Posts from — Aralık 2007
Mao’nun paraları
Şu yılbaşı akşamı kılçıklık yapmayayım, Tansel‘in kimyasını bozmayayım dedim ama huyum kurusun duramadım.
Taraf’ta okuduğuma göre (evet Taraf’ın hala bir internet sitesi yok) Çin’in komünist lideri Mao’nun yazdığı kitapların telif bedelleri sorun yaratıyormuş. 1967′de 750 bin dolar olan telif bedelleri 2001′de 17 milyon dolara ulaşmış. (Bu arada bu kadar para da kapitalist ülkelerden kazanılmış.) Komünist Parti, eserlerin Mao’ya değil partinin “ortak aklına” ait olduğu savı ile ailesine pay vermiyormuş. Tabii Mao’nun ailesi de parayı istiyormuş.
Dikkat edin, Komünist Parti paraya ‘yeniden dağıtım’ amacı ile falan el koymuyor, “eser Mao’ya ait ama mülkiyet hırsızlıktır, bu sebeple yeniden dağıtalım bu parayı” demiyor, mülkiyeti Mao’dan alıyor, “eserler Mao’ya değil, partinin ortak aklına aittir” diyerek sadece devir yapıyor, yani Mao’ya ait ‘mülkiyet’ partiye geçiyor. Kitabı yazan Mao oluyor ama parayı parti götürüyor. Mao’nun ailesi de avucunu yalıyor.
-’Üretim araçları’ falan diye laf kalabalığına getirirler ama aldırmayın- özünde mülkiyetin hırsızlık olduğunu düşünen bir doktrinin savunucularının telif başında kavgaya tutuşmaları acayip olmuş.
Ah Mao, uyansan da, uğruna oluk oluk kanlar döktüğün doktrinin nasıl delik deşik olduğunu bir görsen..
Aralık 31, 2007 6 Comments
2007
Neydi şu 2007 yahu; her yönüyle hafızalardan silinmeyecek müthiş bir yıldı.
Özellikle seçim sürecine girdiğimizden beri olanlar, hukukun kanırtılması ve tarihe geçen 367 hokkabazlığı, istemezuk mitingleri, TBMM’den kaçan merkez sağın kendi içine çökmesi, evrim geçiren darbe/muhtıra yöntemleri, siyasetin onurlu direnişi, akıllara durgunluk verecek derecede cüretkarca yapılan manipulasyonlar, kan üzerinden cami avlusunda siyaset yapmalar, devrimcilerin AKP korkusuyla işkencecilerini af edip onlardan medet umması, sonrasında 22 Temmuz’da kıçüstü oturma seansları.. Çevrenin Çankaya’yı buzkıran giibi yara yara fethi.. Hrant Dink, Rahip Santoro ve Malatya cinayetleri, normalleşme çabası, sivil anayasa çalışmaları, terör, vs..
Torunlarımıza anlatacağımız acayip hikayelerle geçti 2007..
2007′de olanlar yüzünden blogun ekseni yerinden oynadı, kendi halinde, güncele pek girmeyen, birçok konuya dalıp çıkan yazılar yazarken, siyasî yorum bloggeri oldum çıktım.
Herşey bu kadar acayip ve kansız değil elbet. Dünyanın dört bir yanında, özellikle İslam coğrafyasında kan akmaya devam ediyor. Irak’ta her gün bombalar patlıyor, Pakistan çok büyük bir kaosun içine yuvarlanmak üzere.. Filistin zaten malum..
Dilerim 2008′de hem ülkemiz hem de dünya daha yaşanılası bir yer olur..
Aralık 30, 2007 4 Comments
‘Osmanlı Tarihinde Maskeler ve Yüzler’
[ 30 Aralık 2007′de ‘Geliboluyu Anlamak’ sitesinde yayınlandı. ]
Halil İnalcık “Osmanlı arşivleri olmadan 20. yüzyıl tarihi yazılamaz” der. Benim Osmanlı tarihine olan ilgimin en önemli sebeplerinden birisinin özetidir bu cümlede aslında..
Elbette içinde yaşadığım toplumun bir üyesi olmam hasebiyle tarihimle alakadarım ama tek tek sebep saymam istense İnalcık’ın sözü de ilk sıralarda yeralır.
“Osmanlı Tarihinde Maskeler ve Yüzler” adlı kitap, sanırım Mustafa Armağan’ın okuduğum dördüncü kitabıydı. Ondan önce Armağan’ın “Gelenek ve Modernlik Arasında”, “Osmanlı: İnsanlığın Son Adası”, “Kır Zincirlerini Osmanlı” adlı kitaplarını okumuş, akıcı üslubunu ve tarihi, spesifik olaylara ilişkin vurucu tespitlerle okuyan tarzını çok beğenmiştim. Bu tip detayların ilk bakışta tek tek çok büyük anlam ifade etmediği düşünülebilir ama her bir olay bütüne bağlandığında ortaya çıkan resim bize öğretilen tarihin ne kadar yanlı ve çarpıtılmış olduğunu ortaya koyuyor.
Aralık 30, 2007 6 Comments
Ahmet Hakan
Bir insandan ‘iğrenmek’ acaba nezakete sığmayan, çok kaba bir davranış mıdır? Ya da, hadi burası yorum sitesi, kibarlığı elden bırakmayalım; antidemokratik midir? :)
Öyleyse bile kusura bakmayın Allah’ın bildiğini kuldan saklayacak değilim, bu exmuhafazakar, neobeyaztürk Ahmet Hakan’dan iğreniyorum. Nefret değil, iğrenme.. Nefret bir duygudur, iğrenmek başka bir şey. Böyle, ne bileyim, tanımlamanın zor olduğu, tiksinti verici bir şey.
Yahu bir insan bu kadar mı kör gözüne parmağım yapar? Bu kadar mı metamorfoz seansları sırasında hırçınlık ve kusma nöbetleri geçirir?
İsmini hatırlayamadığım bir yazar “hareket yapmaa.. hareketin kralını görürsün” sözünün bu topraklarda ortaya çıkmasının tesadüf olamayacağını söylemişti. Bunu toplumsal tepkilerde de görebiliriz; Ahmet Hakan gibi bireysel nöbetlerde de..
Aralık 28, 2007 14 Comments
Pakistan karıştı
Benazir Butto Ravalpindi’de uğradığı saldırı sonucunda öldürüldü. Kadere bakın, babası Zülfikar Ali Botto da Ravalpindi’de darbe ile başa gelen General Ziya ül Hak yönetimince idam edilmişti.
Pakistan karıştı. Halk sokaklarda. Müşerref’ın işi çok zor, önceki krizi atlattı ama bu dalga onu devirebilir.
Bazen at izi it izine karışır, ayırt edilemez. Pakistan’da olan bitenleri anlamak kolay değil. ABD için Müşerref, sözde “terörle savaş” için sembol bir yönetim gibiydi. Ama Müşerref’in darbe sonrası sürgün ettiği Butto’yu, 8 yıl sonra Pakistan’a gönderen de ABD idi. Bunun üzerine Müşerref de muhalefeti bölmek için daha önce ülkeye sokmadığı diğer önemli muhalif lider Navaz Şerif’i ülkeye sokmuştu. Tam bir keşmekeş.
Butto’yu kim niçin öldürdü? Zor bir soru. Cevap “kaostan beslenecek ve bunu ‘terörle savaş’ adı altında kullanacak olan ABD” de olabilir yine “aynı kaostan beslenecek El Kaide” de.. Her ikisine de yarayan bir durum.
İyibilgi, “Butto’yu kim, neden öldürdü?” başlıklı, durumun kimin işine nasıl yarayabileceğinin özetlendiği bir analiz yayınlamış. Akla yatkın ihtimaller var. Okunabilir.
Allah Pakistan’lıların yardımcısı olsun. Zaten zor geçen günleri daha zorlaşacak.
Aralık 27, 2007 8 Comments
Erke Dönergeci ve Türk Pozitivizminin Metafiziği
Bir ara Erke dönergeci diye birşey vardı; “Araçlarda yakıt deposu bulunmayacak. Benzin istasyonları çay-kahve içilen mekânlar haline gelecek.” şeklinde gazete ilanları ile tanıtılan, Atatürk ilke ve İnkılaplarına bağlı, Nasa’dan bile sır gibi saklanan, tarihin akışını değiştirecek bir alet!
Buluş ve tasarımının tamamlandığı, 2007 senesinde de seri üretime geçileceği, emekli paşaların da fon olarak kullanıldığı şaşalı bir basın toplantısı ile açıklanmıştı. O sıralarda blog aleminde erkecilerle epey gırgır geçmiştik.
Pazar günü Radikal “Sabırlı ol ey insanlık, Erke biraz gecikiyor!” başlığı ile maytap geçince haber sitelerine tekrar düştü asrın buluşu. Yıl bitti dönergeçten ses yoktu çünkü.
