Posts from — Ocak 2008
Bedava Irgat
Büyük bir sitede oturuyorum. Dört blogdan oluşuyor, her blogda 5 kat var, her katta da 4 daire. Yani epey kalabalık bir yer. Komşuluk ilişkileri de çok iyi, memnunum. Tabi kalabalık olunca çeşit çeşit insan da oluyor, herkesi yakından tanımak mümkün olmuyor.
Tabii “tanımak”tan ne anladığımız da kişiden kişiye değişebilir. Tanıdığımızı sandığımız insanları aslında tanımamış da olabiliriz.
Bizim kattaki dairelerden birine bir yıl önce taşınan, son derece kibar, cana yakın, insan ilişkileri iyi bir astsubay var. Samimiyetim yok ama karşılaştığımızda selamlaşır, ayak üstü üç beş kelam sohbet ederdik. Hanımlar iyi tanışıyor ama; gelip gidiyorlar. Neyse.
Bu gevezeliği neden yapıyorum? Az önce eve gelirken apartman dairesinde bu komşumu gördüm. Kendisi önden çıkıyor arkasında kamuflajlı bir asker, omuzunda bir tane şişman tüp, komutanını takip ediyor. İçim bir acayip oldu, adeta bu kibar, cana yakın, efendi olarak bildiğim insandan tiksindim. Bir ana kuzusu, vatan görevini yapmak için zorunlu olarak beleş askerlik yapıyor, komutanı sıfatındaki kişi de onu ırgatı gibi kullanıyor.
Aklıma kendi çocuklarım geldi, ikisi de erkek. Zaman gelecek askerlik yapacaklar, zorunlu olarak. Benim vergilerimle, beni koruması için tuttuğum zevattan birileri de vatan görevi deyip gönderdiğim oğlumu kendi özel işleri için ırgat olarak kullanacak. İnsan sadece bu sebeple vicdanî retçi olsa yeridir.
Bu manzaradan sonra eve girdim, beş dakika sonra bakkala inmek için kapının önüne çıkınca tüplerin 4 tane olduğunu gördüm. Demek ki çocuk dört kez o dolu tüpleri omuzunda 3. kata çıkartmış. Tüplerin nereden geldiğini de anlayamadım, bizim tüpümüz bittiğinde telefon ederiz tüpçü kapının önüne kadar getirir. Sucu, sütçü de öyle.
Askerlik yaptığım birliğin komutanı bu konuda çok hassastı, vicdanlı adamdı, muvazzaf rütbelilere nefes aldırmaz, özel işlerde asker kullanılmasına kesinlikle izin vermezdi.
Hanıma kızgınlığımı anlatırken ilk taşındıklarında evlerinin fayanslarını da askerlerin yaptıklarını öğrendim. Yazık.. Böyle şeyleri çok duyardım ama yakinen şahit olmak da acayip oluyor doğrusu.
Ocak 15, 2008 21 Comments
‘Gülen Neden Dönmüyor?’
Bazı tartışmalarda “Fethullah Gülen neden ABD’den dönmüyor?” sorusu eşliğinde, bir suç işlemiş, ‘kesinleşmiş cezası varmış’ da o sebeple gel(e)miyormuş gibi bir izlenim veriliyor. Oysa bildiğim kadarı ile hukuken Gülen’in dönmesinde bir engel yok.
Osman Özsoy, Bahçeşehir Üniversitesi’nin 26 Eylül tarihindeki açılış töreni sırasında Ali Kırca, Mehmet Ali Birand ve Ruşen Çakır’la sohbet ederken, gazeteci Birand’ın kendisine bir ara, “Fethullah Gülen ne zaman dönecek” diye sormuş.
Özsoy, daha Birand sorusunu bitirir bitirmez Ruşen Çakır’ın Birand’a dönerek; “Neden gelsin ki abi… Türkiye’nin durumu malum… Birileri çıkar, bulur kendi yandaşı savcıyı, olmadık meseleler yüzünden habire uğraştırır dururlar adamı…” dediğini söylüyor ve ekliyor: “Ne Kırca, ne de Birand, “olur mu kardeşim öyle, neden uğraştırsınlar ki” demediler.”
Ocak 12, 2008 13 Comments
Çocuk Kanından Bayrak
Bir grup lise öğrencisi kanlarıyla bayrak yapıp Genelkurmay Başkanına göndermişler. Komutan da çok duygulanmış, “Biz böyle büyük bir milletiz” demiş. Komutanın övgüsü karşısında nutkum tutuldu, diyecek söz bulamadım.
Daha çok şovmenlik kokusu aldığım bu eylemin gerçekten samimiyetle -ya da bir yönlendirme ile- yapıldığını varsayarsak, tüylerin ürpermemesi elde değil.
Çocukların bir suçu yok; suç, bu düşüncelerle bezenmelerine, bir gün Ogün Samast’lar, Yasin Hayal’ler haline gelmelerine sebep olacak, şoven milliyetçiliğe yataklık eden, onu besleyen ve pohpohlayan zihniyette.
Bu zihniyet değişmeden şovenizmden çıkış yok.
Ocak 12, 2008 12 Comments
Pascal İmanı
Yakuter’de okudum, Adam FAWER‘ın Olasılıksız isimli kitabında ünlü Fransız matematikçi ve fideist Pascal‘ın hayatını dine adarken kullanmış olduğu olasılık hesabına değinildiğinden bahsetmiş ve kitapta geçen formülü aktarmış. Alıntılıyorum:
“Pascal beklenen değer teorisini kullanarak hayatını dine adaması gerektiğini kanıtladı. Her matematikçi gibi o da, bu soruyu bir formüle indirgedi.”Hangisi daha büyüktür?
a) Beklenen değer (hedonizm yani fiziksel yaşamdan zevk alma)
Ya da
b) Beklenen değer (dini hayat)
Varsayım…
a) Olasılık (ölümden sonra hayat yok) * (hedonizmden alınacak zevk) +
Olasılık (ölümden sonra hayat var) * (sonsuza dek lanetlenmek) Ve
b) Olasılık (ölümden sonra hayat yok) * (dinden alınacak zevk)
Olasılık (ölümden sonra hayat var)* (sonsuz mutluluk)
Ocak 12, 2008 64 Comments
Yuh artık
Medyada birbirleriyle yarışan bir sürü saçmalıklar görürsünüz ama bu kadarına, böyle alenen yapılanına her zaman rastgelmek mümkün olmaz.
Habere göre, Van’ın Bostaniçi Beldesi Belediyesinde imzalanan toplu iş sözleşmesine göre, eşine şiddet uygulayanın maaşı eşine verilecek, “ikinci evlilik” yapan personelin ise iş akdi feshedilecekmiş.
Akşam gazetesi yazarı Güler Kömürcü de üşenmemiş, tutmuş haberle ilgili olarak şu yazıyı yazmış. Bir kısmını buraya alayım:
Ocak 10, 2008 6 Comments
Şizofreni ve İdealizm
İdealist değil dualistim aslında, (bu terimlerin ne anlama geldiği hakkında şuradan sade ve kısa birşeyler okunabilir) ama idealizmi materyalizmden çok daha fazla ciddiye aldığımı, ona daha çok iltimas geçtiğimi de saklayamam.
Bir arkadaşın bürosunda ‘A Beautiful Mind‘ (Türkiye’de ‘Akıl Oyunları’ ismiyle gösterime girmişti) filmini ikinci kez izledim bugün.
İzleyenler bilir; paranoid şizofren olan, dahi bir matematikçinin, J. Nash’ın hayatından esinlenerek yapılmış bir filmdir. Eleştiren de çok oldu ama Russell Crowe gerçekten harika oynamıştı, hele konuşurken elini alnına koyması, odaklayamadığı acayip bakışları, güzel bir aşk ve bir sadakatle bezeli öyküsü izlenisi kılıyor filmi.
Filme de pekçok eleştiriler yapıldı; tepe mikrofonunun görülmesi, Nash’ın aslında bir megolaman, narsist bir kişilik olduğu (ama film bunu işlemişti, farklı olma tutkusu ile az daha bir baltaya sap olamayacaktı J. Nash) bir erkekle tuvalette yakalandığı, daha önce birlikte olduğu bir kadından çocuğu olduğu ama onlara hiç bakmadığı, temanın aşk öyküsü gibi de sunulduğu ama karısıyla arasının anlatıldığı gibi olmadığı; yani filmde Nash’ın hayatının son derece naif, dolayısı ile farklı anlatıldığı vs vs.. gibi.
Ocak 9, 2008 20 Comments
Hey gidi Kırat hey..
Düşene bir tekme vurmak gibi oluyor, irkiliyorum ama, siyaset bu. Natural selection’dan hiçbir alanda kaçış yok, Allah kimseyi düşürmesin..
Ocak 8, 2008 3 Comments
Kısa kısa..
Nete fazla giremiyorum son günlerde, şöyle bir baktım ne var ne yok diye, bir sürü konu var işlenecek. Ben de bir çorba yapayım dedim, hem belki biraz daha kaytarmam gerekebilir buralardan; vesile ile bunu da belirtmiş olurum.
Hükümet 301 konusundaki düzenlemeyi Hrant Dink’in ölüm yıl dönümüne yetiştirmeye çalışıyormuş. Bu maddeden kurtulmak kolay olmayacak o belli, zaten yeni düzenleme de çok aman aman bir şey değil. Yargıtay eski Başkanı Sami Selçuk aklı başında bir öneri getirmiş, uyulacağını sanmam ama tartışılması, gündem edilmesi gerekir diye düşünüyorum.
Yeni YÖK Başkanı, hocalığındaki palas pandaras tavrını sürdürüyor. Son açıklamasında pat diye “üniversiteler paralı olsun” gibi birşeyler söylemiş. “Çok da doğru demiş” deyip kaçayım; neme lazım, şimdi vahşi kapitalistlikle, sömürücülükle, emek düşmanlığı ile falan suçlanırım; “eğitim temel haktır” vs sloganlarla üstüme gelinir.. Konuyu, benden daha liberal olan Ekonomiturk ve İzlenimler güzel güzel işlemişler, itirazı olanlar oralara buyursun.
Ocak 8, 2008 13 Comments
Kadın, şiddet ve İslâm
‘Kadın ve şiddet’ dendiğinde konuyu hemen teistik dinlere getirenler oluyor. Şiddete kaynaklık ettiği düşünülen ataerkillik, teistik dinlere bağlanıyor, hatta bazen bağlanmakla da kalmıyor kökeninin bu dinlerde olduğu ileri sürülüyor.
Ataerkilliğin aslî kökeninin nerede olduğu, doğada bu işlerin nasıl yürüdüğü, genetik olarak insanın en yakın akrabaları olduğu iddia edilen canlıların nasıl bir komün hayatı yaşadıkları gibi hususlar atlanıyor, ideoloji ile şekillenen kolaycı çözümlemelere gidiliyor. Ataerkilliğin de, (kadına/erkeğe, canlılara, cansızlara yönelik) şiddetin de kökeninin “insanın/yaşamın doğası”nda olduğu görmezden geliniyor, dinlere, özelde de İslam’a yönelik alerjik bakışları olanlar da bu ideolojik yaklaşım ile hem yanılıyor hem de yanıltıyorlar.
Konu ‘İslam ve Kadın’ olduğu için bu kısmına eğileyim.
Ocak 1, 2008 22 Comments


