Random header image... Refresh for more!

Posts from — Mart 2008

Çoban ve Aysun

Bir tv programında ünlü düşünür ve manken Aysun Kayacı birşeyler söylemişti hatırlarsınız;  AKP, ayaktakımı, dağdaki çoban, vergi falan bir sürü şeyi bulamaç ettiği.  Ağzımı bozmamak için birşey yazmadım ama Selim Tuncer’in yazısını okuyunca buradan bahsetmeden edemedim. Başlığı bile yeter Aysun’a: “Nasıl dağdaki çobanın oyu seninkiyle eşitse, senin oyun da benimkiyle eşit Sevgili Aysun! N’apalım, demokrasi böyle bi’şey…”

Selim Bey’in yazısı burada.

Bir arada biz de bu elitist yaklaşım üzerine konuşmuştuk. O yazı da buradan okunabilir.

Mart 31, 2008   27 Comments

Başarısız darbeciler ne olacak?

2004 yılında “Sarıkız” ve “Ayışığı” adlarıyla yapılmak istenen iki askeri darbeyle ilgili hazırlıkların anlatıldığı günlüklerin gerçek olduğu anlaşıldı. Bilindiği gibi günlükler, Eski DKK Örnek Paşa’ya ait. Nokta Dergisi’nin eski Genel Yayın Yönetmeni Alper Görmüş’ün avukatı emekli Hâkim Albay Ümit Kardaş da “Yeni bir durum doğdu. Hem darbe hazırlığı içinde adı geçen dört kuvvet komutanının yargılanması gerekiyor hem de Ergenekon Operasyonu kapsamında ortaya çıkan yeni deliller ve bilgiler ışığında soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz’ün, Özden Örnek dahil, dört eski kuvvet komutanının ifadesini alması lazım” demiş.

Ülkemizde bir darbe geleneği olduğu malum. Bunun yanında başarısız darbecilerin başına gelenlere ilişkin de bir gelenek vardır. Darbe başarılı olursa güç darbecinin eline geçer, kuralı o koyar, yeni düzeni o belirler; dolayısı ile sonradan da olsa yargılanması mümkün olmaz. Ama ya başarısız olursa? İşte o zaman hapı yutar, mesela Talat Aydemir. Başarılı olsaydı muhtemelen cumhurbaşkanı olacaktı, iki başarısız deneme onu ipe götürdü. Fena oyuna gelen bazı başarısız darbeciler de yargılanıp -daha tepelere uzandığı için- beraat ettirilmişler ve tamamen silinip gitmişlerdi. ( 9 Mart cuntası gibi )

Peki Sarıkız ve Ayışığı darbecileri ne olacak? [Read more →]

Mart 30, 2008   12 Comments

Kürt sorunu nereye?

Yüksekova’da iki muhabir (Show TV ve Cihan Haber Ajansı) “Burada yazdığımız haberler İstanbul, Ankara’da değiştiriliyor.” gerekçesiyle istifa etmişler. Açık ki Nevruz’da olan olaylar lanse edilmeye çalışıldığı gibi “bir grup gösterici”nin işi değil.

Bu sabah da şu videoyu seyrettim, içim dışıma çıktı:

Şiddet düzeyi çok farklı olsa da zihniyet bağlamında aklıma 80 ihtilali sonrası Diyarbakır cezaevindeki işkenceler ve bunların felakete yolaçan sonuçları geldi. [Read more →]

Mart 30, 2008   20 Comments

İki çeviri

Geçtiğimiz günlerde Derin Düşünce’de iki çeviri yayınladık; bir türlü fırsat bulup bahsedemedim.

Birincisi Graham E. Fuller’in “İslamsız Bir Dünya” yazısı. Yazının sunuşu şöyle:

John Lennon’ın meşhur “Imagine” şarkısındaki sözlerini bilirsiniz, “Hayal edin, öldürecek ve uğruna ölecek bir şey yok, din de yok…” der Lennon. CIA’in eski Ulusal İstihbarat Kurulu Başkan Yardımcısı Graham E.Fuller aşağıdaki makalesinde işte bu hayali İslam için kuruyor. Fakat çıkan sonuç hiç de Lennon’ı memnun edecek türden değil. Fuller’e göre İslam hiç olmasaydı bile bugün bulunduğumuz sorunlarla yine başbaşa olacaktık.

Özellikle dinin siyasetteki işlevini ve sosyo-politik ve coğrafi olguların toplum ve siyaset için ne derece önemli olgular olduğunu kavramak açısından okunması gereken bir yazı.

