‘Oturgaçlı götürgeç’çiler yine işbaşında
Huylu huyundan vazgeçmiyor. Türk Dil Kurumu kelime üretimine devam ediyormuş. Buldukları bazı karşılıklar şöyle:
Basketbol ‘’sepet topu'’, first lady ‘’başbayan'’, asparagas ‘’uydurma'’, zapping ‘’geçgeç'’, etik ‘’töre bilimi”, Avans ‘’öndelik'’, voleybol ‘’uçan top'’, banknot ‘’kağıt para'’, afiş ‘’ası'’, ajanda ‘’andaç'’, aktivite ‘’etkinlik'’, aktüel ‘’güncel'’, aspiratör ‘’emmeç'’, amblem ‘’belirtke'’, ambulans ‘’cankurtaran'’, amortisman ‘’yıpranma payı'’, fabrika ‘’üretimevi'’, anarşi ‘’kargaşa'’, arşiv ‘’belgelik'’, atölye ‘’işlik'’, türbülans ‘’burgaç'’, badminton ‘’tüytop'’, baypas ‘’köprüleme'’, otizm ‘’içeyöneliklik”, ipotek ‘’tutu'’, fuel oil ‘’yağ yakıt'’, garanti ‘’güvence'’, depozito ‘’güvence akçesi'’, fitness ‘’sağlıklı yaşam'’, finanse ‘’akçalanmış'’, CD ‘’yoğun disk'’, terörist ‘’yıldırıcı'’, idealist ‘’ülkücü'’
Birileri, literatüre ‘oturgaçlı götürgeç’ gibi kelimeler kazandıran bu adamlara, dilin canlı bir varlık gibi olduğunu, doğal olmayan müdahalelerin dile yarar değil zarar getirdiğini anlatmalı. Galiba bu adamları umutlandıran şey, uydurulan onca karşılıktan birkaçının tutuyor olması. (Mesela ‘buzdolabı’ gibi)
Yüzyılların kültürüyle, geleneğiyle oluşmuş dilimizi ’sadeleştirme’ adı altında ucubeye çevirdiler. Dildeki sadeleştirme konusundaki en gayretli isimlerden Nurullah Ataç’ın ibretlik bir sözü vardır, şöyle der;
Ben yıllardan beri öztürkçenin savunuculuğunu yapıyorum diye bazıları benim Türkçeyi çok sevdiğimi zannediyorlar. Hayır, ben bu milletin Latince kökenli bir dil konuşmasını istiyorum, fakat mevcut zengin haliyle bu çok zor. Ancak bu dili körelte körelte bir kabile dili haline getirirsek buna mecbur olur.
İşte bu zihniyetin değirmeninden geçtik; şimdi ‘muhasara’ ile ‘kuşatılma’yı, ‘talep etti’ ile ‘istedi’yi, ‘taarruz’ ile ’saldrı’yı, ‘neden’ ile ‘vesile’yi aynı zanneden ve birbirine ikame eden bir kitleyiz.
Dilde zorla değişim olmaz. Hele sadeleştirme, yabancı kökenli kelimelerin atılması gibi birşey hiç yapılmaz. Bugün dünya diline sahip olan İngilizler bırakın dilden kelime atmak gibi bir saçmalığa girişmeyi bilinen bütün dillere kendilerini açmışlardı. Şimdi muazzam bir kelime hazineleri var. İngilizce’de pekçok Latince kelime vardır, bazı Almanlar İngilizce için “Almanca’nın bir diyalekti” der.
Dil yaşayan ve kendini yenileyen bir yapıdır. Bu yenileme suni bir biçimde yeni kelimeler uydurarak yapılmaz. Dil değişir, zaman içinde bazı kelimeler dilden sakıt olur. Aynı biçimde yeni ihtiyaçlarla yeni kavramlarla karşılaşıldıkça da yine kendiliğinden kelimeler türer ya da başka dillerden geçer, içselleşir. Bu, kültür, coğrafya ve medeniyetlerin ürettikleri ile de çok yakından ilşkilidir. Hiçbir karşılığı olmayan kavramlar için yapılacak ‘öneriler’ belki mazur görülebilir ancak kabul görmüş olanlar için sadece yabancı kökenli olduğu gerekçesiye yeni karşılıklar uydurmak dile yarar getirmekten çok uzaktır.
Yaygın kanaatin aksine bir dile giren ‘yabancı’ kelime dile zarar vermez, bilakis dili zenginleştirir. Buna en güzel örnek İngilizce’dir.
Geçenlerde İktisat - I öğrencisi yeğenime, Hayek’in ‘Kölelik Yolu’ kitabının, daha 50 yıl önce yapılmış enfes çevirisini hediye etmiştim, üç gün sonra telefonda kitabın dilini anlayamadığını, kendisi gibi anlayamayanlar için arkasına konan lügata bakıp durmaktan da konuları kavrayamadığını söylüyordu.
Daha önce sadeleştirme adı altında bizi geleneğimizden ettiler, 50 yıl önce yazılmış kitapları anlayamaz hale getirdiler. Bundan sonrası için bari rahat bıraksınlar, kendi doğal sürecini izlesin dil.
Allah’tan zorla dayatım yap(a)mıyor kurul, bu açıdan da ne kendilerinin ne uydurukçalarının esamesi okunmuyor artık. Ancak yine de TDK acilen kapatılıp kadrosu Jurassic Park’a doğru dağıtılmalı. Sadece pratikte kurtulmak yetmez, teorik olarak da dilimizi bu adamlardan kurtarmamız gerek çünkü.

24 comments
Merhabalar;
Ben de bu haberi okudum. Orada editörle bir yorumcu atismis, gercekten haber editörü güzel cevap vermis:
Sizin de dediginiz gibi buzdolabi tutmus, yukardaki yorumcunun tespitiyle bilgisayar da. Yorumlari cok begendigim icin kendim bir se yazmayayim.
“Gülüncsel betimlecler” icad edilmesine gerek yok.:)
Saygilar
Diller birbirinden etkilenebillir. Zaten tarih boyudünya muvazenesinde egemen olan güç ve kültürlerin dilleri de diğer toplumları etkilemiştir. ni önemli olan her kademede güçlü olabilmek.
Ufak bir hata, manaya zarari yok, lakin dildeki bozulmaya hasredilmis bir yazida goze carpiyor: “İngilizce’de pekçok Latince kelime vardır, bazı Almanlar İngilizce için “Almanca’nın bir diyalektiği” der.” demissiniz. Burada “..diyalektigi..” degil “..diyalekti..” demek icap ediyordu.
Bir vakit Ingiltere’de de bir grup ’saflastirmaci’ dilin ozune donulmesi, sadece Anglo-saxon kokenli kelimeler kullanilmasi vs…amaclar ugruna harekete gecmis…saga sola astiklari duyurulardaki cumlelerin yuzde sekseninden fazlasi ‘oz Ingilizce’ olmayan kelimelerden olusuyormus. Kenan Evren’in de notlarini Osmanlica tuttugu rivayet edilir, bilmem duydunuz mu?
Ben de buna işaret etmiştim, tevafuk olmuş.
Aslında haklı bir yönü de yok değil. İngilizcenin tasallutu öyle bir hal aldı ki, 100 sene sonra Türkçe diye bir dil kalmayacağını tahmin ediyorum. Aslında, bu dünyadaki diğer diller için de geçerli.
Ama bu alternatif (alternatif’in öztürkçesini bilen var mı?Hah seçenek doğru ya !) sözcüklerin, en başta lanse edilmesi gerekiyor. Yoksa dile bir defa girdiği zaman, bir daha çıkarmak pek kabil değil. Ayrıca, bazı kelimelerin günümüz Türkçesinde karşılığı yok ama Osmanlı Türkçesinde var. Kelime türetmek yerine, zaten kültürümüzde olan sözcüklerin tercih edilmesi yoluna da gidilebilir. Mesela yukarıdakilere şöyle Osmanlıca muadiller sunabilirim:
asparagas- şayia
amblem-alem
garanti-teminat
terörist-eşkıya veya şaki
Eminim biraz Osmanlıca bilen diğerlerinin karşılıklarını da söyleyecektir.
Kasmaya gerek yok yani. CD, fitness, badminton gibi kelimelere ise, eliniz mahkum orjinalini (=aslını) kullanacaksınız. Bu, böyle.
Japonlarda çatal olmadığı için fooku (=fork), kaşık olmadığı için supun (=spoon) demeleri gibi…
blue:asparagas- şayia
Bildiğim kadarıyla şaiya “dedikodu,söylenti” demek… TDK’nın asparagas için “uydurma” teklifi asparagası bir ölçüde karşılıyor, ancak uydurma aynı zamanda “iftira”nın da karşılığı…
bence asparagas asparagas olarak kalır…halk diline yerleşmiş bir kelimeyi atmak çok zordur…
Suat bey:TDK acilen kapatılıp kadrosu Jurassic Park’a doğru dağıtılmalı
TDK bir dilin bozulmasına neden olabildiği gibi korunması ve geliştirilmesinede yarayabilir.Film,dizi,kitap,gazete gibi kitleleri etkileyen araçlarda kullanılan dile etki edebilecek bir kurum bu işi yapabilir…2008 yılında “basketbol”a sepet topu önerilmesi lüzümsuz bir gayretkeşlik belki bu sporun ilk yapıldığı zamanlarda önerilseydi tutardı…
Hepimizde TDK’nın yaptığı işin akşama kadar oturup kelime üretmek olduğu gibi bir algı var. Yoksa öyle mi?
Konusmanin icinde Ingilizce iki kelime soylemenin ‘cool’ oldugu GK Baskaninin bile gazetecilere ‘no comment’ dedigi bi yerde Turkce karsiligi olmayan seyler icin kelime uydurmanin faydasi olmaz elbet.
Pek yakinda cumleye kendi dillerinde baslayip Ingilizce bitiren Hindistanlilar gibi olacagiz. Onlar yine somurgeydi.
Blue Bey, aynen katılıyorum.
Bu kelime tercihi yazılımcıların sıkça yaptığı bir şey. Ben de yazılımcıyım. 6-7 sene önce geliştirdiğimiz bir yazılımda İngilizce “contact” kelimesinin muadili olarak “muhatap” kelimesini tercih etmiştik. Beyaz türk kafası bir müşteriye (bilinen büyük bir şirketin CEOsu) yazılımın sunumunu yaparken, müşteri muhatap kelimesini görünce hemen antipatisini ifade etme gereği duyup “muhatap ne ya, bunun yerine kişi falan deseniz daha iyi olmaz mı” deyiverdi. Ben de muhatap kelimesinin İngilizce’deki contact kelimesinin karşılığı olduğunu, kişinin person/individual gibi bir kelime olduğunu ve contact’ı karşılamayacağını anlatmaya çalıştım. Bunun üzerine “ya olsun boşverin kişi deyin, tarihin karanlıklarından kelimeler çıkarmayın” tepkisini alınca daha fazla uzatmadım. :)
Bu “eski kelime rahatsızlığı” analiz edilse baya bi araştırma konusu falan olur yani.
Ben bilgisayar kelimesini cok severim. Fransizcada ordinateur diyorlar sanirim. O da pek komigime gitmistir hep, her ne kadar fransizca bilmesem de…
Turkcenin ucubeye dondugu fikrini katilmiyorum. Bugun Turkiyede canli bir turkce konusuluyor, cok sahane romanlar, oykuler, siirler de yaziliyor. Cok hizli bir degisimden gecirildigi dogru bu dilin, ama bundan sonra merkezi bir birimden bu olcekte bir yeniden yaratmaya maruz birakilmasi olasi gorunmuyor bence.
Tabii belli kelimeler buyuk olcude oturmusken, ille de eski versiyonunu kullanacagim diye kasmak da bana komik geliyor.
Canli bir dilde pragmatizm kritiktir. Bundan dolayi da ingilizce kokenli kelimeler, arapca kokenli kelimelerden daha avantajli. Dolayisiyla illa kelime alacaksak, hic degilse osmanli turkcesinden alalim falan gibi zorlamalar da anlamsiz.
“Tevafuk olmus” ne demek ya? Ben bunu anlamiyorum, 30 yasinin altinda bunu anlayan kac kisi var bilmiyorum, ama eger hastasiysaniz bu ifadenin, kullanin bol bol, ne diyeyim. Bir gun cok dinlenen biri olursaniz, o zaman biz de onemser ogreniriz herhalde…
Turkcenin ucubeye dondugu fikrini katilmiyorum. (Netamiye)
“Tevafuk olmus” ne demek ya? Ben bunu anlamiyorum, 30 yasinin altinda bunu anlayan kac kisi var bilmiyorum, (Netamiye)
Yoruma gerek var mı?
Ve bir soru: ‘Tevafuk’un anlamını bile bilemeyen onun yerine ne kullanırsa aynı anlamı saglayacağı üstüne düşünebilir mi? Mesela ne denebilir ‘tevafuk’un yerine, ben düşündüm bulamadım?
Yazıda ne denmişti; “şimdi ‘muhasara’ ile ‘kuşatılma’yı, ‘talep etti’ ile ‘istedi’yi, ‘taarruz’ ile ’saldırı’yı, ‘neden’ ile ‘vesile’yi aynı zanneden ve birbirine ikame eden bir kitleyiz.”
Buna ‘tesadüf ile tevafukun aynı anlamda olduğunu sanmak ve kullanmak’ da eklenebilir.
Yine yazıdan; “Geçenlerde İktisat - I öğrencisi yeğenime, Hayek’in ‘Kölelik Yolu’ kitabının, daha 50 yıl önce yapılmış enfes çevirisini hediye etmiştim, üç gün sonra telefonda kitabın dilini anlayamadığını, kendisi gibi anlayamayanlar için arkasına konan lügata bakıp durmaktan da konuları kavrayamadığını söylüyordu.”
Bir Fransız, bir İngiliz, bir Alman için aynı şey geçerli mi? Elbette hayır.
O halde tekrar alıntı; “Turkcenin ucubeye dondugu fikrini katilmiyorum. (Netamiye)
Doğruluk payı var, ancak bir düzeltmeyle, ucube olan sadece dil değil, onun zengin halindeki çok kelimeleri anlamayan bizleriz. Suç bizde değil ama ortaya çıkan ürün biziz.
netamiye,
tevafuk kelimesiyle tesadüf kelimesi eş anlamlı olmayı bırakın, zıt anlamlı bile denebilir.
Tesadüf, olayların başıbozukluğunu; tevafuk, iradeye bağlı olduğunu gösterir.
Osmanlıca, ne yazık ki, sırtımızı döndüğümüz çok zengin bir hazine.
Atalarımız kelimelerle, dille akıl almaz sanatlar yapmışlar; divan edebiyatına bakın. O kadar ki, yazdıkları şiirlerin harf değerlerinin toplamları (=ebced) ile yapıtlarına gizli tarih bile eklemişler.
Onlardaki ruh inceliğine sahip değilseniz, siz tesadüf deseniz de olur; hiçbir şey demeseniz de olur.
Çok değil, bir nesil öncesine gidin. Dedelerimiz ne kadar hoş sohbet insanlardı. Bir şey anlattılar mı ağızlarından bal damlardı. Artık, insanlar arasında sohbet; ya dedikodu için, ya siyaset, futbol için kullanılır oldu. Yani ruh öldü. Ruh ölünce, dilden bir şey beklemeyeceksin.
Ruh ölünce, tesadüf de bir, tevafuk da…
Bu kelimelerle oynamak arzusunu, anlambilim yada göstergebilim gayreti mi dürtüyor acaba. Ellili yaşların Birmanya, otuzlu yaşların Burma, yakın dönem kuşağının Myanmar olarak bildiği bir ülke var. Bunlar ne anlama geliyor bilen var mı? Bu isimler hangi saiklerle değiştirilip durmuştur dersiniz. Bilinen yüzbin kişinin bir kasırgada öldüğü. Kimsenin telafuz bile etmeye cesaret edemiyeceği bir yıkım. Hindistan bu tehlike uyarısını iki gün önceden cunta yönetimine bildirdik diyor. Onlar ise halk oylaması ile sağlamak istedikleri meşruiyetin, propagandası ile meşguller. Bu Burma, hani turuncu şallarıyla uysal ve fakat zulme başeğmez bir zarafet ve vakar duruşu ile, tanıdığımız Budist rahiplerin ülkesi. Hamdi Yazır Mustafa Kemal desteğiyle yazdığı tefsiri, Hak Dini, Kur’an dili tefsirinde, İsra suresinde, Yıkıcı taşlarla savuran rüzgarın şiddetinden eminler mi diye soruyor zalimler için. Ve ekliyor, her uyarı onları azdırmaktan başka bir işe yaramaz. Hiçbir belde yokturki, kıyamet kopmadan önce, yıkıcı bir azapla imtihan edilmeden bırakılacak olsun… Büyük bir felaket yaşanan. Dilim bunları yazmaya kaç gündür varmadı. Haritadan silinme böyle birşey olsa gerek…Yardımlar ve ilgi noktasında da bir durgunluk var. Yıkımın büyüklüğü ile yüzleşmek korkusundan mı acaba. Allah tüm insanlığı böyle felaketlerden esirgesin…
TT,
asparagas konusunda haklısınız. Yalnız, ben bu kelimenin kökenini de anlayamadım. Kuşkonmaz’ın latincesi olan asparagus’tan geliyormuş. Kel alaka ! Başka bir dilde de kullanılmıyor. Anladığım kadarıyla asparagas zaten bizim uydurduğumuz bir kelime. Yani doğal süreç içinde ortaya çıkmış bir sözcük. Bu yüzden değiştirmeye hiç gerek yok.
fizikçi,
Evet ne yazık ki, Osmanlıca sözcükler pek “cool” gelmiyor insanlara. Hele yeni nesil hiç bir şey bilmiyor. Kendi sözlerimi tercüme etmek zorunda bırakıyorlar.
Ma’lum-u aliniz, temayül-i umumiyeye mukavemet serdeylemek pek müşkil. Nasıl TDK, “ne tutarsa” saikiyle müteharriktir, bizler de aynı cehd içinde olmalıyız. Filhakika keşke Osmanlıcaya hakim münevverlerden bir kurul da teşekkül etse; zaten an’anemizde mevcut olan kelimeleri çekip çıkarsalar, efkar-ı umumiyeye arz etseler….
Anlamayanlara, İngilizce daha yakın gelebilir:
Hey buddy ! You know it’s difficult to resist to people’s tendencies. How TDK is struggling with the aim if it could get in some degree, so we should be in that kind of struggle also. Actually, what if we could have a commision of intellectuals having a deep-knowledge of Ottoman language; and so they could grab some equivalents amongst & present to the people.
Netamiye,
Bilgisayar kelimesini ben de çok severim. Bunun gibi başarılı örnekler var. Şu anda dil Arabi kelimelerin değil, İngilizcenin baskısı altında.Bence teminat, iktisat, teşvik, kelime demenin bir sakıncası yok.
Tevakufu biliyodum. Tesadüf yerine kullanılır ama eş anlamlısı değil. Tesedüflere inanmayanların tercih ettiği bir kullanımdır.
Arif bey,
Bizde de radyasyon isi boyle olmamis miydi? Istanbul depremi icin korkup ‘geliyor ama birsey yaptigimiz yok’ diye sikayet etmiyor muyuz? Ara sira cikan sehri suyuyla milleti zehirleyen belediye ve buna laf eden doktor/hoca filanin sesinin duyulmamasi (hatta kotulenmesi) haberleri ayni tarzin degisik bir tezhuru degil midir? Hatta daha ileri gotureyim, ekonomik tikanma, ekolojik felaket vs. isler icin (burada ve disarida) hep sikayet edilmez mi ‘otorite’ dar ufuklu, gucunu ya kayitsiz kalarak ya engel olarak yanlis kullaniyor diye? Myanmar’da olan daha baskici bir otoritenin bunlardan farki cok daha kisa vadedeki bir felaket icin halka daha buyuk kotuluk yapmasi.
Bu yetki verilen adamlarin icinlerinden korkuyu, sirtlarindan sopayi eksik etmemek lazim diye dusunuyorum. Onu yapmayip alkis filanda ifrata kaciyoruz diye de endiseliyim. Elindeki sopayi sIk kullanan ile daha ‘demokratik’ ortamda tepemize cikan arasinda temel nitelik farki ne kadardir ben tartamiyorum boyle durumlarda. Evet ‘demokratik’ olanda kotuluge engel olma imkani var gozukuyor ama kullanilmayabiliyor galiba. Idarenin disindaki unsurlara da bagli bir yerde nasil bir resmin ortaya cikacagi.
Bülent bey, ilgisiz bir başlık altında bu bahse girdiğimiz için, umarım Suat bey ve diğer yorumculara saygısızlık etmiş sayılmayız. Yalnız çok büyük bir felaket var. Ve ben iş ve oluşlardaki büyük haksızlıkların, Gayretullaha dokunma adına taşıdığım kaygı refleksiyle yazdım o yorumu. Adaletsizliğin kemikleştiği ve üstesinden gelinemediği durumlarda, gerek doğal gerekse insani felaketlerin-Irak ve Saddam örneği-çalıştığı gibi ikazlar var bu anlayışta. Seküler mantık ve zeminde yeri olmasada , böyle felaket anları insanları etkiliyor. Sizin değindiğiniz radyasyon hikayeleri, bizim doğulu hikayelerimizden. Mesela bir eski belediye başkanı, derya pis tutmaz derlerdi dedelerimiz, bizde bütün lağımları denize boşalttık, meğerse derya pislik tutarmış öğrendik demişti. O turuncu şallarıyla rahiplerin oturdukları yerde dayak yemeleri çok çirkin bir manzaraydı. Konu dağılmasın ama mistik bir boyut işaretiydi benimki. Mehmet Altan da aynı konuyu, doğayla savaşmakta cuntacıların yetersizliği boyutundan ele almış ve sizin eleştirinize daha uygun bir yazı olmuş. Yada sadece, nicelik olarak göz önüne alınabilecek bir yaklaşım diyelim sizinde belirttiğiniz gibi. Meramım onunkiyle aynı değildi.
Fethi bey,
Haklısınız, bu konudaki bir yazıda dikkati çekiyor. Kendimi de aynı kitlenin içinde gördüğümden konuya ironik bir örnek gibi olması hoşuma bile gitti. Düzelttim, teşekkür ederim.
Est, abi, dilediğiniz konuda yazabilirsiniz.
Burma’daki felaket içimizi yaktı. Allah ölenlere rahmet kalan insanlara sabır ve güçüklerle mücadele azmi versin. İnşaallah yaralarını kısa sürede sararlar, yardım etmek isteyenlerin çağrıları da insaf sahibi olanların nezdinde duyulur ve kabul görür..
[…] Başlık yanlış oldu galiba ama bu yazı Osmanlıcanın Türkçe ve Arapça dışında suni bir dil olduğunu anlatmaya çalıştığım bir yazı olduğundan dolayı Osmanlıca başlık yanlış olsa da olur. Başlığın anlamı şu olacaktı: Osmanlıca diline itiraz niteliğinde yazı. “Red” sözcüğü ne manaya geliyor biliyorum. Reddiye ise itiraz belirtme yazısı / açıklaması anlamında kullanılabilir herhalde. O kadar Osmanlıcam yok. Ayrıca Osmanlıcada Osmanlıca ne demektir bilmediğim için Lisan-ı Osmanlı diye yazdım. Bu yazım bir sitedeki bir yazıya yorum olacaktı. Uzun olduğu için yorumumu buraya aldım. Söz konusu yazıyı okumak isteyenler buraya tıklayabilir: Oturgaçlı Götürgeç’çiler Yine İşbaşında […]
Yazıyı ve yorumları ilgi ile okudum. Yorum yazdım. Yorumum çok fazla uzun olunca kendi sitemin dil bölümünde yayımlamayı daha uygun buldum.
işte linki: http://dilbilgisi.alivesitesi.com/reddiye-i-lisan-i-osmanli/
Suat bey, öncelikle değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim.
Burada daha önce de belirtmiş olduğum gibi hem yazınızı hem gelen yorumları ilgiyle okumuştum. Sayfamda okuduğunuz yazımda benim bir hatam var. En başta şunu belirtmeliydim:
“Dikkat: Aşağıdaki maddeler Suat Bey’in yazısına direkt eleştiri mahiyetinde değildir; muhalefet de yoktur. Onun yazısına ve yazısına gelen bütün yorumlara göre fikirlerimi yazdım. Ayrıca söz konusu yazı ve aldığı yorumlarla ilgili olmayan görüşlerim de var.”
Yazımın en başında böyle bir açıklama yapmayı düşünemediğim için sizden özür dilerim. Şimdi açıklamayı ekledim.
Dunyada 100 sene once yazilan dili anlayamayan kac millet vardir acaba? “Istikamet” kelimesinin anlamini bilmeyen universite ogrencileri var.
Cemal Bey@
Peki ya şuna ne dersiniz?
800 yıl önce yaşamış bir halk ozanının şiirlerini anlayabiliyoruz ama 100 yıl önce yazılan bir metni anlayamıyoruz! 80 yıl öncesine kadar dilimiz “kelime dağarcığı açısından” zenginleştirilmişti çünkü. Bu zengin kelime dağarcığı öz türkçe olmayabilir, eleştirilebilir. Ama gerçekten çok zengindi. Günümüzde dilimizin orta halli bir zenginliği dahi yok. Osmanlıcayı (gerçi ben de kabul edemiyorum) kabul etmeyenler önce kendileri Türkçeyi Türkçe dilbilgisi kurallarına aykırı olmadan zenginleştirmeli, sonra Osmanlıca kelimeleri eleştirmeli. Bakınız “kelime” diyorum. O bile Arapça. Gerçi “sözcük” de var, ama “kelime” her şeyiyle dilimize oturmuş. söküp atmaya gerek yok.
Benim ingilizcem iyidir. 100 yıl önceki eserlere bakmış mıyım hatırlamıyorum, 50 - 60 yıl kadar öncekilere baktım okudum. Daha rahat anlayabildim. Şimdiki ingilizce çok daha fazla zengin.
İngilizler zamanla dilini geliştiriyor zenginleştiriyor.
Biz ise zamanla dilimizi küçültüyoruz fakirleştiriyoruz.
Bir ingiliz genç 60 yıl önceki yazıları daha kolay anlayabilir.
Bizde tam tersi. Buna ilericilik diyorlar ne hikmetse.
Günümüz Türkçesi eskisine göre çok sığ.
Televizyonda konuşan aydın denebilecek bazı kişiler ve bazı gazete köşe yazarları bol bol ingilizce ve Fransızca kelimeler kullanmaya başladı. Niçin? Çünkü adamlar ifade etmek istedikleri duygu ve düşünceleri aktarabilmek için Türkçemizde kelime bulamayınca batı dillerine sığınıyor.
O insanlarin “budanmis” dilimiz yuzunden Ing. kelimelere sigindina katiliyorum. Bir konuyu anlatirken “sey”,”iii” denilen her an bence dilimizden budanmis bir kelimenin eksikliginin hissedildigi andir. TDK tavsiye edebilir ama artik 1930′larda degiliz. Koca eski Cumhurbaskani “gonenc” diye diye kendini helak etti ama kimse takmadi.
Siz de düşüncelerinizi paylaşın: