Random header image... Refresh for more!

İmamlar, Devlet ve Laiklik

Galiba önce Ekonomitürk‘ten Ekonomix değindi, sonra “Yerine Getirilen Görev” başlığı ile zaten konuya kayıtsız kalması beklenmeyen İzlenimler‘den Fethi Bey. En son da Derin Düşünce‘den Ece.

Konu, imamların sendikasının maaş isyanı ve zam talepleri. Ama verdiğim linklerde konu -haliyle- “Devlet laik madem, neden din işlerine burnunu sokuyor?” ekseninde işlendi.

Fethi Bey gerçek bir web günlüğü olan Robdöşambr’ da “Kamuoyu yavaş yavaş ezelden beri doğruymuş gibi yapılan şeylerin arkaplanına baksın diye bizler de ufaktan çaba gösteriyoruz. Devlet güdümünde din, devlet güdümünde okul karşıtı fikirler Türkiye’de pek seslendirilen şeyler değil. Belki yıllar sonra buraları okuyan gençler icra mevkiinde olurlar da şimdi karışan kafaları sebebiyle bu işleri daha farklı düşünürler.” deyince buralara da uğrama ihtimali olan müstakbel idarecilerin kafasını karıştırmaya katkım olsun istedim.

Ayrı bir yazı yazmam mümkündü ama Derin Düşünce’de Ece’nin yazısına yaptığım yorumları buraya almak kolayıma geldi açıkcası.

(İtiraz ya da şerh diyebileceğim yorumları benim cevaplarımdan önce verdiğim linklerden mutlaka okuyun. Bu şekilde konu ve tartışmanın ekseni daha iyi anlaşılacaktır. )

Bu, Betül Hanım’ın yorumuna cevaben yaptığım yorum:

Betül Hanım,

Sistem tamamen din algısını kontrol etmeye yönelik. Bu tekel “laikçilik” ile direk alakalı. Laik bir sistemde Diyanet İşleri diye bir kurum olmaz, camilerin imamına müezzinine, bakım onarımına devlet karışmaz

Devlet bu işten elini çekse de hiçbir camii imamsız, bakımsız, sahipsiz kalmaz. Çok daha verimli, öğretici, hayatın gerçekleriyle uyumlu bir imam-cemaat ilişkisi çıkar ortaya. Cemaat içinden seçtiği ama sonradan beğenmediği imamı değiştirir, beğendiği birisine imamlık teklif eder, camiide tutmak için ekstra gayret sarfeder, rekabet olur kalite gelir.

Buna izin verirler mi? Elbette ki vermezler. Çünkü bu aynı zamanda sosyal bir olgu olan “cemaatlerin” camileri işgali olarak görülecektir.

Oysa bunu yapsalar yeraltına inmek zorunda bırakılan cemaatler hem fiziksel hem ruhsal olarak gettolaşma halinden kurtulur, toplumla kaynaşır.

Özetle din eğitimi ve öğretimi ile alakalı olarak özel teşkilatlanmalara izin verilmeli. ve devlet bu işten elini çekmeli.

Bu olsa bizde de kilise vb gibi devletten bağımsız organizasyonlar olur, okulları, sağlık ve rehabilitasyon merkezleri, danışmanlık hizmetleri, eğitim-öğretim faaliyetleri vb. faaliyetleri yürütürler. İnananların yardımları ile finanse edilirler devletle bir bağları da olmaz. Devlet sadece denetlemesini yapar, o kadar.

Dileyen çocuğunu din okuluna gönderir dileyen laik okula.

Ama bunu yapacaklarını sanmıyorum. Bu haliyle bir iyileştirme de yapacaklarını sanmam.

Nerede devlet memurluğu varsa orada aksama olur. Bu iş gönül işidir, maaşla -hele garanti iş ile- olacak şey değil–bence..

Bu, Hatice Hanım‘ın yorumuna yaptığım cevabî yorum:

Hatice Hanım,

Sizinle ilk kez, evet ilk kez yüzde yüze yakın oranda farklı düşünüyorum.

Devletin imamlar vasıtası ile verdiği din hizmetini öyle bir anlatmişsiniz ki neredeyse yaşadığım ülkeyi, camiileri ve imamlarını tanımadığımı düşünecektim. :-)

Din hizmeti konusunda “illegal” yollarla İslam’a hizmet gayesi ile canhıraş çalışan pek çok cemaat, kuruluş tanıyorum ve kesinlikle iddia ederim ki verdikleri hizmetler, -şahsi gayretleriyle birşey yapmaya çalışan imam kardeşlerimizi tenzih ederim- diyanet hizmetinden 4-5 gömlek üstündür.

Yurtdışında kiliselerin nasıl çalıştığını, böyle serbest ülkelerde gönüllü İslamî kuruluşların nasıl organize olup güzel hizmetler ettiklerini bildiğim için; benzeri bir yapılanmanın laik devlet olduğunu iddia eden ülkemizde de hem tutarlılık açısından hem de hizmetlerin kalitesi açısından gerekli olduğunu düşünüyorum.

“Merkez”in istediği dışında hutbe vermenin soruşturma ve işten atılma nedeni olduğu bir ülkeden söz ediyoruz. Nasıl hizmet verecekler? Ne anlatıyorlar hutbede? Evet güzel hizmetleri var, karalamıyorum da ama metazori etliye sütlüye karışamayan, bazı dönemlerde yapılan zorbalıklara meşruiyet kılıfı sağlayan bir kuruluş için (Bkz. Kenan Evren, darbe ve “ulul emre itaat” ayeti) nasıl bir kaliteden ve imkanlarını maksimum kullanan bir “güzel hizmet”ten sözedilebiliriz?

İmamların güvenilirliliği?

Bu konuda diyanet görevlilerini ekstra temiz tutan nedir?

Benim İslami hassasiyetime göre.. İmamlığı “para karşılığı yapılan iş” olarak gören birisinin ardında namaz kılmak, mezhepsel farklılıklardan ya da seferîlik sırasında olabilecek ama “ameller niyetlere göredir”in toleransına girmesi muhtemel hatalardan çok çok daha ciddi mahzurlar içermektedir. Elbette cemaat tarafından finanse edilme imkanı olanlar bile ücret almasınlar gibi birşey demiyorum. Sadece kirliliğe, ya da namazı sakatlayacak muhtemel şeylere verilecek örneğin çok olduğunu söylüyorum.

Yukarıda da söylediğim gibi, Devlet bu işten elini çekse de hiçbir camii imamsız, bakımsız, sahipsiz kalmaz. Çok daha verimli, öğretici, hayatın gerçekleriyle uyumlu bir imam-cemaat ilişkisi çıkar ortaya.

Özetle.. Diyanet işleri, İslami hareketi-cemaatleri engellemek, bastırmak ya da en azından kontrol altında tutmak için, laik olduğunu iddia eden bir devletin felsefesine aykırı bir biçimde kurulmuştur. Bunda da kısmen başarılı olmuştur. Halen bu ülkede cemaatler, gerek fikren gerek mekan olarak gettolaşmışsa, toplumla yeterli kaynaşmaları yoksa, gerek cemaatler arası ihtilaf ve çatışmalar gerekse tüm diyanet camiası ile cemaatler arasındaki çatışmalar devam ediyorsa bunun sebebinin “kontrol altında tutma” olgusu olduğu aşikardır.

Din sosyal bir olgudur, bunun ritüellerinin uygulanış biçimi tahakküm kabul etmez, hele ki bizimki gibi bir pozitivist ülkede. Bu sosyal açılım spontone gelişime bırakılmaldır. Ve devlet bu işten elini tamamen çekmelidir.

Son olarak. Özbekistan konusu tamamen farklıdır. (Orada) Türkiye’deki gibi kitabına uydurulmuş illegallikle de olsa özel hiçbir eğitime müsade etmiyor devlet. Orada devlet çok daha ceberruuttur, o örneği vermek ölümü görüp sıtmaya razı olmak gibi geliyor bana..

Bu, Faruk Bey’in yorumuna yaptığım cevabî yorum:

Faruk bey,

Öyle mi anlatmışsınız ki imam olacağım geldi:-)

Yakın çevremde tanıdığım sohbet ettiğim imamlar var, pek çoğu merkezi ezana geçildikten sonra sabah namazını, namaza gelen yarım saf cemaatle aralarında bölüşmüşler.

Bir tanıdığım imam ve galericilik yapıyor, bir diğeri kabzımallık yapıyor. Özellikle köy imamları cuma ve bayram namazları hariç hemen her namaz vaktinde işleri olduğunda yerlerini cemaatten birisine bırakabilir.

Yani öyle şehirler hariç “çay içmeye gelemem kusura kalma” denecek bir durum yok.

Arkadaslarla birlikte balık tutmaya gittiğimiz bir grupta bir de imam vardı, muhabbet uzayınca telefonla vekil atadı kardeşimiz.

Hele bir de müezzin kadrosu varsa -ki pek çok merkezi camiide var bildiğim kadarı ile- değmeyin keyfe. Sırayla görevi ifa ediyorlar.

Ya da lütfen gidemesin bir yere yani, siz çalışma saatlerinizde çok mu rahat hareket ediyorsunuz?

Salt 657 bıdı bıdıya göre bakarsak da iş saati olarak hiç de 8 saati dolduruyorlar gibi gelmiyor bana.

Sabah 5′te kalkıp 6′ta yatıyorsa beyimiz, benim popomdan ter akarken o da öğleye kadar yatıyor ya hu..

Hasılı empati yapıyorum yapıyorum hiçbir yönden imamların talebini haklı göremiyorum.

Bu da Talha ‘nın yorumuna yazdığım cevabî yorum:

Talha kardeşim,

Bu konuda -ya da başka hiçbir konuda- fikrim sabit değildir, ikna olursam düşüncelerimi değiştiririm.

Benim düşüncelerim yazdığım gibi, senin rastladığın imam gibisine rastlarsam belki değişebilir. :-)

Şaka bir yana..

Öncelikle savunduğumuz şeylerde tutarlı olmak zorundayız. Eğer demokrasi, din ve vicdan özgürlüğü yanında bir de “laiklik” diyorsak bu tartışma başlamadan biter, bitmelidir. Çünkü laik sistemde devlet din ile ilgilenmez, bununla ilgili olarak personel istihdam edemez.

Burada devletin siyasi projesinin tuzağına düşülüyor. Devlet tavuk veriyor ama kazı götürüyor.

Devlet bu din öğretimi, imam istihdamı vs sevdasından vazgeçtiğinde ne olur?

İşte o zaman devlet özel din eğitimine, din görevlisi eğitimine izin vermek zorunda kalır. Bu da tevhid-i tedrisatin kaldirilmasi demek. Ve gercek laikliğe geçmek demek. Bunu yaparlar mı, hiç sanmam.

Bu sebeple bu bir proje olarak yürütülüyor, daha doğrusu öyle tasarlanmış ve işlevini yerine getiriyor.

İslamı ve buna bağlı hassasiyetleri engelleyemeyecekerini bildikleri için çok akıllıca bir taktikle kontrol altına tutuyorlar, bunda da epey başarılı oldular.

Diğer İslam coğrafyası ile kıyaslamak da yanlış olacaktır. Çünkü ülkelerin şartları birbirinden çok farklıdır. Birçoğu sömürge olan ve savaşlardan vaşını kaldıramayan ülkeler ile Osmanlı’nın devamı olan Türkiye’yi kıyaslamak hakkaniyetli değil. Ama illa kıyaslanacaksa mesela Endonezya’dan çok olumlu bir örnek verebilirim.(*)

Peki bu “özele devre” hazır mıyız?

Bu çok önemli değil. Bir geçiş dönemi olabilir; 5 yıl, 10 yıl gibi.

Hele ki elimizde, genel olarak bazı asli işlevleri hariç devletin burnunu soktuğu her işi verimsizleştirdiği gibi kanıtlanmış bir veri varken bu konuda devletçi yaklaşımlarda bulunmak sağlıklı değil gibime geliyor.

Bu iş özel sektöre devredilebilir, belki başlangıçta bazı sıkıntılar olur ama zamanla bu spontone işleyiş kendi aksaklıklarını giderir ve herşeyde olduğu gibi burada da “piyasa” mekanizması en iyi biçimde işler ve kaliteyi getirir.. diye düşünüyorum.

Selamlar.

(*) 3980 anaokulu ve kreş, 6728 ilkokul, 3279 ortaokul, 2776 lise ve meslek lisesi, 101 meslek yüksek okulu, 13 öğretmen yüksek okulu, 32 ilahiyat fakültesi, 166 üniversite. 47 tam teşekküllü hastane, 217 poliklinik, 161 aile eğitimi ve danışmanlık merkezi, 13 büyük şirket, 5 İslami usulle çalışan kredi bankası, 81 mikro kredi enstitüsü, 15000 cami ve mescid, 30 milyon hektar vakıf arazisi…

Bu rakamları Sami Hocaoğlu’nun birkaç ay önceki bir yazısından almıştım.

Sadece bu rakamları duyanlar büyük ihtimalle Hocaoğlu’nun da dediği gibi bir devletten bahsedildiğini sanabilir.

Ama hayır; bunlar bir cemaate ait kuruluşlar. Endonezya’da 30 milyon müntesibi bulunan büyük bir cemaat bu; adı da “Muhammediyye.” (Dipnota konu yazının devamı burada)

Bana daha sonra verilen cevapları -ve genel olarak tartışmayı- buradan okuyabilirsiniz.

18 comments

1 Talha Can { 08.06.07 at 21:28 }

eee sayfa tam gözükmüyor ki, Suat Abiiiii, senin sitenin kafa bir milyon, ona göre heee:)

2 T. Suat Demren { 08.06.07 at 21:31 }

Neresi gözükmüyor yaw, gözüküyor ya.. :-)

3 T. Suat Demren { 08.06.07 at 21:32 }

Aaa valla gözükmüyor Explorer da.. Hay Allah mozillada sorun yok ama..

Dur bakalım bakalım..

4 T. Suat Demren { 08.06.07 at 22:54 }

Düzeldi :-))

5 BetüL { 08.07.07 at 00:36 }

mehsur oldum oleeyy : )

6 T. Suat Demren { 08.07.07 at 07:00 }

mehsur oldum oleeyy : )

Olur mu, siz zaten meşhursunuz Betül Hanım; blogların en önde gelen yorumcularındansınız.. :-))

7 Erdinç { 08.07.07 at 11:18 }

Yaw böyle saçma sapan konuları nereden buluyorsun
bu senin doğal halinmi yoksa kendini saçmalmaya çok mu mecbur hissediyorsun

8 Ece { 08.07.07 at 12:09 }

Benden de yolda imza isteyenler oldu, demek bu yüzdenmiş:))

9 T. Suat Demren { 08.07.07 at 12:51 }

@Erdinç,

Heee, bu benim normal halim. Hatta kasıyorum kendimi çok, bu halimle fazla bile normalim.

Hayırdır, bir mahzuru mu vardı?

10 erdinç { 08.07.07 at 13:59 }

Bakırköy akıl hastahanesinde sana bir yer ayırttım hemde beleş
kendini çok akıllı zannedip buralarda heba etme, orada arkadaşların seni bekliyor

11 T. Suat Demren { 08.07.07 at 16:55 }

@Erdinç,

Yahu niye zahmet ettin, ben kendim gider yatardım. Çok düşüncelisin, teşekkürler.

İstediğin gibi kalça fotoğrafları, yarışmalar, arkadaş arıyorum, sms hattı, chat vs bulamadın galiba sitemizde ama işte, eldeki malzeme bu, idare et.

Ama zamanla açılcaz tabii, o alanlara da girecegiz, müşteri velinimettir ve herhalukarda haklıdır.

12 Talha Can { 08.07.07 at 18:04 }

Kimler meşhur oldu buradan bakın bakalım, Suat BEy, bakan oldunuz bırakın artık imamlarla uğraşmayı:)

13 cumhuriyet ve lâiklik??? | GAZANYA { 08.07.07 at 20:05 }

[…] [via] […]

14 İmam { 08.12.07 at 23:23 }

Bir imam olarak sizi esefle kınıyorum sayın yazar…

15 T. Suat Demren { 08.12.07 at 23:43 }

İmam kardeşim,

Neden kınıyorsunuz ben de imamım. (Benim, Ramazan aylarında evde, oturduğum sitedeki konu komşuya teravih kıldırdığım olmuştur. Çok güzel tesbih namazı da kıldırırım, tane tane ama hızlı okurum. ) Biliyorsunuz dinimizde “imamlık” olarak aynı bir sınıf yok, iki kişi bir araya geldiği zaman biri öne geçer namazı kıldırır.

Yazının ana fikrini iyi düşünürseniz bu söylediğim şeyin dinimize büyük bir hizmet olduğunu göreceksiniz.

Selamlar.

16 Alevi Açılımı : Derin Düşünce { 12.11.07 at 21:22 }

[…] Söylediğimiz çözüm basit, gelin devlet elini tamamen bu işten çeksin. Bu iş piyasaya bırakılsın, özgürlük olsun, şeffaflık olsun. Üzerinde konsensus sağladığımız sınırlar dahilinde devlet sadece ve sadece denetleme yapsın. Zaten laikliğin gereği de budur. Ne işi var laik devlette diyanet gibi bir kurumun? Birçok yazı ve yorumda buna değindim, yazıyı boğmayayım, mesela buradan bakılabilir. […]

17 Zorunlu din dersi üzerine — Düşünceler { 03.08.08 at 14:16 }

[…] - Bu yüzden uzun vadede laik devletin bir gereği olarak Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurumun, devlet okulunda din dersi gibi uygulamaların kaldırılarak din eğitim ve öğretimin serbestçe yapılabileceği özel kurum/okul/dernek vs yapılanmalara izin verilmeli. Devlet din işlerinden elini tamamen çekmeli. (Bkz, DİB ve imamlar ile ilgili yazım) Devlet okullarında ise ancak dinler tarihi ve dinler kültürü gibi bilgiler veren seçmeli bir ders okutulabilir. Ancak Türkiye şartlarında kısa vadede bunu savunmak pek gerçekci bir yaklaşım değil. […]

18 Zorunlu din dersi üzerine : Derin Düşünce { 03.09.08 at 16:53 }

[…] - Bu yüzden uzun vadede laik devletin bir gereği olarak Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurumun, devlet okulunda din dersi gibi uygulamaların kaldırılarak din eğitim ve öğretimin serbestçe yapılabileceği özel kurum/okul/dernek vs yapılanmalara izin verilmeli. Devlet din işlerinden elini tamamen çekmeli. (Bkz, DİB ve imamlar ile ilgili yazım) Devlet okullarında ise ancak dinler tarihi ve dinler kültürü gibi bilgiler veren seçmeli bir ders okutulabilir. Ancak Türkiye şartlarında kısa vadede bunu savunmak pek gerçekci bir yaklaşım değil. […]

Önemli


Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederim.

***

Siz de düşüncelerinizi paylaşın: