Arsiv - Kategoriye gore : "Düşünce"



Düşünce Suat Öztürk - 09 Mayıs 2007

Oy Kullanmak

Seçmen listeleri bugün askıya çıktı. 21.05.2007 tarihine kadar askıda kalacak. Seçmen kütüklerinde yazılı olmayan ya da yazılı olmakla birlikte başka illerdeki kütüklerde yazılı olmaları sebebiyle oy kullanamayacak olanların bu durumlarını düzeltmeleri için 09.05.2007-21.05.2007 tarihleri arasında muhtarlıklara ve ilçe seçim kurullarına müracaat etmeleri gerekiyor.

Tabii ki daha evvel seçmen kütüklerine yazılı olanların da listede olup olmadıklarını kontrol etmeleri “Burası Türkiye, ne olur, ne olmaz” kabilinden önem arzedebilir.

Nihilist bir tavırla “amaaann” diyenleri hariç tutarsak, ilkesel olarak “oy kullanmamak” da demokratik bir tepki olarak görülür.

Bunun sebebi oy verecek uygun bir parti bulunamaması elbette. Ben bu düşünceyi anlasam da doğurduğu sonuçlar bakımından verilen bu güzel mesajın boşa çıktığını ve silahın geri teptiğini düşünüyorum.

Devamini Oku »

Popularity: 8% [?]

Düşünce Suat Öztürk - 07 Mayıs 2007

Canım Sıkkın..

Üç dört gündür canım fena halde sıkkın.

Madem -yorum blogu da olsa- sonuçta kişisel olan bir sitem var, içimi dökeyim bari diyorum bugün.

Bu sitenin sürekli okurları bilir; birkaç kez kardeşimin askerde olduğundan söz etmiştim. Tezkeresine  2 ay kadar var. Hatay’da yapıyor askerliğini.

Yaklaşık bir hafta önce konuşmuştuk; o zamandan beri görüşemedik. Çoğu kez sahrada olduğu için biz ona ulaşamıyoruz,  genellikle o bizi arıyor. Hiç bu kadar boşluk vermemişti.

Sık sık operasyona gidiyorlar Suriye sınırına, Avanos Dağlarına. Son görüşmemizde yine Avanos’a gideceklerini söylemişti. Dün de TV’de   “Avanos’ta çatışma” anonsunu duydum; görüntüler eşliğinde,  çembere alınan teröristlerin olduğunu ve güvenlik kuvvetlerinin operasyon yaptıklarından sözediyordu.

Devamini Oku »

Popularity: 9% [?]

Güncel & Düşünce Suat Öztürk - 30 Nisan 2007

Sahte Demokratlar

Sayıları çok fazla değil. Ama az da değil.

Şöyle başlıyorlar: “Efendim bildiri yanlıştır, demokrasiye aykırıdır” “Ee güzel” diyorsunuz ama o da ne? Devam ediyorlar: “Ama, şöyle olmuştur… böyle olabilirdi….  mecbur kalınmıştır…  mesele iyi anlaşılamamış, hassasiyetler dikkate alınmamıştır.” vs vs.

Hiç dinlemeyin bunları, kaldırıp atın gitsin.

Gerçek bir demokrat bu muhtırayı kayıtsız şartsız reddetmelidir. Bunun “ama..”sı  “falan”ı, “feşmekan”ı   lamı, cimi yoktur. Önümüzdeki durum demokratik bir sınavdır ve bu muhtıraya kayıtsız şartsız “hayır” diyenler ancak bu sınavdan geçebilir; binbir takla ile şerhler koyanlar degil..

Devamini Oku »

Popularity: 14% [?]

Toplum & Ahh Benim Memleketim & Düşünce Suat Öztürk - 06 Nisan 2007

Siyaset ve Popülizm

Genç Parti lideri Cem Uzan’ın TV reklarındaki sloganlarına mutlaka rastlamışsınızdır. Genç Parti lideri “ÖSS kalkacak”, “Mazot 1 YTL olacak”, “Her işsize 350 YTL maaş”, “Fındık 8 YTL olacak” gibi sloganlarla hayli erken başladığı bir seçim kampanyası yürütüyor. 

Bu sloganlar halk arasında konuşuluyor ve haliyle olumlu-olumsuz  tepki de gecikmiyor.

Mesela geçen gün posta kutuma bir mail geldi. Gönderen, bir siyasi partinin -yaşadığım şehirdeki- merkez ilçe başkanı. Cem Uzan’ın sloganlarına karşılık olarak seçim kampanyasının startını verdiklerini söylüyor. Sloganları ise şunlarmış: “Üç korner bir penaltı olacak”, “Hamilelik üç aya inecek”, “Sigara kanser yapmayacak”, “Mesai saatleri 10.30 - 12.00 ile 14.00-17.00 arası olacak” “Haftasonu tatili 3 güne çıkacak” vb..

Önce bu espriye  güldüm sonra da buna malzeme sağlayan siyasi anlayışı düşündüm.

Devamini Oku »

Popularity: 22% [?]

Düşünce & İslam Suat Öztürk - 27 Mart 2007

Suudizm..

Geçtiğimiz günlerde Yeni Şafak’tan İbrahim Karagül bir yazı yazdı. Başlığı: “Mekke Las Vegas’a döndü!” 

Yazıdan, dostlarımızla oluşturduğumuz mail grubuna gelen bir ileti ile haberim oldu. 

Konu kronik konu: Suudiler ve Kutsal toprakların dokusunda yaptıkları kıyımlar.

Karagül yazısında geçen yıl yazdığı bir yazısına atıfta buluyor. O zamanlarda ben de Karagül’ün bu yazısına atıfta bulunarak birşeyler yazmıştım. Karagül geçen yıl yazdığı o yazıda şöyle diyordu:

Hz Muhammed’in annesi Amina’nın mezarı buldozerlerle yıkıldı ve içine benzin döküldü. İslam dünyasında kimse bu yıkımı durdurmak için harekete geçmedi. Bugün Mekke’de 1400 yıl önceden kalma 20′den az yapı kaldı. Peygamberin ilk eşi Hz Hatice’nin evi yıkıldı ve yerine abdesthane/şadırvan yapıldı. Peygamberin en yakın dostu Hz Ebu Bekir’in evi şimdi Hilton Oteli’nin kompleksi içinde. 1200 yıllık Ebu Kubeys Camii’nin yerinde Kraliyet Sarayı var. 80 yıllık Suudi Krallığı’nın yıkımları Hz Muhammed’in doğduğu evi tehdit etmeye kadar vardı. Ev yerle bir edildi. Yerinde kapıları ve pencereleri kilitli uyduruk bir kütüphane var.

Devamini Oku »

Popularity: 27% [?]

Düşünce Suat Öztürk - 25 Mart 2007

İşkence

Hasan Cemal’in “Kürtler” kitabını okuyanlar bilirler. Kitabın başlangıç sayfaları meşhur Diyarbakır Cezaevindeki işkenceleri uzun uzun anlatır. Hatta o kadar anlatır ki bu işkence tasvirlerine çok uzun yer verdiği için Hasan Cemal birçok kesim tarafından sertçe eleştirilmiştir. Sanırım yayınlandığı yıl; 2003′de okumuştum, satırlarda gezinirken kanım donmuştu. 

Tom Hanks’in oynadığı “The Green Mile”i (Yeşil Yol) pek çok kişi izlemiştir. Cellat, elektirikli sandalye ile idam edilecek olan kişiye işkence çektirmek için gizlice normal prosedürün dışına çıkarak mahkumun başına akımın geçmesini kolaylaştıran ıslak sünger yerine kuru sünger koyar ve daha geç sürede pişerek-yanarak ölmesini sağlar.

İş yaptığım bir Rustan dinlemiştim. Rus ordusunun içinde yeralan askeri cezaevlerinde gardiyanlar mecburi hizmetini yapan askerlerden oluşuyormuş. Bu askerler yine kendileri gibi mecburi hizmetlerini yapan ama işledikleri adî bir suç nedeniyle yolları cezaevine düşen “tertiplerine” akılalmaz işkeneler yapıyorlarmış. Kendisi de bu cezaevlerine düşmüş ve dışkı yalamaktan, saatlerce tazyikli suya tutulmaya kadar birçok işkenceye maruz kalmış. (Nedense aklıma Kürşat Bumin’in “Kışlada Dayak” yazıları geldi.)

Çok çeşitli işkence yöntemleri var; fiziksel, psikolojik, psikiyatrik, farmakolojik, cinsel işkence gibi..

Devamini Oku »

Popularity: 21% [?]

Kitap-Dergi & Düşünce & İslam Suat Öztürk - 18 Mart 2007

Üç Muhammed..

expositions.bnf.frÇok yerde rastlamışsınızdır muhakkak; Hz.Peygamber(s)’in mesajından fazla hırkası ile, ahlakından fazla sakalı ile ilgilenen müslümanların varlığına..

Geleneğimizin aşırı yüceltmeci bir Peygamber tasavvuru var. Hz.Peygamber’den bahsederken; onun mesajı, getirdiği ahlaki ilkeleri, ibadetlerinin ruhu gözardı ediliyor, kullandığı eşyalar, uğradığı yerler, giydiği elbiseler, mesajından “daha önemli”ymiş gibi davranılıyor.

İslam’ın ahlak ve ahkâm boyutunun birleştirilerek dengeli bir “müslüman” örneği olmak varken ya ahkâmda takılıp ahlakı gözardı etmek ya da ahlakı yeterli bulup ahkâmdan yüz çevirmek sıkça görülen bir davranış biçimi. Aynı biçimde; Hz.Peygamber’i aşırı yücelterek örnek alınması imkansız bir hale getirmek ya da tamamen salt mesaj taşıyan “postacı”ya indirgemek de yine bir başka denge eksikliği örneği.

Devamini Oku »

Popularity: 34% [?]

Düşünce Suat Öztürk - 11 Mart 2007

“Allah’ın Varlığı” üzerine..

Bugün pazar, gündemden uzaklaşalım biraz diyorum.

Birçok ortamda Allah’ın varlığı ile ilgili tartışmaların olduğunu görürsünüz. Argümanlar hemen hemen bellidir ve bunların önemli bir kısmı canlıların yapıları, evrenin düzeni ile ilgilidir. Materyalist taraf canlıların cansız maddelerden evrimleştiğini öne sürerek, var olan herşeyin madde olduğunu maddenin de ezeli olduğunu, tüm varlık aleminin maddenin etkileşimi ile meydana geldiğini bu sebeple de Yaratıcı diye bir şeyin olmadığını öne sürer. Teist taraf ise tam tersini.

Tezimin başka pek çok güçlü argümanı var. Bu çok derin konuyu bütün boyutları ile kısa bir yazıda işlemek mümkün değil. O yüzden ben burada evrim - tasarım - quantum - bigbang tartışmalarına ve/veya diğer teistik argümanlara hiç girmeden salt mantık kuralları bağlamında “Allah’ın varlığı” üzerine birşeyler yazmak istiyorum. Yazacaklarım Teizmin “kozmolojik argümanı” kapsamına giriyor.

Bilindiği gibi materyalistlerin en önemli iddiası şudur: “Canlılık da dahil, varolan herşey ezelî ve ebedî olan maddenin etkileşiminden meydana gelmiştir.”

Bu söylendiği anda ortaya şu can alıcı soru ortaya çıkar: “Madde ve ondan müteşekkil evren nereden meydana gelmiştir?” Buna “madde ezelîdir dedik ya” diye verilecek bir cevap, evrenin/maddenin izahat gerektiren bir varlık olması sorununu ortaya çıkartır ve bu yapılamadığında önerme ispatı mümkün olmayan bir önkabul haline gelir.

Devamini Oku »

Popularity: 29% [?]

Toplum & Ahh Benim Memleketim & Düşünce Suat Öztürk - 04 Mart 2007

Kültür Dayatımı ve Toplum

Metin Bey’in sitesinde toplum ve darbeler üzerine bir tartışma esnasında sol cenahın ünlü isimlerinden Mihri Belli’nin bazı sözlerine atıfta bulunmuştum.

Benimle aynı dünya görüşüne sahip olanların “Mihri Belli” deyince kulaklarını dikmeleri normal bir durum. Eh, pek de haksız sayılmazlar.

Konu aslında darbelerdi ama toplumların yapısını konuşurken doğal olarak konuşma son 150-200 yıldır toplumumuza tepeden inme biçimde dayatılan değişim projelerine gelip dayandı.

İlgili tartışmada Mihri Belli’nin “İnsanlar Tanıdım” adlı anılarından bir cümlesini alıntılamıştım, şimdi aynı eserinden bazı bölümleri aktarıp üzerine birşeyler söylemek istiyorum:

1928 yazında Latin harfleri kabul edildiğinde biz ailece Bulgaristan’da yazlıktaydık. Sofya yöresinde Gorna Bana’da. Birgün babam kente inmişti. Elinde Türk gazeteleri ile döndüğünde, “Gazeteler yazıyor” dedi. “Yeni harfler kabul edilmiş. Birkaç yıla kadar  Türkiye’de okuma yazma bilmeyen tek insan kalmayacak.” Heyecanlıydı. “Gel sana beş dakikada öğreteyim” dedi. Fransızca’dan Latin harflerinin yabancısı değildim. “Yaz adını” dedi. Yazdım. Bir iki cümle daha yazdırdı. Ufak tefek düzeltmeler yaptı. “İşte” dedi. “Öğrendin. Bu kadar kolay, millet ümmîlikten kurtuluyor artık.”

Devamini Oku »

Popularity: 27% [?]

Güncel & Toplum & Düşünce Suat Öztürk - 25 Şubat 2007

“Sansüre Karşı(mı)yız!..”

Kurtlar Vadisi RTÜK’un aba altından sopa göstermesiyle yayından kaldırılınca bu yapılanın sansür olup olmadığı yanında “sansür”ün gerekliliği de tartışılmaya başlandı haliyle.

Aslında günümüzde “sansür” kavramından bahsetmek ne kadar anlamlı ondan da emin değilim; şimdi yapımcı şirket istese bu diziyi çekip şifreli bir kanalda, internette ya da VCD, DVD olarak yayınlayamaz mı? Elbette yayınlayabilir. Öyleyse buna gerçek anlamıyla “sansür” diyemeyiz. (Öte yandan RTÜK’un  -mealen- “biz tehdit falan etmedik, sansür yok” açıklamalarını olduğunu da belirtelim.)

Birçok yerde “sansüre karşıyız”la başlayıp “kaldırılması iyi oldu” diye biten yazılar görüyoruz. (Şimdi  dostlardan birisi benim konu ile ilgili bu ve önceki yazımın da öyle başlayıp bittiğini söyleyebilir ama -açıklaması zor da olsa- öyle değil.)

Bu bir kafa karışıklığı mı? Sanmıyorum. Bu, halihazırda zaten çok tartışılan “özgürlük ve sınırları”  ile yakından ilişkili bir durum.

Ama kafa karışıklığı olanlar da yok değil. Çeşitli sitelerde anketler görüyorum; katılımcılar çok yüksel oranda dizinin yayından kaldırılmasını “sansür” olarak değerlendiriyor ve yanlış buluyor.

Bu “sansür karşıtlığı” nereden geliyor? Bu kişilerin sansüre karşı olmaları bir prensipten mi kaynaklanıyor yoksa her  özne değişikliğinde görüşleri de değişiyor mu?

Devamini Oku »

Popularity: 25% [?]

Güncel & Günün Yazısı & Toplum & Düşünce Suat Öztürk - 13 Şubat 2007

Milliyetçilik ve bir yazı..

Milliyetçilik tartışmaları tam gaz devam ediyor.

Milliyetçiliğin  pek çok kategorisi var. Etnik milliyetçilik, Kültürel/bölgesel milliyetçilik,  Dinsel milliyetçilik vb. gibi.

Her bir kategoriyi ayrı ayrı değerlendirmek gerekir  ama zaman zaman bu kategoriler birbirlerinin içine de geçmiş olabiliyor.

Etnik milliyetçilik ciddiye bile alınmayacak bir saçmalıktır. Kimse doğacağı ırkı seçemeyeceği gibi çok değil birkaç yüzyıl geriye gittiğinde atalarının genlerinde övündüğü ırkı ile yerdiği ırkın birarada olduğunu görür. 

Kültürel/bölgesel miiliyetçilik de oldukça tartışılan bir konu. Çoğu kez “din” de bu kavramın içine giriyor. Seçme şansı açısından ilk çocukluk devresi kültürel anlamda da seçilemiyor. Haliyle kişi, çocukluğundan itibaren belli bir kültürün hakim olduğu coğrafyada, o kültürün değerleriyle büyüyor. Daha sonra  bir seçenek imkanı olsa da insanların büyük çoğunluğu yaşadığı kültürel coğrafyayı değiştiremiyor.

Değiştirmesi halinde bile -ezici bir çoğunluk- çocukluğunda aldığı kültürün izlerini ömrü boyunca sürdürüyor.

Devamini Oku »

Popularity: 30% [?]

Toplum & Düşünce & İslam Suat Öztürk - 10 Şubat 2007

İçtihad üzerine..

Geçtiğimiz yüzyıl İslam dünyasında en çok konuşulan konuların başında hiç kuşkusuz içtihad geliyor.

Bunun en önemli sebebi büyük bir hızla değişen dünyada  hukuk başta olmak üzere tüm alanlara sekülerizmin hakim olması. Bu değişen dünyada müslümanların  hayat tarzı da farklılaşıyor ama inandıkları değerlerden vazgeçmek istemeyen müslümanlar  değişen dünyanın şartları ile inançları arasında  uzlaşma arıyor.

İçtihad kelime manası itibarı ile bir konuda elden gelen çabayı sarf etmek, bir şeyi elde edebilmek için olanca gücü harcamak anlamlarına geliyor. Bir fıkıh terimi olarak ise müçtehidin tafsîlî delillerden şer’î-amelî hükümleri çıkarmak için bütün imkanını harcaması demek.

İslam medeniyetinin atalete uğradığı inkar edilmez bir gerçek. Ve bu atalet medeniyetlerin gerilemesinin doğal bir sonucu olarak bilimden sanata, edebiyattan hukuğa kadar her alana yayılmış durumda.

Elbette bunun sebeplerini birkaç noktaya indirgeyemeyiz; ki  esasen o zaten apayrı bir değerlendirmeyi teşkil ediyor.  Ama hukukî sonuçları içtihad kavramına dayandığı için kısaca buna değinmek gerek.

Devamini Oku »

Popularity: 39% [?]

Güncel & Toplum & Düşünce Suat Öztürk - 08 Şubat 2007

Öcü

Bir önceki yazıda içimden geçen düşüncelere değindim birkaç satır  ve “Ben  Orhan Pamuk’un yerine olsaydım gitmezdim” dedim.

Sağolsun dostlar beni bu duygusallıktan uyandırdılar ve muknî gerekçelerle Pamuk’un terk-i diyarının haklılığını gösterdiler.

“Şimdi rasyonalizm zamanı” deyip dengeleyici bir yazı yazmaya niyetim yok.

Mesele  301.md. etrafında dönüyor gibi göründüğü için buna biraz değineyim.

301 konuşuluyor ama bu aslında oldukça yanıltıcı.

Önceki başlıkta değerli yorumculardan Bülent Bey,  çok doğru bir tespitle  şunları yazdı:

[…] Ben 301 uzerine yogunlasilmasidan hosnut degilim. Belli ki 301 sadece bir arac, o degisse yedekte baska maddeler var. 301 iyi bir arac cunku ‘Turkluk’ geciyor icinde ve guclu cogunlugun canina dokunuyor. […]

Aslında Bülent Bey’in yorumu bütün olarak okunmalı, çünkü değindiği konunun genel zaviyesi başka.

Ama ben bu kısmına yoğunlaşmak istiyorum.

Devamini Oku »

Popularity: 26% [?]

Kadın & Düşünce Suat Öztürk - 28 Ocak 2007

Kadınlar Ne İster?

Yok, Mel Gibson’ın “What Women Want?” filminden   bahsetmiyorum.

Ekşi sözlükte bir yazarın “Freud’un ölürken bile delicesine merak ettiği şey” dediği “Kadınlar ne ister?” sorusu hiç kuşkusuz dünyanın en zor sorularından birisi.

Kadınların ne istediğine gelmeden önce biraz “aşk”tan bahsedeyim.

Hiçbir zaman aşka itibar etmedim; yok elbette ben de aşık oldum/olduğumu sandım -hem de birkaç kez- ama  “insanî aşk” kavramını gerçekçi görmedim.

Epey zaman önce materyalist bir yorumcu ile “insan zihni ve duyguları”nı tartışırken muhatabım aşk için “Doğanın neslin devamının garantisi için bulduğu iki cinsi birbirine bağlayan geçici tutkal”  ifadesini kullanmıştı.

Elbette materyalizmin insan zihni ve duygularını beyindeki nöronların etkileşiminden ibaret gören bakışına katılmıyorum ama aşkın “geçici” olduğunda hemfikirim.

Birçok kişi “hoşlanmak” ya da “hayran olmak” ile “aşk”ı kolayca birbirine karıştırdığı için “aşk”  kolayca olunabilen, tabii kolayca olunduğu için de kolayca üstesinden gelinebilen ucuz ve sıradan bir duyguya dönüştürülüyor.

Halbuki aşk başkadır.

Devamini Oku »

Popularity: 58% [?]

Toplum & Ahh Benim Memleketim & Düşünce Suat Öztürk - 24 Ocak 2007

Kim suçlu: Sistem mi, Toplum mu?

Ve Hrant Dink ebediyete uğurlandı.

Gerçekten anlamlı bir cenaze töreni oldu, oldukça kalabalık bir kitle Hrant Dink’i son yolculuğunda yalnız bırakmadı.

Bazı gazeteler “İşte Türkiye bu!” “En güzel Cevap” gibi manşetler attı. Haklılık payı var tabii ki ama bu, toplumsal durumumuz üzerine uzun uzun düşünmeye engel olmamalı.

Bloglardan tanıdığım dostlarımla gerek yine bloglar vasıtasıyla, gerekse özel yazışmalarımızla sürekli iletişim halindeyiz.

İlginç olan bir şey var. Bazı dostlarımdan, Hrant Dink’in ölümünün hemen ardından  yazdığım ve toplumsal durumumuza eğildiğim yazı ve yorumlara ilişkin olarak değişik ve birbirine tam aksi yönde iki itiraz aldım.

Bunlardan birisi topluma fazla yüklendiğimi ve haksızlık ettiğimi diğeri ise bunun tam aksi olarak  sadece sistemi suçladığımı oysa toplumun da bu travmada suçlu olduğunu öne sürüyordu.

İkisini birden savunuyor olamayacağıma göre aynı mihvaldeki [bir-iki] yazıya/yoruma gelen bu iki değişik tepki nasıl açıklanabilir?

Kanımca bu durum, toplumumuzdaki şizofrenik durumun sebeplerinin tahlilini  tam olarak yapamadığımızı gösteriyor.

Devamini Oku »

Popularity: 28% [?]

Next Page »