Eğitim ve tekel
Geçtiğimiz günlerde Radikal gündeme getirmişti. Üniversiteli gençlere yönelik bir matematik yaz okulu düzenleyen Prof. Dr. Ali Nesin’in başına gelenler -Fazla Mesai’den Emre Bey’in de söylediği gibi- herhalde pişmiş tavuğun başına gelmemiştir.
Olayın ayrıntılarını haberin linkinden okuyabilirsiniz. Meseleye temelden sebep olan “eğitimde devlet tekeli”, “bürokrasi” gibi konularda tavrım belli olduğundan buradaki komediyi kınadığımı ayrıca söylemeye gerek yok herhalde.
FM’deki bazı yorumları okuyunca şaşırdım tabi. Konu öyle bir ele alınmış ki olaya sebep olan temel konu yani devletçi yapılanma/bürokratik zihniyet eleştirileceği yerde kaçak din eğitimi yerlerine atıfta bulunulup “şu şu olsa ses çıkartmazlar” denme kolaycılığına düşülmüş.
Şimdi, zırt pırt “aha da kaçak kuran kursu mühürlendi, iyi oldu; aha da şurada kaçak şeriat eğitimi yapıyorlardı, yakalandılar örümcekler; aha da çocukların beyni yıkanıyor” vb gibi feryatlarda bulunanların iş Nesin irtibatlı olunca mevzuattan dert yanması tutarlı değil. (Konuyu gündeme getiren Radikal de dahil)
Önce karar vereceksin; eğitimde “devlet tekeli” olmalı mı? “Evet” diyorsan -kime olursa olsun- izinsiz eğitime engel olunduğunda sesini çıkartmayacaksın. Ha ses mi çıkartıyorsun; o zaman bu tekele karşısın demektir. Bu da, aynı sesi bu kez mevzuata aykırı bir şekilde Kur’an eğitimi veren kurs enselendiğinde de çıkartman gerektirir.
Konu hakkında Fethi Bey çok güzel yazmış, ağzına sağlık; Bülent Bey’in de ağzına sağlık; yorumu FM’deki bazı yorumculara kapak olsun.
(Bülent Bey şimdi bana da takılır ya; neyse ki kendisine antremanlıyım :-)



5 comments
Aslinda buradan cok konu cikar, ben ilismeyeyim fazla ama aklima gelenleri boluk porcuk kisa kisa soyleyeyim.
– Anladigimiz kadariyla bu iste Nesin ile dogrudan muhatap olan devlet gorevlilerinin hepsi usulune uygun davranmislar ve ellerindeki kanunu uygulamislar. Bu onemli bir nokta bence cunku millet memura giydirmeye cok merakli ama bu durumda onlarda bir kusur gozukmuyor. Problemin bir kismi da orada zaten.
– Anladigimiz kadariyla Nesin de zaten o binanin muamelesinin henuz usulune uygun bir sekilde bitmedigini filan biliyormus. Surpriz, kanunun o suratle ve o sekilde uygulanmasinda olmus. Yani para cezasini goze almisken, ustune bir suru ek sey binmis.
– Benim FM’de anlatmaya calistigim nokta siyaset biliminde filan ismi olan birsey olmali. Cunku tarif edilen hal cok sIk karsimiza cikabiliyor. En azindan ben bunu farkedip duruyorum. Bilen varsa soylesin.
– Yine FM’de ortaya cikan tepkiler bir defa daha aslinda iyi niyetli olan insanlarin ne kadar dolu, ve bazi bakimlardan ne kadar tepkili olabildiklerini gosteriyor. Simdi burada ‘devlet bu islerden cekilsin biz yapariz’ ruzgarlari eserken, iste buyurun hepimize is. Din eksenindeki kutuplasmaya engel olmak icin ne yapilabilir bulmaya calisalim bu kadar marifetliysek.
Gazetelerin haber secme ve haberi aktarma sekilleri bu baglamda da konusuldu, ben de yine Nesin Vakfi ile ilgili bir haber vereyim. Ali Nesin o haklarinda dava acilan cocuklarin tecrubelerini ozetleyen bir metin kazirlamis. Bana Bilgi’de calisan birinden e-maille geldi, sonra bir gazete kosesinde tek paragrafla gorur gibi oldum ve demek gazetecilere de gitmis dedim. Basani gorduyseniz soyleyin. Neyse web sitesinde de varmis, metin su:
http://www.nesinvakfi.org/mektup/2007_03_10.html
Bunun dogrulugunu yanlisligini tartmak kabil degil tabii. Yalniz, yukarki islerin bazilari gibi ‘yahu devlet bu isten ciksin’ demek kolay degil orada anlatilan problem icin. Devlet-vatandas iliskilerini dusunurken yukarda anlatilan gibi isler de bence aklimizda olmali. Devletin en tepesi ile cok ilgilendigimizden bunlara fazla vakit kalmiyorsa belki onceligin degismesi gerekiyor mu diye de dusunmek lazim.
Yanlis link vermisim, bahsettihim metin suydu:
http://www.nesinvakfi.org/mektup/2007_06_28.html
Bülent Bey,
Tabii ki “devlet işin içinden çıksın” demek kolay ama bunu yapmak kolay değil. Ama “devlet bu işe al atsın” demek daha da zor. (yani sonuçları uygulanması vs açısından)
Burada tutarsızlığa dikkat çekmek istedim ben. “Benim kötüm, benim kanundışılığım iyidir” mantığı var burada.
Ben devletin bu işten tamamen olmasa bile büyük oranda -yapılabilindiği kadar- elini çekmesi gerektiğini düşünüyorum.
Hepimiz biliyoruz ki bunun temelinde tevhid-i tedrisat var. Bunun amacını da bilmeyen yoktur herhalde.
Daha önce de konuştuğumuz ülkemizde “devletin dine müdahalesi” olarak uygulanan nev’i şahsına münhasır laiklik (laikçilik) E. Ardıç’ın dilindeydi bugün. Okudunuz mu bilmiyorum.
İlgili bölüm:
“Cumhuriyetçilik” ilkesinden sözettik… Kalıyor “laiklik”…
Laiklik, din ve devlet işlerinin ayrılması, birinin ötekine karışmaması demektir. Bizde, dinin devlet tarafından baskı altına alınması, din adamları sınıfının memur zümresine indirgenmesi şeklinde uygulanmıştır. Kavga da bundan kopmaktadır.
Madem laiklik ilkesine bu kadar bağlısınız, onun gerçek uygulamasına he diyecek misiniz? Örneğin Fransa’daki Katolik Stanislas Koleji gibi bir dinci üniversite kurulabilir mi? Camiler, bakım masraflarını ve personel giderlerini, imamın da müezzinin de muvakkitin de maaşını başbakanlık bütçesinden değil de kendi döner sermayelerinden karşılayabilirler mi? Bu amaçla cemaatten para toplayabilirler mi? Tarikatlar, cizvitler gibi, kendi okullarını açabilirler mi?
Cizvitlerin Saint-Joseph, Saint-Michel gibi orta öğretim kurumları Lausanne Antlaşması’na göre ülkemizde serbestçe faaliyet gösterebiliyorlar, Aczmendi’ler de “Hazret-i Ömer Lisesi” açsınlar mı?
Hayır diyeceksiniz. O zaman hiç laiklik diye şişinmeyiniz, çünkü bugünkü uygulamanız da laiklik değildir.
Suat Bey,
Bu konuyu blog gundeminize getirdiginiz icin (ayrica Fethi Bey’e de) tesekkurler.. Bundan kisa bir sure once de medyanin Nesin vakfini karalamak icin ustune gidildigini duymustum, ortada vakfin direkt kontrol etmesi mumkun olmayan ve sonradan yalanlanan bir taciz ve tecavuz iddiasiyla vakfa saldirilmisti. Su linkte Ali Nesin’in verdigi cevaba, adli tip raporlarinin temiz olmasina, sucu atanlarin yalan soylediklerini sonradan itiraf etmelerine ragmen, taciz ve tecavuz iddialariyla skandallari gundeme cabucak tasiyan medya sonrada nerdeyse hicbir duzeltme haberi yapmadi ve muhtemelen o gazeteleri okuyanlarin bircoguna da Nesin vakfi da karalanmis oldu. Ornegin su kose yazisinda oldugu gibi Nesin’in tum dediklerinden cumleler cikarilarak, ahlak dersleri falan verilmeye baslandi.
Birilerine dusunce olarak karsi da olsak, hemen basinda gorduklerimizden gaza gelmeden once bir dusunmemiz lazim. Yoksa bir anda birilerinin gazina gelip, birbirimize dusuyoruz. Ama bunlarin artik tutmayacagi gunleri de gorecegimizi ummaktan baska bir sansimiz da yok simdilik. Bloglar da bu konuda haberlesmemiz icin cok onemliler.
Saglicakla..
[...] orjinal yazı burada 18 Ağustos 2007, 01:06 tarihinde Eleştiri kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz. [...]
---
Siz de düşüncelerinizi paylaşın: