Duyuru T. Suat Demren - 30 Eylül 2007 01:23 pm

Biraz ara..

Bana yine yollar göründü :-) Leyleği havada mı gördüm nedir? Ya da küçükken sepette mi taşıdılar n’aptılar?

Bir seyahat var, kısa olmasını umduğum bir süre için.

Önce bir alıntı yapayım sonra da bir kaç müzik parçası.. Ve kaçayım;

Serdar Turgut’un “Bu bir life style yazısıdır” başlıklı yazısından:

Örneğin; ben oruç tutmadığım için oruçluların olduğu ortamda daima kendimi kötü hissederim. Bana yanlış bir şey yapıyor olduğum işaretini veren bakışlar atıldığını düşünürüm. Bu birçok durumda bir hayalden ibarettir, bu selektif bir algılamadır. Görmek istediğimizi görürüz. Bu da sadece kendimizi tatmin etmeye yarar başka bir şeye değil. Hayaller dünyasında oynamaktır bu. Geçenlerde yaşadığım bir olayı size anlatmalıyım:

Ben kendi kendime ve çevreme daima dürüst davranmak, olduğumdan farklı görünmemek çabasındayım. Bunun çok daha doğru bir yaşam stili olduğunu ve dindar bir insana da bunun yakışacağını düşünürüm. O yüzden ortam değiştiği anda aslında ben de dindarım diye konuşmaya başlayanlardan, 11 ay boyunca her haltı yedikten sonra Ramazan ayı gelince dindar yaşamaya başlayanlardan fazla hoşlanmam.

Geçenlerde ailece balık yiyelim dedik. İftar saatinden sonra gitmek daha doğru olacak tabii ki ama çocuk olunca saatleri her zaman kontrol edemiyorsunuz. Ben trafik sürprizi nedeniyle biraz erkenden vardım gideceğimiz lokantaya. Girdim içeriye. Garson arkadaşlar girişin hemen yanında oturmuşlar, oruç açmaya hazırlanıyorlar. ‘Sakıncası var mı’ diye sordum, ‘Estağfurullah abi. Buyur geç masana’ dediler. O saatte servis filan beklentim yoktu. Sessiz sedasız ailemi bekleyecektim. Garson arkadaşlardan bir tanesi yanıma geldi. ‘Abi istediğin bir şey var mı; bir kadeh bir şey getireyim mi sana’ dedi. ‘Sen zahmet etme. Benim için şimdi rahatını bozma. Sonra konuşuruz’ dedim. ‘Abi ben niyetli değilim. Sadece arkadaşlarla oturuyordum’ dedi. ‘Peki o zaman. İnşallah arkadaşlar için bir sakınca olmaz’ dedim. ‘Olmaz abi’ dedi. Bir kadeh rakı ve beyaz peynirimi verdi. Masadaki sürahinin arkasına sakladım kadehi ve demlenmeye başladım. Arkadaşlar iftarlarını yaptılar, masadan kalkan birkaçı yanıma geldi, ‘Afiyet olsun’ dediler. Ben de onlara ‘Allah kabul etsin’ dedim.

Çok güzel bir hava vardı içeride. Belki de sadece bana öyle geliyordu. İstanbul’un en sevdiğim saatiydi. Güneş batmaya başlamış ve tüm Boğaz’da camiler aydınlanmıştı. Biraz sonra karım ve çocuğum geldi. Sakinlik bitti, mutluydum.

Ben böyle bir Türkiye’yi seviyorum. Zaten sokaklar böyle yaşıyor, selektif algılarımızla olmayan mücadeleleri varmış gibi göstermeyelim lütfen.

Görüşmek üzere inşaAllah.

(Yorumlar onaylanmaya devam edecek.)

4 Responses to “Biraz ara..”

  1. on 30 Eylül 2007 at 16:17 1.troy.phelan

    çok güzel yazmış serdar turgut çook.

    gerçi fikirlerin zor değişmediğini ve selekftif algının insanın olduğu yerde hiçbir zaman kaybolmayacağını düşünürsek hoş bir seda olarak zihinlerde kalıyor bu hikaye.

    fikirler darwin jr’ların elinde malzeme olabilecek değişimlere uğrayabilirse belki “insan değişir, selektif algı da neymiş beh?” diyebiliriz herhalde.

    iyi tatiller…

  2. on 01 Ekim 2007 at 01:17 2.Deniz

    Eyvallah, görüşmek üzere.İyi seyahatler.

  3. on 01 Ekim 2007 at 11:34 3.TT

    Suat Bey hayırlı yolculuklar..

    Serdar Turgut’tan objektif ve güzel bir yazı aktarmışsınız…
    Turgut, olağanüstü zamanlar dışında güzel yazılar çıkartıyor…

  4. on 01 Ekim 2007 at 18:39 4.Murat

    Serdar Turgut’un bugünkü yazısı:

    Mağlup taraf belli

    Bu yazının başlığını ‘Bir tartışma ancak böyle kaybedilebilirdi’ diye de atabilirdim. Nedenini bir süre sonra anlayacaksınız umarım.

    Düşünsenize; bu ülkede yıllardır üniversitelerde başı örtülü okumak isteyenlere kapılar kapanıyor ve üstelik zor kullanılarak kızlar kapıdan çevriliyor. Sürreel bir şekilde üniversite kapılarına bazı odalar konuluyor ve kızlar bu odalarda örtülerini çıkarmaya ikna edilmeye çalışılıyor.

    Bunları yapan ve onlara onay veren insanlar şimdi ‘Mahalle baskısı’ diye bir şeyden şikayet ediyor ve bu konuda bir tartışma açarak bundan sonuç almayı bekliyorlar.

    ‘Böyle bir şey olabilir mi, bu nasıl bir akıl tutulmasıdır ki; bir insan mağlup olduğu çoktan belli olan bir tartışmaya neden girer ki acaba?’ diye düşünüyorsunuz ama mantıki bir cevabı yok bunun.

    Dediğim gibi bu akıl tutulması olmalı. Utanç verici davranıp da şimdi şikayete başlayanlara çocuklar bile gülerken, karşı taraf tartışmayı kazanmış olmanın entelektüel keyfini çıkarıyor. Hakları da… Kimsenin diyebileceği bir şey yok

    Açıkça söyleyeyim; bugünlerde en çok kıskandığım ve yerinde olabilmek istediğim insan Fehmi Koru.

    Temelde haklı ve tutarlı bir konumdan tartışmalara girmenin keyfini çıkarıyor olmalı.

    Geçenlerde ‘Hangi mahalle baskısı’ başlıklı bir yazı yazdı. Fehmi Koru o yazısında SKYTÜRK’teki ‘Sosyal Bilgiler’ programında konuştuğumuz, tartıştığımız bir konuyu yazmış.

    Günlük yazılarının çıktığı Yeni Şafak gazetesinde birçok kadın gazetecinin çalışmakta olduğunu, Yeni Şafak gazetesinde kadınların yarısının başının açık yarısının da kapalı olduğunu, kimsenin birbirine karışmadığını söylüyor Fehmi Koru ve ardından ‘Bizde durum böyle. Sizlerin gazetelerinizde neden bir tek başı örtülü kadın yok’ diye soruyor ve ‘Bizde mi sizde mi mahalle baskısı’ diye de ekliyor.

    Verilecek fazla cevap da yok. Fazla kıvırtmaya çalışmak da insanın kendi entelektüel geleneğine bir hakaret olurdu.

    Fehmi Koru fikirsel öldürücü darbeyi, bize de televizyonda anlattığı yazısındaki şu cümleler ile vuruyor.

    Fadime Özkan adlı gazeteci ile Hürriyet gazetesi yıllar önce bir mülakat yapmış. Mülakatın girişinde Fadime Hanım şöyle anlatılıyor:

    ‘Yeni Şafak gazetesinde kültür sanat yazıları yazıyor. Editörlük yapıyor. Gazeteciliğin neredeyse tamamını İslami kesimde geçirmiş. İmam hatip lisesi orta kısmına giderken sadece okulda örttüğü başını, lise yıllarında hiç açmamaya başlamış. Ve beş yıl önce başını açmaya karar verinceye kadar tesettürlü gezmiş.’

    Fadime Hanım’la yapılan mülakatı Hürriyet gazetesi ‘17 yıl sonra başını açtı’ başlığı ile vermiş.

    Başını bir gün açtığı zaman Yeni Şafak’taydı. Sonraki beş yılda sayfa editörü oldu ve köşe yazmaya başlamış.

    Sonunda Fehmi Koru, sorulması kaçınılmaz olan şu soruyu soruyor haklı olarak ‘Siz hangi mahalle baskısından söz ediyorsunuz yahu’.

    Nagehan Alçı ile bana da televizyon programında ‘Sizin gazetenizde bir kadın bir gün örtünmeye karar verip öyle gelseydi işe neler olurdu?’ diye de sormuştu.

    Bir bölüm medyaya yönelik olduğu için bu soruya net cevap verememiştim ama en azından o tür bir durumda nasıl davranacağımı biliyorum…

    Tartışmada mağlubiyeti nasıl gönül rahatlığıyla itiraf edebiliyorsam o durumda da gönül rahatlığıyla ne yapacağımı biliyorum. Çünkü belki her zaman göstermem ama ben kişi özgürlükleri ve dini inançlar konusunda inançlı hatta militan bir savaşçı olmuşumdur. Uzun yıllar önce başı örtülüleri içeri almamam talimatıyla nöbete dikildiğim üniversite kapısında verdiğim mücadele ile alnımı temiz tuttum.

    Talimata uymamak belki de üniversite kariyerimi bitirdi o zamanlar ama olsun, pişman değilim, gönlüm çok rahat.

    Tartışmada mağlup da hissetmiyorum kendimi. Sadece bir tarafın zayıf durumu üzüyor. Ben son analizde solcu geleneğimin içine sığınırım, kişisel hak ve özgürlükleri savunmaya devam ederim.

    http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=93514,10,104

Trackback This Post | Subscribe to the comments through RSS Feed

Önemli

Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederim.

Siz de düşüncelerinizi paylaşın


Kapat
E-posta ile paylaş