarak hükümet yetkilileri de dile getirdi.

22 bekirlyildirim { 08.05.06 at 00:49 }

“Israil’in saldirisi Turkiye’ye Kapi Aralar” diyen kimse sadace Makyavel’in cildirmis halindeki kafasi ile ahlaksiz hayasiz cikarcilik yapmakla kalmiyor ayni zamanda gerceklerden uzak aki, izandan yoksun sapla samani karistiran bir mantik orgusu sergiliyor. Ne oldu bize Ya Rabbim? Bu cocuklari hangi anneler babalar dogurdu? Havadmi birsey var sudami? YOK’un universitelerim yapiyor bunlari bunlara? Dilim donmuyor.

AHLAKI YANLISLARDAN POLTIK DOGRULAR CIKMAZ!

23 Suat Öztürk { 08.05.06 at 02:28 }

Ayvaz Bey,

Hoşgeldiniz..

Sizinle Mustafa Bey’in tanışma toplantısında tanışmış; görüşmüştük. Görüşmeyeli iyisinizdir inşaallah.. Dikkat çekici protesto organizasyonları devam ediyor mu? :-)

Değerlendirmeniz için de çok teşekkürler..

Merakımı bağışlayın; konu ile alakasız birşey soracağım. Liberal Hareket’i sürekli takip ederim. Orada linkler bölümünde Sorumlu vatandaş” diye bir link var. Bu siteyi daha önceden bildiğim için soruyorum. Bu siteye niçin link verdiğinizi merak ettim. :-)) (Bu siteyi bilenler niçin güldüğü anlayacaktır:-)

Herzaman teşriflerinizi beklerim..

Saygılarımla..

24 metin-thePoor { 08.05.06 at 15:26 }

Bekir Bey,

AHLAKI YANLISLARDAN POLTIK DOGRULAR CIKMAZ! cümlenizi hararetle destekliyorum. Realpolitiğin canı cehenneme!

25 metin-thePoor { 08.05.06 at 15:30 }

Suat Bey,

Bu “sorumlu vatandaş”ı merak edip bloguna girdim. Bir de ne göreyim! Beyefendi “görürüz kü”yü eleştirirken, kendisi “mercii’leri” diyor! Bunun üzerine oradaki ADD’leri CHP’leri filan dilime dolamaktan vazgeçtim! Liberal Hareket nasıl olmuş da bu vatandaşa link vermiş, merak ettim ben de.

26 Suat Öztürk { 08.05.06 at 16:39 }

Metin Ağabey,

Herhalde ”işte görün bak neleri var” diye link vermişlerdir. :-))

27 Ayvaz Özel { 08.05.06 at 18:34 }

Merhabalar Suat bey,

Sitemizi takip ettiğinizi duymak beni çok sevindirdi zira sizin gibi bilgili, seviyeli insanlar tarafından ‘takip edilebilmek’, bizim için bu yaşta önemli bir övünç kaynağı.

Sorumlu Vatandaş’a gelince… :) Siteyi kuran şahsı tanımıyoruz, sadece yaptığı şikayetleri ilginç bulduk.Türkiye’deki yasakçı ve sansürcü zihniyetin vardığı son nokta olduğunu düşünüyorum.Kanımca, şahsın şikayetlerini dinleyen ‘aklı başında’ her insan “Yahu böyle şikayet mi olur?” diyordur.Bu, yasakçı-sansürcü zihniyet açısından dezavantaj, bizler için ise avantaj.Zira, devlet kurumlarında alınan kararların ‘keyfilik’ dereceleri sorgulanmaya başlanıyor kafalarda.Mesela bu Sorumlu Vatandaş’ı kuran şahsiyet, oldu ki RTUK başkanı veya yardımcısı oldu…Şikayetleri ‘şikayet’ olarak mı kalacak, yoksa ciddi ciddi bunları yaptırıma mı dönüştürecek? Bu türden yaptırımların, sansürlerin sınırları, etik temelleri var mıdır? Varsa nelerdir? Bence Sorumlu Vatandaş’ın şikayetlerini dinleyen herhangi bir akıl sahibi, yasakçı-zorba-sansürcü üçgeninde yaşayan insanların aslında ne kadar da ‘komik’ ve ‘zavallı’ insanlar olduklarını görmekte zorlanmaz.Yani Liberal Hareket’te böyle bir linkin bulunması methiyelik değil ibretliktir.

Protesto eylemlerine de yeni bir hız ve azimle tekrardan başlamak niyetindeyiz.Geçen gün 50 tane araba anahtarı aldım anahtarcıdan, hemen herşey hazırdı, benzin vergilerini protesto edecektik, anahtarları denize atacaktık ‘artık gerek kalmadı’ diye…Ama birkaç problemden ötürü eylemi gerçekleştiremedik.

Çalışmalarınızda başarılar diliyorum,

Ayvaz

*XSI için : Ayvaz (bey)

28 Suat Öztürk { 08.06.06 at 01:51 }

Ayvaz Bey,

Hiç de haketmediğim iltifatınız için çok teşekkür ediyorum. Liberal Hareket’i gerçekten beğeni ile takip ediyorum.

“Sorumlu Vatandaş” ile ilgili doyurucu açıklamanız için teşekkür ederim. Ben zaten böyle olduğunu tahmin etmiştim ve düşüncelerimi yukarıda “Herhalde ‘işte görün bak neleri var’ diye link vermişlerdir.” şeklinde ifade etmiştim.

Genellikle sitelerde verilen linkler tavsiye edilen ve/veya desteklenen siteler olduğu için sizin sitenize ilk kez giren ve/veya belli bir altyapısı olmayan birisi “sorumlu vatandaşı” desteklediğiniz intibaına kapılabilir.

Aslında bu tür “seçme” siteleri bulup “ibretlik” kategorisine toplamak iyi bir fikir olabilir.:-))

Eylem projelerinin devam ettiğine sevindim. Benim aklımda hala sahilde mangal partisi yapıp takım elbiseyle denize girme teşebbüsünüz var. :-)(*) Hatırladıkça gülüyorum. O günlerde bu eylem yapılabilseydi müthiş ses getirirdi. Ama bazı arkadaşların sizi yarı yolda bırakması:-) maalesef bu girişimi baltalamış.

Ama gördüğüm kadarı ile çarpıklıklara, adaletsizliklere haksızlıklara dikkat çekme azminiz devam ediyor. İstanbul’da yaşasaydım hiç kuşkunuz olmasın bu tür eylemlerinize katılırdım.(laf aramızda başka arkadaşlar gibi caymazdım da:-)

Çalışmlarınızda başarılar diliyorum. Her zaman katkılarınızı bekliyorum.

Saygılarımla..

(*)Üçüncü kişilere: Bu eylem M.Kırıkkanat’ın donla denize girme ile ilgili yazdığı saygısız yazı üzerine planlanmıştı.

29 Ahmet ÇİROZLAR { 03.07.08 at 01:03 }

ÇOCUKLARI AVLAMAK;Küçüktüm o zaman etrafımda benim gibi çocuklar vardı elleri minik gözleri ışıl ışıl sadece oyun oynuyoduk ama elimizde oyuncakta olsa silah vardı yada tahtadandı ne farkederki sonuçta büyükler kızmazdı oynarken, hatta yenisini alırlardı siparişle ama benim kolu,bacağı eksik arkadaşım hiç olmadı, gözlerim korkuyla hiç büyümedi babam ben oynarken hiç korkmadı.Bu gün tabancayla oynarken babamın bana kızmadığı yaştayım çocuklarımın tabancası yok ama benim gözlerim artık korku, nefret dolu Filistinde çocuk yokmu?Dünyada bu çocuk avcılığına karşı duracak bir baba yokmu?Hangi masum güçten, dengeden, orta doğudan yada siyonizimden anlarki? ama babasının onu kucaklıyabilecek elleri olmadığını anlar herhalde yada babası kan içinde oğlunu ellerinin arasına alıp cansız bedenini göğe kaldırdığında baba olmayı istermi?Çocuklarımız yaşasa elleri silah tutmadan büyüse acıların en büyüğünü görmese analar yavrusunu bağrına bassa,Filistin yada her nerdeyse yavrularımız avlanmasa yüzleri hep gülse…İsrail artık içimizdeki çocukları katletmese ve çocuklar silahları bıraksa…

Önemli


Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederim.

***

Siz de düşüncelerinizi paylaşın: