Düşünce & İslam T. Suat Demren - 27 Mart 2007 12:34 pm

Suudizm..

Geçtiğimiz günlerde Yeni Şafak’tan İbrahim Karagül bir yazı yazdı. Başlığı: “Mekke Las Vegas’a döndü!” 

Yazıdan, dostlarımızla oluşturduğumuz mail grubuna gelen bir ileti ile haberim oldu. 

Konu kronik konu: Suudiler ve Kutsal toprakların dokusunda yaptıkları kıyımlar.

Karagül yazısında geçen yıl yazdığı bir yazısına atıfta buluyor. O zamanlarda ben de Karagül’ün bu yazısına atıfta bulunarak birşeyler yazmıştım. Karagül geçen yıl yazdığı o yazıda şöyle diyordu:

Hz Muhammed’in annesi Amina’nın mezarı buldozerlerle yıkıldı ve içine benzin döküldü. İslam dünyasında kimse bu yıkımı durdurmak için harekete geçmedi. Bugün Mekke’de 1400 yıl önceden kalma 20′den az yapı kaldı. Peygamberin ilk eşi Hz Hatice’nin evi yıkıldı ve yerine abdesthane/şadırvan yapıldı. Peygamberin en yakın dostu Hz Ebu Bekir’in evi şimdi Hilton Oteli’nin kompleksi içinde. 1200 yıllık Ebu Kubeys Camii’nin yerinde Kraliyet Sarayı var. 80 yıllık Suudi Krallığı’nın yıkımları Hz Muhammed’in doğduğu evi tehdit etmeye kadar vardı. Ev yerle bir edildi. Yerinde kapıları ve pencereleri kilitli uyduruk bir kütüphane var.

Kabe’yi kuşatan gökdelenlere şimdi bir yenisi ekleniyor: Zam Zam Tower! Güç, azamet ve zenginliğin göstergesinin gökdelenler olduğunu sanan zihniyet için büyük bir zafer! Peygamberin eşinin mezar kalıntıları 1950′de yok edildi. Suudi polisi gece gündüz nöbet tutarak insanların mezarın yerine çiçek bırakmasını, saygı göstermesini engelledi. İçinde Hz Peygamberin torunlarından El Ureyd’in mezarının bulunduğu cami dinamitlendi…. 
 

Karagül çok haklı olarak Mekke’nin içler acısı haline dikkat çekmeye çalışıyor. 

Peki bu yıkım zihniyetinin altına ne var?

Bunun mezhebî yönü selefîlik ya da daha özelleşmiş haliyle vehhabilik. Vehhabiliğin tepkiselliğinin ardında ne olduğunu biliyoruz. En büyük neden elbette aşırılıklar. Vehhabi hareketinin çıkmasından önce -İslamoğlu’nun ifadeleriyle- hacca ve umreye gelen cahil kitlelerin işi iyice çığırından çıkarıp, Kâbe’yi tavaf yanında Bedir Kuyuları, Eris Kuyusu, Arafat’taki Rahmet Tepesi gibi belirgin yerleri tavaf etmeye kadar gitmişlerdi. Öyle ki, Hz. Peygamber(s) ve sahabeyle irtibatlı her şey bir fetiş aracına dönüşmüştü. Yine bu zamanlarda Hz.Peygamber’in kabr-i şerifi çaputttan görünmez olmuş,  kutsal addedilen herşeye hürmet adı altında şirke varan yaklaşımlarda bulunuluyordu.

Sonra ne mi oldu? Bu aşırılığa tepki olarak 18. yüzyılda Arabistan’da Muhammed b. Abdulvahhab adlı bir din alimi önderliğinde ortaya vehhabilik akımı çıktı.

Şöyle devam ediyor İslamoğlu:

İşte Vahhabilik bu duruma bir tepki olarak doğdu. Kısa zamanda siyasi potansiyeli farkedildi ve Suud hanedanı tarafından istismar edilerek siyasal bir kaldıraç olarak kullanıldı.

Sonuç tam bir tarih katliamıydı. Tüm sahabi mezarları yerle bir edildi. Baki mezarlığındaki çoğu Osmanlı yapımı olan başta Hz. Fatıma, Hz. Abbas, Hz. Aişe türbeleri olmak üzere tüm türbeler ve abidevi eserler bir tek taşı kalmamacasına tahrip edildi. Peygamber çağıyla bugünün insanı arasında köprü olabilecek her tarihi hatıra bile isteye katledildi. Anıtsal kuyular dolduruldu. Peygamberlik sürecinde önemli rol oynayan mekanlara yapılan mescitler bile yıkılmaya terkedildi. Akabe Biatları’nın yapıldığı yerde inşa edilen ve en son Osmanlı mimarisinin izlerini taşıyan mescit buna örnek. Yüzyılın ortasında dimdik ayakta olan bu mescit şimdi tam bir harabeyi andırıyor.

Denge? Hak getire..

Ve kıyım devam ediyor.

Fakat görünen o ki bugünkü mevcut hal, vehhabiliğin tepkisel muhalefetini aşan bir tarzda; daha çok  “Suudizm” denebilecek bir biçime dönüşen, kapitalist oyuncaklarla da harmanlanmış ve bu oyuncaklara yer açmak için itikadî kılıf haline gelen anlamsız şirk saplantısına dönüşmüş durumda. Ecdadımızın şerefle taşıdığı Hâdimu’l-Harameyn (Haremeynin hizmetçisi)  sıfatındaki inceliği bilemeyip daha düne kadar  kullanmayan Suudiler, önceleri kendilerine Hâkimu’l-Harameyn (Haremeynin hakimi)  diyorlardı. Yavuz’un yüzyıllar öncesinden kullandığı o şerefli ünvanı ise daha birkaç onyıldır kullanmaya başlayan Suud Hanedanı Mekke ve Medine’deki 15 asırlık Peygamber hatıralarını bir bir temizleyip yerlerine beşyıldızlı oteller ve modern alışveriş merkezleri gibi ucubeler dikiyor. “Proje” adı altında Hz.Peygamber’e şahitlik yapmış dağı taşı dümdüz ediyor.

Osmanlı zamanında Kabe’den yüksek bina yapılmazmış. Şimdi gökdelenler Kabe’nin üstüne abanıyor..

Mekke’nin etrafındaki dağları temizleyeceklermiş. Bu dağlardan ne istiyorlar? Dışa doğru genişlemek mümkünken niçin Kabe’nin yanı başına ucube yığınları dikiyorlar? Neden tarihi dokuyu muhafaza ederek ihtiyaçlara cevap vermek yerine böyle kıyımlara girişiyorlar? Neden Hz.Peygamer’in tebliğine, üzüntülerine, mücadelesine, gözyaşlarına şahitlik yapmış doğal dokuyu tahrip ediyorlar? Neden gelecek nesilleri bu şahitlerden mahrum bırakıyorlar?

Bunu salt itikat olarak da açıklayamıyorum. Bana öyle geliyor ki Suudiler yukarıda da söylediğim gibi itikadlarını kapitalist iştaha kılıf yapıyorlar.

Asıl söz ise müslümanlara. Yani bu iştahın sahiplerine..

Bu oteller, ucube yapılar, John için Kate için Smith için yapılmıyor. Müslümanlar için yapılıyor. Rahat, lüks içinde Hac ibadetlerini yerine getirmeleri için. Oraya niçin gidilir? Rahat yataklarda, klimalı odalarda yatmak, 5-7 yıldızlı otellerden “Kabe manzarası” seyretmek, lüks marka mağazalarından alışveriş yapmak, jakuzide temizlenmek için mi?

Ya da şöyle bir huşu ile Starbucks’da kahve içmek için!?

“Hacılar sıkıntı çeksin, teknolojinin nimetlerinden yararlanılmasın” demiyorum. Ben Hacc’ın ruhundan bahsediyorum. Hacc’ın ruhu bu mudur?

Arz-talep eyvallah da o mübarek topraklarda buna izin verilmemeli. Suud yönetimi bunu yapamıyor, zaten yapmak da istemiyor. Bu durum ekonomik yönden işine geliyor, itikadı da buna altyapı sağlıyor.

Gönlümden geçen şey, Haremeynin ve -tabii ki Hacc’ın- yönetiminin Suudlardan alınıp İKÖ gibi bir kuruluşa verilmesi.

Ama sanırım bu, kısa vadede sadece bir hayal..

 

25 Responses to “Suudizm..”

  1. on 27 Mart 2007 at 12:45 1.Suat Öztürk

    Bu kıyımlara yüreği yanan her müslümanın okuması gerektiğini düşündüğüm bazı yazıların linkini vereyim.  

    M.İslamoğlu Suudilerin pervasızlıklarını ve arkaplanını işliyor:

    http://www.mustafaislamoglu.com/makaleler.php?Makale_id=577&Kat_id=8

    http://www.mustafaislamoglu.com/makaleler.php?Makale_id=887&Kat_id=8

    http://www.mustafaislamoglu.com/makaleler.php?Makale_id=578&Kat_id=8

    http://www.mustafaislamoglu.com/makaleler.php?Makale_id=889&Kat_id=8

     

    H.Karaman: “Niçin Yıkıyıorlar?”

    http://www.mustafaislamoglu.com/makaleler.php?Makale_id=853&Kat_id=10

  2. on 27 Mart 2007 at 13:37 2.blue

    Beşer zulmeder, kader adalet eder. Evet, kader-i İlahi, sahabelerin mezarlarını putlaştıran ümmete engel olamadığı için bu toprakların yönetimini bizden aldı, Vahhabilere verdi. Suudi bir Arap arkadaşım vardı. Sürekli kullandığı iki üç kelime vardı: “Haraaam ! Bid’aaaat ! Şiiiirk !”… Vahhabilik dediğimiz şey de özetle bu 3 kelimedir.

    Afganistan’da tarihi eserleri bombalayan El Kaide de Vahhabidir. 9/11′den sonra İslam dünyasında da kutuplar ayrışmaya başladı. Selefiler ve diğerleri. Kendi içimizde de bu çatışmanın tezahürlerini görüyoruz. Metinlere katı bir şekilde bağlanıp, yorumlarını şekilci, dümdüz, donuk, kaskatı, bağışlamasız, reaksiyoner bir biçimde yapan, tasavvufa, hoşgörüye, diyaloga kapalı müminler ve diğerleri. Zihinler çalkalanıyor, evriliyor, daha çok evrilecek. Suudiler de değişim geçirecek. Yönetimin el değiştirmesi gibi bir şeyin imkansıza yakın olduğunu düşünürsek tek çare olarak zihniyetin değişmesini görüyorum. Ufak bir ihtimal de olsa…

  3. on 27 Mart 2007 at 20:54 3.Tuncay Yılmazer

    Suat Bey,

    Daha önce grup içerisindeki yazışmalarımızdan çıkan sonuçları toparlarsak şöyle maddelemeyi uygun buldum. ( İlgilenen arkadaşlar gerekli ekleme ve düzeltmeleri yapabilirler mi? )

    1. İslam dininin en önemli ibadetlerinden biri olan Hac organizyasyonu belli bir ülkenin ya da mezhebin kontrolü altında değil tüm müslümanların ( ya da müslümanları temsil eden kuruluşların ) kontrolünde yapılmalıdır. Bu tanıma uyan kuruluş ise İslam Konferansı Örgütü ( İKÖ ) dür.

    2. Mekke ve Medine şehirlerinin kudsiyetine zarar verecek her türlü yapılaşmadan kaçınılmalı, tarihi değeri olan yapılar mutlaka korunmalıdır. Bu yapılar hakkındaki her türlü tasarruf da ilgili kuruluşa ait olmalıdır.

    3. Hacc ; bütün mü’minlerin Allah’ın huzuruna dünyevi hiyerarşiden ( Makam, mevkii, ekonomik güç ) uzak , eşit bir şekilde çıkmalarının sembolik bir toplantısıyken pratikte hiç te öyle olmadığı görülmektedir. Bir tarafta bol yıldızlı lüx otellerde konaklayanlar, kişiye özel hac turu yapanlarla bir tarafta 20 kişilik odalarda kalanların, türlü eza ve cefa içinde hac görevlerini yapmaya çalışanların olması Haccın ruhu’na aykırıdır. Bu şüphesiz herkesin iptidai şartlar içerisinde hacc görevini yapması gerektiği anlamına gelmez. Her konuda azami bir ölçü sağlanmalıdır.

    4. Özel bir madde olarak belirtmek gerekirse; Kâbe etrafındaki çirkin yapılaşmaya son verilmeli , çevre düzenlemesi İslam’ın ruhuna uygun yeniden yapılmalıdır.

    Tuncay Yılmazer

  4. on 27 Mart 2007 at 21:26 4.fatih demir

    Islam’in dogusundan beri korktugu en onemli sey bidatlar… Yani dinin ozunde olmayan ve onun icine girdigi zaman ozunu bozan seyler… Bunlar “kutsal” olmayan seyleri kutsallastirmak… Mezarlara gidip caput baslamalar, dilek dilemeler, adak adamalar… Bu olmasin diye kendi mezarlarinin bilinmemesini isteyen bazi alimler bile var… Yine Turkiye’de Hirka-i Serif yada Sakal-i Serif icin gosterilen ilginin diger seylere gosterilmemesi size bir gorus verebilir…

    Ben Suudilerin bu manada bu mekanlarin kutsal olmadigi konusundaki goruslerine katiliyorum. Ama insanlari bu konuda bilgilendirmeye calismak varken gidip kimse gelip olulerden medet ummasin, evinin onune gelip dua etmesin diye yikilmasi haddini asan bi onlem… Bu manada Suudilerin tarihe de saygisizlik yaptigini onlara birilerinin hatirlatmasi lazim.

    Kabe’yi goren ev fiyatlarinin ve bolgedeki emlak fiyatlarinin yukselmesi arz-talep dengesinde degerlendirilmesi gereken birsey. “Iyiligi emredip, kotulugu yasaklayan” bu dinin mensuplari olarak bir insanin parasini nasil harcamasi gerektigine dair hatirlatma yapmak gerekir elbbette ama bogazdaki daire fiyatlari yada dubaideki dairelerin de fiyatlandirilmasi ve harcanan paralar da bu manada ayni sekilde degerlendirilmeli…. Yani milletin parasini nasil harcamasi konusunda Islam’in “israfta hayir yoktur ve hayirda israf yoktur” dusturunu dayatamayiz ama hatirlatma yapilabilir…. Mekke’nin islamiyetten once de onemli bir ticaret(kapitalizm) sehri oldugunu dusundugumuzde bu manada birsey yapilabilecegini ise zannetmiyorum…

    Hilton ve Starbucks gibi firmalarin oradaki binalari alip sirketlerini kurmalarini engelleyemezsiniz. Bu serbest piyasaya aykiri. Ama Muslumanlarin bu sirketlerin ne olduklarini dusunup kullanmamalari konusunda kendilerinin karar vermesi gerekli. Fakat suudi hukumeti bunu nasil engeller wallahi ben birsey bulamadim…
    Yani halka isim verip gitme diyemez, mal satimini engelleyemez… Yapilmasi gereken tek sey ferdi manada alinacak onlemler…

    Olayin sehircilik yapisi konusunda da Karagul hakli…… Uzun yillardir Suudiler de bu konuda bircok proje uretiriyorlar zaten… Hem yilin sadece bir-kac haftasi bir anda ufacik bir alana yigilacak 4 milyon kisiye (ki bu sayi her gecen gun artiyor) de bir cozum bulunmasi lazim… Seytan taslama projeleri gectigimiz sene iki kata cikarilarak asildi zannedersem. Ve daha etkin bir suru proje de uretiliyor…. Bilmiyorum bu yuksek binalar keyfi olarak mi yapiliyor yoksa baska bir cozum kalmadigi icin mi yapiliyor ama bunlarin bir kisminin illegal yapilmis olacagi bile aklima geliyor… Malum “demokrasi ve ozgurlukler ulkesi” Turkiyemizde Bogazin gobegine , tarihi yapiyi bozacak diye yenilememize dahi izin verilmeyen Inonu stadimizin yanina GOKKAFES (adi boyleydi galiba) diye bir gokdeleni dikebiliyorlar… Sonucta bizim liderlerimiz ne kadar muslumansalar suudiler de okadar muslumanlar ve ikisi de insanlar…
    acaristani yikabildigimiz gun belki biz de onlara devlet nezdinde cozum onerileri sunabiliriz…

    Buraya kadar olan kismi daha once biryerde yazmistim ordan copy-paste yaptim…

    Simdi biraz daha konu uzerine yogunlasinca baska bir boyut uzerine arkadaslarin da dusuncelerini duymak istedim…

    Starbucks ve Hilton’da Mekke de kalmak dinen sakincali da Istanbul’da kalmak sakincasiz midir? Camide soylenen yalan ile disarida soylenen yalan birbirinden farkli midir? Evinde oturan adamin kimseler gormeden evinde normal bir ayda ictigi iciki ile ramazanda ictigi icki farkli midir?
    Tum bu sorular isiginda “daha cok sevap alinan zaman ve mekanlar varken , daha cok gunah yazilan sevap ve mekanlar” da var midir?

    Yine tarihsel perspektifte “Kabe muslumanlarin eline gecmeden once ve sonra” ne gibi ticari degisiklikler yapilmistir? Ticaret tamamen durdurulmus mudur? Kabeyi tavaf icin degisik ulkelerden gelenler o topraklardan birsey almadan mi geri gitmislerdir? Yoksa mesele mesafe midir? Kapitalizm dusmanlig midir? Kapital dusmanligi midir?
    Peygamberin(SAV) Kabenin etrafinda ticaret yapilmasini yasaklayan bir kurali var midir?

    Osmanli kalesi yikildi diye mi bazilari cok uzulmektedir? Yani Turk urunu diye midir bu tartisma? Hazir konu acilmisken Osmanli’nin “Kabe’ye olan saygisi” anlatilirken Kabe’nin sehrine katkilari da gozden gecirilse iyi olmaz mi?

    Herhangi bir Avrupa sehri ile Mekke karsilastirilsa “Osmanli eseri” yuzdesi kaca-kac gelir sizce? Hicaz demiryolunun yapilmasi neden cok gecikmistir? 1.Dunya savasi cikmasa bitebilecek miydi? Osmanli uyelerinin sac tirnak ve benzeri seylerinin kutsal topraklara gomulmesi, hicbirinin Hacc’a gitmeyisi yine bu manada nasil anlasilmalidir???

    Sorular sorular sorular…..

    Hep aklima gelen bir olay var. Peygamber Efendimizin bir recm sirasinda istekli halka “ilk tasi en az gunah isleyeniniz atsin” deyisi…. Isin icine insan girince cok degisik yerlere gidebiliyor mevzular cunku….
    IKO’ye devredilmesi meselesi de IKO’nun bugune kadar Allah rizasini gozeterek ne tur guzel bir is yaptigi sorusunu sormami gerektiriyor… Cok soru sordum gidip biraz da cevaplari uzerine dusuneyim….

  5. on 27 Mart 2007 at 21:31 5.fatih demir

    Ben yaziyi yazarken Tuncay bey de gondermis… Benim yazim Tuncay beyin yorumuna bir cevap niteliginde degildir.
    IKO yerine idame edilebilecek baska bir isimle soylediklerine de katildigimi belirtmek isterim….
    Yerine yazilacak isim konusunda ise dusunmeye devam ediyorum…

  6. on 27 Mart 2007 at 21:44 6.ahmet tunahan

    Muhteşem bir yazı.Yalnız İslamoğlunda bir tutarsızlık var.Tv de vehhabi zihniyeti için hiçte bu kadar değildi.Bilmeyen çok masum oldukalarını zannederdi(hilal tv).Bence Çanakkale ilede bir alaksı yok

  7. on 28 Mart 2007 at 09:16 7.Tik Tak

    “Mekke’nin etrafındaki dağları temizleyeceklermiş. Bu dağlardan ne istiyorlar? Dışa doğru genişlemek mümkünken niçin Kabe’nin yanı başına ucube yığınları dikiyorlar? Neden tarihi dokuyu muhafaza ederek ihtiyaçlara cevap vermek yerine böyle kıyımlara girişiyorlar? Neden Hz.Peygamer’in tebliğine, üzüntülerine, mücadelesine, gözyaşlarına şahitlik yapmış doğal dokuyu tahrip ediyorlar? Neden gelecek nesilleri bu şahitlerden mahrum bırakıyorlar?”

    Bu satırlarınızdan sonra AKM’nin yıkılması ile ilgili düşündüklerinizi de açıklayabilir misiniz? Çünkü pratikte yer ve kişi isimleri değiştirildiğinde benzer bir durum ortaya çıkıyor. Vahhabi kültürünün Türkiye’deki temsilcileri bu yıkımları da mı taklit ediyor?

    Tik Tak

  8. on 28 Mart 2007 at 11:27 8.Tarık T.

    Suudilerin zenginlikle gelen şımarıklığı muhtemelen önümüzdeki on yıllar içinde petrol kaynaklarının tükenmesiyle birlikte sona erecek.O zaman Osmanlı devrindeki gibi sürekli takviye edilen yardıma muhtaç hallerine geri dönecekler.Yada Amerika gibi bir güç tarafından elemine edilecekler.

  9. on 28 Mart 2007 at 11:58 9.Suat Öztürk

    Sayın Tiktak,

    Ne alakası var?

    AKM kutsal bir mekan mıdır? Orada bir din mi doğmuştur? Yoksa oraya gidenler hacı mı olmaktadır?

    (AKM ve yıkımı konusunu hiç bilmeden yazıyorum bunları.)

  10. on 28 Mart 2007 at 12:01 10.blue

    Roma’nın göbeğinde 1800′lü yıllarda yapılmış bir parlemento binası vardır. Yapılırken altındaki antik şehir yok edildiğinden dolayı halk bu binaya ‘çirkin bina’ ismini takmış. Parlemento binasını sorunca size “haa, çirkin bina mı, şurada !’ diye tarif ediyorlar. İşte bilinç ! Ecyad kalesinin yerine yapılan otele de ‘çirkin otel’ filan gibi isim vermek lazım belki de. Bu bilinç işi, devletle, yönetimle halledilecek iş değil. ..

  11. on 28 Mart 2007 at 12:30 11.Suat Öztürk

    Tuncay bey,

    Teşekkür ederim. Maddelediğiniz tüm önerilere “keşke” diyerek katılıyorum.

    ***

    Fatih birçok soru sormuş. Hepsi önemli, birçoğu zaten Müslümanda bulunması gereken hasletler.

    Fakat gözden kaçan bir husus var. Mekke’de ticaret olmasın, alışveriş yapılmasın diyen yok. Bunun yasak olduğunu savunan da.

    Burada müslümanlara yaptığım serzenişlerin aynı kendim için de geçerli. Normal hayatımda TR şartlarında ortalamanın üzerinde bir gelirle yaşıyorum, kullandığim araç ve gereçler pek çok müslümanda olmayan şeyler. Bildiğim kadarı ile zekatını verdikten sonra bunun İslamî açıdan sakıncası yok. Diğer yardım vesaire hizmetleri de kişinin takvası oranında değişiklik arzedebilir. Bunun nasıl ve ne kadar olduğunu da ancak kişinin kendisi bilebilir.

    Ama ben normalde -param yetmez ama yetse de- Hilton’da kalmam. Starbucsta kahve içmem. Rahatsız olurum.

    Alışveriş yaparken aldığım ürünlere dikkat ederim. Bunlar kişisel bir tepkidir.

    Hacc ruhu dedim. Oraya gitmedim hiç ama -inşaallah- gidersem alışverişe dalmam herhalde. Ya da ne bileyim “lüks yatak olsun, jakuzi olsun, Kabe manzaralı olsun, 2 dakikada tavaf edip geleyim” demem. Şöyle bi ihramımla güzel bir kahve içeyim diye starbucsa gitmem. (Kaldı ki starbucksun kahvesi güzel değildir, ayrı konu.. :-)) Torba torna alışveriş yapmam.

    Sonra benim asıl eleştirim ıskalanıyor. Bunlar arz-talep ve kişisel tavka ilişkisi diyelim. Kimsenin alışverişine, kalacağı yer tercihine karışamayız, eyvallah.

    Ama doğal doku neden bozuluyor? Mekke’nin etrafı varken ne diye Kabe’nin dibine o çirkin binaları dikiyorlar? Neden 1400 yıllık hatıralar birbir yokediliyor? Doğal dokuyu bozma, Sevr’e Hira’ya giden yolları harap etme, tarihi mekanlara, kuyulara, mezarlara, ağaçlara, mescidlere sahabenin evlerine dokunma. Allah Rasulu’nun gezindiği, ayağını sürdüğü, sıkıntılarını çektiği, sevindiği, hüzünlendiği mekanlardan ne istiyorsun?

    Dış tarafa ne yapacaksan yap. Otel, alışveriş merkezi, ilah..

    Ben bunu söylüyorum. Yoksa kimseye takva dersi vermek haddimize değil. Bu zorla da olmaz zaten..

    Bu tahribat birşekilde önlenmeli. Bunun iki yolu var. Birincisi Blue’nun dediği gibi bilinç. Hilton’da kalan olmazsa, Hilton işletmeyi devam ettirir mi? Hayır. Ama müslümanlar da insan fıtratından azade değil. Bu açıdan bu biçimde bir kollektif bilinç zor.

    İkincisi yapılan tahribata tepki göstermek. Gerek yukarıda dediğim gibi hal ile, -o çirkin yapılarda kalmayarak, gitmeyerek, satın almayarak vs- gerekse söz ve eylem ile. Hâl tepkisini geçtik, fakat Suud hanedanının söz-eylem gibi tepkileri dinleyeceğini hiç sanmam. Esasen ortada -ne hâl ne de söz ile -ciddi bir tepki de yok.

    Burada -olağanüstü birşey olup da Suud zihniyetinin değişmemesi durumunda- tek yol olarak Haremeynin yönetiminin Suudların elinden çıkması görünüyor. Çünkü sorun sadece bu değil. Hacc ile ilgili de pek çok sorun var. Bu konuda İslam ülkelerinin tamamının söz sahibi olacağı bir kuruluş Harameyn’i ve Hacc’ı yönetmeli. O zaman tarihi doku tahribatı da dahil pek çok sorun çözülür.

    Lakin bu şu anda hoş ama boş bir temenniden öte gitmiyor.

  12. on 28 Mart 2007 at 13:38 12.blue

    Bize hep haccı zengin ibadeti olarak öğrettiler. Sanırım sorun buradan kaynaklanıyor. Hacc ‘gücü yeten’ herkese farzdır. ‘Gücü yeten’ tabiri içine Suudi rejimi karayoluyla hacı kabul etmediği için para da giriyor. Ama esasen şart değil. Anlayış, şöyle emekli olalım, elimiz para görsün, ikramiyeyi de alalım, Kabe’ye yürüme mesafesinde 5 yıldızlı otelde kurulalım şeklindedir. O yüzden oteller Kabe’ye yakın ve Hac kafilesi genelde 70 yaş üzerinde olduğu için sıkıntıya çok gelemezler. Talepler bu yüzden konfor üzerine yoğunlaşıyor. Önce bu zihniyet aşılmalı. Hacca gençken gidilir, hacca dinçken gidilir, hacca para biriktirilerek gidilir, öylesi güzeldir.
    Mekke’de elbette ticaret yapılır. Aylarca kalacaksan ihtiyacını elbette alacaksın. Ama 1-2 hafta için Kabe’ye gidip de bavulları dolduruyorsan bunun Paris’e gidip bavulları doldurmadan farkı sadece mekandır. Orada satılan Türkiye’de yok mu? Bunun yanında bir de ‘Hac malzemeleri’ piyasası oluşmuş durumda. Hacca gidenler Türkiye’ye gelip buradaki dükkanlardan tespih, takke, koku vs. alıp dağıtıyorlar. Kabe’de alışveriş yapmakla vakit harcamayayım, buradan alayım mantığı olabilir. Fakat ben şunu anlamıyorum: Hacdan gelince hediye dağıtmak adetinin kaynağı nedir? Ne faydası vardır? Hoş bir şey olduğu için mi devam ettirilen bir adettir? Ne anlamı vardır?
    AKM olayını ben de yeni duydum. Neden yıkacaklarmış, neden tepki veriyorlar bilmiyorum. AKM’de bir opera seyretmiştim (hayatımın ilk ve son operası :)) . Gayet hoş, güzel , geniş bir bina. Yıllarca sanata emek vermiş insanların sahne aldığı bir yer. Neden yıkmak istiyorlar acaba? Bazı borazanlar çıkıp ismindeki Atatürk’ten kıllanan belediyeyi, sanatın içine tüküren zihniyeti filan suçlayacaklardır. Ne otomatik refleksli milletiz yaw !

  13. on 28 Mart 2007 at 16:40 13.Suat Öztürk

    “Hacc zengin ve yaşlı ibadeti” algısı sanırım sadece Türkiye’de var.

    Benim bildiğim Endonezya’da gençlerin evlenmeden önce hacca gitmeleri şeklinde bir gelenek var. Hatta bazı yörelerde -bizdeki askerliğe benzer- hacca gitmeyene kız verilmiyormuş. :-)

    Zaten diğer ülkelerden pek çok genç görülüyor Hacc’da. 2-3 yaşındaki çocuklarıyla Hacca, umreye gelenler var. Biz de ise tam tersi bir algı var maalesef.

    Hediye konusu da ayrı bir ironi. Bir tanıdığım Hacc parasını ayarlamış ama hediye parası -ki anlattığına göre akraba-i talukata verilecek hediyeler hacc parasının yarısını tutuyor- ayarlayamadığı için bir yıl ertelemişti Haccı. Tuhaf durum.

    Ona “hediyenin ne önemi var, sen vazifeni yap gel” demiştim. Bana “sen bilmezsin” dedi. “Tüm akrabalara, konu komşuya hediye getirmezsem Hacca gitti de sallandı geldi diye tefe koyarlar” dedi. (Anlattığına göre hediye de sırf tesbih-koku falan değil. İlaveten Seccade, tülbent hurma vs. Genişse akraba cemiyeti yekun tutuyormuş. Ve evet, Hacc piyasası artık Türkiye’de oluşmuş durumda. Gidip geliyorlar sonra buradan alınıyor hediyeler. Birçoğu oradan sadece zemzem ile hurma getiriyor. Bir de torpilli akrabalara hediyeler :-)

    Hediyeleşmek sünnettir de böylesi nedir? Anlamak mümkün değil.

    Dengeyi bir türlü sağlayamıyoruz velhasıl..

  14. on 28 Mart 2007 at 19:40 14.Ecenaze

    FATİH DEMİR BEY E düzeltme[nacizane:)]

    Hep aklima gelen bir olay var. Peygamber Efendimizin bir recm sirasinda istekli halka “ilk tasi en az gunah isleyeniniz atsin” deyisi…. Isin icine insan girince cok degisik yerlere gidebiliyor mevzular cunku….

    Bu söz HZ İSA nın kullandığı bir sözdür..Orjinali de, “İlk taşı günahsız olanınız atsın”şeklindedir…

    saygılarımla..

  15. on 28 Mart 2007 at 19:42 15.Ecenaze

    http://www.kutsalkitap.org/index.php?option=com_magazine&func=show_article&id=144
    yuhanna 8:1-11

  16. on 29 Mart 2007 at 14:09 16.Tunç

    Suudilerin müslüman olmadigini söylesem ileri gitmis olur muyum?

    Beni tanidiginiz için böyle bir riski aliyorum, tepki vermeden önce
    yorumumu sonuna kadar okumanizi umuyorum :)

    Hristiyanligin dogusu ile Vahabizm’inki arasinda ciddi bir benzerlik var :

    Simdi Hz Isa’ya bakalim meselâ. Kendisi yahudiydi, hiç bir zaman da
    ” Ben Tanri’nin ogluyum, yahudilik bitti, iste size yepyeni bir din!” demedi.
    Sünnetliydi, domuz yemiyor, namaz kiliyordu yahudiler gibi.

    Bildiginiz gibi israilogullarini Roma baskisindan kurtarmak isteyen
    Pierre ve Paul (Pavlus) bütün Roma’yi yahudi yapmak istediler. Tabi
    ortadogudan yola çikinca yunanlilarin yasadigi anadolu yollarinin üzerindeydi
    ister istemez. Ayrica yunanlilarin yahudi olmasi büyük bir kazanç olacakti.

    “Hristiyan” adi bile bu iki “aziz” in icadi ve Hatay’da,
    Hz Isa’nin ölümünden neredeyse yüz yil sonra dogmus bir kelime.

    Uzatmayayim, bizim Paul ve Pierre çok iyi hatip ve karizmatik insanlar.
    bazi yunanlilar yahudiligi begeniyor ama bir kaç itirazlari var :

    1) Sünnet olursak hamamda vs romalilar bizi tanir, cezalandirilabiliriz,
    2) Cemiyet içinde domuz yemezsek yahudi oldugumuz anlasilir,
    3) Biz görmedigimiz seye tapamayiz, Hz Isa’nin resmini yapmak yasak olmasin,
    4) Romalilarin tanrilari insanlarla evleniyor, bazilari yari insan yari tanri.
    Biz bir peygamberin pesinden gitmeyiz, böyle yari tanri bir önder isteriz.
    5) Kaser (~helâl) et bize uymaz, Romali tanrilar adina öldürülmüs hayvanlari da yemek isteriz.

    Bizim azizler çok esnek davraniyorlar, yunanlilarin her istegine evet diyorlar,
    yeterki yahudilik büyüsün. Ama Ortadogudaki yahudiler bunlara çok kiziyor,
    siz yeni bir din kurdunuz, bizden degilsiniz, diyorlar.

    Uzatmayalim, oy kullanma suretiyle MS 300′lerde Hz Isa sadece Tanri’nin oglu degil
    ama ayni zamanda kismen/tamamen tanri ilân ediliyor, Iznik’te.

    Hristiyanlarin simdiki “Incil”leri Kur’an’daki Incil’den biraz farkli saniyorum. Çünkü geçen yillarda gene Eski Ahit’e bir de Yeni Ahit eklenmis, ona da bir sürü ekleme/çikarma yapilmis … oy kullanarak. Öyleki Incil’in çogunlugu (? Tamami) ibranice ve yunanca ama Hz Isa’nin ana dili aramice.

    Düsünün meselâ IKÖ toplanmis, oy kullanarak Maide sûresini çikarmis, Mesnevî’den veya Risale-î Nur’dan bazi bölümleri Kur’an’a eklemis! (ALLAH Korusun)

    SUUDIZM NEDEN ISLÂM DEGIL?
    Gelelim bizim din mucidlerine. 15ci yy’da suriyeli ibn Teymiye adiyla bile şirk kokan bir kitap yaziyor :

    Reisin ve Reayanin islerinin islahi için ilahi yasa adina siyaset

    Yani “ALLAH adina” yapilan bir islah (=REFORM) !!! Suudiler çok seviyorlar O’nun adina konusmayi, yazmayi, ….

    Yaniliyorsam düzeltin, Islam’a göre kimse ALLAH adina hareket etme yetkisinde degildir. Sadece Peygamberler onun mesajlarini iletirler.

    Neyse, arkadan Muhammed ibn Abdülvahab adli (bence yari deli) bir adam Kitab et-Tevhid adli bir kitap yaziyor. O siralar petrolün önemi de anlasilmis, ingilizler agizlari sulanarak bakiyorlar arap yarimadasina.

    Geçelim. Yanlis bilmiyorsam Abdülvahab’in insanlari kandirmasi kolay olmuyor,
    çok ciddi bir direnis, çatismalar, vs, vs.

    Suudilerle konustunuz mu hiç? Aralarinda müslümanlar da var. Ama gerçekten vahabizmi savunanlar için sekil özün önünde. Meselâ hirsizlarin kolunun kesilmesi adalet kavraminin önünde. Ve vahabiler için bu kitaplar ve suudi imamlarin fetvalari Kur’an’dan önce geliyor.

    ALLAH’a inandigini söyleyen herkese müslüman demek biraz zor
    geliyor bana. Birmanya’li bir arkadasim olmustu birgün. “Karada bizi ALLAH korur,
    denizde ise Deniz Tanrisi!!!” demisti . Iki tanrili bir din olusmus nispeten
    ücra bir bölgede. Islâm degil. Iste vahabiler de böyle. Kafalarina göre
    kural ekleyip çikarmislar, reform yapmislar. Kemalizm gibi yeni bir din kurmuslar.

    Dostlukla

  17. on 29 Mart 2007 at 17:59 17.Hatice

    Suat Bey,

    Ehl-i sünnet alimlerinin çoğu -literatürde cumhur diye anılırlar- vehhabiliğin, ehl-i sünnet ve’l-cemaat dairesinde olmadığında ittifak etmişlerdir.

    ^^Vehhabiliğin ortaya çıkışının asıl sebebi, Muhammed b. Abdullah’ın kabilesi Necid’den olan Haricilerin Hz. Ali ve ehl-i beyt düşmanlığıdır. Bu kabile asr-ı saadete yakın dönemde meydana gelen Sıffin’den sonra ehl-i beyte ve Peygamber hatırasına muhalif bir duruş sergilemişlerdir.^^

    Hz. Ebubekr döneminde yalancı peygamber Müseyleme de onlara destek çıkmış fakat tahrikleri netice vermeden bastırılmıştı.

    Bilmiyorum, yazıda söylendiği gibi Hz. Peygamber’in merkad-ı şeriflerinin çaputtan görünmez olduğu bir dönem yaşandı mı. Yahut hacılar Kabe dışında farklı mekanları da tavaf etme eğilimi gösterdiler mi?

    “”Bunlar vuku bulmuş olsa bile Vehhabilik, çıkışının tek sebebi bu olabilecek kadar masum bir mezhep değil.”"

    Eğer ortaya çıkış sebebini bununla kısıtlar ve tarihi süreci gözardı edersek biraz da, vehhabiliği islam dünyasına sevimli göstermek isteyen dış mihrakların yüzünü güldürmüş oluruz.

    İslamoğlu Hoca burada biraz daha dursaymış keşke. :-)

    Rasulullah (aleyhisselam) buyurmuş ki, “Kim bizim işimize bizden olmayan bir şey eklerse o ve işi reddedilir.”

    Ehl-i sünnet çizgisinde yaşayan insanlar olarak hiçbir aşırılığı hoş karşılamayız. Velev ki bu Peygamber sevgisi adına yapılmış olsa bile.

    Ancak burada “bidat” kavramının içini de iyi doldurmak lazım. Kur’an ve sünnete aykırı olmayıp da müslümanların hayatına sonradan giren güzel işleri benimsememek için de geçerli bir sebebimiz yok. Bidat-ı hasene denen şey yani..

    Hürmetler,

  18. on 29 Mart 2007 at 22:18 18.Suat Öztürk

    Hatice Hanım,

    Merhabalar.. Öncelikle yeni blogunuzu buradan da tebrik edeyim.

    Arkadaşlar bu adresi mutlaka bookmark/rrs. nıze ekleyin:

    http://hatice.wordpress.com/

    Mevzuuya dönersek. :-)

    Hemen hemen hemfikirim; bidat-ı hasene de dahil.

    Elbette Vehhabiliğin çıkış nedenleri çok derinlere dayanır. Aslında şöyle söylemek daha doğru bence. Bu tür bir düşünce biçimi hep vardı(r) fakat bu/bir düşüncenin beslenmesi, semizlenmesi ve siyasal açıdan etkin hale gelmesi için bazı şartların gerçekleşmesi gerekiyor. Nedensellik açısından baktığımızda bu aşırılık ve buna olan tepkisellik vehhabilik için güzel bir fırsat olmuş görünüyor.

    Bir anektod:

    Vehhabilik denince aklıma Hayrettin Karaman Hoca’nın vehhabilikle suçlanması geldi. Bilirsiniz bu uzun yıllar öncesine dayanıyor ama çok yaygın bir söylemdi. Çok yakın olduğum bir ilahiyat hocası arkadaşım Hayrettin Hoca’ya bunu sormuş. O da -mealen- “bu suçlamayı yapanlar haklılardı ama ben elhamdulillah yanıldığımı geç olmadan anladım” demiş.

    Hürmetlerimle..

  19. on 29 Mart 2007 at 22:32 19.Suat Öztürk

    Tunç bey kardeşim,

    Hemfikir olduğum noktalar olmasıyla beraber yazını sert bulduğumu ifade edeyim.

    Ne olursa olsun “İki şahadete” iman eden ve bunu ikrar eden bir kişiyi tekfir etmeyi doğru bulmuyorum.

    İlim geleneğimizin çoğunluğunda sözün küfrü vardır. “Yani bu sözü söyleyen kafirdir” yerine “bu söz küfürdür” denir.

    Alimler hatasız değildir. Hata yapabilirler. Yanlış yargılara/yorumlara varmış olabilirler. Farkında olunmuyor ama dönemim tarihsel şartları da çok önem arzediyor.

    İbn Teymiyye ve eserleri hakkında birçok çekincem var, daha doğrusu bilgim Ehl-i Sünnet alimlerinin çekincelerinden oluşuyor..

    Ama.. “Düşmanlarım bana ne yapabilir ki? Ben cennetimi yüreğimde taşıyorum, nereye gitsem o benimle gelir. Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir. Değil mi ki göğsümde Allah’ın Kitabı ve Rasulü’nün sünneti vardır!” diyen bir alim, birçok hatalı yorum ve yargılara da sahip olsa ilim geleneğimizin simasıdır diye düşünüyorum..

    Selamlarımla..

  20. on 29 Mart 2007 at 23:58 20.Hatice

    Suat Bey,

    Nazik jestiniz utandırdı beni :(

    Bookmark iyi bir tercih olmayabilir :) Ben vazifemi yapıp uyarayım..

    Teşekkür ederim. Hürmetler,

    Not: Analizi yazınca hemen buraya bir link koyuvereceğim efendim. Siz telaşa kapılmayın :))))

  21. on 30 Mart 2007 at 11:19 21.Tunç

    Suat Bey Kardesim,

    Yorumumu bilerek biraz sert ve kiskirtici yazmistim, teshisin yerinde :)

    Her zamanki gibi bana bilmedigim seyler ögrettin, (diger dostlar da
    yapacaktir sanirim) Hatice Hanim’a da mütesekkirim. Verecegi ek bilgileri bekliyorum. Haliyle amacima ulasmis oldum :)

    Önüne geleni kâfir ilan eden sahte hocalardan öylesine biktim ki benim ayni hataya düsmem ayip olur zaten.

    “Ne olursa olsun “İki şahadete” iman eden ve bunu ikrar eden bir kişiyi tekfir etmeyi doğru bulmuyorum.” (SUAT)

    Demissin, mesele burada basliyor zaten. Yukarida verdigim birmanyali örnek için LA ILAHE ILLALLAH tutmuyor degil mi?

    Bak bir örnek de Türkiye’den. Alevî müslüman oldugunu söyleyen bir baska tanidigim var, Tunceli’den. MUHAMMEDEN RESULLULLAH yerine Hz ALi’nin adini koyarak söylüyor.

    Yanlis anlamayasin, kimseye kâfir filan demiyorum. Ama Ilahiyat doktorasi yapmadan da bu tür bir dogmanin Kur’an’a uymadigini görmek mümkün degil mi?

    Ama edepli olalim, senin dedigin gibi “bu söz küfürdür” diyelim ki kisileri degil hatalari konusmus olalim.

    Gelelim Suudilere. Iki sahadeti dille söyleyip sonra Teymiyye’nin veya AAbdülvahab’in yazdiklarini Kur’an ile es veya ondan daha üstün tutmak nedir? Küfürdür diyemem hemen. Ama bir insanin sözünü ALLAH’in sözlerinden üstün tutmak biraz sakat degil mi?

    Sen zaten bu konuyu 3 Muhammed adli yazisinda gayet güzel anlattin.
    Hz Muhammed’in kim oldugunu Kur’an ve Hadis-i Kutsiler bize ögretmiyor mu? bunun bir reformu, revizyonu yapilirsa her türlü felakete kapi açmis olmaz miyiz?

    Inan seni ikna etmeye çalismiyorum (ne de diger okuyuculari) bu konu kafami karistiriyor. Milyonlarca suudinin karsisina geçip de “hey siz müslüman degilsiniz” diyecek ne yetkim var ne de bilgim.

    Ayni mesele Iran için de geçerli. Adam diyor ki “ben AYETULLAH’im” var mi Suat böyle bir sey dinimizde? Kendilerini “Hata yapmaz ve hesap vermez” ilân ettiler. Kur’an’da LA YUHTA VE LA IHTA diye geçiyor galiba, ALLAH için söylenen bir söz degil mi bu?

    Hakkaten düsünmek lâzim üzerinde, “akli olmayanin dini olmaz” diye ayet var degil mi? O halde akil sahibi müslümanlar sorgulamaya devam etmeli, bir sarik bir cüppe ile AYETULLAH olunur mu?

    Sen de bilirsin, AL-i Imrân sûresinde muhkem ve mütesabih ayetler hakkinda çok açik uyarilar var. Sirf iranlilara veya suudilere ayip olmasin diye bu uyarilari bos vermek olur mu?

    hadi bakalim, bunlara ne cevap vereceksin bakalim? :-)

    Muhabbetle

  22. on 30 Mart 2007 at 12:03 22.Suat Öztürk

    Tunç bey kardeşim,

    Birinci bölümde yazdıkların zaten “İki şahadet” kavramının dışına çıkıyor. Yani kara/deniz tanrısına inanan, Hz.Ali’yi şahadetin ikinci parçası yapan vb. gibi. O bakımdan zaten benim dediğim kısmın haricinde kalıyor onlar.

    İkinci kısımda yazdıkların ise genelleştirici bakışla değerlendirilemez. İ.Teymiyye’nin sözünü alıntıladım yukarıda, orada da görüleceği gibi İ.Teymiyye samimi bir muvahhiddir. Elbette onun sözlerini kelam-i İlahî’den üstün tutanlar varsa itikadları bozuktur fakat ne söylediklerine bakmak lazım. Yani Teymiyye’yi okurken Kur’an’dan daha üstün olarak mı görüyorlar yoksa Kur’an’ın en iyi tefsiri olarak mı? Bu fark önemli.

    Şiilerin konusu ise başka. Aslında Şianın ayrılığı siyasi bir ayrılıktır. Fakat sonradan bu ayrılık “imamet” adıyla itikadi bir boyut almış ve imamet şia için bir iman esası olmuştur. “Ayetullah” da oradan geliyor zaten. Onlara göre İmamlar hatadan münezzehtir, çünkü Allah imamların hata yapmasına izin vermez. Tabii ki bu kabul edilebilir birşey değil. Ama bu, tekfir etmek için yeterli bir sebep değil bence. Uyarmak muhakkak gerekli elbet ama “tekfir etmek” zor ve mes’uliyet gerektiren birşey..

    Hadi bakalım, oldu mu cevap :-))

    Selamlar..

  23. on 30 Mart 2007 at 20:23 23.Tunç

    Sagol Suat,

    Tartismanin Sii veya Hanbeli düzlemine kaymasi isime gelmez çünkü çok fazla bilmiyorum detaylari :-)

    Ama zaten baska bir “dinden olmak = kâfir olmak” diye bir sey yok benim için. Mesela hristiyanlar ve yahudiler de Kitap ehli olarak saygi hak etmiyorlar mi?

    Hatta kemalistlere bile asgari bir saygim var benim :-)

    Kal saglicakla

  24. on 25 Nisan 2007 at 12:34 24.nurşah

    ben hac ile ilgili şeyler aradım neler çıktı ya genede bunlar güzel ama benim konum değil

  25. on 09 Ekim 2007 at 14:59 25.Ali Ercan KILIÇ

    S.al.
    Müslümanlar;
    SUUDİZM iğrenç bir seviyeye ulaşmış bir pozisyonda; ama, SUUDİZM’İn de, TÜRKİZM’in de kıblesi beyaz saray değil mi?
    İşte ekim 2007 şimdi de terör devleti israil bir kale yıktı. nerede sesiniz?
    Müslümanlar;
    KUR’AN VE SAHİH SÜNNET ŞİARIMIZDIR.

Trackback This Post | Subscribe to the comments through RSS Feed

Önemli

Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederim.

Siz de düşüncelerinizi paylaşın


Kapat
E-posta ile paylaş