Eğitim mi şart, okul mu?
Büyük oğlum 6 yaşında, anaokuluna gidiyor. Onu her sabah okula ben bırakıyorum. Haliyle sabah erkenden kalkıp okula gitmek bir çocuk için kolay birşey değil. Onun için de aramızda garip diyaloglar geçiyor. Bir çocuğun “Neden okula gitmek zorundayım?” sorusunu cevaplamak nispeten kolay, (hem -erken gitmek dışında- okulunu da çok seviyor) ama “neden bu kadar erken?” sorusu zorluyor. Kendimle kıyaslayarak “bak ben de erken kalkıp işe gidiyorum” desem de “ama sen babasın, ben daha çok küçüğüm” cevabını alınca bu haklı ajitasyondan “bak okula da geldiiik” şeklinde bir geçiştirme ile sıyrılmaya çalışıyorum.
“Bir çocuğun ‘Neden okula gitmek zorundayım?’ sorusunu cevaplamak nispeten kolay” dedim ama ‘çocuk’ kısmını çıkartırsak aslında hiç de kolay değil.
Eğitim sistemi neyi hedefliyor bilmiyorum ama ben mevcut sistemin endoktrine ettiği ideoloji dışında çocuklara fazla birşey vermediğini düşünenlerdenim. 74 doğumluyum, çok eski sayılmam. İlkokulu küçük bir kasabada okudum, çocukluk evresi olduğundan onu saymayalım. Ama gözümün açılmaya başladığı ortaokulda ve devamında lisede, okul mefhumunu tam anlamıyla bir “çiftlik” gibi görerek okudum. Evde ders çalıştığım çok nadirdi, buna mukabil samimi olduğumuz ve aramızda “inek” diye tabir ettiğimiz kızlardan sınavdan bir gün önce aldığımız ders notlarına, sınava kadarki ders ve teneffüslerde gözatmak, iyi bir puan almak için yeterliydi. (Bu kızlardan birisi şu an psikolojik danışman, halen görüşüyoruz, o da kabul ediyor bu eleştiriyi.) Bu biçimde geçen ortaokul-lise döneminde hiç bütünlemeye kalmadığım gibi eve hatırı sayılır miktarda “takdir-teşekkür” belgesi de götürdüm. (Son sene üniversite sınavlarına yarış atı gibi hazırlandık ama, o ayrı.)
Hala böyle mi bilmiyorum ama bu şekilde sınıf geçilebilen bir eğitim sistemi neyi hedefler, çocuklara ne verebilir? Ben hiç özel okulda okumadım ama oralarda -üniversiteler de dahil- durumun daha da berbat olduğunu söylerler, okuyanlardan dinlemek gerek.
Üniversite de bundan çok farklı değildi, ‘yüksek lise’ denmesi boşuna değil. Lisans eğitimi süresince alanla ilgili teorik gakguklar dışında hiçbirşey öğrenemedim desem yeridir. Teknik okulları ayrı tutuyorum ama tüm bu sebeplerden lisans eğitimi, hiçbir anlam ifade etmeyen diploma fabrikası gözümde. Belki belki bir “bilinç” verebilir insana, bu kâr kalırsa ne ala.. Ülkenin kültürüne, sosyolojik analizine, sistemin ideolojik yapısına, dünyada hakim olmuş ve halen de dönüşerek varlığını sürdüren farklı farklı ideolojilere, vesairelere dair bildiklerim, hep okul sonrası kendi kişisel okumalarımla edindiğim şeylerdir.
Neyse, asıl bahsetmek istediğim şey bununla ilintili de olsa başka. Hangi gazeteden okuduğumu hatırlayamadığım için link veremiyorum, “okul tehlikeli, evde okusun” başlıklı bir yazı okumuştum bir süre önce.
Yani tüm yukarda yazdığım, çoğunlukla da bizim ülkemize mahsus “hiçbirşey ver(e)meyen eğitim sistemi” yanında başka çekinceler de var okullarla alakalı; “uyuşturucu tehlikesi, şiddet olayları” gibi.
O yazıda İngiltere’den örnekler veriliyordu, yaklaşık 150.000 öğrenci aileleri tarafından okula gönderilmiyor, evde, ebeneynleri ve özel öğretmenler tarafırından eğitiliyormuş.
Geçen beş yıldan bu yana özellikle suç ve uyuşturucu çetelerinin etkin olduğu bölgelerde eğitimine evde devam eden çocukların sayısında sekiz kat artış olmuş. Ailelerin bu konuda bilgi verme zorunluluğu olmadığından kesin rakam da bilinmiyormuş.
Bu ilk bakışta ilginç geliyor ama sistem şöyle işliyor. İngiltere’de yasalar 16 yaşına kadar her çocuğun eğitim görmesini şart koşuyor. Ancak bunun okulda olması mecburi değil. Müfredat tekeli de yok, yani evde ebeveyninden ya da özel öğretmenden eğitim alan bir çocuk okul müfredatına uymak zorunda değil. Ancak şu var ki evde eğitim alanlar da okulda eğitim görenlerle aynı bitirme sınavlarına tabi tutuluyor. Üniversiteye devam edebilmek için de bu sınavlarda başarılı olmaları gerekiyor.
Bizim bu konuda çok geride olduğumuz açık. Müfredat tekelinini bile aşamamış, özel okulu bile, -müfredat açısından- “paralı devlet okulu” haline getirmiş bir ideolojik yapımız varken, İngiltere’deki gibi bir seçenek tahayyüllümüzü çok aşıyor.
Eğitim sistemimizin, veremedikleri yanında bir de okul ortamının çocukları içine attığı risk düşünülürse insanın “ağam biz bunca b.ku neden yedik?” fıkrasındaki duruma düşmemesi çok zor.
Böyle bir serbestlik olsa çocuğumu okula gönderir miyim bilmiyorum, düşünmem gerek.
Ama şu aşamada “neden okula gitmek zorundayım?” sorusuna anlamlı bir cevap vermek çok mümkün değil.
Birgün eğitim alanında da ‘özgür’ olmak dileğiyle..



13 comments
Eleştirilerinize kısmen katılıyorum.
Öyle uzun uzadıya yorum yazacak takatim yok şu anda (zira iki gündür beni yatağa çivileyen ağır bir soğuk algınlığı ile mücadele ediyorum.) Belki ilerleyen günlerde daha gemiş katlımda bulunabilirm. Şimdilik bir link vermekle yetineceğim:
http://egitek.meb.gov.tr/aok/aok.html
İsterseniz çocuğunuzu bu şekilde okul eğitiminden kurtarabilirsiniz. (İlköğretim için belli koşullar var. Lise için serbestlik hakim.)
Ama ben “okul” eğitiminden vazgeçip “açık eğitim” yolunu tercih edebilecek ebeveynlerin yok denilebilecek kadar az olacağını düşünüyorum. Zira “okul” mefhumu bir çok bakımdan velilerin de işine gelmekte.
Hasan bey,
Öncelikle geçmiş olsun, acil şifalar.
AÖ sistemini biliyorum, dediğiniz gibi ilköğretim de şartlı. Şöyle deniyor linkte şartlar için:
Yani bir ana baba “ben çocuğumu okula vermek istemiyorum” diyerek başvuramıyor.
Ancak ortaöğretimdeki de İngilteredekinden oldukça farklı. AÖ de bir müfredat tekeli var ve yıl içinde bu müfredata göre pekçok sınav var. İngiltere’de ise sadece bitirme sınavı mecburiyeti var. Bizde yıl sonu bitirme sınavı gibi bir uygulama zaten şu anda örgün öğretimde de yok -ya da yeni başlayacak- bildiğim kadarı ile. (Çalışıyorlardı bunun üzerinde sanırım.)
Ki orada ailelerin bu “okula göndermemeyi” bildirme zorunluluğu bile yok. Her bakımdan çok farklı oradaki sistem.
Suat bey,
Şifa dilekleriniz için teşekkürler. An itibariyle daha iyiyim. Biraz daha eleştiri getirebilirim yazınıza: )
Mevcut açıköğretim sisteminde en azından lise seviyesinde çocuğunuza tam serbesti ile eğitimi evde verebilirsiniz. Böylece bahsettiğiniz okulun zararlı alışkanlıklarından, gereksiz erken kalkmalarından koruyabilirsiniz çocuğunuzu.
Resmi müfredattan sınavlarda sorumlu olunması ayrı bir konu. Resmi müfredatı da öğretir bunun yanında vermek istediğiniz her türlü eğitimi almasını da sağlayabilirsiniz.
Ebeveynler, “çocuk kreş yaşına gelsin de bir kreşe versek evde anne rahat etse” düşüncesinde. Anne dışarıda bir işte çalışsın ya da çalışmasın düşünce yapısı bu.
İlerleyen yaşlarda “bir an önce tatil bitse de okullar açılsa çocuk okula bir gitse kafa dinlesek”düşüncesi yok mu?
Benim çevremde çocuklu ailelerde gördüğüm durum bu. Henüz bir istisnasına da rastlamadım.
Evde eğitim vermeye kalktığınızda anne-baba olarak siz çocuğunuza gerekli ilgi ve alakayı gösterebilecek misiniz? Evde eğitim verebilecek gerekli maddi-manevi imkanları sunabilecek misiniz?
Sistemi eleştirelim elbette. Ama bir de bu eleştirinin altyapısı ne kadar dolu onu da bir sorgulayalım. Bu sorgulama işine de önce kendi bireysel yaşantımızdan başlayalım.
Bir de link vereyim. Hazır eğitim, okul demişken anmadan geçmek olmaz: Pink Floyd-We Don’t Need No Education.
http://www.youtube.com/watch?v=LUASiDg-kg4
Kanadada da home school sistemi var. Istemeyenler ben cocuguma evimde kendim egitim vermek istiyorum diyor. Ayrintilarini cok iyi bilmiyorum. Kitap vs arac gerecler devlet tarafindan karsilaniyor sanirim.
Pek çok olasılık yan yana gelmiş olsaydı tereddütsüz evde eğitim vermeyi okul eğitimine tercih ederdim.
Bırakın öğrendiklerini bir tarafa olumsuz pek çok kişilik özelliğine bürünmeden sadece “kendi” olabilecek ve “benzemek” zorunda kalmayacak.Bu hiç de öyle küçümsenecek bir kazanım değil!Eğitim sistemindeki yasaklar,müfredat,vb gibi uygulamalar karşısında sizin oğlunuzun sorusuna benzer soruların artık klişe cevabı haline gelmiş “öyle işte,sorma kabullen!”tarzı açıklamalarla “farklılık,merak,yetenek,sorgulayıcılık” gibi çocukluktan itibaren ortaya çıkarılıp işlenmesi gereken özellikler “çoğunluğun ortak benzerliklerine” indirgenmez yada sistem için sakıncalı etiketlemesi ile yok edilmez.
Hasan bey’in dediği gibi okul, çoğu çalışan ebeveynin çocuğunu bıraktığı “emanetçi” gibi.O iş de aradan çıksın mantığıyla ”çocuk yapan”,bir ağacın doğal meyvesi gibi bakılan firesi olsa da önemsenmeyen bir yaklaşımın dışında “çocuk” denen canlının önemini idrak edebilmiş kaç ebeveyn vardır ki?Çocuk=masraf,çocuk=yaşlılık sigortası,çocuk=evliliğin can simidi,çocuk=soy devamı,çocuk=işgücü gibi düşünülerek “çocuk yapılmaya” devam edildiği sürece var olan sistem de ebeveynler tarafından bir çeşit kurtarıcı olarak görülecek değil daha iyisini talep etmek elde olan için şükredilecektir bile.
Suat bey,nerden açtınız Pazar günü böyle bir konuyu isyan duygumu tetikleyen konulardan biri de bu çocuk konusu.Allah rızkını verir deyip 10 tane çocuk yapan sonra da elimden bu kadarı geldi deyip kenara çekilen,doğurduktan sonra gözleri kesmediği için çocuklarını sokaklara terk eden,salıveren sözüm ona anne ve babaları gördükçe neden insanoğlunun bu kadar kolay üreyebildiğine isyan etmemek mümkün değil.Tüm bu gerçeklerden sonra çocuğunun üzerine titreyen,önemseyen ailelerin çocukları için yapmak istediklerine bir başka birinin çıkıp ben senden daha iyi biliyorum deyip müdahil olmasını “en iyisi” deyip kabullenmek zor.
Rehavete kapılmanızı engelleyecek bir oğlunuz var Suat bey .-) kolay gelsin.
Erkin koray kızını okula yollamamıştı. - yanılmıyorsam yetmişli yıllardı-.O zamanlar bunun üzerine çok tartışılmıştı. Kız şimdi yetişkin bir insan olduğuna göre, nasıl bir hayata sahip acaba, takip edilebilirse ilginç olur.
Arkadaşlar, hepiniz doğru noktalara değinmişisiniz.
Hasan bey’in söyledikleri de doğru. Lise düzeyinde açık öğrenim var ama müfredat tekeli sebebi ile “eğitimin çok şey vermemesi” çekincesi giderilemiyor. “Hem okul müfredatını hem de özel bir müfredatı ver” denebilir elbet ama bunun çocuğa nasıl bir yük olacağını düşünmek gerek. Fakat diğer çekinceler sosyal ortam çekinceleri için açık lise bir seçenek sunabilir.
Bir yandan da şu var. “Ağaç yaş iken eğilir” sözü var. Yani 8 yıl, tam da kişiliğinin şekillendiği yıllarda mecburi ve tekel halindeki bir müfredatta yetişen çocuk, sonrasında açık öğretime devam etse neye yarar?
Oğlum anaokuluna gidiyor, verdikleri çalışmaları beraber yapıyoruz bazen, daha 6 yaşında çocuğa endoktrinasyon yapıyorlar. Her sabah and içiyorlar. Militarist bir zihniyet. Aksini de söylememiyorsun, çocuğun kafasını karıştırmamak için. Bu yüzden ilköğretim çok önemli.
İngilteer’deki gibi kısa vadede okula devam mecburiyeti kaldırılamasa, bitirme sınavı dışında yükümlülüğün olmadığı bir sistem kurulamasa bile müfredat tekeli kalkmalı. Sabit belli başlı derslerin bile değişmesi değil kastım, özel okullarda temel derslerin yanında farklı derslerin alınması imkanının verilmesinden, bunun seçiminin serbest olmasından sözediyorum, yani okula bırakılmasından.. Bu olsa çeşitli seçenekler sunacak özel ilköğretim okulları da cazip hale gelebilir. (İllegal yollara da sapılmak zorunda kalınmaz!)
Öte yandan çocukların yük olarak görüldüğü de doğru. Kaç kişi bu tip şeylere önem verir, ayrı bir konu belki de.
Damla Koray, seksenüç doğumlu imiş ve babası okula göndermemiş ısrarla. Sonra göndermek zorunda kalmış fakat bu kezde çocuk bitlenmiş ve temelli almış okuldan babası. -sakınan göz hesabı olmuş biraz, bit titizi bulur derler ya-. Şimdi babasının menecerliğini yapıyormuş. Yani zenaatkar-esnaf çocuğu olmanın avantajını bir sanatçı kızıda yaşıyor. Babası memur yada özel sektör çalışanı olasaydı ne olurdu? Birde Kaz dağlarının meşhur sarıkız efsanesi vardır. Çoban babası kızını kaz çobanı yapar bu efsaneye göre. İyi kötü bir eğitim sistemi var. Canavar gibi OKS anneleri var. Okul anneleri var. Ortalama bir ülkenin nüfusundan fazla ilköğretim öğrencimiz var. Suat bey size tavsiyem şimdiden eşiniz Keremin okuluyla ilgilensin ve yarışa motive olsun. Yok menecere yada işi emanet edeceğim bir veliahta ihtiyacım var okumasın derseniz, işinizle ilgili endoktrine faaliyetilerine şimdiden başlayabilirsiniz. Bu arada Engin Ardıç Sabahta başlamış ve ilk yazısını yazmış. Keyiflenmek isteyenlere duyurulur.
Arif abi,
Ya yok lazım değil manager de veliaht da. Okusun adam olsun eşek herif.. :-)
bu yaziyi okurken aklima Tarih geldi, nefret ederdim, cografya, felsefe… bir sürü kisi ve yer ismi ezberledik ve … haliyle unuttuk.
Bütün bu konulari ben de Suat gibi hayata basladiktan sonra sevdim, kisisel gayretimle bir seyler ögrendim.
Ama ne yazik? bosuna geçen onca sene… Keske bir kaç tane dil ögretselerdi, hiç olmazsa yabanci kitaplari okurken kolaylik olurdu…
Neyse çok geç artik :))
Ben bir açıköğretim öğrencisiyim ve bu konuda bişeyler eklemek istiyorum.Açıköğretim öğrencisi olmak gerçekten çok zor ama okul eğitiminden daha düzeyli hiç olmazsa.Şimdiye kadar anlamadığım birçok konuyu tek başıma daha iyi kavarayabiliyorum.Fakat avantajlarının yanında dejavantajlarıda var tabiiki.Bazı konularda var birisi sana anlatmazsa anlayamazsın.Olay budur.Ama ne olursa olsun Eğitim Şart.
ben bir lise öğrencisi olarak yazınızdan gerçekten çok yararlandı, çünkü kesinlikle bir öğrencinin duygularını ve düşüncelerini anlatmışsınız, bu bakımdan teşekkür ediyorum. yazınızdan münazara konumuzda da yararlandım konumuz “eğitim okullarda mı yapılmalı?” benim tarafım tabii akisini savunan taraftı gerçekten çok teşekkür ederim çok anlamlı bir yazı :)
Ece’cim yorumu hesaba katıpta önem verdiğin için asıl ben teşekkür ederim.
---
Siz de düşüncelerinizi paylaşın: