Güncel & Ahh Benim Memleketim Suat Öztürk - 05 Mayıs 2007 06:49 am

Kesin Çözüm

Ekonomi Türk‘te bir yazı okudum. Tüm bu siyasal sorunlarımıza çare olacak bir öneri getirmişler. Aynı konuyu  daha önce kişisel serzeniş olarak Hürrriyet yazarı -sanırım- Yalçın Doğan da söylemişti ama dediğim gibi  kişisel bir serzeniş olarak.

Ekonomi Türk’ün önerisi ise demokrasi konusunda yeni bir açılım. Siyaset teorileri evriminde bir dönüm noktası olabilir.  Özetle şu: cahil, göbeğini, kaşıyan, burnunu karıştıran kişilerle, okumuş, aydınlık yüzlü çağdaş kıyafetli kişilerin oylarının farklı çarpanları olması.

Buyrun:

Anayasal bir kurum”umuzun geçen cuma günü “görüşlerini kamuoyuna açıklaması” sonrasında gelişen olaylardan sonra TBMM bugün 22 Temmuz’da seçim yapma kararını aldı. Fakat Baykal geçen gün seçimin de çözüm olmadığını söylemişti. Çünkü seçimden yine bu alçak şeriatçı partinin (AKP canım) birinci olarak çıkması tehlikesi var. Eee, peki şimdi ne olacak? Bu işe nasıl çözüm bulunacak? “Ne olacak canım, anayasal kurumumuz başa geçer, olur biter” dediğinizi duyar gibiyim. Ama, ııh olmaz. Sonra AB, ABD, IMF gibi bilimum dış düşmanlara ne deriz. Göstermelik de olsa bir seçim yapmak gerek. Fakat öyle bir seçim olmalı ki bizim kazanmamız garanti olmalı.

Merak etmeyin siz, biraz düşününce bu konuya da çözüm buldum. Yalnız itiraf etmem gerek bu konuda Bekir Coşkun’un bugünkü yazısından epey ilham aldım. Bekir Coşkun, yazısında, göbeğini kaşıyan adamlardan (ııy, ne iğrenç) bahsetmiş. Bu göbeğini kaşıyan adamların Türkiye’de çoğunlukta olduğunu belirtmiş. Bunların AKP sempatizanı olduklarını ve Tayyip Erdoğan’ın seçimi kazanmak için bunlara güvendiğini yazmış. Göbeğini kaşıyan adamların çoğunlukta olduğu bir ülkede demokrasi olamayacağını da (ordu, ay pardon anayasal kurum diyecektim, göreve!) söylemiş.

Bence çok haklı. Bu cahil göbeğini kaşıyan adamlarla “Atatürk’ün kızları, ülkenin aydınlık yüzlü erkekleri, eski-şimdiki cumhurbaşkanları, üniversite öğretim üyeleri, yüksek mahkeme üyeleri, askerler, sivil demokratik örgüt üyeleri” aynı oy hakkına sahip olabilir mi? Olabilemez. O zaman yapılacak iş basit. Hazır TBMM anayasada değişiklikler yapmaya başlamışken, göbeğini kaşıyan adamların bir oy hakkı sabit tutulurken, diğerlerine üç (önce iki diyecektim de belki o da yetmez diye korktum) oy hakkı verilsin. Böylece CHP’nin seçimden birinci parti olarak çıkması kesinleşsin. Hem böylece dünyaya da örnek oluruz. Oy hakkını eğitim düzeyine göre farklılaştırarak dünya demokrasi tarihinde yeni bir uygulamanın yolunu açarız. Nasıl çözüm ama…

ANAP’tan Mehmet Keçeciler de “Anayasa’ya Cumhurbaşkanını CHP seçsin diye hüküm koyalım” demiş.

İşte bu da olursa tam süper olacak.

 

Popularity: 11% [?]

“Kesin Çözüm” icin yapilan 45 yorum var.

  1. 05 Mayıs 2007 - 11:40 1.TT

    Bekir Coşkun salağı Mine Kırıkkanat a özenmiş…
    Kendileri adammış gibi
    bir de halkı beğenmez alay ederler

  2. 05 Mayıs 2007 - 16:23 2.fizikci

    CHP seçmeni genellikle zengindir, en azından ortanın üstündedirler. Bu yüzden seçim tarihi olan 22 Temmuz’da büyük ihtimalle yazlıklarına gitmiş, kumsalda güneşleniyor olacaklar. Kim o ortamı bırakıp mahallesine oy kullanmaya gider ki? Bu yüzden Baykal, sahil yerlerinden ücretsiz otobüs kaldırmaya karar vermiş.

    Diğer partilerin böyle bir derdi yok. Göbeğini kaşıyan, burcunu kurcalayan adam yaz kış çalışmak zorunda. Mahallesinden fazla uzaklaşamayacağı için oyunu büyük ihtimalle kullanacaktır.

    Yazık CHP’ye bisürü masrafa girecek. Ben yine de insanların denizden kalkıp otobüse binmeye pek hevesli olacağını zannetmiyorum. Seçim sandıklarını güneşlenen oy kitlelerinin yanına götürsünler. Ama o zaman da şaibe çıkar. Aman banane ne ya! Ne halleri varsa görsünler. :)

  3. 05 Mayıs 2007 - 17:14 3.Tansel Güçlü

    Bu nasıl bir elitizmdir böyle yahu hayretler içerisinde kalıyorum okuyunca. Halka karşı bu kadar da saygısızlık fütursuzluk olurmu yahu! Kendileri herşeyi biliyorlar halkı da eğitilecek güruh olarak görüyorlar, oldu olacak kırbacı alında sırtımızda şaklatın bari! Aydınlanmacı-pozitivizmin dibi…

  4. 05 Mayıs 2007 - 20:57 4.zihniorer

    Suat Bey merhaba,

    http://zihniorer.blogspot.com/2007/01/demokraside-semen-akordu.html
    8 Ocak 2007 tarihinde kendi blogumda yazdığım bir yazıdır. Yani, bu günden 5 ay önce. Ne seçim, ne AKP mağduriyeti ve ne de bir yerlerin korunmasına adapte olunacak bir durum vardı. Bekir Coşkun’un hizmet etmek istediği amaç ile, benim vurgulamaya çalıştığım mantık farklıydı. Kaldı ki, Aziz Nesin’in bir sözünden etkilendiğimden yazmıştım böyle bir (abartılı) yazıyı. Buraya aktarmadığım kısımların oldukça abartılı ve biraz da “gevezelik” olduğunu kabul ediyorum. Ama buraya aktardığım görüşlerin tartışılmaya değer olduğuna inanıyorum.
    “çuvaldız” lakaplı bir konuk, bu yazının abartılı kısmını (belki eleştirel uslubun kışkırtıclığına dayanarak buraya aktarmak istemiş. Ama aktaramadığı görülüyor.
    Bu nedenle, yazımın arkasındayım ve objektif niyetlerle eleştirilerden ders çıkaracağımı taahhüt ediyorum. Ancak, bu günkü özel duruma yamayarak, “şeytan taşlama” misyonuna soyunlarla bu konuların tartışılmayacağını biliyorum. /zihni

    Bir odacılık mesleğinde tahsil aranırken,
    Bir şirket, çalıştıracağı insanda eğitim ararken,
    Hayatın bir çok alanında eğitim zorunlu tutulurken,
    Toplumu yönetecek ve yaşamsal geleceğini güvenceye alacak bir hükümetin çıkarılması neden cahil çoğunluğun kararına terk edilsin?
    Neden cahillik ödüllendirilsin?
    Cahillik kişinin elinde değil, sistemin çarkında yuvalanmıştır diyebilirsiniz.
    Öyleyse, bu sistemin çarkına çomak sokmanın da bir ateşleyicisi olsun bu teori.

    Bu kadar sıradan bir iş midir hükümet belirleme işi?
    Bilgisiz-kaygısız insanların, kendine yararı olamayanların, hakkını aramayı bilmeyenlerin bu ülkeye yararı olacakları seçmede nasıl doğru karar verebilir?

    Ehliyet eğitimini almamış bir insana nasıl araba kullanma yetki ve hakkını vermiyorsanız,
    Eğitim düzeyine de seçme hakkını “orantılı” vermelisiniz.
    Çünkü, biri bilgisizlikten dolayı kendi canı ve birkaç canı yok etme riski taşıdığı halde,
    ikincisi, bir neslin geleceğini yok etme riski taşımaktadır.

    Bu önerinin, temel insan haklarını zedeleyeceğini asla düşünmüyorum. Kaldı ki mevcut durum, temel toplum haklarını ve dolayısıyla insan haklarını arama mekanizması olan bilgi edinmeyi fazlasıyla ihlal etmektedir.
    Ehliyetli insanların toplumu yönetmesi, ayrıca cahilliğin de ortadan kalkmasına,
    toplumun her zaman daha ehliyetli insanlar tarafından yönetilmesine, kalkınmanın ve genel yararın daha hızlı kazanılmasına katkı sağlayacaktır.

  5. 05 Mayıs 2007 - 22:09 5.Suat Öztürk

    Merhaba Zihni Bey,

    Düşüncelerinize katılmıyorum.

    Vaktim yok, sadece şunu söyleyeyim:

    Bir iş, görev vs için yapılacak tercih ya da liyakat gerektiren kriterlerin bulunduğu bir teknikerlik ile kişinin bizzat “kendisini” yönetecek vekilini seçmesini kıyaslamak anlaşılmaz bir mantık hatasıdır.

    Bu tavır en temel insan hakkının ihlalidir.

    Bu elitizimin bu topraklarda (da) yeşermesinin sebebi de sanırım fikir sahiplerinin demokrasi ile işbaşına gelebilmelerinin imkansız olmaları.

  6. 05 Mayıs 2007 - 22:30 6.Bulent Murtezaoglu

    Bir iş, görev vs için yapılacak tercih ya da liyakat gerektiren kriterlerin bulunduğu bir teknikerlik ile kişinin bizzat “kendisini” yönetecek vekilini seçmesini kıyaslamak anlaşılmaz bir mantık hatasıdır.

    Hmm, Suat bey bu herhalde aceleniz oldugu icin boyle cikti klavyenizden. Devletin icra tarafindaki insanlar devleti o da kismen yonetiyorlar en nihayet, vatandaslari degil. Vekilin isi de ‘yonetmek’ degil zaten. Sizin ne derece birikimli oldugunuzu biraz cikartabiliyorum, ‘beni yonet abi’ diye kimsenin pesinde dolasacaginizi tahmin etmiyorum. Koyunluk belki hepimizde var, bu insanlarin — ozellikle Turkiye gibi devletin dev oldugu ve siddet kullanan tarafinin dahi kanun icine pek cekilemedigi bir yerde — elindeki guc de az degil, ama pesinen bizim cobanimiz olduklarini soylemeyelim bari.

  7. 05 Mayıs 2007 - 22:38 7.Suat Öztürk

    :-))

    Acele ile çıktığı doğru Bülent Bey. Başka bir iş ile ilgileniyorum şu anda. Evet tuhaf olmuş çok. :-)

    Anlatmak istediğim anlaşılmıştır diyeceğim ama ona da emin değilim. geniş bir zamanda belki konuşuruz.

    (Demokrasinin “ehven-i şerliliği” sebebi ile belaltı vurmak kolay oluyor ama alternatif diye öne sürülenler de tam bir açmaz. Bu olmamalı bunu konuşma biçimi. –sizi kasdetmiyorum. Yani ehven-i şer olduğunu bilmeli sonra konuşmalıyız. )

  8. 05 Mayıs 2007 - 22:53 8.çuvaldız

    Suat bey,Zihni bey’in bu yazısını zamanında okumuştum yukarıdaki yazınızı okuduğumda İzhni bey’in yazısından alıntılar yaparak yorum yazıp sitenize göndermiştim..ve bu yorumumla ilgili de Zihni bey’e de bilgi vermiştim..ama sitenizde iki kez göndermiş olmama rağmen o yorum yok..sonuç itibari ile Zihni bey’in neye cevap verdiği anlaşılamadı..

  9. 05 Mayıs 2007 - 23:07 9.Suat Öztürk

    Çuvaldız hanım,

    Siz uyarınca farkettim, yorumunuz spam kabul edilmiş. Bir türlü onaylayıp yayınlayamadım. Kopyalayıp buraya yapıştırıyorum:

    *** 

    Yazan: Çuvaldız:

    Bekir Coşkun’unki de bir şey mi bir ara bir sitede daha zihni sinir bir öneri vardı;

    “Seçmenlik derecesi nasıl belirlenmeli?
    1-diplomaya göre
    2-(diploma yoksa) genel kültür testiyle verilecek seçmenlik derece belgesine göre,
    3-mesleğin herhangi bir alanında topluma kazandırdığı ulusal ve uluslar arası düzeydeki başarı belgesine göre,
    4-en az, 4 kitap yayınlamış olan yazarlık belgesine göre,

    İlk okuldan prof.luğa kadarki eğitim düzeyinin oy hakkı, (belirli) katsayı tespitiyle, eser yayınlamış diplomasız yazarların prof.lara eşitlenmesi sağlanabilir.

    Örnek:bir prof.un oyu= dört ilk okul diplomalının opyuna.
    Bir ilk okul diplomalı yazarın oyu=bir prof.un ouyna=dört ilk okul dipl.”

    Bu parlak fikir ile ilgileniyorsanız aşağıda linkini verdim.

    https://www.blogger.com/comment.g?blogID=31495541&postID=116826788155658207

    Ben bunu okuduğumda ağzımı bir süre kapatamamıştım…Allah akıl fikir versin güzel dua da bir de hayırlısı ile kullanmayı da nasip etsin demek gerek!

    *Baykal’ın otobüsle seçmen taşıma işine gelince; 2007 senesi içinde seçim ödeneği de dahil partilere aktarılacak para toplamı 314 milyon ytl-miş !(buna GP de dahil)

    *Seçimden sonra hem eski hem de yeni seçilen vekiller Ağustos ve Eylül maaşlarını alacaklar-mış!

    Ben akılla beraber sabır da istiyorum..

  10. 05 Mayıs 2007 - 23:44 10.zihniorer

    sn. çuvaldız,
    görüyorum ki, yazının ana amcının dışındaki ciddi olmayan kısımlarla ilgilenmişsiniz. Bunu yine de ciddiye alıp, açıklama yaparak, yerinde imha etmiş bulunuyorum. Ama “zamanında okurken” bu yazıyı, oradan selamsız geçişinizin altında bir fırsatçılık mı aramalıyım?

    Yazının ana fikri konusunda ne orda ne de burda (peşin yargının dışında) bir fikir vermiş değilsiniz.
    Suat Bey’in “işleri bitince” belki anlamlı bir bilgi vereceğini umabilirim.
    Bülent Bey,in ana fikre katılıp katılmadığı net bilinmese de, anlamlı yaklaşım sergilemesini “düşünceye saygısının” ifadesi olarak alıyor, O’na teşekkür ediyorum.

  11. 05 Mayıs 2007 - 23:57 11.Yaman Avcı

    Merhaba arkadaşlar,
    Zihni bey’in zırvalarını herkes gibi ben de okudum. Yazarına hakaret etmek aklımdan bile geçmez ama yazılanlara “zırva” demketen de kendimi maalesef alamıyorum. İnsan olmanın asgari koşulunu bile anlayamamış birilerinin (Bekir Coşkun’u da bu kategoride değerlendirmek lazım) blog yazarlığına soyunmuş, “çok satan!” gazetede köşe başı tutmuş olmasına şaşırmamak elde değil. İnsan’ın eşref-i mahluk olduğu gerçeğinden bihaber “O kafa” memleketin geleceğine ilişkin ne gibi çözümler üretebilir ki? “O kafa”dan ancak işte bu zırvalar çıkabilir.

    Zihni bey, hiç olmazsa ABD de olduğu gibi “ikinci seçmen” müessesesini önerseydi bir öneri olarak üzerinde düşünülebilirdi. Bildiğiniz gibi ABD de seçimler iki aşamalı bir süreç olarak gerçekleştirilir. Sürecin ilk aşamasında halkın oylarıyla “ikinci seçmen” ler seçilir. Tüm eyaletlerden seçilen bu ikinci seçmenlerin oylarıyla da temsilciler meclisi ve senato üyeleri seçilir.

    İnsanları varoluş açısından bile eşit saymayı becermeyen “o kafa” ya bu cevapları yazmakla hata mı ediyoruz yoksa?
    Selam ve sevgilerimle
    Yaman Avcı

  12. 06 Mayıs 2007 - 00:00 12.Bulent Murtezaoglu

    Zihni bey,

    Bülent Bey,in ana fikre katılıp katılmadığı net bilinmese de, anlamlı yaklaşım sergilemesini “düşünceye saygısının” ifadesi olarak alıyor, O’na teşekkür ediyorum.

    Rica ederim, keske siz buralarda daha cok dolassaniz. Jazzetta’da “bu cocuklari nicin polisin ustune surduler” filan derken, burada “bir dakika bir dakika bugun olan asil adaletsizlik Ankara’da olmadi” demek zorunda kaliyorum ’sol’dan adam olmadigi icin. Suat bey burayi acik forum olarak tuttuguna gore katilimci da katilmaya davet edebilir diye dusunuyorum.

    Tabii benim kafam karisik soylediginiz konuda. Tek guc gercek odagi olarak devleti, ve bizdeki kadar guclu devleti tedirginlikle karsiliyorum, onu verili kabul etsek dahi ’secen’ olma kriterlerinizi pek begenmedim. Dillendirdiginiz problem dogru problem bence (Muzmin beyin bloguna ABD secimleriyle ilgili benim teknik taifeden birinden ‘bu kadar da aptallik olmaz bilader’ tadinda bir tepkiye link koydum), yalniz cozumunuz bana dogru gelmedi. Feynman’in bir lafi vardir, “alanlarinin disinda bilim adamlari da herkes kadar aptaldir” mealinde onu mirildandim. Biraz zorlasam belki o hiyerarsinin tepesine dogru tirmanabilecegimi dusunup, zannedildigi kadar secme ehliyetine sahip olmadigimi da dusundum. Sikayet dogru, cozum yanlis geliyor bana yani. Daha rafine olsa, bizim nette denenen ‘turst metric’ ve/veya ‘akilli filtreleme’ metodlari kullanilsa belki en azindan iki dakikada ‘yahu bu beni de cok adam yerine koyuyor, dogru birsey degil bu’ demeyecegim birseyler cikar. Teknolojiye abanarak — net hur olmaya devam ederse — belki birseyler cikartilabilir, bilemiyorum. Elimizde imkan var/olacak, en azindan akademik bir calisma olarak yapilabilir bu.

    Metin bey de ilgilenmis, belki onda referans vardir bilemiyorum. Devlet idaresi vs. icin Turkiye’de bunun olmasi zaten zor/imkansiz, cehaletten rant cikartmayi cok seven insanlarimiz bu islerin pesinde ama diger secimlerde kullanilabilir birseyin ortaya cikmasi da fena olmaz.

  13. 06 Mayıs 2007 - 01:02 13.çuvaldız

    Zihni bey,size söyleyebilecek bir sözü o okuduğum gün de bulamamıştım…ne söylersem söyleyeyim 4 prof etmezdi..neyse bu önemli değil..bir düşünceyi inanarak paylaşmadıysanız sorun yok pek tabii ki inandığınız bir konu ise arkasında durmanız beklenir ve farkındaysınız size bu yorumu buraya ne şekilde aktardığımı bizzat bildirdim…ve yanıt verebiliyorsunuz…söylediklerinizin abartı olduğunu şimdi belirtmeniz yerinde umarım bir 5 ay sonra da yanlışlığını kabul edebilirisiniz..
    bu arada yine de bilmek isterseniz okuma yazmasını bilmeyen insanlar akıl yoksunu değillerdir..en az sizin sahip olabildiğiniz kadar fikirleri vardır..

  14. 06 Mayıs 2007 - 01:17 14.Yaman Avcı

    Sevgili Çuvaldız,

    “… okuma yazmasını bilmeyen insanlar akıl yoksunu değillerdir..en az sizin sahip olabildiğiniz kadar fikirleri vardır.. ”

    İfadeniz, benim bir önceki yorumumda Zihni Bey’ in düşüncelerini
    “zırva” olarak nitelememin gerekçesini oluşturuyor. Nice “bilge” kişiler vardır ki, çoğumuzun sahip olmakla övündüğümüz diplomalarımız (affınıza sığınarak söylüyorum) onların tuvalet kağıdı bile olamaz. Anadolu Erenlerinin hangisi Oxford diplomasına sahip idi? Daha çarpıcı örneği, Resulullah bir “ümmi” değil miydi “ıkra” emr-i İlahisi ile karşılaştığında.

    Yoksa günümüzde bilgelik, YÖK ün yüksek liselerinin sıralarında belli bir müddet oturduktan sonra elde edilen kağıt parçaları ile mi ölçülür oldu?

    Selam ve sevgilerimle
    Yaman Avcı

  15. 06 Mayıs 2007 - 01:38 15.zihniörer

    38Zihni bey, hiç olmazsa ABD de olduğu gibi “ikinci seçmen” müessesesini önerseydi bir öneri olarak üzerinde düşünülebilirdi/Yaman Avcı

    Biz, “cehaletten rant cikartmayi cok seven” zırvalardan kurtulma kritiği yaparken, ikinic bir “zırvaya”ya çanak tutmanın mantığını kim hazmedebilir?

    “İnsan olmanın asgari koşulunu”n “sürü” sayılmaktan geçirildiği mantığı da…

    Sn. çuvaldız,
    inanın, yazdıklarınız anlamlı bir mesaj vermiyor.
    Siz, yazının ana fikriyle abartılı yerini ayırdığımı dikkate almadan,
    bir düşünceyi inanarak paylaşmadıysanız… diye devam ediyorsunuz. bir düşünceyi inanarak paylaşmadıysanız sorun yok pek tabii ki inandığınız bir konu ise arkasında durmanız beklenir

    Oysa yukarıda, 4 nolu iletide Bu nedenle, yazımın arkasındayım ve objektif niyetlerle eleştirilerden ders çıkaracağımı taahhüt ediyorum. Ancak, bu günkü özel duruma yamayarak, “şeytan taşlama” misyonuna soyunanlarla bu konuların tartışılmayacağını biliyorum. /zihni demiştim.
    Ana hatlarına katılmayacağınızı biliyorum bu düşüncenin. Ama Bülent Bey gibi, konuya önce adapte olmanızı ve anlamlı eleştiri yapmanızı bekliyorum. Tabu tartışmıyoruz burada.

  16. 06 Mayıs 2007 - 01:41 16.çuvaldız

    Suat bey kusura bakmayın ama söyleyeceklerim bitmemiş…

    Zihni bey sizin fırsatçılık dediğiniz şeye birkaç örnek;
    3 kez aynı anayasa ile CB seçip 4.sünde olmazzzz 367 gerekir deyip Meclis kararını mahkemeye taşımak,

    Seçimm seçimm diye feryat edip sonra da CB nı halk seçemez deyip ayak diretmek,(ki sebepleri belki sizin söylediklerinizdir CB makamında oturacak insanı bu halkın seçimine layık bulmamışlardır !)

    Şu sıralar saygı ile yad ettikleri Ecevit’in “birleşin” vasiyetini zamanında ret edip sırtını dönenlerin şimdi % 10 barajını aşamayacağını öngörüp bizzat kendilerinin teklif etmesi,

    Bu kadarı sanırım fırsatçılığın ne demek olduğuna örnek olmuştur !
    Fırsatçılık çözüm teklifi olmadan kaos yaratmaktır,çözümsüzlük en iyi çözümdür belki bu cümle size aşinadır…

    Benim fırsatçılığımı(!) ise bu yazınızdaki anlamı, üzerinden 5 ay geçmesine rağmen unutamamış olmama ve muhalefetin neden”halk seçemez” iddiasında olduğunu anlama gayretime bağlayın..

    Yaman bey sizinle hemfikirim..bu millete yeri geldiğinde sağduyulu yeri geldiğinde cahil muamelesi yapanların hangi kestane kılıfından çıktıklarını anlamaya çalıştığımda bulabildiğim tek cevap sizin yorumunuzda ..

  17. 06 Mayıs 2007 - 02:03 17.zihniorer

    Suat Bey, bundan önceki yorumum umarım
    spam çengeline takılmamıştır:)

    çunaldız hanım,
    CB seçimlerinde olup-bitenler pek umurumda değil. Al birini vur ötekine.
    Öz eleştşri mekanizması neden çalışmaz bu toplumda?
    Verilen kararların kutsallığı nerresinde?
    Topluca intihara gitmenin topluca yapılan hatalardan kaynaklanabileceği neden düşünülüp tartışılamaz?
    “Özeleştiri” ile “KÜÇÜMSEME”yi neden karıştırma gereği duyarız?
    Hep “dayatılanı” yutmak adeti nasıl anlayışın ürünü olabilir?

    …… bunların cevabını arıyorum. Veridiğim cevabı beğenmeyenlerin
    verecekleri cevabı arıyorum.
    “Yattı balık yan gider demokrasi tam gider” demiyorum.
    Birşeyler demeye çalışıyorum.
    iyi geceler ve pazarlar diliyorum.

  18. 06 Mayıs 2007 - 02:19 18.Bulent Murtezaoglu

    Benim fırsatçılığımı(!) ise bu yazınızdaki anlamı, üzerinden 5 ay geçmesine rağmen unutamamış olmama ve muhalefetin neden”halk seçemez” iddiasında olduğunu anlama gayretime bağlayın..

    Ayni yaziyi ben de okudum, ozellikle tarihi gozonune alininca bukunku durum hakkinda oldugunu dusunmedim. Niye Zihni beyin derdinin bugunle ilgili oldugunu dusunuyorsunuz?

  19. 06 Mayıs 2007 - 02:20 19.Bulent Murtezaoglu

    Hah Zihni bey de yazmis meger.

  20. 06 Mayıs 2007 - 02:38 20.çuvaldız

    Bülent bey,cevabım kısaca “zihniyet kardeşliği”çağrışımı olacak..

    Ve Zihni bey özeleştiri yapıp kendinizi küçümsemeden bir soru ;sizin oy değeriniz ne olurdu?

  21. 06 Mayıs 2007 - 02:43 21.Bulent Murtezaoglu

    Bülent bey,cevabım kısaca “zihniyet kardeşliği”çağrışımı olacak..

    Anlayamadim bunu. Ben mi Zihni beyle zihniyet kardesiyim? Yoksa Zihni beyin dedigi ile bugun CHP’nin dedigi mi kardes?

  22. 06 Mayıs 2007 - 03:11 22.Yaman Avcı

    Merhaba Bülent Bey,
    “Ayni yaziyi ben de okudum, ozellikle tarihi gozonune alininca bukunku durum hakkinda oldugunu dusunmedim.” (BM)

    demişsiniz. 5 ay önce okuduğun ve bugünkü durum hakkında olduğunu düşünmediğin yazı Çuvaldız Hanım’ın Zihni Bey’in “Demokraside seçmen akordu” başlıklı yazısından alıntıladığı

    “Seçmenlik derecesi nasıl belirlenmeli?
    1-diplomaya göre
    2-(diploma yoksa) genel kültür testiyle verilecek seçmenlik derece belgesine göre,
    3-mesleğin herhangi bir alanında topluma kazandırdığı ulusal ve uluslar arası düzeydeki başarı belgesine göre,
    4-en az, 4 kitap yayınlamış olan yazarlık belgesine göre,
    İlk okuldan prof.luğa kadarki eğitim düzeyinin oy hakkı, (belirli) katsayı tespitiyle, eser yayınlamış diplomasız yazarların prof.lara eşitlenmesi sağlanabilir.
    Örnek:bir prof.un oyu= dört ilk okul diplomalının opyuna.
    Bir ilk okul diplomalı yazarın oyu=bir prof.un ouyna=dört ilk okul dipl.”(Z’den ÇH’ın alıntısı)

    biçimindeki Zihni Bey’e ait zırvaları içeren yazı ise;
    “Niye Zihni beyin derdinin bugunle ilgili oldugunu dusunuyorsunuz?” (BM)

    sorunuzun ne kadar gereksiz bir soru olduğunu göremiyor musunuz Allah aşkına?
    Oysa 5 ay önce okumuş olmasına rağmen Suat Bey’in Ekonomi Türk ten alıntıladığı:

    “Bu cahil göbeğini kaşıyan adamlarla “Atatürk’ün kızları, ülkenin aydınlık yüzlü erkekleri, eski-şimdiki cumhurbaşkanları, üniversite öğretim üyeleri, yüksek mahkeme üyeleri, askerler, sivil demokratik örgüt üyeleri” aynı oy hakkına sahip olabilir mi? Olabilemez. O zaman yapılacak iş basit. Hazır TBMM anayasada değişiklikler yapmaya başlamışken, göbeğini kaşıyan adamların bir oy hakkı sabit tutulurken, diğerlerine üç (önce iki diyecektim de belki o da yetmez diye korktum) oy hakkı verilsin. Böylece CHP’nin seçimden birinci parti olarak çıkması kesinleşsin. Hem böylece dünyaya da örnek oluruz. Oy hakkını eğitim düzeyine göre farklılaştırarak dünya demokrasi tarihinde yeni bir uygulamanın yolunu açarız.”(SÖ)

    Bu ifadelerde içerik bakımından aynılığını hatırlayıp buraya taşıdığından dolayı Çuvaldız Hanım’ı tebrik etmemiz gerekir. Tebrik etmeliyiz ki zihni beyin sergilediği fikir fukaralığı teşhis edilsin. Teşhis edilsin ki aynı familyadan fikir fahişeleri meydanı boş zannetmesinler.
    Selam ve sevgilerimle
    Yaman Avcı

  23. 06 Mayıs 2007 - 03:56 23.Bulent Murtezaoglu

    demişsiniz. 5 ay önce okuduğun ve bugünkü durum hakkında olduğunu düşünmediğin yazı Çuvaldız Hanım’ın Zihni Bey’in “Demokraside seçmen akordu” başlıklı yazısından alıntıladığı

    Evet o yazi. Yok ben okumamistim onu yazildigi zaman, Zihni beyin blogunu cok takip etmiyorum baska yerlerde yazdiklarindan biliyorum biraz onu. Tarihine mi baktim yoksa burada mi birisi dedi bilmiyorum ama bugun icin yazilmamis bu.

    Tebrik etmeliyiz ki zihni beyin sergilediği fikir fukaralığı teşhis edilsin. Teşhis edilsin ki aynı familyadan fikir fahişeleri meydanı boş zannetmesinler.

    Kusura bakmayin ama — bugunku baglamin disinda — Zihni beyin dusundugunu zannettigim probleme kafa yormus biri olarak bunun hedefleri arasinda ben de varim. Anlasilan bu secim iyice sinirleri germis insanlarda diyorum. Fikir fukaraligi konusunda katilmiyorum size, benim gorebildigim yerlerde Zihni beyde boyle bir durum sezmedim. Bence, bir daha soyleyeyim de baska agzini bozacak varsa dokulsun, dogru bir probleme kafa yoruyor. Belki siyaseten dogru degil simdi bunlara kafa yormak gorunur yerde — o ortaya cikti.

  24. 06 Mayıs 2007 - 08:59 24.zihniorer

    Fikir üretmek yerine argolara sığınanlarda tartışacak bir değer göremiyorum. Bu nedenle cevap da vermiyorum, yok şöyle oldu yok böyle oldusunu… Polemiği çok iyi becermeme rağmen, fikirlerin güme gitme ihtimali ve tartışabilen arkadaşlara saygımdan dolayı, buna da tenezzül etmiyorum sabrımın son damlasına kadar.

    çuvaldız hanım,

    Zihni bey özeleştiri yapıp kendinizi küçümsemeden… diye devam eden sözlerinizin değeri nedir sizce demokrasi kültürü açısından?
    “öz eleştiri”yle “kendini küçümseme” arasındaki farkı kimler kavrayabilir?
    Tartışmaktaki amaç hırpalama ve nefret kusmak mıdır, yoksa doğrularla yanlışları ayırmak kültürü mü?
    Son olarak, “empati”nin iletişimdeki gücü hakkında bilgi sahibi misiniz?
    Evet arkadaşlar, çıtayı yükselteceksek, devam edelim. Yoksa zaman öldürtmeye çanak tutmayalım.
    selamlar.

  25. 06 Mayıs 2007 - 09:08 25.zihniörer

    not:
    Bülent Bey,
    17 nolu iletide işaret ettiğim yorumum buraya şu ana kadar düşmedi. Yine spam engeli belirtisinden dolayı bir üstteki yazı iki kez düştü, birisini silebilirsiniz.

  26. 06 Mayıs 2007 - 09:12 26.Suat Öztürk

    Sildim Zihni Bey..

    Şu anda yayınlanmamış yorumunuz var mı? (Spam ve denetim kutusunda görünmüyor)

  27. 06 Mayıs 2007 - 09:17 27.çuvaldız

    Bülent bey sizi anlamak için bir süre geçmesi gerek

    “Sizin ne derece birikimli oldugunuzu biraz cikartabiliyorum, ‘beni yonet abi’ diye kimsenin pesinde dolasacaginizi tahmin etmiyorum. Koyunluk belki hepimizde var, bu insanlarin — ozellikle Turkiye gibi devletin dev oldugu ve siddet kullanan tarafinin dahi kanun icine pek cekilemedigi bir yerde — elindeki guc de az degil, ama pesinen bizim cobanimiz olduklarini soylemeyelim bari. ”

    Yukarıdaki size ait bir cümle..ve Zihni bey de çobanı seçmeyi fazlası ile önemseyen biri !!!(ki CB seçimlerinde olup-bitenler pek umurumda değil. Al birini vur ötekine.)

