Random header image... Refresh for more!

Türkiye halleri..

Ergenekon çetesi çökertilmiş. Haklarında vahim iddialar var. İsmet Berkan bugünkü yazısında şöyle yazmış:

Bütün gün eş-dost-arkadaş telefonlarından başımı alamadım, herkesin sorduğu soru aynı: Bütün örgüt bu kadar mı, peki darbeyi kim yapacaktı? Verdiğim cevabı anlatmaya çalışayım: Hayır, elbette bütün örgüt bu kadar değil. Ama ’sivil’deki örgütün çekirdeği işte bu. Belki çemberi biraz daha genişletmek mümkün, belki 40-50 kişi daha vardır o çemberde de.

Şimdi savcının soruşturduğu örgüt darbeyi yapacak örgüt değil. Bunların görevi darbe ortamını oluşturmak, Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak, belki kişisel kazanım elde etmek. Bu çekirdek, tepeden bir yerden gelen emirle veya özendirmeyle oluşturuldu. O emri vereni veya özendirmeyi yapanı bulup çıkarmadıkça, onun yaptığının suç olduğunu kanıtlayıp adalete teslim etmedikçe ve bir daha böyle bir şey yaşanmaması için gereken demokratik tedbirler alınmadıkça Türkiye rahat edemez.

Basit bir akıl yürütmeyle dahi, böylesi bir girişimin kamu gücü kullanılmadan yapılamayacağı sonucuna varılabilir. Nitekim, hiçbiri adli makamlara intikal etmemiş olmakla birlikte, 2003 sonu 2004 başında ‘Sarı Kız’ kod adıyla darbe planı yapıldığı, bu planın hüsrana uğraması sonrası üst düzeyde bir askeri kişinin bu kez ‘Ayışığı’ ve ‘Yakamoz’ adlarıyla aşamalandırdığı bir başka planın yapıldığı biliniyor. Bu planlar hep devletten maaş alan görevliler tarafından, devlete ait bilgisayarlarda ve devlete ait ofislerde yazıldı.

Her iki planın da hedefi Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarını şu veya bu yolla indirmek, yerine de ‘ulusalcı’ bir hükümet getirmekti. ‘Şu veya bu yolla’ sözünü de açayım: Ya 28 Şubat vari, medyanın ve bu sayede toplumun geniş kesimlerinin de katılımıyla AKP iktidarının Meclis yoluyla sona erdirilmesi ya da doğrudan askeri darbeyle aynı işin yapılması.

Vs vs vs. Devamı burada. Konun özeti mahiyetinde okunabilir.

Bu Ergenekon, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Derin Devlet, darbe ortamının hazırlanması gibi şeyler bana hep şu meşhur fıkrayı hatırlatır:

[Read more →]

Ocak 25, 2008   20 Comments