Makalenin tamamı burada.

İkincisi de Fransız iktisatçı Pascal Salin’in bir makalesi. Onun sunuşu da şu şekilde:

Alexandre Kojève, Georges Bataille, Georg Wilhelm Friedrich Hegel, Karl Marx gibi filozofların eserlerinde rastlıyoruz “Tarihin sonu” kavramına. Son yıllarda ise Francis Fukuyama The End of History and the Last Man adlı makalesinde (ki daha sonra kitap olarak yayınlandı) bütün insanlığın evrensel bir demokrasiye doğru gittiğini ve buna erişildiğinde ideolojik savaşların ve tarihin biteceğini iddia etti. Hegel gibi Fukuyama da bundan sonra tarihin “sadece” batı tarzı demokrasinin dünyanın geri kalan kısmına yayılmasından ibaret olacağını savundu.

İşte ilkini bugün sunduğumuz (iki bölüm halinde yayınlayacağımız) ve Pascal Salin’in Fukuyama’ya cevaben kaleme aldığı makale sosyal demokrasiye yönelik sert eleştirilerden fakat aynı zamanda liberalizm hakkındaki bazı yanlış anlamalara ve önyargılara verdiği yanıtlardan oluşuyor.

Bu makaleyi de buradan okuyabilirsiniz.

İlgisini çekme ihtimali olanlar için duyurayım istedim.

Mart 29, 2008   No Comments

Çakırkeyf

Güngör Mengi’nin dünkü yazısından:

Gül ve Baykal bir saat 40 dakika ne yaptılar, ne konuştular?

Gündemin bir numaralı sorununu ihmal edip niçin terör ve Kuzey Irak meseleleri ile zamanı tükettikleri sorusuna uzun süre cevap aradım. Sonunda yedikleri ve içtikleri ile ilgili ayrıntıyı okuyunca aklıma bir hınzırlık geldi. Çünkü gerçekten komedi tarzında bir gerilim filmi izliyor gibiyiz:

Gül ile Baykal Kayseri mantısı, ızgara et, patlıcan yemeği ve tatlı yemişler. Yemekte su içmişler!

İşte sorun burada… Küçük birer kadeh rakı içselerdi, rakı onları “Ne olacak bu memleketin hali?” endişesinde buluşturacaktı ve o buluşmadan da bir çözüm çıkacaktı. Yazık oldu!

?!

Hayatımda hiç içmediğimden rakının insanları “ne olacak bu memleketin hali?” endişesinde buluşturmak için nasıl bir katkısı olduğunu bilmiyorum (Merhum Erol Güngör ‘meyhane filozofluğu’ der, öyle bir şey mi acaba?) ama  Mengi’nin “Aklıma bir hınzırlık geldi” sözünün kimseyi aldatmaması gerektiğini iyi biliyorum.

Her şakanın altında bir gerçek payı vardır. “Nedir buradaki gerçek payı?” denirse, bir ipucu olarak Mengi’nin bir model farklı versiyonu CHP’li Onur Öymen’in “Siz Erdoğan’ın bir tek balo düzenleyebileceğini, oraya gelen bir kadını dansa kaldırabileceğini hayal edebiliyor musunuz? Bu kadar çağdaşlığa kapalı bir iktidar ilerici olabilir mi?” sözlerine bakılabilir.

[Asıl önemli olan ise akla gelen hınzırlığın; insanların memleket endişelerinin olması ve bu endişelerde buluşabilmeleri için aynı (ve kerameti kendinden menkul olarak ‘çağdaş’lık ölçüsü addedilen bir) hayat tarzını tercih etmelerinin gerektiği gibi -genellikle laikçi cephede görülen- bir kabulu alttan alta pompalıyor olması.]

Mart 29, 2008   6 Comments

Tehlikenin farkındayız..

Mart 29, 2008   No Comments

Irak yanıyor..

“Demokrasi getireceğiz” şeklinde saçma sapan (ve elbette yalan) bir bahaneyle, enerji politikalarının gereği olarak koca bir ülkeyi işgal ettiler ve cehenneme çevirdiler.

Irak’ta kan dinmiyor. Her gün patlayan bombalar, parçalanan cesetler vaka-i adiyyeden oldu artık.. Geçen her gün, daha fazla bedenin toprağa düştüğünü, acıların daha da arttığını, ateş düşen ocaklara yenilerinin eklendiğini göstermekten öte bir anlam ifade etmiyor Irak’ta.

Ve en vicdanlılarımızın dahi elinden “vah vah” demekten başka birşey gelmiyor..

Irak’ta kan, vahşet, bomba, ölüm oldukça sıradan. Bir buçuk yıl önce yazdığım şu yazıdan beri değişen tek şey Irak’taki trajedinin boyutları. Kimden ne şekilde gelirse gelsin, sonuçta sürekli artan bir ivmeye sahip vahşet yaşanıyor Irak’ta.

Bir başka yerde (mesela Londra’da, Paris’te) olsa günlerce gündem olacak trajedilerin, sözkonusu Irak olunca haber gündemlerinde oldukça sıradan karşılandığını görüyoruz. Epeydir aynıydı bu aslında ama sanırım geçen zaman hem bu sıradanlığı arttırıyor hem de vahşeti normalleştiriyor.

Acaba kaç kişi bu sıradanlıktan dolayı Irak’ta son günlerde olanlardan haberdar? Spotlar tanıdık, “Irak’ta şu kadar ölü”, “Irak’ta yine bomba patladı” gibi haberler geçiyor elbet..

Ama elimizi vicdanımıza koyalım, çoğumuz bu sıradanlıktan dolayı ilgili haberlerin içeriğine bakmıyoruz bile, değil mi?

Mart 29, 2008   8 Comments

İyi ki varsın Taraf

Taraf gazetesi gün geçtikçe ağırlığını daha çok hissettirmeye başladı. Öyle ki gazetenin  yayınları ile bozulan oyunların ve ezberlerin hasarını biraz olsun azaltmak isteyenler, “en azından cahil takımının gözünde Taraf’ın yazdıklarını önemsizleştirebiliriz belki” güdüsüyle  ‘dinci’ gazete bile yaptılar Taraf’ı. Komik oldu, sırıttı tabi ama insan çaresiz ve malzemesiz kalmaya görsün, neler saçmalayabiliyor..

Gazete bugün sürmanşette de malum medya ile güzel dalga geçmiş. “Neden o haberler hep Taraf’ta oluyor” diyen gazeteler için çağrıda bulunan Taraf, “Ergenekon çetesi hakkında yayın yapacak cesaretiniz varsa her haberi aynı gün sizlerle paylaşmaya hazırız, böylece haber atlamazsınız.” demiş.

Taraf çok iyi gidiyor. Tam da bugünlerde böyle kafalardaki şablonlara uymayacak, kolaylıkla kategorize edilip, bu suretle duruşları önemsizleştirilemeyecek demokrat bir yayın organına ihtiyaç vardı.

Kağıt kalitesinden taviz vererek de olsa fiyatını 40 kuruşa düşürmesi de daha çok kişiye ulaşabilmesi açısından çok iyi oldu. Bir de o berbat tasarımlı ve neredeyse bir gün sonra güncellenen acayip bir politikaya (ya da teknik yetersizliğe) sahip internet sitesini değiştirse tam süper olacak.

İyi ki varsın Taraf..

Mart 27, 2008   27 Comments

Uzlaşmaymış..

TOBB öncülüğünde bir araya gelen yedi büyük sivil toplum kuruluşu “uzlaşma” çağrısı yapmış. Başkan Hisarcıklıoğlu “uzlaşmadan ne anlıyorsunuz?” sorusuna “”herkesin bir adım geri çekilmesini” anladığını söylemiş.

Bu ‘uzlaşma’ kelimesine iyice gıcık olmaya başladım.

Nasıl olacak bu? Mesela Başsavcı Yalçınkaya iddianameyi geri mi çekecek? Ergenekon çetecileri darbe ortamı yaratmaktan vazgeçip muhtıra ortamı yaratmak ile mi yetinecekler? Baykal, Erdoğan’ı, İsmet paşa’nın Menderes’i tehdit ettiği gibi tehdit etmekten vaz mı geçecek?

Olayların nasıl bu noktaya geldiğini/getirildiğini görmüyor musunuz?

Yoksa uzlaşmadan kasıt AKP’nin kapatmayı önleyecek Anayasa değişikliğini gerekirse referanduma bile götürme düşüncesinden geri adım atması mı?

Eğer siz buna uzlaşma diyorsanız, ya bu kelimenin anlamını bilmiyorsunuz, ya süzme salaksınız ya da kötü niyetlisiniz..

Bir kere de ortacı olmayın be kardeşim, demokrasinin ırzına geçiliyor, gözler önünde tiyatro oynanıyor, memleketi batırmaya niyetli çeteler nelere/kimlere uzandığı belirsiz derin işler çeviriyor, yargı resmen darbe yapmaya çalışıyor.. Bir kere de ortacı olmayın!..

Demokrat olun, sağlam durun, tepkinizi doğru yere yöneltin de şu büyük kırılma anında demokrasi kazansın, tırsık herifler..

Mart 27, 2008   48 Comments

‘Anaokulu seviyesinde egzersiz’

Yasemin Çongar bu ifadeyi kullanmış, olan bitene dair çıkan o korkunç yazıları, yorumları görünce. Hakikaten anaokulu seviyesinde olmuş ama buna gerçekten ihtiyaç vardı:

Ergenekon’un kollarının, başının deşifre olmasını nedense istemediği izlenimi veren, Ak Parti’nin kapatılmasındansa rahatsız olmayacakmış gibi gözüken bir çevrenin yazıp söyledikleri karşısında basit mi basit bazı gerçekleri kendimize hatırlatmamız gerekiyor belki de.

En ilerisinden anaokulu seviyesinde bir egzersiz bu, ama galiba yapmalıyız. Basit soruların basit cevaplarını zihnimizin kayıtlarına geçirmeliyiz.

Ak Parti nedir?

[Read more →]

Mart 25, 2008   24 Comments

Savaş Kızıştı..

Daha dün kapatma davasına yönelik eleştiriler için “yargıya müdahale vaaar” diye bağırıp çağıranlar, Ergenekon davası kapsamında İ. Selçuk, D. Perinçek, K. Alemdaroğlu gibi isimler gözaltına alınınca nasırlarına basılmış gibi hoplamaya zıplamaya başladılar. O davayı açan ülkenin savcısı da bu gözaltı talimatını veren ülkenin savcısı değil mi? Yersen yoğurt içersen ayran mı?

Biz Şemdinli olayında savcının hayatının kaydırılmasına ses çıkartamadı diye AKP’ye yüklenirken, bu “yargıya müdahale vaar”cılar hangi ideolojik çukurun içinde debeleniyorlardı? Sivil mahkemede 40 yıl yiyen sanıklar askeri mahkemede ilk duruşmada salıverilip olay kapatılırken, Dink suikastı -aksi yönde birçok delile rağmen- birkaç heyecanlı gencin işi olarak örtbas edilmeye çalışılırken nerelerdeydiniz?

Bu şapşallar gürühunun önce AKP’ye açılan kapatma davası sonrası yaptıkları açıklamalara, sonra da bu gözaltılar sonrası yaptıkları açıklamalara bakın, kepazeliğin büyüklüğünü göreceksiniz. Şu düştükleri hal gerçekten içler acısı. [Read more →]

Mart 21, 2008   56 Comments

Andımız

Yabancı öğrencilere sabahları and içme zorunluluğu kaldırılmış. Bakan Çelik bir konferansta bunu savunurken şöyle demiş:

Kayseri’de bana sordular: ‘Yabancılara ant içme mecburiyeti nasıl kaldırılır?’ Bir Alman çocuğunu, sabah sıraya geçiriyorsunuz. Öğrenci Andı’nı okutuyorsunuz. İlk önce ‘Türk’üm’ diyor. Çocuk Alman ise bu cümle yalan. İkinci cümle doğruyum. İlk cümlede yalan söyletiyorsunuz, ikinci cümlede ‘Doğruyum’ dedirtiyorsunuz. Biz elin çocuğuna, her sabah yalan söyletmek zorunda mıyız?

Güzel. Güzel ama çok eksik değil mi? Bu ülkede ‘Türk’ ırkı dışında yaşayanlar sadece yabancı uyruklu olanlar mı?

‘Elin çocuğu’ ifadesi de bizim insanımız için geçerli değil elbet, ama kullanıldığı bağlam itibarı ile hayli ironik olmuş. İşe bakın ki kendi çocuklarımızdan bazılarına da aynı yalanı söyletiyoruz. Ve yabancı uyruklu olanlar için ‘elin çocuğuna yalan mı söyletelim’ derken, kendi insanlarımıza da hem el muamelesi yaptığımızı hem de yalan söylettiğimizi itiraf ediyoruz. Bu da resmi ideolojinin kendi belirlediği sınırların dışında kalan herşeyi yoksaydığının bariz bir göstergesi.

Hiç “efendim oradaki ‘Türk’ ifadesi, bir ırkı belirtmiyor, falan feşman” denmesin, cidden komik oluyor.

Ben -epey eskiye uzanan- soyağıcıma bakılırsa ve bunu önemseyip ciddiye alırsam, Türküm; benim çocuğumun bu biçimde bir yemin etmesi teorik olarak beni rahatsız etmez. Ama ya Türk olmadığı halde bu toprakların aslî unsuru olanlar? Kendimi onların yerine koyuyorum, bir an için tarihin daha farklı geliştiğini ve bu topraklarda bazı şeylerin mevcudun tam tersi olarak sonuçlandığını düşünüyorum. Ve çocuğuma bu biçimde bir ‘yalan’ üzerine her sabah ‘zorla’ yemin ettirilmesi gibi bir şey bana çok çirkin ve incitici geliyor.

Dolayısı ile mevcut yemin ‘Türk ırkı’ndan olmayan vatandaşlarımızı da aynı biçimde rahatsız etmez mi? Bu yemin ettirildiğinde onların çocuklarına da yalan söyletilmiş olmaz mı?

Bakan Çelik’te bunu çok iyi biliyor olmalı. Ama dogmalar kolay aşılmıyor, hele ideolojilere yaslanan devletlerin dogmaları. Bu kadarı ile başlanmış, belki bir gün o andın yeniden düzenlendiğini yahut komple kaldırıldığı günleri de görürüz.

Mart 20, 2008   19 Comments

‘Beni de kapatın’

Herşeyi kapatılıyor bilindiği gibi, Wordpress’ten Youtube’a, AK Parti’den DTP’ye kadar. Eğer siz de “Kendi kanaatimce, kapatılmamın ülkem, devletim ve insanlık adına çok yerinde bir karar olacağını düşünüyorum. Lütfen beni de kapatın…” diyenlerdenseniz ‘Beni de kapatın’ sitesinden gerekli başvurunuzu yapabilirsiniz.

Ben, fevkalade zararlı birisi olduğumdan, başvurumu yaptım bile. 

Mart 17, 2008   17 Comments

Kültür Dergisi

kapak10.jpgKültür adlı, üç ayda bir yayınlanan kültür sanat ve araştırma dergisi var. İtiraf edeyim, bu derginin varlığından haberdar değildim. Ta ki yakın dostum, ağabeyim Dr. Tuncay Yılmazer‘in bir akşam telefon edip dergiden bahsetmesine ve o sıralarda hazırlıkları süren ‘1. Dünya Savaşı Özel Sayısı’ için katkıda bulunmamı istemesine kadar.

Daha sonra İstanbul’da bir toplantıda derginin editörü Fatih Güldal ile görüşme imkanı bulduk. Sağolsun Fatih bey, bize yayınlanmış eski sayılardan getirmişti, bu sayede de dergiyi inceleme imkanı bulmuştum.

Kültür, her sayısında ele aldığı bir konuyu hemen tüm detaylarıyla, doyurucu olarak işleyen tematik bir dergi. Daha önce Mevlana, M. Akif Ersoy, Su, Endülüs, İstanbul gibi özel sayılar çıkartmış. Gerek içerik, gerek baskı kalitesi gerekse görsel seçimler açısından gerçekten çok kaliteli bir dergi. [Read more →]

Mart 16, 2008   4 Comments

AK Parti’ye kapatma davası

Dibe vurmaktan sözederken meğer çukurun içindeymişiz de haberimiz yokmuş.

Bir zaman “AKP kapatılsın kampanyası” ile geyiğini yapıyorduk, hatırlayanlar olacaktır. Şimdi bu gerçeğe dönüşüyor. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, ‘’Laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği'’ iddiasıyla AK Parti’nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde dava açmış.

Uzun zamandır böyle bir dava için hazırlık yapıldığı konuşuluyordu gerçi ama yine de her iki kişiden birisinin oyunu alarak iktidara gelmiş bir partinin kapatılması için dava açılması son derece absürd, ilkel ve muz cumhuriyetlerine has bir tutum olacağı için, çok da gerçekçi gelmiyordu açıkcası; en azından bana. Burasının Türkiye olduğunu bir kez daha öğrenmiş olduk maalesef. Juristokrasiye hoşgeldiniz! Türk demokrasisi yine çetin bir imtihan ile karşı karşıya. Bakalım bu kez kimler sınıfta kalacak.

Merak ediyorum iddianamede başörtüsü varsa -ki kesin vardır- MHP’ye neden dava açılmamış? DTP’ye de zaten dava açılmıştı, MHP’ye de açın; ya da daha kestirme olarak kapatın TBMM’yi gitsin. [Read more →]

Mart 14, 2008   59 Comments