Ben hala bu dönergeç işini anlayamadım; nedir, ne değildir, arkasında ne vardır, ne amaçlanmıştır, reklam için o kadar para niçin verilmiştir bilmiyorum. Eser Karakaş “erke dönengeç kavramının bir askeri darbe parolası olduğu söylentilerini” tekrar yazmış bugün. Olabilir mi? Bilmem ama sanmıyorum. El altından, hazırola geçmiş vaziyette bekleyen manipulasyoncular varken darbe için böyle ritüellere, sloganlara, öncü parolalara gerek yoktu.
Aralık 25, 2007 6 Comments
Hadi ordan..
“Tüm bunlardan utanç duyanlar, Milliyet de sizinle gurur duyuyor” muş..
Hadi ordan, yalancılıkları tescillenmiş, iş takipçisi manipulatör sahtekarlar.. Basında güven size kaldıysa vay o basının da güven kelimesinin de haline..
Aralık 24, 2007 30 Comments
Menemen’de ne oldu? (İkinci baskı)
Bu yıl “Menemen” konusunu teğet geçeyim diyordum, zira her sene çıkarttığı gürültü azalıyordu. Ama Milliyet’in birinci sayfasında Gül’ün, Erdoğan’ın ve GK Başkanının “Menemen mesajlarını” okuyunca değinmeden duramadım.
Geçen yıl yazmıştım konuyu, tekrara gerek yok, aynı yazıyı koyacağım. Hem her sene aynı Menemen yazısını koyan tekaut Hürriyet yazarı Çölaşan abimizden neyim eksik benim?
Buyrun, 24 Kasım 2006 tarihli “Menemen’de ne oldu?” başlıklı yazım:
Dün Menemen’de şehit edilen asteğmen Kubilay olayının yıldönümüydü.
Menemen olayı öteden beri popüler bir irtica ayaklanması olarak gösterilir. Olayı gerçekleştirenlerin esrarkeş bir katil ve onun etrafındaki 8-10 serseri olduğu gayrıresmî olarak bilinmesine rağmen her yıl olayın yıldönümünde irtica uyarıları yapılır, medyadaki tetikçi kalemşörler laiklik alarmına geçerler ve “unutmadık, unutturmayacağız” sloganları bir irticaî ayaklanma olarak adlandırdıkları olayı dillerine dolarlar dururlar.
Aralık 23, 2007 4 Comments
Kurban
“Boşlukta yuvarlanan insanın bir yıldıza attığı merdivenler. En yüce, en güzel, en ölümsüz taraflarını benliğinden koparıp bir mücerrede armağan eden insan, neden fakirleşsin? Boş kubbeleri sonsuzluğumuzla doldurmak, sonsuzlaştırmaktır. Tanrı beşerin en büyük keşfi. Mağarasında meçhul kuvvetlere yalvaran uzak ceddimiz, feza çağının zındığından daha mı az bahtiyardı? Hangi ilmi hakikat bir kabile dininin nasslarından daha sıcak, daha doyurucu? İnanmayanların, inananlara sataşmaları kıskançlıklarındandır. Mü’minlerin saadetini gölgeleyen tek ıstırap, inanmayanlara karşı duyulan merhamet olmalı.” demiş merhum Cemil Meriç..
Mutlak dinsizin ancak Tanrı olduğunu düşünürüm. Her insan varoluşa pencerelerden bakar.
Aralık 19, 2007 15 Comments
Vardır yapacak birşeyler..
Bu yazıyı sıcak bir odadan yazıyorum, rahat bir koltuktan. Hergün duş alırım, tertemizim. Karnımı da birkaç saat önce doyurdum, lezzetli yiyecekler yedim. Tokum.
Bu yazıyı okuma imkanına sahip pekçok kişi de benimle aynı durumda. Hemen hepimiz sıcak bir mekandayız, karnımız tok, temiziz, insanın en temel ihtiyaçları olan yiyecek ve barınmayı gayet konforlu bir biçimde halletmiş durumdayız. Bunların yanında daha başka pekçok imkana da sahip olan, dünya nüfusunun şanslı diliminde yeralan kişileriz.
Bizler böyleyiz, ya diğer insanlar?
Dünyanın pekçok bölgesinde bu gibi en temel ihtiyaçlarını ilkel seviyede bile olsa karşılamayan milyonlarca insan var; açlık, susuzluk, sefalet, bulaşıcı hastalıklar ve savaşlarla boğuşan milyonlarca insan.
Aralık 17, 2007 11 Comments
Bulamaç..
Bir süre önce Nuray Mert ‘Yeni bir Hilfu’l-Fudul’ başlıklı bir yazı yazmış, Yeni Şafak gazetesi yazarı Mustafa Özel’in aynı isimli yazısını eleştirmişti.
Bugün Mustafa Özel, Mert’e cevap vermiş. Konu küresel kapitalist sistem ve Müslümanlar. Önemli bir konu, zira “bir orta yol” bulmaya çabalayan, sorunlara kafa yoran her düşünce, her çaba takdiri hakediyor.
Aslında bu konudan güzel tartışmalar çıkar da bende derman yok.
Amma şunu söylemden geçemeyeceğim.
Düşün hayatını antitezlik ya da kılkuyruk muhaliflik üzerine kuranlara iyice gıcık olmaya başladım. Nuray Mert de bu gıcık olduğum isimlerden birisi. Yahu ben Nuray Mert’in bu yönünü çok geç keşfettim, çok okumadığımdan mıdır, yoksa dikkatsizliğimden midir, nedir? Üstelik arkasından birisi koşturuyormuş gibi yazıyor, acele, dikkatsiz ve özensiz..
Aralık 16, 2007 26 Comments
‘Say’ say bitmez bunlar..
Konu malum, ünlü piyanistimiz Fazıl Say, “Bizim Türkiye rüyalarımız biraz öldü. Tüm bakan eşleri türban takıyor. İslamcılar zaten kazandı, biz yüzde 30, onlar ise yüzde 70. Başka yere taşınmayı düşünüyorum” demiş.
Aynı söyleşide bir de şunları söylemiş: “Şu anda değil ama ileride Türkiye’den ayrılmayı düşünüyorum. Biz artık azınlıkta kaldık, dışlanıyoruz. Çankaya’daki davete bile beni çağırmadılar. Böyle giderse, bir kızım var onu da alır yurt dışına giderim.”
Dolmuş çocuk belli, üstelik Çankaya resepsiyonuna da çağrılmamışmış. (Çankaya bunu yalanladı yalnız.) Şener Eruygur’a bile davetiye gitmiş sana mı gitmeyecek? Laf işte.. Abdullah Gül’ün tüm toplumu kucaklama çabasına bari haksızlık yapma..
Meğer ne önemliymiş bu Çankaya resepsiyonu? 5 yıldır ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan başörtülülere yasak ilan edilen Çankaya aynı Çankaya değil miydi? “O zaman seslerini çıkartmayanlar işin ucunun kendilerine ‘değdiğini sandıklarında’ bile bağırıyorlar” desek haksız olur muyuz acaba? “Değdiğini Sandığı” diyorum çünkü Köşkten yapılan açıklamada Say’a davetiye gönderildiği yazıyor.
Zaman’dan A.Turan Alkan bir süre önce çizerini hatırlayamadığı bir karikatürden bahsetmişti. Konusu şöyleymiş: “Beyoğlu’nun kuytu ara sokaklarından birinde çöplerin öbeklendiği pis bir köşede duvara yaslanmış oturan dilenci veya hâne-berdûş görünüşlü iki hırpani kılıklı adamdan biri, ötekine, “Yav” diyor, “Şeytan diyor ki, bas git buralardan, terk et bu şehri.”, Öteki gayet mülâyim ve yorgun bir bakışla cevap veriyor, “İyi de” diyor, “Bakalım toplum buna hazır mı?”
Aralık 15, 2007 11 Comments
Çip
Taraf Gazetesinde Sivilay Abla başlıklı bir köşe var. Sivilay Abla “Toplumsal Onarım ve Siyasal Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Başkanı, Ruh ve Sivil Hastalıkları Mütehassısı” şeklinde bir spotla tanıtılmış. Güzin Abla’nın siyasal sorunlara çözüm arayan, matrak bir versiyonu.
Bu köşede bir de Platonik Davet adlı bir bölüm var. Buraya bazı isimler konuk ediliyor, direk nasihat ediliyor.
Bugün eski YÖK Başkanı Erdoğan Teziç’i konuk etmiş Sivilay Abla. Şöyle diyor:
Erdoğan evladım hoşgeldin! Seni konuk etmekte elimi çabuk tuttum. Çünkü üç gün sonra unutulacaksın. Başkanlığın süresince, güneş sisteminin, üzerinde su ve hayat belirtisi olmayan yıldızlarından biri oldun. Sistemin sana çizdiği yörüngenin dışında ne bir icraatın ne de tek bir sözün olmadı. Belki kısa bir süre; “Galatasaray Üniversitesi’nin öğrenci kantininde yemek yiyen, konuşurken yüzünde tatlı bir mahcubiyet ifadesi beliren tonton rektörü nasıl bu hale geldi” sorusuna cevap aranacak. Ancak sorunun kısa ve net cevabı, uzun tartışmalara mahal bırakmadan yapıştırılacak: Burası Ankara.
Evet, Ankara böyledir. Önce beyinlerimize birer çip yerleştirir ve bizi doğaya bırakır. Hayat içinde; liberal, sosyalist, dinci, milliyetçi, muhafazakâr, cimri, ressam ya da utangaç şirinler olarak yaşayıp dururuz. Lüzum olduğunda bir ses bizi göreve davet eder. Bu sesi duyduğumuzda o güne kadar uyuyan çip aktive olur. İşte böylece tonton rektör YÖK Başkanı oluverir.
Sivilay Abla bir paragraf daha devam ediyor ama benim değinmek istediğim bu çip meselesi.
Aralık 13, 2007 27 Comments
Alevi Açılımı
Şu sıralar yazı yazma imkanım pek yok ama bir konuya kısa da olsa değinmeden de geçemedim.
Biliyorsunuz son günlerde bir “Alevi Açılımı” konuşuluyor. AKP’nin Alevi kökenli milletvekili Reha Çamuroğlu’na göre bu açılımın temelinde Alevilerin ibadethanesi olan Cem Evleri’nin resmen ibadethane olarak tanınması, Alevi dedelerinin Diyanet kadrolarına alınması, okullardaki ders kitaplarında Alevi inancına daha fazla yer verilmesi, Muharrem ayında oruç tutulan Aleviler için Başbakan tarafından iftar verilmesi gibi hususlar var.
Daha önceki bazı yazı ve yorumlarımda Alevilere haksızlık yapıldığını dinlerini/mezheplerini öğretemediklerini, cemevlerinin resmi bir ibadethane olarak tanınmadığını, Sünni Müslümanlar gibi Diyanet gibi bir kurum eliyle devletin kaynaklarından yararlanamadıklarını, üstüne bir de zorunlu din kültürü dersinde çocuklarına -genel olarak- Sünni İslamın öğretildiğini söylemiştim.
Cumhuriyetin kurucu ideolojisi tarafından uğratıldıkları bu haksızlığa rağmen devletçi bir zihniyete sahip olmalarını anlayamadığımı da bir yazımda “Alevi vatandaşlarımız kadar hem devletin odununu yiyip hem de devletçi olan başka bir cemaat var mı bilmiyorum.” sözleriyle ifade etmiştim.
Yani ortada Alevilere yönelik süregiden bir haksızlık olduğu çok açık. [Read more →]
Aralık 11, 2007 6 Comments
Hadi bakalım..
Teziç’ten boşalan YÖK Başkanlığı’na Prof.Dr. Y. Ziya Özcan (*) atanmış. Hayırlı olsun.
Atamanın belli olmasından sonra ilk düşen haberde yeni YÖK Başkanından, “Türban yasağı kalkarsa, üniversitede başı açık kimse kalmaz” diyen Tarhan Erdem’in analizini yorumlaması istenmiş, o da şöyle söylemiş:
Hiç öyle düşünmüyorum. Hatta serbestlik ortamı oluşacağı için türban takanların bir kısmı vazgeçecek. Türban takmayanların gereksiz korkuları var. Serbestlik olursa, daha liberal demokrasi olur. O zaman bu mesele konuşulmayacak. Çevre baskısı asla olmayacak. Kadınlar ilk aşamada eşitlik konusunda kan kaybedebilir. Erkekler açık olana ilgi duyup, farklı davranabilir. İnşallah bununla uğraşmak zorunda kalmayız.
Bugünleri de gördük, YÖK’ün kökten eşek cennetine gönderildiği günleri de görürüz inşallah..
Yeni başkanın erkeklerin ilgi alanını falan boşverip üniversiteleri mevcut ideolojik kalıplarından ve ahbap çavuş ilişkilerinden kurtarmasını, onları birer akademik özgürlük merkezi haline getirmesini diliyoruz.
(*) Burada da Ekşi Sözlük’teki Ziya Hoca sayfası var.
Aralık 10, 2007 19 Comments
