Random header image... Refresh for more!

‘Kademeli eğitim’

35 comments

1 Da Vinci { 02.26.08 at 13:35 }

Suat,

Bana göre ilk engelde yani mecliste takıldı türban. Çünkü meclis yapması gerekeni tam olarak yapamadı daha doğrusu yapmadı. Bu değişikliğin yeterli olmayacağı muhtelif zamanlarda muhtelif kişilerce kendilerine anlatıldı ama anlamak istemediler. Yani bu konu rektörün keyfine bırakılmış değil. Aslında rektörün keyfine bırakılmasını isteyen AKP’dir. Çünkü sadece Anayasa değişikliği yaparak rektörlere “bakın biz değişikilği yaptık siz bu değişikliği kafanıza göre yorumlayın” mesajı verdiler. Ben şuanki kaos durumu nedeniyle en son suçlanacak kesim rektörlerdir. Bu kaosun asıl nedeni hükümetin aymazlığıdır. Suçu başkalarına atmak hedef saptırmaktan başka birşey değildir.

2 Suat { 02.26.08 at 15:22 }

Da Vinci,

Bu değişiklik aslında “adam öldürmediği takdirde kimse cinayetten yargılanamaz” demekle eşdeğer bir saçmalık. Ama maalesef buna mecbur bırakılıyor insanlar.

Yani bana göre ilgili değişiklik yapılmadan önce de bir yasak yoktu zaten. Anayasa mahkemesi hukuksuz bir biçimde kanun koyucu gibi davranıp içtihad ile hüküm koydu. Oysa buna yetkisi yok. Bu son düzenleme sadece özgürlüklere vurgu yapmaktan ibaret. Bu konuda bir çok yazı yazdım. (Mesela bu.) Fehmi Koru’nun bugünkü yazısı da okunabilir. Yasak daha önce de hukuksuzdu şimdi de hukuksuz. Ortada bir aymazlık var evet, o da bu hukuksuzluğa rağmen yapılan yasak uygulaması.

“Ek- 17′yi değiştirin, yasak kalksın” demek tuzaktır. Çünkü değişirse mahkemeye esastan görüşüp iptal etme şansı verilmiş olacak, yasak yine keyfî biçimde sürdürülmek istenecek. AKP bunu geç anladı ve sanırım bu tuzağa düşmeyecek.

İşte böyle hukuksuz zorbalıkların yapılabildiği bir memlekette yaşıyoruz. Yazık.

3 Da Vinci { 02.26.08 at 20:41 }

Suat,

Birşeyin yasak olması için anayasada veya kanunda açık açık yazması mı gerekir? Yani kanunlarda açık açık belirtilmiyorsa yasak değildir gibi bir yaklaşımın mı var?

4 Suat { 02.26.08 at 20:53 }

Da Vinci,

Hukuk devletinde olması gereken odur.

Ben sana tersini sorayım; bir şeyin serbest olması için açıkca yazılması mı gerekiyor? Yürürlükteki kanunlarda bir yasak olmaması yeterli değil mi?

Mesela bloglarda yazı ve yorum yazmak için “bloglarda yazı/yorum yazmak serbest”tir diye bir kanun mu olmalı yoksa kanunda “bloglarda yazı/yorum yazmak yasaktır” diye bir maddenin olmaMası yeterli mi?

5 Da Vinci { 02.27.08 at 00:07 }

Suat,

Tabiki yasaklar normalde belirtilir ama her türlü yasağın veya suçun tek tek açık açık belirtilmesi sence mümkün mü? Yani kanunlara her türlü şeyin sokulması fiziksel olarak mümkün mü?

6 Suat { 02.27.08 at 05:09 }

Da Vinci,

Aksi durumda hukuk devleti olunmaz. Kim karar verecek hangi eylemin suç olduğuna açıkça yazılmadığında? Elbette yasaklar kanunda açıkca yazılmalı. (Anayasa -kanun- yönetmelik hiyerarşisi ile elbette. )

Anayasa bir nevi toplumsal sözleşme olduğundan genel şeyleri yazar, haklar vs. (Mesela yapılan soın değişiklikteki gibi.) Kanunla da suçlar ve cezaları belirlenir. Ayrıntılar için de yönetmelikler vardır, kanuna dayanan.

Bunlarda açıkça yer almayan hiçbir yasak uygulanamaz, uygulanmaya kalkılırsa zorbalık olur.

7 Suat { 02.27.08 at 05:30 }

Emre Aköz’ün yazısı:

Kaos değil… Resmen suç!

Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) Başkanı Prof. Mustafa Akaydın, ” Kaos budur. Yani Türkiye’nin anayasa hukukçuları ikiye bölünmüş, kamu hukukçuları ikiye bölünmüş, üniversiteleri şaşkın, ne yapacağını bilemiyor, Yüksek Öğretim Kurulu zorlanıyor… Böyle bir durum yaşıyoruz. Bunun adı kaostur ” dedi.

İlginç değil mi? Kaosu çıkartanlar, kaostan yakınıyor. Bu taktiği daha önce de denemişlerdi: ” 367 ” olayında. Saçma sapan, uydurma, hukukun ırzına geçen, tamamen kelime oyunlarına dayalı bir ” hokus pokus ” ile istemedikleri kişinin Köşk’e çıkmasını engellemeye çalıştılar.
Şimdi de durum çok farklı değil.

Adım adım gidelim: Anayasa’nın ‘ Kanun Önünde Eşitlik’i konu edinen 10′uncu maddesinde deniyor ki: “Devlet organları ve idari makamları, bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır. ”

Peki ya ‘ Eğitim ve Öğretim Hakkı ve Ödevi’ni konu edinen 42′nci maddesinde ne deniyor? Okuyalım: ” Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yüksek öğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir. ”

Bunlar Anayasa maddeleri. Yani kanunlardan ve yönetmeliklerden üstün.

Gelelim ‘ YÖK Kanunu’nun ünlü ‘ Ek 17′nci maddesine… O madde apaçık şöyle diyor: ” Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir. ”

Bu üç maddeyi alt alta koyup okuduğunuzda net olarak ortaya çıkan şu: Bugün bir üniversite öğrencisi… “Üstünde hangi kıyafet olursa olsun” derse girer.

Peki bunun istisnası var mı? Evet var.

Mevcut Anayasa’nın 174′üncü maddesinde korunan “İnkılap Kanunları” listesinde yer alan “Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun.” 1934′te çıkan o kanunda şöyle deniyor: ” Herhangi din ve mezhebe mensup olurlarsa olsunlar, ruhanilerin mabet ve ayinler haricinde ruhani kisve taşımaları yasaktır. ”

Bir de 1925 tarihli ünlü ‘Şapka Kanunu’ var. Onun da amacı memura şapka giydirerek, fesi engellemek. Halk ise istediği “serpuşu” giyebiliyor.

Mevcut Anayasa’ya ve kanunlara göre bir imam (ya da bir rahip ) ” dini kıyafetleriyle ” üniversiteye devam edemez.

İşte bu kadar!
Yani… Şu anda kıyafet konusunda hemen hemen ‘ tam özgürlük’ söz konusu. Eğer ” türbanlılar girsin ama çarşaflılar girmesin ” diye bir kaygı varsa… Bunun kanunla belirlenmesi gerekiyor.

Yani… Malum rektörlerin… Eğer itiraz edeceklerse… ” Biz türbanlıları almayız ” şeklinde değil… ” Şu anda herkes okula girebiliyor… Hani bazı kıyafetlere izin vermeyecektiniz… O kanunu bir an evvel çıkartın ” diye itiraz etmeleri… Ancak kanun çıkana kadar da herkesi içeriye almaları gerekiyor.

O halde soralım:

Anayasa’ya göre türbanlıların üniversiteye girmesinde bir engel yok… YÖK Kanunu’na göre de yok…

Peki ” kaos ” lafı nereden çıkıyor?

Aslında kaos maos yok ortada. Sadece kanunları uygulamayarak, şu sıralar suç işlemekte olan bazı rektörler var.

8 Da Vinci { 02.27.08 at 08:34 }

Suat,

Aksi durumda hukuk devleti olunmaz. Kim karar verecek hangi eylemin suç olduğuna açıkça yazılmadığında? Elbette yasaklar kanunda açıkca yazılmalı. (Anayasa -kanun- yönetmelik hiyerarşisi ile elbette.)

Anayasa bir nevi toplumsal sözleşme olduğundan genel şeyleri yazar, haklar vs. (Mesela yapılan soın değişiklikteki gibi.) Kanunla da suçlar ve cezaları belirlenir. Ayrıntılar için de yönetmelikler vardır, kanuna dayanan.