    Malum kaval sesini takip ettiği inancı ile sürüden sayılabilirsiniz ama bir aklın ürettiği fikri de koşulsuz kabul ettiğiniz de sınıf farkı olan başka bir sürüden olmazmısınız?

    Zihni bey’in argümanı için…halkı sınıflara bölmek ve oylarını tartmak yerine seçilecek olanlarda daha fazla nitelik arasak ve bunu şartlasak!

    Her üzerine kafa yorulan fikrin değerli olduğunu sakın iddia etmeyin.Hitler de ari ırk için kafa yormuştu!!!

  28. 06 Mayıs 2007 - 09:28 28.zihniorer

    Suat Bey,
    belki aynı anda düşmüştür farkedemedim.
    Şu anda yayınlanmamış iletim yoktur,
    teşekkür ediyorum,

  29. 06 Mayıs 2007 - 09:29 29.Suat Öztürk

    Yukarıda da söylediğim gibi bence sorun demokrasinin ehven-i şerliliğinden çıkıyor. Görece sorunlar ve etkileri tartışılırken manevra yapılmaya çalışılıyor ama teklif edilen alternatifler çok daha başka sakıncalar ve temel insan hakları ihlallerini içeriyor.

    Demokrasinin kutsandığının sanıldığını düşünmeyi bırakıp demokrasinin mükemmel olMadığını, ama alternatifleri arasında “en iyisi” -ya da kötünün en az kötüsü- olduğunu başlangıç noktası yaparsak göreceğiz ki kafa yorulan mevcut konu ve ileri sürülen çözüm elitizmin arkaik versiyonundan farksızdır. (Belki enstrümanlar değişik)  

    Ben elitizme önem veririm; kitleleri yönlendirenler, tahakkumle ya da değil, fikir/kültür empozesi yapanlar -bazen farkında da olmadan- elitistlerdir ama bu o kadarla kalmalı. (Ki zaten bunu engelleyemezsiniz.) Elit-avam ayrımı yönlendirme makamından çıkıp, bizatihi kişisel ayrım kıstaslarına döndüğünde Hindisan’daki kast sistemine nanik yaparken daha beterinin içine düşülebilir.

    Bu biraz şuna benziyor; “iyi bir diktatörun yönettiği bir devlet, demokratik bir sistemle yönetilen devletten çok daha kısa sürede ve çok daha fazla gelişebilir/standartlarını yükseltebilir.”

    Evet; bu doğru da, “bu doğru” diye kimse diktatör istemiyor başında. Çünkü teoratik bir sistemde torbadan ne çıkacağı hiç belli olmaz.

    Bu da aynı geliyor bana; bu sebeple tüm sakıncalarına rağmen insan hakları temelli “demokrasi” demeliyiz. Bu temel doğru işletilirse -zırt pırt çomak sokulmazsa- toplumlar kısa sürede yeterli demokratik olgunluğa kavuşacaktır.

  30. 06 Mayıs 2007 - 10:29 30.fatih demir

    Oncelikle merhabalar…

    Uzun suredir yoktum ortalikta ama oyle seyler oluyor ki artik insanin surasina (burada elimle burnumun altini isaret ediyorum) kadar gelince birseyler demeden duramiyor…

    (yorumu iki satir yazacaktim uzadi o yuzden benim bloga da yapistiriverdim)

    Gerci birseyler diyebilmek icin “ehliyetli” miyim? ondan da tam emin degilim…

    Mesela ilkokulda olsun ortaokulda olsun siniflarda baskan falan secerken hocalirimiz dersleri iyi olan kisilerin adayligini koymalarini isterlerdi. Zaten hali hazirda cumhurbaskani ve milletvekili gibi “secilen” birileri olmak istiyorsaniz ne biliyim vali kaymakam gibi bir yonetici cavus albay gibi bir yonetici komutan yada (sirket babanizin mali degilse) bir sirkette baskan yonetici gibi seyler olmak icin genelde bir okul mezunu olmak bir kac dil bilmek gibi seyler aranir durur her zaman.

    Ama secilende degil “secen” de vasif aramak yeni bir sey degil… Rusya’da da bir ara yanlis hatirlamiyor isem bir profosorun oyu 40 koylu oyuna falan esitti galiba. Yada isci… (gecenin saat 4u bir turlu hatirlayamadim)…

    Ama bu secenlerde vasif aramak olayina nasil girilir orasi biraz garip olacak iste. Simdi cumhurbaskani sectigimize ve cumhurbaskaninin gorevi “sozde” laik devleti korumak ve bu ugurda gerekirse demokrasinin canina okumak ve kriz cikarmak ise bence de “halkin” girmesine gerek yoktur. CHP kendi icinde en uygun kisiyi secsin. Biz de iplerin kimin elinde oldugunu bilir ona gore davraniriz.

    Yok eger cumhurbaskanimizin gorevi hukugu kafasina gore degistirmek gorevinin zaman dilimlerine gore farkli yetkiler istemek, kicindan yasa uydurmak, yasa yapici gibi davranmak ise o zaman birakiriz ANAYASA mahkemesi uyelerine 2′ye karsi 9 oyla falan secerler artik….

    Eger cumhurbaskaninin gorevi anayasa kitapcigi firlatmak ise , Turkiye firlamlar klubu yada aticilik takimi oyuncu ve yoneticileri secerler boylelikle gariban bakanlarimizin kafalarinin gozlerinin yarilmalari da engellenmis olur…

    Yok eger cumhurbaskaninin gorevi kamusal alanda davet vermek ise turkiye goz doktorlari bu konuda en yetkili secenler olacaktir cunku gozu iyi goren cumhurbaskani peruk ile normal saci dahi kuttt diye ayirabilir ve kamusal alana tecavuzu onler…

    Cumhurbaskaninin gorevi bolucu derneklere para aktarmak , gizli fonu kullanmak ise o cilleri dolandiran parsadan miydi neydi o adam gibi uc bes kisinin toplanip aralarinda birini secmeleri daha hayirli olur cunku hirsiz tum aciklari gorur.

    ve eger Cumhurbaskaninin gorevi koske kapanmaksa iste o noktada devreye ben giriyorum cunku iddia ediyorum hickimse benim gibi evine kapanip yan gelip yatmayi isteyemez ve isteseler bile benim gibi guzel yatamazlar….

    Halkinin dilini konusan cumhur’un baskanini secmek istiyorsak da birakalim cumhur secsin… tabiki halk partisi cumhuriyet de secmek istiyorsa da lutfen cok rica ediyorum :”Laissez faire” yaneeeee….

  31. 06 Mayıs 2007 - 10:58 31.Yaman Avcı

    Sayın Zihni Bey;
    İlk mesajımda da özenle belirtmiştim kimseye hakaret etme niyetim olmadığını. Buna rağmen mesajlarımda hakaret algılamasında iseniz, tüm samimiyetimle temin ederim ki böyle bir niyetim yok. Hele hele polemiği hiç beceremem. Ancak şu ifadenize bigane kalamadım:

    “Fikir üretmek yerine argolara sığınanlarda tartışacak bir değer göremiyorum. Bu nedenle cevap da vermiyorum, yok şöyle oldu yok böyle oldusunu…”(FÖ)

    Ben sizin yazınızdan Çuvaldız Hanım’ın alıntıladığı kısmı çok ama çok önemsedim. Siz daha sonra, blogunuzdaki orijinalinden ilgili kısmı çıkardığınızı söylediniz ama, ben böyle bir ifadenin düşünen bir “kafa” ya yakışmayacağını, ancak “o kafa”nın ürünü olabileceğini düşünüyorum.
    Sözün kısası şu mesajlar size ait mi? Değil mi?

    “Seçmenlik derecesi nasıl belirlenmeli?
    1-diplomaya göre
    2-(diploma yoksa) genel kültür testiyle verilecek seçmenlik derece belgesine göre,
    3-mesleğin herhangi bir alanında topluma kazandırdığı ulusal ve uluslar arası düzeydeki başarı belgesine göre,
    4-en az, 4 kitap yayınlamış olan yazarlık belgesine göre,
    İlk okuldan prof.luğa kadarki eğitim düzeyinin oy hakkı, (belirli) katsayı tespitiyle, eser yayınlamış diplomasız yazarların prof.lara eşitlenmesi sağlanabilir.
    Örnek:bir prof.un oyu= dört ilk okul diplomalının opyuna.
    Bir ilk okul diplomalı yazarın oyu=bir prof.un ouyna=dört ilk okul dipl.”(ZÖ den Çuvaldız’ın alıntısı)

    Şayet cevabınız “Evet” ise, benim size söyleyecek bir sözüm olamaz!
    Yok bir şekilde size ait değil ise ve bir tevili varsa, size ait şu ifade ile; “fikirlerin güme gitme ihtimali ve tartışabilen arkadaşlara saygımdan dolayı” (ZÖ) bilmemin hakkım olduğunu düşünüyorum.

    Tabii önceki mesajınızda söylediğiniz gibi; “…buna da tenezzül etmiyorum sabrımın son damlasına kadar.”(ZÖ) da diyebilirsiniz.

    Selam ve sevgiler
    Yaman Avcı

  32. 06 Mayıs 2007 - 11:29 32.zihniorer

    Yaman Bey,
    İyi niyet belirtinizle, önceki iletilerinizde aralara sıkıştırdığınız bazı argo kelimeler arasındaki bağı kurmayı vijdanınıza bırakıyorum.
    Bu tür başlangıçların ileride hangi düzye düşeceğini tahmin ettiğimden, tartışmaya böyle uslupla başlamanın sakıncalarınından dolayı, yolun başındayken önlemini alma gerği duydum.

    Asıl sorunuza gelince,
    evet, o 4 şık ile alıntıladığınız yazılar bana aittir. Bunu daha önce belirttiğim halde, tekrar sormanız ve asıl önemsediğim noktadan kaçışınızın anlamı gün gibi ortadadır.
    ilgili yazıda başlığının altında “bir teori” diye not düşmüştüm.
    İki yol izlenebilir bu tür yazılarda: Birincisi, yazı “teori” kapsamında olduğundan, vazgeçilebilir yerlerinin olduğu önceden bilinmelidir.
    İkincisi, yazının (fikrimin), dikkat ve ilginize sunduğum olgunlaşmış hali üzerinde diyecekleriniz ciddiye alınır.

    o üzerinde takıldığınız kısımların birer “talimat” niteliğinden dolayı, eleştirilerden de ders çıkararak, ana fikir ile bir ciddiyet kuramadığını kabul ettiğimi de söylemiştim.

    Siz, kesip yere attığınız tırnağınıza sahip çıkıyor musunuz?
    Tırnağınızın fazlalığını keserken, parmağınızdan da vaz geçiyor musunuz?

    Saygı ve selamlar

  33. 06 Mayıs 2007 - 12:23 33.Yaman Avcı

    Sayın Zihni Bey,
    Son mesajınız üzerine önceki iletilerimi tekrar gözden geçirdim. Size hakaret içerecek bir öge göremedim. Sadece, bir zorlama ile “o kafa”, “fikir fukaralığı”, ve fikir fahişeliği” gibi kavramların hakaret olarak kabul edilebileceği düşünülebilir. Ancak tekrar söylüyorum, ben bu kavramları kesinlikle hakaret amaçlı olarak kullanmadım, sadece bir ‘durum tespiti’ olarak düşündüm. Başka ifadelerin bu düşünceyi daha iyi karşılayabileceği önerisini kabul edebilirim.

    “…evet, o 4 şık ile alıntıladığınız yazılar bana aittir. Bunu daha önce belirttiğim halde, tekrar sormanız ve asıl önemsediğim noktadan kaçışınızın anlamı gün gibi ortadadır.” (Z:Ö)

    demişsiniz. Ben sizin teori diye sunduğunuz yazı bütünlüğü içerisinde sunduğunuz, ve sonradan kaldırdığınız kısmın teorinizin mükemmel bir örneği olmasından dolayı o kısma takıldım. Kabul edersiniz ki, teoriler ampirik örneklerle açıklandıklarında daha netleşirler. Siz “kesip yere attığınız tırnak” diye tanımladığınız örnekleri muhayyel teorinizden çıkarmanıza rağmen, teorinizin içeriği korunduğu için ben karşı çıkıyorum.

    Şu ifadelerinize bir daha bakar mısınız:

    “Hayatın bir çok alanında eğitim zorunlu tutulurken,
    Toplumu yönetecek ve yaşamsal geleceğini güvenceye alacak bir hükümetin çıkarılması neden cahil çoğunluğun kararına terk edilsin?
    Neden cahillik ödüllendirilsin?”(FÖ).

    Formel eğitimi kutsayan, cahilliği ise diplomasızlık ile eşdeğer sayan bu görüşünüze katılmadığımı daha önce de (Anadolu Erenleri ve hatta Resulullah (s.a.v) örnekleriyle) belirtmiştim. Etrafımızda bile nice insanlar vardır ki, formel eğitim ile hiç tanışmadıkları halde inanılmaz bilgeliğe sahiptirler. Öyleleri de vardır ki, ünvanların en büyüğüne sahip olmakla birlikte cahilin cahilidir. Osmanlı’daki “beşik üleması” ne anlama geliyorsa bugün de prof. larımız içerisinde o düzeyi bile yakalayaMayanlarla işim gereği iç içeyim. Belki benim kadar sık olmasa da böyleleriyle siz de karşılaşıyorsunuzdur. Özetle diploma “adam” olmak anlamına gelmiyor.

    Devamla :
    “…Bu kadar sıradan bir iş midir hükümet belirleme işi?
    Bilgisiz-kaygısız insanların, kendine yararı olamayanların, hakkını aramayı bilmeyenlerin bu ülkeye yararı olacakları seçmede nasıl doğru karar verebilir?” (ZÖ)
    demişsiniz.

    Bütün bunlara dayanarak; meclis üyelerini, dolayısıyla hükümet üyelerini seçen “anadolu halkını” cahillikle nitelemenize gönlüm razı gelmiyor. Bekir Coşkun’un “göbeğini kaşıyanlar” diye aşağıladıkları arasında beş tane Bekir Coşku’u cebinden çıkaracaklar olduğuna/olabileceğine fena halde inanıyorum.

    “…Eğitim düzeyine de seçme hakkını “orantılı” vermelisiniz.”(ZÖ)

    ifadeniz, “teori” diye nitelediğiniz yazınızda durdukça ben “kesip attığınız tırnakların” hala size ait olduğuna inanmaya devam edeceğim.
    hatta kesmiş olmanıza rağmen “atmaya kıyamadığınız unsurlar” olduğunu bile düşünebilirim.

    En ilkel anayasalar bile, 21. yüzyılda ‘Temel İnsan Hakları’ na odaklanırken sizin;
    “…Bu önerinin, temel insan haklarını zedeleyeceğini asla düşünmüyorum.” (ZÖ)

    diyebilmenizi ise, bu tartışmayı artık uzatmamam gerektiğinin kanıtı olarak görmem gerektiğini düşünüyorum.

    Selam ve sevgilerimle.
    Yaman Avcı

  34. 06 Mayıs 2007 - 14:56 34.çuvaldız

    Zihni bey sadece size hitaben,
    4.nolu yorumunuza cevap:
    “8 Ocak 2007 tarihinde kendi blogumda yazdığım bir yazıdır. Yani, bu günden 5 ay önce. Ne seçim, ne AKP mağduriyeti ve ne de bir yerlerin korunmasına adapte olunacak bir durum vardı”(Z.Ö)
    Zihniyet kardeşliği diyorum.Aynı zihin ürünleri 5 ay önce yada sonra konu bu değil.Dün yazılan B.coşkun yazısı ile sizin yazınızda olduğuna inandığım zihniyet aynı.
    Ve dün bu yorumunuzu neden buraya alıntıladığımı, neyin yazınızı çağrıştırdığını açıkça anlattım..Sizinle özel bir husumetim yok dolaştığım başka bloglarda da bu tür bir yazı görmüş olsaydım aynı şeyi yapardım.
    “Bekir Coşkun’un hizmet etmek istediği amaç ile, benim vurgulamaya çalıştığım mantık farklıydı.”(Z.Ö)
    Siz farklı düşünmüş olabilirsiniz ama teoriniz aynı amaca hizmet ediyor bu nedenle ben bir fark görmüyorum.. “Toplumu yönetecek ve yaşamsal geleceğini güvenceye alacak bir hükümetin çıkarılması neden cahil çoğunluğun kararına terk edilsin?”(Z.Ö)..siz bu ifadenizle göbeğini kaşıyan çoğunluk tanımlaması arasında bir fark görebiliyor musunuz?

    “Kaldı ki, Aziz Nesin’in bir sözünden etkilendiğimden yazmıştım böyle bir (abartılı) yazıyı.”(Z.Ö)
    Aynı hakkı kendim için de saklı tutup buraya yorumunuz alıntıladığımı düşünün lütfen..(abartı kısmı hariç)
    “Buraya aktarmadığım kısımların oldukça abartılı ve biraz da “gevezelik” olduğunu kabul ediyorum.”(Z.Ö)
    Çok şükür..ben alıntılayana kadar farkına varamamış olmanıza üzüldüm..
    “Ama buraya aktardığım görüşlerin tartışılmaya değer olduğuna inanıyorum.”(Z.Ö)
    Hangisi?
    Hükümet çıkarmanın cahil halk çoğunluğuna bırakılmaması mı?
    Cahil çoğunluğa senin doğru yönetilmen için kendini bir prof.’un ¼ ü gibi gör ve kabul et demek mi?
    Ali Bulaç’ın bir yazısında belirttiği bir gerçeği” bazıları referanslı bazıları da performanslı bir yere gelir” cümlesindeki ekonomik imkansızlıklar mı?
    ““çuvaldız” lakaplı bir konuk, bu yazının abartılı kısmını (belki eleştirel uslubun kışkırtıclığına dayanarak buraya aktarmak istemiş. Ama aktaramadığı görülüyor.”(Z.Ö)
    Kışkırtmak değil çözüm üretmek gayretinde olduğunuzu düşünmüştüm..Aktaramamak konusu ise göreceli..o halde !
    “ Kaldı ki mevcut durum, temel toplum haklarını ve dolayısıyla insan haklarını arama mekanizması olan bilgi edinmeyi fazlasıyla ihlal etmektedir.
    Eğitim düzeyine de seçme hakkını “orantılı” vermelisiniz.”(Z.Ö)

    Siz bu iki cümleyi aynı yazıda nasıl ard arda kullanabildiniz?Orantılı seçme hakkı bu bilgi edinme ihlalini körüklemeyecek mi?Ahlaklı olmak ile eğitimli olmayı doğru orantılı düşünmüşsünüz!
    “Bu önerinin, temel insan haklarını zedeleyeceğini asla düşünmüyorum.”(Z.Ö)
    Buna sadece pes diyorum..
    “Ehliyetli insanların toplumu yönetmesi, ayrıca cahilliğin de ortadan kalkmasına,
    toplumun her zaman daha ehliyetli insanlar tarafından yönetilmesine, kalkınmanın ve genel yararın daha hızlı kazanılmasına katkı sağlayacaktır.”(Z.Ö)
    Cahile tanınmayan seçme hakkı gibi eğitim hakkının da bu ehliyet sahibi olma kriterlerini belirleyenlerce engellenmesini nasıl önlemeyi düşündünüz?
    Bu teoriniz, “en bilgili, en insan” mantığı üzerine temellendirilmiş.Benim için İnsan olmanın gereği “akademik bilgi”değildir.

    10.Yorumunuza cevap:
    “ sn. çuvaldız,
    görüyorum ki, yazının ana amacının dışındaki ciddi olmayan kısımlarla ilgilenmişsiniz.”(Z.Ö)
    “Amaçla alakası olmayan ciddi kısımları sadece gevezelik olsun diye mi yazdınız!
    Bunu yine de ciddiye alıp, açıklama yaparak, yerinde imha etmiş bulunuyorum.”(Z.Ö)
    İmha edilmiş olması ile ilgilenmiyorum inanıp inanmamanız benim için daha önemli!“Ama “zamanında okurken” bu yazıyı, oradan selamsız geçişinizin altında bir fırsatçılık mı aramalıyım? “(Z.Ö)
    Buna daha önceki ksıstlı zaman içinde cevap vermiştim..Aklıma ise fırsatçılık hiç gelmemişti.
    15.yorumunuza cevap:
    “Bu nedenle, yazımın arkasındayım ve objektif niyetlerle eleştirilerden ders çıkaracağımı taahhüt ediyorum. Ancak, bu günkü özel duruma yamayarak, “şeytan taşlama” misyonuna soyunanlarla bu konuların tartışılmayacağını biliyorum. /zihni demiştim.”(Z.Ö)
    Hala neyin arkasında durduğunuzu cesaretle açıklayamıyorsunuz.Yazınızdan o kısmı silmiş olmanız ne değiştirdi.!
    “Bugün demokraside yaşanan bir takım problemlerin kaynağı cahil insanların oy kullanıp kendilerine benzer insanları(çoğunluk oldukları için 1=4 le dengeleyerek önlemek)iktidar sahibi yapmalarını ENGELLEYEREK çözebiliriz mi yazınızın arkasındaki fikir?
    17.yorumunuza cevap:
    “CB seçimlerinde olup-bitenler pek umurumda değil. Al birini vur ötekine.”(Z.Ö)
    Umurunuzda olmayan bir konu için(seçilen ve seçen) neden teori ürettiniz?Al birini vur ötekine diyecek kadar umutsuzsanız teorinizi hangi sağlam mantığa dayandırdınız?
    ”Öz eleştiri mekanizması neden çalışmaz bu toplumda?”(Z.Ö)
    Özeleştiri denen şeyi genele uygulamadan önce bireysel olarak da yapmamız gerek ve merak etmeyin küçümsemek ile özü eleştirmek arasındaki farkı en az sizin kadar biliyorum ve bu halkın cehaletini onun küçümsemek ve hatta 1=4 diyecek boyuta taşımıyorum.
    ”Verilen kararların kutsallığı nerresinde?”(Z.Ö)
    Demokraside kutsallık kavramına hiç inanmıyorum.Bunu sadece dinci mantıkla bir yerlere oturtabilirim!
    “Topluca intihara gitmenin topluca yapılan hatalardan kaynaklanabileceği neden düşünülüp tartışılamaz?”(Z.Ö)
    Haklısınız!
    “Özeleştiri” ile “KÜÇÜMSEME”yi neden karıştırma gereği duyarız?”(Z.Ö)
    Biri gelişme adına yapılır diğeri de engelleme yada fırsatçılık adına yapılır,karıştırılmaları pek mümkün değil yani!
    “Hep “dayatılanı” yutmak adeti nasıl anlayışın ürünü olabilir?”(Z.Ö)
    Karşıdakini ikna edilebilecek cahil olarak görme mantığının ürünü.
    “…… bunların cevabını arıyorum. Veridiğim cevabı beğenmeyenlerin
    verecekleri cevabı arıyorum.”
    Beğenmeyen biri olarak bunlar benim cevaplarım en az sizin kadar ifade etme hakkım var oy hakkım gibi elimden alınamaz.!!
    “Yattı balık yan gider demokrasi tam gider” demiyorum.(Z.Ö)
    Ben de..
    24.yorumuza cevap:
    “Fikir üretmek yerine argolara sığınanlarda tartışacak bir değer göremiyorum. Bu nedenle cevap da vermiyorum, yok şöyle oldu yok böyle oldusunu… Polemiği çok iyi becermeme rağmen, fikirlerin güme gitme ihtimali ve tartışabilen arkadaşlara saygımdan dolayı, buna da tenezzül etmiyorum sabrımın son damlasına kadar.”(Z.Ö)
    Siz bilirsiniz ama yorumumun hiçbir yerinde argo kullanmadım..polemik konusunda sizin kadar iddialı değilim.Fikriniz güme gitmesin diye alıntı yaptığım kişi ve bloğun size ait olduğunu belirttim ve size de bu konudan haberdar ettim.
    “Zihni bey özeleştiri yapıp kendinizi küçümsemeden… diye devam eden sözlerinizin değeri nedir sizce demokrasi kültürü açısından?”(Z.Ö)
    Çok samimi bir soruydu teorinizde kendinizi nereye koyduğunuzu bilmek istedim…demokrasi kültürü açısından karşılıklı tartışılabilirlik mümkün mü diye anlamak açısından.
    ”“öz eleştiri”yle “kendini küçümseme” arasındaki farkı kimler kavrayabilir?
    Tartışmaktaki amaç hırpalama ve nefret kusmak mıdır, yoksa doğrularla yanlışları ayırmak kültürü mü?”(Z.Ö)
    Ben ikincisi açısından bakmış ve sizin teorinizin yanlışlığına vurgu yapmıştım.çıkış noktanıza değil!Hırpalama yada nefret asla yoktu!
    “Son olarak, “empati”nin iletişimdeki gücü hakkında bilgi sahibi misiniz?”(Z.Ö)
    Pek tabii ki bu nedenle “Çuvaldız’ı” benimsedim..
    “Evet arkadaşlar, çıtayı yükselteceksek, devam edelim. Yoksa zaman öldürtmeye çanak tutmayalım.”(Z.Ö)
    Küçümseme ile özeleştiri arasındaki farkı sormuştunuz;bu cümleniz açık bir “küçümseme” örneği.

    Demokrasi farklılıkları asgari müşterekte uzlaştırma kültürüdür desek ve kültürümüzün de bireylerin salt akademik eğitimleri ile oluşmadığını göz önüne alırsak bir zamanlar Arjantin ekonomisini dibe vurdurtan olayların neden ülkemizin “çoğunluğu cahil”olan insanlarının başına gelmediğini anlamamıza yarar diye düşünüyorum.
    Cahillikle, sabrı ve tevazuyu karıştırmayın..

  35. 06 Mayıs 2007 - 15:14 35.Bulent Murtezaoglu

    Cuvaldiz hanim, yok anlatamamisim (Suat bey haric). Bir daha deneyeyim:

    Toplumu yonetmekle devleti yonetmeyi farkli goruyorum ben (Zihni bey gormeyebilir bilmiyorum). Ister istemez devlet gucunu kullananlarin topluma etkisi oldugunu anliyorum, ama pesinen ‘yonetiliyoruz’ hatta ‘yonetilmeliyiz ve su yonetmeli’ denmesini anlamiyorum. O yuzden tek suru tek coban modeli en azindan arzu edilen durum degil benim icin, bunun pesinen kabulu dogru degil diye zaten siz de bunu demek istememissinizdir demistim Suat beye.

    Malum kaval sesini takip ettiği inancı ile sürüden sayılabilirsiniz ama bir aklın ürettiği fikri de koşulsuz kabul ettiğiniz de sınıf farkı olan başka bir sürüden olmazmısınız?

    Gayet tabii. Zaten diyorum bunu ben. Bunlardan tam anlamiyla kacis mumkun mu bilmiyorum. Benim Suat beyi ‘oyle dememk istememissinizdir’ diye uyarirken aklima olan benim koyun olmadigim degildi, ikbal sahiplerine cobanlik payesi vermemizdi.

    Zihni bey’in argümanı için…halkı sınıflara bölmek ve oylarını tartmak yerine seçilecek olanlarda daha fazla nitelik arasak ve bunu şartlasak!

    Guclerini biraz kismak, coban yerine coban kopegi gibi gorup (guden cinsten degil kurtla ugrasan cinsten) ’su isi hallet’ tarzinda davranmak, zebella gibi tepelerine dikilip ‘dogru konus, dogru calis sonra karismam’ demek filan da mumkun. Sizin dediginiz de baska acidan makul, zaten belki secimlerde adaylardan kimin ehil olduguna bakiliyor diye dusunuyoruz teorik olarak.

    Her üzerine kafa yorulan fikrin değerli olduğunu sakın iddia etmeyin.Hitler de ari ırk için kafa yormuştu!!!

    Allah Allah. Bakin, bir topluluktan karar cikartmak sadece cumhurbaskani secimi veya siyasetle sinirli degil. Karar veren topluluklarin verdikleri karari ne derece anlayarak verdiklerine bakmak siyaset disinda da arastirma konusu. Cikabilecek muhtemel bir sonuc bugunku manasiz cekisme ve kutuplasmada ise yaramadi diye insanlar bunlari dusunmeyecek degil. Eger herhangi bir sekilde size itici gelen bir sonuc cikabilecek bir dusunce silsilesine ‘bu dusunulmeye’ diyecekseniz bunda serbestsiniz tabii, ama engellemeniz — isaret ettiginiz Nazi duzeni altinda yasamadigimiz icin — cok sukur ki mumkun degil. Hitlerin verdigi zararin kaynagi ojenik dusuncelerin dusunulmus olmasinda degil, bunu yaptirici gucun eline gecmis olmasinda aranmali. O da secilmisti, hatirlatayim. Arzu ederseniz isler iyice sirazesinden ciktigina gore yukarida konustugumuz ‘bizi yonet abi’ tarzina da baglayabiliriz onu.

  36. 06 Mayıs 2007 - 17:35 36.zihniorer

    Geldiğimiz son noktayı, başlangıç kabul edersek, -ki asıl olunması yerdeyiz bana göre. Keyifle ve anlaşılır dille tartışabiliriz. Bu güzel günün birkaç saatini denizde geçirmenin dinginliğiyle, sanırım bu uzunca eleştirilere daha anlamlı cevap verebilirim.
    Paradigma çakışmasının olduğu yerde, farklı düşünceler ne kadar anlam kazanır bilinmez.
    Ancak, en azından, zaman katalizörünün gücüne terk edilecek zorluklardan umut kesilmez.

    Sn. Yaman bey’in değerlendirmelerinden başlayarak, “kısadevreleri” çözmeye çalışalım.
    Siz farketmeseniz de iyi niyet ip uçlarını, küçük birer öz eleştiri erdemliliği sayıyorum ve, geçmişe ait şikayetler üzerinde durmuyorum.

    Formel eğitimi kutsayan, cahilliği ise diplomasızlık ile eşdeğer sayan bu görüşünüze katılmadığımı daha önce de (Anadolu Erenleri ve hatta Resulullah (s.a.v) örnekleriyle) belirtmiştim. Etrafımızda bile nice insanlar vardır ki, formel eğitim ile hiç tanışmadıkları halde inanılmaz bilgeliğe sahiptirler. Öyleleri de vardır ki, ünvanların en büyüğüne sahip olmakla birlikte cahilin cahilidir.(Y:A)

    Yazımın herhangi bir yerinde, sadece “diplomayı” eğitim sayan bir söz bulamazsınız. Kaldı ki, Hz. Muhammed gibi, tarihte de günümüzde de diploması olmayan, bir şekilde yolunu bulup önemli bilgilerle donanan birçok insan vardır elbette. Günümüzde canlı örnek olarak, değer verdiğim Yaşar Kemal, Belki sizin daha çok değer vereceğiniz ve Emine Şenlikoğlu…. Gibi yazarların diplomaları olmaması, onların cahil olduğu anlamına gelmeyecektir.
    İlk okul diplomalı bir işçinin, önemli bir buluş gerçekleştirdiğini biliyorum.

    O zaman uzatmıyorum ve bu noktadan girişinizin sıfır ile çarpılmasını talep ediyorum.

    meclis üyelerini, dolayısıyla hükümet üyelerini seçen “anadolu halkını” cahillikle nitelemenize gönlüm razı gelmiyor. Bekir Coşkun’un “göbeğini kaşıyanlar” diye aşağıladıkları arasında beş tane Bekir Coşku’u cebinden çıkaracaklar olduğuna/olabileceğine fena halde inanıyorum.(Y:A.)

    Evet ısrar ediyorum ve itiraf edelim, Anadolu halkı cahil bırakılmıştır. Cahillik belli bir düzlemden sonra, kader haline gelebiliyor ki, o düzlem, kurtulmak için atak yapma yeteneklerini de öldürüyor. Bekir Coşkun aşağılıyor olabilir, ama ben biraz kızgınlıkla beraber sadece acıyorum.

    “…Eğitim düzeyine de seçme hakkını “orantılı” vermelisiniz.”(ZÖ)
    ifadeniz, “teori” diye nitelediğiniz yazınızda durdukça ben “kesip attığınız tırnakların” hala size ait olduğuna inanmaya devam edeceğim.
    (Y.A.)
    Bu düşünce, eğitime talep yaratması açısından bir düzeye konulmuş çıta olamaz mı?
    Evet, kesip attığım tırnağımın parmak tarafında kalan kısmıdır o. Düğüm çözme durumlarında tırnakların önemini anlamalıyız.
    “…Bu önerinin, temel insan haklarını zedeleyeceğini asla düşünmüyorum.” (ZÖ)
    diyebilmenizi ise, bu tartışmayı artık uzatmamam gerektiğinin kanıtı olarak görmem gerektiğini düşünüyorum.
    Selam ve sevgilerimle.
    Yaman Avcı

    Bu önerinin, temel insan haklarını zedeleyeceğini asla düşünmüyorum.Kaldı ki mevcut durum, temel toplum haklarını ve dolayısıyla insan haklarını arama mekanizması olan bilgi edinmeyi fazlasıyla ihlal etmektedir.
    Ehliyetli insanların toplumu yönetmesi, ayrıca cahilliğin de ortadan kalkmasına,
    toplumun her zaman daha ehliyetli insanlar tarafından yönetilmesine, kalkınmanın ve genel yararın daha hızlı kazanılmasına katkı sağlayacaktır.

    Bu paragraf ilginizi çekmedi sanırım. Oysa düğümün çözüldüğü paragraftı bu.
    Tartışmamak iradesi kendi elinizdedir elbette. Tıpkı bir su musluğunun kapatma tutamağı gibi. Ancak, yazıdaki paragrafların ağırlık merkezlerini ıskaladığınız zaman, suyu musluktan kapatmak yerine, ağaç takoz ile tıkamya dönüşür bu son.
    Saygıyla kalın.

  37. 06 Mayıs 2007 - 17:57 37.çuvaldız

    Bülent bey,
    Bana iki soru sordunuz;
    Birincisi Niye Zihni beyin derdinin bugunle ilgili oldugunu dusunuyorsunuz?
    Suat bey’in alıntıladığı Bekir C.ilhamlı yazı ile Aziz Nesin ilhamlı Zihni bey’in teorisi zihniyet kardeşliği çağrışımı yaptırdı bende kısaca aşağıdaki soruyu* sormanıza sebep yok!

    Ve bugün ile alakasını otomatik olarak kurmamın nedenini çok iyi algılayabilirsiniz;AKP ye oy veren yada verecek olan göbeğini kaşıyan ile cahil bulunan halkın seçme iradesinin sınırlandırılması.Bugünlerde bu sınırlamayı çok açık bir şekilde yaşadık.
    AKP taraftarı değilim ama verilen oylar ile iktidar olmuş bir partinin CB için gösterdiği adayı bir çeşit Bizans oyunu(Bekir L.Yıldırım) ile engelleme çabasının nedeninin bu Cumhuriyeti ve halkını korumak gayreti olduğuna inanMIyorum.

    *Diğeri de”Ben mi Zihni beyle zihniyet kardesiyim? Yoksa Zihni beyin dediği ile bugun CHP’nin dedigi mi kardes?”

    Seçilenler için çaban köpeği daha uygun dediğiniz için;
    Vekil tayin ettiğiniz kişiye bir görevi ifa etmesi için bir makam tahsis edersiniz ve o makamın olanaklarını halkın menfaati doğrultusunda kullanma salahiyetiyle beraber.Olası bilinçli yada bilinçsiz suiistimali önlemek için de caydırıcı kanuni yaptırımları kullanırsınız.
    Bu kanunları ve görev tanımını, karar veren topluluk sayılan halkın, cahil kesimi yapmıyor (anayasamızın altında pek çok prof.un imzası var)Bugünkü anayasayı hazırlayanların en kuvvetli iddiaları “amacımız 100-150 kez oylanacak kadar çıkmaza düşülüp kaos yaratılmasın diye kolaylaştırıcı olarak hazırladık” olmasına rağmen bugün olanların sorumluluğunu kimde arayacağız?
    Düşünülmesin zinhar dediğim bir şey yok!Bilakis ortada olması doğruluğunu yada yanlışlığını tartışmak açısından faydalı AMA bence el insaf, insanca yaşamak için ehven-i şer kabul edilen demokrasinin olduğu yada olmadığı söylenen nimetlerinden yararlanarak bu tür sınıf ayrımcılığının zeminini sağlamlaştıracak fikirlere sahip zihniyeti anlama çabamı da es geçmeyin lütfen .. ben de bunu düşünüp karşı çıkabilmeli ve hatta bence bir başka örnekle de eşleştirebilmeliyim öyle değil mi? (Hitler)
    Güç amacı dışında beslenip yok edici olarak da kullanılabilir bu zihniyeti ne durdurabilir ki?
    Gücü besleyen kaynaklar!
    Cahil halkın elinde sesini duyurabileceği oy hakkını aldığınızda ona sadece başvurabileceği kaba kuvvetini bırakırsınız.Size bağıran sesin sahibine neden bağırıyorsun demeden önce onun fısıldadığını duymak gerekir.
    Çok şükür ki mümkün değil dediğiniz şu anda Hitler düzeninde olmamamızın sebebi nedir sizce?
    Ben yönetilmeye ihtiyaç duymuyorum,ihtiyaç duyduğum şey sahip olduğum sosyal hayat imkanlarımı kanunların bana izin verdiği ölçüde kullanabilmek.
    Yönetilip, düzeni korunacak olan, devlet işleri ki halka hizmet edebilsin.

    Yazı içinde kopukluklar olabilir bugün çalışıyorum ve her pc başına geçtiğimde kaldığım yerden devam etmeye çalıştım..Umarım ne düşündüğümü çok anlaşılır olmasa da ifade edebilmişimdir.

  38. 06 Mayıs 2007 - 18:27 38.çuvaldız

    36 nolu yoruma istinaden;
    “…Eğitim düzeyine de seçme hakkını “orantılı” vermelisiniz.”(ZÖ) Bu düşünce, eğitime talep yaratması açısından bir düzeye konulmuş çıta olamaz mı?

    Seçtiği kendine dönmeyecek ise,1/4 varlığı ile adam yerine zaten konulmuyorsa neden kendini adam yerine koymayanlara benzemek için eğitim talep etsin ki?İntikam mı yoksa bir zamanlar kendisinin de öyle olduğunu bildiği benzerlerine hizmet aşkı mı bu çıtayı yükseltme gayretini tetikleyecek?

    “Bu önerinin, temel insan haklarını zedeleyeceğini asla düşünmüyorum.Kaldı ki mevcut durum, temel toplum haklarını ve dolayısıyla insan haklarını arama mekanizması olan bilgi edinmeyi fazlasıyla ihlal etmektedir.”(Z.Ö)

    Mevcut siyasi durum en azından evet,zorlaştırıyor ama yolları daha en başından küçümseyerek kapatmıyor (ihlal etmiyor).

    “Ehliyetli insanların toplumu yönetmesi, ayrıca cahilliğin de ortadan kalkmasına,
    toplumun her zaman daha ehliyetli insanlar tarafından yönetilmesine, kalkınmanın ve genel yararın daha hızlı kazanılmasına katkı sağlayacaktır.”(Z.Ö)
    Mevcut eğitim sistemimizin ürünü insanların bunu yapması mümkün değil sanırım, ne de olsa onlar da bu şikayet edilen toplumun ürünleri !Eğitimi mükemmel seviyede olan başka ülkelerden ithal yöneticiler mi getirtsek..en azından biz heveslenip kendimizi yönetecek(!) eğitim seviyesine gelene kadar,ne dersiniz? Bu da sizinki gibi bir teori tabii..!

    Çalışan bir insanın dingin olmayan ruh hali ile yazdım,açıkça şimdi sizin yerinizde olmayı istedim..neyse bu bana doping olur çıtamı yükseltebilirim.

  39. 06 Mayıs 2007 - 18:40 39.zihniorer

    Sn. çuvaldız Hanım,

    Zihni bey sadece size hitaben,
    Evet sadece ben alıyorum bu hitabı

    Bekir Coşkun ile “zihniyet kardeşi” ilan ediyorsunuz beni. O Kemalist, bendeniz “özgürlükçü (demokratik) sosyalist” olaki rezonansa gelinebilecek noktalar olabilir. Sizinle de olabilir “zihniyet kardeşliği” belirli konularda. Bunu rastlantı sayın lütfen. Ama, ana amaçlarımızın farklı olduğunu da kabul edebilirsiniz. O CHP’nin iktidar yolunu açmayı amaçlamış olabilir, bendeniz ise, AYDIN BİREYLERDEN OLUŞAN, AYDIN BİR TOPLUM amaçlıyorum.

    Bu yazımın OY VERME noktasında odaklanmış olması, bir yerden başlanması gerektiği düşüncesinden doğmuştur.
    Montaigne’ye sormuşlar, “hocam, erkekler nden kadınların ellerini öperler? Eee. Bir yerlerden başlamak gerekir” demiş.
    Bu toplumu aydınlanmaya götürecek başka itici yollar da bulunabilir elbette. Ama ben buradan başladım.

    “Buraya aktarmadığım kısımların oldukça abartılı ve biraz da “gevezelik” olduğunu kabul ediyorum.”(Z.Ö)
    Çok şükür..ben alıntılayana kadar farkına varamamış olmanıza üzüldüm..

    Bakın, ben de üzüldüğünüze üzüldüm şimdi.
    Bir ağaçtaki çürük meyveyi düşürebilmek için biraz daha kıvamında sallamak gerekirmiş. Siz biraz sert salladınız galiba? Olgunlarını da düşürdünüz. Çürükler yerde kalsın, olgunlarını geri toplamama izin verin lütfen

    . ““çuvaldız” lakaplı bir konuk, bu yazının abartılı kısmını (belki eleştirel uslubun kışkırtıclığına dayanarak buraya aktarmak istemiş. Ama aktaramadığı görülüyor.”(Z.Ö)
    Kışkırtmak değil çözüm üretmek gayretinde olduğunuzu düşünmüştüm..Aktaramamak konusu ise göreceli..o halde !

    O haldesi şudur:
    Bardağın sadece boş tarafını görmeniz. Aktaramamanızdan dolayı suçlamış değilim.

    Kaldı ki mevcut durum, temel toplum haklarını ve dolayısıyla insan haklarını arama mekanizması olan bilgi edinmeyi fazlasıyla ihlal etmektedir.
    Eğitim düzeyine de seçme hakkını “orantılı” vermelisiniz.”(Z.Ö)
    Siz bu iki cümleyi aynı yazıda nasıl ard arda kullanabildiniz?Orantılı seçme hakkı bu bilgi edinme ihlalini körüklemeyecek mi?Ahlaklı olmak ile eğitimli olmayı doğru orantılı düşünmüşsünüz!

    O cümleleri siz ard arda koydunuz ben değil. Bunu neden yaptınız şimdi? Tuzak mı kuruyorsunuz bana:) bu tuzağa da düşüremezsiniz.
    Cümlelerin sıralaması ilk ana yazıda şöyleydi:
    Ehliyet eğitimini almamış bir insana nasıl araba kullanma yetki ve hakkını vermiyorsanız,
    Eğitim düzeyine de seçme hakkını “orantılı” vermelisiniz

    İkinci cümle sıralaması:birincinin devamı olarak aradaki cümlelere dikkat:
    Çünkü, biri bilgisizlikten dolayı kendi canı ve birkaç canı yok etme riski taşıdığı halde,
    ikincisi, bir neslin geleceğini yok etme riski taşımaktadır.
    Bu önerinin, temel insan haklarını zedeleyeceğini asla düşünmüyorum. Kaldı ki mevcut durum, temel toplum haklarını ve dolayısıyla insan haklarını arama mekanizması olan bilgi edinmeyi fazlasıyla ihlal etmektedir.

    Cahile tanınmayan seçme hakkı gibi eğitim hakkının da bu ehliyet sahibi olma kriterlerini belirleyenlerce engellenmesini nasıl önlemeyi düşündünüz?

    Talep kışkırtması yapıyorum burada. Bu da mı zor? Jeneratörün iç yapısından bir örnek vereyim size, daha kolay anlaşılsın diye.
    Jeneratör, (kısaca) elektrik üreten bir makinedir. Bu makinenin sargısına 10 voltluk bir uyartım akımı verdiğiniz zaman, 220 volt üretilmesine katkı yaparsınız.
    Bu 10 voltluk enerji, makinenin talebidir. 220 volt ise arz.
    Siz cahil bırakılan halkın 10 voltlu talebi karşılatması olasıdır. Ama, sizin de kaygınız olan 220 voltu o elit kesim yedirmiyor. Siz 10 voltu alırsanız, 220 yi yaratırsınız.

    Yoruldum, buradan ötesi zaten daha öncekilerin tekrarı olacaktır.
    Sağlıklı kalın.

  40. 06 Mayıs 2007 - 18:49 40.Bulent Murtezaoglu

    Cuvaldiz hanim, anladim dediginizi galiba, fazla elleyecegim birsey yok, tesekkur ederim.

    Simdi baska hinzirlik yapayim:

    Eğitimi mükemmel seviyede olan başka ülkelerden ithal yöneticiler mi getirtsek..en azından biz heveslenip kendimizi yönetecek(!) eğitim seviyesine gelene kadar,ne dersiniz? Bu da sizinki gibi bir teori tabii..!

    80,000 sayfa oldugu soylenen AB muktesebatina uyum bu dediginizin kimseyi ithal etmeden yapilmasi degil midir? Ayni sekilde bize nutuk atilirken IMF’in icazeti ve yonlendirmesiyle is yapilmasi ne demektir? Bunu AKP yapmiyor sadece elbette (baskasi olsa da cok farkli olmazdi), bu yapilanlarin hepsi kotudur de demek istemiyorum, ama ima ettiginiz sey olmuyor degil ki zaten? Icinde bulundugumuz guc dengesi ve yapi zaten itiraz ettiginiz seyin olmasini dayatiyor buyuk olcude.

    Surada ayriliyoruz belki: cok kuvvetli bir merkezi devletin varligi ve bir sekilde idarecilerinin secilmis olmasi o gucu halkin kullaniyor oldugunu gostermiyor. Daha dogrusu gostermesi gerekmiyor. Bugunku cekismeden bagimsiz olarak bakarsaniz, — baska yer bilmedigim icin ornek diye kullaniyorum — ABD’nin de farkli olmadigini; guc odaginin teslim edildigi kisilerin secilmis olmalarinin — belki Zihni beyin de tepki gosterdigi sekilde/sebepten — hicbir seyin garantisi olmayip, surada orneklendirdigim sekilde gayet guzel gercekle ve ihtiyaclariyla alakasiz sekilde yonlendirilebildiklerini goreceksiniz (malesef tercume etme imkanim yok su anda).

  41. 06 Mayıs 2007 - 19:34 41.çuvaldız

    Bülent bey hınzırlığınıza sevindim ama şimdi cevap yazabilecek zamanım yok ama yarın bu vaktimin olacağına inanıyorum..
    iyi akşamlar,

  42. 06 Mayıs 2007 - 23:56 42.esra

    bekir coşkun iyi midir kendide midir büyük merak içindeyim.
    yazdıklarının umarım farkındadır.

  43. 07 Mayıs 2007 - 12:36 43.çuvaldız

    Bülent bey,
    “80,000 sayfa oldugu soylenen AB muktesebatina uyum bu dediğinizin kimseyi ithal etmeden yapilmasi degil midir?”(B.M)
    Haklısınız peki demokrasi,cumhuriyet ithal değil mi?Mümkün olmayan sınırsız özgürlük(ne demekse)habire burnumuza uzatılan havuç değil mi?Hayal dünyası yaratıp peşinden koşturmak,özgürlük adına kuralları yasakları arttırmak!Yapma ! daha özgür ve bağımsız olacaksın, ama ilk emir ,yapma yada yapmazsan!
    “Ayni sekilde bize nutuk atilirken IMF’in icazeti ve yonlendirmesiyle is yapilmasi ne demektir?”(B.M)
    Bu dünkü iş değil;Ya Osmanlı bankasının paravan olarak Almalardan alınan borçların ödenmesi için kurulması!
    “Bunu AKP yapmiyor sadece elbette (baskasi olsa da cok farkli olmazdi), bu yapilanlarin hepsi kotudur de demek istemiyorum, ama ima ettiginiz sey olmuyor degil ki zaten? “(B.M)
    Olmuyor demiyorum ki,hatırlarsanız ben işi Muzmin bey gibi abartmış nerdeyse bir büyük oyun içinde olduğumuza inanmaya başladığımı söylemiştim.(Ki siz de bunun delillerini yada adresini Muzmin bey’e sormuşsunuz ki o da “inanlar çıkar “diye adres vermemiş)
    Gördüğüm, kim, hangi iktidar yada hangi yol olursa olsun doğrultu tek yön.Çözüm nedir inanın bilmiyorum.(Hissettiğimi itiraf etmek vazgeçmek olur ki henüz “vazgeçebilmeyi” kaldırabilecek kadar güçlü değilim)
    “Icinde bulundugumuz guc dengesi ve yapi zaten itiraz ettiginiz seyin olmasini dayatiyor buyuk olcude.”(B.M)
    Maalesef çok üzgünüm ama haklısınız…
    “Surada ayriliyoruz belki: cok kuvvetli bir merkezi devletin varligi ve bir sekilde idarecilerinin secilmis olmasi o gucu halkin kullaniyor oldugunu gostermiyor. Daha dogrusu gostermesi gerekmiyor.”(B.M)
    Evet,o zaman gücün kaynağını güç pompalayan durumundan çıkartmak,azaltmak yada küçültmek gerekiyor,peki bu oldu diyelim,toplum mühendisliği dediğimiz kuşatılmış kalp ve beyinler ne olacak?
    Çözüm eğitim ve elitlermiş gibi görünüyorsa da teslimiyet içinde olanlar onlar değil mi zaten.Eğitim dediğimiz şey Suat bey’in ısrarla üzerinde durduğu “öğütüm”değil mi?İnsanlar birey olmayı değil nefer olmayı öğreniyor.Sınıflamaya,ayrıştırmaya programlanıyor bu insanların demokrasi tanımı ne olabilir ki?
    Ne fark edecek sistemin güç trafosunu kesseniz de yıkanmış beyinler,empoze edilmiş inançlar ne olacak!
    Suat bey bir yazı başlığını “vuruşarak çekilenler” olarak yazmış ya durumumuz aynen öyle yada en azından ben öyle hissediyorum.

  44. 10 Mayıs 2007 - 11:56 44.Suat Öztürk

    Emre Aköz’de girmiş bu “göbeğini kaşıyan adam” konusuna:

    (Link genel olduğu için buraya alıyorum yazıyı)

    ***

    http://www.sabah.com.tr/akoz.html

    Bak sen şunun yaptığına!

    Dün burada sosyalist siyaset bilimci Fikret Başkaya’dan alıntı yapmıştım: “27 Mayıs 1960 darbesi sonrasında, askeri cuntanın ‘ demokratik anayasası’ için referandum yapıldığı günlerde, lise mezunu olmayanların referanduma katılmasının engellenmesi hararetle savunuluyordu.”

    1960′lardan günümüze, yarım asra yakın zaman geçti ama zihniyet değişmedi:

    “Fikret Bey’e benden selam söyleyin” diye başlayan bir okur mesajında şu cümle göze çarpıyordu: “Tabii ki ilkokul mezunu ile benim oyumun değeri aynı olmamalı…”

    ‘Okul eğitimi’ ile ‘oy verme hakkı’ ya da ‘oyun ağırlığı’ arasında nasıl bir ilgi var acaba?

    Bu soruya cevap vermeden önce, bir noktaya daha değineyim: Geçenlerde Hürriyet yazarı Bekir Coşkun, TV karşısında ‘göbeğini kaşıyarak’ oturan adamdan söz ediyordu. (3 Mayıs)

    Tayyip Erdoğan işte “o cahil, bilgisiz, dünyayı umursamayan, gözünü magazin programlarından ayırmayan” adama güveniyormuş.

    Doğru! Tayyip Erdoğan göbeğini kaşıyan adama (da) güveniyor. Ancak bu saptamayı yaparken bir şeyi unutuyoruz: O adam aynı zamanda bir ‘ekonomi aktörü’.

    Yani bir ‘çalışan’: İşçi, köylü, küçük esnaf… Üretim ya da dağıtım sektöründe yer alıyor.

    Göbeğini kaşıyan adam, Coşkun’un yazdığı gazetenin üretilmesi için matbaada çalışırken, iyi…

    Ya da o gazeteyi okura zamanında yetiştirmek için direksiyon sallarken de iyi…

    Ama aynı kişi oy verirken birdenbire kötü adam oluveriyor.

    Şu örneği sık sık veririm:

    Bir simitçiyi düşünün. (Göbeklisinden!)

    Simit satmak ilk bakışta dünyanın en sıradan işidir. Acaba gerçekten öyle mi? O kadar basit mi?

    Gelin simitçinin yaptıklarına bakalım: Sabahın köründe uyanır… Fırından simitleri alır… Onları müşteriye gelişigüzel sunamayacağı için itinayla yerleştirir… Nasıl bağıracağını hesaplar: ‘ Çıtır’ mı diyecek, ‘ sıcak’ mı?.. Piyasa çeşitlenmiştir: Simidin yanında zeytin ezmesi ve krem peynir de satar… Simitleri alıp götürmek isteyen müşteri için kâğıt mı bulundurmalı yoksa küçük poşetler mi?.. Camlı tekerlekli tezgâhının üstünde hangi yazılar bulunmalı?.. En çok simit hangi köşe başında satılır?..

    Bunlar bir anda aklıma gelenler. Kim bilir başka hangi ayrıntıları düşünmek zorundadır ‘göbeğini kaşıyan’ simitçi? Mesela: Ara sıra patakladığı ama canı gibi sevdiği oğluna en uygun ayakkabıyı nereden satın alacak? Ayakkabı ucuz ve kalitesiz olursa, kısa sürede eskir, yenisi gerekir. Pahalı ama kaliteli olursa, bu kez de bütçesi sarsılır.
    Göbeğini kaşıyarak TV izleyen ilkokul mezunu simitçi, neticede sizin gibi, benim gibi, ülke ekonomisinin bir parçasıdır.

    O da işini geliştirip ’simit dünyası’ türü bir dükkân açmanın hayallerini kurmaktadır.

    Bunu nasıl yapacaktır?

    Bekir Coşkun’un yazdığı Hürriyet gazetesi, Nobel Barış Ödülü’nü kazanan Bangladeşli iktisatçı Muhammed Yunus’a alkış tutuyordu bir haberinde.

    ‘Alkış tutmakta’, övmekte haklıydı da: Çünkü Yunus, yoksul ve dar gelirlilere, ‘mikro kredi’ sağlayan bir sistem geliştirmişti.

    Sadece üç-beş bin lirayla (hatta çok daha az) iş kuran ‘küçük’ insanların mucizevi başarıları karşısında kim sevinmez, kim umutlanmaz?

    Göbeğini kaşıyan simitçi, bu krediden faydalanarak dükkân ya da atölye açtığında memnun oluyoruz da… Aynı adam, oy verdiğinde niye bozuluyoruz?

    Sorduğuma bakmayın; ben biliyorum sebebini: Çünkü karısının başı örtülü… Çünkü yaz geldiğinde oğlunu Kuran kursuna gönderiyor…
    Çünkü cuma namazına gidiyor…

    Ve hepsinden önemlisi:

    Çünkü Deniz Baykal’a değil, Tayyip Erdoğan’a oy veriyor. Bak sen şunun yaptığına. Seni gidi göbeğini kaşıyan simitçi seni!

    ***

  45. 10 Mayıs 2007 - 14:35 45.BetüL

    Baska kasiyicilar da cikti. Kasimadan once dusunmek lazim : )

    http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=240163

Trackback This Post | Subscribe to the comments through RSS Feed

Yorum Ekleyin...