Jazzetta
Metin ağabeyim, uzun bir aradan sonra, güzel bir yazı ile Jazzetta’ya geri döndü.
Hala bu harika blogu keşfetmeyenler varsa buradan buyursun..
Metin ağabeyim, uzun bir aradan sonra, güzel bir yazı ile Jazzetta’ya geri döndü.
Hala bu harika blogu keşfetmeyenler varsa buradan buyursun..
45 comments
Suat,
Konuyla ilgisiz ama olsun. Hüseyin Üzmez efendi ve muhafazakar basının olaya yaklaşımıyla ilgili bir yazı yazacakmısın merak ettim. Gündemde böyle önemli yer tutan bir olaya değinmeden geçmezsin umarım. Bu konudaki yorumu merak ediyorum.
Aziz dostum,
Sağolun varolun duyuru ve iltifatlarınız için. Dünya ve Türkiye şişede durduğu gibi durmuyor, bizim de habire başımız dönüp duruyor. Böylesine “çılgın” bir coğrafya parçasında dengemizi, akıl ve ruh sağlığımızı kaybetmeden ayakta durabilmemiz çok güç iş. Kendi adıma, çok şükür akıl sağlığım yerinde, ama beden sağlığımı kaybettim. O yüzden eskisi kadar çene çalamayacağım orada burada ve kendi mekanlarımda. Eh, yine de bir şekilde döndüm gibi işte…
Tekrar tekrar teşekkür ederim. Sağlıcakla kalınız.
Hızlı bir gündem var. Da vinci sorusunda haklı. Taraf’ta Kemal Karpat hoca AKP Atatürk’ü kurtarmalı diye yazmış. İçerik doğru ancak AKP yi kim kurtaracak. Kemal hocanın bu tespitleri artık yeni oluşumlara rehberlik etmeli kanımca. AKP ek süre bile istemiyor. Erdoğan, Anayasa değişikliği için Bahçeli’nin yardımını bile görmezlikten geliyor. Tam bir teslimiyet hatta tevekkül hali. Bu ülkede bizim istemediğimiz hiç birşey olmaz diyenlerin pervasızlığını kabul etmiş görünüyor. Bu siyaseten katl durumunu tam olarak algılayabilenlerin, bunu topluma anlatma sorumluluğu var. Baykal AKP nin kapanacağını, Refah’ın dinci bir görünümle bir kısım AKP liyi absorbe edeceğini, mütedeyyin kitleden pay kapmak içinde, fetvalara devam etmek gerektiğini gösterdi kongrede. Evet AKP nin kapanacağı kesin gibi. Büyük bir suç işledi AKP. 1-Biz Türkler adam olmayız imajını yıktı. Türkler en hızlı gelişen enlerin odağı oldu. -iletişim,ulaşım,sağlık,eğitim,yatırım ve ticaret-2-İslam gericiliktir, saldırgandır imajını zedeledi. Medeniyetler diyalogu,demokratikleşme, AB süreci falan. Bu iki suç küresel güç ve içerdeki ‘biz’ odağını rahatsız etti. Siyasetin iyice ucuzlayacağı günlere yaklaşıyoruz. AKP den kurtulduğuna sevinenlerinde üzüleceği pespayelikler alıp başını giderse kimse şaşırmasın. Aslanı kediye boğdurunlar, zil takıp oynamak için acele etmemeli. Blokajdan öte bir felç olma hali sanki yaşananlar. Metin beyede geçmiş olsun dileklerimle. Allah şifa versin.
Belki de ne yaparlarsa yapsınlar harcanacaklarını bildikleri içindir bu durgunluğun nedeni. Ben de anlayamıyorum.
Anlamsızlıklar üzerine kurulu yıkım günlerindeyiz ve insanlar bindikleri dalı kestiklerini fark etmek istemiyorlar.
Laikliği ve laikçileri tebrik etmek lazım, laikliğin içini boşalttıkları ve Türkiye’yi istikrarsızlık batağına sürdükleri için. Az şey değil.
Hüseyin Üzmez olayını hatırlatacak mısın demiş Da Vinci, Suat Bey bundan önce Ali Kırca olayını hatırlattı mı ki? Elalemin yatak odası sapkınlıklarını mı konuşacağız?!
Ne oldu şimdi, muhafazakarlar gol mü yedi, bir adamın yaptığı herkese ait bir hata mı oldu, hormonlarını kontrol edemeyen herkesi konuşacak mıyız? Bireye ait her hata, adı üstünde bireye ait. Konuşmamız gereken bu mu? Hüseyin Üzmez kim, Suat Bey’in can dostu mu, fikirdaşı mı, gönüldaşı mı, düşmanı mı?!
Da Vinci, hata varsa bu hatadır denir ama bu tarz mevzularda da gol atılmaz ki, nasıl bir psikolojidir bu?
Asıl teşekkür biz okurlarından Sevgili ağabey, iyi ki döndün.. Sağlığın da iyi oldu inşallah..
Selam ve hürmetler.
Da Vinci,
İşten güçten kendi siteme bile giremiyorum bugünlerde. Buradaki alışılmadık seyreklik de bundan.
Hüseyin Üzmez konusunda Suzannur hanımın yazdıkları yeterli mi yoksa ilaveten de birşeyler yazayım mı?
Arif Bey,
Çok sağolun efendim.
AKP vahim hatalarına devam ediyor ve kurbanlık koyun psikolojisine çoktan girmiş gözüküyor. Ya da Stockholm sendromu da desek olur.
Yazık. Çok yazık. AKP kendine acımıyor. Bari “demokrat Türkiye” hayallerimize acısa(ydı)… Tabii burada daha derinden bakıp, postu kurtarma babında acınası bir dargörüşlülükle Ergenekon’la uzlaşmaya çalışma ve ABD’nin muhtemel İran saldırısı dolayımında Türkiye’nin destabilizasyonu ihtimallerini de dikkate almak lazım. (Daha uzun yazmak isterdim.)
Saygılar.
suzannur,
İlk önce birşeyi belirteyim. AKP dava sonucunda kapatılmayacak. Nedendir bilmiyorum herkes kesin kapatılacak gibi görüyor. Bekleyin görün kapatılmayacak. Sonra demedi demeyin.
1. Suat, Ali Kırca’yla ilgili birşey yazdımı yazmadımı bilmiyorum.
2. Ali Kırca’nın olayı ile Hüseyin Üzmez’in olayının benzer bir yanı var da ben mi göremiyorum?
3. Elalemin yatak odasında ne yaptığı beni ilgilendirmez ama 75 yaşında adam 14 yaşında kızla yatak odasında birşeyler yapıyorsa ona birşeyler demek gerekir diye düşünüyorum.
4. Hormonlarını kontrol edemeyen yaşlı amcaların çocuklarla cinsel ilişkiye girmesini (bildiğiniz gibi buna pedofili deniyor) normal bir cinsel azgınlık gibi mi karşılayalım?
5. Hüseyin Üzmez’i savunmaya çalışan ve bunun bir komplo olduğu gibi absürd bir savunma yapan muhafazakarlar elbette gol yedi hem de bacak arasından.
6. Elbette bu herkese mal edilemez ama neden birilerinin bir tür savunma psikolojisine girdiğini sorgulamak gerekir.
7. Dindarların genel olarak dinsizleri ahlaksız olmakla suçladığı, ahlakın tanrıdan geldiğini iddia ettiği, dindar olmadan ahlaklı olunamayacağını savunduğu bir ortamda zamanında açıkça İslam şeriatına dayalı yönetim istediği söylemiş birinin ve dindarlığıyla bilinen bir gazetenin en önemli isimlerinden birinin böyle birşeyin içinde olmasının hiçbir anlamı yok yani öyle mi? Hiç konuşmaya bile değmez, hiç olmamış gibi davranıp geçip gidelim diyorsun yani. O da güzel.
Suat,
suzannur’a verdiğim cevapları da dikkate alarak birşeyler yazarsan sevinirim.
Sayın Da Vinci,
Sorun böyle bir çiğliğin muhafazar basın tarafından değişik algılanması, başka taraflara çekilmesi veya savunulması bakış açısı asıl gerçeği görmemizi engeller.
Hala 14 yaşındaki kızın bu şartlarda vucuduyla bir mal/meta seviyesinde satılması açısı yani o kızın yaşadıklarının yanlışlığının vurgulanması değil de muhafazakar basının ne yaptığı telaşındasınız. Bu kızın bedenini başka bir anlamda siz de kullanıyorsunuz yani.
Bu konu hakkında muhafazakar gazetelerde yazı yazan var, hem de tarafsız. Derdimiz bu mu olmalı? Muhafazakar basın şöyle dedi, boyalı basın da böyle…
Her şeyi iğdiş eden, gazetelerinin ilk ve son sayfalarını çıplak kadın fotoğraflarıyla dolduran, kadını bir pazarlık metası olarak kullanmaktan vazgeçmeyen bir basının bu meseleyi tam da sizin sorguladığınız gibi sorgulaması, bazılarının da pişkinlikle bunu ötelemesi, olayı sen-ben zaviyesine getirmesi mi etik olan, yoksa 14 yaşındaki kızın ortaya düştüğü durumun seviyeli bir üslupla sorgulanması ve bunun engellenmesi adına meselenin kritiğinin yapılması mı? Derdiniz o kızın düştüğü durumsa, söylemleriniz neden böyle?
Ne istiyorsunuz, tukaka muhafazakar medya, ne de iki yüzlüsün yazmamızı mı?
“Ali Kırca olayı ortaya çıkarılmış mıydı ki o boyalı basın tarafından da, bu çığlık çığluğa dile getiriliyor?” sizin bakış açınızla sorarsak böyle yazmamız lazım. Ne çirkin bir anlayış! Böyle mi cevap verelim?! Sizin medya bizim medya! Bize aitler ya, aldıkları paraları da bize dağıtıyorlar!
Ayni şey mi demişsiniz, farklı mı? Kadının meta olarak erkek hormonlarına hizmet alanında kullanılması her iki durumda da aynı değil mi? Biri normal de diğeri mi anormal?
Neden kadına bakış açısını değil de, ortada kocaman bir çarpıklık varken bunu dile getirmeyi değil, medyanın ne yaptığını sorguluyorsunuz? Bu noktada tartışılması gereken o kadar çok yanlış var ki, başlasak sonu gelmez…
Bu meselede gol atmak değil, var olan yanlışın kime ait olursa olsun düzeltilmesi esas alınması gereken doğru değil mi, yani o kızın hayatının esas alınması ve bu hatanın düzeltilmesi? O kız çocuğu umurunuzda mı hakikaten? Helen 4 ever’ı izleyin ve bir kadın bedeninin para karşılığında erkeğe sunulmasının ne kadar haysiyetten uzak olduğunu görün, hem de defalarca aynı şeye mağdur kalan bir kadının gözlerinden. Erkek gözüyle değil, mağduriyeti yaşayanın gözlerinden. Bunu yapabilecek cesaretiniz var mı, bilmiyorum.
Adam tutup bir şey yapacak, sonra bir adamın yaptığı herkese giydirilecek…
Hem de adam dindarmış! Yazdığı gazete de dindarmış! İyi, genelleyelim o zaman tüm dindarlar sapıktır(!). Yetmez, bütün erkekler sapıktır(!) Daha da genelleyebilirim bakın…
Pes, anlayışa bakınız. Her kişi yaptığı hatanın bedelini kendisi öder. Ola ki iftiradır, iftirayı atan öder. Bir kişinin hatasını başkası ödemez dinde.
Ve başka sapıklıkları da yazmayan gazeteler, bunu yazmıyor diye de eleştirilemez. Yazıyorsa alın yerden yere vurun, ama tutup da tüm dindarları genellediğiniz gibi onları da genellemeyin.
Derdiniz hala gol atmak sizin, bir mevzuyu gerçekten sorgulamak için tartışmak ve ortak bir doğruda buluşmak değil malesef. Burada yazan insanlardan çok şey öğreniyorum(Bu konuda da Suat Bey ve tüm arkadaşlara gerçekten teşekkürlerimi sunarım, ve onları okurken bunun görüşü bana yakın, bunun değil anlayışıyla değil, en azından bu sitede bu anlayışın yıkıldığını ve ortak bir paylaşımın olduğunu düşünüyorum) ve bilmediğim konularda izlenimler ediniyorum. Birbirine karşıt görüşler olsa da amaç gol atmak olmadığından, fikri düzey ve tartışanların düzeyi beni daha çok okumaya ve yazılanları sorgulamaya itiyor. Bu bakış açısıyla yazabilmenizi gerçekten isterdim.
Saygıyla
Liljia for ever filmin adı, ismi aklımda Helen olarak kalmış. İzlemenizi tavsiye ederim.
Suzannur Hanım,
Vicdanın, basiretin ve izanın sesi olmuşsunuz. Bravo diyorum.
suzannur,
Ben de onu diyorum işte. Bu rezilliğin lanetlenmesi gerekirken hala savunma ve bahane üretme peşinde olanlar var.
Ama senin de yanlış anladığın birşey var burada. Bu 14 yaşındaki kız çocuğu parayla falan satılmıyor. Hüseyin Üzmez efendi dini kullanarak kızla cinsel ilişkiye giriyor. En azından iddia bu. Doğrudur veya yanlıştır bilmiyorum. Dava sonucunda ortaya çıkacaktır ne olup bittiği.
Burada ciddi bir suç var: Pedofili. Para karşılığı cinsel ilişkiye girmek suç değil. Kadınları zorla çalıştırıyorsan tabiki suç olur ama tek başına para karşılığı ilişkiye girmek suç değildir. Ama pedofili suçtur. Hele bir de işin içinde 75 yaşında bir adam varsa durum çok daha vahimdir.
Bir kasa çürük elma içinden 2 tane sağlam elma çıkmasını büyük bir nimet gibi göstermenin bir anlamı olmadığını düşünüyorum.
Muhafazakar basının genelindeki (tamamı demiyorum) iki yüzlülüğü ortaya koyması açısından önemli bir testti bu bana göre. Mesela Nazlı Ilıcak’ı (hiç sevmesem de) takdir ettim yazısından dolayı. Ama muhafazakarlar içinde bu tavırı gösterebilen kaç kişi var?
Ulusal gazetelerde boy boy kadın resimleri kullanılması tabiki hoş değil ama sonuçta o gazeteleri alıp almamak insanların elinde. Buradaki durumun ise bununla uzaktan yakından ilgisi yok. Pedofili ile suçlanan birisinin korunmaya ve bahaneler üretilmeye çalışılması var. Arada hiçbir ilişki yok.
O kızın düştüğü durum yeni bir olgu değil. Arap dünyasına bakarsanız 1400 yıldır aynı rezilliğin olduğunu görürsünüz. Bu yeni bir oglu değil ki baştan bunu tartışalım. Bunun tartışılacak bir yeri de yok bana göre. Orta iğrenç bir durum var.
Ali Kırca olayında ortaya çıkarılacak ne var merak ettim? Yok yok şaka değil. Cidden soruyorum. Haber değeri taşıyan nesi var o olayın? Veya üzerinde kafa yorulacak bir olay mı? Ne özelliği var? Ali Kırca ne yaptı? Zahmet olmasa anlatır mısın?
Ali Kırca’nın yaptığını yapıp kameraya çekilmeyen milyonlar yok mu? Ayrıca olayın kendisinde haber değeri taşıyan veya çok önemli birşey var da ben mi göremiyorum?
Ayrıca ben tüm gazetelerden nefret ediyorum. Bir tane doğru düzgün gazete yok koca Türkiye’de. Hepsi birbirinden rezil.
Ali Kırca olayında anormal olan ne acaba? Cidden göremiyorum. Ama diğerindeki garipliği tekrar ifade etme gereği bile duymuyorum.
Kadınların medyada ve birçok diğer sektörde pazarlama aracı olarak kullanılması benim önem verdiğim ve öncelikli gördüğüm konular arasında sıralama yapsam ilk 30′a bile giremez. Bence çok büyük çok önemli bir sorun değil. Kaldı ki bunda karşılıklı bir fayda var. Kadınlar da bu işten çok kazançlı çıkıyorlar. Normalde kazanamayacakları paraları pek de fazla çaba sarf etmeden rahatça kazanıyorlar. Onun için ortada bir sömürü veya tek taraflı bir fayda yok.
Ama temeli dine dayanan ve küçük kızların cinsel meta haline getirilmesi bence çok ciddi bir sorun. Tamamen bir sömürü. Bunu hiçbir şekilde kabul veya tolere etmem söz konusu olamaz. Bu ciddi bir sorundur. Ama bu yeni bir sorun değil. Daha önce de dediğim gibi 1400 yıldır varolan bir sorun ve biz bunu aramızda çok tartışmışızdır. Bunu tartışması gereken kesim muhafazakar ve dindar kesimlerdir. Biz zaten bu rezilliğe her zaman karşı çıktık ve yine çıkarız. Arap dünyasındaki bu rezilliğin Türkiye’ye sıçramasına tepki vermesi gereken asıl kesin muhafazakar ve dindarlardır.
Benim yazdıklarımı okuduğuna emin misin? Daha önceki tartışmalarımızda da bu tavrınla karşılaşmıştım. Hep başkalarının sözleri veya tavırları üzerinden beni suçluyordun. Aynı garip tavrının devam ettiğini görüyorum ve şu yazdıkların hayretler içinde izliyorum. Pes doğrusu.
Ahmet Hakan’ın Hüseyin Üzmez ve Vakit’le ilgili yazısı:
Avusturya ne zaman Arap dünyasına dahil oldu?
Sapık baba, Elisabeth’i sağınağa kapattıktan sonra karısına kızlarının bir tarikata katıldığını söylemişti.
http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=338147
Acaba bu olay Avusturya basınına konu olduğunda Da vinci gibi biri ortaya çıkıp zekasının pırıltılı sivriğini göstermek için adamın bu sapıklığnı Hırıstiyan alemine bağlayan laflar etmiş olabilir mi?
* * *
Da vinci ‘nin seçme saçmalarından bir demet sayesinde kendisinin ve “biz” dediği kimselerin de ahlak anlayışını öğrenmiş olduk.
Bu anlayışa göre;14 yaşında okullarında olmaları gereken lolita mankenler de normalde kazanamayacakları paralar kazanarak “fayda” sağladıkları için sömürülen değillerdir.Ve yine bu bakış açısıyla kız çocukları porno kasetlerinde yer aldıkları için normalde kazanamayacakları paraları pek de çaba sarf etmeden rahatça iki rol kıvırtarak kazandıkları yani “fayda “sağladıkları için de sömürülmüş olamazlar!
Bilmeden konuşmak saçmalamaktır,bilmiyor ama öğrenir birgün diye ümit ediyorum.
Da vinci efendi de kendi ahlak(fayda) anlayışının etkisi ile ortada “satılan bir ürün” olmadığına kanaat getirdiği ve sözüm ona dinsizlerin ahlak anlayışını dindarlarınki ile yarıştırıp nakavt ettirmek istediği için sebebi gelip nefret ettiği dine bağlıyıveriyor. Da vincist ahlak anlayışına göre, ortada sömürülen yada tek taraflı menfaat temin eden biri yoksa (sadece 14 yaşındaki bir kız çocuğunun kullanılmış olması onun ahlak anlayışına göre top 30 ye girmiyor) bu olay önemsen “top 30 listesinden” çıkacak mıdır?
Hayırrrr,Da vincinin “ahlak” anlayışı sıkı bir din düşmanlığı üzerine kurulmuş olduğundan allem edip kallem edip bu olayı yine de dine bağlamayı bir şekilde becerecektir;mesela dini /muhafazakar medya bu konuyla neden gereğince ilgilenmiyor gibi..
Da vincinin yazılarının temeli genellikle dine ve ona karşı düşmanlık üretmeye dayanır ve bu nedenle de konu “14 yaşında bir kız çocuğunun” öyle yada böyle sömürüsü olsa dahi “din düşmanlığını” aşıp asla “top 30” ye girecek kadar önemsenmez.
Da vinciye 7. maddedeki iddiayı ispat ettiği ve “ahlak” anlayışını gözler önüne serdiği için “teşekkürler”.
Da Vinci,
Neymiş bu 1400 yıldır olan sorun? 1400 yıl önce yokmuş, o zaman mı çıkmış? Bak sen..
İnsanlık tarihi kadar eski olan bir şeyi, bölgesel/iklimsel farklılıklardan doğan kültürel olguları “1400 yıllık Arap”lıkla yani İslam ile ilişkilendirip belaltı yapma.
İslam’da kadın-erkek münasebetinin sınırları bellidir. Bugün dünyada kadınların “ergenlik” yaşı oldukça yukarıya çıkmıştır, bunun da 3-4 yüzyıllık bir geçmişi var en fazla. Özellikle sıcak bölgelerde ergenlik çok daha önce başlar. Doğada da böyledir, (hani maymunlarla ortak atadan gelmiştik?) regl olan dişi üremeye hazırdır, yani doğal açıdan “ergendir”.
Son 3-4 yüzyıl sayılamazsa insanlık tarihi boyunca -tıpkı doğada da olduğu gibi- kadın regl olduğu zamanlarda ergen kabul edilmiştir.
Tarihselliği atlayıp abuk sabuk genelemeler yapma. Bu kabuller bugün böyledir, yarın (3-4 yüzyıl sonra) daha ileri bir yaşa gidebilir. O zaman da torunların 17-18 yaşı ergen gören sana/bana/çağımız insanına “sapıklarmış” der, mezarında ters dönersin.
Tüm dünyada olan, binlerce yıla, daha geride de doğaya dayanan -özellikle de sıcak bölgelerde- bir geleneksel kabulu, çiğlikle 1400 yıla dayandırmak, Araplığa vurgu yapmak tek kelime ile ayıptır, ayıp.
Bu numaralar ateist forumdaki yeni yetmeler için, buralarda yutan olmaz.
İnsanlığın genel kabulü İslam için de ölçüdür. (Çünkü İslam insanlığın durumunda olacak tüm “iyileiştirmeler”e evrilir bir yapısı vardır.) Bugün bu kabul de 17-18 yaştır. Ve bu sosyal bir kabuldur, zaman içinde şekillenmiştir ileride değişebilir.
Hüseyin Üzmez’in ayıbını bu şekilde gündeme getirmek “aaa bakın bakın muhafazakar basına” demek, Suzannur hanımın da çok isabetle belirttiği gibi o kızcağızı farklı bir şekilde kullanmaktır. Kin kusmak için bahane çok, mağdur bir kadının bedenini bari kullanmayın.
Ha bak, kadın bedenini kullanmak derken..
Dünyanın hiçbir döneminde kadın bedeni günümüzdeki gibi “mal” olarak “meta” olarak kullanılmamıştır; otomobil reklamına kadar giren bir et pazarının figuranları olarak. Karşılıklı rıza olması -ki Çuvaldız hanım lolitaları örnek vermiş, ‘küçük yaştaki’ bu kızları kim sömürüyor acaba, dindar babası mı?)- bu gerçeği, bu onursuzluğu değiştirmez. Bırakın lolitaları, ergen kadınların bahsettiğim mal/meta olarak kullanılmasına ‘modern kölelik’ der pek çok feminist. Eğer gerçekten bu konularda kaygılanıyorsan bunlara da el at bizahmet.
(Herhalde bir kıyak yapıp, Avusturyalı sapık baba olayını da “İslam ile ilişkisi, Arap toplumunun geleneksel yapısı ve batıya etkisi” konulu bir tez ile aradan çıkartırsın artık.)
Yazmışsın ama, Suzannur hanımın bilgece cevabına mukabil tek kelime cevap ver(e)memişsin, üzerine düşünüp tekrar denesen iyi olur.
Kadın bedeninin para karşılığında erkeğe satılmasını normal karşılıyorsanız Sayın Da Vinci, sizin kadına bakış açınızı sorgulamak lazım önce. Bu da benim ilgi alanıma girmiyor.
Sizi suçladığımı söylemişsiniz, hangi cümle suçlama içeriyor söyler misiniz?
Yazı gayet objektif, sizi değil de 14 yaşındaki kızı merkeze alan, bu noktada ona yapılanı değil de, ona yapılan üzerinden yapılan yanlışları sorgulayan bir yazıydı. Hiçbir cümlede sizi suçlama yoktu, bu konuya yaklaşımınızı eleştirmek sizi suçlamak mı?
Hatta bu konu hakkında konunun saptırıldığı bir yazı dahi yazılmasını istemiyordum, (işte tam da cereyan eden şekilde, konuyu yine dine getirdiniz, amacınız tartışmak değil hala); sebebi, bu tarz yazıların o kız çocuğunun bedeninin yeniden ve yeniden kullanılması olarak gördüğüm için.
Bir kadının, parayla bedeninin kullanılması bana göre normal değildir, kimle ve yaşı kaç olursa olsun. Normalleştirilmesi de normal değildir. Size tavsiye ettiğim filmi izlerseniz, bu konudaki hassasiyetimde ne kadar ciddi olduğumu ve bu konunun siz-biz zaviyesinde gol atmaya dönüşmemesi için elimden geleni yaptığımı görürdünüz.
Ama zannettiniz ki, ben sizinle uğraşıyorum, yanıldınız. Bu konuda sizinle polemiğe girmeyecek kadar, kadına yönelik istismarın karşısındayım Sayın Da Vinci, umarım bunu da tartışmaktan kaçmak olarak değerlendirmezsiniz. O kız çocuğunun bedenini kullanmayacağım çünkü, en azından ben bunu yapmayacağım, siz istediğinizi yapabilirsiniz.
Sizinle, konusu illa da dine ve dinin sizce hatalarına dayandırılmayan fikir alışverişi yapmayı gerçekten isterdim. Olmuyor. Ne diyebilirim ki?!
Dostlardan birisi, Nuh Gönültaş’ın yazısında atıf yapan bir mail göndermiş.
Mailden sonra yorumumu tekrar okuyunca Hz.Peygamber’in Aişe validemizle küçük yaşta evlendiğine dair bir kabulüm varmış gibi yazılmış bir yorum olduğunu farkettim.
Ben Hz.Peygamberin evliliğine ya da İslam’daki sınırlara değil, genel anlamda bu tip konulardaki kültürel kabullerin farklılığına, bunlara etken olan sebeplere vurgu yapmak istedim. Ancak bunu yaparken Da Vinci’nin meseleyi getirmek istediği yeri atlamışım.
Bu konuyu bir zaman ben de araştırmıştım, aynı Nuh Gönültaş gibi düşünüyorum:
http://www.bugun.com.tr/yazar.asp?yaziID=24366
Vesile ile düzeltmiş/biraz daha açmış olayım.
çuvaldız,
Senin saçma tartışma sitilini özlemiştim. Suzannur yetmiyordu sen de geldin tam oldu.
Alakaya maydonoz doğramak denilen şey bu olsa gerek.
1. Farkında değilsin galiba ama buradaki olay ensest oluyor.
2. Farkında değilsin galiba ama bu adam sapık olarak damgalanıp muhtemelen hayatının sonuna kadar hapiste yatacak. Peki Arap dünyasında 10 yaşındaki kızlarla evlenenlere ne oluyor? Bu sapıklık olarak mı normal birşey olarak mı görülüyor?
Senin için fesat. Yazıma tekrar bakarsan benim reklamlarda yer alan kadınlardan bahsediyorum. Ne lolita mankeni ne porno kasedi? Ne saçmaladığını anlamadım. Kadınların reklamlarda cinsellik metası olarak kullanılması sayesinde normalde (bana göre) haketmedikleri paraları kazanmalarından bahsettim. Ama senin için fesat olduğu için lolita manken, porno kasedi gibi garip konulara girmişsin.
Yani diyorsun ki Araplardaki yaşlı erkeklerin 10 yaş civarındaki kızlarla evlenmesinin, Hüseyin Üzmez’in bu kızla birlikte olmasının (olmamış da olabilir dava sonucu belli olacaktır) İslam ile hiç ilgisi yok. Yani Muhammed’in Aişe ile 6 yaşında evlendiği ve 9 yaşında cinsel ilişkiye girdiğini söyleyen ve Buhari ve Müslim gibi en sağlam kabul edilen hadis kitaplarında olan bir hadisin bu olaylarla hiç ilgisi yoktur diyebiliyor musun? Bu hadis doğrudur veya uydurmadır derdinde değilim. Gerçekten uydurma olsa bile önemli olan böyle bir hadis olması. Doğru veya değil böyle bir hadis en önemli iki hadis kitabında var. Bunun bu olaylarla ilgisi olmadığını nasıl söyleyebilirsin? Araplarda bu olayın yaygınlığına bakınca bunun temel nedeninin bu hadis olduğunu düşünmek en doğalı değil mi?
Biraz nesnel bakmak lazım bu olaya. Ben hadis kesin doğrudur iddiasında değilim. Belki doğru belki değil. Önemli değil. Önemli olan bu hadisin varlığı. Bunun yanında Araplarda mevcut olan bu hadisle uyum için gözüken bir durum. Bu ikisi arasında bağ kuramamak veya kurmamak için olaya at gözlüğüyle bakmak gerekir.
Bak yine strawman. Benim söylemediğim birşeyi söylemişim gibi gösteriyor. Yazıklar olsun. Bak ne demişim.
Görüldüğü gibi bu ilk 30 meselesi kadınların medyada bir pazarlama aracı olarak kullanılmasınaydı.
En nefret ettiğim şeylerden biri strawman üzerine kurulu argümanlarla tartışılmasıdır. İnsanın “aman be ne halin varsa gör” diyip çekip gidesi geliyor.
Senden ricam benim adımı yazılarında kullanma, benimle ilgili birşey yazma. Beni muhatap alma ben de seni almayayım. Birbirimiz yokmuş gibi davranalım. Çok basit değil mi?
Sayın Davinci,
“Senin saçma tartışma sitilini özlemiştim. Suzannur yetmiyordu sen de geldin tam oldu.”demişsiniz.
Demek ki sizinle fikir alışverişi yapmak mümkün olmayacak. Hem de ne kadar objektif bir tutum izlemeye çalışırsam çalışayım.
Bundan sonra hiçbir yazınıza cevap vermememi mi istiyorsunuz ki adımı kullanarak “yetmiyordu da” gibi bir cümle kurdunuz?
İstemiyorsanız, yazmayacağımdan emin olabilirsiniz.
Saygıyla.
suzannur,
Seninle daha önceki tartışmalarımızda ve buradaki tartışmamızda gördüğüm şey benim ne dediğimle değil zihninde beni yerleştirdiğin kalıpla ilgilendiğin ve o kalıba göre tartıştığındı. Elbette böyle biriyle tartışmak istemem. Benim söylemediğim şeyler üzerinden eleştiri yapan biriyle neden tartışmak isteyeyim. Senin hakkını yemeyeyim. çuvaldız, bu konuda senden çok ilerde. çuvaldız direk quote mining ve strawman ustası. Onunla hiçbir şekilde tartışmak istemem. Sen yine daha olgun ve anlayışlısın. Ama senin de zihnindeki kalıplardan sıyrılman lazım ve karşındakini belli bir kalıba yerleştirmek yerine karşıdakinin gerçekten ne dediğini ve argümanlarını anlamaya çalışmanı bekliyorum. Emin ol ben senin zihnindeki hiçbir kalıba uymam ve sığmam.
suzannur,
Ben bir kadın olsam ve kendi isteğimle para karşılığı cinsel ilişkiye giriyorsam bundan kime ne? Elbette birilerinin kadınları zorla alı koyması ve zorla cinsel ilişkiye zorlayarak satması normal değil. Bunun savunulacak bir yanı elbette yok. Benim söylediklerimden böyle birşey nasıl çıkardığını anlamadım. Çok garip bir durum var. Burada çok ciddi bir algılama ve okuduğunu anlama sorunu görüyorum. Yazık.
Sanırım yazdıklarını okumuyorsun. Senin yazdıklarından birkaç örnek vereyim:
Bunlar benim söylediklerimle ilgisi olmayan tamamen hayal ürünü suçlamalar. Burada söylediklerinin hiçbirini yapmadım. Birşeyler uyduruyorsun ve bunların üzerinden beni bunları yapmakla suçluyorsun. Yoksa burada benimle değil de başka biriyle mi tartıştığını düşünüyorsun?
Yukarda verdiğim örnekte olduğu gibi benim söylemediğim şeyleri söylemişim gibi yaparak o düşünceleri eleştirmek beni suçlamak oluyor. Aslında buna iftira da denebilir. Benimle ilgisi olmayana görüşleri benimmiş gibi gösterip eleştirmek. Buna ne denir?
İşin içinde zorlama varsa elbette normal değildir ama kişi bunu kendi isteğiyle, bilinçli olarak yapıyorsa buna karşı çıkmam. Bu bir tercihtir. Tabi tercih meselesiyse sorun yok. Eğer zorlama ile yapıyorsa tabiki buna karşı çıkarım.
Bu çok net 3 soru soracağım. Dürüstçe cevap verirsen sevinirim:
1. Muhammed’in Aişe 6 yaşındayken evlendiği ve 9 yaşındayken cinsel ilişkiye girdiğini söyleyen bir hadis var mı yok mu?
2. Araplar yaşlı erkekler ile çocuk yaştaki kızların evlenmesi yaygın mı?
3. Bunlar arasında bir ilişki sence var mıdır yok mudur? Veya böyle bir ilişki olması ne kadar muhtemeldir sana göre?
Suat,
40-50 yaşındaki admaların 10-12 yaşındaki kızlarla evlenmesi çok normal ve eski bir gelenektir diyorsun yani? Öyle mi? İnsanlığın ortak kabulü müdür bu yamukluk? Örneği varsa tarihten ver de bilelim yani. Tek tük örnekler değil genel bir davranış şekli olarak. Mesela Mısır, Sümer gibi medeniyetlerden var mıdır böyle birşey?
Bahane de hemen hazır. 40-50 yaşında adamın 10 yaşındaki kızla cinsel ilişkiye girmesinin bahanesi olarak ergenliğe girmiş olmayı göstermek komedidir. Buyrun, burası Türkiye:
Kız çocuklarının ergenliğe geçiş yaşı düşüyor
Kızlara 7 yaşında ergenlik tehdidi
Bunlarla da 40 yaşındaki adamları evlendirelim mi? Ne de olsa ergenliğe girmiş değil mi? Cinsel olarak ergenliğe girmek zihinsel ve ruhsal olarak yetişkin olunduğunu göstermez. 40-50 yaşındaki adamların cinsel olarak ergen oldu diye 10 yaşındaki kızlarla cinsel iilşkiye girmesi benim gözümde sapıklıktan başka birşey değildir, zavallılıktır.
Hem cinsel hem de zihinsel açıdan yetişliklik açısından 17-18 oldukça doğru bir yaş. Kimse bana 10 yaşındaki bir çocuğun ruhsal, zihinsel bir ergenliğe eriştiğini ve olgun bir birey olduğu yalanına inandıramaz. Cinsel ergenliğe erişmek hiçbir şey ifade etmiyor. O sadece sapıklığı örtmek için kullanılan bir kılıf, başka birşey değil.
M.Behe bile kabul ediyor, sen hala kabul etmiyor musun?
En başta da söyledim. Bu konuda delilin var mı? Mesela sıcak bölgelerde varolmuş olan Mısır, Sümer, Maya vb. medeniyetlerde böyle bir gelenek var mıymış?
Yani muhafazakar basında bu olayı ayıplayan genel bir hava olmaması normal mi?
Bunların cevabını önceki birkaç yazımda verdim zaten. Aynı şeyleri tekrarlamama gerek yok.
Suat bu kadar ucuz bir taktiği sana yakıştıramadım. Sapığa sapık diyemeyenlerden bahsediyoruz zaten burada. Biz burada neyi tartışıyoruz sorması ayıptır? Sapıklığa kılıf aranmasını ve bahanelerle üstünün örtülmesine tepkiliyim ben. Sen kalkmış ne diyorsun. Yazık.
Af buyur.
Da Vinci,
Kısacık bir yazılı tarihi olan insanlığın yazılı tarihinin olmadığı uzuun zamanlardan nüfus kayıtları istemen komik olmuş. Bu sorunun insanlık tarihi kadar eskiden geldiğini bilmek için kayıtlara değil, birazcık mantığa ihtiyacımız var. Maymunlarla ortak ata örneğini bu yüzden verdim, ama anlamamışsın. Basitleştireyim; maymunlarla ortak atadan geldiğimize inandığına göre, doğada, insanın en yakın akrabalarında ergenliğin ölçüsü regl ise (yoksa değil mi?) insanlığın yaşam tarzını oluşturan en büyük etkenler de doğalarından geldiğine göre (yoksa değil mi?) ve bu süreklilik arzeden süreçlerde olduğuna göre, bu biçimde bir ergenlik algısının da insanlığın ilk döneminden beri olduğu ancak insanlığın yaşam şartlarının gelişimi ve bununla bağıntılı sosyal kabullerinin değişimi ile bunun değiştiğini söylüyorum. Bu süreci kabul etmiyorsan evrimden vazgeçmiş, insanın insan olarak yaratılmış olduğunu kabul etmen ya da Gouldcular hookuspokusu misali sıçramalı biçimde birden bire insan olduğunu iddia etmen gerek. Kararını ver de daha fazla tutarsızlığa düşme.
Gönültaş’ın yazısında konuştuğumuz konu net bir biçimde ortaya çıkmış. Ayrıca küçük yaşta evlendiğini belirten hadislerde bile Hz. Aişe’nin daha önceden nişanlı olduğu geçiyor ki bu da sözkonusu zırvanın gerçek olması durumunda bile bunun kökeninin İslam’dan daha önceye dayandığını, İslam’ın izninden( ??) değil bahsekonu algıdan dolayı normal göründüğünü, İslam ile uzaktan yakından alakası olmadığını ispata yetiyor. Eğer böye bir gelenek olmasaydı da (bu yaş olayı da gerçekten öyle olsaydı) Hz Aişe evliliğine ilişkin daha o zamanlar yığınla tepki olur, buna dair kayıtlar gelirdi. Olay o kadar detay kalmazdı. Bunu da mı düşünemiyorsunuz? Hiçbir oryantalistin iddia edemediği birşeyi böyle futursuzca dillendirmek ayıptır, ayıp. İlmin izzeti nefsi var, bu kadar da kolay sallanmaz yahu. Tüm bunlar saçma sapan bir saplantıyla bunu 1400 yıllık tarih ile ilişkilendirmendeki çarpıtmanı açık biçimde gösteriyor. Ama amaç üzüm yemek olmadığı için başka türlü lanse ediyorsun, ayıp yapıyorsun. Benim terbiyesizlik olarak gördüğüm bu. İnsanları salak yerine koyma, git bunu ateist forumdaki yeni yetmelere yap, bize değil. Asıl ucuzluk bu. Aynı biçimde aynı saplantıyla Avusturya’lı sapık olayını da oraya bağlayabilirdin, kalemi kıvıramadın sanırım.
Tabii ki sapığa sapık diyeceğiz, ancak pedofili ile başka şeyi biririne karıştırmadan, tarihsel algıları günümüz gözüyle yargılama kolaycılığına kalkmadan.
Ailemle dışarıdayım, bir mail için girdim, bu tatsız konuyu daha fazla yazacak ne zamanım ne midem var.
Sayın Davinci,
En başından sizin mevzuyu bu noktaya getireceğinizi biliyordum ve bunun 14 yaşındaki kız çocuğu üzerinden yapılmasını hiç istemediğimi defaatle belirttim.
Siz, dünyanın başından ya da en azından yazılı kültürle elimize ulaşmış bilgileri ya da uygulamaları yok sayarak, Üzmez’le ilgili mevzuyu 1400 yıl öncesine dayayarak, bunun sorumlusu dindir dememizi istiyorsunuz. Hala gerçek sorunun yanına yaklaşmıyorsunuz.
Konunun Hz. Aişe yoluyla Peygamber Efendimize geleceğini en başından biliyordum çünkü Türkiye’deki algılamaların bizi nereye getireceğini artık tek yazı okuyarak anlayabilecek düzeydeyiz.
İlk sorunuzun cevabını gerçekten bilmiyorum, çünkü Hz.Aişe olayını ben Reşit Haylamaz’dan okudum ve orada bu yaşın 17-18 olduğu ispatlanıyordu. Nuh Gönültaş’ın kaynak göstererek olayı daha derinlemesine incelediği yazıyı da okuyunca bu konuda kafamda hiçbir soru kalmadı.
Arapların yaşlı Arapların çocuk yaştaki kızlarla evlenme oranlarını bilmiyorum, sanırım sizin bu konuda istatistiki bilginiz vardır, çünkü nicel olmayan bir bilgiyi sadece izlenimle buraya koyacağınızı zannetmiyorum. Bu bilgiyi de bizimle paylaşırsanız sevinirim. Arap dünyasına karşı ya da başka uluslara yönelik sempatim ya da antipatim hiç olmadı. tarafsızım bu konuda.
Çocuk yaştaki kızlara olan erkek eğiliminin ben ulus ya da dinlerden kaynaklandığını düşünmüyorum tam tersi bunun erkeklerden kaynaklandığını düşünüyorum. Şimdi benim bu görüşüm her erkeği potansiyel sapık yapar mı, hayır. Çocuğa tecavüz, kadına tecavüz… uzar gider örnekler, ne tek bir dini vardır bu sapkınlıkların ne de ulusu…
Üzmez, her erkeği, her dindar erkeği temsil etmez, tek kişidir. (Bu olayla adını duyurana kadar da tanımıyordum zat-ı şahaneyi, iyi ki tanımıyormuşum) Suçluysa suçunu çekmelidir, yok değilse söylenecek söz yok.
Sapıklığın dini, ulusu, cinsiyeti olduğuna inanmıyorum. Bireysel bir sorunun genellenmesi genelleme alt dalında başkalarına da yapılan haksızlıktır çünkü. Size sadece erkek olduğunuz için sapık potansiyeli olan biri gözüyle bakmamı nasıl mantıklı bulmuyorsanız, aynı şeyi diğer genellemeler için de uygulayınız lütfen (ulus, din, fikir…)
:-) Sevgili Da vinci,
Senin kullanmaya bayıldığın tanımla,saçma sapan olan,illa da din ile bir şekilde ilintilendirmeye çalıştığın iddialarının “tercüme edildiğinde” gerçekle alakasını kurmakta zorlanıyor olmanı anlamak çok kolay.
Konu ettiğin “Arap dünyasının rezilliği”ydi hatırlarsan eğer!Bu durumda “ensest”i rezillik olarak kabul etmiyorsan ne olarak tanımlıyorsun merak ettim? Sapıklık!
Nisa suresi 23 Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız, -eğer anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur- öz oğullarınızın karıları, iki kız kardeşi (nikah altında) bir araya getirmeniz. Ancak geçenler (önceden yapılan bu tür evlilikler) başka. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir
Sapık!Hangi ahlaki anlayış bu ilişkiyi “sapıklık” yada “rezillik” olarak “haram” kılmış bak bakalım!
Muhtemelen!Hakikaten okuduğunu anlamakta zorlanıyorsun
Özcümle;rezilliğin/sapıklığın tanımını ancak bir ahlaki anlayışa göre yapabilirsin.Sapıklığı,rezilliği bir ülkeye,ırka,dine mal edemezsin.
Senin adın yada yazdıkların benim “kutsalım” yada “saygı”duyduklarım arasında değil.Rica etme hakkını psikolojimi teşhis ettiğin gün kaybettin bu nedenle rican benim için çok anlamsız.
İhsan Eliaçık’tan güzel bir yazı:
http://www.haber10.com/makale/11206
Bu konu hakkında konuşmak bile zul gelsede, İslamı karalamanın ne demokrasimize nede dünya ile doğru bir ilişki kurmamıza faydası olmadığını hatırlatmak isterim. Şu anda hem ülkemizde, hemde çoğu bizim yakınımızda olmak üzere milyarlarca insan bu muazzez dinin müntesibi. Onları incitmek için fırsat kollarcasına bir olayı kullanmak doğrusu yakışık almıyor. Ancak İslamın kendisi tehlikedir diyen pek çok sapık ortada dolaşırken, bir sapığın yaptığını bu tezlerine delil kılmak doğru değil. İslam için yok edilmeli demek sapıklık değil mi? Bugün ülkede yaşadığımız saçma hukuksuzlukların ardında da, nihayet bu sapık görüşün baskısını hafifletme gayretleri var. İslama savaş açmış-artık provakasyon olduğu kabul gören yalan eylem ve tezlerle-bir güruhun kendi ülkesinde bile sokağa çıkamaz hale geleceği günler yaklaşırken, bunların bizde operasyon yapabilmeside ilginç. Birde edebinle iki kadeh içki içmeyi, zinhar kafirlik gören bir kısım sözde İslamcının, bu kadın kız meselelerinde çok hızlı roller kapmaya çabalamasıda ayrıca iğrenç oluyor. Dipnot olarak düşmekte yarar var. Bunu herkesin gözlemlediğini sanıyorum. Umalımki yeni süreçte, bu yanlış adamların, Muazzez İslam dini üzerinden siyasi güç elde etme çabaları son bulur. Ticaret bir yere kadar neysede, siyaset ülkeyi tıkıyor nihayetinde.
suzannur,
Seni hayretler içinde izliyorum. İlgili hadisten bi-habersin, Araplardaki yaşlı erkek-kız çocuk evliliklerinden habersizmiş gibi yapıyorsun, sorularıma cevap vermekten kaçınıyorsun.
Ama ortada şöyle bir gerçek var. Araplar ilgili hadisi pedofili için bahane olarak görüyorlar. Üzmez’in durumu da bana göre aynı.
Çok basit bir soru: Sana göre Üzmez’in 14 yaşında bir kızla cinsel ilişkiye girmesinin (tekrar edeyim kesin değil bu) nedeni ne olabilir?
a. Pedofil olması.
b. İlgili hadis.
c. Arap geleneği olması.
Bunlardan hangisi sana daha makul geliyor?
[Bu arada çuvaldız’ı muhatap almadığımı ve yazdıklarını okumadığımı belirteyim.]
davinci,
Fazla yazmaya gerek yok sana.
Yazanlara sabırlar diliyorum.
Sadede gel, üzümü ye bağcıyı dövme [zira attığını zannetiğin her yumruk kendine isabet ediyor, farkında bile değilsin.]..
Tersini yapma bunun aşikar biçimde, fazla sırıtıyor, traji-komedinin timsali olma…
OK? ;)
Sayın Da Vinci,
“Arapların yaşlı Arapların çocuk yaştaki kızlarla evlenme oranlarını bilmiyorum, sanırım sizin bu konuda istatistiki bilginiz vardır, çünkü nicel olmayan bir bilgiyi sadece izlenimle buraya koyacağınızı zannetmiyorum. Bu bilgiyi de bizimle paylaşırsanız sevinirim.”demiştim, cevap alamadım. Bu yargınız izlenim mi yoksa kanıtlara dayanan bir bilgi mi?
Sizin bilgiye önem veren bir insan olduğunuzu yazılarınızdan okuduğum için bunu soruyorum.
Pedofil mi, sanırım Üzmez mahkeme sürecinde, bunun sonucu da mahkemenin atadığı psikologlar sonucu ortaya çıkacaktır.
Arapların böyle bir eğilimi varsa bunun istatistiki bilgileri olmalı, çünkü şöyleler diyebilmek için elimizde bir tez olmalı, kanıtlarıyla birlikte.
Bu noktada habersizmişim gibi yaptığımdan bahsetmişsiniz, bilmediğim bir şeyden nasıl haberdar olabilirim?! Siz diyene kadar kimseden evet hiç kimseden Arapların küçük kızlarla evlendiğine yönelik bir genellemeye tabii tutulduklarını bilmiyordum.Sayenizde bunu da öğrendim!
İlgili hadis demişsiniz. Hadis konusunda nereye gelmeye çalışıyorsunuz? Bu hadis kime ait ve referansları neler, yazarsanız en azından öğrenmiş olurum. Şu kişi ve şu referanslar derseniz gerçekten açıklayıcı olur. Din alimi değiliz ve alanlarımız hepimizin farklı. Öğrenmiş oluruz sayenizde.
1.Çocuk yaştaki kızlarla evlenen Araplar diyorsunuz.
2.Bunun sebebi hadis diyorsunuz.
ve tüm bu tezlerinize kanıt getirmiyorsunuz. Ola ki bir hadis buldunuz(hangi hadis ve referansları neler?) bu konuyla ilgili, bunun 1.maddeyi doğurduğu sonucunu ispatlayan bir istatistiki veri vermeniz gerekiyor ki bunun sizin kafanızda vardığınız sonuç mu yoksa kanıtlara dayalı bir bulgu mu olduğu anlaşılsın. Lütfen 1 ve 2.maddeler için kanıt getiriniz.
Son olarak da pedofili demişsiniz. Sanırım bunun sebebi de bu iki iddianızı da açıklayamazsanız, ben pedofili de demiştim diyebilmek. Ki o da doktorların karar verebileceği bir şey, karar verildiğinde hepimiz öğreneceğiz.
Konuya tamamen tarafsız yaklaşıyorum, Üzmez, bunu yaptı mı, kanıtlansın, kanıtlanırsa cezasını çeksin, mutlaka; bu pedofili mi, doktor kararı olsun, Üzmez olayının kökü hadis mi, hadis ve bu hadisin Araplar/müslümanlar üzerindeki etkisi, bilimsel bir yöntemle ortaya çıkarılsın.
Bunlar yapılsın ki, her önüne gelen kendi izlenimlerinden yola çıkarak, bunlar şöyle, şunlar böyle diye genelleyemesin ve genellediğini ispat etmek zorunda bırakılarak bir daha böyle bir tez öne sürecekse, tezin kanıtlarının da isteneceğini bilerek daha mantıklı tezler öne sürsün.
Bu herkes için geçerli, sadece müslümanlar için değil(hristiyan, yahudi, ataist…), konu hele de sapıklıksa, kişi, orada biraz durup, suçlayacağım ama elimde ampirik bir şeyler olsun da öyle diyeyim diye düşünüp ondan sonra söylesin.
Saygıyla.
Bu konuda tartışmanın faydasız, gereksiz ve anlamsız olduğunu görüyorum. Onun için birkaç alıntı ile kendi açımdan bu tartışmayı burada noktalayacağım. İlk olarak Şamil İslam Ansiklopedisi’nin “Sahih Hadis” maddesinden:
Şimdi de konuyla ilgili hadis:
Son olarak da Ayetullah Humeyni’nin Tahrir-ol-Masael adlı kitabından bir alıntı:
Ben burada kesiyorum çünkü gidişatın iyi olmadığını görüyorum. Sizi de biraz sakin olmaya ve olgulara nesnel bakmaya davet ediyorum. Yukardakilerin hiçbirini ben münasip bir yerimden uydurmadım. Bunlar yokmuş gibi davranmak istiyorsanız davranın. Hüseyin Üzmez’in durumunun bu hadisle hiçbir ilgisi olmadığını veya olamayacağını nasıl söylersiniz anlamıyorum, belki gerçekten yoktur ve Üzmez gerçekten pedofildir bilmiyorum ama hadisle ilgisi olmadığını söyleyebilmek nasıl mümkün oluyor anlamıyorum.
Tekrar söylüyorum. Benim açımdan bu tartışma bitti. Burada yazdıklarıma istediğiniz gibi cevap verebilirsiniz ama ben size cevap vermeyeceğim. Bu tartışmanın uzamasının hiçbir anlamı olmadığını görüyorum.
Ne anlama ozurlu insanlar var. Ayni kaynaklar Arap toplumunda kiz cocuklarin yasi ay hali gordukten sonra sayilmaya baslanirdi, Hz. Aise, Peygamber ile evlenmeden once baskasi ile nisanli idi ondan ayrildiktan sonra Peygamber ile evlendi diyor ama nato kafa nato mermer herhalde, almiyor. Ya da anliyor da isine gelmiyor. 23 nolu yoruma da cevap vermemis hazretleri. Ayni sebeple olabilir. Nuh Gonultas’in yazisini buraya copypaste yapalim, link tiklamayi bilmiyorlar herhalde:
Doğru söylüyorsunuz anakro…
Ateizmin, daha doğrusu ülkemize münhasır ateistlerimizin “anti-islam” olmaklıktan başka hiçbir hususiyeti/vazifesi/amacı olmadığını hemen heryerde görmek artık hiç şaşırtıcı değil. Bunu binlerce kere tekrarlamaktan gına geldi. Ateistlerin derdine bakın hele, inanmadıkları Tanrı’nın saçma dinindeki kandırıkçı peygamberin (!) 1400 yıldır tüm müslümanları pedofili bataklığına sürüklediğini/meyyal hale getirdiğini, zira aslında o adamın da pedofil olduğunu ima etmeye çalışıyorlar. Bunlara sorsan yine aynı kandırıkçı adam (!), 1400 yıldır bu müslümanlara nasıl insani faziletler, güzellikler, gelişimler ilham etmiş bir görsene yahu desen, örneklerini de göstersen tek tek, gözlerini kapatırlar.. Hani nerede derler?!
Demek ki neymiş, bunların derdi gerçeği görmek/öğrenmek değil, kendi karanlığını ifşa etmekmiş..!
Ve bazı iyi niyetli güzel insanların tüm bunlara rağmen bu acınası zihniyete karşı cevap verme tutumundaki azmini takdirle karşılasam da, buruk/acı bir tebessüm yüzüme yerleşiyor; zira, maksadı kendi cahilane peşin hükmünü kabul ettirmekten başka derdi olmayan kafalara ne yazılsa, ne gösterilse, ne sunulsa sonuç hep aynıdır, değişmez… Kilitlenmişlik böyle bir şey olsa gerek.
Bu örnekleri görünce Allah’ın “Mudill” isminin hikmetini, kuşatıcılığını, tecelliyatını görüp secdeye kapanıyorum vecdle…
Suat bey, İslamiyat dergisi Tekbir giyim aleyhine bir dava açmış. İslami simgelerin, ticarete alet edilmesini engelleme meksatlı. Ben bir üst yorumda, İslami mesajın siyasete güç devşirmesinin önüne geçilmeli, ticaret hadi neyse demiştim. Bu arkadaşlar daha ileri bir adım atmışlar. İlginizi çeker diye duyurmak istedim. Akşam haberlerde Bayraktar soyadlı dergi yöneticisi muradlarını anlattı. Çok tutarlı buldum söylediklerini. Takip edebildiniz mi diye sormak isterim.
Kızların ergenliğe girdikten sonra yaşlarının sayılmaya başladığı iddiası bana biraz masalımsı geldi nedense. Ayetullah Humeyni’nin sözleriyle ilgili yorum istesem nasıl olur? Yok yok boşverin. Unutun gitsin. Görüyorum ki işler bu raddeye gelince ortaya mahalle ağzıyla konuşan ne idiği belirsiz tek atımlık adamlar çıkıyor ve sonradan yok oluyorlar. Hakaret vari konuşmak isteyenler uydurma isim yazıp rahatça konuşuyorlar gibi geliyor bana. Bu tip bir ağız dalaşına gireceğimi sananlar yanılır.
Ayrıca sıcak bölgelerde kızlar ergenliğe erken girer bahanesinden sonra kaynak diye verilen yazıdaki “O devirde ortalama bir kız 12- 13 yaşında ay hali görmeye başladığına göre…” denmesi de ayrı bir ironik olmuş.
“Ben demedim mi” demeyi hiç sevmem ama birileri bunu zorunlu hale getiriyor.
Bir misal, buyrun:
Serde “kabul etmemek” varsa, sunulan her bilgi “masalımsı iddia” gelir tabii ki…
Tekrarlıyorum:
maksadı kendi cahilane peşin hükmünü kabul ettirmekten başka derdi olmayan kafalara ne yazılsa, ne gösterilse, ne sunulsa sonuç hep aynıdır, değişmez
Havanda su dövmek isteyen varsa, bu tipolojiyle uğraşmaya devam edebilir…
Dikkatimi çeken bir başka husus şu:
Bu tipoloji, sözünün arkasında da duramıyor. Bir önceki mesajında, malum şahsiyet, “Benim açımdan bu tartışma bitti. Burada yazdıklarıma istediğiniz gibi cevap verebilirsiniz ama ben size cevap vermeyeceğim.” der, ama kendini tutamaz -niteliği/içeriği ne olursa olsun- kendince cevap vermeye devam eder. Yahu, insan biraz tutarlı olur. Hadi yazdıkların tutarsız, bari duruşun tutarlı olsun.. Ama yok, tutarsızlık şampiyonluğunu kimseye bırakmamaya kararlı..!
Bunu, yazacaklarına “ket vurmak” için belirtmedim. Nasıl olsa o tutarlılık hakkını bir kere kaybetti, cevap vermeye devam edebilir zaten. Aslında buraya yazmasını ve kendince cevaplar vermesini çok istiyorum. Bir zihniyetin arkaplanını, temelini, esasını görmek öğretici oluyor her açıdan.
Arif abi,
Haberim yoktu, teşekkür ederim.
İslamiyat dergisini severek takip ederim. Çok önemli bir ekoldur, bu ekolun yaygınlaşması en büyük dileklerimdendir.
Biliyorsun, ben bu dava mava olaylarına karşıyım ancak -içeriğini tahmin ettiğim kadarı ile- eleştirilerinde haklı olduklarını düşünüyorum. Bunlar olacak, birileri futursuzca malzeme yapacak birileri onları sertçe eleştirecek, kendi mecrasında ilerleyecek bu değişim süreci.
AE,
Ben ne demiştim bak istersen: “Burada yazdıklarıma istediğiniz gibi cevap verebilirsiniz ama ben size cevap vermeyeceğim.”
Ben burada son mesajımda yazdıklarıma verilmiş bir cevap göremiyorum. Kişisel saldırı olduğu için cevap verme gereği duydum. Kişisel saldırı değil de sunduğum şeylere eleştiri olsaydı hiçbir cevap vermeyecektim. Hadislere veya Humeyni’nin sözleriyle ilgili herhangi bir cevap geldi de ben mi göremedim yoksa?
Yani karşıdaki rezilliği örtmek için münasip bir yerinden birşey uydurunca eyvallah diyip kabul mü etmemiz gerekiyor onu? Bu nasıl bir mantıktır. Araplarda kızlar regenliğe girdikten sonra yaşları sayılıyormuş. Bunun delile ihtiyacı yok mu? Bana bu uydurma bir iddia gibi geldi. Eğer kanıtını gösterirseniz kabul ederim elbette. Ayrıca Aişe’nin “Annem Ümmü Rumân, ben arkadaşlarımla salıncakta oynarken, bana geldi, benden ne istediğini bilmeksizin yanına gittim. Elimden tuttu.” sözleri Gönültaş’ın belirttiği üzere 12+9=21 yaşındaki birini pek çağrıştırmıyor bana göre.
Bu nasil hesap?
Bu durumda Hz. Aişe evlendiğinde 9 yaşındaydı demek, “Akil baliğ olalı 9 yıl olmuştu, 9 yıldır ay hali görüyordu” demektir. O devirde ortalama bir kız 12- 13 yaşında ay hali görmeye başladığına göre Hz. Aişe 18-19 yaşlarında olmuş olur.
9+12=21
9+13=22
Ben birsey demiyorum bu konuda, ilgilenmiyorum cunku, ama madem aritmetik kullaniliyor bari toplamalar dogru olsun.
Hz. Aişe Peygamberimizle 9 yıl evli kalmıştı ve Peygamberimiz öldüğünde 28 yaşındaydı. Buradan da 18-19 yaşında olduğu ortaya çıkar.
28-9=19
* * *
Bülent bey, o da dert mi?
Bu durumda Hz. Aişe evlendiğinde 9 yaşındaydı demek, “Akil baliğ olalı 9 yıl olmuştu, 9 yıldır ay hali görüyordu” demektir. O devirde ortalama bir kız 9- 10 yaşında ay hali görmeye başladığına göre Hz. Aişe 18-19 yaşlarında olmuş olur.
Bakın bütün sorunlar bir anda çözüldü :)) Ne de olsa yapılan bundan ibaret değil mi? İşkembeniz yeteri kadar sağlamsa her türlü şeyi istediğiniz yere çekebilirsiniz.
Hz. Aişe’nin Evlilik Yaşı Tartışmalarında Savunmacı Tarihçiliğin Çıkmazı
Mehmet Azimli (Yrd. Doç. Dr. Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi)
İslami Araştırmalar Cilt 16 Sayı 1/2003
Özet
Bu çalışma, Hz. Aişe’nin Hz. Peygamber ile evlendiğinde yaşının dokuz mu onsekiz mi olduğu konusundaki tartışmayı incelemektedir. Hz. Aişe’nin onsekiz yaşında iken evlendiği görüşünü savunanların, bölgenin iklim ve evlilik kültürünü dikkate almadıktan, bu görüşün bilimsel olmaktan ziyade Oryantalist söyleme karşı tepkisel bir savunma psikolojisi içerisinde ortaya konulduğu belirtilmektedir. Bölgenin iklim yapısı ve evlilik kültürü göz önüne alındığında birçok örneği olan ve toplumsal olarak hiç problem edilmeyen bu evliliğin esasen Hz. Aişe dokuz yaşlarında iken gerçekleştiği ve rivayetlerin de bu noktada odaklandığı sonucuna ulaşılmıştır.
Giriş
Hz. Muhammet (a.s.),VII. yy.da Arabistan’da yaşamış ve Arap kültürü içinde yetişmiştir. Bu kültürün bir üyesi olan Hz. Peygamber, İslam Dini olarak insanlara tebliğ ettiği “Din” ile mensubu bulunduğu kültürde önemli değişiklikler yapmıştır. Sosyal yaşamın birçok alanında ve kurumlarında gelenek haline gelmiş yaşam biçiminde (adetlerde) büyük ölçüde değişimleri gerçekleştirmiştir. Aile yapısı, kadının konumu, evlilik ve boşanma gibi sosyal hayatın en başat değerleri de söz konusu değişimden pay alan kurumlar arasındadır.
Büyük değişimlerin mimarı olmasına rağmen, aynı geleneğin bazı adetleri İslam Dini içinde kabul edilmiş ve sürdürülmüştür. Örneğin evlilik akdi (nikâh) konusunda Hz. Peygamber önemli değişiklikler, düzenlemeler getirmiştir, fakat evliliğin yaşı, evlilik merasimi vs. gibi geleneğin hâkim olduğu cihetlere dokunmamıştır. Hatta kendisi de bu alandaki geleneğe tabi olmuştur. VII. yy. Arap kültürünün bir üyesi olmasına bağlı olarak yapmış olduğu bir kısım davranışları, zaman zaman eleştiri konusu olmuştur. Hz. Aişe ile evliliği de eleştiriye konu olan hususların başında gelmektedir. Özellikle bir kısım Oryantalistler, Arap örfüne (kültürüne) ait özel durumları yanlış yorumlayarak veya kendi kültürlerine kıyaslayarak eleştirilerinde ileri gitmişlerdir. Hz. Peygamberin 9 yaşındaki Hz. Aişe ile evlenmesi olayını “54 yaşlarında bir erkeğin oyuncaklarla oynama çağındaki bir çocukla evlenmesi” olarak nitelendirerek, bu evliliği bir anlamda şehvetperestlik, hatta daha da ileri götürerlık olarak nitelendirmişlerdir. Yaşlı bir erkeğin, bakire bir kız çocuğuyla “garip evliliği” diye yorumlamışlardır.
Oryantalistlerin haksız ve hatalı eleştirmelerine, savunmacı bir refleksle cevap veren Müslüman alimler, benzer bir hata ile Hz. Aişe’nin evlilik yaşını, kendi kültürlerindeki ortalama evlenme yaşı olan 15-20 arasına çekmeye çalışmışlardır. Hz.Peygamberin 9 yaşında bir kız çocuğuyla evlen-i ermeyeceğini, bunun bir iftira ve düzeltilmesi gereken bir yanlış olduğunu savunup, Hz. Aişe ile 17-18 yaşlarındayken evlendiği görüşünü dile getir¬mişlerdir.Rivayetlerin, zorlama tevillerle yorumuna dayalı bu tutum da, ayrı bir problem teşkil etmektedir. Bu görüşü benimseyenlerin önde gelenlerinden olan Ö. Rıza Doğrul, tercüme ettiği Mevlana Şibli’nin Asr-ı Saadet isimli eserine yaptığı ilavede bu konuyu uzunca tartışmış ve Hz. Aişe’nin evlilik yaşının 17-18 olduğu görüşünü savunmuştur.
Biz bu çalışmamızda, hem batılı bilim adamlarının, hem de onlara cevap veren Müslüman tarihçilerin konuyla ilgili görüşlerini, kaynaklarımızda yer alan Hz. Aişe’nin evlilik yaşıyla ilgili rivayetlerle yeniden değerlendirmeye çalışacağız.
Araştırmamızın temel hedefi, bu konudaki kanaatimizce yanlış olan iddiaları inceleyip, tarihi rivayetler ışığında mevzuyu aydınlatmaya çalışmaktır. Çalışmamızda, ağırlıklı olarak Ö. Rıza Doğrul’un, kısmen de benzer kanaatesahip olan çağdaş müelliflerin görüşlerine yer vereceğiz. Eleştirisini yapacağımız görüşlerin akabinde kendi görüş ve kanaatlerimizi de belirteceğiz.
A. Hz.Peygamber’in Evlilik Hayatı
Hz. Peygamber’in birden fazla kadınla evlenmesine, özellikle Batılı bilginler tarafından, çok evliliğin o dönemin sosyal sisteminin bir parçası olduğu ve birçok ahlaki, sosyal ve iktisadi sorunların çözümünde gerekli bir olgu olduğu düşünülmeden, tarafgir bir anlayışla tenkitler yöneltilmiştir. Bu tenkitleri yapan Batılı bilginlerin, aynı geleneğin mensubu olan, Hz. Davud ve Hz. Süleyman’ın evlilikleri konusunda hiçbir eleştiride bulunmamaları, tenkitlerinde tarafsız olmadıklarını göstermektedir.
Hz.Peygamber’in kadın düşkünü bir şehvetperest olduğu şeklindeki iddialara karşı, Hz. Peygamber’in niçin çok evlendiğinin sebeplerini anlatarak savunan bir çok reddiyeler yazılmış ve bu konuda değişik araştırmalarda cevaplar verilmiştir. Onun çok evliliğini sırf Müslüman müellifler değil, aynı zamanda bazı insaflı müsteşrikler de savunmuşlar ve cevaplar vermişlerdir. Bunlardan birisi olan Cariyle şöyle demektedir:
“O, 25 yaşında iken kendisinden 15 yaş büyük olan bir kadınla evlendi ve onunla 25 yıl ömür sürdü. Kadınlara rağbet etmedi. Birden bire huyunu karakterini ve davranışını değiştirip nasıl kadın düşkünü olabilir ki? Buna ben kendi hesabıma inanmam “.
Gerçekten de 25 yaşında iken evlendiği ve kendisinden 15 yaş büyük olan, Hz.Hatice ile 50 yaşına kadar yaşayan Hz. Peygamber, 50 yaşında iken yaşıtı olan Şevde ile evlenmiş ve çok evliliklerine 53 yaşından sonra başlamıştır. Evlendiği hanımlardan biri hariç tümü, ya dul ya da önceki evliliklerinden çocukları olan kadınlardır. Bu da, evliliğin ana saikinin “şehvet” olmadığını göstermektedir.
Hz. Peygamber’in çok evlenmesinde, siyasi amaçların ağırlıkta olduğunu düşünüyoruz. Örneğin, Hz. Aişe ve Hz. Hafsa ile evlenerek, Hz. Ebubekir ve Hz.Ömer’le ilişkilerini güçlendirmiştir. Beni Mahzum’dan Ümmü Seleme ile evlenerek, İslam’a en büyük düşmanlığı yapan Ebu Cehil’in kabilesinin düşmanlığını önlemiştir. Ümmü Habibe ile evlenerek, Mekke lideri olan babası Ebu Süfyan’la ilişkilerini yumuşatmaya çalışmış, bir daha savaşta kendisinin karşısına çıkmamasını sağlamıştır. Benî Nadir liderinin kızı Safiyye ile evlenerek Yahudilerin düşmanlığını azaltırken, Benî Mustalik’in liderinin kızı Cüveyriye ile evlenerek de, bu kabilenin İslam’a girmesini sağlamıştır. Meymune, ile evlenerek Meymune’nin kız kardeşinin evli olduğu ünlü kabile lideriyle bacanak olmuş ve onlarla yakınlık sağlamıştır. Zeynep b. Cahş’la evliliğini, bir Cahiliyye adetini yıkmak için Allah istemiş ve Kuran’da bu konuyla ilgili ayetler indirmiştir. Diğer hanımı Zeynep binti Huzeyme ise, Hevazin’in çok güçlü bir kabilesine mensuptur.
Kısaca zikrettiğimiz bu politik sebeplerin bile onun evliliğinin “şehvefile ilgili olmadığını göstermeye yeteceği kanaatindeyiz.
B. Hz. Aişe’nin Evlilik Yaşı Konusundaki Görüşlerin Tenkit ve Tahlili
Hz. Aişe’nin Hz. Peygamber ile evlilik yaşı konusundaki tartışmaları maddeler halinde verip, her bir madde içinde; bu görüşlerin eleştirilerini yaptıktan sonra, kendi görüş, değerlendirme ve cevaplarımızı da aynı madde içinde belirteceğiz.
Mevlana Şibli “Asr-ı Saadet” isimli eserinde; Hz. Aişe’nin doğum tarihi ile ilgili bilgilerin güvenilir olmadığından hareketle evlilik yaşını tespit etmeninde mümkün olamayacağını, dolayısıyla rivayetlerde belirtilen yaşın, kuşkulu olduğunu söylemiştir.Aynı görüşe Rıza Savaş’da katılmaktadır.İslam tarihi kaynaklarında, hiçbir sahabînin doğum tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. “Asrı Saadet” isimli esere yaptığı (ilave) açıklamalarda Ö. Rıza Doğrul’un da belirttiği gibi, o dönemde, bugünkü gibi nüfus daireleri yoktu ve kimsenin doğum kaydı yapılmıyordu. Nitekim günümüzde bile, özellikle kırsal kesimde, doğan çocukların doğum kaydı yapılamamakta, çocukların ailelerine çocuğun yaşı sorulduğunda, tarih olarak “ekinler biçildiği zamanda, narlar kızardığında, bir kış günü veya şu önemli olay olduğunda doğdu ” şeklinde cevaplar alınmaktadır.O dönemde bütün sahabilerin yaşları, genelde ölüm zamanındaki yaşlarına göre hesaplanıyordu. Bu ilkeden hareketle, Hz. Aişe’nin vefat tarihinden, yaşı çıkarıldığında yaklaşık olarak doğum tarihi bulunabilir. İslam tarihçileri, Hz. Aişe’nin vefat tarihi olarak genelde H. 58 yılını, vefatı sırasındaki yaşı olarak da 66 yaşını vermektedirler. Bir kısmı, vefat tarihi olarak H.56-59′u, vefatı sırasındaki yaşı olarak da 65-67 yi belirtseler de, çoğunluğu birinci görüşte müttefiktirler.11 Böylece Hz. Aişe’nin vefat esnasındaki yaşından, vefat tarihini çıkardığımızda (66-58=8) Hicret sırasında Hz. Aişe’nin yaşının 8 olduğu ortaya çıkar. Hicretten bir yıl sonra evlendiğine göre ise evlilik yaşı 9 olacaktır. 12 İbn Kesir bu yaşta evlendiği konusunda hiçbir ihtilafın olmadığını belirtir.
Hicretin ilk yılında evlendiği sırada 9 yaşında olduğuna göre, doğum tarihi Nübüvvet’in IV. yılına tekabül etmektedir. Hz. Aişe’den gelen “Ben kendimi bildim bileli İslam in içindeyim ” sözü de bunu kanıtlamaktadır.
Ö. Rıza Doğrul, Hz. Aişe’nin vefat ettiği sırada 74 yaşında olduğunu belirtse de bu rakamı (yaşı), tarihsel olarak kabul etmek mümkün değildir. Çünkü hiçbir tarihi kayıtta Hz. Aişe’nin bu yaşta vefat ettiği belirtilmemektedir. Müellifin, Hz. Aişe’nin 74 yaşında öldüğü konusundaki görüşü yalnızca Hz. Aişe’nin 17 yaşında evlendiği görüşünü esas alarak yaptığı yanlış bir kıyaslamanın sonucudur.
Sonuç olarak Hz. Hatice’nin Nübüvvetin 10. Yılında vefat etmesi üzerine Havle’nin teklifi ile söz kesilmiş ve Hicretin I. Yılında ise evlilik gerçekleşmiştir. Bizzat Hz. Aişe’den gelen rivayetlerde 6 yaşında sözlendiği ve 9 yaşında da evlendiği belirtmektedir.
Ö. Rıza Doğrul, Hz. Aişe’den nakledilen “Ben Mekke’de oynayan bir çocuk iken Hz. Peygambere “Hatta onların vadeleri kıyamettir ve kıyamet ise daha dehşetli ve daha acıdır.”
(Kamer 46) ayeti inmişti” şeklindeki Hz.Aişe’den nakledilen bu rivayeti delil alarak özetle şunları belirtir;
”Bu yaşta bir çocuğun bu ayetleri ezberlemesi, müşriklere acı azabı müjdeleyen bu ayetleri anlaması, Müslümanların başından geçen buhranlı vakalarla bu kadar alakadar olması ruhen ve fikre mümkün değildir. Bunu kabul etmeye imkan yoktur. Ne kadar zeki olursa olsun bu yaşta bir çocuk Kur’anla bu kadar alakadar olamaz. Ayrıca Kamer suresinin boykot yıllarında inmesi mümkün değildir. Çünkü bu konuda mucize gösteriminin gerçekleşe¬bilmesi için Müslümanların müşriklerle görüşmeleri lazımdır. Öyleyse bu surenin Müslümanların işkence yıllarında inmesi gerekir. Bu yıllarda Hz. Aişe hin çocuk olduğunu kabul etsek bile bu durumda Hz. Aişe peygamberlikten önce doğmuş demektir” şeklinde görüşlerini aktarmaktadır.
Bu görüşü Rıza Savaş da paylaşmaktadır.
Yazarın kendi görüşünü desteklemek için delil olarak ileri sürdüğü Hz. Aişe’den nakledilen bu rivayet, aslında yazarın görüşlerinin aleyhine bir delil olarak alınabilir. Bu yaşta bir çocuğun söz konusu ayetin ne şekilde indiğini bilmesi değil, bilememesi mümkün değildir. Çünkü bu yaş grubundaki çocuklar, o dönemdeki bir olayı rahatlıkla anlayabilecek ve kavrayabilecek bir çağdadır. Günümüzde de, 5–6 yaşlarında hafız olmuş çocuklar görebilmekteyiz.
Kaldı ki Doğrul; “Altı yaşında bir çocuk ne kadar zeki olursa olsun nihayet çocuktur. Bu ayetlere nüfuz edemez” şeklinde açıkladığı paragrafta bu sözleri aktarırken aynı paragrafta Hz. Aişe’nin Nübüvvetin gelişinden 2 veya 3 yıl önce doğduğunu, Kamer suresinin de Nübüvvetten sonra IV. Yılda indiğini belirtmiştir. Bu durumda kendi hesabına göre bile bu ayet indiğinde Hz. Aişe 6 veya en fazla 7 yaşında olmaktadır. Böylece müellif kendi de çelişkiye düşmektedir. Ayrıca Kamer suresinin boykot yıllarında, yani Nübüvvetin 8–10. senelerinde indiği ifade edilmiştir. Demek oluyor ki bu ayet indiğinde Hz. Aişe en az 5 en fazla 7 yaşlan arasındadır. Çünkü boykot yılları İslam’ın gelişinin 8. veya 10. yılları arasında olmuştur. Kamer suresi de boykot yıllarında indiğine göre Hz. Aişe sure indiğinde en azından 5–6 yaşlarındadır. Bu yaşta biri de ayetleri rahatlıkla ezberleyebilir ve anlamlarını kavrayabilir.
Yazarın; “bu sûre boykot yıllarında inemez, çünkü Müslümanlar müşriklerle görüşmüyorlardı”22 şeklindeki iddiası da doğru değildir. Çünkü, Müslümanlara bu dönemde, Haram Aylarda, 4 ay boykot uygulanmıyordu.23 Bu dört ay içerisinde müşriklerle görüşüyorlardı ve Kamer suresi de bu dönemde, boykot yıllarında, Mina’da iken inmiştir.
Dolayısıyla Doğrul’un bu yaklaşımı da isabetli değildir.
Rıza Savaş, Hz. Aişe’nin; “Kendini bildi bileli anne-babasının dine inandıklarını” belirten ve devamında, Hz Ebu Bekir’in Habeşistan’a hicret etmek üzere yola çıktığını anlatan rivayeti delil göstererek, Hz Aişe’nin bu olayı nakledebilmesi için, yaşının bu olayı gözlemleyecek kadar büyük olması gerektiği sonucuna varmaktadır. Olayı Hz. Aişe’nin daha sonra birilerinden nakletmiş olabileceği şeklindeki bir yorumun ise, ancak rivayeti ikiye bölerek (I.kısımla II. kısmı birbirinden ayırarak) yapılabileceği, bunun da yanlış olduğu kanaatindedir.
Fakat rivayetin ilk bölümü de, Hz. Aişe Nübüvvetten sonra doğmuş olduğunu apaçık göstermektedir. Rivayetin II.kısmı ise, muhtemelen Hz. Aişe’in yaptığı bir mürseldir. Aynı rivayetle ilgili Doğrul, Hz. Aişe’nin, “Kendini bildi bileli anne-babasının dine inandıklarını” belirten rivayeti delil alarak, bu rivayetin Hz. Aişe’nin Nübüvvetten sonra doğduğunu gösteremeyeceğini, bilakis Hz. Ebubekir’in Nübüvvet gelmeden önce de putperest olmadığını Hanif olduğunu, bundan dolayı bu rivayetin onun Nübüvvetten sonra doğduğu konusunda delil alınamayacağını, belirtmektedir.
Halbuki rivayete iyi baktığımızda, bu yorum ikiyönden geçersizdir. Birincisi; hadisteki Din kelimesi “ed-Din” şeklinde marife olarak kullanılmıştır. Bundan da İslam’ı kastettiği anlaşılmaktadır. İkincisi ve daha önemlisi; Hz. Aişe rivayetin devamında bu dinin İslam dini olduğunu ve çocukluğunda Hz. Peygamber’in devamlı kendilerine geldiğini anlatarak, kendisinin Nübüvvetin geldiği dönemde doğduğunu açıklamıştır. Rivayette yer alan vurgu, onun İslam döneminde doğduğunu belirtmektir. Böylece, rivayette zikredilen yaşın doğruluğu ortaya çıkmış olmaktadır.
Rıza Savaş ve Doğrul, Hz. Aişe’nin ablası Hz. Esma’nın, Hicret sırasında 27 yaşında olmasından hareketle, ablasından 10 yaş küçük olan Hz. Aişe’nin de buna göre 17 yaşında olacağı sonucuna ulaşmaktadırlar. Hz. Aişe de hicretten hemen sonra evlendiğine göre, evlendiği sırada 17-18 yaşlarında olması gerektiği görüşünü dile getirmektedirler.Şimdi bu görüşü incelemeye çalışalım.
Öncelikle Hz. Aişe’nin vefatı sırasında kaç yaşında öldüğünü tespit edebilirsek evlendiği esnada ki yaşını tespit etmek kolaylaşacaktır. Daha öncede aktardığımız gibi tarihçiler Hz. Aişe’nin H. 58 yılında 66 yaşında vefat ettiğini kabul etmektedirler.30 Buna göre eğer H.58 de Hz. Aişe 66 yaşında vefat ettiyse, Hicret sırasında 8 yaşında ve evlendiği sırada H. I. yılda 9 yaşında olacaktır.(66–58=8, 8+1=9)
Aynı hesaplama yöntemini ablası Hz. Esma’ya da tatbik edersek, Hz. Aişe vefat ettiğinde (H. 58) Hz. Aişe’den 10 yaş büyük olan Hz. Esma’nın 76 yaşında olması gerekir. (66+10=76) Hz.Aişe vefat ettiğinde, yani H.58 de 76 yaşında olan Hz. Esma, Hicret sırasında 18 yaşlarında, 10 yaş küçük olan Hz.Aişe ise 8–9 yaşlarında olacaktır. (76–58= 18)
Hicret sırasında 27 yaşında olduğunu savunan yazarlar, Hz. Esma’nın ölümü esnasındaki yaşından yola çıkarak bu sonuca varmaktadırlar. Şimdi bu konuyu biraz daha geniş bir şekilde inceleyelim. Hz. Esma’nın H. 73 yılında öldüğü kesindir. Bu konuda tarih kitaplarında hiçbir ihtilaf yoktur. Öldüğü esnadaki yaşı konusunda bazı bilginler 100 rakamını verseler de kaç yaşında öldüğü konusunda ihtilaf vardır. Hz. Esma, oğlu Abdullah b. Zübeyr’in Haccac tarafından şehit edilmesinden birkaç ay sonra vefat etmiştir.Hz Esma’nın ölüm yaşı konusunda ihtilaf bulunduğundan bazı bilginler, Arapça’da genel de 40,70,100 gibi sayıların çok¬luktan kinaye olarak kullanılabileceği prensibinde olduğu gibi, 100 yaşında öldüğünü bildirmişlerdir. Yani, bu bilgiyi veren bilginlerin kasıtları Hz. Esma’nın uzun süre yaşadığını belirtmektir. Yoksa net olarak tam yaşını vermeyi değil. Örneğin, muhakkik bilginlerden, İbn İmad ve ez-Zehebi bu şüpheli bilgiden dolayı Hz.Esma’nın 90 yaşında veya bunu biraz aşmış bir yaşta vefat ettiğini belirtirler.
Bu hususta şöyle bir hesaplama yaparsak konu daha da netleşebilir: Hz.Aişe’nin vefat ettiği H. 58 den Hz. Esmanın vefat ettiği H. 73′e kadar geçen 15 yıllık süreyi Hz. Esma’nın H. 58 deki yaşına eklediğimizde Hz Esma’nın yaşı vefat ettiği sırada 91 eder. (76+15=91). Bu da gösteriyor ki Hz. Esma vefat ettiğinde 91 yaşlarıda olmaktadır ve 100 yaşında olması mümkün gözükmemektedir. 91′den öldüğü tarih olan H.73 ü çıkardığımızda (91-73=18) Hz. Esmanın Hicrette, yani Hz.Aişe’nin evlendiği yılda 18-19 yaşlarında olduğunu buluruz. Hz.Esma ile Hz.Aişe arasındaki yaş farkı 10 yaş olacağına göre Hz. Aişe’den nakledilen ve bütün tarihçilerin müttefik olduğu “6 yaşında sözlendim 9 yaşında evlendim” ifadesinin doğru olduğu ortaya çıkar.
Bütün bunlara ilaveten şunu da söylemek mümkündür; O. Rıza. Doğrul’un görüşüne göre, Hz.Esma Hicrette 27 yaşında olmaktadır. Biliyoruz ki Hz. Esma Hicret sırasında ilk çocuğuna hamile idi. Kızların çocukken nişanlandığı, 9-10 yaşlarında evlendiği bir yörede, 27 yaşında evlenerek ilk çocuğu doğurmak oldukça geç bir yaştır. Günümüzde bile kızlar küçük yaşta evlenebilmekte¬dir. O gün için, sıcaktan dolayı ergenliğin erken yaşlarda başladığı bir yöre de, Mekke gibi, çok evli¬liğin yaygın olduğu ve kadınların hiçbir zaman bu yaşa kadar bekâr kalmadıkları bir bölgede, Hz. Esmanın 27 yaşında evlenmesini kabul etmek oldukça zor, hatta muhaldir diyebiliriz. Söz konusu yaş o günkü şartlarda, torun sahibi bile olunabilen bir yaştır. Çünkü daha sonraki dönemlerde de kızlar, çocuk denecek yaşta evlendiriliyorlardı.
Özetle tarihi rivayetlere dayanarak yaptığımız hesaplara göre Nübüvvetten 6 yıl önce doğan Hz.Esma, Hz. Aişe doğduğunda 10 yaş civarındadır. Hicrette ise, genç bir kadın olarak Hz. Peygambere erzak taşımış ve 18 yaşlarında ilk çocuğuna hamile kalmıştır. Hz. Aişe ise bu sırada 8-9 yaş civarındadır.
Doğrul, Hz. Aişe’nin 9 yaşında evlenmediğine bir diğer delil olarak; Hz. Peygamber’in, Hz. Hatice’nin vefatından sonra evi idare edecek, çocuklara bakacak birisine ihtiyacının olduğunu, bu vazifeyi ise 9 yaşlarında bir çocuğun yapamayacağını belirterek, bundan dolayı Hz. Aişe ile 18 yaşlarında evlen¬mesinin daha makul olacağını, söylemiş ve bu konu¬da nakledilen Hz. Peygamberin ev işlerini görmesi için Şevde ile evlenmesiyle ilgili rivayetlerin güvenilir olmadığını, şayet bu rivayetler kabul edilse bile Sevde’nin iri, yaşlı ve yavaş haliyle ev işlerini yap¬maya elverişli bir hanım olmadığını belirtmektedir.
Doğrulun görüşlerinden yola çıkarak, Hz. Hatice’nin vefatından sonra ev işlerini üstlenecek, çocuklara bakacak birisi lazımsa, neden Hz.Pey¬gamber Hz.Aişe ile (yazarın iddialarına göre Hz.Hatice’nin vefatında Hz.Aişe 15 yaşlarında idi) Hz.Hatice’nin vefatından sonra Mekke’de evlenme¬di de, Medine dönemine kadar bekledi? Ev işlerini çocuk bakımını neden ihmal etti? Kaldı ki Hz. Peygamberin en küçük çocuğu Hz. Fatıma bile Hz. Aişe’den büyüktür. Bu nedenle, Hz. Âişe ile evliliği¬ni, çocuk ve ev bakımı gerekçeleriyle açıklamak kabul edilebilir bir durum değildir.
Ayrıca Hz. Sevde’nin Mekke döneminde, Hz. Hatice’nin vefatından hemen sonra, Hz. Peygamberle evlendiği sabittir. Bu rivayetlerin güvenilir olma¬dığı şeklindeki yazarın görüşü pek tutarlı görünme¬mektedir. Çünkü tersine bir rivayet yoktur. Müs¬lim’de geçen “Şevde Resulullahın benden sonra ni¬kahladığı (tezevvece) ilk kadındı”42 ifadesindeki “tezevvüc” kelimesi “söz kesmek” anlamında olmalı¬dır. Zira, Hz. Aişe kendisinin söz kesilmesini anla¬tırken de aynı kelimeyi “tezevvece”yi kullanmakta; “Rasulullah beni altı yaşımda iken nikah etti (söz kes¬ti), dokuz yaşımda iken de zifafa girdi” demektedir.
Yukandaki bilgileri özetleyecek olursak; Hz. Peygamber, Hz. Hatice’nin vefatından sonra Hz. Şevde ile hemen evlenmiş, Hicretten sonra da, Hz. Aişe ile evlenmiştir.
Doğrul’un iddia ettiği gibi, Hz. Peygamber’in Hz. Aişe ile evlenme sebebinin ev işlerini yaptırmak olmadığını şu şekilde de izah edebiliriz:
Hz.Peygamber, Hz. Aişe ile küçük yaşta evlenerek onun, diğer hanımlarından daha iyi bir şekilde İslamî bilgileri kendisinden almasını ve Müslümanlara aktarmasını amaçlamış olabilir. Çünkü, diğer hanımları, hem yaşları hem de zeka seviyeleri bakımından Hz. Âişe ile kıyaslanamazlar. Hz. Âişe’nin, erken yaşlarda peygamber hanesine girmesinin en önemli nedeni bu olmalıdır diye düşünüyoruz. Bu küçük ve zeki kız sayesinde diğer sahabenin göremedikleri Hz Peygamber’in evinde meydana gelen olayların, özellikle kadınlarla ilgili özel meselelerin, Müslümanlara aktarılmasını ve Hz.Peygamber’in Müslüman kadınlarla olan bilgi alışverişini o sağlamıştır. Bundan dolayı, kaynaklarımızda yer alan İslam’i bilgilerin neredeyse tümü Hz. Aişe’den gelmiştir, diyebiliriz.
Hz. Âişe’nin üstlenmiş olduğu bu görevi diğer hanımları üstlenemez miydi, şeklindeki bir soruya şu şekilde cevap verebiliriz: Hz. Peygamberin diğer hanımları, daha önce birkaç evlilik hayatı geçirmiş, zeka olarak yorulmuş aynı zamanda yaşlanmış olan kadınlardı. Bir kısmının, coçuk sahibi olmak gibi, zihinsel anlamda önemli meşguliyetleri de bulunuyordu ki bu durum, Hz. Âişe’nin bilgi edinmedeki konumu ile kıyaslandığında, hanımlar arasındaki fark daha iyi görülebilir. Hz.Aişe ise, özel yetenekleri, diri zekası ile müstesna bir kadın olarak, İslam’ın bütün Medine dönemi hadiselerini gözlemlemiş ve bizlere aktarmıştır.
Yukarıda açıklamaya çalıştığımız Hz. Âişe’nin meziyet ve gayretleri konusunda “Siret Ansiklopedisi” yazarı Afzalurrahman şunları aktarmaktadır:
“Hz. Peygamberle erken yaşta evlenen Hz.Âişe’nin eğitim ve talimi bizzat Hz.Peygamber’in rehberliği ve nezareti altında gerçekleşti. Hz Aişe çok zeki, tecessüs sahibi, hıfzı kuvvetli, çok çabuk öğrenmeye kabiliyetli idi. Hz.Peygamberden ne görüp duydu ise onu hatırladı ve başkalarına nakletti. Bu sebeple Hz.Peygamber ona çok yakınlık duydu ki her söylediğini dinleyip izlesin ve yaptığını daha hevesli yapsın. Böylece Hz.Aişe, İslam prensiplerini ve Resulün sünnetini diğer hanımlar