Bunlarda açıkça yer almayan hiçbir yasak uygulanamaz, uygulanmaya kalkılırsa zorbalık olur.

Ciddi misin? Kanunlarda üniversitelere mayo ile girilemeyeceğiyle veya ortalıkta çıplak gezilemeyeceğiyle ilgili bir yasak var mı? Yani bunlar açık açık belirtilmiş mi anayasa kanun veya yönetmeliklerde? Bunun gibi onlarca belki yüzlerce örnek verilebilir. Normalde yasak olan ama hiçbir kanunda açık açık belirtilmeyen. Kanunlarda her türlü yasağın tek tek açık açık belirtilmesi demek yazılı belgelerin çöplüğe dönmesi demektir. Kanun hazırlayanları suç keşfetme makinası yerine koymaktır.

9 Suat { 02.27.08 at 12:04 }

Da Vinci,

Şu anda kanunen üniversitelerde herhangi bir kıyafet yasağı yok. Yukarıda Aköz’ün yazısında ayrıntıları yazıyor.

Bildiğim kadarı ile sokakta çırılçıplak gezmek ile alakalı kısıtlama var, “genel ahlaka aykırı davranmak” şeklinde. Mayo ile ilgili yok. Bir hukukçu okuyorsa (Hasan bey, duydunuz mu?) Belki yardımcı olabilir bize.

Öte yandan bence mahzuru da yok, isteyen sarıkla isteyen mayoyla üniversitelere girebilir.

Sarıkla, cübbeyle okula girmeye kalkan olursa girsin alaya uğrar vazgeçer, geçmezse kendi bilir. Mayo da aynı biçimde, girerse iyi eğlence olur çocuklara. Dileyen dilediği gibi girsin, kime ne. Kaç kişi çıkar böyle? Reel gerçeklikten bahsediyoruz ekstern örnekler vererek yasak savunmaya çalışmak komik oluyor.

10 Da Vinci { 02.27.08 at 13:04 }

Suat,

Bildiğim kadarı ile sokakta çırılçıplak gezmek ile alakalı kısıtlama var, “genel ahlaka aykırı davranmak” şeklinde. Mayo ile ilgili yok. Bir hukukçu okuyorsa (Hasan bey, duydunuz mu?) Belki yardımcı olabilir bize.

İşte ben de onu diyorum ya. Her yasak açık açık belirtilmez dediğim buydu zaten. Açıkça çıplaklıkla ilgili bir yasak yok ama başka şeylerden çıkarılabiliyor. Bunu çıkaran kim? Mahkemeler. Aynı şekilde türbanla ilgili yasağı diğer kanunlara ve anayasaya dayandırarak çıkaran kim? Yargıtay. Arada fark var mı?

Şu anda kanunen üniversitelerde herhangi bir kıyafet yasağı yok. Yukarıda Aköz’ün yazısında ayrıntıları yazıyor.

Üniversitelerin kılık kıyafet yönetmelikleri vardır. Yani üniversitelerde kılık kıyafet konusunda hiçbir yasak yok demek yanlış olur.

Reel gerçeklikten bahsediyoruz ekstern örnekler vererek yasak savunmaya çalışmak komik oluyor.

Ekstrem örnekler iyidir çünkü bazı şeylerin olabileceğini gösterir. Birileri sırf gıcıklık olsun diye bile ekstrem şeylere başvurabilir. Onun için bazı şeylerin yasak olmasının gerektiğinin anlaşılması açısından ekstrem örnekler faydalıdır. (bkz. Uçan Spagetti Canavarı)

11 Suat { 02.27.08 at 13:47 }

Da Vinci,

Hukukçu değilim, biraz bakındım bulamadım. Sokakta hangi kıyafetlerin giyilemeyeceğine dair (devrim yasaları dışında -yukarıda Aköz’ün yazısında var) bir şey bulamadım. Sen bulursan ve paylaşırsan sevinirim.

Yeni sivil anayasa taslağında “Ceza hukuku bakımından suç oluşturmamak ve genel ahlaka aykırı olmamak kaydıyla hiç kimse kılık kıyafetinden dolayı yükseköğretim hakkından mahrum bırakılamaz” şeklinde bir teklif var. Bu “genel ahlak” ifadesi çok muğlak olduğu için karşıyız buna, birkaç kez yazmıştım. (Bu da sokak için değil, okul için)

Mahkemeler kafalarına göre hüküm veremezler. Mutlaka anayasada, kanunlarda ve yönetmeliklerde geçen maddelere dayanarak hüküm verebilirler. İçtihadlar da aynı şekilde.

Ne Anayasa’da, ne kanunlarda ne yönetmeliklerde başörtüsü/türban yasağı yok. Hala türbana dair bir yasak olduğunu sanman da şaşırtıcı. Bu konuda epey önce yazdığım bir yazıdan bir kısmı alıntılayayım:

Sorunun kökeni nereye dayanıyor?

1988 yılında üniversitelerde başörtüsü yasağı tekraren uygulanmaya çalışılınca dönemin ANAP iktidarı Yükseköğretim Yasası’na “Dini inanç sebebiyle boyun ve saçların örtü veya türbanla kapatılması serbesttir.” şeklinde bir madde ekliyor. Laik olduğu iddia edilen bir devlette yasalara ” Din inanç sebebiyle” şerhli bir madde eklemeye çalışmak hangi cingöz ANAP’lının fikriydi bilmiyorum, çünkü bu maddenin “laiklik” ilkesine dayandırılarak iptal edileceğini görmek için müneccim olmaya gerek yok.

Dönemin Cumhurbaşkanı Evren maddeyi Anayasa Mahkemesi’ne götürüyor ve haliyle mahkeme de maddeyi iptal ediyor. Ama iptal ederken öyle bir gerekçe yazıyor ki bu gerekçe katı bir laik(çi)lik yorumuna dönüşüyor ve şu ana kadar da bu yasağın gerekçesi olarak gösteriliyor.

Bunun üzerine 1991′de ANAP bu kez aynı yasaya EK-17. maddeyi ekliyor. Madde şöyle:

Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile; yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir.”

Bu kez mahkemeye gitme sırası SHP’de. SHP yasanın iptali için mahkemeye başvuruyor, mahkeme bu kez “dini inanç” terimi geçmediği için -çok doğru olarak- yasayı iptal edemiyor ama gerekçesinde önceki karara da atıfta bulunarak maddenin başörtüsünü serbest bırakmadığını, çünkü başörtüsünün “laiklik karşıtı” bir giysi olduğunu, o yüzden zaten yasak olduğunu belirtiyor.

İşin ilginç yanı ise şu. Aralarında Sezer’in de bulunduğu, iptal yönünde oy kullanan üç üye, gerekçelerinde maddenin iptal edilmemesi halinde üniversitelerde başörtüsünün serbest kalacağını savunuyor.

Sonuç olarak “Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile; yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir.” maddesi yerinde kalıyor (halen de yerinde) ama mahkemenin gerekçesi -yani yorumu- bağlayıcı olarak son derece hukuksuz bir biçimde yasağa meşruluk kazandırmak için kullanılıyor.

Niçin hukuksuz? Çünkü Anayasa Mahkemesi kanunkoyucu olarak davranamaz. Anayasa Mahkmesi’nin görevi kanunların anayasaya ve kanunlaşma şekli açısından TBMM içtüzüğüne uygunluğunu denetlemekten ibaret. Dolayısı ile iptal etmediği bir madde ortada iken bu maddeye aykırı olarak, gerekçe/yorum ile bir “hüküm koyma” yetkisi de yok.

Bu konuda Anayasa hukukçusu Prof. Mustafa Erdoğan şöyle diyor:

Anayasa Mahkemesi’nin -esasen bütün mahkemelerın- kararlarında bağlayıcı olan sadece hüküm fıkrasıdır. Gerekçeden yararlanılabilir, ama onun uygulanması diye bir şey hukuken söz konusu olamaz. Bu duruma göre, mahkeme iptali istenen serbestlik normunun iptali talebini reddetmiş olduğundan, YÖK’ün Ek 17. maddesi hâlâ yürürlüktedir.

Sonuç olarak bu görmezden geliniyor ve bürokrasi, bir kanuna dayanmayan ve yürürlükteki kanuna da aykırı olan yasağı, yıllardır zorbaca, hukuksuz ve acımasız bir şekilde uyguluyor.

Yasağın evveliyatı böyle.

***

Bir de şuradan bir yazı kopyalayayım en iyisi, aynı şeyleri yazıp durmayayım:

Yanlış: Türk üniversitelerinde başörtüsünü kanun yasaklıyor.

Doğru: Aksine, Yüksek Öğretim Kanunu’nun ek 17′nci maddesine göre, “kanunların yasaklamadığı her türlü kılık kıyafet serbesttir.” Türkiye’de, devrim kanunları da dahil, başörtüsünü yasaklayan bir kanun mevcut değil. Devlet Memurları Yönetmeliği’nde ve Milli Eğitim Yönetmeliği’nde (ilk ve orta öğretim için) başın açık olması mecburiyeti var.

Yanlış: Başörtüsü yasağı Anayasa Mahkemesi tarafından konulmuştur.

Doğru: Anayasa Mahkemesi, Yüksek Öğretim Kanunu’nun ek 17′nci maddesini iptal etmemiş, sadece bu serbestinin, dinî amaçla başörtüsü takmak biçiminde değerlendirilemeyeceğini belirtmişti. Oysa Anayasa’nın 153′üncü maddesine göre, Anayasa Mahkemesi, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Kaldı ki, Anayasa’nın iptal kararları bağlayıcıdır. Halbuki, Anaya Mahkemesi, Yüksek Öğretim Kanunu’nun ek 17′nci maddesini iptal etmemiştir; Meclis iradesine aykırı bir biçimde yorumlamıştır.

Yanlış: Başörtüsü Atatürk devrimlerine aykırı.

Doğru: Atatürk’ün kadının başını örtmesi veya açmasına ilişkin bir devrimi yok. Buna mukabil Atatürk, Konya Hilâliahmer Cemiyeti’nin düzenlediği çaylı toplantıda, tesettürün, kadınların çalışmasını engellemeyecek kadar basit olmasını tavsiye etmiş ve kadın kıyafetinde bir düzenleme düşünmediğini söylemişti: “Dinimizin tavsiye ettiği tesettür, hem hayata, hem fazilete, uygundur. Kadınlarımız, şeriatın tavsiyesi, dinin emri mucibince tesettür etselerdi, ne o kadar kapanacaklar, ne de o kadar açılacaklardı. Tesettürü şer’i, kadınlar için mucibi müşkilât olmayacak, kadınların sosyal hayatta, iktisadî hayatta, erkeklerle teşriki faaliyet etmesine mâni bulunmayacak şekli basittedir…. Kadının tarzı telebbüsünde (giyim kuşamında) teceddüt (yenileşme) yapmak meselesi mevzubahis değildir. Milletimize bu hususta yeni şeyleri belletmek mecburiyeti karşısında değiliz. Fertler, her türlü şekilleri tatbik edebilir, kendi zevkine, arzusuna, terbiye ve seviyesine göre istediği kıyafeti ihtiyar eyleyebilir.”

Yanlış: Meclis Genel Kurulu’na başörtüsü ile girmek yasaktır.

Doğru: Hiçbir kanunda ve özellikle Meclis iç tüzüğünde böyle bir yasak yok. Hanımların sadece tayyör giymeleri belirtiliyor.

Yanlış: Kadın milletvekillerine, Devlet Memurları Yönetmeliği uygulanabilir.

Doğru: Uygulanamaz, çünkü milletvekili devleti değil, milleti temsil eder. Milletvekili, devlet memuru değildir. Zaten TBMM’nin Devlet Memurları Kanunu’ndan ayrı bir iç tüzüğü bulunmaktadır.

Kanun ve başörtüsü

Türkiye’de bazı insanlar, yanlış bir bilgilendirme sonucunda, başörtüsünün, devrim kanunlarına aykırı olduğu sanılıyor. Oysa başörtüsünü yasaklayan hiçbir devrim kanunu mevcut değil.

Kıyafet ile ilgili 3 kanun mevcut: 25 Kasım 1925 tarihli Şapka İktisası Hakkında Kanun, 3 Aralık 1934 tarihli Bazı Kisvelerin Giyilmeyeceğine Dair Kanun, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu.

*Şapka İktisası Hakkında Kanun, milletvekillerinin ve memurların Türk milletinin kullandığı şapkayı giymek mecburiyetinde olduğunu belirtmektedir: “Türkiye halkının da umumi serpuşu şapka olup, buna ters bir itiyadın devamını hükûmet men eder”

Görüldüğü gibi 1925 tarihli Şapka Kanunu’nun başörtüsüyle hiçbir ilgisi yok.

*Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun ise, “Ruhanilerin, mabet ve ayinler haricinde ruhanî kisve taşımalarını yasaklar, her din ve mezhepten yalnız bir Ruhani’ye, mabet ve ayin haricinde ruhanî kıyafet taşıyabilmek için geçici izin verilebileceğini öngörür. Bunun yanı sıra, izcilerin, sporcuların alâmet ve kıyafetlerini düzenler. Türkiye’yi ziyaret eden veya Türkiye Devleti nezdinde memur bulunan ecnebilerin, resmi üniformalarını, nerelerde ve ne zaman taşıyabileceklerinin hükûmet tarafından tesbit edileceğini” belirtir.

*657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nunda da, başörtüsü yasağı mevcut değildir. Ek 19′uncu madde sadece, “Devlet memurları, kanun, tüzük ve yönetmeliklerin öngördüğü kılık ve kıyafet kurallarına uymak mecburiyetindedir” diyor. Devlet memuru için başörtüsü yasağını 1982 tarihli “Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan personelin kılık ve kıyafetine dair yönetmelik” getiriyor. Bu yönetmeliğe göre, kadınlar, “Elbiseler temiz, düzgün, ütülü, sade; ayakkabılar veya çizmeler sade ve normal topuklu, boyalı; görev mahallinde baş daima açık, saçlar düzgün taranmış veya toplanmış; tırnaklar normal kesilmiş olur. Pantolon, kolsuz ve çok açık yakalı gömlek, bluz veya elbise giyilmez. Etek boyu dizden yukarı ve yırtmaçlı olamaz. Sandalet ayakkabı giyilemez.”

Sonuç olarak Türkiye’de üniversitelerde başörtüsünü yasaklayan bir kanun yok, açık bir hukuksuzluk, daha doğrusu zorbalık var.

Gerçek bir hukuk devletinde dillendirilmesi durumunda insnaların popolarıyla güleceği şeyler burada kelli felli adamlar tarafından ciddiyetle tartışılıyor.

Toplumun kadınlarının %65 gibi bir oranının bir biçimde başını örttüğü bir ülkede kanunsuz bir biçimde sürdürülmeye çalışılan başörtüsü yasağını, “ya mayo ile girerse” “ya çırılçıplak girerlerse”, “ya bilmemne yaparlarsa” gibi komik ekstern örnekler üzerinden savunmak da yasakçıların argüman açısından çaresizliği gösteriyor.

Hepsi bir yana kanunen bir yasak yok, hukuk diye birşey varsa bu ülkede mevcut olmayan bir yasağı tartışmak bile abes.

12 Da Vinci { 02.27.08 at 14:19 }

Suat,

Mahkemeler kafalarına göre hüküm veremezler. Mutlaka anayasada, kanunlarda ve yönetmeliklerde geçen maddelere dayanarak hüküm verebilirler. İçtihadlar da aynı şekilde.

Kafalarına göre verebilecceklerini kim söyledi? Elbette mevcut anayasa, kanun ve yönetmeliklere göre karar verirler.

Şöyle birşey sorayım. Anayasayı ve kanunları yorumlama yetkisi kimdedir? Yani kimin yorumu hukuki olarak geçerlidir? Başörtüsüyle ilgili açık bir hüküm olmasa bile mevcut hukuki durumda bunun yasak olması gerektiğini söyleme yetkisi kimdedir?

Ayrıca şunu da tekrar hatırlatayım. Olaya bu şekilde yaklaştığınız zaman kamu kuruluşlarında başörtüsünü savunma şansınız kalmaz. “Türbanı açık açık yasaklayan kanun yok o zaman serbest olmalı” derseniz kamu için “başın açık olması gerektiği açıkça belirtiliyor o zaman türban serbest olmamalı” demeniz gerekir. Burada doğru bir pozisyon almanız lazım. Eğer kamuda ve ilköğretimde yasak olabilir ama üniversitelerde olmasın diyorsanız o başka ama tamamen serbest olmasını savunuyorsanız başka bir strateji ve fikirsel mğcadele içine girmeniz gerekir diye düşünüyorum. Kusura bakma biraz akıl vermek gibi oldu ama bu da benim nacizane fikrimdir.

13 Suat { 02.27.08 at 17:43 }

Da Vinci,

Adi bir vak’adan değil temel haklardan sözediyoruz, bunlar kimsenin keyfine göre sınırlandırılamaz. Hele kanunda olmayan yasaklar ihdas edilerek bu yapılamaz.

Peki nasıl sınırlandırabilir? Tabii ki yürürlükteki kanunlara göre. Kanunlara bakalım, yasak var mı? Yok.

Anayasa mahkemesi EK-17′yi iptal edememiştir (çünkü anayasaya uygun) ve yasa hala yürürlükte. Bunu iptal edemeyince hukuksuz yasağın devamını sağlamak için içtihad ile hüküm koymaya çalışmıştır. Oysa anayasanın hükmü çok açık: 153′üncü maddeye göre, Anayasa Mahkemesi, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Burada açık bir hukuksuzluk var gel bunu kabul et, hukuk bir gün herkese lazım olur..

Ayrıca Anayasa mahkemesinin ancak kararları bağlayıcı olabilir ama EK 17′yi iptal etmediği için de bu yasa yürürlüktedir ve şu haliyle yükseköğretimde kılık kıyafet serbesttir. Bugün EK-17′de değişiklik isteyenler yukarıda Aköz’ün dediği sebepten istemiyorlar bunu. Aynı sebepten isteselerdi bugün okullara herkes girebilir, rektörler de “bakın herkes giriyor, çarşaflı ve sarıklılar, mayolular da girecek, sınırlandırma getirin” derlerdi. Oysa yasağı devam ettiriyorlar. EK-17′de düzenleme yaptırıp “türban/başörtüsü” ifadesini kanuna sokturup anayasa mahkemesi tarafından kanunun iptalinin yolunu açmak ve yasağı ilelebet sürdürmek için uğraşıyorlar, 88 de olan biten gibi. Kusura bakmasınlar ama karşılarında da saf yok.

***

Devlet memurları ile ilgili bölümü yürürlükteki kanun ve yönetmelikleri göstermek için verdim.

Devlet memurlarının kıyafetlerine ilişkin olarak ortada temel haklara aykırı bir kanunun/yönetmeliğin olması o kanunun/yönetmeliğin eleştirilmesine, kaldırılması gerektiğinin dillendirilmesine, bunun için hukuki yollarla mücadele edilmesine engel değil. “Bu kanun var o zaman konuşma” demek hiç anlamlı değil, nasıl böyle hatalara düşüyorsunuz anlamak güç.

Aynı ilkeden devam edersem, başörtüsü yasağını savununalar da “şu anki uygulama hukuksuz ama bir kanun çıkartılıp okullarda başörtüsü yasaklanmalı” demeli. İnsanların yasağı savunma hakları da var, tıpkı benim yürürülükteki devlet memurları kılık kıyafet yönetmeliğinin kaldırılmasını isteme hakkım olduğu gibi.

Ancak böyle demiyorlar, hukuksuz, olmayan bir yasağı varmış gibi savunmaya çalışıyorlar. Bu saçmalık. Konunun bam teli de burası.

Mesela sen desen ki “üniversitelerde başörtüsü yasak olmalı” diye, ben senin görüşüne saygı gösteririm. Ama “üniversitede başörtüsü yasak, bakın şu içtihad var” dersen saçmalıyorsun derim. Çünkü defalarca yazdığım gibi kanunen bir yasak yok, anayasa mahkemesi de içtihadla hüküm koyamaz, bu anayasaya aykırı. Tekrar verelim kanunu: “153′üncü maddeye göre, Anayasa Mahkemesi, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez.” Ama Türkiye’de bazı durumlarda hukuk geçerli diyorsan başka tabi.

O kadar yazdım artık bu yasağın hukuksuz olduğunu kabul etmeni bekliyorum senden.. Felsefî görüşler, temel haklar konusundaki fikri ayrılıklar bir yana böyle teknik konularda bari bir düzlemde buluşabilmeliyiz, sonuçlarından bağımsız bir şekilde.

14 Da Vinci { 02.27.08 at 21:19 }

Suat,

Devlet memurlarının kıyafetlerine ilişkin olarak ortada temel haklara aykırı bir kanunun/yönetmeliğin olması o kanunun/yönetmeliğin eleştirilmesine, kaldırılması gerektiğinin dillendirilmesine, bunun için hukuki yollarla mücadele edilmesine engel değil. “Bu kanun var o zaman konuşma” demek hiç anlamlı değil, nasıl böyle hatalara düşüyorsunuz anlamak güç.

Konuşma diyen yok konuşmuyorsunuz diyorum. Üniversitelerde başörtüsünün yasak olması ile kamu kurumlarımlarında yasak olması temelde aynı nedene dayanıyor. Neden sorunu temelden tartışmıyorsunuz diyorum.

Ayrıca ben üniversitede başörtüsü yasak olsun da demiyorum. Serbest olsun ama oraya giren öğrenciler oradan çıktıklarında devlet kurumlarında başörtüsü ile çalışamayacaklarını açıkça bilmeleri gerekir. Yani üniversiteyi bitirdikten sonra böyle okuduk niye çalışamıyor gibi bir argümanın anlamsız olacağını bilmeleri gerekir. Argümanın başörtüsünün neden serbest olması gerektiğiyle ilgili olması gerekir. “Üniversitede okurken serbest ise çalışırken de serbest olmalı” gibi bir argüman anlamsızdır. Ben bunun iyice anlaşılması gerektiğini ve anlaşıldıktan sonra üniversitede serbest olamasında bir sakınca olmadığını düşünüyorum.

Şunu da belirteyim. Ben başörtüsünün mantığına karşıyım. İsteyen istediğini örtsün ama ben örtünmedeki mantığa ve düşünce yapısına karşıyım. İsmet Berkan gibi ben de örtünmenin erkekleri sapık yerine koymaktan başka birşey olmadığını düşünüyorum. Bu nedenle başörtüsünün temsil ettiği zihniyete karşıyım. Ayrıca zaten başörtüsünün kendisi bir yasaktır. Yani kadınlara belli bölgelerini erkeklere göstermesi yasaklanmıştır. Ben bu yasağın mantığına ve bu yasakçı zihniyete karşıyım. Ama insanlar özgürdür elbette. Yetişkin insanlar kendi seçimlerini kendileri yapabilirler. Kimseyi birşeye zorlamanın anlamı yok. Ama ben kendi çapımda bu zihniyete karşı mücadelemi veririm ve insanların düşüncelerini etkilemeye, değiştirmeye çalışırım o ayrı. Ama zorla birşey yapılmasını da istemem.

Bu arada birşey sorayım. Üniversitelerdeki türban yasağı konusunda yargıtay veya danıştayın vermiş olduğu kararlar yok mu?

15 Suat { 02.27.08 at 23:14 }

Da Vinci,

Konuşma diyen yok konuşmuyorsunuz diyorum. Üniversitelerde başörtüsünün yasak olması ile kamu kurumlarımlarında yasak olması temelde aynı nedene dayanıyor. Neden sorunu temelden tartışmıyorsunuz diyorum.

Aynı temel nedene dayanMıyor. Bir kere üniversiteler “hizmet alınan” yerler, kamu ise “hizmet verme” yeri. İkinci olarak kamu kuruluşları için açık bir kanun/yönetmelik var. Üniversiteler için yok, hokus pokus yapılıyor. Bu yüzden kamu kuruluşlarındaki yasak için “hukuksuz” diyemeyiz ama “temel haklara aykırı” diyebiliriz. Oysa üniversitedeki yasak hem hukuksuz hem de temel haklara aykırı. İkisini nasıl aynı temele dayandırıyorsun anlamak güç. Ben her ikisinde de serbestlikten yanayım.

Ayrıca hangi ülkede yaşadığımızı bilmez gibi konuşuyorsun. Benim duruşum ilkesel bir duruş, ben siyasetçi değilim, sırtımda yumurta küfesi yok. Ben ilkelerimi çıkar savunurm. Bunu da pekçok kez burada yazdım. Ama siyaseten bunu savunmak çok zor. Dünyanın her toplumunda siyasetçilerin açıkça söyleyemediği şeyler vardır. Bu siyasetin doğasında var. Siyasetçilerle beni neden bir tutuyorsun anlamıyorum.

Ayrıca ben üniversitede başörtüsü yasak olsun da demiyorum. Serbest olsun ama oraya giren öğrenciler oradan çıktıklarında devlet kurumlarında başörtüsü ile çalışamayacaklarını açıkça bilmeleri gerekir. Yani üniversiteyi bitirdikten sonra böyle okuduk niye çalışamıyor gibi bir argümanın anlamsız olacağını bilmeleri gerekir.

“Temel hak ihlali” bağlamında kamuda serbestlik istenmesinde bir anlamsızlık yok. Ama kanun açıkken hukuksuzluk iddia etmek ya da salt “okulda serbest madem işte de serbest olsun” mantığı ile hareket etmek şu aşamada gereksiz ve yetersiz bir argüman.

Şunu da belirteyim. Ben başörtüsünün mantığına karşıyım.

Kişisel görüşün, çıkıp bunu savunabilirsin. Murat Belge’de buna benzer şeyler söylemişti.

Bu arada birşey sorayım. Üniversitelerdeki türban yasağı konusunda yargıtay veya danıştayın vermiş olduğu kararlar yok mu?

Yargıtay bu konuda karar veremez, çünkü bu idari bir konu.

Danıştay’ın var mı bilmiyorum. Koca Anayasa mahkemesi bile yetkisiz biçimde hüküm koyuyorsa Danıştay’ın da buna dayanarak karar vermiş olması olasıdır. Malum, “burası Türkiye”

16 Da Vinci { 02.28.08 at 08:29 }

Suat,

Aynı temel nedene dayanMıyor. Bir kere üniversiteler “hizmet alınan” yerler, kamu ise “hizmet verme” yeri. İkinci olarak kamu kuruluşları için açık bir kanun/yönetmelik var. Üniversiteler için yok, hokus pokus yapılıyor. Bu yüzden kamu kuruluşlarındaki yasak için “hukuksuz” diyemeyiz ama “temel haklara aykırı” diyebiliriz. Oysa üniversitedeki yasak hem hukuksuz hem de temel haklara aykırı. İkisini nasıl aynı temele dayandırıyorsun anlamak güç. Ben her ikisinde de serbestlikten yanayım.

Nasıl mı aynı temel dayandırıyorum? İkisinin de ardında yatan temel neden laiklik değil mi? Doğrudur veya yanlıştır ama temel gerekçe laiklik. Bu açık değil mi?

“Temel hak ihlali” bağlamında kamuda serbestlik istenmesinde bir anlamsızlık yok. Ama kanun açıkken hukuksuzluk iddia etmek ya da salt “okulda serbest madem işte de serbest olsun” mantığı ile hareket etmek şu aşamada gereksiz ve yetersiz bir argüman.

İşte ben de tam da bunu söylüyorum. Ama temel hak ihlali konusuna katılmıyorum. Bir yer için belirlenmiş bir kılık kıyafet yönetmeliği varsa orada sizin normalde giymenizin serbest olduğu birşeyi giyemiyor olmanız temel hak ihlali olmaz olamaz. Bir devlet dairesinde şort, t-shirt, şapka ile çalışmak sence temel hak ihlali midir? Veya kot pontolon ve t-shirt ile çalışamıyor olmak temel hak ihlali midir? Nasıl bunlara izin verilmiyorsa başörtüsüne de izin verilmemesi gayet normaldir. Senin böyle absürd bir argüman sunmayacağını biliyorum ama “başörtüsü dini bir emir olduğu için serbest olmalı” diyen bazı garipler var, onlara da neremle gülsem karar veremiyorum.

17 Suat { 02.28.08 at 13:22 }

Da Vinci,

İkisinin de ardında yatan temel neden laiklik değil mi? Doğrudur veya yanlıştır ama temel gerekçe laiklik. Bu açık değil mi?

Felsefi temelinden sözetmiyorum, hukuki temelinden sözediyorum. Çok farklı şey ikisi. Felsefesini konuşacaksak ayrı. Şu anda hukuki temel açısından fiili bir durum var. Devlet memurlarının kılık kıyafeti kanun ve yönetmelikle sınırlandırılmış. Üniversite öğrencileri için ise hukuki bir sınırlandırma yok. Olmayan bir yasağın zorbaca uygulanma çabası var. Gel bunu kabul et, bak o kadar yazdım maddeleri. Bu hukuksuzluğu kabul et, sonra istersen bırak kamu kuruluşlarını “kanun çıkmalı üniversitede yasak olmalı”yı savun. Ama şu aşamada bu yasağın hukuksuzluğunu artık kabul etmelisin.

Da Vinci, hukuk devletinde böyle şeyler olmaz. Olursa yarın bir başkası kendi felsefi nedenlerine dayanarak kanunda yeralmayan yasaklar ihdas etmeye kalkar, bugünün yasakçıları bu durumda mantıken haklı bir itirazda bulunulamaz.

Benim özgürlük anlayışım devletin bir standart kıyafet modeli ile hizmet vermesi düşüncesi ile uyuşmuyor. Bu konuda Mustafa Erdoğan hocanın görüşleri ile tamamen hemfikirim:

Serbestliğin üniversitelerle sınırlı kalmayıp zamanla başka alanlara da yayılacağı iddiasına gelince, böyle bir ihtimal var mı bilmiyorum, ama eğer varsa bile bu mevcut yasağı sürdürmenin bir gerekçesi olamaz. Kaldı ki, bana göre, bu öyle büyütülecek bir mesele de değildir. Reşit olmayan çocukların bu konudaki durumunu esas olarak ebeveynlerinin din yorumları belirleyeceğinden, ilk ve orta dereceli okullarda başı örtülü olan da açık olan da olacaktır. Başın açık olması okulların “kamu düzeni”ni bozmadığına göre, başın örtülü olması da bozmaz. Meselâ Amerika’da bozmuyor. Burada benim çocuklarımın okuduğu ilköğretim okulunda başı örtülü öğrenciler de var ve kimsenin bunu dert ettiği de yok.

Kamu görevlileri ise zaten reşit ve mümeyyiz kimseler olduklarına ve yine başın açık veya örtülü olmasının kamu düzenine hiçbir zararı olmayacağına göre, herkes bu konudaki kararını kendisi vermeye ehil ve yetkilidir. Bu, devletin tarafsızlığına da halel getirmez; çünkü tarafsızlığa asıl uygun olan tek-tip kıyafet değil, kıyafet çeşitliliğidir. Herkese –dinî inançlarını bile gözetmeksizin- tek tip kıyafet zorunluluğu getirmek hem zorbalıktır, hem de devletin belli bir dünya görüşünün tarafı olması demektir. Oysa, bir insanı dinî veya vicdanî kanaatine aykırı davranmaya zorlamaktan daha büyük bir zulüm az bulunur. Ben bu kanaatteyim ama yine de üniversitelerde başörtüsü yasağının kalkmasının belirtilen diğer alanlara da sirayet etmesini Türkiye şartlarında ihtimal dahilinde görmüyorum.

18 Da Vinci { 02.28.08 at 16:07 }

Suat,

Felsefi temelinden sözetmiyorum, hukuki temelinden sözediyorum. Çok farklı şey ikisi. Felsefesini konuşacaksak ayrı. Şu anda hukuki temel açısından fiili bir durum var. Devlet memurlarının kılık kıyafeti kanun ve yönetmelikle sınırlandırılmış. Üniversite öğrencileri için ise hukuki bir sınırlandırma yok. Olmayan bir yasağın zorbaca uygulanma çabası var. Gel bunu kabul et, bak o kadar yazdım maddeleri. Bu hukuksuzluğu kabul et, sonra istersen bırak kamu kuruluşlarını “kanun çıkmalı üniversitede yasak olmalı”yı savun. Ama şu aşamada bu yasağın hukuksuzluğunu artık kabul etmelisin.

Doğrudur hukuki temel açısından bir fark var. Kamu kurumlarında açıkça başörtüsü yasaktır diyen bir kanun yok ama başın açık olması gerektiğini söyleyen bir yönetmelik var. Üniversiteler için ise Anayasa mahkemesinin bir yorumu var. Doğrudur bir kanun yok ama kanunların Anayasa mahkemesi tarafından yorumlanması var. Bu durum hukuki geçerliliğini sorgulayacak bilgiye sahip değilim. Anayasa mahkemesi böyle bir yorum yapamaz diyorsun. İyi de koskoca Anayasa mahkemesi Anayasa’ya göre kendini ne yapıp yapamayacağını bilmiyor mu? Yani bu adamlar kafalarına göre mi iş yapıyorlar? Veya Danıştay bir karar verirken Anayasa mahkemesinin bu konuda yorum yapma hakkı yoksa neden o yapılan yoruma dayalı olarak karar veriyor? Ben bu konudaki hukuki durumu açıkçası bilmiyorum. Kanunları ve anayasayı yorumlamak mahkemelerin işi olmalıdır diye düşünüyorum. Eğer burada gerçekten hukuksuz bir durum varsa bu kadar hukukçu böyle bir yanlışa neden göz yumsun ve bunda ısrar etsin? Yani Anayasa mahkemesi ve danıştay gibi en üst düzey yargı organlarının üyelerinin içinden “ya arkadaşlar biz ne yapıyoruz böyle, bu kadar bariz bir yanlışın içine nasıl gireriz” diyen neden çıkmıyor? Yoksa bahsettiğin gibi bir hata yok da ondan mı çıkmıyor? Eğer hukuksuzluk varsa da vardır. Göz göre göre bun usavunacak değilim. Ama bu konuda bir hükme varacak bilgiye sahip olmadığımı söylüyorum. Mevcut koşullardaki yasağın hukuksuz olmadığını düşünüyorum. Ama eğer mevcut koşulun oluşumunda bir hukuksuzluk varsa orasını bilmediğimi söylüyorum. Bu konuda bir kanaate varacak bilgiye sahip değilim. Bence sen de sadece 3-5 cümleyi okuyarak yargılara varma. Mesela ben sana Kuran’dan birkaç ayet gösterip burada çok açıkça yazılmış şöyle böyle dediğimde onun aksini gösteren farklı şeyler ortaya koyabileceğin gibi hukuku iyi bilenler yani bu konuda gerçekten bilgi sahibi olanların burada verdiğin 3-5 cümlenin senin anladığın şekilde olmadığını anlatabilecekleri muhtemeldir. Bu konuyu bir kere daha düşün derim.

Kaldı ki tekrar belirteyim, üniversitede başörtüsü serbest olabilir bence bir sorun yok. Ama devlet kurumlarında olmamalı. Belli kıyafet sınırlamaları olmalı. Kıyafet konusunda sınırsız bir özgürlük olması bence anlamlı değil.

Mustafa Erdoğan’ın lafa bak mesela: “Herkese –dinî inançlarını bile gözetmeksizin- tek tip kıyafet zorunluluğu getirmek hem zorbalıktır, hem de devletin belli bir dünya görüşünün tarafı olması demektir.”

Bu ne demek şimdi? Niçin dini inançlar gözetilerek kıyafetler belirlensin ki? Dalga mı geçiyor bu özgürlük fedaisi vatandaş yoksa işin içinde başka birşey var da benim mi haberim yok?

19 Suat { 02.28.08 at 16:32 }

Da Vinci,

Yani bu adamlar kafalarına göre mi iş yapıyorlar? Veya Danıştay bir karar verirken Anayasa mahkemesinin bu konuda yorum yapma hakkı yoksa neden o yapılan yoruma dayalı olarak karar veriyor? Ben bu konudaki hukuki durumu açıkçası bilmiyorum.

Aynen öyle. Anayasada hüküm çok açık. Bu bir oligarşi direnişi, başka birşey değil.

Aköz’ün yukarıdaki yazısı özet niteliğinde. Yargıtay onursal başkanı Sami Selçuk da öteden beri aynı görüşte. İşin garibi madem yasak kalkmadı CHP neden mahkemeye gidiyor? Kalktıysa hala niye bazı rektörler diretiyor? Komediler ülkesi burası.

Mustafa Erdoğan’ın, İslam ile İslamcılık ile alakası yok. Ülkenin en önde gelen iberallerindendir.

İnsanların dini inançlarına göre özgürce kıyafet seçebilmelerinin ve bunu giyebilmelerinin temel hak olduğunu düşündüğü için devletin tek tip bir kıyafet belirleyerek dayatım yapmasına karşı çıkıyor. Bunda anlaşılmayacak bir şey yok. O herhangi bir tektip kıyafet belirlenmesine karşı; yoksa bir dine göre kıyafet belirlensin demiyor.

Dediği doğru, tektip kıyafeti devlet neye göre belirliyor? Devlet “çağdaş kadın/erkek imajı”nı hangi ideolojiye göre belirliyor? Bu devletin belli bir dünya görüşünün ‘taraf’ı olması demek. Bir liberal bunu asla kabul etmez.

20 Suat { 02.28.08 at 16:37 }

Fethi bey’in aynı konuda bir yazısı:

http://www.derindusunce.org/2008/01/19/memurun-kiyafeti/

21 çuvaldız { 02.28.08 at 18:58 }

Bir yasağı başka bir yasağa dayandırıp savunmaya cidden aklım ermiyor,bunun sonu gelir mi?

Ben, bu yasakların seçeneksiz/ tabldot yemek menüsü gibi kolaylıkla kabullenilip hazmedilmesini anlayamıyorum; 4 yaşındaki çocuk bile sadece “yasak” dendiğinde nedenini sorguluyor.

Yasak menüsü;

bandana,şapka yasaksa başörtüsü de yasak olabilir,

askeri alana başörtüsü ile girmek yasaksa,kamu alanına girmek de yasak olabilir ne var bunda,

polis,asker,devlet memuru kıyafet yönetmeliğine uymak zorundaysa üniversite öğrencisi de uymak zorundadır ne var bunda,

devlet bursu ile okuyan kişi borcunu ödemek için kamu sektöründe çalışmaya mecburdur ne var bunda,

takım elbise zorunluluğu nedeniyle devlet memuruna giysi bedeli yardımı yapılacakmış ne var bunda,

vs,

Laiklik,kıyafet tercihi bireylerin seçimine bırakıldığında tehlikeye girdiğinden tüm yasaklamaları anayasaya aykırı da olsa uymak zorundayız,devlet sağolsun demek vatandaşlık “görevimiz”.

Ülkemizin doğusunun da en az batısı kadar kalkınması gerekli,sosyal devlet anlayışı bunu mecbur kılar,tehlikeye atılmamalı o yüzden;

1)askerlik,her vatan evladının boynunun borcu ise her devlet üniversitesinden mezun olan gencin de en az 1 sene devlet için çalışması boynunun borcu olarak kabul edilip mecbur kılınabilir ne var bunda,

2)askerlik mecburi bir vatan hizmeti(gitmezseniz cezası olan bir hizmet ama) ise doktorluk da,öğretmenlik de mecburi vatan hizmeti olabilir ,

3)Üniversiteler, profesyonel yöneticiler tarafından idare edilsin,prof unvanına sahip bilim adamları ders saatleri dışında tüm vakitlerini laboratuarlarda,araştırmalarının başında geçirmeye mecbur tutulsun.Hedefi,çağdaş uygarlık seviyesini yakalamak olan ülkemizin devlet adamları, onların bu çok değerli olan zamanlarını bürokasi için telef etmesin(bütçe,atama,kıyafet kontrolü gibi öyle ıvır zıvır işlerle harcanamayacak kadar değerli onların BEYİNleri!)

“yasak” yada “mecburiyet” adı ne olursa olsun amaç devleti korumaksa gerisi teferruattır.Tüm bunlara itiraz edenler de rejim düşmanı ilan edilmelidir yok öyle bedava özgürlük,her isteyen her istediğini yapamaz,bakın KAOS oluyor sonra!Devlet,tüm bunları anayasanın 5.maddesine dayanark yapmak zorundadır .-)

22 Suat { 02.29.08 at 07:03 }

Sami Selçuk’un 4 Şubat’ta Ek-17 tartışmaları gündemde iken yazdığı, Ek-17′ye gerek olmadığını, anayasadaki maddede de ilgili değişiklik olsa da olmasa da zaten bir yasak olmadığını, hukuksuz bir yasağın yıllardır uygulandığını biraz teknik dille açıkladığı yazısı:

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=246445

23 Da Vinci { 02.29.08 at 10:36 }

Suat,

Sami Selçuk’un verdiğin yazısını okudum, bir de üzerine Sayın rektörler, gerekçeler buyurmazlar ve bağlamazlar! başlıklı yazısını okudum. İkinci yazının sonundan bir alıntı yapayım:

Son çözümlemede hukukun dediği şudur: Koşullara bağlı olarak, bir üniversite yönetimi, türbana yasak getirebilir de, gitermeyebilir de. Takdir, yönetimindir. Getirirse, bu yasak, hukuka aykırı değildir.
Demek, bir yanlış algılama ve uygulama var. Hukuka aykırı olarak, gerekçenin bağlayıcı olduğu sanısıyla başörtüsü yasağı getiriliyor.
Sayın rektörler, bugüne dek yanlış bir sanının katı bir önyargıya dönüşmesine göre karar verdiniz. Yasama organını Anayasa değişikliğine zorladınız.
Lütfen bilginizi, uygulamanızı gözden geçiriniz. Unutmayınız. Gerekçeler buyurmaz, sadece görüş bildirirler.
Uyup uymamak koşullara göre sizin takdirinizdedir.
Takdirinizi ılımlı/anlayışlı/bilgece kullanırsanız, ülkeyi yersiz ayrışmalardan, üzücü çatışmalardan kurtarabilirsiniz.
Bu, sizin elinizdedir.

Burada söylediğine göre üniversite yönetiminin Anayasa mahkemesinin bildirdiği görüşe dayanarak başörtüsünü yasaklama hakları var. Yani böyle birşey yaparlarsa bu hukuka aykırı olmuyor. AYM’nin gerekçede ifade ettiği görüş bağlayıcı değildir –yani başörtüsünü yasaklayan bağlayıcı bir hüküm yoktur, zaten böyle bir hükümde bulunmaya hakkı da yoktur AYM’nin– sadece görüş bildirir diyor ve üniversite yönetimlerinin AYM’nin bu görüşü ışığında başötürüsünü yasaklamaları mümkündür, yasaklarlarsa da bu hukuka aykırı değildir diyor ve kararın üniversite yönetimlerine ait olduğunu söylüyor.

Ben Sami Selçuk’un bu sözlerinden bunu anladım. Bu tespitimde sence bir yanlışlık var mı?

24 Suat { 02.29.08 at 11:42 }

Da Vinci,

Orasını okudum ama ben AIHM kararının bunu söylediğini anlatmaya çalıştığını, anladım.

Değilse, senin dediğin gibi ise saçmalık bu ve yazının kendi içeriği ile tezat içinde. Yukarıdan aşağıya kadar “niçin hukuken bir yasak yoktur”u açıklayan birisinin bunları söylemesi açık bir tutarsızlık. Ne demek “üniversite yönetimi, türbana yasak getirebilir de, gitermeyebilir de. Takdir, yönetimindir” demek. En temel bir insan hakkında kanunen mevcut olmayan bir yasak nasıl olur da idari yetkilerlin inisiyatifine bırakılır? Böyle bir saçmalık olur mu? Hukuk devletinde insanların yönetimlerin keyfine göre karar alınır mı? Selçuk’un dili ağır ve teknik, anlamamış olabiliriz. Ama böyleyse bu son paragraftaki saçmalığa katılmıyorum elbette.

O kadar sayfa “hukuken yasak yok, AYM gerekçeleri bağlayıcı değil, ek-17 ortada başörtüsü yasağı sanal vs vs svs çünkü…” diye yazı yaz, “sonra da keyfinize kalmış, uyun ya da uymayın” de. Şaka gibi.

25 Da Vinci { 02.29.08 at 13:10 }

Suat,

Ben de başta acaba AİHM için mi demiş diye düşündüm ve birkaç kere okudum. Benim anladığım öyle değil. Yani onları AİHM kararıyla ilgili söylemiyor. Zaten AYM’nin de AİHM’nin de kararları bağlayıcı değildir yani hüküm vermiyor diyor.

Yasak için sanal, hayali gibi şeyler söylüyor haklısın ama onları söylemesinin nedenini gayet net açıklamış bence. Bağlayıcı bir karar yok, hüküm metninde böyle birşey yok diyor. Ama gerekçede geçenler mahkemenin görüşünü belirtir diyor. Yani gerekçede böyle birşey söylemeye ve görüşünü belirtmeye hakkı yoktur falan demiyor. Tam tersine gerekçede ifade edilenler görüştür ve bağlayıcı değildir diyor ama “Uyup uymamak koşullara göre sizin takdirinizdedir.” diye de ekliyor. Hiçbir zaman gerekçede başörtüsünün yasak olmasıyla ilgili bir görüş bildiremez veya böyle bir görüşün ifade edilmesi hukuksuzdur gibi birşey demiyor. Bence sizin asıl yanlışınız burada. Gerekçedekiler görüştür ve bağlayıcı değildir tamam. Ama bu görüşün ifade edilmesi hukuksuzdur veya bunların dikkate alınması yanlış gibi birşey söylemiyor.

Zaten benim de en başından beri söylediğim şey buydu. AYM gerekçeli kararında bir görüş bildirmiş. Bu yorumdur. Elbette kesin hüküm falan değildir. ama AYM’nin bu yorumu yapma ve görüşünü bildirme hakkı vardır. Bu görüşe uyulması zorunlu değildir ama uyulması da hukuksuzluk değildir. Benim Sami Selçuk’tan anladığım şey bu.

26 Suat { 02.29.08 at 13:38 }

Da Vinci,

İyi de hukuk devletinde böyle maskaralık olur mu peki? Elini vicdanına koy da söyle. Anayasa’da AYM’nin yetkisi belli, ne gerekçesi,ne kararı hüküm yerine geçiyor. Sadece önüne gelen bir maddeyi iptal yetkisi var, önüne bir madde gelmiş iptal edememiş. Hala yürürlükte.

Gerekçe yazmış. Dönüyoruz anayasaya, bu gerekçenin bağlayıcılığı var mı, yok. Peki kanun var mı başörtüsünü yasaklayan, yok.

Şu ahvalde “dileyen uyar dileyen uymaz” demenin bir mantığı nedir?

Neye göre uyacak birisi bana izah etsin; anayasanın, yasaların neresinde var “devletin idari organları AYM’nin gerekçelerini dikkate alarak kafalarına göre kararlar alabilirler” mealinde bir şey?

Madem gerekçeler idare tarafından kafalarına göre yorumlanabilir, ne diye anayasaya AYM kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Gerekçeleri bağlayıcı değil, hüküm kararı bağlayıcıdır, o da sadece iptal yönünde olur, yeni hüküm veremez demiş.

Bana bunu izah edebilir misin?

Yukarıdaki alıntıladığın kısımdaki yorum tam anlamıyla zırva bu haliyle. Galiba Selçuk hukuksuz bir biçimde çok uzun yıllardır uygulanan bir yasağın utancını bir hukukçu olarak taşıyamıyor tevile gidiyor. Ama zırva tevil götürmüyor, kendi yazdıkları ile kendini çürütmüş.

Sonra şu var. Bu müphemlik çok tehlikeli değil mi? Hukuk devletinde bu tip birbirine tam zıt yönde yorumlanabilecek üstelik de bunu mahkemeden alıp idareye verecek bir mekanizma bomba gibi değil midir?

Yarın başka felsefi görüşte olan bir AYM üyeleri bir konuda gerekçe yazsa karara aldırmayan idare oradaki gerekçeye dayanarak yasaklar ihdas etse ne olacak?

Ben hukukçu değilim ama aklım almıyor böyle şeyleri. Nasıl olur da idareye böyle üstelik temel haklarda birbirine tam ters yönde kararlar alma yetkisi verilebilir? 1982 Anayasası bile ““Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.” derken hangi mantıkla bu sınırlandırma yetkisi idari kadrolara verilebilir?

Vallahi bir Batılı hukuk öğrencisi bunları okusa kıçıyla güler ülkemizdeki bu duruma..

27 Da Vinci { 02.29.08 at 13:59 }

Suat,

Neye göre uyacak birisi bana izah etsin; anayasanın, yasaların neresinde var “devletin idari organları AYM’nin gerekçelerini dikkate alarak kafalarına göre kararlar alabilirler” mealinde bir şey?

Madem gerekçeler idare tarafından kafalarına göre yorumlanabilir, ne diye anayasaya AYM kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Gerekçeleri bağlayıcı değil, hüküm kararı bağlayıcıdır, o da sadece iptal yönünde olur, yeni hüküm veremez demiş.

Bana bunu izah edebilir misin?

Zaten hüküm tesis falan etmiyor AYM. Sami Selçuk da bunu ayrıntısıyla açıklamış yazılarında. AYM’nin gerekçede belirttikleri görüştür, hüküm değildir bu nedenle başörtüsünü yasaklayan bir hüküm yoktur zaten AYM’nin böyle bir hüküm getirme yetkisi de yoktur diyor. Bence bunlar çok açık.

Burada dürüst olmak lazım. Ben sana bu konuda yeterli bilgim yok karar verecek durumda değilim dedim. Sen de Sami Selçuk’un yazısının linkini verdin. O yazıyı ve diğer yazısını okudum. Şimdi bu konuyu 2 gün önceye göre çok daha iyi bildiğimi ve anladığımı düşünüyorum. Görüyorum ki senin hukuksuzluk iddian gerçeği yansıtmıyor çünkü AYM’nin bu konuda bir hükmü yok. Senin söylediğin gibi AYM’nin yetkisi olmayan bir şekilde hüküm gitrmesi gibi bir durum yok. Sami Selçuk’un da açıkladığı gibi AYM gerekçesinde kendi görüşünü ifade etmiştir. Bu görüş hiçbir şekilde bağlayıcı değildir ve başörtüsüne yasak getirmez. Yani AYM başörtüsünün yasak olduğuyla ilgili bir hüküm tesis etmiş değil. AYM’nin görüşü Selçuk’un dediğine göre –ki bunu işkembesinden uydurmadığını kabul ediyorum çünkü öyle biri olmadığını doğru dürüst bir insan olduğunu adam gibi adam olduğunu düşünüyorum– AYM’nin bu görüşüne uymak veya uymamak üniversite yönetimlerinin takdirindedir.

Bence bunlar yasağın hukuksuz olduğu yönündeki iddianı çürütmektedir. Bu benim şahsi görüşümdür ve bunu da Sami Selçuk’un görüşlerine yadandırıyorum. Bence sen de bu hukuksuzluk konusundaki görüşünü tekrar gözden geçir.

Ama tekrardan ifade edeyim. Bence başörtüsünün üniversitelerde serbest olmasında bir sakınca yok. Bu konuda Sami Selçuk’la tamamen hemfikirim.

28 Suat { 02.29.08 at 14:14 }

Da Vinci,

Sorumu alıntılamışsın ama cevaplamamışsın.

Zaten hüküm tesis falan etmiyor AYM. Sami Selçuk da bunu ayrıntısıyla açıklamış yazılarında. AYM’nin gerekçede belirttikleri görüştür, hüküm değildir

Bunu baştan beri söylüyorum, mutabıkız.

İyi de şurası hava kalmış söylediklerimin:

Neye göre uyacak birisi bana izah etsin; anayasanın, yasaların neresinde var “devletin idari organları AYM’nin gerekçelerini dikkate alarak kafalarına göre kararlar alabilirler” mealinde bir şey?

Anayasa’da açıkca -mealen- “AYM kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Gerekçeleri bağlayıcı değil, hüküm kararı bağlayıcıdır, o da sadece iptal yönünde olur, yeni hüküm veremez” derken yine anayasa Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.” derken ;

neye göre idari kadroların AYM gerekçelerine dikkate alarak kafalarına göre hareket edebildiğini söyleyebilir misin?

İlk sorduğumdaki gibi bir madde mi var anayasa? Yani “devletin idari organları AYM’nin gerekçelerini dikkate alarak kafalarına göre kararlar alabilirler” mealinde bir madde mi var da ben kaçırıyorum? Varsa bu tip bir madde ok, hukuksuzluk iddiası sakıt olur, ama yoksa neye dayanarak bu yorum inisiyatifinin varlığı iddia ediliyor? (Oysa hem AYM görev ve yetkileri ile ilgili hem de özgürlüklerin ancak kanunla sınırlandırılabileceğine ilişkin anayasa maddeleri ortada, yani hukuki bir temeli var. Bu inisiyatif hakkının hukuki temeli nedir?)

Hukuksuzluk daha nasıl olur?

29 Da Vinci { 02.29.08 at 14:46 }

Suat,

Neye göre uyacak birisi bana izah etsin; anayasanın, yasaların neresinde var “devletin idari organları AYM’nin gerekçelerini dikkate alarak kafalarına göre kararlar alabilirler” mealinde bir şey?

Artık onu da bana değil Sami Selçuk’a sorman lazım. Bu konularda yeterli bilgim olmadığını en başta söyledim. Ama Sami Selçuk’un böyle birşey yoksa bunu uydurmayacağını bildiğim için bu sözlerinin doğru olduğunu düşünüyorum. Kesin doğrudur gibi bir iddiam yok ama Sami Selçuk’a güvendiğim için doğrudur diye düşünüyorum. Eğer onu da eyyamcı kategorisine koyup bilerek yalan söylediğini düşüneceksek kimin sözüne güveneceğiz? Özetle ben Selçuk’un bu sözlerinin hukuki bir temeli olduğunu düşünüyorum. Bunu Sabih Kanadoğlu söylemiş olsa ve sen de karşı çıksan anlarım hatta ben de şüpheye düşerim ama işin içindeki Sami Selçuk olduğu için benim açımdan şüpheli bir durum yok. Senin için varsa orasını bilemeyeceğim.

30 Suat { 02.29.08 at 16:40 }

Da Vinci,

Sami Selçuk’a sorulacak birşey yok, çünkü öyle bir madde yok. Hiçbir hukuk devletinde de olmaz. İdare bir gerekçeye göre sahip olduğu ideolojiye göre yasak koyacak ve bu hukuka uygun olacak. Buna kargalar bile güler.

Dediğim gibi maddeler açık. Yasaklar ancak kanunlarla konabilir, gıdısının gıdısındaki, hüküm yerine geçmeyen gerekçeye istinaden bilmemne ideolojisindeki profların işkembelerinin o anki durumuna göre değil.

Selçuk’u 3-4 kez okudum, ilgili maddeler baktım bu yasak koyma hakkını idari kadrolara veren yetkinin neye dayandığını göremedim.

Hukuksuzluk, yapılan uygulamanın herhangi hukuki temele dayanmaması demektir. Bakıyorum, arıyorum yok, yok yok. Yazıda da yok kanunda da. Şu maddeye dayanıyor diyen varsa yazsın da bilelim. Bu haliyla yasak tamamen hukuksuz.
Selçuk sanırım 20 yıldır ırzına geçilen hukukun namusunu temizlemeye çalışmış. Ben onu anladım. Yoksa tutar yanı yok.

31 Da Vinci { 02.29.08 at 23:32 }

Suat,

Kusura bakma da ben burada senin değil Sami Selçuk’un sözünü dikkate alırım. “Uyup uymamak koşullara göre sizin takdirinizdedir” diyorsa bunu işkembeden atarak değil bilerek söylediğini düşünmek çok da garip olmasa gerek.

32 Suat { 02.29.08 at 23:53 }

Da Vinci,

Ya yok, neden kusura bakayım, konuşuyoruz.

Değil Sami Selçuk, feriştahı gelse söylediği bir söz hukuken bir temele dayanmıyorsa dikkate almam, alamam. Kimsenin kara kaşına kara gözüne bakacak değilim. Neyi neye dayanarak söylediğini, gerekçesini bilmek isterim. Bunu ne yazıda ne de kanunlarda göremedim. Bulan, bilen varsa ve gösterise memnun olurum.

Ben de kendi düşüncemi söyleyip bağlayayım;

1. İlgili ifade hem hukuken bir dayanaktan yoksun, neye istinaden söylediği belirsiz, anayasada böyle bir yoruma neden olacak madde yok, hem de tam aksine anayasada özgürlüklerin ancak kanunla sınırlandırılabileceği açıkça yazıyor. Oysa ortada yasakçı bir kanun yok.

2. Hukuk devleti mantığı bakından da ilgili ifade saçmalıktan başka birşey değil. Hiçbir hukuk devletinde idarenin kafasına göre yasaklar ihdas etmesine olanak sağlayan bir mekanizma olmaz. Asıl kaos bu olur. Gücü eline geçiren kafasına göre dilediği gerekçeye dayanarak kanunlarda yeralamayan yasakları uygulamaya kalkabilir. Bunun nelere yolaçacağını görmek için çok zeki olmaya gerek yok. Ki bizde de bu tip idareye yetki veren bir mekanizma yok. Selçuk’un bunu neye istinaden söylediği belirsiz. AYM’nin kararları bile yeni hüküm koyamazken gerekçesinden hareketle idarelerin hüküm koyabileceğini belirtmek şaka gibi bir şey. Ya da dediğim gibi hukukun ırzını kurtarma çabası olabilir.

3. Şu haliyle bu yasak kesinlikle temelsizdir, yani net bir biçimde, tüm yönleriyle hukuksuzdur.

33 Da Vinci { 03.01.08 at 14:12 }

Suat,

Şu haliyle bu yasak kesinlikle temelsizdir, yani net bir biçimde, tüm yönleriyle hukuksuzdur.

Ben de Sami Selçuk’un hukuk bilgisine, doğruluğuna ve dürüstlüğüne güvenerek öyle değil diyorum. Eğer üniversitelerin AYM’nin gerekçesindeki görüşüne dayanarak kendi kararlarını verme hakları olmasaydı böyle birşey söylemezdi ve böyle bir yasağın hukuki temelden yoksun olduğunu söylerdi diye düşünüyorum. Bu konuda söyleyeceğim başka birşey yok.

34 Suat { 03.01.08 at 14:21 }

Da Vinci,

Bir hukuki temele dayansa da dayanmasa da iş eni sonu Memecan’ın yukarıda çizdiği gibi.. :-))

(Gülüyoruz ağlanacak halimize. Ne memleket yaw.)

35 Da Vinci { 03.01.08 at 17:05 }

Suat,

Aslında Sami Selçuk’un anlattığı duruma göre karikatür doğru oluyor. Yani rektörün tercihine kalıyorsa Memecan’ın anlattığı durum doğru oluyor. Ama ilk kademedeki meclis biraz uydurma bence. Çünkü meclisin yaptığı değişiklik aslında hiçbir şeyi değiştirmedi. Önceden de rektörülerin tercihine bağlıymış durum. Yani meclisin yaptığı değişikliğin yeni bir durum oluşturduğunu düşünmüyorum.

---

Önemli


Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayınlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı sağlayabilmek için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır.

***

Siz de düşüncelerinizi paylaşın: