Yorum blogları üzerine röportaj
Yaklaşık iki ay kadar önce, Galatasay Üniversitesi’nden Tolga Çevikel, Türkiye’deki yorum blogları üzerine hazırladığı doktora tezi için bir görüşme talep etmiş, ben de memnuniyetle kabul etmiştim. Gtalk üzerinden yaptığımız ve deşifresi ancak mümkün olan bu görüşmeyi buraya alıyorum:
Haziran 2006′tan bu yana yazıyorsunuz değil mi Düşünceler’de?
Evet. Öncesinde ‘Gelenek’ adlı bir blogum vardı. Wordpress altyapısındaydı
Tam onu soracaktım, daha önce de yazmış mıydınız diye, ona ne zaman başlamıştınız?
Gelenek’i bağımsız alana taşıyınca, arşivi ile beraber taşındı. O tarihlerdir yine muhtemelen başlangıç. 2 yılı geçmemiştir yani toplamda.
gelenek.wordpress.com du o zaman değil mi adresiniz? Neden özel bir alan adını tercih ettiniz?
Bağımsız bir alan olsun istedim. ‘Gelenek’ isminin de düşüncelerimi karşılamadığını sonradan farkettim. Blog çok hızlı bir büyüme gösterdiği için o isimle yakalanmış olduk. Ben zaten geleneğe de eleştiriler yapan birisiyim. Bunun gibi sebeplerdi.
Blogları ilk ne zaman takip etmeye başladınız? Ne tür blogları takip ediyordunuz yazmaya başlamadan önce?
İlk olarak mustafaakyol.org bloguna bir konuya bakarken ulaştım, google vasıtasıyla. Sonra orada yorum yazmaya başladım. Tartışmalar yaptık çok diğer yorumcularla. Ama çok nezih, entelektüel bir ortamdı; halen de büyük oranda öyle. Daha sonra bazı yorumcuların isimlerinin üstüne tıklayınca başka sayfalara gittiğini onların da kişisel sayfaları olduğunu gördüm. ‘Blog’la tanışmam böyle. Akyol.org’un da bir blog oldugunu öyle öğrendim zaten. Daha sonra da kendi blogumu açtım. Halen de akyol org’un takipçisiyim, Mustafa bey ile de çok iyi tanışırız. Hep bunlar bu süreç içinde gelişti.
Daha önce gazetecilik veya yazarlık tecrübeniz olmuş muydu? Ya da amatör olarak yazdıklarınız gazete veya dergilerde yayınlanmış mıydı?
Hayır daha önceden yazarlık tecrübem yok. Hiçbir yerde yazmadım; okur dergileri/gazeteleri gibi basit amatör şeyler dışında.
Şu anda Derin Düşünce’de de yazıyorsunuz değil mi? Başka bloglarınız da var mı?
“Derin düşünce” o bahsettiğim akyol.org sitesinin yorumcularının oluşturduğu bir site. Yani ben ve üç dört arkadaş kurduk. Orada da zaman zaman yazıyorum, belli bir takvim yok. Kendi sitem var; üzerinde konuştuğumuz ‘düşünceler’, bir de kişisel bir alt blogum var; blog.dusunceler.org
Alt blogunuz daha kişisel mevzularda yazdığınız bir blog, değil mi?
Evet. Tamamen kişisel şeyler
Gelecekte, örneğin bir gazetede köşe yazmak ister miydiniz?
Bunun için oldukça geç. Çünkü belli bir hayat düzeni içinde ilerliyoruz. Bu işi yapsaydım profesyonel olarak yapmak isterdim. Normal işimi devam ettirirken bir yandan da ciddi bir biçimde köşe yazmak neredeyse imkansız, ama belki haftalık periyodlarda olabilir, bunu isterim. Amatörce olmasını daha tercih ediliebilir buluyorum.
Neden? Biraz açabilir misiniz son cümlenizi?
Yani serbestliği seviyorum. Bir plan program dahilinde yazmak bana sıkıcı geliyor. Amatör derken ki kasdım serbestlik. Blogumda günlerce yazmasam birşey diyen olmaz, maddi beklentim yok, sorumluluğum yok, bana ait bir alan. Gazete öyle olmayacaktır. Ama dediğim gibi, serbestçe yazmak isterdim elbette.
Diğer pek çok blogla kıyasladığımda oldukça sık yazıyorsunuz blogunuzda. Neredeyse her gün, bazen aynı gün birden fazla yazı. Doğru değil mi?
Öyle, evet. Bloguma emek veriyorum. Bir de gündem bu sıklığı belirliyor. Yani siyasi tartışmalar, mesela şu içinden geçtiğimiz dönem vs.
Ne zamanlar yazma ihtiyacı duyuyorsunuz? Sizi yazmaya iten ne oluyor?
Paylaşmak istediğim düşüncelerim olduğunda bunları kolayca yazıya dökebiliyorum. İlkesel olarak, liberal görüşe çok yakın birisiyim. Demokratım. Ülkede bu iki temel görüşle çelişen her meseleye önemlerine göre değinmek istiyorum. Yazmaya iten bu, bunun sıklığını da çelişen şeylerin absurdlüklerin oranı belirliyor sanırım.
Bir yazınızı (gönderinizi) hazırlamak ortalama ne kadar zamanınızı alıyor? Gerçi uzunluğuna göre değişir sanırım ama.
Çok zamanımı almaz. Çok nadiren hazırlandığım bir konuda (dipnotlarla vs) yazılar yazdığım oluyor. Bunun dışında birçok yazım dipnotsuzdur. Aklıma düşen bir konunun kaba taslak yazı haline gelmesi 15-20 dakikayı bulur. 15-20 dakika da düzeltmesi/düzenlemesi olur diyelim, o kadar. Bu, normal uzunluktaki yazılar için. Kısa, bir iki paragraflık yazılar, link verdiğim ya da bir yazıya vurgu yaptığım gönderiler çok daha az zaman alıyor elbette
Blogunuzu (ve tek tek yazılarınızı) ortalama kaç kişi okuyor? Site istatistiklerinizi takip ediyor musunuz?
Evet, zaman zaman takip ediyorum. Günlük tekil ziyaretçi sayısı ortalama 800-1000 civarında. Bunların epey bir kısmı Google’dan geliyor sanırım. Aylık olarak da 500.000 civarında hit alıyor site. Sanırım yoğun tartışmalar olduğu için bu rakamlar ziyaretçi sayısının çok üstünde seyrediyor; tekrar tekrar tartışmalara katılıan ya da tekrar gelip okuyanlardan kaynaklanıyor olabilir.
‘Daha çok şu konularda ya da şu tarzda yazsam, daha çok takip edilirdim’ diyebilir misiniz?
Aslında ben blog yazmaya başlarken tamamen kişisel bir blog düşünmüştüm. Sonra kültüre, felsefeye politikaya da zaman zaman uzanan ama nihayetinde kişisel bir blog. Ama böyle olmadı, süreç yönlendirdi. Bir boşluk vardı sanırım ve blog olayı yeni yeni bilinmeye tanınmaya başlamıştı. Geri kalanını ziyaretçiler yönlendirdi. Tabi aslında en önemli sebep olarak da geçtiğimiz yıl cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin başlangıcının biraz öncesinden gelen (Ocak-2007 gibi) ve normalleşmeden sapma olarak adlandırabileceğimiz sürecin etkisi oldu. Blogumun kişislelikten çıkıp bir politik/yorum blogu haline dönmesinin en önemli sebebi bu. Zaten dediğim gibi aynı anda ziyaretçilerin de yönlendirmesi oldu. Demek ki aynı dertle dertlenen kişiler bir yöne ağırlık verdirdik bloga. Sonra da bir alt blog açtım kişisel site olarak. Çünkü politik blogda kişisel konulara yer veremezdim artık.
Benim için çok faydalı bir cevap oldu bu. Peki blogunuzda, kendinizi sınırladığınız, şununla ilgili asla yazmam dediğiniz mevzular var mı?
Yazmam dediğim bir mevzuu yok aslında. Ama tamamen kişisel bir şeyi yazmam sanırım. Fakat bir yönüyle ülke sorunlarına değiyorsa, kişisel de olsa yazarım. Spesifik olarak bir konu soruyorsanız, hayır, “yazmam” dediğim bir konu yok.
Yazarken dikkat ettiğiniz etik ilkeler neler? Şunu asla yapmam, şuna özellikle dikkat ederim gibi?
Kesinlikle kaynak göstermeden çok kısa da olsa alıntı yapmam. Bu birebir alıntı da olmayabilir, esinlenme bile olsa onun kaynağını yazarım. Alıntı ise zaten link veririm. Kendime ait bir yorum yapmadığım bir alıntı da yapmamaya çalışıyorum, çok nadir, oldukça bariz “yorumsuz” olarak aktarılabilecek şeyler hariç. Özgünlük çok önemli. Bir de uslup olarak kimseyi rahatsız etmeyecek uslup kullanmaya çalışırım. Ama bu, eleştirimi sert yapmama engel olmaz..
Eskiden yazıp da bir şekilde beğenmediğiniz yazılarınızı siler misiniz ya da değiştirir misiniz mesela?
Hayır, birkaç istisna dışında bunu yapmadım. Eğer bir bilgi yanlışını farkedersem, doğrusunu yazar, ya yazıda ya da yorum kısmında düzeltmeyi vurgularım.
Sanırım şimdiye kadar kaldırdığım iki yazım oldu. Birisini kaldırmama, içeriğindeki kapalı ama kişisel bir detaydan dolayı hoş olmayan bir sıfatla sıfatlanmam sebep oldu.
Diğeri de eşcinsellik ile alakalı bir yazıydı. O yazıyı kaldırma hikayesi ise şu: Yazı, google endeklemesinde üstlerde olunca çok ziyaret aldı, düşüncelerimi beğenmeyen eşcinsellerden yoğun tepki mailleri, küfürlü yorumlar aldım, başedemez olduım. En sonunda da Uluslararası Af Örgütü’nden bir bey aradı, bazı düzeltmeler yapmamı istedi, aksi taktirde suç duyurusunda bulunacağını söyledi, ben de düzeltme yapmayı kabul etmedim, çünkü düşüncemde ısrarlıydım. Önceki küfürlü yorum ve mailler ile suç duyurusu tehditi de birleşince yazıyı kaldırdım. Halbuki eşcinsellerin haklarının teslimine de vurgu yapan bir yazıydı. Ama eşcinselliği felsefi olarak irdelediğim hedonist eşcinselliği yerdiğim, doğuştan geleni de normalden sapma, bir farklılık olarak gördüğüm bir yazıydı.
Bu ikisi dışında hiçbir yazımı sildiğimi hatırlamıyorum. Ama sonradan beğenmediğim yazım çok tabi. İnsanlar değişiyor, zaman çok hızlı akıyor.
Başka bloglarda bu yazınızla ilgili yorumlar okuduğumu hatırlıyorum hayal meyal.
Mümkündür, başka sitelerde de tartışmıştık. Ama hep felsefi kısmını tartışmıştık, katılan da oldu katılmayan da. Çok güzel tartışmalardı. Sonradan katılanlar sayesinde şirazesinden çıktı konu.
Çok kişisel konularda yazan, tamamen kendilerini anlatan çok sayıda blog yazarı var. Ne dersiniz bu konuda? Bloglar, özünde bu tip bir ihtiyaca karşılık geliyor olabilir mi?
Bunun birçok psikolojik sebebi vardır mutlaka, ama özünde insanların kendilerini anlatma ihtiyacı geliyor sanırım. Buna bir miktar egoyu da katmak gerek
Kendini anlatma ihtiyacı ve ego.. Tüm blog yazarlarında bu var galiba?
Kesinlikle.
Bazıları bu tip bloglar için günlük diyorlar. Hayır, değil. Günlükler genellikle mahrem şeylerdir, gizlidir. Hem herkese açık olup hem de “ben günlük tutuyorum” demek bana saçma geliyor.
Her blog yazarı okunmak ister, okunmak için yazar. İnsanlar çoğu kez gerçekten yaşadıklarını değil, olmak istedikleri kişilikleri yazıyorlar. Kişisel bloglar, çok istisnalar dışında hep böyle kanımca. Bir tatmin aracı bu anlamda blog.
Haklı olabilirsiniz. Blogunuzu takip edenleri, okuyucularınız olarak tanımlar mısınız?
Aslında bu kendime bir değer atfetmek olur. Bunun yerine, ben blogumu güzel, nezih bir konuşma, paylaşma ortamı olarak görmeyi tercih ediyorum. Bir konu oluyor ve arkadaşlarla bir yerlerinden tutup çekiştiriyoruz. Ben böyle bir ortam olmasını daha çok seviyorum
Okuyucularınızla ilişkiniz nasıl bu anlamda? Çok sıkı yorum yazılıyor yazılarınızla ilgili?
Bazılarını şahsen de tanıyorum. Yani sonradan tanıştık, blogdan sonra. Ama iletişim formundan gelen mailerden, istatistiklerden anlaşıldığı kadarı ile çok da sessiz takipçileri var sitenin. Tartışmaların sıkılığından olsa gerek, birçok kişi “aman bir şey yazarım da yanlışımı bulurlar mahcup olurum” çekincesi ile yazamıyor. Hoş bir şey değil belki, ancak bu anlamda bir eleme oluyor, yorum kalitesi çok yüksek oluyor. Sıkı, derin tartışmalar oluyor. Muhalif de olsalar konuyu kavrayıp tutarlı bir biçimde itiraz eden okurlar olursa seviniyorum, ben de faydalanıyorum, tartışıyorum. Ama bir haber sitesi yorumcusu gibi yazan okur olursa cevap vermiyorum çoğu kez. Bu anlamda nitelikli bir kitle var blogda.
Yorumlar kısmına siz de yazıyorsunuz çoğu kez, bir tür forum oluşuyor orada?
Evet, yazıyorum. Ya birisi itiraz etmiş oluyor, tartışma başlıyor, ya da bir başka boyutuna vurgu yapılıyor, bir ilintili konu oluyor. Onu konuşmaya başlıyoruz ve bir forum gibi ilgili konu ve bağlantılı diğer konular hakkında karşılıklı yazışılıyor. Bazen konu başlığından tamamen farklı bir noktaya gittiği de oluyor bu tartışmaların. Kesinlikle de müdahil olmuyorum buna. Açık küfür ve hakaret içeren yorumlar dışında her yorumu da yayınlıyorum.
Okuyucular, çoğu zaman blog yazarının ancak rumuzunu ya da ismini bilirler. Okuyucularla, blog yazarları arasında bir güven ilişkisinin kurulabilmesi mümkün müdür sizce? Ya da gerekli midir bu?
Aslında gerekli değil. Ama bir süre sonra bir samimiyet oluyor. Akdenizliyiz, samimiyeti seviyoruz. Bu da tanışmayı, kaynaşmayı getiriyor. Bunun olumsuz bir yönü söyleyeceklerinizi samimiyet sebebiyle bir miktar tırpanlamak zorunda kalmanız.
Sizce Türkiye medyasının en temel sorunları hangileri?
En temel sorunu ahlâk. Medya ahlâkı yok; maalesef. Bu kartel olarak adlandırılan gruplarda da muhafazakar basında da böyle. Çarpıtmalar, sinsilikler, açık sahtekârlıklar.. Dünyada böyle bir başka medya anlayışı var mı bilmiyorum ama gün geçtikçe en azından ‘köşe yazarı’ kategorisinde daha omurgalı isimlerin ortaya çıktığını görüyoruz. Ancak gazetelerin yayın politikası açısından hiç iyi yerde değiliz.
Sizin blog yazmanızda, Türkiye’nin medya ortamından duyduğunuz rahatsızlığın bir rolü olabilir mi?
Mutlaka var. Özellikle değindiğim sürecin başlangıcından itibaren olanların, malum medyada apaçık bir yanlılıkla ele alınmasının, bu absürd olaylar zincirinin etkisi kadar etkisi olmuştur; blogun politika/yorum eksenine girmesinde.
Genel olarak bloglar, bahsettiğiniz sorunlarla ilgili açılımlar sağlayabilir mi? Neleri değiştirebilir?
Bunu gözlemlemek ve sağlıklı bir cevap vermek çok zor. Halen takip edilme oranları çok düşük blogların. Yani şu aşamada etkili olması çok zor. Ama zamanla etkileri artacaktır. Tabi şu var; bloglar, dar bir alanda da olsa savundukları fikirlerin tutarlılığı olarak pekçok köşe yazarından, gazete politikasından fersah fersah ilerideler. Zamanla bu yansıyacaktır ve değişime katkıda bulunacaktır.
Anladım. Peki siz blog yazarken, bir tür gazetecilik/habercilik yapıyor olabilir misiniz?
Haberciliğin/gazeteciliğin içini nasıl doldurduğumuza bağlı. Bir konu hakkında yorum yapmak, bir sahtekarlığı açığa çıkartmak, gözden kaçan bir noktaya temas etmek de bunun bir parçası olarak görülürse soruya “evet” cevabı verilebilr. Ama elimizde makine haber peşinde koşmuyoruz, bir yorumcuyuz sonuçta.
Peki siz eğer profesyonel gazeteci olsaydınız, blogları düzenli takip eder ve haber kaynağı vs. olarak kullanır mıydınız?
Kesinlikle kullanırdım. Belki bunu yapan gazeteciler de var.
Blogların en büyük faydalarından birisi de şu: Diyelim ki bir gazete, haber yapıyor. Ama haber uydurma, ya da yanıltıcı. Bunu bilerek yapıyorlar, birkaç gün sonra tekzip yemeleri hiç önemli değil. Onlar için önemli olan, o an onu tüketecek kitleye sunmak ve manipülasyon yapmak.
Bu sahtekarlığı bir başka gazete açığa çıkartıyor, ama okur kitleleri çok farklı. İlk gazetenin okuru bundan haberdar olmuyor bile. Zaten pervasızlık bu habedarsızlıktan kaynaklanıyor. Ama işte internet haber/yorum siteleri, bloglar, forumlar çoğaldıkça, bir konu işlenirken, bu alternatif linkler o ortamlarda sunuluyor. O gazetenin okuru diğer gazeteleri okumasa da, eğer nette farklı ortamlara giriyorsa, bir şekilde bu sahtekarlığın farkına varabiliyor. Çok hızlı biçimde yayılıyor çünkü, bloglar, forumlar, mail grupları vs. Bu açıdan etkili olabilirler. İstatistiklere bakıyorum, birçok forumda yazılara link verilmiş; en aykırı forumlara, kemalist sitelere vs.
Sonuçta doğru bilgiye ya da alternatif kaynağa katkı yapıyor, ne kadar yapabiliyorsa. Derin Düşünce’de yazdığımız bazı yazılar, yaptığımız çevirirler, geniş okur kitleleri olan bazı haber sitelerinde alıntılanıyor mesela. Bunlar önemli bize göre.
Cok vaktinizi aldim. Son birkac sorum.. Milliyet gazetesinin de bir blog hizmeti var. Takip ediyor musunuz?
Est. birkaç kez baktım. Ama öyle çok bir bilgim yok içeriğine, bloggerlere dair yani.
“Milliyet” gibi bir çatı altında yazmak, blog yazarına ne katar, ne götürür?
Ben bağımsız alanda yazmayı tercih ederim. Birçok ücretsiz blog hizmeti veren site var. “Milliyet” adı altında yazmak bazı kesimler nezdinde sempatiye, bazı kesimler nezdinde de antipatiye neden olur. Eğer gerçekten fikirlerinin altını doldrurabilir bir yazar ise kişi, bu otomatik önyargılara kurban ettirmemeli kendini.
Blog yazarlarını (özellikle benzer konularda yazanları ya da benzer politik eğilimdekileri) bir cemaat olarak düşünmek mümkün müdür sizce? Yoksa bu iş kişisel ve atomize bir iş midir?
Ne kadar bir cemaat olarak görülse de pekçok konuda farklı düşündükleri bir gerçek. Ama daha temel çatılarda mesela liberal/demokratlar bir topluluk olarak görülebilir.
Google Adsense’den para kazanabiliyor musunuz?
Hayır. Ben bu tema işlerinden hiç anlamıyorum. Klasik temalar da bana çok sade geliyordu. Sırf biraz renklensin diye Google Adsense’ye kayıt olmuştum. 6 ayda 50 dolar gelir getirmiş, bakmayı bile unutmuşum. Yani bir gelir gelsin diye değildi reklamlar.
Benim icin gercekten cok verimli bir gorusme oldu, cok isime yaradi pek cok yanitiniz. Bu arada blogunuzu da keyifle ve begenerek okumus oldum. Benim soracaklarim bu kadar. Eksik kaldığını düşündüğünüz bir husus olabilir mi?
Son olarak şunu söyleyeyim.
Blogculara bazen hakettiklerinden çok daha fazla anlam yükleniyor, beklentiye giriliyor, özellikle yorumcuları/okurları tarafından. (Tabii bunu sıradan insan olduğunu kabul ve beyan eden blogcular için söylüyorum, bu tanımı kabul etmeyenler için değil.) Bu haksız bir beklenti, çünkü bu işi amatörce yapıyorlar, çalakalem yazılmış bir yazının pekçok eksiği ya da ele aldığı konuyu tüm yönleriyle işleyemediği oluyor — zaten bu imkansız birşey.
Bu açıdan blogculara fazla anlam yüklememek gerek, pekçoğu sıradan yaşamlara sahip, sıradan insanlar. Ancak şunu da belitmek gerek ki yorum blogları camiasında hayatiyetini uzun süre devam ettirebiyorsa bir blogger, o boş insan da olmuyor, genellikle iyi eğitimli, dil bilen, önemli oranda fikirsel tutarlılığa sahip, ilkeli insanlar oluyorlar. Ve zaten bloglar bir nev’i bu özelliklere sahip olan insanları kendileri ifade etme şansına kavuşturmuş oluyorlar. Bu şartlar olmasa idi ben blog yazan pekçok değerli insanı tanıyamayacaktım. Ki yine hemen hepsi, gazete köşesi kapmış bazı yazar müsveddelerinden çok daha donanımlılar. Hulasa bu iki profil arasında bakmak gerek blogculara. Söyleyeceklerim bu kadar
Cok iyi anladim. İlginiz ve zahmetiniz icin tekrar tekrar tesekkur ederim.
Est, ben teşekkür ederim. Yardımcı olabildiysem ne mutlu.
Tabii ki oldunuz.
Umarım çalışmanız arzu ettiğiniz gibi neticelenir.
Tezim bitince sizinle de paylaşmak isterim.
Bittiğinde/yayınlandığında , okumak isterim; seve seve.
Tekrar tesekkurler. Tanismak, yuz yuze sohbet edebilmek dilegiyle..
İnşallah.



4 comments
Roportajin hicbir yerinde adimin gecmemesini protesto etmek amaci ile gizli bir kiskanclik ile kendi roportajimi yaptim :)
Duyururum Suat abicim…
Selamun Aleyküm;
Fatih gecenin bir yarısı makale çevirmeye çalışan bir insana yapılabilecek en büyük iyiliği yaptın. Allah senden razı olsun. Amin.
Allah’a emanet olun…
Güzel bir röportaj olmuş.
Güzel röportaj, 10 üzerinden dokuz buçuk…
Niye tam değil; Fatih Bey vermiş cevabı:)
---
Siz de düşüncelerinizi paylaşın: