Ahh Benim Memleketim T. Suat Demren - 09 Mart 2007 08:32 am

Andıç kuşu kondu..

Nokta dergisi bir belge yayınlamış. Belge Kasım 2006 tarihini taşıyor. Belgeye göre Genelkurmay, basın-yayın organları ile gazetecileri ‘TSK yanlısı’ ve ‘TSK karşıtı’ olarak sınıflandırıyor. Silahlı Kuvvetler’i ilgilendiren haberlerin ‘olumlu’ ya da ‘olumsuz’ oluşuna göre gazetelere ‘artı’ ve ‘eksi’ notlar veriliyor.

Hatırlanacağı gibi 28 Şubat’ta Şemdin Sakık’ın ifadesi diye sızdırılan bir belgeye atıfta bulunan bir andıç düzenlenmiş ve bazı gazetecilere vatan haini iması yapılarak mağdur olmalarına neden olunmuştu.

Bazıları bu son skandalı 28 Şubat’taki andıç skandalı ile benzeştiriyor. Fakat bu olay farklı gözüküyor. Çünkü 28 Şubat’ta yapılan alenî bir iftira idi. Bu yapılan ise bir akreditasyon değerlendirmesi. Bunu da belirtmekte fayda var.

Her türlü akreditasyona karşıyım. Hele ki böyle hukuk dışı, keyfî, muğlak, standarta sahip olmayan, subjektif değerlendirmelerle yapılmış akreditasyona haydi haydi karşıyım.

Genelkurmay bunu yıllardır yapıyor ve anlaşılan o ki bundan vazgeçmeye niyetli de değil.

Askerin siyasete müdahil olmasına karşı olanları, bu sebeple kategorize eden bir anlayışa karşı ne denir bilmiyorum. Bakın “askere karşı olmaktan” değil “askerin siyasete müdahalesine karşı” olmaktan bahsediyorum. İkisinin arasındaki farkı her aklı başında insan anlayabilir.

Tabi sadece bu değil tasnif; genel olarak TSK’yi ilgilendiren haberlerin bütününde haberin içeriğinden, doğruluğu veya yanlışlığından bağımsız olarak olumlu/olumsuz ayrımı yapılıyor ki bu tamamen yanlış..

“Siyasete müdahilliğe karşı olma” kıstası belli bir kıstas ve bunun hakkında birçok şey yazılıp çiziliyor.

Konu ile ilgili olarak yazmak istediğim çok şey var, vakit buldukça değiniriz.

Ama ikinci belirttiğim “TSK’yi ilgilendiren haberlerin bütünü” ile ilgili olarak Sabah’tan Umur Talu çok güzel bir yazı yazmış. Talu, kendisinin de “karşıt sınıfa” alınma gerekçesini açıklarken “Genel darbe, darbeci, müdahale, andıç, dayatma, yargıya gölge, kontrgerilla, çete karşıtlıkları bir yana; “bana da özel” sebepler vardır. Bunlar aslında turnusol kağıdı. Diğerleri “demokrasi” meselesi sayılıyor ya, bunlar hem demokrasi hem esastan “Cumhuriyet” sorunu. Zümre, imtiyaz, adaletsizlik, eşitsizlik, kamuya hesap sorunu. Çünkü “Cumhuriyet” ve Anayasa’ya aykırı.” diyor ve çok haklı bence. Tamamen katılıyorum.

Talu’nun yazısını alıntılıyorum; mutlaka okunmalı:

Tasniften asla bıkmıyorlar. Yine “andıç” çıktı ortaya. İyi haber dergisi Nokta’ da Ahmet Şık’ ın haberi medyaya yayılmıştı. Genelkurmay’da birileri, yüksek makama sundukları belgelerde, medyayı değerlendirip gazetecileri “TSK yanlısı, karşıtı” diye ayırmıştı.

Bir noktadan bakarsanız, “andıç” ın yalapşaplığını, maddi hataları koskoca kuruma yakıştıramazsınız! Bir noktadan ise, ne demokrasiye ne Cumhuriyet’e yakıştırır, “yetti artık” diyebilirsiniz.

Kimileri bu tasnifi normal karşılıyor. Böyle listeler yüzünden de ülkede; Gazeteciler sokakta dövülmüşse; Darbelerde içeri alınmış, işkence görmüşse; İşten attırılmış, işsiz kalması sağlanmışsa; Endişeye, korkaklığa, sansüre, otosansüre veya kimileri yalakalığa zorlanmışsa; Kimi suikast heveslilerine, çetelere yem yapılmışsa, hedef gösterilmişse; En iyi ihtimalde, durmadan hakaret, tehdit mesajları almaları sağlanmışsa… Bu “normal” filan değildir. Gizlice hazırlanması bir yana; ortaya çıkınca açık skandaldır.

“Genelkurmay nezdinde güvenlik akreditasyonu” diye sözde, tesislere giriş vizesi gibi sunmak işi sulandırmaz, daha beter kılar.

O tesisler kamu malıdır; kimsenin babasının malı, OYAK iştiraki değildir; bir. İki; hiçbir kamu kurumu, hukuki dayanaksız kimseyi zanlı, sanık, suçlu, sakıncalı ilan edemez!

Tahmin ettiğiniz üzre “karşıt sınıfı” nda yer alıyorum. Genel darbe, darbeci, müdahale, andıç, dayatma, yargıya gölge, kontrgerilla, çete karşıtlıkları bir yana; “bana da özel” sebepler vardır.

Bunlar aslında turnusol kağıdı.

Diğerleri “demokrasi” meselesi sayılıyor ya, bunlar hem demokrasi hem esastan “Cumhuriyet” sorunu. Zümre, imtiyaz, adaletsizlik, eşitsizlik, kamuya hesap sorunu. Çünkü “Cumhuriyet” ve Anayasa’ya aykırı.

1. Filistin’i ezen İsrail tanklarının firmasına tank modernizasyonu vermek “normal”; bu firmaya akıtılan 800 milyon dolarla onun kurtarıldığını, ihaleyi vermek için baskı olduğunu yazan ben “hain”.

2. ABD ve İsrail paralelinde hedef, strateji, düşman, tezkere oluşturmak “normal”; bunları eleştiren “hain”.

3. Eski Hava Kuvvetleri Komutanı’nın, askeri ihaleler, anlaşmalar için, kullandığı F16 ile İsrail’e uçması “normal”; manidar bulan ben “hain”.

4. OYAK’ın topladığı zorunlu aidatın yüzde 70′inin astsubaylardan gelmesi, ama onlara hiçbir OYAK şirketi yönetiminde yer verilmemesi “normal”; yazan ben “hain”.

5. “Şehit” düşenlerde cami ayrımı (Kocatepe/Hacıbayram) dahi yapılması “normal”; buna kahrolanın sessiz sesini yansıtan ben “hain”.

6. Bir astsubayın, lojman verilmediği için ailesini de riske atarak yerleştiği korunmasız kira evinde “teröre şehit verilmesi” normal; o eve mecbur kalışını yazan ben “hain”.

7. Oyakbank meslek grubu listesinde, “A” ile başlayan astsubayı “S” ile başlayan subayın altına atıp alfabeyi dahi ilgası “normal”; yazan ben “hain”.

8. Hakarete uğrayan 21 yaşındaki astsubayın garnizonda “intihar” ı normal; gizleneni yazan ben “hain”.

9. Orduda altta kalanın; astsubayın, uzman çavuşun, sivil memurun, eratın aşağılanması, insan haklarına, hukuk devletine aykırı iki dudak arası oda hapsi “normal”; eleştiren ben “hain”.

10. Ordunun yüzde 70′inin ve emeklilerinin maddi, sosyal haklarını azıcık iyileştirecek tasarının bizzat Genelkurmay ile hükümetçe bastırılması “normal”; dile getiren ben “hain”.

11. Ordu mensubu çocuklarının ayrımcılık yüzünden daha küçükken darbe alması “normal”; normal bulmayan ben “hain”.

12. Vakıflara para istenen astsubay, teğmen ve subayların “sicil korkusu” na tabi tutulması normal; bunları da yazacak ben “hain”.

Gazeteciyim; “hükümetin Ofer’i” ni de “paşanın lüferi” ni de, doğru olduğu sürece, yazmak zorundayım. Hiçbir zümreye, kudrete, kuvvete kendimi “beyendirmek” zorunda değilim.

Kamunun, halkın, mağdurun, mazlumun hakkını gözetmek, anlamak ve anlatmak, vicdanımı ve vicdanları dinlemek, hakikati aramak, ayrım yapmamak zorundayım.

“Bu köşeler babamızın malı değil” ya…

Sivil iktidara “O bakanlıklar, o kurumlar, o Meclis, o Hazine, bu memleket, bu devlet babanızın malı değil” der; başkasına da “O kışlalar, o binalar, o makamlar, o silahlar, o lojmanlar, o tesisler, bu memleket, millet, halk, devlet ve ordu sizin de babanızın malı değil” demekten imtina etmem.

Bunlar hepimizin. Tarih de hepimizin. Bugün de. Gelecek de. O yüzden hiçbirimizin, hiçbirinizin değil!

Umur Talu’nun ağzına sağlık.

Kendimizden vazgeçtim ama çocuklarımız bari normal bir ülkede yaşayabilecek mi?

Share on Facebook

    13 Responses to “Andıç kuşu kondu..”

    1. on 09 Mart 2007 at 10:09 1.levent

      Hasan Celal Güzel daha celalli yazmış Radikalde.
      Bu sızdırma ne maksatlı acaba, ABD Irak’tan tüyme hazırlıkları
      ile meşgulken bir yandanda, komşuların blokajı hedefleniyor
      anlaşılan. Asker askerlikten başka hangi işe el atarsa çuvallama
      ya mahkum. Medyacılık oynamakta, uzatılan her mikrofona
      konuşmakta komik oluyor. Askeri baba, sivil alanı çocuk olarak
      görürsek, çocuk çok büyüdü, çokta bilgili kerata, yerinde duramıyor. Sekizyüz milyon doları tak diye basıyor araziye,
      Nasa sınavında birinci oluyor, havaalanları, hızlı trenler, internet
      erişim kapasite artışı, beş yıl sonra seçim istikrarı, kıskanma be
      babası bu çocuk büyüdü artık, senin devrin bitiyor, sen uçakları
      uçur, tankları yürüt eğitimini yap hülasa asli görevini yap, konuş
      maman yerde konuşmaki, konuşman gereken yerde konuştuğun
      da yer gök inlesin. Bu suçun faillerini cezalandır ki, milleti üzerine geliyor sanıpta kinlenme. Millet ordusunu seviyor, ancak
      üzerine vazife olmayan işlerle uğraştığında, vazifeli olduğu asli
      göreve hazırlanmayacağından korkuyor.
      Bu kurumu yıpratmak isteyenlerede gün doğmuş oluyor.
      Bugün cuma her hutbede kahraman ordumuzun daima muzaffer
      olması için dua ediliyor. Bilvesile cumanız mübarek olsun.
      Saygılar Levent.

    2. on 09 Mart 2007 at 12:01 2.Mehmet Edebali

      “Millet ordusunu seviyor, ancak
      üzerine vazife olmayan işlerle uğraştığında, vazifeli olduğu asli
      göreve hazırlanmayacağından korkuyor.”

      Sağduyulu, iyi niyetli, güzel bir yorum.

      Suat Bey, elinize sağlık.

      1- Umur Talu, Altan kardeşler, vb. daha bir çok yazar, takındıkları samimi demokrat tavır vasıtasıyla, asli olarak milletimizi bilgilendirmeye değil, yönlendirmeye dayalı yayın yapan pek çok basın kuruluşunda halkın hislerine tercüman oluyorlar adeta.
      Bu durumdan rahaksız olan bir kesim de, hükümetin basını da arkasına aldığını açımça yazmaktan utanmıyor.

      2-Her türlü cuntacı, laikçi, ulusalcı, şucu-bucu(bunların birini diğerinden ayırmak haksızlık olur) görülmedik bir hayal kırıklığı ve dehşet içinde sağa sola saldırmaktan başka çare göremiyor.

      3- 28 Şubat rüyalarından uyanamayanan bir kısım azınlık hala Türkiye’yi 10 yıl önceki Türkiye zannediyor.
      Dolayısıyla Ergun Babahan gibi 28 Şubat itirafçılarını görünce eşekten düşmüşe dönüyorlar.

      4- Son olarak;andıç listesindeki kabarıklık bize bir takım ipuçları verecektir.

      Uzun zamandır yazamıyordum,
      Muhabbetlerimle

    3. on 09 Mart 2007 at 13:59 3.Tarık T.

      Siyasi parti gibi ülke içindeki her şeyle ilginen ve kendini azınlıkmış gibi konumlandıran TSK’nın adının
      TSKP olarak değiştirilmesi daha uygun olacak gibi…

    4. on 09 Mart 2007 at 14:13 4.ahme tunahan

      Bu olay kim ne derse desin hangi komlo teorilerini akla getirirse getirsin bir şeyi daha net bir şekilde ortya koymuştur ki asker ile ülkenin geri kalanı arasında garip bir anlayış var. Adeta iki kutuplu bir ülkeyiz.Askeri sevenler sevmeyenler.Veya askerin sevdikleri sevmedikleri.Allah aşkına bu ne mantık,bu ne anlayış ;bu ülkede işini doğru dürüst yapana bu zaman kadar kim kışt demiş.Bütün mesele ülkede birilerinin üstüne vazife olmayan işlere karışmasından çıkıyor.O zaman hergün gazetelere makale,fıkra postalansın herkes onu okusun.

    5. on 10 Mart 2007 at 00:49 5.Cengiz

      RADİKAL HAKKINDAKİ DEĞERLENDİRME (ANDIÇTAN)

      Doğan Grubu’nun merkez sol görüşlü gazetesidir. Okur kitlesinin AB grubu (Üniversite eğitimi görmüş ve gelir düzeyi yüksek) olduğu bilinmektedir. Köşe yazarlarının entelektüel birikimi ve deneyimi fazladır. Medya eleştirmenlerince İsrail’in Lübnan’a saldırısına en çok tepki gösteren gazete olarak anılmaktadır”

      “Radikal gazetesi TSK açısından dikkatle takip edilmesi gereken bir gazetedir. Zaman zaman TSK ile ilgili önemli çıkışlar yapabilmektedir. Mart-Temmuz 2005 tarihleri arasında şehit olan askerlerimizden ‘öldü’ şeklinde bahsetmesi tepki toplamıştır. 21 Temmuz 2005 tarihinde TSK tarafından düzenlenen medya brifinginde bu konunun gündeme getirilmesi üzerine, (…) çizgisini düzeltmiştir.”

      “Radikal yazarlarından dördü için “TSK karşıtı” ifadesi kullanılarak, “Bu durumdan hareketle, kurumsal akreditasyonun yanı sıra kişi akreditasyonu uygulaması yapılmasının daha anlamlı olacağı değerlendirilmektedir.”

      “Gazetenin yazar kadrosunun çoğunluğunun TSK karşıtı sol eğilimli yazılar yazmalarına karşın, yönetim kadrosunun TSK’nın eleştirilerini dikkate aldığı; hedef kitlesinin AB grubu olması nedeniyle gazetenin Türk Basını’nda ayrı bir yeri olduğu, TSK ile ilgili konularda uzman kimi yazarların da gazetenin kadrosunda bulunması nedeniyle gazetenin akreditasyon halinin devam etmesinin yerinde olacağı; ancak TSK hakkında açık olumsuz eleştirilerinde ısrarlı olan köşe yazarları (…) kişisel akreditasyonlarının bir müddet askıya alınmasının uygun olacağı değerlendirilmektedir.”

      Radikal Gazetesi Andic in aleyhte haber şampiyonu. Mart ve Temmuz 2005 dönemlerinde şehit olan askerlerlerimiz için “öldü” ifadesini kullanmış.
      Ben yorum yapmiyorum başka.

    6. on 10 Mart 2007 at 08:03 6.Suat Öztürk

      Teşekkürşer Mehmet bey..

      ***

      Bu yazı da Mehmet Altan’dan:

      http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=114283

      Bana sakın güvenmeyin…

      Adını, sanını bilmediğimiz… Kamuoyunun da tanımadığı… Vakti gelince de emekli olacak… Bir takım silahlı bürokratlar… Her gün kamuoyunun önüne çıkıp… Ana dilimiz Türkçeyle… Yaşamı yeniden yoğurmaya çabalayan.. Tanıdık, bildik insanlara… ‘Akreditasyon’ uygulaması getirmişler. Akreditasyon… Türkçesi? ‘Güvenilirlik…’

      ***

      Kamuoyunun her an denetlediği yazarın çizerin… Güvenilir olup olmadığına… Askeriyenin bilinmeyen isimleri karar veriyor. ‘Güvenilir’ derse… Güvenilir olacağız. Zat-ı muhterem ‘güvenilmez’ derse… Güvenilmez olacağız.

      ***

      Biz yüz yıldan beri… Aynı şehirde, aynı evde oturuyoruz. İki kuşak geriye gidince… İsmet Paşa’nın askeri okuldan hocası… Topçu Hasan Paşa’ya rastlarsınız.

      ***

      Topçu Hasan Paşa’nın… Çanakkale Savaşları’nda kullandığı… Dürbününü merak ederseniz… O da çalışma masamda duruyor.

      ***

      Şimdi bizi… Nedir, kimdir… Mesleki başarısı ne menemdir… Türkçeyi nasıl yazar, nasıl konuşur… Fikri performansı hangi düzeydedir… Kimsenin bilmediği adam mı yargılayacak?

      ***

      Baktım… Ben de ‘güvenilmezler’ listesindeyim. Neden mi? İsterseniz… Andıççıların ‘mükemmel’ Türkçesiyle söyleyeyim: Çünkü ben ‘askerin siyasete olan müdahalesine…’ Çünkü ben ‘askeri harekatlara’ karşıymışım… Çünkü ben ‘askeri müdahaleleri eleştiren yazılar’ yazıyormuşum.. Aynen öyle yapıyorum.

      ***

      Askerin siyasete müdahalesini mi destekleyecektim? Andıççılar daha tasnifini bile doğru dürüst yapamadıkları yazıları bıraksınlar da… Askeri Ceza Yasası’na bir baksınlar.. Siyasete müdahalenin cezası ne? Askerin müdahalesi düpedüz anayasal suç. Cezası doğrudan müebbet.

      ***

      Siyasete karışmanıza da… Müdahalelerinize de… Sonuna kadar karşıyım.

      ***

      Siyasete karıştığınızda… Darbe yaptığınızda… Sizleri alkışlayanlara güvenin siz… Ve… Bizlerin vergilerinden oluşan binalarınızda beraberce kolkola gezin. Bana da, benim gibilere de güvenmeyin. Binlerce andıç yazsanız da ne siyasete müdahalenizi ne de darbelerinizi öveceğiz biz. Sadece hukuka demokrasiye saygımızdan değil… Bu ülkeye, bu insanlara olan sevgimizden böyle yapacağız. Biz buranın atalarımızın uğruna kanını döktüğü taşını toprağını değil sadece… İnsanını da seviyoruz çünkü.

    7. on 10 Mart 2007 at 12:37 7.Talha Can

      Elinize sağlık Suat Bey,
      Böyle şeylerin varlığı aklı başında bütün insanlar ca bilinir fakat tabi piyasaya düşmesi her zman olan bir şey değildir. Umur Talu’nun ve Altan’ın yazlarına okudum. Çok güzel açıklamalarda bulunmuşlar. Can Dündar da “karşı yazarlar” kategorisinde bir yazar olarak yazı yazmış;
      http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=137159
      “Mustafa Kemal de andıçlanırdı

      Hiç abartmadan diyebiliriz ki:
      Hayatta olsa, bu raporla Mustafa Kemal de andıçlanırdı.
      Genelkurmay Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü’nün “uyarı notu”, benimle birlikte bir grup köşe yazarını “Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) karşıtı” olarak sınıflandırırken neyle suçluyor:
      “Askerin siyasete müdahalesine karşı olan yazarlar…”
      Bir asır önce, daha 1908′de, Binbaşı Mustafa Kemal, siyasete batmış İttihatçıların kongresinde ne diyordu:
      “Ufukta tehlike bulutları görüyorum. Ordunun siyasete karışması işi artık bitmelidir. Asker kışlasına, siyasetçi siyaset sahnesine dönmezse her şey mahvolur.”
      Demek Atatürk, bunları bugünlerde gazetelerde yazsa, kurucusu olduğu TSK tesislerine alınmayacaktı.
      * * *
      Rapor, bunun bir “güvenilirlik denetimi” olduğunu söylüyor.
      “Güvenilir olmayan gazeteciler”, askeri tesislere sokulmamış; çünkü, “bölücü-yıkıcı akımlara casus, suikastçı ve hatta intihar bombacısı” olabilirlermiş.
      Mustafa Kemal’in ufukta gördüğü “tehlike bulutu” tam da budur:
      Türk basınını “kırmızı/mavi kuvvetler” diye sınıflandıran ve yazarlarının yarıdan fazlasını “düşman” gören anlayış…
      Rapora göre “güvenilir olmayan medya kuruluşlarına akreditasyon verilmeyerek bunların kamuoyunda itibar görmemeleri sağlanmış”mış.
      10 yıl önceki andıcı hatırlayın.
      İtibar kaybeden kim oldu?
      O gün “vatan haini” ilan edilen yazarlar bugün çok daha “itibarlı” pozisyonda…
      İftiracıların ise adı bile yok ortada…
      O zaman gerekli tepkiyi vermeyip sınıfta kaldığımızdan, bugün yeniden karne alıyoruz.
      * * *
      Aynı tahammülsüzlük dünkü Cumhuriyet’te yayınlanan “Başbakanlık fişlemesi”nde de var.
      Malum Başbakanlık da dış gezilerde yazar kontenjanını “liyakat” esasına göre belirliyor.
      Eleştiri, uygar dünyada güvenilmezlik alameti değil, demokratik bir haktır.
      Hiçbir kişi ya da kurum eleştiriden muaf değildir.
      Koşulsuz destek, verilen kuruma da yarar sağlamaz.
      Dünyanın itibarlı kuruluşları, karşıt görüş sahiplerini “düşman” yaftasıyla kapı dışarı etme güçleriyle değil, onları ikna edebilme yetenekleriyle ayakta kalmışlardır.
      Medya asıl, kaynağından haber alamazsa sorun yaratır; çünkü o zaman ikinci el kaynaklara, dedikodu ve tevatüre yönelir. Bu da medya kadar, onu bilgilendirmeyen kuruma zarar verir.
      Sevmediği gazetelere kapısını kapatan TSK’nin ikide bir yalanlama yayınlamak zorunda kalması da bundan değil mi?
      Askeri faaliyetlere, asıl eleştiri sahiplerinin davet edilmesi gerekmez mi?
      * * *
      Fişleme ve dışlama, ister TSK’nden gelsin, ister Başbakanlık’tan, yanlıştır; fişlenene değil, fişleyene zarar verir.
      Ortada suç varsa, yargılama mercii idare değil, hukuktur.
      TSK’ni korumak istiyorsak bu ayrımcı anlayışa karşı çıkmalıyız.
      Askeri tesislerde “Vatanını en çok seven, işini en iyi yapandır” sloganı yazılıdır.
      Ben, listedeki bir çok meslektaşımın işini iyi yaptığına inanıyorum.
      Basındaki en fanatik asker destekçilerini bile “düşman” kampta gören, hatalarla dolu bu raporu yazanlar için aynı şeyi söyleyebilir miyiz?
      Dilerim Genelkurmay, sadece bu “iç değerlendirme”nin nasıl sızdığını değil, nasıl amacı aşan bir işgüzarlığa dönüştüğünü de soruşturup sonunda bu verilerin dikkate alınmadığını ve “milletin ordusu”nun kapılarının herkese açık olduğunu açıklar.
      Bütün basın yasaklı duruma düşmeden…
      Ufukta tehlike bulutları gözükmeden…”

      Muhabbetle…

    8. on 10 Mart 2007 at 12:47 8.Tarık T.

      Genelde muhafazakar gazetecilere uygulanan akreditasyonun ucu bu sefer başkalarına da dokunmaya başlayınca medyada çıkan sitem dolu yazıları okumak bir hayli eğlendirici oluyor.

      Andıçın niçin sızdırıldığı konusunda aklıma 2 şık geliyor:
      1-Medyaya gözdağı vermek
      2-Medyanın gözünü açmak

      Bu tartışmalar sonucunda umarım ikinci şık gerçekleşir
      medya gözünü açarak demokrasi ve ifade özgürlüğünün herkese lazım olduğu noktasına gelir

      Adı geçen gazete ve gazetecileri milyonlarca kişi okuyor dolayısıyla andıçlananlar ve rencide olanlar sadece gazeteciler değil aynı zamanda bu ülkenin milyonlarca vatandaşı…

      Başta internet olmak üzere iletişim araçlarının artmasıyla son yıllarda Türk ordusunu ve askerini cümle aleme rezil eden ordu içinden bu tür sayısız vukuat meydana geldi.
      Eskiden kol kırılır yen içinde kalır misali benzeri akıl almaz uygulamalar pek duyulmuyordu.Ancak bu gün durum eskisi gibi değil.Herkes her şeyi görüyor ve duyuyor.

      Acaba askerin çağın bir hayli gerisinde kaldığı görüntüsü bizzat ordu mensupları arasında bir rahatsızlık meydana getirmiyor mu?Acaba askerin marjinal bir parti veya cemaat gibi kendisini ülkede egemen bir azınlık gibi sunması daha ne zamana kadar devam edecek? Bir genelkurmay başkanı çıkıp özeleştiri yapmayacak mı, çilekeş halktan özür dilemeyecek mi?

    9. on 10 Mart 2007 at 13:38 9.Bulent Murtezaoglu

      Biz yüz yıldan beri… Aynı şehirde, aynı evde oturuyoruz. İki kuşak geriye gidince… İsmet Paşa’nın askeri okuldan hocası… Topçu Hasan Paşa’ya rastlarsınız.

      ***

      Topçu Hasan Paşa’nın… Çanakkale Savaşları’nda kullandığı… Dürbününü merak ederseniz… O da çalışma masamda duruyor.

      ***

      Şimdi bizi… Nedir, kimdir… Mesleki başarısı ne menemdir… Türkçeyi nasıl yazar, nasıl konuşur… Fikri performansı hangi düzeydedir… Kimsenin bilmediği adam mı yargılayacak?

      Allah Allah, bu da ’sen benim evimi ve soyumu biliyor musun’ demis? ‘Ben kimim biliyor musun’un boyle ’seckin’ aileden gelenler tarafindan yapilani da boyle oluyor herhalde. Bunun nesini begendiniz Suat bey? Dedesinin durbunune surulecek akli yok gibi geldi bana.

    10. on 10 Mart 2007 at 13:50 10.Suat Öztürk

      :-))

      Yazının bütününe bakarak soy/seçkinlik övüntüsü olarak değil de, şöyle okudum onu Bülent bey;

      “Siz kim oluyorsunuz da bizi “güvenilmez” olarak görüyorsunuz? Biz bu memleket için savaşmışların torunuyuz, şimdi de yine bu memleket için fikren savaşıyoruz. “Güvenilmez” ne demek?” mealinde.. Son paragraf da tamamlıyor.

      “Dedesinin durbunune surulecek akli yok gibi geldi bana.

      O kadar duygusallık olsun yahu.. :-)

    11. on 10 Mart 2007 at 15:41 11.çuvaldız

      Ben bencileyin..olsa da yazdım olmasa da :)

      Seneler önce İngiltere’den bir mug almıştım.Üzerinde Margareth Thathcer ve John Major’un karikatürü vardı.Demir Lady, Major’un kuklasını eline geçirmiş ve “söyle onlara John” diyordu.

      Şimdilerde gündeme bakınca kim kimin kukla eldiveni belli değil.
      Geçen bir tv kanalında basın özgürlüğü üzerine bir tartışma vardı ve muhalif basın olmalı mı sorusuna verilen cevap; basın özgürlüğü=demokrasi oldu ve bu cevabı veren de basında kalem oynatan ünlü isimlerden biriydi.

      Şikayet edilen ise iktidardı;pek çok muhalefet parti vekilinin şikayeti de aynı;biz söylemlerimizi halka iletemiyoruz zira iktidar basına baskı uyguluyor.

      Merak ettiğim şuydu;muhalif basın şarttır,şarttır da bir basın organının külliyen tüm yazarları ile muhalefet etmesi şart mıdır?

      Basın özgürlüğü, kalem ve fikir özgürlüğü ise bir basın organı muhalif yazarlar çalıştırmayarak eleştirdiği iktidar gibi olmaz mı?

      Taraf ise ve bünyesinden yükselen ses çoğunluğun sesi ise ,muhalif görüşler bu sesler içinde kayboluyorsa,bu basın organı gözetmediği eşitliği talep etme hakkına sahip olabilir mi?

      Yine bu basın özgürlüğü konusunda * şikayette bulunup,laikliğin bekçisi askerdir diye de açıklamada bulunan bir yazara Joost Lagendijk tarafından verilen cevap;”demokrasinin bekçisi asker değildir ve siz de bu özgür basın kanalı ile şikayette bulunabiliyorsunuz”oldu.

      İlginç bir korumacılık var;bir kısım basın demokrasinin koruyucusu olarak askeri görüyor,hukiki haklarının koruyucusu olarak da yine aynı mercii muhatap kabul ediyor ve tabii doğal olarak da bu merciinin avukatlığına soyunuyor.

      Eh durum bu ahvaldeyken bu başvurulan, kollanan ve özel bir gayretle asıl amacından başka görevler de sırtına yüklenen asker bir karne düzenliyor.Karşımdakiler ve yanımdakiler.

      Sonuç;iktidar, basına tarafsın diyor baskı uyguluyor,asker, basına tarafsın diyor ve alenen açıklıyor.

      Asker ve siyasetçi aynı hedefin müsabıkları oluyorlar.Onları kim musabık haline getiriyor,basın!

      Geçmişte askeri müdahaleye davet edenler bugün o müdahaleyi yapanlardan birinin yaptığı açıklama ile “biz onları o zaman demokrasiyi koruyorlar sanmış ve korumuştuk ama onlar başka güçlere hizmet ediyorlarmış”diye itiraf ediyorlar.

      Herkes kendi eldivenini giyse de ortada bu trajikomik olaylar sergilenmese!

      *http://www7.vatanim.com.tr/root.vatan?exec=yazardetay&Newsid=111762&Categoryid=4&wid=122

    12. on 10 Mart 2007 at 18:07 12.Geronimo

      Talha Can çok güzel yazmışsın.
      Sadece TSK değil Başbakanlık da böyle bir andıç hazırlıyor.
      Bakınız : Geronimo

    13. on 11 Mart 2007 at 03:12 13.fatih demir

      Ben listeyi okuyunca andiccilarin sevdigi adamlardan bir tanesini olsun sevmedigimi farkedince kendi kendime sevindirik oldum :)

    Trackback This Post | Subscribe to the comments through RSS Feed

    Önemli

    Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

    Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederim.

    Siz de düşüncelerinizi paylaşın


    Kapat
    E-posta ile paylaş